30 Ocak 2009

Akademi Ligi 13.Hafta "Zafere Doğru..."

Akademi Ligi bölge içi gruplarında son haftaya geldik. En ciddi rakibimiz olan Antep'le her iki takımımız da yenişemedi. U-14'lerde bu durum, liderliğimizi korumamıza yararken U-15'lerde beraberlik Antep'in avantajı oldu. Son maçlarımızı Gaziantep Büyükşehir Belediye ile oynayacağız.

U-14'ler de U-15'ler de haftaya bu blogda "Şampiyon" olarak anılacaklar, biliyorum...

Zafere doğru yürüyelim
İnanın çocuklar !

Alanya'ya Mavi Kuş ile...



Bu kadar özlemişken Adana Demirspor'u, Tayfa'yla deplasman yapmayı ve 3 puan alıp dönmeyi uzaklardan; elimden gelen tek şey, bu güzel Bülent Ortaçgil şarkısıyla uğurlamak sizleri. Yolunuz açık olsun Tayfa'm...


Mavi kuş her daim sarhoş
Biraz da bize kızmış
Onun için hiç yüz vermiyor
Oysa güzel şarkıları vardı
Yıldızlara ve denizlere
Ama söylemiyor ki bizlere, susuyor
Suç işlemiş eller gibi
Perondaki boş trenler gibi
Ucu görülmeyen tüneller gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş...

ADS Cafe Açıldı !

ADS Store'dan sonra pek güzel, pek ihtiyacımız olan, pek değerli bir mekana daha kavuştuk: ADS Cafe. Dernek binamızla beraber birçok işlevi üstlenecektir diye düşünüyorum. Maç öncesi toplanmalar, maç çıkışı yemek için ideal...Adana Demirspor taraftarının artık kendine ait bir cafesi var. Başta Şimşekler Grubu olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkürler...

Cafe'den ilk fotoğraflar aşağıda. Akhisar maç günü cep telefonuyla çekildi, netlik çok iyi olmayabilir ama en azından Adana'da olmayanlar için ekliyorum. Bir de adres vereyim;

ADS Cafe
Cemalpaşa Mah. Toros Cad. Bahar Sok. Köşem Apt. NO:18 SEYHAN / ADANA


Oylar Semih'e ! "SSKK 105" yaz 3969'a yolla

Blogda daha önce Kanal-A'da yayınlanan "Sen Sus Kalemin Konuşsun" yarışmasına, tayfamızın biricik halısaha kalecisi Semih'in katıldığını söylemiştik. (http://demirgibiyiz.blogspot.com/2009/01/sen-sus-kalemin-konusun.html)

Semih'in ilk skeci youtube'da yayınlanıyor;
http://www.youtube.com/watch?v=30oZR_b6mOM

http://www.ktunnel.com/index.php/1010110A/d4d2069058374ecfdac95971597afcd879bb5e549f6402b861c82440523e1c47e200a90b4460f3a015234

Jüri'nin Semih'e yaptığı yorumlar da şurada;

http://www.youtube.com/watch?v=vi8uls-mQJ4

http://www.ktunnel.com/index.php/1010110A/d4d2069058374ecfdac95971597afcd879bb5e549f6402b861c82440527b4510cd3e85441f5cf6d915234

Şimdi SMS'le Semih'e destek zaman. 13 hafta sürecek yarışmanın birincisini seyirci SMS'leri belirleyecek. Semih'e oy vermek için SSKK yazıp bir boşluk bırakıp 105 yazıp 3969'a yolluyoruz. 4 SMS olarak ücretlendiriliyor.

Yarışma, her Perşembe 21:30'da Kanal-A'da (bu, Adana merkezli Kanal A değil, merkezi Ankara'da olan adaşı)

Uydudan izlemek için; Türksat 3A-Batı, Polarizasyon:Yatay, Frekans:12602, Sembol:4400, FEC: 3/4

Tayfa, Semih'in yanında!

Transfer...

Diyarbakırspor'da ön libero olarak görev yapan Ceyhun Yelkenci ile anlaşılmış. Ceyhun 1983 Trabzon doğumlu. Daha önce Çaykur Rizespor, Sarıyer, Etimesgut Şekerspor'da forma giymiş.

Diyarbakırspor'da görev yaptığı dönemde öğrencilerle yaptığı bir röportajda hem spor yapmanın hem öğrenim görmenin mümkün olduğunu, kendisinin de üniversite sınavlarını kazandığını ve eğitimine devam ettiğini söylemiş.

Öte yandan anlaşıldığı açıklanan Karabükspor kalecisi Kazım SARI transferinde pürüz çıkmış. Kazım'ın Alanyapor ile anlaştığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.sporadana.com

29 Ocak 2009

Ah Alican Ah !

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'nun 29.01.2009 tarih ve 47 sayılı toplantısında almış olduğu kararlar aşağıda belirtilmiştir.
...
17- ADANA DEMİRSPOR Kulübü sporcusu ALİCAN ÇELİK'in, 25.01.2009 tarihinde oynanan ADANA DEMİRSPOR - AKHİSAR BLD. GENÇLİKSPOR 2.Lig 2. grup futbol müsabakasında, rakip takım oyuncusuna yönelik kural dışı hareketi nedeniyle takdiren 2 RESMİ MÜSABAKADAN MEN CEZASI ile cezalandırılmasına,
...
Karar verilmiştir.
PFDK Başkanı
Av. Mehmet Reşat BOSTAN


Dilimin ucuna çok şey geliyor sevgili Alican kardeşim. Yanlış anlama, seni eleştirmek için değil, üzüntümü ifade etmek için. Yedek girdiğin maçta, takımımız zaten rezil bir oyun oynuyor hem de skor olarak geride ve sen tüm stadın gözü önünde rakibe kafayı yerleştiriyorsun. Ne gerek var? Üzüntüm şu ki, belki oynayamayacağın iki maçta da forma bulacaktın, belki goller atacak puanlar kazandıracaktın. Kendin açısından en önemli kısım; hayatını kazandığın futboldan uzak kalmayacaktın.

Umarım bu attığın son kafa ve aldığın son kırmızı kart olur. Seni içimizde geleceğe dair umutlar besleyerek takip edeceğiz ve umuyoruz ki Demirspor forması ile kazandığın başarılarınla sevineceğiz.

Demirspor Kredi Kartı

Kulübümüzün kalıcı gelir kaynaklarına sahip olması yönünde atılmasını istediğimiz en önemli adımlardan biriydi takımımıza yapılan her harcamadan belli oranda komisyon geliri kazandıracak olan kredi kartı. Bu konuda Bekir ÇINAR yönetimi ismi henüz açıklanmayan bir banka ile görüşmelerini son aşamaya getirmiş yakında kart piyasaya sunulacakmış.

Daha önce yaptıklarını tarihe bir not olarak düştük, o notu katladık cebimize koyduk. Bu adımdan dolayı ise mutlu olduk, projelerin devamının gelmesini diliyoruz.

Kaynak: www.kanalahaber.net

Bizim Mücadelemiz 3

Yarım kalmıştım, sevgisizdim... Sanki bir tufan herşeyimi yıkmıştı, beni tek başına bir viranenin ortasına atmıştı. Sonra o güzel insanlar çıktı karşıma. Ben kimsesiz, üzgün ve yalnızken eski bir aşkımı hatırlattılar bana. Umudu bitmiş, tükenmiş bir "yorgun savaşçı" kıvamındaki gözlerime fer bıraktılar. Bilmedim uzun süre bu duyguların, yardımların değerini... Sonra daha iyi anladım hepsinin değerini... Özgür bir kuşun kanat çırptığı engin "MAVİ"ler ile koca bir denizin en karanlık, en kuvvetli, en tutkulu taraflarını yani "LACİVERT"lerini gösterdiniz bana... Kimsenin unutmadığı acıları dindirmek istedik beraberce. Kendi acımı unutup başka acılara yelken açtım sizinle. Bazen mutlu oldum, bazen hep beraber hüzünlü. Hep bir masumduk, hiç kimse bizim kadar masum olmasa da. Biz hep bir rahatsızdık başkaları çok rahat olsada... Şimdi bol bol duraksadığım yazımda, bir sevgisizlik yaratmak istiyorum! Ama yanlış anlaşılmasın bu bize, bu cefakar taraftarlara yapılmış olan bir saygısızlığın cevabıdır! Bu "Bizim Mücadelemiz"dir!!!

Herkesin bi rüyası vardır. Herkesin hayattan bir beklentisi vardır. Bazısı çok para ister, bazısı saygınlık, büyüklük. Bazısı "herkes beni tanısın" der, bazısı kimseye karışmadan yaşamasını, kimseninde ona karışmamasını ister. İster de ister... Bizim isteğimiz belli, sürekli söylüyoruz ; "DEMİRSPOR'U DEMİRSPORLULAR YÖNETSİN!!!" istiyoruz. "Çok mu şey istiyoruz acaba?" diye düşünüyorum bazen. Sonra tepem atıyor, "Az bile istiyoruz!" diyorum. Az bile istiyoruz!!! Ben daha ne başlıklar açarım buraya sonu gelmez emin olun. Yüreklerinde sadece ve sadece Demirspor sevgisi olan insanlar bu klübe kötü bir şey olacağını hissetseler böyle davranmak istemezler ama neden? Klübü bu kadar çok sevmeseler iyi olacak galiba!!! O kadar çok sevmesinler bari sadece işlerini yapsınlar yeter.
Eğer diyorlarsaki "Biz biraz deneyim konusunda kararsız bir yapıda kaldık". Biz onlara deneyimlerinden faydalanacakları büyüklerimizi tavsiye edebiliriz. Yada "sakal" mevzuunu dert etmeden bu "Cefakar Taraftarın" ileri gelenlerine sorabilirler. Unutmayın!!! "Her ağaç kökünden büyür".
SİZ KÖKÜNÜZE İHANET ETMEYİN YETER!!!

Perşembe Konukları #1 : Talip Egemen "5,000 Gün"

-------------------------------------------------------------------------------
Bugüne dek demirgibiyiz@gmail.com adresine gelen çeşitli yazılara blogumuzda yer verdik. Şimdi yeni bir seri başlatarak bunu gelenekselleştiriyoruz. Her hafta Perşembe günleri, o hafta gelenler içerisinden bir yazıyı, "konuk yazarımız"ın yazısı olarak blogumuza taşıyacağız. Tüm okurlarımızın yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a bekliyoruz

İlk Perşembe konuğumuz Sn.Talip Egemen. Aşağıda yer alan yazısını bizlerle paylaştığı için teşekkür ederiz.

-------------------------------------------------------------------------------
5,000 GÜN
Talip Egemen


Selamlar Ankara Tayfası,

Altı ayı aşkın bir süredir bloğunuzu keyifle takip ediyorum. Keyif belki çok doğru kelime olmayabilir takımımızın durumunu gördükçe. Bu kadar umutsuzluk, bu kadar yanlışlığın içerisinde bloğa girip nefes alıyorum açıkçası. İçimden geçirdiğim düşünceler, sizin tarafınızdan o kadar güzel dile getiriliyor ki geleceğe dair umutlarım da artıyor böyle bir taraftar profiline sahip olduğumuzu görünce. Eminim her Demirsporlu gibi sizlerin de başkanlık hayali vardır. İnsana keyif veren hayaller, yapılacak transferler, yeni stat, yepyeni forma dizaynları. Umarım bir gün tayfa olarak yönetime gelirsiniz de tüm Adana Demirsporlular mutlu mesut bir biçimde yaşarız.

Bloğu hep okuyordum da yazma düşüncesi birkaç gündür blogda yer alan 5000 gün önce yazılarından sonra peydah oldu. 5000 gün önce oynanan Adana Demirspor - Altay maçı…

4-1’lik mağlubiyetle kapatılan, felaketlerle dolu koca bir sezon. 94-95 sezonu. Blogda daha önce (yanlış hatırlamıyorsam) Serdanka tarafından Demir ve Almanca Hocası ile ilgili bir yazı paylaşılmıştı. O yazı da yine bu kabus sezona aitti ve Demir’in yaşadığı acıyı derinden yaşayan biri olarak kabus sezon gözümün önünden geçmişti. Şimdi de siz durmadan hatırlatıyorsunuz ne yazık ki…

Sondan başlayayım. 5000 gün önce bir okul gezisinden dönüyorduk.19 Mayıs tatilini fırsat bilen güzel okulum (Sabancı Anadolu Tekstil Meslek Lisesi) bir Bodrum gezisi düzenlemişti ve biz Pazar akşamı dönüş yoluna koyulmuştuk. Pazartesi sabah bir moladan sonra önümdeki arkadaşın okuduğu gazeteye takıldı gözüm. Şanslıydım ki spor sayfasını okuyordu. Hemen Demirspor haberini taradım gözlerimle. 4-1 mağlup olduğumuz yazıyordu. Skor çok canımı acıtmamıştı. Ne de olsa kanıksamıştık artık. Skordan çok canımı acıtan yıldız tablosunda bulunan biletli seyirci sayısıydı. “Biletli seyirci sayısı :80” yazıyordu. Demirspor’u uğurlamaya sadece 80 kişi gitmişti. Bu takımın 15 sene boyunca Süper Lig’e çıkamayacağı bilinse belki daha çok kişi uğurlardı takımını. Ben de okul gezisine gitmez maça giderdim. Gittiğim maçlarda ne oldu derseniz, bir Bursaspor maçı var belki de en iyi mücadele ettiğimiz maçlardan biri. 3-2 kaybetmiştik ve Bursalı bir arkadaşım hala dalga geçer “kalecimiz bile gol attı size”diye. Evet ,gollerden birini Gançev’den yemiştik maalesef. Gençlerbirliği’ne 7-0 yenildik. Gençlerbirliği’nin hocası ise bir sezon önce bizi şampiyon yapan Metin Türel’di. Bizi şampiyon yaptıktan sonra yaşlı denilip, yeniden anlaşılmayan hocamız. Bir nevi Behzat Çınar olayının farklı bir versiyonu. İyi oynayıp birer sıfır kaybedilen Fenerbahçe, Beşiktaş maçları.Bir de yağan yağmurdan iç çamaşırımıza kadar ıslandığımız ve 2-1 kaybettiğimiz Galatasaray maçı…

Hep kaybedilen maçlar tabi. 29 hafta galip gelemeyince geriye 5 hafta kalıyor zaten değil mi? İlk 5 hafta...

Ne gariptir ki takımımızın ilk beş haftada 3 galibiyeti vardı. 9 puanla ligde dördüncü sıradaydı. Takımın yabancıları iyi çıkmış, Coulibaly ve Dibo’yu herkes konuşur olmuştu. Hatta 5.haftada alınan Gaziantep galibiyetinden sonra bu ikili şalvar giyip Küçüksaat meydanında o dönem henüz suyu çıkmamış olan Televole için kamera karşısına geçmişti. Her şey o kadar iyi gidiyordu ki o dönem 17 yaşında, üniversiteye hazırlanan ben için yaşanan en parıltılı sezon gibiydi. Ta ki yedinci haftada oynanan Ankaragücü maçına kadar. Kanımca Beşiktaş için 5 kırmızı kartlı Samsunspor maçı ne ise Adanademirspor için de bu maç o anlamdadır. O maçta yaşananlar belki de bu takımın küme düşmesine neden oldu, 29 hafta galip gelememesine neden oldu. Böyle bir çıkarım yapmak doğru değil tabi ama o maç öyle olmasaydı , hakem Nedim Göklü o maçı öyle yönetmeseydi , bu takım yine 29 hafta galip gelmeden küme düşer miydi diye soruyor insan.

Eminim hatırlıyorsunuzdur o maçı, takım istim üzerinde. İçeride oynadığı üç maçı da kazanmış. Favori olarak çıkıyor sahaya, tribünler müthiş. İlk golü yememize rağmen bozulmuyoruz. Dibo uzaktan çok güzel bir gol atıyor, beraberliği yakalıyoruz. Fakat ters giden bir şeyler var. Daha ilk yarı ve önemli oyuncularımızdan Cengiz Alp oyundan bir anda atılıyor. Ne olduğunu pek anlamıyoruz, ardından Dibo bir çok Ankaragücü oyuncusunu peşine takıp hepsini çalımlayıp 2-1 yapıyor skoru. Sevinçten çıldıracakken Dibo Kırmızı kartı görüyor bu sefer. Niye ? Gol sevincini seyirciyle paylaştığı için. 10 kişi oynuyorsun, öyle bir gol atıyorsun ki coşmaman mümkün değil. Tribüne giden oyuncu kart görür diye bir kural da yok o dönem. Ee niye atıldı o zaman bu adam ? Bu kez biz de 9 kişiyle direnmeye başladık, uzunca bir süre de direndik. Sonra yanlış hatırlamıyorsam yetmişli dakikalarda ilk ofsayt golü yedik. Az buz değil, bayağı bir ofsayttı. Duraklama dakikalarında ise ikinci ofsayt gol geldi. Bu ilkinden daha açık bir ofsayttı ve kaybettik. Taraftarı zaptetmek de mümkün olmadı.

Çıkan olayları tasvip etmek mümkün değil tabi ama bu maç da sıradan bir maç değil. Bir takım nasıl katledilir, nasıl hakkı yenir konulu bir film yapılsa bu maç film için senaryoya ilham verebilir. 1-0 geri düşüyorsun, 10 kişi kalıyorsun sonra beraberliği yakalıyorsun, 10 kişiyle 2-1 öne geçiyorsun bu kez 9 kişi bırakıyorlar. Yine yıkılmıyorsun bu kez nizami olamayan bir golle 2-2 oluyor ve duraklama dakikalarında nizami olmayan bir gol ile kaybediyorsun.

Sadece maçı kaybetmekle kalsa iyi, ardından taraftar olayları nedeniyle gelen 2 maç saha kapatma, deplasmanlarla birleşince üst üste gelen mağlubiyetler serisi. Ceza sonrası ilk maçın Galatasaray’a denk gelmesi. Üst üste hep kaybediyoruz. Sonrasında ise hep kaybediyoruz zaten.15 senedir de kaybediyoruz.

Dediğim gibi tüm bu yaşadıklarımızı bir maça bağlamak söz konusu değil. Sadece biraz fantezi yapıyorum ve siz Ankara Tayfasına soruyorum. “O Ankaragücü maçı öyle bitmeseydi ve biz kazanmış olsaydık neler olurdu ?”

Yine bunları mı yaşardık, yine küme mi düşerdik, yine 3. ligi görür müydük, siz yine bloğunuzda şu kadar gündür Süper Lig görmedik diye gün sayar mıydınız?

Ben kendi hayalimi yazayım. Ankaragücü maçını ve sonraki iç saha maçlarını kazanır, güçlü bir Anadolu takımı haline gelirdik. Ligi üst sıralarda tamamlayıp Bursaspor yerine Inter Totoya giden biz olurduk. Wimbledon’u deplasmanda yener, Karslruhe’yi de kendi sahamızda penaltılarla elerdik. Oyuncularımız sükse yapar milyon dolarlara taliplilerine satardık. Havuz ve futbolcu satışlarından elde edilen gelirle takım kendi ayakları üzerinde durmaya başlar, medyada görünmek isteyen başkan adayları kongrede birbirleriyle yarışırdı. Bir daha ikinci lig yüzü görmez üst sıralara oynayan istikrarlı bir takım olurduk.

Kişisel açıdan bakarsak üniversite yıllarında Adanasporlu arkadaşları tarafından devamlı dalga geçilen biri olmazdım elbet. İskenderun Demirçelik veya Mezitlispor’la da maç yapmayacağımız için İskenderunlu arkadaşlarda bana sormazdı bu hafta Demirspor ne yaptı diye…

Mevcut takımımızla hayal kurmayı başaramadığım için geçmişe dönüyorum. Geçmişle yaşamak pek doğru değil ama bu hayal hoşuma gidiyor…

Kendinize iyi bakın, ben artık her birinizi tanıyorum…

Selamlar

Unutmadan “GURBETTE DEMİR GİBİYİZ” muhteşem bir söz olmuş, kim bulduysa aklına sağlık…

28 Ocak 2009

DSGL İzlenimleri

Birkaç yazı önce Vertumnus DSGL 16.hafta sonuçlarını girmişti. Ben de bu hafta canlı seyrettiğim Adana Demirspor - Gaziantep maçından bahsedeyim.

Malum, geçtiğimiz pazar oynanan Akhisar maçı için, bu maçta protest bir ses olabilmek adına Adana yollarına düşmüştük. Hazır cumartesi sabahı Adana'dayken ve süper gençler bu hafta içerdeyken onları seyretmemek olmaz dedim ve Kayhan Kaynak ve Kardeşleri Stadı yolunu tuttum.

Stadımızın adını söylemek gerçekten zor. Kısaca Kaynak Kardeşler deniliyor, halk arasında. Adana futboluna hizmet vermiş, ulusal bazda Adana ismine çok şey katmış bir aileye, hele de ölümlerle dolu bir trajediyi en kesifinden yaşamış bir aileye kesinlikle böyle köhne bir stat yakışmıyor. Birisinin adı eğer bir yere veriliyorsa amaç ismi verileni yüceltmek, onore etmektir, gelecek nesillere aktarılacak bir saygının ifadesidir bu. Yalnız Kaynak Kardeşler stadının bu işlevden çok uzak olduğunu üzülerek bir kez daha gördüm. Her yönüyle köhne bir stat görüntüsü hakim. Tribününden skor tabelasına, dış duvarından belki de en önemli kısmına - yani zeminine ciddi bir tadilat gerekmekte. Sadece amatör düzeyde maç yapılması buralara yatırım yapılmamasının bahanesi olamaz. Her yönüyle üzücü bir tecrübe, Kaynak Kardeşler. Bunun bir başka örneği de Muharrem Gülergin Stadı elbette. O da ayrı bir yazının konusu olmaya aday.

Stat ile ilgili bu girizgah ardından maça geçelim. Takım kadromuz şöyleydi : Kalede Ömer; defansta soldan sırayla Hasan, Uğur, Turgut, Umut; orta sahada Ergün, Mustafa, Rıdvan(K), Ferami; forvet Hakan, Erdim. Yedekten girenler ise Samet (Mustafa), Remzi (Hakan) ve İbrahim (Ergün).



İlk golümüzden hemen önce serbest vuruş hazırlığı


Ben statın açık kapısından içeri girdiğim an takımımız bir kontraatak geliştirdi, ve tahminimce günün yıldızı Ferami kaleci ile karşı karşıya kaldı. Ceza yayının hemen üstünde kaleci tarafından yere düşürüldü. Böylece kazandığımız serbes vuruşu yine Ferami gole çevirdi. Daha dakika 5 olmamıştı bile. İlk golümüzden 5 dakika sonra yine Ferami'den ikinci golümüz geldi. Bu devrede rüzgar bizden yanaydı, ara sıra da yağmur çiseliyordu. Üçüncü golümüz yine serbest vuruştan geldi. Bu sefer sazı eline alan Mustafa oldu; ceza sahasının sağ çaprazından ama ilk golden daha da uzak bir mesafeden güzel bir vuruşla golü buldu. Topun barajdaki oyuncuya çarpıp kalecinin erişemeyeceği bir noktaya gitmesini de es geçmeyelim. Yine de çok klas bir vuruştu. A takımımızın bir serbest vuruş golü için 4-5 sene beklediğini düşünürsek seyrettiğim iki gol gözlerimin pasını aldı diyebilirim.

3-0 öne geçmenin rehaveti ile Demirspor rakibe daha çok pozisyon verdi. Bu pozisyonların iki tanesinde golü kalemizde gördük. Gaziantep'in golleri 23 ve 30. dakikalarda geldi. Ne yazık ki iki gole de defans ve kaleci anlaşmazlığı sebep oldu. Gollerden sonra biraz toparlandık ve başka gol yemeden devreyi tamamladık.

İkinci yarı yağmur ve rüzgar hızını artırdı. Demirspor da vitesini yükseltti ve 61. dakikada bir penaltı kazandı. Penaltıyı Erdim gole çevirdi. Tam "bu iş bitti, artık korkulu rüya görmeyiz" derken 66. dakikada takımımız inanılmaz bir gol yedi. Hatta bu golü sadece Ömer'in hanesine yazmak gerek. Milli takıma kadar çağrılan bir kardeşimize hiç yakışmadı bu gol. Kesinlikle bugün Ömer'in günü değildi. Yine de gollere rağmen takımda göze batan isimlerdendi. Özellikle durum 4-3 iken karşı karşıya pozisyonda ayakları ile çıkarttığı top için dahi kendisini omuzlara alabiliriz.

Penaltı atşımız esnasında



Günün finalini 90+1 de attığı golle maçın yıldız ismi Ferami yaptı. Böylece grubun kuvvetli takımlarından olan Gaziantep'i eli boş göndermiş olduk. Takımımızda öne çıkan isimleri zikretmek gerekirse: Ferami, Mustafa, Hakan, Turgut, Erdim sayılabilir. Ayrıca bir süredir ilk onbir başlayamayan Tugay'a da buradan "lig uzun maraton, kendini her zaman hazır tutmalısın" diyorum, selamlarımı da gönderiyorum.

8 numaramız Hakan


Maçta "güzel futbol"dan çok "güzel mücadele" ortaya koyan Demirspor ve Gaziantepsporlu oyuncuları kutluyorum. Gerçekten, çok nadir sertlikler haricinde centilmence geçen bir maç oldu. Kaldı ki yağan yağmurla yer yer çamur deryasına dönen sahada ayakta kalmak bile büyük başarıydı. Demirsporlu kardeşlerimiz aynen abilerinden beklediğimiz ve istediğimiz arzulu-mücadeleci oyunu sahaya yansıttılar. Ağır saha teknik oyuncularımızın yeteneklerini kısıtladı ama azimlerini etkilemedi. İşin özü: Bu çocuklar sırtlarındaki formanın değerini biliyorlar, bu forma için oynuyorlar ve formalarında gerçekten ter var. Gelecek sene buradan A takıma alınma ihtimali ile daha bir hırsla oynuyorlar. Bu çocuklar göz ardı edilmemeli.

Ben geçtiğimiz cumartesi Adana Demirspor'un geleceğini izledim. Geleceğe tanıklık ettim. A takımda tanık olduğumuz acı gerçekler yüzünden umutsuzluğa düşen Demirsporluları DSGL maçlarında umuda destek olmaya çağırıyorum.

Son söz futbolcu kardeşlerime: Vazgeçmek, umutsuzluğa düşmek, rehavete kapılmak yok! Başarılarınızla Türkiye'yi sallayacağınıza, renklerimize hakettiği değeri vereceğinize inancımız tam! Ayağınıza, elinize kuvvet!

U-14'ler Şampiyonluğa Koşuyor

Uzun uğraşlar sonunda bugün oynanan U-14 Akademi Ligi takımımızın en büyük rakibi Gaziantepspor ile deplasmanda yaptığı maçın sonucunu öğrendim. 0-0 berabere kalmışız. Tek maçımız kaldı ve 1 puan farkla son haftaya lider giriyoruz. 31 Ocak'ta şampiyonluğumuzu Adana'da ilan edeceğiz. Her şey kötü gidecek değil ya. Aslan gibi gençlerimiz var.

Genel görünüm için topu Vertumnus'a atıyoruz. U-15 maçı da tamamlanınca genel görünümü bloga girecektir.

Tepkisizliğin Tepkisi

Geçen -uzun- haftanın en önemli meselesiydi tepki vermek-vermemek tartışması. Aslında tepki vermemeyi savunan fazla kişi yoktu; daha çok nasıl tepki verilmesi gerektiği tartışılıyordu hafta başındaki ilk kızgınlıkla...

Ama haftayı uzatan şey, yerel medya aracılığı ile kitlenin kızgınlığının alınması girişimleri oldu. Behzat Hoca aleyhine dedikodular, kapalı kapılar arkasında yaşananlar gelişmeler yoluyla onun imajını sarsma, öte yandan Abdülkerim Durmaz'ın "aslında öyle yapmak istemediği" ile başlayan geçen yılki hareketlerini ve hakaretlerini yumuşatma çabaları ve yine kapalı kapılar ardında söylediği iddia edilen sözler; basın karşısında tehdit altındaydım "kıvırması"...

Uzun haftanın önemli bir olayı da yönetimin kendinden menkul bir taraftar heyülasına, küfüre karı kampanya başlattırması idi. Gerçekten edilgen çatılı filler kullanmak gerekiyor çünkü birilerinin itmesi ile kimsenin hiçbir şey anlamadığı bir girişmidi. İşin özü belliydi aslında: Geçen yıl Konya'dan kalan Aytaç Durak öfkesinin yıkıcılığının, ısıtılıp ısıtılıp öne sürülmesi. Böylece, ilk hamlesi Aytaç Durak'ın yüksek mertebesinden af dilemek olan yönetimimiz, ikinci adımını yine Durak merkezli olarak attı.

Aslında yönetim, açık bir şekilde, "bizim taraftarımız küfürbazdır" demeye getirdi. Halbuki Şimşekler Grubu, deplasmanlarda bile, organize küfür edilmesine karşı uzun süredir büyük direnç gösteriyor ve bu konuda tribünlerde büyük yol kat edildi.

Ama yönetim, anlamsız bir şekilde küfüre karşı harekatıyla, Akhisar maçında Behzat Hoca'ya yapılanlar için tepki verilmesinin önüne geçmeye çalıştı.

Tabii ki buna yerel medyanın müthiş kalemleri, "birlik ve beraberlik" nidalarıyla coşku içinde destek verdi. Hem Demirspor taraftarı, ne büyüktü-ne yüceydi; böyle şeyler yapar mıydı hiç!

Böylece ilk günlerdeki kızgınlık, haftasonuna doğru yerini dedikodulara, küfüre karşı mücadeleye bıraktı ve grubun etrafı bilinçli bir şekilde çevrildi.

Bu noktada, geçen yıl Konya'da yaşananlar-ki aslında uzuuun bir sürecin sonunda verilmiş, aylarca yutulmuş bir öfkenin durdurulamaz bir patlamasıydı- ve bu yıl Buca maçında yaşananlarla gelen cezalar sonrasında, kolaylıkla hedef tahtasına konmanın verdiği sıkıntıyla, Şimşekler Grubu tepki vermekten vazgeçti.

Bir yandan da tepkinin hocanın sadece Mersin'den geliyor olmasına odaklanacağı ve bildik öfkenin canlandırılacağı çekincesi vardı.

Halbuki önümüzde, Behzat Hoca'da somutlaşan bir zihniyet vardı: Son yılların kötü yönetimlerinin ve bilinçli başarısızlık programlarının net bir sonucu. "Demirspor'da güçlü karakterli, futbolculara öz geçiren bir hoca barınamıyor"un net bir ifadesi.

Bu fırsat kaçırıldı. Demirspor taraftarı, şiddet kullanmadan-küfür etmeden, Tüm Türkiye'nin beğenip takdir ettiği, yöre takım taraftarlarıca takdir edilen yaratıcılığıyla, farklı duruşuyla güzel bir tepki verme şansını kullanamadı. Verilen tepkiler, ufak çaplı kaldı ve yerel medyada yer bulmadı. Tersine, Demirspor taraftarının duruşu takdir edildi. Ama aslında Demirspor taraftarı, durmuştu! Kalakaldı öylece ve bu tam da Ergun Kara gibilerin istediği şeydi.

Pazardan bu yana bloga çok sayıda yorum ve mail geldi; tepkisizliğin tepkisi hiç beklemediğimiz kadar yüksekti.

Bu yorumlardan bir kısmını yayınladık. Bunlar üslup olarak, blogun seviyesini sarsmayanlardı. Ancak bunlardan çok daha fazlasının olduğunu belirtmek isterim.

Sonuçta, verilmesi gereken tepki, X-Y kişisinin gelişine gidişine değil; Demirspor'u yöneten zihniyetedir. Behzat Hoca bu zihniyetin somutlaşmış sonucuna kurban edildi. O yüzden, bu haftasonunun hayalkırıklığı ile geçişi, söylenmesi gerekenlerin geride kaldığını göstermiyor; sadece tepkinin usulünce-bize yakıştığı gibi verilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor!

Yazı biraz uzun oldu-sonuna kadar okuyanlara müteşekkirim. Ama bir haftadan beri olanları derleyip toparlamak istedim.

"Demirsporlu olmak..."

demirgibiyiz@gmail.com'a gelen bir maili sizlerle paylaşmak istedik; her bir satırı-her bir kelimesi derdimizi o kadar net ifade etmiş ki, bizde kalsın istemedik.

Sevgili Gençler…

Adana Demirspor’da top oynarken genç yaşında vereme yakalanarak 1959 yılında vefat eden bir futbolcu dayının adı konmuş ve nenesinin oğluna yaktığı “Halil’im… Adanademirspor’lu Sarı Halil’im..." ağıtlarıyla büyümüş; yani harbiden “Doğuştan Demirspor’lu” biriyim…

Yirmiiki yıl önce kızım doğup kucağıma aldığımda; “Nasıl bi duygu” diyen arkadaşlarıma: “Sanki Demirspor Şampiyon olmuş gibi ” diyen bir Demirspor’lu…

Çocuklarına tek vasiyetinin, “öldüğümde mezarımı mavi-lacivert yapın” diyebilecek kadar bir Demirspor’lu...

2004 yılında, üç günlüğüne gittiğim İsveç’in Södeltalje kasabasınadaki (Babası yıllar önce Adana’da yaşamış bir Süryani’nin işlettiği) bir Cafe’nin duvarında gördüğüm; Tekin’li, Gürcan’lı, İbrahim Uzuncan’lı, “Hurubeş Memet”li -renkleri solmaya yüz tutmuş- posteri gördüğümde ve iki yıl önce gittiğim Almanya’nın Hamburg şehrinde, sırtında “Since 1940” yazılı mont ile gezen (Kız Alman, Erkek Türk) iki genç ile tanıştığımda haybeye Demirspor’lu olmadığımı bir kez daha anladım…

Ve bu takım, Yıllardır başarıya hasret…

Ama şunu biliyorum ki: Adana Demirspor’lu olmak; Adana’lı olmakla eşdeğer… Bir Kültürün gereğidir…

Zaten bu kültür değil mi ki, Şimşekler Grubu gibi gerektiğinde ölümüne sessiz, gerektiğinde ölümüne asi, Ankara Tayfası gibi aydın ve taraftarlığı felsefeye dönüştürmüş bir jenerasyon yaratmıştır.

Bu kültür değil mi; Yıllardır somut hiçbir başarısı olmayan bu ulu çınarın taraftarı babaların, doğan kızlarına “Mavi” , oğullarına “Şimşek” ya da “Demir” adını koyduran…

Ve o kültürü benimseyenler değil mi; O kutsal formayı (Hakkıyla) giyeni ilahlaştırıp, çıkarınca yolda görse tanımayan…

Geçen yıl, Vestel Manisaspor kupa maçına götürdüğüm İstanbul’dan gelen aynı zamanda Fenerbahçe kongre üyesi olan ve ellibin kişilik stadta takımının hiçbir maçını kaçırmadığıyla övünen bir misafirimin, (Ben her ne kadar ikinci lig desem de) -ona göre- üçüncü ligdeki bir takım taraftarının coşkusu karşısında nasıl “aptallaştığına” ve İstanbul’a dönerken aldığı Adana Demirspor flamasını arabasının aynasına takmasına hiç şaşırmamam bu kültüre olan bağlılığımdan olsa gerek...

Bu kültürü yaşattığımız, Kısa vadeli başarılar yerine kalıcılığı benimsediğimiz, -çok klasik olacak belki ama- alt yapıdan başlayarak “özümüze döndüğümüz” Ve bu masmavi aşk şarkılarını dilimizden düşürmediğimiz sürece “Güneşli, güzel günler göreceğiz” e olan inancım tamdır.

Halil ŞEHİDOĞLU

27 Ocak 2009

Blog'a bırakılan yorumlar hakkında

Demirgibiyiz blogu yönetimi olarak, bırakılan yorumlara ilişkin karar verme süreçlerimizi belirleyen bir takım kriterlerimiz mevcut. Öncelikle, mevcut yasalar dahilinde hareket ediyoruz. Ayrıca, içinde küfür geçen her tür yorum, yazanın kim olduğundan bağımsız bir biçimde direk reddediliyor. Yorumların yayınlanması konusunda son derece özgürlükçü ve demokratik bir seyir izlediğimize inanıyoruz. "Ses"e yer vermeye çalışıyoruz, "düşünce"yi değerli buluyoruz. Blogumuzun, rakip takım taraftarlarınca da izlendiğini biliyor, kriterlerimize uyduğu sürece onların da katkılarını önemli buluyoruz.

ANCAK;

Özellikle son dönemde kimi yorumların, blogumuzun bu özgürlükçü ve demokrat yapısını kötüye kullanmak istediğine, bu güzel huyumuzu art niyetli bir biçimde suistimal etmek istediğine ilişkin bir görüşümüz oluşmuş durumda. Bilhassa "ADSIZ" bırakılan yorumlarda bu tespiti daha rahat yapabilir haldeyiz. Tüm "adsız" yorumları, bu şekilde görmemekle beraber, "adsız"ların içerisinde oran olarak bu tarz yorumların daha yoğun olduğunu söyleyebiliriz.

UNUTULMAMASI GEREKEN;

Bu blogun bir Adana Demirspor taraftar blogu olduğudur. Blogun önceliği, elbette, Adana Demirspor ve Adana Demirspor taraftarlarıdır. Adana Demirspor'a ve taraftarlarına yönelik olarak hakaret, küfür, kötü söz barındıran; Adana Demirspor'u ve taraftarlarını kötü göstermek amacıyla art niyetli, kasıtlı olarak bırakılmış, çoğu zaman yorum bırakılan yazıyla alakası dahi olmayan yorumları yayınlamadığımız gibi şiddetle kınıyoruz.

Bloga bıraktığınız yorumlar, tüm bu aktardıklarımız kapsamında değerlendirilmektedir. Şu an yorumunuzu yayınlanmamış halde görüyorsanız, bunun iki sebebi olabilir. Birincisi, yorumunuzun değerlendirme safhası sürüyordur ya da ikincisi, yorumunuz belirtilen kriterlere uymadığı için reddedilmiştir. Reddedilen yorumlarınızla ilgili olarak her zaman demirgibiyiz@gmail.com mail adresine mail atabilir, konu hakkında daha ayrıntılı iletişim olanaklarını kullanabilirsiniz.

İnsan, elbette hata yapabilen varlıktır. Teknik aksaklıklardan tutun özellikle toplu deplasman yaptığımız zamanlardaki gecikmelere dek ola ki, tüm kriterlerimize uyduğu halde gözden kaçırılmış, reddedilmiş yorumlar olduysa yorum sahiplerinden özür diler; bu durumlarını yine demirgibiyiz@gmail.com 'a göndermeleri durumunda en kısa süre içerisinde düzeltileceğini belirtiriz.

Saygılarımızla,

Demir Gibiyiz Yönetim

Atkımızı Hakan Da Taktı Çok Şükür...


Serkan BİLDİ'nin (kendisinin sesini uzun süredir duymuyor ve nereye gittiğini merak ediyordum açıkçası) adanafutbolum.blogspot.com adresinde yayınlanan haberine göre Amatörce Programı’nın düzenlediği ‘Yılın Oscarları’ ödül töreninde Adana’nın amatör takım temsilcileri ile Hakan Şükür bir araya gelmiş. Bu buluşmada Hakan Şükür takımımızın atkısını takıp birçok resim çektirmiş. Lakin atkıyı kimin taktığına haberde yer verilmemiş.

Kazım Sarı, Demirspor'da...

Kaleci arayışımız, Karabükspor'dan Kazım Sarı'nın transferiyle noktalandı. Kazım, 1982 doğumlu. Karabükspor dışında Dardanel, Mersin İdman Yurdu ve Balıkesirspor'da forma giymiş. Geçen yıl Yükselme Grubu'nda Adanaspor, Tarsus ve Mersin maçlarındaki performansı, Karabükspor taraftarlarınca beğenilmiş. Adı bir ara Kayserispor ve İstanbul Büyükşehir Belediye ile anılmış. Daha sonra Karabükspor'la sorunlar yaşamış.

Futbolculardan tek beklentim, aldıkları parayı hak etmeleri. Umalım ki, Kazım bu kumaştan olsun...

funk ALATURKA, Nefes'te...

Bir güzel haber verelim şu kötü tablonun içinde...

Ankara Tayfası ve tayfaya bugüne dek Adana'dan, Afyon'dan, Eskişehir'den konuk olanlar "Nefes"in tayfa için yerini gayet iyi bilirler. Kısaca söylemek gerekirse, Nefes, tayfanın toplanma, deplasmana hareket etme, karar alma ve -haliyle- içip coşma eylemlerinin yalnızca gerçekleştiği yer değil aynı zamanda bu süreçlerin bir parçasıdır da. Kadrosu değişmeden önceki Çağlar Abi'li, Barış'lı, İnan'lı, Coşkun'lu günlerinde bu insanların hem garson hem Nefes'in bizzat ortağı/sahibi olduğu şekliyle son derece orjinal, rahat, tanıdık, bildik, "ev gibi" olan Nefes, her ne kadar son dönemde yaptığı kadro değişikliğiyle bizi bir miktar üzse de hala önemli bir yere sahiptir. Çalışanları -Ankara Tayfası'nın güzel etkisiyle- Adana Demirsporludur, futbola en uzak olanı bile Demirspor sempatizanıdır artık. Şu anki kadrosundan Mehmet, Gençlerbirliği ve Şekerspor maçlarımızda tribünde bizle beraber gırtlak patlatarak "Tam Demirsporlu" olmuştur hatta...Beri yandan roka salatasının üzerine yoktur, yiyen bir daha gelir mutlaka.

"funk ALATURKA" da, tayfanın hep beraber olduğu, bir kısmının blogda "Biz Bize" etiketiyle takip edebileceği gecelerinin vazgeçilmezlerinden biridir. Keyfin iyice yerine geldiği saatlerde masada genellikle Mustava tarafından dile getirilen "Hüseyinleri dinlemeye gidiyor muyuz?" sorusuyla beraber harekete geçilir, funk ALATURKA dinlenir, zıplanır, coşulur. Ankara sahnelerinde, Adana Demirspor atkısının, formasının en çok yakıştığı, mavi-lacivert renkleri hakeden gruptur funk ALATURKA. Bir tek Deep Purple çalmıyorlar, ben kişisel olarak o bazda kılım kendilerine :)

Şimdi bu iki güzelliğin birleştiği haberi gelmiş bulunuyor. funk ALATURKA, bu gece Nefes'te sahne alıyor. Devamı gelecektir bu ilk gala gecesinin muhtemelen. Tayfa için, hem biraz kafayı dağıtma, hem güzel bir mekanda güzel müzik dinleme ve en önemlisi birarada olma için hoş bir sebep...

Akşam, iş çıkışında Nefes...

6 futbolcu

Adana Demirspor, futbolculardan Ahmet Kolcu, Ali Temur, Serdar Akdoğan, Yasin Sülün, Koray Öztürk ve İbrahim Sürer ile yollarını ayırdı. Futbolculardan kulüp bulması istendi.

Şimdi madem suç futbolculardaydı, neden Behzat Hoca gönderildi?

Yasin'i oynatmadı diye hocayı suçlayan ve ona hakaret edenler, hala yönetim kurulu üyesi olarak devam edecekler mi?

Başkanımız Bekir Çınar, bu futbolcuları transfer eden yönetimde değil miydi?

Sezon ortasında gelen futbolcular için, taraftardan zaman isteyecek misiniz?

Ayrıca, acilen Ergun Kara'dan "birlik ve beraberlik" metaforuyla örülü, alınan kararın ne kadar yerinde olduğuna dair derin analizler ve alınması gereken futbolcuların isimlerini içeren bir yazı bekliyoruz! Haydi Sayın Kara, göreve!

26 Ocak 2009

5.000 Gün Önce

5000 gün önce;

Jack Chirac Fransa Cumhurbaşkanı seçileli sadece 14 gün olmuştu. Boris Yeltsin Rusya’nın, baba Bush ABD’nin, Hafız Esad Suriye’nin, Saddam Irak’ın başındaydı.
Başbakan Tansu Çiller, Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Cumhurbaşkanı tabi ki Demirel’di.
Altın Borsası yoktu.
Sümerbank özelleştirilmemişti.
Daha Gümrük Birliği yürürlüğe girmemişti.
Özdemir Sabancı yaşıyor, Fehriye Erdal çaycılık yapıyordu.
Yaser Arafat henüz devlet başkanı değil, Filistin Kurtuluş Örgütü lideriydi.
ÖDP yoktu. AKP zaten yoktu.
Apo Suriye’ye sığınmıştı.
Yıllık enflasyon %79,8; 1 USD ise 43.895 TL idi.

Bundan 5.000 gün önce Sabah, Hürriyet, Milliyet 15.000, Bölge Gazetesi 10.000 TL idi. Hürriyet Gazetesi İstanbul’da 255.409, Ankara’da 143.557, İzmir’de 112.265, Adana’da 55.575, Frankfurt’ta 174.293 adet basılmıştı.
DEP milletvekilleri hapisteydi.
Yeni Demokrasi Partisi yeni kurulmuştu, Boyner mağaza değil parti kurucusuydu.
Türksat 1-B uzaya yeni fırlatılmıştı.
GSM temelli mobil iletişim daha çok yeniydi.
NAFTA yeni yürürlüğe girmişti.

Rıza Çalımbay Beşiktaş’ın kaptanı, Aykut Kocaman Türkiye’nin gol kralı idi. Tarık Fenerbahçe’ye koşarak geldim derken, Hakan Şükür Torino’ya mesaj yolluyordu.

5.000 kara gün önce;
Mevsimlerden bahardı.
İstanbul 28, İzmir 30, Ankara 27, Antalya 29, Trabzon 22 derece idi.
Tüm Türkiye genelinde hava açık ve güzel, futbol oynamaya elverişliydi.

ADANA HARİÇ.
BUNDAN 5.000 GÜN ÖNCE SON KEZ GÖKYÜZÜ DE UMUTLAR GİBİ MASMAVİYDİ VE SONRA KARANLIK ÇÖKTÜ. DURAKLAMA DEVRİNİN KARANLIĞI.

5.000 GÜNDÜR BÜKÜK BOYUNLARIMIZ, YAŞLI GÖZLERİMİZ, HIRSLI KALPLERİMİZ, GEÇMİŞİYLE YAŞAMAK ZORUNDA KALMIŞLIĞIMIZ VAR. HASRETLERİMİZ VAR. BİZİM ACIMIZ VAR. YÜREĞİMİZDE SAPLI BİR BIÇAK VAR.

5.000 GÜN OLDU ALLAHSIZLAR!!!


5.000 Gün from Onur Bicer on Vimeo.

Ergun Kara'ya Mektuplar-2

Sevgili Ergun Kara,

Pazar günü, "iyi yaz Ergun!" diye kulaklarınıza ulaşmaya çalıştım A-üst'ten, duyabildiniz mi? Koca şemsiyeniz ve kırmızı çizgileriniz izin vermemiş olabilir, o yüzden yinelemek istedim.

İyi yazınız Sayın Kara. Hem de çok iyi! Size ihtiyacımız var çünkü. Hem de çok fazla!

Çünkü siz olmazsanız bize kırmızı çizgilerle hat çizeceklerin sayısı oldukça azalacak. Gerçi son zamanlarda sporadana.com şürekası da size katıldı ve borazan ekibi iyice çok sesli hal aldı. Bu kadar çok ses, nasıl uyumlu bir şekilde tek ses çıkarıyor şaşırıyorum doğrusu!

Bize "birlik ve baraberlik" çağrısı yapıyorsunuz bu çok sesli ama aslında tek ses koroyla. Yazılarınız birlik ve beraberlik methiyeleri ile dolu.

Bu kalıp kullanıldığında nedense benim aklıma hep '82 Anayasası geliyor. Sürekli bu ifadeyi kullanıp koca bir memleketin cinnetine çare bulmaya çalıştığını zanneden o garabet metin... Çünkü bizi birlik ve beraberliğe çağıranlar, hep bir şeylerden vazgeçip, kendilerine biat etmeye çağırmaktadır aslında.

Biz neyin etrafında "birlik ve beraberlik" kurmalıyız Sayın Kara?

"DERİN DEMİRSPOR"un etrafında mı? Yoksa bizi bugünlere getiren geleneğimiz etrafında mı?

Demirspor geleneği deyince aklınıza ne geliyor Sayın Kara?

Aytaç Durak'tan öteye bir gelenek algınız var mıdır örneğin? Lütfen paylaşın bizle...

Son yazınızda Şimşekler'i övmüşsünüz Sayın Kara. "Artık taşlar yerine otuyor" demişsiniz. Ne taşı? Birine taş mı atıyorsunuz yoksa? Şimşekler Grubu'nun taşlarının yeni yerine oturduğunu ima ediyorsunuz yani, öyle mi?

Aslında ben bu taşlardan, bizi birbirimize bağlayan ana hatların kaydığını anlıyorum. Eğer siz grubu övüyorsanız orada bir sorun var demektir!

Kıblemizi, değişen her yönetimle, "birlik ve beraberlik" tekbiriyle yeniden belirlemek yerine, "DERİN DEMİRSPOR"u sorgulamak olarak belirlemeye ne dersiniz sayın Kara?

Sizin bu önemli adımı atacağınızdan şüphe duymadığımı ileterek, gözyaşlarıyla dolu mektubumu sonlandırıyorum...

DSGL 16.Hafta "Liderlik Sürüyor"

Bu hafta DSGL'de evimizde Gaziantepspor'u 5-3 yenerek liderliğimizi devam ettirdik. Haftanın sükseli sonuçlarından biri Gaski'nin 10-0'lık Ceyhan galibiyeti. Haftaya Ceyhan'la biz oynuyoruz...

Blog olarak, bu haftaya dair hoş bir sürprizimiz var. Mustava, DSGL maçımızı izledi ve fotoğrafladı. Ayrıntılı bir değerlendirmeyi kendisinden gelecektir...

Başarılar çocuklar...

Adana İzlenimleri...

Çukurova'nın bereketli toprakları, onu besleyen inatçı ama sakin bir yağmurla bizi karşıladı; iki gün boyunca da bu durumu bozmadı. Sürekli yağan bir yağmur, boynumuzu atkımızın iyice gömüp daha derin düşünmemize de vesile oldu ki bu pazar oldukça şey düşündük-konuştuk ve değerlendirdik...

"Kritik Gün:Pazar" yazısında, taraftarın gelişmeler karşısında kendi sözünü söylemesi gerektiğini söylemiş ve bize yakışan yaratıcı bir tepkinin gerekliliğini vurgulamıştım.

Ne yazık ki, bu olmadı.

ve Şimşekler Grubu, Ergun Kara'nın takdirini kazandı. (Demek ki mektubumuzun ikinci konusu çıktı!)

Taraftarın, Ergun Kara'nın desteğine mazhar olması demek, ortada yanlış bir şeylerin olduğunun net bir göstergesi-özeti... Cumartesi günü konuştuğumuz her bir kimse yaşananlardan dolayı rahatsızlığıı iletti, bunun böylece kabul edilmesinin yanlışlığını vurguladı, engellemek ya da değiştirmek için nelerin yapıldığını anlattı. Herkes sıkıntılıydı. Herkes dertliydi.

Ama bu dert, zaten yılların -en azından 3 yılın- somut hali değil mi? Yine bir sebepten, çeşitli nedenlerle, çeşitli varsayımlarla bu dert ağızlarda çiğnendi, çiğnendi, çiğnendi-ve yutuldu. Lanet olsun diyerek o acı tat boğazlardan aşağı indi.

Bir topluluğun, bireylerin toplamından daha fazla bir şey olduğu, sosyolojik olarak bir kez daha kanıtlandı.

Belli ki geçen hafta Adana'da çok uzun geçmiş ve kulisler-lobiler yine haklının değil güçlünün kazanmasıyla sonuçlanmıştı.

Açıkçası biz oraya Tayfa olarak tepki vermeye, verilecek tepkiyi desteklemeye gitmiştik. Bunu maçtan önceki görüşmelerde grup üyeleriyle de paylaştık. Nihayetinde bunu 15-20 kişilik küçük bir grup halinde de olsa yaptık. Behzat Çınar pankartının yanında durduk, Behzat Çınar diye bağırdık-"olalım olalım olalım hocaya da kefil olalım" dedik-"hocaya kefiliz neden biz hep sefiliz" diye dedik. Belki cılız ama manidar tepkimizi ortaya koyduk. Tarihe bu notu da düştük.

Grup her zamanki coşkusuyla, logonun ve renklerin ardındaydı. Ama sahada gezinen ruhsuzlar, bu coşkuyu hissedemeyecek kadar kendilerinden geçmişti. Akhisar ne istediğini bilen oyunla çok rahat kazandı. Maçın son 15 dakikası, gruptan sahadaki oyunculara tepki geldi. Ama geç gelen tepki, gerçekten bir tepki midir?

Bir kez daha üzlüdük, sadece sahada değil, tribünde de üzüldük; bu kavganın bir hocayla,bir yönetimle, 11 futbolcuyla değil; bir zihniyetle olması gerektiğini bir kez daha anladık. Ama "anlamak çözmeye yetmez" demiş üstat, bunun da farkındaydık.

Yağmurun toprakları beslerken bizim de dertlerimizi yeşertmesi devam ediyordu, yollara koyulduk ve sesimizin-sözümüzün ne kadar önemli olduğunu hissettik.

Bugün yaşanan senaryoya karşı, kurulan tezgaha karşı alternatif medya yaratma günüdür.

Klasman Grubu 2.Hafta...

Söylenecek çok şey var ve söylenecek hiçbir şey yok. Şampiyonluğa 5 puan var, düşme hattına 5 puan...

Issızlığın ortasında...

25 Ocak 2009

Yeni Beste ''Şehrin Asi Çocukları''




Şehrin asi çocukları
Sığmıyor ki sokaklara
Mavi lacivert formalarla
Yürüyorlar omuz omuza

Yıllar geçti bak umutlarla
Gelmeyen şampiyonluklara
Bin kat daha büyüdü sevdan
Vazgeçmedik bir an armadan...

Dakika 1 Gol 1...

Sayın Bekir ÇINAR ve Yönetimi.

Amacımız size şuursuzca saldırıp, anlamsızca yıpratmak değil. Kaldı ki yönetiminiz tarafından atılan olumlu adımları büyük bir mutlulukla bu sütunlarda yayınladık. Mutlu olmaya ilişkin umutlarımızı sizlerin yönetiminize vermişiz biz. Bu nedenle adım atarken sorumluluğunuza bunların dahil olduğunu, bir çocuğun göz yaşlarından, bir büyüğün ahlarından-vahlarından, iç geçiren insanlardan, geçmişe dalıp gidenlerden de sorumlu olduğunuzu hatırlatmak istiyorum.

Bakınız Abdülkerim DURMAZ'ı başımıza teknik direktör olarak getirdiniz. Eminim söyleyeceklerimizi zaten tahmin ediyorsunuz ve bu yönde basın açıklamaları yaptınız. Lakin bu açıklamalar bize tatmin edici gelmedi. Neden mi? Çünkü beni Abdülkerim DURMAZ'ın Karabük'ten teşvik primi aldığı iddiaları ilgilendirmiyor. Farz edelim ki aldı. Beni Mersin'in bizi yenerek şampiyonluktan etmesi de ilgilendirmiyor. Farz edelim ki yenememişti. Şu özeleştiriyi tüm camia olarak yapmamız gerekiyor. Takımımız çıkıp topunu oynasa, kim kime ne verirse versin, kim kimden ne alırsa alsın, biz şampiyonduk. Abdülkerim DURMAZ'ın bu noktada kusuru yoktur. Lakin bu adam bu camiaya küfür etmiştir. El-kol hareketi yapmıştır. Ötesi Adana Demirspor camaisı olması şart değildir, bu adam evindeki misafirine küfür etmiştir. Dün benim camiama küfür eden (bakınız maç satan vs. demiyorum) bir kişiyi benim takımımın yönetimine getirmek doğru bir davranış mıdır?

Siz Metin YILDIZ'ın da bu takıma küfür ettiğini söylediniz. Etimesgut değil Malatya ile oynadığımız hazırlık maçında olsa gerek o küfür. O dönemde de yönetimdeydiniz ve bu hoca da takımımızın başına getirildi. Bakınız, amacım sizleri kırmak değil. Lakin kötü bir uygulama birliği çıkmıyor mu ortaya? Bu takıma söven bu takımın başına gelmiş olmuyor mu? Allah rızası için söyleyin. Hatta durun, söylemeyin. Aynanın karşısına geçin kendinize söyleyin. Bu hareket bu camiayı incitmez mi? Beni incitmez mi? Sizi incitmez mi?

Dikkat ettiyseniz çok üzülmeme rağmen Behzat Hoca'nın gönderilişine değinmiyorum. Siz yönetimseniz, muktedir olmalısınız ve gerekirse Hoca'yı da yollayabilirsiniz. Elinizde bu güç ve imkan var. Ben yerine getirdiğinizin bu camiaya karşı duruşundan söz ediyorum.

İkinci husus ise yaptığınız açıklamalar. Siz iyi niyetlisiniz. Hoca'ya güvenmişsiniz, başarılı olmasını istersiniz. Bu gayet doğaldır. Lakin eğer önemli bir koltukta oturuyorsanız, sözlerinizin oluşturacağı beklentileri ve ağırlığını da dikkate almanız gerekir. Siz şu cümleleri kurdunuz:

"Artık önümüze bakmak zorundayız. Ben iddia ediyorum ki; Adana Demirspor yenilgisiz klasman grubundan çıkarak şampiyon olacaktır."

Bu sonucu hangimiz öngöremedik? Hangimiz düşünemedik? Durup dururken, ortada fol yok yumurta yokken neden bizi hayal kırıklığına uğratıyorsunuz, söyleyin neden? Gereği var mıydı, bu açıklamanın?

Lütfen artık özenli olun, bizleri daha fazla incitmeyin.

Ne oldu şimdi ?

Söyleyin bana bugün ne oldu ? Herşeyi bırakın bir kenara! Düşlerimiz, umutlarımız, isteklerimiz ve daha nicesini bırakın bir kenara düşünün bugün ne oldu ? Ne oldu da hiçbir şey değişmedi ? Ben düzeltilecek bir şey göremezken bazıları veya bazısı ne gördü de o "bozuk olan şey"i düzeltmek için "sözde" bir hamle yaptılar ve o şey düzelmedi...

(Bu zamana kadar şu yaşadığımız şeyler hakkında en az konuşanlardan biriyim belkide "Ankara Tayfası"nda. Bu sessizliğim konusunda da bir açıklama olarak düşünülebilir bu yazdıklarım.)

Ben şu satırları yazdığım anlara kadar hep bir umuda sahiptim. Hep yaşadığımz çıkmazın ve dertlerin bu sene hiç beklemediğimiz şekilde sonlanacağına ilişkin umudum vardı benim. Belki hala "umut kırıntılarım" var ama artık neye yarar... Kalp bin parçaya ayrıldıktan sonra neye yarar... Güneş artık batmışsa beyler çıkarın artık o güneş gözlüklerini çünkü göremiyorsunuz, bu iş bitmiş çoktan boşuna boğaz patlatıyorsunuz. Bu takımın kaderi bence çoktan çizilmiş, kalacağı yer belli; bu kategori... Atacağı gol bile belli sanki.

Öyle büyük bir tezgahın içindeyiz ki kimin dost kimin düşman olduğunu gerçekten şaşırdım. Bu kadar kolay "adam" satıldığını ve bu kadar kolay "rezil"in vezir yapıldığını görmek bana hem acı hemde "komplo kokusu" bulantısı veriyor. "O devir" kapansın artık istiyorum. O yiyicilerin, yalakaların, rahatsızların devri kapansın istiyorum. Ama nerde dostlar...

Siz devam edin... Yapın... Beni, bizi ve tüm bu takıma koşulsuz aşık olanları üzün...
Ama unutmayın!!! Eğer ufacık hakkımız varsa ve o hakkı kötüye kullandıysanız haram olsun!!!

23 Ocak 2009

Zemheriden ötesi...

Tayfa, son hazırlıklıları yapıyor şu sıralarda. Katlanıp dolaplara konmuş bayraklar alınıyor oldukları yerden, özenle yerleştiriliyor sırt çantalarına. Dünyanın en aziz renklerini, en asil armasını taşıyan formalar giyiliyor Ankara'da birbirinden farklı evlerde. Bozkırın yüzü ısıran kör ayazına inat, en mavi ve en lacivert atkılar bağlanıyor boyunlara...

Ve bir de öfke...Gömlek giymişiz de, sol cebimize koymuşuz gibi...Ağırlığı tam kalbimizin üstünde...

Şu sıralarda Ankara'da birbirinden farklı evlerde; en kara gecede, en zemheri kış vaktinde, en bitmeyen çilenin içinde, ıssızlığın en ortasında, yalnızlığın en beterinde, umuda, insana, güneşin her şeye inat yeniden doğacağına ve usanmadan o gökyüzünü her sabah elele verip maviye boyayacağımıza dair inancını hiç yitirmemiş birkaç umutlu çocuk, çantalarında bayrakları, göğüslerinde armaları ve ceplerinde öfkeleriyle yola çıkmaya hazırlanıyor...

Birkaç inançlı deli çocuk, umudun peşinde, mavi şehre doğru yola düşüyor...

O çocuklar, zemheriden ötesinin bahar olduğunu biliyor...

Var git turnam tez haberimi uçur
Dedim dağ kavuşmaz insan kavuşur

Zemheriden ötesi bahar aylar
Kuzu meler yoncalanır yaylalar
Zemheriden ötesi bahar aylar
Kuzu meler yoncalanır yaylalar

Benim derdimle yedi cihan dolar
Dedim hakka ulaşır bütün yollar

Zemheriden ötesi bahar aylar
Kuzu meler yoncalanır yaylalar
Zemheriden ötesi bahar aylar
Kuzu meler yoncalanır yaylalar

Sezen Aksu - Var Git Turnam

Ergun Kara'ya Mektuplar-1

Saygıdeğer Ergun Kara,

Sizinle iki yıl önce Turgutlu deplasmanı dönüş takım otobüsünde-kısa da olsa- beraber yolculuk etmişliğimiz var; tanırsınız bizi... Ama asıl sizinle olan bağımız, biz gurbettekilere sesinizle ulaştırdığınız Demirspor maçlarıyla kuruldu. Maç anlatırken birden o uzun sessizliklere gömülmenizle, bilgisayar başında kalp krizleri geçirmemizde, kafamızı duvarlara vurmamızda payınız var! O sessizliklerin sonunda her nasılsa birden rakipten ya da bizden gol gelmesi artık alışılageldik bir hadise... Dahası biz atak yaparken, birden yine bizim kalecinin aut atışı kullanması gibi gariplikler olması akıl sağlığımızı ve futbol bilgimizi de derinden sarstı.

Ama bizde yarattığınız asıl sarsıntılar, basınımızın yıllanmış bir Demirsporlu temsilcisi olarak yazdığınız yazılarla oluşuyor. O yazılar bizi çok sarsıyor-yaralıyor!

Kısa süreli basın geçmişim bana gösterdi ki en bağımsız yazarın-gazetenin bile belli kırmızı çizgileri vardır ve onlardan dışarı taşamaz. Sorun çizginin varlığından ziyade, o çizgileri kimlerin çektiği ya da çizginin nasıl çekildiği...ve şurası bir gerçektir ki gazeteciler her zaman güce yakın olmak ister, iktidarın lütfundan yararlanmak ister.

Sayın Kara, üzülerek görüyoruz ki siz Demirspor yönetimlerinin çektiği kırmızı çizgilerin dışına çıkmıyorsunuz. Bu bizi üzüyor, gerçekten...

Biz taraftarlar ise yılların verdiği kızgınlıkla artık deliye dönmüş bir boğa kıvamına gelmişken, bu kırmızı çizgilerle iyice sinirleniyoruz.

Yahu diyoruz, övmeye-abartmaya gelince nice satırlar düzen bu basın temsilcileri, taraftarın derdini-tasasını-savını-sözünü-isteğini-derdini yansıtmaktan niye bu kadar imtina ediyor?

Taraftarın derdi, sizin kırmızı çizgilerinizden neden içeri giremiyor?

Tabii diyeceksiniz ki, ben tv programlarıma defalarca taraftar temsilcilerini çıkardım-onları konuşturdum. Var olunuz! Onların unutmuş değiliz. Lakin, atılan bir adımın karşılığında, yenilen on tokatın hesabını da unutmadık. Takdir edersiniz ki dayağı yiyen bilir, sayan değil. Tarftarın bir söylediğnie, yönetimin on cevabını unutmadık.

Şimdi bu mektupla ben sizden şöyle birşey rica ediyorum. Ben sizden, kısa ve eski bir gazeteci, yeni bir akademisyen olarak, hayatınızın bir bölümünü OBJEKTİFLİĞE adamanızı istiyorum. Bu objektiflik, nesnel bir tavır-daha açık ifadeyle bağımsız bir duruş (neyden bağımsız:Yönetimlerin söylemlerinden) getirsin ve bu takımın 15 yıllık başarısızlık saplantısına dair bir ANALİZ yapın. Diyin ki bu takım şu şu nedenlerden dolayı ileri gidemiyor. Gelin, bu tespitler üzerine kafa yoralım ve bakalım ipin ucu nereye gidiyor.

Gelin "DERİN DEMİRSPOR"u birlikte sorgulayalım. İnanın bunu yılların tecrübesi ve gazetecilik deneyimiyle sizden başka kimseyle yapamayız! Bizim tarafımızdan, her türlü işletme-iktisat-tıbbiye-oyunculuk katkısı gelecektir size, biz size yardımcı olmaya hazırız!

Cevabınızı dört gözle bekliyorum, saygılar, iyi çalışmalar...

22 Ocak 2009

Behzat Hoca'dan Mesaj Var!

SEVGİLİ ADANA DEMİRSPORLULAR,

Sizlerden aldığım mesajlar beni çok mutlu etti. Bu kadar sevildiğimi bilmiyordum. Bu sizlerin güzelliği...Hepinize çok teşekkürler.

Kulübümden ikinci defa istemeyerek ayrılmak zorunda kaldığım için ben de üzgünüm. Ama ne yazık ki bu her konuda Memleketimizin kaderi ve talihsizliği... Çok zor günlerde hiçbir şey düşünmeden her türlü problemleri çözmek için verdiğim gayretler maalesef kendini bilmez bir yöneticinin haddini bilmez davranışları, parayı bulmuş şımarıklığı, kaprisleri ile son buldu. Bu bir kişi de olsa, insanı üzüyor. Hele bir de bunca fedakarlığa, kimse müdahele edemiyorsa... Tabii kim kimi koruyacak...

Ne kadar haklı olursanız olun, ne kadar haklı görülseniz, takdir edilseniz de sonuçta siz teknik direktörsünüz. Bu davranış bozukluğu içindeki yönetici, diğerleri tarafından haksız görülse de, sizin efendiliğiniz, yaptıklarınız takdir edilse de gidecek sizsiniz.

Bunun için de benzer olaylarla CENNET VATANIMIZDA işler iyi gitmiyor. Para kimdeyse en iyi o bilir, herkes ona boyun bükmek zorundadır. Onun dediği dediktir. En doğrusunu o bilir. Siz 15 sene süper ligte top oynamışınız, 3 sene milli takımda olmak üzere G.BİRLİĞİ ALT YAPISINDA, ALTAY, ÇANAKKALE DARDANEL, BOLU, ERZURUM, ŞEKERSPOR, 3 SENE DENİZLİSPOR, ADANA DEMIRSPOR KULÜPLERİNDE TEKNİK DİREKTÖRLÜK YAPSANIZ DA sizin onun kadar bilmeniz mümkün değil... çünkü para onda.. Ama paranın alamadığı, geçmediği DEGERLER DE vardır. ONURLU İNSANLAR BUNLARIN HADDİNİ ANINDA VERİRLER. Bizim parayla pulla işimiz olmaz.

BİZ ARKASINA DÖNÜP DE NERDEN GELDİĞİNİ BİLENLERİN YANINDAYIZ. TABİİ BAZEN BİZ DE HATA YAPMIŞ OLABİLİRİZ, İNSANIZ. HER ZAMAN YÖNETİCİLERİMİZLE DİYALOGTAN YANAYIZ AMA EFENDİCE BIR ÜSLUP İCİNDE… KÜLHANBEY TAVIRLI İNSANLARLA HİÇ İŞİMİZ OLMAZ... AMA BİRGÜN BU İŞLERİN DÜZELECEĞİNE İNANIYORUM. BUNLARI GERÇEKLEŞTİRECEK EN ÖNEMLİ UNSUR KÜLTÜRDÜR, TEVAZUDUR, İNSANIN KENDİNİ BİLMESİDİR. İŞİNİ SEVEN İNSANLARA DESTEK OLABİLME BÜYÜKLÜĞÜDÜR. SİZ GENÇ ARKADAŞLARIM İNANIYORUM Kİ BUNLARI GERÇEKLEŞTİRECEKSİNİZ. ÇÜNKÜ SİZ...

ADANA DEMİRSPORLUSUNUZ... Ş İ M Ş E K L E R S İ N İ Z...

SİZLERDEN BEKLEDİĞİM HAKEMLERE, YÖNETİCİLERİNİZE, TEKNİK ADAMLARINIZA NE OLURSA OLSUN HER ZAMAN VE HER ŞARTLARDA SAHİP ÇIKMANIZDIR. YENİ TEKNİK KADROYA DA SAHİP ÇIKIN. BAŞARI BÜTÜNLÜK OLURSA GELİR.

HEPİNİZİN BANA GÖSTERDİĞİ SAYGI VE SEVGİYİ HİÇ BİR ŞEYE DEĞİŞMEM. HEPİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM.

PARALAR ONA ESİR OLANLARIN, SEVGİLER BİZİM OLSUN....



SAYGILARIMLA, BEHZAT ÇINAR

Kritik Gün: Pazar

Yine önemli bir eşikteyiz. Yine taraftar patlamanın eşiğinde...

Bize yine aynı pilav ısıtılıp ısıtılıp sunuluyor: "Bizi destekleyin, biz kefiliz, taraftarımız bize güvensin"! Basının bildik isimleri aynı telkinleri sıralıyor sayfalarında. Daha doğrusu kulakların fısıldananları aynen sayfalarına geçiriyor. Bugüne kadar başka ne yaptılar ki yönetimlerin sözcüsü olmak dışında?

Peki bugüne kadar taraftar ne yaptı? Ne zaman köstek oldu camiaya, ne zaman engel koydu önünüze, ne zaman sizi desteksiz bıraktı?

En kötü zamanda bile kan ağlayarak desteğini vermedi mi, tribüne çağırmadı mı? Deplasmana koşmadı mı?

Tribün, temsil ettikleri renkler ve logo sebebiyle, her yönetimin-her oyuncunun-her teknik adamın arkasında yer aldı. Desteklediği sizin naçiz bedeniniz değil, giydiğiniz-temsil ettiğiniz formaydı!

Ama herhangi bir sıkıntıda tek sorumlu yine taraftar oldu! Doğru ya, Yılmaz'ın o golünü yiyen, altıpaslardan topu içeri itemeyen, soyunma odasında teknik direktör gönderen,taraftardı!?

Bugüne kadar koşulsuz destek veren taraftar, şimdi sesleniyor: Geçtiğimiz yıl bize ahlaksızca hareketlerde bulunan bir ismi biz İSTEMİYORUZ!

Küfüre karşı kampanya başlatan yönetim önce, kendi camiasına küfreden teknik adama bir çare bulsun!

Pazar günü, kritik bir gün. Taraftar, pazar günü 5 ocak'ta her zaman olduğu gibi, logonun-renklerin yanında yer alacak. Siz de safınızı belirleyin ey basının yüce kalemşörleri!

Size küfür eden bir ismin yanında mı yer alacaksınız-yoksa yıllardır bir gün bile sefa sürmeden cefanın tiryakisi olmuş tribünlerin yanında mı?

Demirspor taraftarı, pazar günü, her zamanki yaratıcılığı ile tepkisini verecektir. Hala tereddütte olanlar varsa şunu da yazalım: Tepki verilmelidir!

Gelin, bunun nasıl olması gerektiğini düşünelim bu kısa zamanda...

21 Ocak 2009

Ankara Tayfası'ndan Açıklama

Son günlerdeki gelişmelerle ilgili olarak, Ankara Tayfası'nın basın açıklamasıdır:

BEHZAT ÇINAR’DAN ÖZÜR DİLİYORUZ!

Adana Demirspor, yine bir krizin içinde. Yine kişisel hırslarını, camianın çıkarından üstte tutan yöneticilerin anlık kararlarıyla yüz yüzeyiz. Bizi çok seven, bizim için her an göreve hazır bir isim, Behzat Çınar, hem de ikinci kez yüz üstü bırakıldı. Neden?

Nedeni, Demirspor’un 15 yıllık başarısızlığının cevabı: Bu kulüp iyi yönetilmiyor. Bu kulüp, kentte yıllardır tek söz sahibi Aytaç Durak’ın icazeti olmadan adım atamıyor-yönetim kuramıyor.

Adana Demirspor, 68 yaşında koca bir çınarken, son yıllarda tecrübeli oldukları konusunda fikir birliğine varılamamış kişilerce, geçmişine yakışmayacak durumlara maruz bırakılmaktadır.

Koca bir geleneğin taşıyıcısı olan Demirspor, isimleri değişse de düşünüş tarzı değişmeyen yöneticilerin anlık kararları ve kişisel hırsları yüzünden krizden bir türlü kurtulamıyor. Camia, “oldu bitti”lerle, “ben yaptım oldu”lara kurban ediliyor.

Adana Demirspor’da ilkeli, güçlü karakterli, futbolculara söz geçirebilen, yönetimin kendine müdahalesine izin vermeyen bir teknik direktör kalıcı olamıyor.

En son geçen sezon sonunda görevini başarıyla yapan ama birkaç futbolcunun ve yöneticinin kapalı kapılar arkasında aldığı karara kurban edilen Sadi Tekelioğlu, bunun en net örneği.

Bekir Çınar ve ekibi, Demirspor’u kişisel hırslarıyla değil, camianın çıkarlarına göre yönetmelidir. Behzat Çınar’ın görevden alınış tarzı kabul edilebilir değildir. Behzat Hoca, Demirspor için görev almaya her durumda hazır, Demirspor’u seven ve onun için fedakarlık yapmaya hazır bir insandır. Bunu geçmişte de yaptı, şimdi de yapmaya hazırdı…

Yaşanan bu gelişmeden dolayı, biz Behzat Çınar’dan özür diliyoruz. Bizim onun Demirsporluluğundan şüphemiz yoktur.

Dahası, onun bu garip kararla görevden alınması, yerine geçtiğimiz yıl, Mersin İ.Y. teknik direktörlüğü sırasında rakibimiz olan, Adana’daki ve Mersin’deki maçlarda tribünlerimize sportmenliğe yakışmayacak hareketlerde bulunan ve adı kimi spekülasyonlara konu olan Abdulkerim Durmaz’ın getirilmesi, kabullenilecek bir gelişme değildir.

Demirspor’un iyi yönetilmesi için herkesin üzerine düşen görevi yapmaya ve yönetimi bu yanlış karardan dönmeye çağırıyoruz.

Demirspor’u Demirsporlular yönetmelidir!

Kulüpten Açıklama

Başkan Bekir Çınar, sporadana.com'a açıklamada bulunmuş, sporadana.com'un editörü olmadığı için berbat bir imlayla yayınlanan yazıyı aynen aktarıyorum:

"Kulübümüzün eski teknik direktörü Behzat Çınar daha öncede kulübümüzü çalıştırmış son derece değerli bir isimdir. Kendisi bir önceki yönetimde futbol takımımızın yaşadığı sıkıntılı ortamda gelmiş ve toparlayıcı bir unsur olmuştur. Ancak klasman maçlarına başladığımız Marmaris deplasmanında ilk 18 de yer alan futbolcuların 6 sının stoper olması ve sahada hiçbir varlık gösteremememiz tüm spor kamu oyunda ve bizlerde üzüntü yaşamıştır ayrıca maç sonunda da bazı yöneticilerimiz haklı olarak eleştirilerini dile getirmişlerdir. Bu arada Behzat Hoca’nın maç sonu basına yaptığı açıklamada “elimdeki kadro bu benden bu kadar” şeklindeki sözleri de hedefi olan bir takımın teknik direktörünün sözleri olarak oldukça düşündürücüdür. Zira kendisinin istekleri doğrultusunda transferler yapılmıştır ve vereceği ek raporlarla da yapılmaya devam edilecekti. Ancak tüm bu yaşananlardan sonra Yönetim kurulu olarak kendisiyle bir araya geldik ve kesinlikle kendisiyle yola devam etmeyi hedefliyorduk. Ancak bizim toplantıda konuştuklarımız Behzat Hoca dışarıya çıktıktan sonra eski yönetim kurulu üyelerimizden bazılarına yalan yanlış ifadelerle aktarılmış. Şunu belirtmek isterim ki bizi buraya Adanademirspor genel kurul üyeleri seçti Sayın Behzat Çınar’ın bu hareketini tüm camiaya yapılmış saydık ve yolarımızı kendisiyle ayırdık ayrıca Metin Yıldız’da olduğu gibi herhangi bir sorunda yaşamadık. Kendisine 40 milyar’da ödeme yaptık e el sıkıştık ancak kedisi bu davranışı sergilemeseydi biz zaten kendisiyle yola devam edecektik. Sayın Behzat Çınar ayrıca ayrıldıktan sonra “Beni çok sevdiğim kulübümden kopardılar şeklinde bir açıklamada bulunmuş” bu açıklama son derece talihsizdir sanki buna biz sebep olmuşuz gibi bizi taraftarla karşı karşıya getirmeye çalışılmasını da son derece yadırgadım. Bugüne kadar ben dahil hiçbir yönetim kurulu üyemiz ilk 11 e müdahale etmemiştir bundan sonrada etmeyecektir. Bu Adanademirspor kültürünün vermiş olduğu bir terbiyedir.

ABDULKERİM DURMAZ’A KEFİLİM

Adanademirspor’un yeni teknik adamı Abdulkerim Durmaz’ın da sonuna kadar arkasında olduklarını ifa eden Çınar sözlerine şöyle devam etti

Görüyorum ki Abdulkerim Hocaya geçen seneki Mersin Maçından ötürü taraftarımızın tepkisi var. Öncelikli olarak yönetim kuruluna yaşanan gelişmeler sonrası Abdurkerim Durmaz Hoca’yı ben teklif ettim ve sonuna kadar da kefilim. Kendisi geçen seneki maçta Mersin taraflarının çok büyük baskısı altında kaldıklarını tehdit aldıklarını zaten açıkladı. Ayrıca Hocanın şu açıklaması da çok önemli diyor ki hoca “geçen seneye dönelim ben Adanademirspor’un teknik direktörüyüm Mersin’de şampiyonluğa oynuyor ve son maçı da 5 Ocak stadında oynuyorsunuz. Siz benim Mersin’e maç satmamı istermiydiniz. Tepkiniz ne olurdu ayrıca maç satan bir teknik direktör mü daha şereflidir yoksa satmayan onuruyla iş yapan mı” Abdulkerim Durmaz’ın hırslı bir yapısının olduğunu da hatırlatan Başkan Bekir Çınar takımımıza ruhu azmi kazandıracak tam benim kafa yapıma uygun bir hoca geçmişte ne olmuşsa olmuş artık önümüze bakmak zorundayız ben iddia ediyorum ki Adanademirspor yenilgisiz klasman gurubundan çıkarak şampiyon olacaktır. Adanademirspor taraftarından eleştirilerinde biraz daha yapıcı ve anlayışlı olmalarını bekliyorum . Bundan sona Adanademirspor kulübünde artık bir takım tabular yıkılacaktır Ben tüm taraftarlarımızı Yeni Hocamıza destek olamaya çağırıyorum. Ben 500 bin Adanademirspor taraftarı adına bu imzayı attım. Bizi yönetim kurulu olarak kongre üyeleri seçti. Ben imzamın sonuna kadar arkasındayım taraftarımızın da bizim arkamızda olmasını yürekten istiyorum."

Buyrun yorumlara geçelim...

20 Ocak 2009

Genç Kuşak Demirsporluların Mesajı

Taraftarlarımız, tıpkı bugün olduğu gibi doğruda durmasını bildi hep... 1986'da öyleydi, şimdi de öyle... İlker abinin tabiriyle, "Adana'nın harbi delikanlılarıydı" onlar, Şimdi de öyle... Eski köşenin geleneği sürüyor...

Ümitler, Gürcanlar, Grubeş Memetler, Tekinler, İbrahimler, Kayhanlar ve niceleri harbi Demirsporluydu...Bizler, Demirspor'un genç kuşakları, bütün bir ömrümüzü, mazideki resimlere bakarak ve geçmişteki başarı öyküleriyle avutarak yaşamayı kendimize yakıştıramıyoruz...

Son yirmi senede; hüsrandan, ihanetten, acılardan başka birikimimiz olmadı. Ama başta belirttiğimiz gibi onca yanlışa rağmen birileri hala doğruda durmasını biliyor. Özetle son yirmi senedir hiç bir başarı görmemiş bir kuşağın temsilcileriyiz. Bizim de hayattan payımıza düşen buymuş diyerek yaşamayacağımızı tekrar tekrar belirtiyoruz. Ve mevcut yönetimin de kendini bu anlamda sorgulamasını bekliyoruz!

Çınar'ın Açıklamaları

TFF 2. Lig 2. Klasman Grubu takımlarından Adana Demirspor'da, teknik direktör Behzat Çınar ile yollar ayrıldı. Çınar'ın sözleşmesinin karşılıklı feshedildiği bildirildi.

Çınar, yaptığı açıklamada, klasman grubunun ilk maçında deplasmanda 0-0 berabere kaldıkları Marmaris Belediyesi Gençlikspor maçı öncesi bir yönetici ile aralarında sert bir tartışma geçtiğini söyledi. Yöneticinin sahaya çıkartacağı ilk 11'e müdahale etmek istediğini ve kendisine ''Şunu oynat'' diyerek görevine müdahale etmeye çalıştığını belirten Çınar, şöyle konuştu:

''Karşılaşma sonrası böyle şeylerin yaşanabileceğini düşünerek olayı unutmaya çalıştım. Ancak, dün akşam yönetim kurulu toplantısına çağrıldığımda transfer edilecek futbolcular konusunda konuşmalar yapıldığı sırada aynı yönetici bana bu kez 'sen bu işi bilmiyorsun' diyerek yönetim kurulu toplantısını terk etti. Ardından yönetim kurulu tarafından karşılıklı olarak sözleşmemi feshettim. Ben Adana Demirspor'da görev yaptığım süre içerisinde başarılı olduğuma inanıyorum. Takımın başına geldiğimde 20 maçta, 20 puanları vardı. Ben ise 6 maçta 10 puan topladım. Başarılı olduğumu tüm kamuoyu biliyor. Bir yöneticisinin kaprisi yüzünden çok sevdiğim Adana Demirspor kulübünden ayrılmak zorunda kalıyorum. Görev süresince takımda başarılara imza attık, ne yazık ki çok sevdiğim kulübümden beni kopardılar, ancak içimdeki Adana Demirspor sevgisini hiç kimse silemez.''

Buyrun size yönetim anlayışı. Kurumsal Adana Demirspor'muş. Neden aldınız yeni teknik direktör, siz çıksaydınız ya takımın başında sevgili Demirspor yönetimi. Her şeyi bu zamana kadar en iyi sizler bildiğiniz için şu anda Süper Lig'de şampiyonluğa oynuyoruz. Bize böyle el verecekseniz vermeyin. Yeter artık, ÇEKİN ELİNİZİ.

Behzat Çınar'ın Yerine Abdülkerim Durmaz

Şaşırayım mı bilmiyorum, anlam veremiyorum. Nedir bu istikrarsızlığın menşei, detaylar belli olmadı henüz ama canını sıkıyor insanın, keyfini paramparça ediyor. Kızgınlığımı gelişmelere göre yorum kısmında atarım artık.

adanademirspor.com sitesinin haberine göre Abdülkerim Durmaz ile anlaşılmış.

Abdülkerim Durmaz 1960 İstanbul doğumlu, en son Mersin İdman Yurdu'nun başındaymış. Daha öncesinde Karagümrük, Güngören Belediye, Kasımpaşa, Eyüpspor ve Kahramanmaraşspor takımlarında teknik adamlık yapmış.
Kimbilir ne oldu yine canını yediğimin camiasında. Allah hepimize sabır versin.

Başımız sağolsun...

Dün Adana'da oynanan Adanaspor - Kasımpaşa maçını izlemesinin ardından, göğsünde hissettiği ağrı üzerine otomobilini durdurmak isterken park halindeki bir otomobile çarpıp olay yerinde hayatını kaybeden Adanaspor taraftarı Necmi Çetinel'i son yolculuğuna saygıyla uğurluyoruz...

Milliyet Gazetesi, haberi "Öldüren Mağlubiyet" başlığıyla vermiş...Ah be Necmi Abi, ne vardı bu kadar kendine dert edecek diyeceğim, olmayacak...Ölümüne sevmek, maalesef böyle bir şey işte...

Sevenlerinin, Adanaspor camiasının, hepimizin başı sağolsun...Acınız, acımızdır.

19 Ocak 2009

Samsunspor kitabı

İletişim Yayınları'nın Futbol Kitapları Serisi'nden yeni bir kitap daha çıktı: Kırmızı-Siyah-Beyaz Samsunspor.



Kapak fotoğrafında, geçen yıl elim bir trafik kazasında kaybetiğimiz, tribün dergi forumunda timofte adıyla yazan, Teoman Taş'ın yer aldığı (kendisinin bir yazısı da var) kitap, Mehmet Yılmaz'ın editörlüğünde yayınlandı.

Memleket futbolunun önemli bir geleneği ve müstesna bir örneği olan Samsunspor'a dair farklı yazıların yer aldığı kitabı, kriz-mriz demeden piyasaya süren İletişim Yayınları'na da bir teşekkürü not edelim...

Hrant...

Değişen hiçbir şey yok...Hiçbir somut adım yok...Seninle aynı düşleri paylaşanlar bugün yine eylemde...Her eylem tanıdık yüzler. Sen, ben, o...Birbirimize bakıp, birbirimizi ağırlayıp duruyoruz...

Umutsuzum...mutsuzum...

Umutsuzluk hiç yakışmıyor, biliyorum...

Lincoln...Ya da "Brezilyalı Erdim"

DSGL'de takımımız gayet güzel bir performans sergiliyor. İyi bir seri yakaladılar ve eminim bunu hep sürdürecekler. Bol gol atıyoruz, farklı galibiyetler alıyoruz. Bu sonuç, gol krallığında da iddialı olduğumuz anlamına geliyor elbette.

Erdim Çelik, DSGL Adana Grubu'nun gol kralı şu an. Attığımız 46 golün 16'sı ona ait. 1990 Seyhan doğumlu, Seyhanspor altyapısının ardından ilk kez bizde profesyonel oldu. 2011 yılına dek sözleşmesi var.

Erdim aynı zamanda sıkı bir Lincoln hayranı. Kendisini "Lincoln Erdim" olarak adlandırıyor. Ben, tüm bu sonuçlar için Erdim'e teşekkür etmekle beraber diyorum ki, öyle yetiştir ki kendini Lincoln kendisine "Brezilyalı Erdim" desin...

Başarılar Erdim!

DSGL 15.Hafta...Arayı Açmaya Başlarken...

DSGL'nin ikinci yarısının başladığı geçtiğimiz hafta, lider olmuştuk. Bu hafta, ikinciyle aradaki puan farkını 2 ye çıkarıp biraz daha perçinledik. Lig sonunda biliyorum ki aradaki fark daha da açılmış olacak. Teşekkürler Süper Gençler, Türkiye Finalleri'nde bir aksilik olmazsa tribünde olacağız...

Mavilacivert.com'dan açıklama...

Transferlerle ilgili olarak Mavilacivert.com'dan açıklama geldi. Yukarıdaki resme tıklayıp büyüterek okunabilir. Yine de okunamıyorsa metin halinde aşağıya koyuyorum.

"ADANASPOR A.Ş.'DEN FUTBOLCU TRANSFERİ YAPILMASINI İSTEMİYORUZ, ADI GEÇEN TAKIMDAN GELECEK OYUNCULAR İLE GERÇEKLEŞECEKSE ŞAMPİYON OLMAK DA İSTEMİYORUZ.

TÜRK İNSANININ BALIK HAFIZALI OLDUĞUNDAN DOLAYI BİZİM DE KENDİLERİ GİBİ OLDUĞUMUZU DÜŞÜNENLER OLABİLİR DİYE HATIRLATIYOR ve GEÇEN SENE LİGİN 2.YARISINDA OYNANAN ADANASPOR A.Ş. KARŞILAŞMASI ÖNCESİNDE BİZLERE " HER İKİ TAKIM DA KARDEŞTİR, İKİ TAKIM DA ÇIKSIN, AMAN HA YENERSEK KİMSE SEVİNMESİN, ŞAMPİYONLUK TURU ATILMASIN " TELKİNLERİNDE BULUNULDUĞU BİR ORTAMDA MAÇ SONUNDA KİMLERİN KARŞIMIZDA GÖBEK ATTIĞINI UNUTMUYOR,BU NEDENLE, İLGİLİ ŞAHIS İLE SÜRDÜRÜLEN GÖRÜŞMELERİ VE TRANSFER ÇALIŞMALARINI, PROTESTO EDİYORUZ.

ADANA, 68 SENEDİR DEMİRSPORLUDUR..."

"Adanalı", Demirsporludur - 2

"Adanalı" dizisinde "Efsane Takım" diyerek posterimizi duvara asan Oktay Kaynarca'ya teşekkür jestimiz gecikmedi. Mehmet Gökoğlu, kendisine ait formayı Oktay Kaynarca'ya hediye etmiş. "Adanalı"nın, Demirsporluluğunu bir kez daha tescil etmiş oldu, şık oldu. Teşekkürler Gökoğlu, teşekkürler Oktay Kaynarca...

Adanalı, Demirsporludur...
Adana, Demirsporludur...

Sen Sus, Kalemin Konuşsun

Ankara Tayfası'nın gönlünü tiyatroya vermiş üyelerinden sevgili kardeşimiz Black Silence'dan güzel bir haber geldi. Kendisi, Kanal A'da başlayacak olan "Sen Sus Kalemin Konuşsun" yarışmasına katılma hakkı elde etmiş.

Önce belirteyim bu Kanal A, bizim maçlarımızı yayınlayan Kanal A değil, merkezi Ankara'da olan adaşı. (Türksat 3A-Batı, Polarizasyon:Yatay, Frekans:12602, Sembol:4400, FEC: 3/4)

Yarışma, bir skeç yarışması. Yarışmacılar skeçlerini yazıp veriyorlar, profesyonel bir oyuncu kadrosu bu skeçleri sahneye koyuyor. 13 hafta boyunca izleyici SMSleri ile haftanın birincileri belirleniyor. En nihayetinde programın birincisi ödüllendiriliyor. Maddi içerikli ödül haricinde, yarışmacılar program boyunca profesyonel tiyatrocular tarafından dramaturji dersleri alıyorlar ki maddi ödülden daha değerli diye düşünüyorum bu uygulama.

Program Perşembe geceleri 21:30'da ekrana gelecek. Galası bu hafta.

Ankara Tayfası, elbette tiyatrocusunun yanında, yukarıda koyu harflerle yazdığım kısımda mutlaka bir iddiamız olacaktır :)

Başarılar Black Silence! Gelişmelerle beraber tekrar bu konuya döneceğiz...

Klasman Grubu 1.Hafta

Klasman Grubu maçlarımız başladı, hayırlı olsun...İlk maçta galip gelmek bence önemliydi, olmadı. Galip gelememenin türlü sebebi olabilir, takım antremansız kalmıştır, yönetim değişmiştir, yeni transferler henüz hazır değildir, falandır filandır...Bunların tümü, gerçekten etkili olmuş olabilir...Ama artık benim, gerçek sebeplere dahi tahammülüm kalmadı. Bir an önce iyi bir hava yakalamamız gerekiyor artık...

Bu sezona umutlu bakmak için en önemli sebebim Behzat Hoca...Yap artık numaranı Hocam...

Akademi Ligi 12.Hafta..."LİDER!"...

Akademi Ligi'nde sona iyice yaklaşırken, geçen hafta söylediğim "Biz, Şampiyon olacağız!" hedefine adım adım yaklaşıyoruz. U-14'lerimiz bu hafta liderlik koltuğuna oturdu. U-15'lerimizinki de yakındır diye düşünüyorum. Alınan sonuçlar, bol bol atılan goller, farklı galibiyetler çok yakışıyor bu takıma.

Ayağınıza sağlık çocuklar...Az kaldı, büyük sevinçler yakın...

18 Ocak 2009

Sözün Bitmediği Yer: Adana

Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim, Adana için 'Sözün bitmediği yerdir; orada sadece maço tipli adamlar yok, sadece acılı kebap yok, bu şehre haksızlık etmeyin,' diyor.
Pazar Sabah'tan Şirin Sever, Fatih Terim ile gerçekleştirdiği röportajda; 'Adanalı olmak' kavramını masaya yatırdı.

- Şu ara Adanalılık gündemde Hocam; oradan başlayalım istiyorum. Adana'daki çocukluğunuzdan, gençliğinizden hatırladığınız en unutulmaz, en özel anı nedir?
- Sözün bitmediği kenttir Adana...
- Ne demek o?
- Sohbeti bir sanat gibidir. Espriler bitmez, anlatmayı, hatta zaman zaman abartılı anlatmayı seven bir yerdir kendine özgü üslubuyla. Bugün edebiyata baktığımız zaman, müziğe baktığımız zaman, tiyatroya baktığımız zaman....
- Futbola baktığımız zaman...
- Futbolu ben söylersem yanlış olur. Mesela 1899'da erkek lisesi kurulmuş; bu bence çok enteresan. Hikâyesi ve hikayecisi bol bir şehir. Adana'da yaşlısı genci, okumuşu cahili, kelimeleri cümlelere taşırken güçlük çekmez, nedeni de kelime dağarcıklarının zenginliğidir.

- Sizin de konuşma tarzınız, mimikleriniz hatta taklit edilmeniz Adana'dan aldığınız özelliklerden mi acaba?
- Yüzde 100 öyledir. Hayatımın bir 20 yaşına kadar olan bölümü var, bir de 20'den sonra olanı.
- Adana'da çocukluk nasıldı peki?
- Çok mutlu bir çocukluk geçirdim. Klasik anlatımlar vardır hani; 'çok fakir doğdum, çok zorluk çektim' diye... Böyle bir mizansen benim hoşuma gitmez; ben çok mutlu bir çocuktum!
- Ama yoksul da bir çocuktunuz, değil mi?
- Evet.
- Neydi sizi o yoksullukta mutlu kılan şey?
- Babam ve annem tabii ki! O yoklukta bile bize sevgilerini verebildiler. Ve mahallem, arkadaşlarım bu sevgiyi veriyordu. İmkânlar belki kısıtlıydı, ki ben kendimi bildim bileli çalışıyorum ama çocukluğumu da yaşadım.


- Babanızın bir ayağı aksak olduğu için onunla çok ağır işlerde çalışırmışsınız...
- Evet, mutlu olmak için önümde böyle önemli bir örnek vardı bir de Şirin Hanım; böyle bir babanın oğlu olmak benim için çok etkileyiciydi. O vaziyette bizi kimseye muhtaç etmemek gibi bir özelliği, dimdik duruşu vardı, özü sözü doğru biri... İnsanların belirli kalıpları olması gerektiğini, doğruluk, dürüstlük şartını öğrendim.

- Nasıl bir baba-oğul ilişkisiydi sizinki?
- Arkadaş gibiydik. Evin büyüğü olmama rağmen erkek kardeşim ve kız kardeşim benden daha avantajlıdır hâlâ. Çünkü ben hep 'hazır ol'dayım! Ömür boyu da öyle olacağım. Nazları bana geçer ama özünde bana dokundurmazlar. Dolayısıyla ben mutluydum, topumu da oynardım, bahçelere de dalardım. Mesela o günlerden aklımda kalan en önemli şey, şehirdeki portakal-mandalina kokusuydu. Mis gibi kokudan şehre giremezdiniz! Ben hâlâ bazı şeyleri Adana'dan getirtirim.
- Neleri getirtiyorsunuz?
- King mandalinayı getirtirim mesela, her mandalinayı yemem. Hurma getirtirim, taze olduğu için sebze getirtirim. Annem turşu yapar gönderir. Annem evin dengesidir. Hep uyumludur, babam ne derse o olur zaten, itiraz bile yoktur, müthiş sabırlı, müthiş dingindir.
- Benim asıl merak ettiğim şu, sizin çok bıçkın dayılarınız varmış! Sizi onlar mı şekillendirdi babadan çok?
- Biri Allah rahmet eylesin, kısa süre önce öldü. Babamın ailesi hep okumuş, öğretmen, müdür gibi tahsilli insanlar. Annemin tarafı da halk tipi. Doğal olarak er dayıya kız halaya! Dayılarım çok iyiydi, beni çok severlerdi. Biri, bir futbolcunun gece on buçukta yatması gerektiğini söylerdi, öteki de 'Karışma ona,' derdi. Böyle iki ayrı yaklaşım vardı ama ortak bir payda vardı ki, o da sevgiydi.

- Peki etrafta bıçkın dayılar, mahalle ortamı... Kabadayı gibi mi yetiştirildiniz biraz?
- Adana'daki kabadayılık mafya tipi bir kabadayılık değildi, bunu iyi anlatmak lazım. Yani para çalan, yol kesen filan değil. İyi giyinen, racon kesen insanlardı kabadayılar. Dayılarım da öyleydi. Tabii ben erken koptum biraz onlardan; 16-17 yaşından itibaren Adana Demirspor'la birlikte, Adana'nın dışına çıkmaya başladım. Ama hiç kopmadım ailemden, top oynadığım arkadaşlarımdan... Adanalılar Derneği ile de şehre yardımımı sürdürüyorum. Yarın akşam da (dün akşam) Adanalılar gecesine katılacağız, birlikte olmanın dışında güzel bir amacı var çünkü o gecenin. Okuyamayan, muhtaç olan Adanalılara yardım etmek için yapılıyor gece. Şu da hoşuma gidiyor; mesela 25 senedir burada olup da bir gram konuşmasını bozmamış insanlar da var biliyor musunuz?


- Siz de değişiyor musunuz onlarla?
- Masada oturup konuşunca 30 saniye sonra öyle oluyorum otomatikman! Özellikle sinirlendiğim zaman! (gülüyor) Aslında Adana şivesi diye bir şey yok; belki aksan, kendilerine özgü bir konuşma sanatları var. Kelime dağarcıkları zengin, esprileri gerçek, doğal, fıkraları gerçekten yaşıyorlar. Son gittiğimde, top oynadığım eski arkadaşlarla toplandık, boğazlarım acıyordu gülmekten.

- Adana'nın en çok nesini seversiniz?
- Adana yeterince anlaşılamamış bir şehir bence. Orada sadece acılı kebap yok! Sadece maço tipli adamlar yok! Adana, Yaşar Kemal'inden Orhan Kemal'ine, Karacaoğlan'ından Kasım Gülek'ine, Suna Kan'dan Bedri Baykam'ına çok bereketli bir toprak. Hiç hatırlamıyorum ben mesela 'Adanalıyık, Allah'ın adamıyık' diye bir laf. Adanalı bunlardan bıktı, Adanalı'nın başka meziyetleri de var. Edebiyatıyla, müziğiyle, sanatkarıyla donanımlı bir şehir. Öyle bakmak lazım, haksızlık etmemek lazım bu şehre.
Dizilerde 'Adanalı' olmak
Sanat camiasına yakınlığınız en son bir dizide oynamaya kadar varacak galiba! Adanalı dizisinde oynayacak mısınız sahiden? - 'Bakarız,' dedim sadece... Kendimi oynarsam olabilir, öbür türlüsü doğru durmaz diye düşünüyorum.


- Dizinin yazarı ve yönetmeni Tayfun Güneyer, Adanalı karakterini sizden esinlenerek yarattığını söyledi. Bu gurur veriyor mu size?
- Gurur verir tabii, insanın bir tarafını okşar. İlk kez TV programında tanıdım Tayfun'u, bir zekâ pırıltısı var kendisinde.

- Avrupa Yakası'ndaki Dilber Hala, Canım Ailem'deki Meliha ve damat adayı, herkes Adanalı. İzliyor musunuz bunları?
- Hiçbirini kaçırmıyorum. 20 senedir söylüyorum ben, Türk insanı bence çok kabiliyetli.
- Bu Adanalı tiplemeleri başarılı buluyor musunuz peki?
- Buluyorum. Adanalı atasından kendine miras kalan sözcüklerle konuşmayı bir eğlence haline getirmiş. Mesela siz 'kepenk' dersiniz, ben 'daraba' derim. Mesela 'çeyrek' sözcüğü 'urup'tur. Abartılı konuşan kimseye 'mavra atma' deriz.
- Hoşşik diye bir kelime var mı gerçekten?
- Var, çok kullanılır.
-Canım Ailem'deki Meliha konuştuğu zaman, yengeniz konuşuyor sanıyormuşsunuz doğru mu? - Yengem, teyzem! Acayip benziyor. Ölüyorum izlerken... Mesela en güzel Adanalı taklidini Fulya yapar bizde, çok gülerim...

Kaynak: