29 Ağustos 2012

Bolu Deplasmanında

Taraftarlığın deplasman yapma boyutu beni çok cezbediyor. İşten güçten zaman yaratıp kaçabildiğim şehirler kişisel taraftarlık tarihimin en güzel hatıralarını oluşturuyor. Tabii iyi anlaştığım bir ekiple beraber yol yapmak bu işin önemli unsurlarından.

Bolu’ya da bu hislerle ulaştım. Eşim ve çocuğum ile sabah 08:30’da Taşucu’nda başlayan yolculuğumuz 15:45’te Bolu’da sona erdi. Eşim Nazife’nin muhteşem şoförlüğü olmasaydı yetişmemiz mümkün değildi. Demirspor tribünlerine böyle müstesna bir taraftar kazandırdığım için mutlu ve gururluyum. Ayrıca bunca yol ve yorgunluk çekip, hatta hayatlarımızı tehlikeye atıp bu maça yetişebildiğimiz için de gurur duyuyorum, bununla övünüyorum. Yaptığımızın saçma ve gereksiz olduğunu söyleyen çıkacaktır mutlaka. Yine de biz deplasman tribününde yer almaktan, Demirspor’u temsil etmekten ve pankartlarımızı asmaktan onur duyduk, bu onur bize yeter.

Takımımız deplasmanda ve ligin ilk maçında olmalarına rağmen iyi bir görüntü verdi. Forvet ve defans bölgelerine takviyeyi şart görüyorum. Yabancılar bu bölgelere derman olacaklar diye düşünürken iki yabancının işinin yattığı duyumları geldi. Yönetim bu bakımdan sınıfta kalıyor. Kurumsal yönetime ilişkin eleştirilerimi biraz ileriye öteleyip iyi bir kadro kurmalarını bekliyorum ancak şu ana kadar forveti olmayan bir takım kurabildiler. Lig maratonunu kaldırabilecek oyuncuları en kısa zamanda tedarik etmeleri gerekiyor. Bununla beraber, forvete oyuncu alsalar da, almasalar da Muhittin Tümbül’den faydalanmalarını beklemek en doğal hakkım. Osman hocadan bu kardeşimizde ısrarcı olmasını ve onu takımımıza kazandırmasını bekliyorum. Aynı şekilde kaleci Emre Selen’in de gelecekte takımımızın kalesini devralmasına yönelik bir planlama yapılmasını ve bu kardeşimizin bu doğrultuda hazırlanmasını istiyorum. Gönül ister ki geçen sene uğurlarında deplasman bile yaptığımız kardeşlerimizin hepsini A takımda görelim. Böyle bir yönetim anlayışına bir gün ulaşabilmek dileğiyle…

Taraftardan Suç Duyurusu...

Böyle bir yazı yazmayı istemezdim ama "gizli" olduğunu düşündüğüm bir yönetici taraftar hakkında suç duyurusunda bulunur, bir diğeri taraftarı küçümser yok sayar, bir başkası kendisini istifaya çağıran taraftara "satılmış, tutulmuş" der, başkan da çıkıp bu adamlara "bunlar Demirsporlu değil" derse o yönetime her şey müstehaktır. Küçücük sineklerle midenizi bulandırayım, başınızı ağrıtayım.
 
Konu kongre üyeliği aidatları. 300 TL aidat ücretimiz var. Ödemekle yükümlüyüz, öderiz de. Kulüpten kongre üyelerini arıyorlar, nazik bir hanımefendi kongre üyeliğimizin devam edebilmesi için aidatların yatırılması gerektiğini iletiyor bize. Tamam diyoruz ödeyelim hesap numarası verin, kusura bakmayın hesaplar blokeli olduğu için nakit vermek zorunda imişiz.
 
Şimdi orada bir duralım.
 
1- Ben nasıl kullanılacağını bilmediğim bir parayı yönetimin eline neden takır takır sayayım?
 
2- Nakit olarak tahsil edilecek paraların kimlerden tahsil edildiği konusunda açıklama yapılacak mı?
 
3- Kongre üyelerinin kimler olduğu (yaklaşık 700 kişiymiş), bunlardan üyelik aidatlarının tahsil edilip edilmediği hakkında internet sitesinde sürekli bilgi verilecek mi?
 
4- Gerçekten üyelik aidatlarını yatırmayanlar üyelikten çıkarılacak mı, sonuçlar paylaşılacak mı?
 
Bu soruların cevabını bekliyorum. Taraftar olarak bu benim hakkım.
 
Ayrıca kulübün hesapları üzerinde neden bloke var? Kimin alacaklarından dolayı bloke var? Eğer alacaklılar arasında DEVLET VAR İSE PARANIN NAKİT YATIRILMAYA ZORLANMASI DEVLETTEN PARA KAÇIRMA ANLAMINA GELMİYOR MU? Bunun suç olduğunu yönetimler biliyordur sanırım. Hapis cezasını gerektiren bir suç olduğunu da biliyorlardır.
 
Ben kongre üyeliği aidatımı yatırmak istiyorum. Teknoloji devrinde, üstelik de Adana dışında otururken -kaldı ki Adana'da da otursam bizzat kulübe gidip ödeme yapmak zorunda değilim- kongre üyeliği aidatımı nakden yatırmaya zorlanıyorum ve bu gerekçe ile kongre üyeliğim ve/veya oy kullanma hakkım askıya alınırsa Adana Demirspor Kulübü yönetimine karşı dava açacağım.
 
Ayrıca kongre üyeliğim devam etse, haklarım verilse dahi DEVLETE KARŞI İŞLENEN SUÇLAR ve bu suça iştirak etmeye zorlanmam ile ilgili olarak suç duyurusunda bulunmam da ihtimal dahilindedir.
 
Hodri meydan!!!

27 Ağustos 2012

Tayfa-Gökoğlu Karşılaşması

Aşağıdaki yazıda Yavuz'un da belirttiği üzere, Boluspor maçındaydık. Tribünde yaklaşık 50 taraftar vardı ve büyük bir kısmı yönetimin gitmesini istiyordu. Zira maç boyunca birçok kez 'Yönetim İstifa' diye seslenildi protokol tribününe.

Maç malum, takım beklenenin üzerinde bir performans gösterdi, genel anlamda rahat bir maç izledik. Deplasmandan alınan 1 puanla dönüş yoluna çıktık.

Molada Gökoğlu ve arkadaşları (!) ile karşılaştık. Gökoğlu'nun yanında, sonradan adının Ali Uğur Akbaş olduğunu öğrendiğim kişi bize 'Sizi kim tuttu?' diye seslendi. Onurlu Adana Demirspor taraftarını tanımayan bu kişi bizi de kendisi gibi zannetti kanımca. Gereken cevap verildi. Sonra 'Yönetim İstifa diyenler siz misiniz?' diye sordu. 'Bizik...!' dedik ve ekledik 'İlk maçtan 1 gün önce teknik direktörün takımı bıraktığı nerde görülmüş?'

Bunu duyan Gökoğlu yanımıza gelerek bu konuda bize doğruları anlatacağını söyledi. Hocanın gönderilmesi halinde 500 bin TL tazminat istediğini, daha önce imzalanan sözleşmede karşılıklı tazminat maddeleri bulunduğunu ancak Hocayla anlaşmalı ayrılındığını ve tazminat almadığımızı söyledi.

Neden anlaşmalı ayrıldığımıza dair açıklama yapamadı Gökoğlu! Kulübün nasıl kötü yönetildiğinin daha iyi göstergesi olamaz. Bu zihniyet Demirspor'a zarardan başka birşey getiremez.

İşte bu yüzden daha gür bir sesle YÖNETİM İSTİFA!!!

25 Ağustos 2012

Boluspor:0 - Adana Demirspor:0

1.lig'e puanla başladık. Deplasmanda alınan 1 puan iyidir diye düşünüyorum. Maç denk kuvvetlerin mücadelesi şeklinde geçti, Boluspor kötüydü; biz de kötünün iyisiydik. Kaşarlardan Erman ilk yarı iyi top dağıttı ama ikinci yarı kayboldu, 90 dk. yı çıkaramayacağını gösterdi. Savunmacılar pek zorlanmadıkları için hata yapmadılar. Sağda Özgür ileri geri iyi dare etti. Ortada İrfan iyiydi, Cavid hayalkırıklığıydı.

Pankartımız Bolu'daydı... Yönetimi değil bu armayı desteklemek için yollara düştüler. Tayfa'dan Uçar çifti, Ateş çifti, Abdullah Çomek oradaydı.


24 Ağustos 2012

Rezil Edilen Bir Demirspor Var; Bir de...

Rezilen edilen bir Adana Demirspor var, bir de umutlarımızda yaşattığıımız, tribünde var ettiğimiz... En son yine ulusal bir kanalda resmi bir Demirspor maçı izlediğimizde de öyleydi. Galatasaray ile oynadığımız kupa maçı öncesi yöneticisiyle, futbolcusuyla öfke yaratan, benimsenmeyen bir Demirspor varken bir de tribünde bambaşka bir hava... Biri Galatasaray'ı özledik dedi; beriki aylar önce ameliyat olmuş başbakanına geçmiş olsun dedi; bir diğeri bakana teşekkür etti; hepsi birden Demirspor'u geçmişinden geleneğinden tribününden ve hedeflerinden kopardı. Sahadaki topçu güven vermiyordu; maç seçiyordu. Ama tribünde bambaşka bir Demirspor vardı. Orada umutlar da gelenek de gelecek de yaşatılıyordu. O gün akılda kalan ne yönetim ne futbolcu oldu; Dmirspor tribünüyle vardı.

Demirspor, yeniden televizyonda olacak! Bu sene birçok kez olacağı gibi, çünkü şampiyon olduk! Nasıl olduk, neler oldu; unuttuk gitti. Çünkü herşey aynı. Berbat bir yönetim bizi rezil etmeye devam ediyor. Garabet bir kamp dönemi, gidenler, kaçanlar, dingo'nun ahırı gibi ne olduğu belirsiz, saçmasapan işler...

Ama sahada mavi-lacivert forma, demir kanatlı logo olacak. Biz yine ona güveneceğiz. Kazansın isteyeceğiz... Bu kez tribünde de kalabalık değiliz; sadece birkaç kişiyiz. Rezil edilen bir Demirspor'a karşı kendi Demirspor'umuzu destekleyeceğiz. Bugün de kalabalığı, şovu ile değil ama tavrı ve direnciyle anılan bir tribün olarak; sadece arma için en uzağa gitme azmini gösteren taraftarıyla anılacak Demirspor.

Taşeronluğu bile beceremeyen yönetiminizle, saçmasapan basın açıklamalarınızla Demirspor'u rezil etmeye devam ediyorsunuz. Ama biz, size rağmen seviyoruz Demirspor'u. Sizi de alt edecek bir sevgiyle...

Metin Kurt'u Kaybettik

Çizgi Metin, hayata gözlerini yumdu. Kesmeşeker'in şarkısında söylediği gibi ceza sahasında yapayalnız biriydi o. Değeri bilinmeyenlerdendi. Futbolculuk zamanında da aykırıydı; Türkiye'de ilk futbolcu boykotunu örgütlemişti. Emekliliğinde çizgisini korudu; Spor-Sen'i kurarak sporcuların haklarını, örgütlü bir mücadeleyle savunması gerektiğinin altını çizdi.


Biz de kendisiyle 2010'da ufak bir görüşme yapmıştık: http://www.adanademirspor.net/2010/01/metin-kurtatlan-her-gol-emekcinin.html

Everest Yayınları'ndan çıkan ve Vecdi Çıracıoğlu'nun kaleme aldığı Gladyatör kitabında da Metin Kurt'un hayatı konu edinilmişti: http://www.idefix.com/Kitap/tanim.asp?sid=SHY0WC7UD7YJI487PXW9

Bir+Bir dergisinin 16. sayısında, Cenk Taner ile birlikte verdikleri uzun bir söyleşi vardı... O söyleşide sürekli 7 numara giydiğine dair bir soru üzerine, "Deniz Gezmiş'in bir numarası olsaydı onu giyerdim, bizim idollerimiz onlardı" demişti.

İslam Çupi de taa 1973'teki yazısında şöyle diyor: "Metin Kurt, Türkiye'de 'futbolcu aklı aut çizgisine kadar devam eder' şeklinde tarif edilen saha inşasının haklarına bir takım boyutlar kazandırmak istediği için sivri adam olmuştur" (Mağlubu Anlatmak içinde/ "Bir Olay Var Galatasaray'la Metin Arasında", Tercüman, 22 Temmuz 1973).

"Sen mi güzeldin yoksa hayat mı güzel; kula kulluk etmezdin çok yanlış biriydin..."

Toprağı bol olsun!

Kurtar'amadı!

Başlık, kötü Türk medyasından çıkma işlere benzedi ama gerçekten de bu kötü yönetimi kurtaracak adam Güvenç Kurtar olamadı. Plansız programsız işler yapan, neyi nereye ne kadar harcadığı bellisiz yönetim, sezonun ilk maçına 24 saat kala kaptan değiştirdi. Kurtar, "taraftarın bana ve yünetime karşı aldığı olumsuz tavırdan" bahsetmiş. Taraftarın tavrı ilk sonucunu vermiş oldu. Peki buna ilk maçın hemen öncesinde mi kanaat getirdi. Koca kamp döneminde ne yapıldı? Kurtar, kurt hoca; yönetimin vaat ettiği parayı veremeyeceğini anlamıştır! Taraftarın tavrı da cabası... Başarısızlığı üstlenmek istemedi belli ki.

Kurtar'ın getirdiği topçular başka hocayla çalışacak: Osman Özdemir. Hocanın mazareti belli: "bu takımı ben kurmadım!"

Osman Özdemir, tıpkı Güvenç kurtar gibi kulüp kulüp gezen bir hoca; son 5 yılda 5 takım çalıştırmış (Çankırı, Hacettepe, Ordu, Adanaspor, Konya). Adanaspor'da birkaç ay görev yapmıştı. 2007'de Oftaş'ı (adı sonradan Hacettepe olarak değişmişti) Süper Lig'e taşıyan kadronun başındaydı, o günden bu yana bir başarısı yok.

Kurtar, Özdemir fark etmez. Disiplinli, ne yaptığını bilen bir yönetim olmadıktan sonra hoca da futbolcu da kafasına göre takılır. Yıl sonunda parasını çatır çatır alır...


23 Ağustos 2012

Boluspor Değerlendirmesi

İlk haftaki rakibimiz Boluspor'a dair detaylı bir yazı için bknz: http://www.birbaskafutbol.com/boluspor-incelemesi/ Transferleri, artı ve eksi yönlerine dair bilgi veriyor.

Sitede ayrıca 1. lig'in diğer takımlarına dair de değerlendirme yazıları var.

22 Ağustos 2012

Bolu Hatıraları

Bolu'ya en son 11 mart 2007'de gitmiştik. Ben ilk kez de o zaman gitmiştim. Şehir içinde küçük ama güzel bir stad. Bizim "gurbette demir gibiyiz" pankartının ikinci maçı; üstümüze geçirdiğimiz mavi boncuk kıyafetimizin ise ilk deplasmanıydı. Tayfanın ilk dönemleriydi. İzmir'den, Afyon'dan, Yozgat'tan gelenlerle Sultan'a doluşup gitmiştik. (Organizasyon zor zanaat... O zamanlar daha istekliydik; şevkimiz kırılmamıştı; anlamsız bi ton laf işitmemiştik.) Daha sonra Karabük deplasmanında bu sayıyı da geçmiştik gerçi ama yine de önemli bir sayıydı. Henüz blog yoktu. Takıma inancımız tamdı. Yönetim işlerine pek bulaşmamıştık. Dolayısıyla olan bitene dair saf bir inancımız vardı. Şimdiki gibi kötümser değildik. Şampiyonluk bekliyorduk.



Adem Atılgan başkandı, iyi bir kadro vardı ama Bolu da iyiydi. Play-off grubunda ilk devrenin sonlarıydı. Bolu ile grupta ilk ikideydik ama fark açılıyordu. Bolu grubun iddiali ekibiydi, zaten ilk devrede büyük puan farkı yapmıştı, yenilgisiz liderdi. Murat Bölükbaş ve Erhan Namlı'nın sürüklediği bir kadro vardı. 3-0 yenilmiştik o maçta. İlk goldeki hakem hatası, skoru etkilemişti ama onlar daha iyiydi tabii... (Hakem Yunus Yıldırım'mış). İkinci devrede freni çekseler de o sezon şampiyon oldular ve o zamandır 1.ligteler.(Adana'daki maçta 3-2 galiptik) Sezon, harcanan paralara göre beklentinin altında geçmişti zaten; gol averajıyla play-off'a kalmıştık. O yılın sonunda artık bu işte bir iş var demeye başlamıştık: Bu paralar nereye gidiyor, bunca desteğe rağmen neden başarısız oluyoruz; ne olacak bu işler sorularının sorulmaya - daha doğrusu camiada ilk kez bizim sormaya başladığımız dönemlerdi. 2007'de sorduklarımız, daha bir iki yıldır Adana'da yeni duyulmaya ve sorulmaya başlandı.


Görüldüğü üzere, o zamanlar Abdullah Çömek oldukça zayıf!


Bolu maçı sonrası hakeme ve topçulara isyan içindeki tribün soğukta bekletilirken, Atılgan tribünlerin önüne kadar gelip birkaç çift laf etmişti.  Topçulara da hakeme de sallamıştı, bize teşekkür etmişti. İçtenliğine güvenmiştik. Sonradan yanıldığımızı anladık. Efsane başkan, bizi çok üzdü! Sonradan efsaneleştirilenler de üzdü. Herkes üzdü. Biz tribünde olmaya devam ettik. Üzüle üzüle, yıkıla yıkıla... Bak şimdi şampiyon olup Bolu'ya gidiyoruz. Ama o heyecandan çok uzağız. Belki bu kez kazanırız.

17 Ağustos 2012

Bekir Çınar

Şurası bir gerçek ki; taraftar ile en iyi ilişkileri kuran, onların bir dediğini iki etmeyen, kendisi de bir taraftardan farksız olan, son yirmi yılın içinde bizi sportif başarıdan değil de sevgi ve saygıdan yana mutlu eden bir başkandı.

Kendisine yakıştırılan onlarca iyi ve kötü sıfat var. Bunlardan birisi de efsane. Bu sıfat onu sevenlerce kullanılıyor, onu sevmeyenlerce ise “neyi başardı ki, efsane oldu” deniliyor. Ben de onu efsaneleştirmekten özenle kaçınıyorum. Onu sevmediğimden değil, aksine, onu seviyordum ben. Fark şu ki, şundan eminim ki yaşadığı dönemde efsane olmak gibi bir amacı asla olmamıştı. O zaten bir taraftardı. Allah ona bir hediye bahşetmişti, en koyusundan bir Demirspor taraftarına Demirspor başkanlığı yapmayı nasip etmişti. Bir taraftar tüm hatalarıyla ve sevaplarıyla Demirspor başkanı olmuştu. Başkanlık ve taraftarlık aynı kişide cisimleşmişti. Bu bir Demirsporlu’nun yaşayabileceği en büyük onurlardan birisiydi. Bu onur ona layık görülmüştü, bunun o da farkındaydı.

Taraftar için yaptıklarında, yapmaya çalıştıklarında art niyet aramıyorum, popülizm aramıyorum. Ben de olsa aynılarını yapardım. Hatta belki de fazlalarını. Bana göre futbol yönetimi, yalnızca futbolcuların rahatını düşünmemeli, kulübün borçlarıyla boğuşmamalı. Taraftarın, mesela daha rahat, daha medeni koşullarda maç seyretmesi için proje üretmeli, hayata geçirmeli. Futbolcu, teknik adam, taraftar üçgeninde her zaman hor görülen ve süründürülen ama bu oyunun en önemli asli unsurlarından birisi olan taraftar için daha fazlası yapılmalı. Profesyonel futbol taraftar için oynanır çünkü. Bu profesyonel oyunun amatör kanadı taraftardır, oyunun kalbi ve ruhu tribündedir, tribün tarafından yaratılır çünkü.

Bekir Çınar, taraftar için yaptıklarında başarılı oldu mu? Kalplerde kendine bir yer bulduğu doğru, hislere tercüman olduğu, daha önce fikirleri sorulmayanlarla konuştuğu, onları dinlediği ve gücü ölçüsünde harekete geçtiği doğru. Fiziksel olarak ortaya koydukları çok az olsa da, onun asıl başarısı fikirsel bazda oldu. Bana göre, artık ortada bir çıta var, ki eskiden yoktu. Taraftarın lehine konmuş, daha da yükseltilmeyi bekleyen bir çıta. Artık yönetimlerin tepesinde onun hayaleti dolaşıyor, istenildiği kadar görmezden gelinmeye çalışılsa da. Onun yönetim anlayışındaki kimi hataları, taraftar ile olan ilişkilerindeki mükemmelliği gölgeleyemiyor. Taraftar yirmi yılda öyle kötü yöneticiler gördü ki, Bekir Çınar’ın yönetsel hataları onların gözlerine batmıyor.

Bekir Çınar, taraftara yani hak sahibine, hak ettiği değeri verme yolunda mücadele etti. Bu onu efsane yapmaz, ama bir Demirspor başkanını bizimle “gardaş” yapar. İşte bu sıfat, her sıfattan her payeden daha yücedir…

14 Ağustos 2012

Sezon Açılırken...

Demirspor’da herkes kendinden çok emin, herkes son derece kararlı. Kimsenin kendi fikirlerinden en ufak bir şüphesi yok. Herkesin safı belli. Aklında soru işareti olanlarsa çok az. Birisi de benim.

Şimşekler grubu net bir şekilde yönetime muhalefetin başını çekiyor. Geniş katılımlı bir yürüyüş dahi düzenlediler. İki adaylı bir seçim için ne kadar mutlu olduysam bir taraftar grubunun binlerce kişiyi sokağa dökebilmesini de aynı keyifle seyrettim. Bu iki gelişme Demirspor tarihinde yerini almıştır, muhtemelen unutulmayacaktır.

Sonuçta iki adaylı bir seçim olmadı. Bildik Demirspor kongrelerinden birisi oldu. Grup destekli Aydoğdu seçime girseydi ve kazansaydı, bu kazanım, taraftarın yönetime etki alanını artıracaktı, enikonu önemli bir gösterge olacaktı. Kazanamasaydı, bu yine de önemli bir ölçüt olacaktı. Kendisine ne kadar oy verildiğini görür, geleceğe dair planlarını buna göre yapardı Aydoğdu. Vaatlerinin kongre üyelerini ne kadar etkilediğini de görmüş olacaktı.

Seçim günü, yeni üye olanlar konusundaki tartışma ve hatta çıkan arbede yüzünden kongre ertelendi. Bana göre önemli bir fırsat kaçtı. Çünkü en kötü demokrasi, en iyi tiranlıktan evladır.

Ertelemeden sonra Önder Serin yönetimi başa geldi. Her ne kadar isim değişse de mevcut yönetimin devam ettiği aşikar. Geçmişten gelen eleştirilerimiz bu yönetim için de geçerli. Ne yazık ki attıkları adımlar geçmişin izlerini taşıyor. Yönetimde profesyonelleşeceklerine daha da amatörleşiyorlar. Sanırım böyle bir niyetleri yok. Yöneticiliğin birinci ölçütü paradır. Gelecek gelirlere dayanarak bugün harcama yapabilirsiniz, ama ya o gelirler gelmezse veya eksik gelirse. Sayın yönetim, kucağınızdaki saatli bombayı patlatırsanız bu gemideki herkes zarar görür, bunu unutmayın.

Belki de Demirspor tarihinin en çok eleştirilen yönetimi de olsa, ben yine de sezonu iple ve umutla çekiyorum. İnternet sitelerinde yönetim aleyhine küfür, hakaret ve beddua içeren, insanın kanını donduran yorumlar okuyorum. Yöneticiler veya yorumcular/taraftarlar, Demirspor’un yenilmesini veya küme düşmesini ister mi? Ben de şikayetçiyim, bir çok şeyden. Ancak takımım sahaya çıkınca bu ruh halinden sıyrılıyorum. İnsanların kızgınlığını anlıyorum, yine de sahada Demirspor varsa, gerisi o an için teferruattır. Ha, kimseye bir telkinim yok, olamaz elbette. Öyle büyük bir ahlaki ders vermek değil niyetim. İsteyen istediği gibi hisseder, bağırır, çağırır.

Büyük curcuna ve tantanayla başlayan sezonun sonunda kazanan Demirspor olur umarım.

8 Ağustos 2012

Neden Kombine Alayım?

Bu sorunun cevabını alamadan neden kombine alayım? Derdim yönetim baltalamak değil, zaten kendilerini yeterince baltalıyorlar bana ihtiyaç bırakmıyorlar.

Sorumu tekrarlayayım, bu sene kombine almam için bir gerekçe arıyorum, neden kombine alayım?

Aldığım kombine ile Demirspor'a mı yoksa Demirspor'un başında olmakla birlikte hata üstüne hata yapan yönetime mi katkı sağlayacağım?

Bu yönetim topa ayağını vurmamış oyuncuları alarak oluşturduğu bütçesine mi destek istiyor benden?

Bu yönetim uzun süredir başarı görmemiş, hakkındaki olumsuz duyumların olumlu duyumlardan çok daha fazla olduğu teknik ekip için mi kombine istiyor benden?

Bu yönetim Şekerbank ile yaptığı pos anlaşmasını (hiç detay verilmedi) gelir yarattım diye lanse ederek mi katkı istiyor benden?

Bu yönetim Demirspor yönetimi bağımsızdır, kimsenin uzantısı değildir, diye açıkça ortaya çıkamadan mı kombine istiyor benden?

Taraftarı ve tepkilerini küçümseyip sonra taraftardan kombine mi istiyor, kale arkasına, maratona, kapalıya kombine mi bastırmış?

Mali şeffaflığın hayal gibi göründüğü bir ortamda benden kombine mi istiyor?

Şampiyon kadronun topun ağzında olduğunu hissederken kombine mi alacağım?

Bir demagoji denizi yaratıp, ortamı gerip, suyu bulandırıp, yine tanımsız, belirsiz Demirsporluluk kavramlarını dile getirerek kombine almam mı bekleniyor?

Ne kadar ekmek o kadar köfte. Bir köftelik bütçem var, kusura bakmayın Demirspor kisvesi altında o bütçeyi cebinize, yanlış yatırımlarınıza aktaramam.

Demirspor'a canım feda da siz onu temsil etmiyorsunuz ki, edemiyorsunuz ki, olmuyor...

Sözün özü BEN BU SENE KOMBİNE ALMIYORUM

1 Ağustos 2012

Yönetim Basın Toplantısı Yaptı

Yönetim ilk kez basın önüne çıkarak açıklama yaptı. Açıklamanın tam metnini okumak için tıklayın: http://www.adanademirspor.org.tr/haberler/cok-kiymetli-adana-demirsporlular

Açıklamada yönetimin bugüne kadar yaptıkları özetleniyor ve eleştirilere çok genel cevaplar veriliyor. Öne çıkan nokta taraftarla yönetim arasındaki mesafeye ve eleştirilere dair sözler:

"Bizi üzen diğer bir konu tek yumruk olan taraftarlarımızın bölünmüşlüğüdür. Her konuşulan ve yazılanın tek taraflı olması, Demir sporumuzun ve bizlerin aleyhine kullanılması taraftarlarımızın kötü yönde yönlendirilmesi yanlıştıır.

Transferlerimiz belli olmadan,ligdeki durumumuz ve başarımız belli olmadan kulübün borcunu çoğaltıyorlar, ceplerini dolduruyorlar gibi bütün kötü senaryolar bazı arkadaşlarımız tarafından yazılıp çizilmektedir. Bu tip söylemler sadece bize değil Demir spor kulübümüze zarar vermektedir. Bu yapılan sadece yargısız infazdır. Hiç bir şey Demirspor kulübümüzden büyük olamaz."

Yönetim, taraftarın desteğini istiyor ve "baştaki kim olursa olsun" her zaman olduğu gibi tribünde görmek istediğini söylüyor.

Yönetimin tribünle arasındaki buzları eritmek istediğini söyleyebiliriz. Taraftar desteği olmadan takımın başarılı olamayacağının onlar da farkında.

Ancak eleştirilere net cevap verilmediği de ortada. Abdullah Ay da bu konuda yazdı: http://www.sporcukurova.com/anasayfa/sorularim-yine-cevapsiz.html

Yönetimin mali konularda netlik sağlamasını, hangi transfere ne kadar para verildiğini açıklamasını ve kulübü borç altına sokmadığına dair ikna edici bilgiler vermesini istiyoruz. Twitter üzerinden yürüyen dedikodular ve atışmalarla değil ancak net açıklamalarla kulüpte ve camiada birlik sağlanır.

Tam Saha'da Ömer Kahveci...

TFF'nin e-dergisi Tam Saha'da Adana Demirspor altyapısından yetişen kaleci Ömer Kahveci le röportaj yapılmış. Demirspor günleri hakkında kayda değer şeyler söylüyor: http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=15772

Sezon Başı Kargaşası Sürüyor

İlk hazırlık maçıda Bucaspor'u 3-2 yendik. Goller, Erçağ, Rıdvan ve Muhittin'den. Takımın yenileri konusundaki kafa karışıklığı sürüyor. Çetün Güngör'le yönetimin yaşadığı diyalog, çeklerin karşışıksız çıktığı iddiaları, Gana'dan getirilen oyuncunun geri dönmesi...

Transferlere güven yok, çünkü yönetime güven yok. Demirspor'da koca bir sezon öncesi kampı, spekülasyonlar, dedikodular, yalanan/yalanlanmayan haberlerle geçip gidiyor. Çünkü Demirspor yönetiminin hangi konuda ne yaptığına, nasıl yaptığına, ne planladığına dair hiçbir açıklama yok.

Kargaşayla başlayan sezonun huzurlu geçmesi mümkün değil.