Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Konuk Yazar - Konuk Post

“Gurbette Demir Gibi Olmak” Aforizması Üzerine Bir Yazı Hikaye malum. mustava ve disconnectus erectus günlerdir kafa yormakta ve emek harcamaktadırlar. Türlü hazırlığı tamamlamışlar, pankart yapacak olan adamı meslekten soğutmaya hazır bir şekilde beklemektedirler. İşte o soğuk Ankara gecesinde, tıpkı daha önce disconnectus erectus’un anlattığı biçimde bu söz tarafımdan söylenmiştir. Öyle ki daha sonraları acımasız eleştiriler birbirini takip etmiş, biradan alınan bir yudumun sonucunda kelimelerin birbirini buldukları iddia edilmiştir. Tamamen doğrudur. “Demir gibi olmak nedir”, “gurbette nasıl ve ne şekilde demir gibi olunur”, “demir gibi olmak için yüz altın kural” gibi tüm ayrıntıları gerek burada gerekse diğer tüm platformlarda o kadar iyi anlattılar ve yetinmeyip uyguladılar ki bugün üstüne söylenebilecek çok fazla bir şey kalmayan, paylaşılan, paylaşıldıkça kalabalıklar (ytUX*) tarafından sahip çıkılan bir simge haline getirdiler. Daha da önemlisi -ki bu yazıyı yazmamdaki ası

yoldaki şarkım

Dönüş yolunda bu şarkıyla mutlu oldum; belki alakasız ve çok kişisel... Sakince gidip döndük, şimdi bir kışın bitmesini ve yeni bir dönemin bizi bağrına basmasını istiyoruz-bekliyoruz-iyi olacağız o zaman, şampiyonluk şarkıları daha keyifli ve güzel kokulu olacak! the national/boxer/ apartment story ( tıkla,izle ) be still for a second while i try and try to pin your flowers on la la la la can you carry my drink i have everything else i can tie my tie all by myself i’m getting tied, i’m forgetting why oh we’re so disarming darling, everything we did believe is diving diving diving diving off the balcony tired and wired we ruin too easy sleep in our clothes and wait for winter to leave hold ourselves together with our arms around the stereo for hours, la la la la while it sings to itself or whatever it does when it sings to itself of its long lost loves i’m getting tied, i’m forgetting why tired and wired we ruin too easy sleep in our clothes and wait for winter to leave but i’ll b

30mart'tan enstaneler...

Çanakkale sokaklarında... tribünden... maçtan: dönüş yolu:

Ç.Dardanelspor - Adana Demirspor : 0-1 (30.03.08)

Budur! Takımın galibiyet kültürünü oluşturması gerekiyor, bu yolda yapılacak en iyi şey üstüste galibiyetler almak. Başladığımızı umuyorum. Maçın başında geldi golümüz, içimden acaba daha farklı bir skora gider miyiz diye düşünüyordum ancak yanıldığımı çabuk farkettim. Dardanelspor da ataklar geliştirdi. Kalemizde Ergin, harika iş çıkardı. Takımın bir başka övgüye değer ismi Ramazan'dı. 35 kişi kadardık tribünde, 10 saati aşkın yoldan gittik. Yendik, geldik. Yol yorgunluğunu ben henüz atabilmiş değilim, ilk kendine gelen blog'a maçı da deplasmanın hikayesini de yazacaktır diye düşünüyorum Yukarıdaki fotoğraf, golden sonraki sevinçten...O esnada, ben diğer birçok insan gibi tellere yapışmış haldeydim. Telleri seviyorum, gol anının en güzel dostu onlar...Darısı önümüzdeki 7 maçta da tellere yapışmaya...

11.Haftanın Ardından...

Bu hafta GOP dışında şu söylenebilir : Herkes galip. Bizim deplasmanda puan kaybetmememiz harika oldu. Önemli bir maçtı, kazanıp geldik. Haftaya Tarsus'la oynuyoruz. Adanaspor, Karabük'le oynayacak. Birinden biri puan kaybedecek. Önümüzde 7 maç, 21 puan var...Hepsini istiyoruz! O kadar!

Çanakkaledeyiz !!!

ankara-demirspor-dardanos-zeus

İş bu "entry", Ankara, Adana Demirspor, Dardanelspor, Dardanos ve Zeus kelimelerini bir araya getirmeyi amaçlamakla birlikte, bilgi dağarcığınıza küçük bir hizmet olarak görülmelidir, şöyle ki; Ankara'dan kalkıp Adana Demirspor maçı için Çanakkale'ye gidiyoruz; bu üçünün birleştiği bir tarih olmuştu: 1994 baharı; Ankara 19 Mayıs Stadı'nda. İkinci lig play-off final maçında, Çanakkale Dardanelspor'u Timuçin ve Ercan'ın golleriyle 2-1 kazanıp 1.lige yükselmişti Demirspor. Ercan ceza yayı civarından çok sert vurmuştu, o golü hatırlıyorum; 19 Mayıs'ın siyah fileleri doyasıya havalanmıştı... Br de şu var ki, Dardanel kelimesinin kökeni, Dardanos, mitolojide Zeus ile Elektra'nın oğluymuş. Biliyorsunuz, Zeus, fahri Demirsporludur. Durum, tam olarak şöyledir, wikipedia kaynaklı olarak: Dardanos, Yunan mitolojisinde Zeus ve Elektra’nın oğludur. Arkadia Kıralı, Truvalıların, dolayısıyla da Romalıların atasıdır. Arkadia’dan Anadolu kıyılarına göç eden

eski yolculuklar...

yolculuk çile demektir dert demektir; tek de olsan çok da olsan sıkıntı demektir. Ben istemem travego soğukluğu, eski 302'lerin sigara dumanı demektir. Fork fork çalışan motorun gürültüsü, geçmeyen vitesin kas gücü, bitmeyen yokuşun her an inip tekere taş koyacak muavin tedirginliği demektir. Cam kenarında uyuklamanın hüznü ve görülen rüyalardan uyanmanın mahmurluğu demektir. Ekmek arasında yenen yumurta kokusu ve dahi gazı kaçmış kola demektir. Annemin otobüsler için hazırladığı o beyaz deri çanta demektir. Gece geçilen şehirlerin sarı ışıkları demektir. Kabuklu yemişlerin kabuklarını lütfen yere atmayalım demektir. Muavinin geçerken sürtünmesi demektir!! Madem o kadar romantiksiniz 10 saati (pardon 10.5) bu güzelim otobüslerle yapın. Çıkın pazartesi yola, varın 7-8 günde Anzakların öldüğü topraklara. Yahu adamlar taa öbür kıtadan kalktı geldi, gömüldüler orada; siz altı üstü 10 saat yol tepeciksiniz. 10.5 abi! tamam. Ben o otobüsleri istiyorum sayın demirgibiyiz.com yöne

1000'e doğru...

18 Şubat'ta blog açıldı. 10 Mart'tan itibaren de sayaç koyduk. Bugün 28 Mart, şayet aramızdan biri modemini sürekli açıp kapayarak farklı i.p.'lerle giriş yapmıyorsa çok kısa bir zaman sonra 1000 ziyaretçiyi geçmiş olacağız. Gelip gören, yorum bırakan herkese teşekkürler. Daha da güzel olacak bence ilerleyen günlerde burası. İstatistiklerin detayına baktığımızda, en çok hiti Adanademirspor.com ve Mavilacivert.com 'dan alıyoruz. Ardından Google'dan takımla ve tribünle ilgili çeşitli aramalar geliyor. Tribün Dergi ve Forza Livorno yine bloga en çok ziyaretçinin geldiği alanlar. Ülke olarak, Türkiye'nin ardından Avustralya yer almış. "En uzaktaki Demirsporlu"ya sevgilerimizi sunuyoruz. Tüm bunların arasında bir arkadaş, yine Google'dan "Kozan, dolmuş, 5 Ocak, kebap" aramasıyla düşmüş bloga. Büyük ihtimalle Kozan'dan kalkıp maça gelip bir de kebap yeme isteğiyle dolup taşmış bu cevval Google'cıya da selam ediyoruz. Şimdilik 4 kişi çek

Akla ve Mantığa İnat...

Taraftarlığın terazisinde kalp/gönül mantığa göre ağır çeker. Olması gereken de budur belki. Bizleri kilometrelerce uzağa sürükleyen ruh halini hangi mantıksal çıkarsama açıklar. Elimde Çanakkale'ye gidiş dönüş biletlerim var, bir yandan bu yaptığımıza bir ad koymalı, işin akilliğini savunmalı diyorum. Diyen kısım belli: beynim. Bulabiliyor muyum güzel ve tatmin edici cevaplar? Hayır. Diğer yandan içimden -kalbin oralardan- gelen sesi dinliyorum ve bu yolculuğa çıkıyorum. Hem de tasarlayarak, taammüden, yolunu yordamını düşünerek. Mantığımı dinlemeyip kalbimi dinlerken yine mantığımı kullanıyorum, en uygun gelişi-gidişi düşünüyorum. Düşünürken de düşlüyorum, yolu, yolculuğu, yolda olmayı, kazanmayı, sevinmeyi. Düşümde koskoca ve safi keyiften yapılmış bir elmayı dişliyorum, kelimeleri üst üste koyup altıgen kale ağları misali işliyorum. Yanımda yöremde eller, kollar, açılmış ağızlar, ileri doğru büzülen dudaklar: "Aley Aleeeeey !" Biz bir grup kafası karışık futbol dilen

Davut Uçak Vefat Etti...

Demirspor alt yapı hocalığı... Geçtiğimiz sene Durmuş Ali Çolak'tan sonra A takım hocalığı... Kalp krizi... İçki yok, sigara yok... Son çalıştırdığı amatör takım ile (Anadolu 19 Mayıs) 3. ligi kovalama... Allah rahmet eylesin...

Toros Sesli Adamla Çanakkale Yollarında...

Bu topraklarda her kim ki yola düşer, yüzünü Çanakkale'ye çevirirse, tok bir adam sesi çınlamaya başlar kulaklarında. Kara gözlükleri, dev gibi görünen yapısı ve eşsiz sesiyle bir Ruhi Su ezgisidir Çanakkale yolu. 1912 Van doğumlu Mehmet Ruhi Su. Annesi ve babasını çok küçük yaşta kaybediyor. Babasının adı kayıtlara "Abdullah" olarak geçiyor. Osmanlı döneminde, genellikle babasının bilgilerine ulaşılamayan yetimlere, baba adı olarak "Abdullah" koyuluyor. Adet, Muhammed'in babasının isminin Abdullah oluşundan kaynaklanıyor. 1912, Van, kayda Abdullah diye geçen ölmüş bir baba. Büyük olasılıkla, 1915 Ermeni Tehciri sırasında Ruhi Su, ailesini yitiriyor. Adana'ya götürülüyor. Çocukluğu burada geçiyor. Türkülerle ilk tanışması da Toroslarda oluyor. Ondan sonra Ankara, eğitim, opera derken...Dünya müziği bir dev kazanıyor. Bu haftasonu yolumuz Çanakkale, kulaklarımızda Ruhi Su türküleri... Toros sesli adamla geliyoruz ! Vurulmaya, ölmeden mezara koyulmaya de

Adana Demirspor - E.Şekerspor : 3-2 (23.03.08)

Internet üzerinden takip ederken ben heyecandan ölüp ölüp dirildim. İkinci yarı. 2-0 gerideyiz. Uzun bir süredir gol yediğimiz maçları çeviremiyoruz. Bir mucize gerek diyorum bilgisayarın başında... Mucizenin adı Şimşekler Grubu. Bu maç için Kapalıya geçilmişti. 2-0'lık mağlubiyette o sesleri duydum: "SAHADA ÖLÜN, BU MAÇI ALIN" Ne olduysa bundan sonra oldu. Taraftar, yerinde bir kararla Kenan'ı oyundan çıkarttı. Takım canlandı. 1-2 oldu... 2-2 oldu... Ve sonunda 3-2... Bu hissi tarif etmemim imkanı yok. Uzun zamandır yaşadığım en güzel şeydi diyebilirim. Forumlarda zaman zaman konuşuluyor, taraftar takımı nasıl ateşler, maçı taraftar nasıl alır diye. Buyrun, bu maçı tribünlere "ders" diye izletin. Bu takımın taraftarı 0-2'lik maçı 23 dakikada alır, aldırır. O kadar!

10.Haftanın Ardından...

Bu hafta rakiplerin puan kaybedip, bizim 0-2'den 3-2 kazanmamız bal oldu, şeker oldu. Şu an 2.sıradayız. Bu takımın taraftarı mutlak şampiyonluk bekliyor. Sadi Hoca "3 hafta sonra lideriz" demiş. Artık olalım, bir daha da bırakmayalım. Şimdi rakip Çanakkale...Deplasman yolu göründü yine...

Bafra Cinayetleri...

Haber Hürriyet'ten : "3. Lig takımlarından Bafraspor kulüp binasına 3 kişi silahlı baskın düzenledi. Saldırıda kaleci antrenörü İsmail Kurt ve Teknik direktör Sedat Gezer hayatını kaybetti. Ağır yaralanan Kulüp Yöneticisi Engin Özarslan ise hastanede ameliyata alındı. Kanlı baskının nedeni konusunda çeşitli iddialar ortaya atılırken, saldırgan ya da saldırganların "Bahis Mafyası" olabileceği öne sürüldü..." Biz çocukken 9 kat kames toplarımız vardı ve dizlerimizde yaralar. Beton üzerinde yapılan mahalle maçlarının, sokak başından bir araba göründüğünde kesintiye uğramasıydı canımızı sıkan. En çok Prekazi olunuyordu o dönemlerde ve Rıdvan ve Feyyaz. Ve Adana sokaklarında Füze Selami ve Bafra sokaklarında Hami olunuyordu biliyorum. Ne ara üzerimizdeki pazardan alınma yünlü çakma formaları çıkarıp siyah takım elbise - beyaz gömlek - açık bağır üçlüsüne geçtik ki biz...Ne ara maçların en büyük "bahisi" gazoz olmaktan çıktı? Bizim yüzümüzde, hangi takımı t

bu gemi ne zamandır burada?

O esnada Cebeci Stadı'ndaydık, aklımızı "oraya" endeksleyip en azından boğazımıza kelimeleri haykırabileceğimiz, çimin kosunu duyup "sanki oradaymış" gibi yapabileceğimiz bir mekanda... Aslında bu maçı sanki 5 Ocak'a gitmiş gibi yaşayan mustava anlatmalı, onun gözlerinden çıkan ateş, kulaklarından çıkan duman ve maç 3-2'ye geldiğinde akan gözyaşları anlatmalı bu maçı. "Çanakkale'ye gitmenin şimdi bir anlamı oldu" diyen bakışlar anlatmalı, omzumdaki el anlatmalı... Beni soğuk mağaramdan çıkaran o sarılma anı anlatmalı. Demirspor, yıllar sonra 2-0'dan 3-2'ye maç çevirdi. Bu bir dönüm noktası olmalı; talih artık dönmeli; artık virtu, fortuna'yı kontrol etmeli! Maça gidenlerin söylediği ortak bir şey var; maçı taraftar kazandırdı. 65'ten sonra kan gitmeyen kaslara, beynin hükmetmediği kaslara kulaklardan giren sesler hükmetti. Bu takım isterse her maçı kazanabileceğini bir kez daha ortaya koydu. Teknik taktik hikaye, biz bu

şeker gibi bi gün olsun

Bak şimdi kafamız şeker gibi, vertumnus bilir, yarın da öyle olsun! Pazartesi manşetler en klişe, en bilindik, en kullanıla kullanıla eskimiş başlıkları atsın ve şunları desin: "Demirspor, Şeker Gibi"; "Şeker gibi 3 puan"; "Şimşekler Şeker'i yedi"...falan filan... Yarın sabahki baş ağrımız kalp ağrısına dönüşmesin ne olur; o boktan pazar akşamlarını mutlu edecek bir şeyler olsun yarın; güzel bir gün olsun baharın ilk haftasonu, "yeni gün" bize yeni bie dönem getirsin; çok mu şey istiyorum...

Lightenşen...Lieştensin...Leşteşnen...Hay Güzel Allahım Ya!

Ümit Milli Futbol Takımımızın 26 Mart'ta oynanacağı grup elemeleri maçının Adana 5 Ocak Stadı'nda olacağı belirtilmiş. Bu güzel haber. Kötü haber şu, rakip : Liechtenstein. Futbol anlamında "kötü" değil bu haber elbette. Ülkenin ismiyle alakalı. Telaffuzundan tiksindim yemin ederim. Şu bloga ilk kez ulusal takımla ilgili haber yapıyoruz, gelecek ülkenin ismine bak...Şans... Bu arada 2004 yılı nüfusu 34,000 küsürmüş Liechtenstein'ın. Adana 5 Ocak Stadı'nı bilenler için söylüyorum: yan durunca o ülke sığıyor stada arkadaşım. Neyse, hoşgeldiniz diyelim madem deplasman yapacak olan varsa...

Bandiere a due aste (yahut sopalar elimizde, pankartlar belimizde...)

Sopalı pankart (bir Serdanka tabiriyle: İtalyan Pankart) bir Ultras icadı olarak, tribüne en çok yakışan şeylerden biri. İtalya'dan başlayarak hemen hemen tüm dünyaya yayılan bu icadın alamet-i farikası başlarda el yapımı olmasıymış. Herkes evinde kendi "bandiere a due aste"sini hazırlar, boyar, üzerine kendince bir şeyler çiziktirir, iki tane de sopayı saplar maça getirirmiş. Hal böyle olunca, tribün tam bir cümbüş yerine dönüşürmüş tabi. Zamanla dijital baskı çoğaldıkça el yapımları da nispeten azalmış. Ancak, dijital haliyle de bence sopalı pankart hala o güzelliğini koruyor. Fotoğraflar, Mersin maçından. Maçtan takriben 1 hafta kadar önce Ankara Tayfası olarak "Ya sopalı yaptırsak/yapsak aslında, nefis olur" diye konuşuyorduk. Mersin maçında Serdanka, tribünden aradı : "Beyler, sopalıları yapmışlar" diye. Adana Demirsporlu olmak böyle bir şey işte. Sen daha aklından geçirirken, birileri onu gerçeğe dönüştürüyor. Peki, sopalılar bu haliyle kalacak m

Şu meşale mevzusu...

Meşalelerin, stadyumlarda kullanılmasının belirli bir tehlikeyi de beraberinde getirdiğini kabul ediyorum. Hem seyirci için, hem futbolcu için. Amma velakin, görsel açıdan da çok güzel görünüyor be kardeşim... Buna bir çözüm bulunmalı. Oturup meşale üreticilerinden "kendinden emniyetli, atılınca sönen, dumanı zehirsiz meşale" beklemek biraz yersiz olacak (varsa girişimci bir arkadaş, buyursun hemen) Stadyumlara dev kültablaları monte edip "Lütfen meşalenizi buraya söndürünüz" demek de olmaz. "Meşaleli Tribün" belki olabilir, iyi önlemlerle...Bir yerden bir çıkış yolu vardır eminim. Maçlar, meşalelerle daha güzel... Antremanlar da öyle ! Mersin maçı öncesi Şimşekler Grubu, hem takıma destek vermek hem de henüz yeni gelmiş Sadi Hoca'ya bir merhaba demek için antremandaydı...Görüntü enfes, tellerin üzerine çıkmış oturanlar ayrı bir hoş görünüyor bence (fotoğrafı büyütüp bakmanızı tavsiye ederim) Adana'nın eline sağlık olsun...

Disconnectus Doctorus!

"Blog"un "kişisel" olma özelliğinden faydalanıp yazayım dedim. Yarın Disconnectus Erectus'u şehiriçi bir deplasmana yolluyoruz. Rakip zorlu olabilir, lakin bizim forvetimiz de defansımız da koç gibi. Disconnectus gidip sınava girecek, doktorayı alıp gelecek! Mezuniyetinde de biz, bu kepten yaptırıcaz ona. Futbol sahalı, Cartman'lı... (Beyler, haydi biiiiir-kiiiii-üüüüüüç) Disconneeeect yeterlik'te dağıt jüriyiiiiii Disconneeeect yeterlik'te dağıt jüriyiiiiiiiiii Doktoraaaaa görmedeeen gömme sen biziiiii Doktoraaaaa görmedeeen gömme sen biziiiiiiiiiii

Akın var akın güneşe akın ....

"Ben mutlu olmak istemiştim, sense sadece aşk ve ben yüzümü kaybetmiştim aynı senin kendini kaybettiğin gibi...." Benim için anlamı daha büyüktü aslında bu maçın... 16 mart'ın... Gazipaşanın... Benim için bir hasretin bitişiydi... Bir diriliş vardı benim için. Yavaştan esen rüzgar vardı damarlarıma giren ama mavi bir fırtına biriktirmek isteyen yüreğim rüzgarlara doymuyordu... Yerim yurdum belli benim ; "Kiremithane.." Bizim ev eski çolak bulvarı şimdiki Mustafa Kemal Paşa Bulvarı üstünde, ne hikmetse ordan stada yakın sadece mavi otobüsler geçiyor :) Allah'ın işi işte... Ben otobüse bindim cemalpaşa sapağında indim başladım köprüyü yayan geçmeye ama tren yolları hep bende birşeyler canlandırır,az biraz üzer, gurbet demektir çünkü ama yine de umuttur. Bizim içimizde olduğu gibi. Neyse Mustafa o kadar fazla yazdıydı ki Kazım'ı , uğramadan edemedim [yalan söylüyorum ben Kazım'a uğramassam, bir muzlu süt bir sucuklu tost yemesem Adana'ya geldim di

Adana Demirspor - Mersin İ.Y. : 0-0 (16.03.08)

Maça Ankara Tayfası'ndan Serdanka'yı yolladık, maç yazısı ona ait, harika yazmış sağolsun... "Akın var akın güneşe akın..." - by Serdanka : http://demirgibiyiz.blogspot.com/2008/03/akn-var-akn-gnee-akn.html Bu işi sevdim ben, giden Ankara'ya dönünce döktürüyor. Adanaspor maçında da Mustava gidip gelip yazmıştı. Enfes bir üçleme, hatırlamak gerekirse; "The Zeus Dayı Triology" - by Mustava Episode-I: http://demirgibiyiz.blogspot.com/2008/03/5-ocak-derbisi-episod-i.html Episode-II: http://demirgibiyiz.blogspot.com/2008/03/5-ocak-derbisi-episod-2.html Episode-III: http://demirgibiyiz.blogspot.com/2008/03/5-ocak-derbisi-episod-3.html

9.Haftanın Ardından...

Ligde ilk yarı sona erdi, ara verilmiyor. Bu hafta Şeker maçıyla devam. Birinci ile aramızda 5 puan fark var. Bu bardağın dolu kısmı zira sonuncuyla da aramızda 5 puan fark var. Lig sonunda, kaybettiğimiz absürd puanlara yanmayı hiç istemiyorum. Üstüste galibiyet serisine başlamamız lazım artık... İkinci yarı, her şey daha güzel olsun...

"cehennemde iki devre"

Dün akşam Ankara Film Festivali'nde "Cehennemde İki Devre" (Ket Felidö A Pokolban)filmine gittim, tribün dergi forumundan arkadaşlar da vardı. Macar yönetmen Zoltan Fabri'nin, Nazi döneminde-1944 İlkbaharında- geçen ve Macar esirlerle Almanların yapacağı bir maça odaklanan bir çalışma. Führer'in doğumgünü münasebetiyle bir etkinlik düzenlemek isteyen Almanlar, kamptaki eski bir futbolcu Dio'ya (filmde İkinci Dio diye çevirmişler ama bizde Küçük Dio'ya denk gelir sanırım bu durum...) takım kurmasını teklif (emir!) ederler; Dio az buçuk top peşinde koşmuş esirlerden yarım yamalak bir takım kurar, bu aynı zamanda onlar için daha fazla yemek yeme ve kamp koşullarından kurtulma şansıdır. Tabii bu durum, kamp sakinleri(!) arasında huzursuzluğa yol açar; olaylar gelişir-takımlar sahaya çıkar-futbolcuların aklında ölüm korkusu vardır, yani akıllar sahada değil başka yerdedir; ama ortada kazanılması gereken bir maç vardır; bütün takımlar kazanmak için oynamalıdır-

5 Ocak Derbisi ( Episod 3 )

Artık stattayım, yanımda şimşekler grubundan Ernesto ve daha genç arkadaşlar var. Tellerin hemen önündeyiz. Maraton tribünü önümde Olimpos dağı gibi yükseliyor. Tabii dağın tepesinde tanrıların kralı Zeus’un oturduğunu biliyorum. Elinde çakan bir şimşek ile gözdağı verdiğini, huzuruna aldıklarını bakışları ile korkuttuğunu biliyorum. Mekan Adana olunca, söz konusu yaşlıca birisi olunca, bu kişi “kral” olsa bile, kendisine “dayı” diye hitap edilir. Biz de koskoca tanrılar kralına “dayı” diyoruz, aslında hem Zeus’u Adana’lılaştırıyoruz, hem de mitoloji ile inceden kafamızı buluyoruz belki de. Yukarıda Demirspor’un sahaya çıkışını bekleyen Zeus Dayı ve hemen yanı başındaki dev “Adana Demirspor’ludur” pankartlarının yanı sıra tüm koltuklara mavi lacivert kartonlar yerleştirilmişti. Ayrıca şimşekler grubu maça giren herkese mavi balonlar ve şahane bir tribün organizasyonu gerçekleştirebilmek için yapılması gerekenleri içeren bildiriler dağıtıyordu. Bildiride balonların ne zaman şişirilip ha