31 Ekim 2013

Tribünden MİY Maçı

Maçı anlatacak değilim. İlk gün sitemimizi, hayal kırıklığımızı dile getirdik zaten.
 
Maç saati belli olur olmaz, baktık ki; Başbakan da Adana'nın 200 km. çevresinde olmayacak, maçımız iptal olmaz dedik, hemen uçak biletimizi aldık. Pazar sabah saat 8 kalkış, Pazartesi sabah saat 6 dönüş.
 
Kendimizce uykusuzluk bir fedakarlıktı, pankartlar elde yollara düşmek, ama Adana'daki kadar değil. El emeği pankartlar, öyle böyle değil o emek. Boyanması sorun, asılması sorun, planlanması sorun.
 
Bilet kuyrukları. Bilet bulmak da sorun. Stada giriş çilesi. Stada giriş de sorun. Asıl çileyi Adana'dakiler çektiler, çekiyorlar anlayacağınız.
 
MİY maçı futbolcu için nedir ki? Teknik ekip için nedir ki? Hatta ve hatta her dönem başımızda olanlar için nedir ki? Üç puan belki, bir maç daha belki, prim belki, eleştirilerden kurtulma fırsatı belki. Daha fazlası ya yoktur, ya da azdır.
 
Oysa taraftar için geçmiştir, bilenmek, geçmişin perdesini aralayıp, oradan geleceğe bakmaktır. Gün gelir bu dertler biter'dir. O kötü günler elbet bitecek'tir. O gün gelince'dir. Bu devran döner'dir, bu intikam alınır, yeminleridir. Taraftar için puan maçı değildir, bu maçlar. Kim bilir belki de bu düşüncenin yarısı olmasa da onun yarısının futbolcuya, teknik adama, balık baştan kokar'a yönetime anlatılması hissettirilmesi gerekir. Taraftarın travması belgesel yapılsa yeridir. İnsanlara ne için savaşılması gerektiğini anlatmak üzerine bir belgesel.
 
Evet kafalarda binbir sorular, sırtta çanta yol aldık stada. Birden kendimizi 5 Ocak koridorlarında pankart kontrolünde bulduk. Şimşekler Grubu, hiçbir şeye elimizi sürdürmedi sağolsunlar biz el atmaya çalıştık.
Devasa bir pankartı kontrol etmek istedi görevliler. Hakları aslında ama bir tuhaftılar, ekstra pimpirikli. Kendilerine verilen yetkiyi böbürlenerek kullanma hevesi seziliyordu. E ne de olsa Türkiye'de ün yapmış taraftar, şov yapmak için kendilerinden icazet alacaktı. İcazet makamı yani. Sonuna kadar kullandılar yetkilerini. İnsan psikolojisi değişik bir şey. Pankartlar açıldı.
Çocuklar Adanalıydı, farklı formalar ve meşaleler dahi ihmal edilmemişti.
Bu pankartları asmak mesele idi. Çünkü dijital değil, el emeği. Dünyanın boyası ağırlaştırmış pankartları, bir yeri sökülmüş, yorgan iğnesi ile dikiliyor. Halatlarla kaldırılacak. Ya halat o ağırlığı taşımazsa, ya pankart çekilirken yırtılırsa. Risk organizasyonun içinde kendini hissettiriyor. Biraz da Allah'a kalmış işi tribüncülerin.

Görsel amaçlı pankartların yanında küçücük kalan ama koca bir ruhu temsil eden pankartlar da gösterildi görevlilere.

 MİY maçında orkestranın mekanı hazırlanıyordu.

Ancak orkestranın uyandırdığı maraton, ipleri eline alacak ve orkestrayı da geride bırakarak asıl destanı yazacaktı. Görece pasif duran kapalı da hiçbir telkin olmadan ahenge uyacaktı. Pankart denenirken maratonun şovunun temelinin atıldığı eminim bilinmiyordu.
Ankaraspor maçında ülkece demoktarikleşmemiş olduğumuz için statlarda boy gösteremeyen yeni pankartımız ilk deneyimini 5 Ocak'ta yaşadı.
Ve şov başladı. Muharrem Gülergin tribününde korkulan olmadı, halatlar emeğin yükünü çekebildiler.
Maratonda devasa pankart küçük bile kalmıştı.

Rakiplere tırnak ısırtan taraftar ölüyü diriltti, takımı diriltemedi. Merdiven boşluğunu bırakın insanlar birbirini ezecekti neredeyse.
Sonuç yine aşağıdaki gibiydi.
Kafana göre elbette değil ama sevinmek için de sevmedik. Sevdamızı acı ile büyüttük. Arabesk sevdalar yaşadık. Bir gün arabesk, gerçekliği alt edecek, kendi gerçekliğini ortaya koyacak.

30 Ekim 2013

Niğde'den



Kale manzaralı ve sırtını Gar'a yaslamış Niğde 5 Şubat Stadı'nda mavi-lacivert bir gün yaşandı.  Buradaki üniversite öğrencilerinin yanında Konya, Kırşehir ve Adana'dan kendi imkanlarıyla gelenlerle 250-300 kişilik bir grup takımı elinden geldiğince destekledi. El emeği pankartlarını asıp, trafik kazasında yitirdiğimiz amatör futbolcumzu anmak icin de hazırlık yapmışlardı.


Çubuklu formalarla sahadaydık, yedek ağırlıklı kadro demek zor çünkü Mesut, Yusuf ve Aybars dışında herkes ilk 11 şansı bulmuştu sahadakilerden, Yücel Hoca sağolsun. Maça topu ayağında tutan ve top çeviren bir şekilde başladık. Kornerden gelen top sonrası karambolde Burak golü atınca takım iyice rölantiye aldı oyunu. Hücumda kanatta Kamil ve ortada Mesut hareketliydi, Raşit ve Gökay da iyi top dağıttı. Ancak BAL'daki rakibimize karşı savunmada yine göbekten pozisyonlar verdik. Kalecimiz Emre zamanında çıkarak karşı karşıya bir pozisyonu bozdu. İkinci yari iki takım da tempoyu çok yükseltmedi. İkinci golü atacak pozisyonları bulduk ama futbolcularımızın rahatlığı sonuca gitmemizi engelledi. Raşit'in sol ayağıyla vurup üst direkten dönen top olsa daha erken rahatlayabilirdik. Gerçi oyuna girdikten hemen sonra klasik bir Juninho golüyle gelen rahatlık hemen gole dönüştü, bu maçta da gol yemeyi başardık. Emre'nin golden sonra rakibin yüklendiği anda çıkardığı uzaktan şut oldukça kritikti.

Aybars ilk 11 şansını çok kötü kullandı. Yusuf biraz daha aktif olabilirdi, oyunu daha çok Raşit yönetti.

Genelde bu tip maçlarda konsantre olmak zordur, yine de iyi top dolaştırıp oyunu tutmayı başardık. Takımın kazanma ruhunu yakalaması için bir fırsat olarak görebiliriz bu maçı.

Niğde Belediyespor 1-2 Adana Demirspor

Çok üzüldük gidemedik diye. Çok anlamlı olacaktı gitsek. Olmadı.
 
Tayfamızdan Yavuz oradaydı. Detayları yazacaktır. Ben Demirspor'un bu önemsiz görünen maçında tur atlamasına vesile olan, kupadan gelecek gelire şimdilik sırt dönmeyen, Demirspor formasının her ortamda ciddi maçlar çıkarması gerektiği düşüncesini -bir şekilde- uygulamaya koyan yönetim, teknik ekip ve futbolculara teşekkür ederim.
 
Kupadan elenmediğimiz için teşekkür edecek noktaya geldik. O kadar kurumsalız, o derece... 

29 Ekim 2013

Cumhuriyet Bayramı

Bir aydınlanma mucizesidir cumhuriyetin ilanı. Egemenliğin hurafeden alınıp akla, bilime, mantığa teslimidir. Rejimin eksiklikleri yanlışlığından değil, ilan olunan devrin ötesinde bulunmaktan, yalnızlıktan kaynaklanmaktadır. 

Halkın bayramı, Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Atatürk başta olmak üzere vatansever tüm devlet adamlarımızı, şehit ve gazilerimizi şükranla anıyoruz. 

28 Ekim 2013

Uğur Ali Yıldırım: "Hocaya sabır"

Arkadaşımız Uğur Ali, hocaya öfkenin doruğa çıktığı bugünlerde farklı bir yorumla bize katkı veriyor:

Bu yazıyı yazmak için yaklaşık iki haftadır bekliyordum. Beklememin sebebi Adanaspor ve Mersin İdman Yurdu maçlarıydı. Şu ana kadar harcanan transfer parası ile geçen seneye göre çok daha güçlü bir kadro ile mücadele ettiğimiz ve beklenenin çok altında olduğumuz doğrudur. Öncelikle bunun başarısızlık olduğunu kabul ettiğimi bilmenizi istiyorum. Bu yazı Ankara Tayfası'nın genel fikri değil yalnızca benim fikrimdir.Bu başarısızlığa rağmen ben Yücel İldiz'in en azından ilk devre bitene dek takımın başında kalması gerektiğini düşünüyorum. Sebeplerine gelince, takip ettiniz mi bilmiyorum ancak Yücel İldiz'i Karabükspor'un başındayken takip etme şansım oldu. Şu an her ne kadar başarısız olmuş olsa da aynen Karabükspor'un başında iken nasıl davranıyorsa öyle davranmaya devam ediyor. Yani maç sonu açıklamaları ve "neden bu oyuncuya hala tahammül ediyor" un karşılığını ben Yücel ildiz'in sabırlı kişiliğine ve futbol anlayışına bağlıyorum. Şu an Demirspor geçen seneden puan olarak daha alt bir konumda ama özellikle yenilen atılan gol rakamlarında aynı istikrarı tutturuyor.Ben bunun nedenini anlamış değilim yalnız Yücel Hoca bize biraz İngiliz kalmış gibi geliyor. Birincisi daha önce de bahsettigim gibi sabırlı biri ve futbol mantelitesi de bunu gösteriyor. İleriki maçlarda meyvelerini vereceğini düşünüyorum. Nereden bu kanıya vardığımı soracak olursanız, Rostand'ın iki maçtır yükselen grafiğinden ve Birol Hikmet'in son maçtaki çabasından diyebilirim. Ayrıca Demirspor 3 farklı yenildiğimiz Ankaraspor maçı da dahil maça iyi başlıyor bence. Ceza sahasına kadar bence gayet iyi taşıyor topu takımımız. Orta sahamız ve defans kurgumuz rakiplerin uzun toplarında biraz eksik kalsa da ileride bastığı zaman topu tekrar tekrar kontrol altına alıp ard ard atak üretebilecek nitelikte. Bunu oyun içinde belli bir süre yapabilmesi bence en büyük eksik. Adanaspor maçının ikinci yarısı Demirspor orta sahasının sabırla ve açık vermemeye azami gayret göstererek nasıl topu kontrol altına aldığımızı hatırlayın. Mersin İdman Yurdu maçında golü yiyene kadar nasıl sağlam bir orta saha kurgumuz olduğunu ve nasıl pozisyonlar kaçırdığımızı hatırlayın. Orta saha ve savunma maç sonuna kadar da bir açık vermediler ve nitekim yediğimiz gol de karambolde oldu. İkinci yarı da MİY gibi iyice sinen bir takıma karşı bence yeterli atraksiyonu bulduk ama gol atamadık. Çözüm orta saha oyuncularının forvetle daha etkileşimli oylamasından geçiyor bence (ama yine de ikinci yarı daha cesaretli saldırmalıydık).

Velhasıl takım sabır gösterilirse (zor çünkü beklentileri de anlıyorum) bu eksikleri giderip yakın zamanda yükselişe geçecektir diye düşünüyorum. Yücel Hoca'ya bir hayranlık duyduğum için mi derseniz Demirspor menfaatinin yanında bahsi açılamaz ancak bu takım için bu hocanın iyi bir tercih olduğunu düşünüyorum. --Ayrıca transfer politikası ve Hocanın takıma geliş zamanı ayrı bir tartışma konusu-- fakat bence ilk devre kapanmadan umarım haklı olduğumu görürüz. Bu yazıyı bu saatte yazmak kumar oynamak gibi biliyorum ama takımı sahada gördüğüm kadarıyla buna inanıyorum. Ard arda galibiyetler ve iyi futbol yakında diye düşünmeme rağmen Orduspor karşısında alınacak bir mağlubiyet ya da beraberliğin Yücel İldiz'i görevinden etmesi de büyük ihtimal gibi görünüyor bana. Her şeye rağmen bu oyunculara ve özellikle Yücel İldiz'in yetenekleriyle sabrına güvenenlerdenim.

Ben mi hesap vereyim?

TFF'nin internet sitesine girdim, üşenmedim araştırdım. İlk 11'ler üzerinden yapılan değerlendirmede bu haftanın en yaşlı kadrosu kime aitmiş söyleyeyim mi? Sürpriz değil, asla değil, tabi ki bize. Rakibimiz Mersin İdman Yurdu dakika olmuş 80, her yerde bize pres yapıyor. Dakika olmuş 90, kalemize akın akın geliyor. Biz taç atacağız, herkes sabit yerinde bekliyor, adamlar taç atacak fıldır fıldır boş alana kaçıyorlar. 

Kusura bakmayın ama bu kadroyu ben kurmadım. Sorumlusu ben değilim. Sorumlusu Yücel İldiz gelmeden birçok transfer yapan yönetim. Sorumlusu Yücel İldiz geldikten sonra veya onunla anlaşırken genç ve koşan kadro kurma konusunda anlaşmayan yönetim. 

Sorumlusu bu transferlerin önemli bölümünü yaptıran Yücel İldiz. 

Rakibin futbolcuları, taraftarın coştuğu anda faul bahanesi ile yerlerde yatıyor dakikalarca, bizim bir futbolcumuz dahi "kalk arkadaş, ben zamanımı çaldırtmam" demiyor. Adam sakatlandım bahanesi ile yarım saatte oyun kenarına geliyor, bizim bir futbolcumuz onu itip de "çabuk ol" demiyor. 

Bu hırstan yoksun oyuncuların var olmasının sorumlusu ben miyim? Sorumlusu açık ve net Yücel Hoca.

Birol haftalardır duran toplara vurmaya ısrar ediyor, adeta bizde staj yapıyor, fırsatlarımızı göz göre göre heba ediyor, kendisine ufacık bir müdahale yok saha kenarından. Juninho gibi bir futbolcu kendi mevkii dışında her bölgede oynatılıyor. Kalecimiz 36 yaşındaki Recep topa vuruyor, top orta sahayı geçmiyor. Auta giden topu korner yapıyor. (Yine de en masumu o belki de) Emre Selen neden kesildi bilen duyan yok. Urfa macında hata yapan defans kesildi mi? Rajnoch kesildi mi de Emre kesiliyor?

Bu takımın sorumlusu ben miyim? Sorumlusu Yücel Hoca. 

10 maçta 11 puan alınmış. Zirve ile puan farkı uçmuş. Düşme hattı ile bir maçlık farkımız kalmış. Hesap vermesi gereken ben miyim? Şampiyonluk hedefleyen yönetim sorumludur. 

En hassas olduğumuz noktalardan birinde dahi etkin muhalefet yapmadık. Borç artabilir dediniz. Geçen seneki yönetimin 6 puan altında olmak icin mi saçtınız paraları? Borcu ne için artırdınız? Bu rezillikleri izlemek için mi borçlandık, koyduğunuz temliklerle sizler kendinizi garantiye alırken. 

Kalıcı gelir ile ilgili mangalda kül bırakmadınız. Atılmış bir adımınızı duymadık. 

Gençler dediniz, altyapı dediniz, bir hamlenizi görmedik. Emre Selen'in bile arkasında durmadınız. 

Taraftarla ilişkiler güçlü olmalı dediniz. Adana sanki uzayda bir kent gibi Türkiye'nin diğer illerinden farklı olarak pankart yasağına tabi hala. Taraftarın sesine kefil olup sorunu çözme girişimini de görmedik. 

Palavraya mı geldiniz, icraata mı? İcraata geldiyseniz gösterin. İcraat yapmayacaksınız bilin ki, taraftarı el kol hareketi yaparak susturamazsınız da korkutamazsınız da. 

Dün ölüyü diriltecek bir taraftar vardı. 20 TL'ye kapalı doldu. Merdiven boşlukları yoktu stadta. Bir tane başarınız yok, çıkmış taraftara hareket yapıyorsunuz. Herkes görevini yapacak. Ben taraftarsam siz de yönetimsiniz. Aynı kaynakları taraftara sağlayın aslan gibi yönetir bu kulubü. Kimse de size yalvarmadı gelin başımıza tac olun diye. 

Bir an evvel önlem alın, yönetim olduğunuzu gösterin. 

Başarısızlık

10.hafta sonunda düşme hattından 3 puan zirveden 10 puan uzakta olan bir takımdan sadece "başarısız" olarak bahsedilir. Geçen sezondan da 6 puan gerideyiz. Üstelik bunları daha çok para harcamış ve daha erken kurulmuş bir takım yapıyor.  Istifa talep etmek artık bir klişe olmuş durumda. Istifanın ne sonuç getireceğinden şüpheliyim ama ortada başka yol yoksa mecburi istikamete girmek gerek. Bugüne kadar taraftar hiçbir yönetime ve hocaya göstermediği sabrı gösterdi. biz de yazılarımızda hep temkinli olmayı seçtik ama şugerçek ki  bu başarısızlık için Yücel Hocaya ihtiyaç yoktu, herkes bu 11 puanı toplayabilirdi. Hocayla yapılacak toplantının sonucunu bekliyoruz.

27 Ekim 2013

Mersin Maçında Tribünler



Çukurova'da tribünün lideri yıllardır aynı, maç boyu maratonu kale arkası kapalısıyla tam bir tribün şov vardı.

Fotoğraflar twitter da farklı hesaplardan alındı.

Adana Demirspor:1-Mersin İ.Y:1

Kazanmamız gereken bir maçtı, kazanabilirdik de... Golle başladığımız maçta oyunun kontrolünü rakibe verdik, yine kolay gol yedik. Hücumda bu kez Rostand daha etkili ama bu kez Juninho çok savruktu. Forvetlerimiz topu alıp gitmeye çalışıyor, halbuki tüm savunmayı geçmeleri mümkün değil, onları besleyen sadece Mehmet Eren ve Erçağ. Erçağ sakatlandı ve Mehmet Eren çabuk yoruldu. Efe de sakatlanınca yaratıcı oyuncu kalmadı. Defans hatti henüz iki maç üst üste aynı çıkmadı. Birol Hikmet'in oyuna etkisi al-verler dışında çok az.

Yukarıdaki bir takımdan puan almak iyi ama bu gidişle herkes bizden yukarıda kalacak.

25 Ekim 2013

Seyhan Hasırcı: "Taraftarlar İçin Ne Yaptık?"

Prof. Dr. Seyhan Hasırcı, futbolda şiddetin önlenmesi meselesinde taraftarların  günah keçisi gibi gösterilmesine karşı çıkıyor. Bu konuda taraftar temsilcileri ile görüşülüp ortak bir eğitim süreci içerisine girilmesi gerektiğini savunan Hasırcı'nın bizle paylaştığı yazısını kısaltarak yayınlıyoruz. Bir Adana Demirspor taraftarı olan Hasırcı'nın taraftarın şiddet karşısında tutum alması için yapılan projelerde Demirspor taraftarının öncü olabileceğini söylüyor ve bu konuda destek bekliyor:

Avrupa Futbol Taraftarları Birliği’nin (FSE) kurucu üyelerinden bir olarak, bu günlerde adeta günah keçisi yapılan futbol taraftarları adına adeta bağırmak istiyorum. Devlet olarak bizler onlara ne verdik ki? Bu kişilere, Kulüpler Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu ve Yasa Çıkarıcılar olarak onlara ceza vermenin dışında ne yaptık da şimdi onları yığınlar halinde tutukluyoruz?

Acaba siz futbol taraftarlarına yapılanları çözüm için son çare olarak mı görüyorsunuz? Bu güne kadar ki suskunluğumu artık bazı kişileri üzeceğimi bilsem de bozmak istiyorum. Çünkü şu an içinde bulunduğumuz durum; yalınız futbolumuza değil ayrıca spor kamuoyumuza ve ülke huzurumuza da zarar vermektedir.

Holiganizm (yani şiddet ve ırkçılığın) ortadan kaldırılması için her ülkede spora ilişkin yasaların caydırıcı rolünün önemi çok büyük (ama bu yasalar uygulandığı sürece önemlidir), ancak önemle üstünde durulan çözüm yollarından bir tanesi ve en etkileyicisi ise; (Özellikle futbolun çok popüler olduğu ve oynandığı, İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya’nın, kısacası tüm Avrupa ülkelerinin uyguladığı) ülke federasyonlarının ‘’kendi taraftar kitlelerinin eğitmesinden ve taraftar projelerini hayata geçirmelerinden’’ geçmektedir!

Ama ne yazık ki, bu gerçekleri kendim söylemekte ve kendim duymaktayım. Böylece sadece kendimi avutmaktan da daha ileriye gidemedim! Bu konuda ülkemizde defalarca yasaların çıkarıldığını ve bu yasalar çıkarılırken ülkenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısının göz ardı edildiğini, ayrıca çıkarılan ancak pratiğe geçirilmeyen raflarda çürüyen yasaların olumsuz sonuçlarının her zaman tartışıldığını hatırlatmak isterim! Ama ne yazık ki, hiçbir kurum ya da kişi bugüne kadar ortaya çıkıp da: “Peki, bu taraftarların derdi nedir, ne istiyorlar?” diye bir soru sormadı.

Bu durumda benim kişisel önerim şudur; Tüm taraftarlara, futbol alanlarını yasaklayalım ve futbol müsabakalarını seyircisiz oynatalım’’ diyorum. (Tıpkı ‘’Okullara öğrenci almayın ben müdürlük yaparım ve okuldaki eğitimi krallar gibi idare ederim’’ mantığı ile) bu mantıkla bir yere varamayız! Ama buna sizler de inanmıyorsunuz, futbolun seyircisiz olmayacağı, futbolun vazgeçilmezlerinden biri olan seyircilerin takımlarını ateşlemesi ve coşkusu, hani her iki takımın dostça birlikte sahaya girip-çıktıkları günlere nerede kaldı? Hani taraftar futbolda on ikinci adam idi! Bunları oluşturmak çok mu zor?

Ne yazık ki ben bu kişilere, defalarca taraftarların eğitiminin kaçınılmaz olduğunu söylememe rağmen:‘’Sen anlamazsın hocam, durum sizin bildiğiniz gibi değil‘’ diyen federasyon yetkililerine sesleniyorum; Siz hayatınızda Ultraslan’ın liderleri ile stadyumlarda maç izlediniz mi? Siz Beşiktaş’ın çarşı grubu lideri Alen ile futbol ve taraftarlık konusunu konuştunuz mu? Ve son 3 yıldır Avrupa Futbol Birliği’nin kongrelerine katılan Üniversiteli Fenerbahçelilerin (Ünifeb) pırıl-pırıl taraftarları ile hiç iletişim kurdunuz mu? Ve yine örnekleri çoğaltmak amacı ile sormaya devam ediyorum; siz Ankaragücü, Adana Demirspor, Trabzonspor, Gençler birliği, Karşıyaka, Göztepe, Buca spor, Altay ve daha birçok kulübün taraftar liderleriyle birlikte bir şeyler paylaştınız mı?

Ben paylaştım ve hepsiyle kesintisiz konuştum ve hala görüşüyorum da! Bu arkadaşlarımın mutlaka bir çatı altında içsel sorunlarına yönelik eğitilmeleri gerekir. Onlar kendi eksikliklerini çok iyi biliyorlar bunun yanı sıra özellikle ve öncelikle de futbol kulüplerini yöneten kişileri öncelikli olarak olayların sorumluları olarak görüyorlar. Ayrıca güvenlik güçlerinden şikâyetçiler. Şayet sizler bu insanları dışlayarak şiddeti önleyebileceğinizi sanıyorsanız bir kez daha yanılacaksınız şimdiden hatırlatıyorum.

Acaba siz bir kulüp başkanını, ya da yanlış konuşan, hata yapan basın elemanını, ya da sahada şiddeti adeta üst düzeye çıkaran sporcu, hakem ve antrenörü böyle bir durumda tutuklayabiliyor musunuz? Ya bunları yaparak şiddeti şiddetle çözme yolunu seçersiniz (Ki dünyada örneği yoktur bunun) Ya da yukarıda sözünü ettiğim ve bu güne kadar hiç denemediğiniz taraftar eğitimi konusuna önem verecek ve futbolda şiddet ve düzensizliğin önüne ancak bu yolla geçilebileceğinizi anlayacaksınız. Futbolun içerisindeki Sayın Beyler; şimdi şapkanızı önünüze alın ve bu konuyu bir kez daha düşünün diyorum.

23 Ekim 2013

Mersin Maçına Doğru

Mersin İdmanyurdu bizi  2004'te küme düşürdü; 2008'te şampiyonluğumuza engel oldu. Her ikisinde de tribündeydim,  öfkeyi gerginliği her şeyi iyi hatırlıyorum. Onlarla olan gerginliğimiz daha köklü nedenlere, daha çok tribün kavga gürültüsüne dayanıyor. Çukurova'nın  iki ana  hattı  hem zenginliğin hem kültürün hem göç almanın paylaşıldığı,  garip bir yarışma içinde olan iki kentin tribünleri de tabii ki çekişme içindeler.

Mersin'deki İstanbul takımlarının meydanları olması  daha kat edecekleri çokyolları olduğunu hatırlatıyor bize. Süper Lig deneyimi yaşamaları onlara çok şey katmış görünmüyor. Akdeniz oyunları kapsamında iktidarın oldukça yatırım yaptığı, havaalanının dahi onlara yaklaştığı bugünlerde bu Çukurova derbisinin önemi her zamankinden daha fazla. Hem tribünde hem dışarıda.

Haberads Üzerine...

Uzun süreden sonra ilk kez internetten, dünyadan kopuk bir tatil geçirdim ve kendi hayatıma geri döndüğümde yaklaşık 1 haftadır haberads.com isimli internet sitesinin yayınlarına ara verdiğini gördüm.
 
Açıklamalarında üzerlerindeki baskıyı artık taşıyamadıklarından bahsediyorlar ki, bu üzerinde düşünülmesi gereken bir olay.
 
Adana zor bir memleket, iyi veya kötü yapılan her şey, nasıl yapıldığına bakılmaksızın yine iyi veya kötü tepki bulacaktır.
 
Haberads'nin hakkını vermek gerekir. Ankara Tayfası olarak Adana'da spor medyasının yokluğu ile ya da var olanların niteliği ile nasıl da savaştığımızı bir biz biliriz. Haberads, şu anda pasif olan sporçukurova gibi Adana spor medyası adına çok önemli işler çıkaran bir site haline geldi. Bir ilgi odağı oldu. Kaynaklara erişim açısından da bizlere ulaştırma açısından da iyi işler çıkarttılar. Belli dönemlerde bizlere de köşe yazarlığı teklif etme inceliğini gösterdiler. İzleyici olmayı tercih ettik. Şahsım adına sitenin iyi bir izleyicisi olduğumu söylemeliyim. Görüştüğümüz arkadaşlara site hakkında görüş ve önerilerimizi de ilettik. Haber ağırlıklı çalışmaları, yoruma daha az yer vermeleri gerektiği hususunda özellikle Yavuz'un telkinleri oldu. Bazı yazılarımızı da sitede yayınlama nezaketi gösterdiler.
 
İlgi odağı olmanın sıkıntıları da olacaktı elbette. Bu sıkıntılar haberlerin altına bırakılan yorumlarda kendisini gösterdi. Şimşekler Grubu'na eleştiride bulunmak isteyenler, çok takip edilen haberads'yi ve onun yorumlarını tercih etti. Demirspor Platformu'na eleştiride bulunmak isteyenler de aynı şekilde. Daha basite indirgeyeyim. Bize eleştiride bulunmak isteyenler dahi (yorumları yayınlıyor ve yanıtlıyor olmamıza karşın) bizim sitemiz yerine haberads üzerinden bize vurma yoluna gittiler.
 
Şahsımız adına yöneltilen eleştirilerin hangi platformdan geldiğinin -çok da önemli bir oluşum olmamamız nedeni ile- pek bir önemi de yok bence. Ancak her oluşumun olayları kendi açısından değerlendireceği de malum.
 
Öte yandan yorum kısmının zaman içinde sitenin haber ulaştırma misyonunu gölgede bıraktığı görüldü. İsimsiz cisimsiz sanal şahsiyetler kişi ve kurumlarda, kurumların yöneticilerinde ne şeref bıraktılar, ne haysiyet. Ne hırsızlıkları kaldı, ne yiyicilikleri. Anayasa ile dahi özgürlükler korunur, ancak demokrasinin sınırı, özgürlüklerin sınırı çizilmiştir. Kişilik haklarına zarar verecek bir özgürlük söz konusu olamaz. Bu açıdan haberads'de kantarın topuzunun kaçtığını gördük.
 
Sonucunda ne oldu? Güzel haberler yapma, Demirspor'u tarafgir haber bataklığından kurtarma amacı güden bir site, tam da bu amacını gerçekleştirmiş iken adsızlara, sanallara araç oldu. İşlerin içinde olmadığım için kişilerin amaçları hakkında yorum yapmayacağım.
 
Üstelik amaç grubu eleştirmekse veya yorum yapmaksa, amaç derdini anlatacağın bir mecra bulmak ise bunun için bir haber sitesine gerek yok ki. Tribündergi çok etkin bir platform. Bir yorum sitesi de kurulabilir. Kimse de neden kurdunuz demez. Bir forum sitesi de kurulabilir, kamuya açık olur, kimse neden oluşturdunuz demez. Ya da bunlar takma isimlerle oluşturulur. İnternet ortamında her şey mübah, mümkün zira. Mesele bu değildi, bence bunu göremedi haberads yetkilileri. Bu imkanlar varken, hele ki tribündergi çok ama çok etkin iken neden haberads üzerinden verilmek istendi mesajlar?
 
Sitenin yetkililerinin de söylediği üzere yaşananlar bir günlük bir hadise değil. Bir süreç. Nasıl bu sürecin yönlendiricisi iken figüranı haline gelindi? Yönlendiricisi olunmaya devam olunduğuna ihtimal vermek istemiyorum açıkçası. Bu süreç içinde de çeşitli arkadaşlarımız kendileri ile iletişim kurulduğunda düşüncelerini aktardılar. Daha fazla istifade edilmesini dilerdik, ama olmadı.
 
Ben haberads'nin kendi üzerinde oluşan baskıyı tüm yönleri ile değerlendireceğine inanıyorum. Bugüne kadar sundukları haberler ve köşe yazıları için ise kendilerine teşekkür ederim.

21 Ekim 2013

Rostand Sonradan Açılır Mı?

Dorge Rostand Kouemaha'nın kariyerine dair, transfer edildiğinde Vertumnus birşeyler yazmıştı. Brugge'de 2009-10'da zirveye çıkan kariyer, sakatlık sonrası inişe geçiyor. Öncesinde 2007-08te, yine bir demiryolcu takım Debrecen'de 14, ardından 2008-09'ta Duisburg'ta 15 gol atıyor.  Debrecen'de bir maçta 4 ve Duisburg'ta da 3 gol atmışlğı var. Ve iyi haber: her iki takimda da ilk 9 haftayı 2-3 golle geçirip sonradan açılmış! Duisburg küme düşüp Belçika'ya gittiğinde yine ilk haftalarda durgun bizimki. Sakatlığı nedeniyle boş geçtiği sezonlardan sonra 2013'te Türkiye'ye geliyor. Daha 1 yıldır buralarda.

Umarım sayılar bu sefer de doğruyu söyler.

Bilgiler:
http://www.transfermarkt.com.tr/tr/dorge-kouemaha/leistungsdaten/spieler_29220.html

Derbinin İyileri Kötüleri

Geçen sezon ikinci maçtan sonra yine böyle bir başlık atmıştım; bu sefer de yapalım. Derbinin tabii ki en iyi yanı, yine geçen sefer olduğu gibi 2000 kişiyle stadı ele geçiren Demirspor taraftarıydı. Her ne kadar pek çok bilet konusunda grup by-pass edilmeye çalışılsa ve biletler tribünde destek yerine oturmayı seçenlere dağıtılmak istense de grup güçlü bir şekilde desteğini verdi. Farklı bestelerle renk kattılar.

Desteğin tv'den net şekilde duyulmasını TRT'nin mikrofon kısma politikasına bağlayanlar var. Etkisi olabilir, ama tamamen bunla ilgisi olduğunu düşünmek safdillik olur. Derbinin ve tabii diğer maçların da kötülerinden biri TRT'nin yayıncılığıydı. Kötü açılar, kötü kamera tercihleri ile zaman zaman kontrolü kaybettiler. Maçın başında Demirspor kalecisi olarak Ramazan Kurşunlu'yu yazdıklarını da hatırlatalım. TRT küfür olayına karşı mikrofonları zaman zaman kısıyor. Bu maç sırasında da tribünün sesi bazen duyuldu bazen yükseldi. Adanaspor tribünlerinin maratonlarını kullanmayı becerememesi seslerinin güçlü duyulmasını engelledi. Demirspor maratonu her an tezahürata hazır ve çoğyu zaman grubu bu konuda dürtüklerken Adanaspor maratonunun oturmayı tercih ediyor.

İyilerden biri de, Adanasporların kale arkasında hazırladığı 3 boyutlu görsel-girişimdi. Bir ilk olması açısından iyiydi. Demirspor tribünün geçme adına çok çabaladıkları açık. Tüm tribünü kaplayan pankart işini de önce 2008'deki yine deplasmandaki Adana Derbisi'nde "Tribünde Bizsek Sahada Sensin"le, yukarıdan sarkıtma biçiniyle de "Sahipsiz Adana" ve "İçimizden Biri" pankartlarıyla Şimşekler Grubu başlatmıştı. Arkadan geldikleri için bu tip yeni girişimlere ihtiyaç duyuyorlar; fikir olarak güzel ama uygulama olarak aynı derecede iyi değildi. Yine de tebrikler. Maç başında maratonda açılan pankartın ise herhangi bir özelliği yoktu. Kaplan metaforunun, ABD takımlarına esinle şirket günlerinin başında Güntekin Onay'dan geldiğini hatırlatmak gerekli. Daha öncesinde Adanaspor'un kaplanlıkla bir teması yoktu.

Bir diğer iyi, spiker Erdoğan Arıkan'ın pankart yasaklarına değinmesiydi. Zaten derbinin en kötüsü pankart yasaklarıydı. Meşalesiz, pankartsız tribünde seyircilerin eli kolu bağlanıyor. Neyse ki bu engeli sesleriyle aşan asi çocuklar var bu kentte.

Sahada kendisinden bekleneni veremeyen Dorge Rostand'ın gol atması tabii ki iyilerdendi. Veli ile iyi boğuştu. Yine de 9 haftada 2 gol, bunca para verilen bir forvet ve her maç oynayan bir oyuncu için berbat bir istatistik. İlk kez forma giyen kaleci Recep,  bence güven verdi. Sezon başından beri iyilerimiz Efe ve Erçağ bu kez beklenin altında kalsa da orta saha mücadelesi şweklinde geçen maçta çok yoruldular. İkinci yarı oyuna giren Yusuf da maç eksiğine rağmen sırıtmadı. kötülerimizden biri, Özgür'dü. Kritik yerlerde yaptığı fauller ve adam kaçırmaları ile bizi sıkıntıya soktu.

20 Ekim 2013

Adanaspor A.Ş:2-Adana Demirspor:2

Adana derbisinde 1-0'dan 2-1'e getirdik skoru, mağlup durumdan maç çevirmeyi pek yapamayız ama oyunu birazcık tutamadık ve hep yediğimiz türden bir gol yedik. Maçın hakkı beraberlikti diyebiliriz. İki takim da orta sahayı kalabalık tutup oynatmamayı tercih etti.
İlk yarıda Mehmet Eren'le etkili olduk ama forvetimiz etkisizdi, topu ileride tutamadık. İkinci yarı topla daha çok oynadık ama Rostand yüzünü bir kez kaleye dönebildi ve onda da golünü attı.
En nihayetinde kaybedilen 2 puan var. Mücadeleyi skora çevirmemiz gerekiyor artık.
Maçın asıl galibi 2000 kişiyle stadı esir alan Demirspor taraftarıydı! Helal olsun hepinize.

19 Ekim 2013

Tesisteki Pankart

Adana derbisi öncesi Demirspor tesislerine taraftarın astığı pankart:

http://www.mavisimsekler.com/adana-demirspor/futbolcular-sasirdi.html


Adana Derbisi'nde Bilet Sorunu

Adanaspor yönetimi ve Adana Emniyeti işbirliği ile Adana Demirspor taraftarina derbi öncesi eziyet çektiriliyor. Sadece 2000 bilet ayrilan Demirsporlular, gruba bilet verilmemesinin yanısıra bir de Emniyet'in müdahalesi ile karşılaştı.


13 Ekim 2013

Adana Derbisi'ne Doğru

Milli maç arası ve bayram tatiliyle bir parça uzaklaşacağımız gündemimize ateşli bir dönüş yapacağız.  Adana Derbisi, Demirspor ruhunu, farkını ve tribünün büyüklüğünü ortaya koymak için iyi bir fırsat.  Gecen yıl ilk maçta sürklase ettiğimiz, ikinci maçta yine öne geçip yenilmediğimiz rakibimizle bu yıl yine işler iyi gitmezken  karşilaşacağız. Derbi, yeni bir hava yakalamak için büyük önemde.

Adana derbileri, yakın zamanda kaybedeceğimiz 5 Ocak'ımız için de ayrıca önemli. Hergeçen gün kötüye giden, kötü yönetilen ve herşeyiyle gerileyip başka kentlere benzeyen Adana, stadiyla da diğer kentlere benzeyecek. 5 Ocak'taki Demirspor, bu kentin X, Y, ZSpor farkını ve bu kentin ülke için önemini ortaya koyan büyük bir değerdir. Bu kentin yıkılmayan ve değişmeyen kalesidir, rengidir. Adana, Demirsporludur ve 5 Ocak'ta hiç bir zaman deplasmanda olmaz.

10 Ekim 2013

Kaptan'ın Yazısı

Erman Özgür'ün Haberads sitesinde yayınlanan son yazısı oldukça ses getirdi. Yazıya bütünüyle katılmayan yok sanıyorum. Bir kısmına katılmayanlar ve tamamına katılanlar var. Kendi twitter hesabımdan bir şeyler yazmıştım. Kaptan da retweetledi. Hak verdiği için değil muhtemelen, farklı görüşler de var diyerek paylaşıyor.

Sahada oynanan için tespitlerine katılıyorum. Bununla beraber sahaya ilişkin söylediklerine daha da bir kulak kabartıyorum. Orada olanlara, soyunma odasına, kamp hayatına, takım otobüsünün ambiyansına dair ipuçları arıyorum. Profesyonel futbolcular, oyunun en önemli aktörleri ama taraftara izole bir hayatları var. Basın, taraftarlar, yöneticiler... Bunlar daha ulaşılabilir figürler. En nihayetinde, hep buradalar. Futbolcular ise çoğunlukla iki-üç yıl kalıp gidiyorlar. Bir de mesleğin zorluğundan dolayı kendilerini geri çekiyorlar. Hayatlarından pek bahsetmeyi sevmiyorlar. Erman Özgür böyle bir portre çizmedi geldiğinden beri. Belki de artık meslek yaşantısının sonuna geldiğinden, özelini rahatça yaşamaktan çekinmedi. Genel olarak toplumsal duyarlığını ve fikirlerini kendime yakın buldum, böyle bir kaptanımız olduğu için mutlu oldum. Hala da mutluyum. Keşke bu sene de kalsa diye sürekli dil döktük, yazdık, ettik. Takımda kalmayacaksa güzel bir veda yapılsın dedik, direk yönetimin kendisine.

Yazısında Şimşekler Grubu'na yönelik söylenmiş olduğu çok net belli olan bir bölüm var. Kendi fikridir, bir bildiği varsa bir sonraki yazısında daha da fazlasını söyleyebilir. Bana göre maksadını aşan bir çıkış oldu. Demirspor'da işlerin kötü gittiği doğru. Demirspor kurumsallaşmamış, borç içerisinde, geleceği değil günü kurtarmak peşinde. Bunun müsebbibi taraftar mıdır? Taraftar grubu geçen seneki tavrını değiştirmiş olabilir. Grup herhalde bu tavrı alırken gelecek eleştiriyi de düşünerek adım attı. Dünyanın eleştirisini aldılar, almaya da devam ediyorlar. Grubu rahatlıkla tutarsızlıkla suçlayabiliriz. Suçlayabiliriz, çünkü karşımızda somut bir muhatap var. Grubu suçlayalım, ama maratondaki taraftarı suçlamayalım. Güney kale arkasındakilerin hiç kabahati yok. D alttaki taraftarlar zaten başka takımın taraftarı, alakaları yok... Öyle mi gerçekten? Uzar gider... Grup, yönetime yönelik eleştirileri bastırmıyor ki. Maraton "yönetim istifa" dedi de, grup mu engelledi, nedir?

Kaptan özelinde değil, yazısının altındaki yorumlarda "tamamen duygusal" yaklaşımına verilen onlarca destek mesajına bakıyorum. Bu eleştiren taraftarlar da o kadar suçsuz günahsız gelmiyor bana. Hani içinizde en günahsız olan ilk taşı atsın demiş ya, siz neyinize güveniyorsunuz da bu kadar rahat atıp tutabiliyorsunuz, sanal isimlerinizin arkasından. ADS1940, Ali ADS, Veli1940 vs... Kim bu insanlar? Kimsiniz siz? Demirspor'u çok seviyorsanız somut bir şey yapın bu takım için. Bir beste yapın, bir pankart boyayın, bir otobüs kaldırın. Bakın grup yaptı, o yüzden grup iyidir demiyorum. Bir taraftar olarak siz de yapın. Bir şiir yazın en basitinden, üç mısralık, ilk harfleri okuyunca ADS çıksın. Yapın, edin, üretin, Demirspor'u böyle yaşayın. Bırakın artık Şimşekler Grubunu aşağılamayı. Kararlarını, tavırlarını eleştirin ama hakaret etmeyin, iftira atmayın. Sadece Gruba değil, kimseye böyle şeyler yazmayın. Futbolculara, yöneticilere, muhalefetteki yönetici adaylarına, alayına, aklınıza esen herkese hakaret edemezsiniz. İthamda bulunamazsınız. Gruba bu şekilde yüklenmenin pratikte Demirspor'a zararı yararından fazla. Tribünü güçsüz kılmanın A.Ş. ve MİY maçları öncesinde ne faydası var? Gökoğlu, Tuncel vs. yarın gittiğinde Grubu da beraberinde mi götürecek? Hepimiz aynı yerimizde kalmayacak mıyız?

Arada Ankara Tayfası'na sallayanlar da oluyor. Biz çok okumuş, kültürlü, çok elit olduğumuz iddiasında değiliz. Karar mercii, suyun başında oturanlar, Tayfa-ül emin değiliz. Hakim değiliz, savcı değiliz. İnandırıcılığımız olsun diye bir gayemiz olmadı. Gönül rahatlığı ile yitirebilirsiniz bize karşı olan hislerinizi. Popülizm yapmıyoruz, kendimizce Demirspor'u yaşıyoruz, yaşamaya devam edeceğiz.

Pankartla Propaganda

Pankart yasaklarına dair daha önce yazmıştım; bu konu twitter'da da gündem olmuştu: http://www.adanademirspor.net/2013/07/pankart-yasaklar.html

Ş.Urfa maçından sonra mavisimsekler.com da bu konuda bir haber yaptı ve yasağın yasal dayanağı olmadığını hatırlattı: http://www.mavisimsekler.com/adana-demirspor/pankart-yasagi-kanunun-hangi-maddesinde-var.html

Esasen bu yasak daha çok İl Emniyet Müdürlüğü'nün inisiyatifinde uygulanıyor. Yasağın farklı bir versiyonunu Ankara'da da gördük; tribün gruplarıın adının yer almadığı pankartlar içeri alınmıyordu; Gurbette Demir Gibiyizi'i uzun uğraşılar sonucu içeri aldık; Ahmet Arif'in şiirinden esinle yaptğıımız pankart ve Müslüm Gürses'in Yıkıla Yıkıla'sı içeri giremedi.

Pankartlar tribünün dili, konuşma biçimidir. Pankartın yasaklanması, trübündekilerin derdini anlatmak için yeni yolalr arayışına girmesi demektir. Bu yasaklarla tribünü terbiye edemezsiniz, tersine illegal girişimlerin önünü açarsınız.

Tribünün konuşması engellenirken yerine iktidarın gözümüze soka soka propaganda yapması geliyor. Ş.Urfa maçında da hükümetin gençlik politkasına dair propapanda afişleri doldurdu 5 Ocak'ı. Yani iktidara siyaset yapmak serbest, tribüne kendi diliyle konuşması yasak!

9 Ekim 2013

Tribünü Kötülemek.

Tribünü kötülemenin dayanılmaz hafifliği çoğu zaman Demirspor taraftarlarını ele geçiriyor. Bunun eskiden yöneticiler yapardı, şimdilerde değişti. Eleştirilen yöneticiler bile yer yer zeytin dalı uzatsa da biz çuvaldızı kendimize biraz sertçe batırıyoruz. Evet özeleştiri iyidir, ama bu yol gösterici olması gerekir.

Demirspor'da işler kötü gittiğinde sanki tek sorumlu tribünmüş gibi gösteriliyor. Eski bir Demirspor futbolcusu bile hiçbir temele dayandırmaksızın kolaylıkla suçlamalarda bulunuyor. Bu tribünü oynadığı eski kulüplerle karıştırıyor sanırım.

Demirspor tribünün örgütlü gücü Şimşekler Grubu'nun Demirspor'un gidişatında sözsahibi olmasını hep savunduk, destekledik. Ama en nihayetinde oradaki insanlar taraftar ve suyun başında değiller,  bazı şeyleri değiştiremiyorlar. Verdikleri destek ya da yaptıkları eleştiri tribünün sesini duyurmak için önemli.  Bu sesin yankı bulması herzaman mümkün olmuyor. Daha yüksek ses vermesini istemek doğal, o zaman bu sesin verilmesi için zemini kurmak gerekli. Niye destekliyorsunuz ya da niye desteklemiyorsunuz diye dışarıdan ahkam kesmenin yerine, akıl vermenin yerine, kısa yollardan zirveye çıkmak yerine önce tribüne emek vermek daha kıymetli bir yoldur diye düşünüyorum.  Çoğu zaman fikirlerimiz, işin içerisindeyken etkili olur. 1 yıl Demirspor'da futbol oynayıp ya da tribünde yer alıp hemen kendi ideallerinin orada yansıma bulacağını düşünmek saflık olur. Eleştiri kadar (bizim de sıkça yaptığımız bir iş) mücadelenin yollarını genişletmek, tribünü güçsüzleştirmek yerine güçlendirmek, fikiralışverişinde bulunmak bu açıdan daha yararlı bir yol gibi görünüyor. En nihayetinde burada yıllardır süren bir mücadele, önemli derecede değişim ve bu değişim içerisinde birbirinden öğrenen insanlar var. Bu insanlara dışarıdan "öğretmek" değil, birlikte öğrenmek gerekiyor. Bu çemberi genişletmek yerine dışarıdan müdahalede bulunmak, sıkıntı yaratır, tepki toplar. Zaten bugünlerde olan bu.

Tribün kendi üzerine düşünmeye ve bu sıkıntıları gidermeye devam etmeli.

8 Ekim 2013

Rakip Niğde Belediyespor...

Türkiye Kupası'nda bu kez Niğde Belediyespor'a konuk olacağız. Ekim ayının son günlerinde tek maç eleme usulü ile gerçekleşecek müsabakaya gitmeyi özellikle istiyorum. Hafta içi çalışıyoruz ama Niğde de bizim, bir parçamız orada. Bir organizasyon yapabilirsek ne kadar güzel olur.

7 Ekim 2013

Adana Demirspor:2-Şanlıurfa:2

Bir türlü kazanamıyoruz, takımın arzusu isteği  beceriye dönüşmüyor. Kolay gol yiyip zor atıyoruz.

Urfa karşısında kadroda yenilikler vardı, ama değişmeyen tek gerçek Rostand'dı. Yücel İldiz'in bu ısrarından vazgeçmesi gerekiyor. Genç kalecimiz Emre şanssız başladı ama hata yapma hakkı biraz da onlar da olsun.

 Daha önce eleştiriler yönelttiğim Mehmet Eren bu kez iyiydi, Erçağ formunu buluyor ve takımı sürüklüyor, kaptan Efe bu senenin en iyisi olmaya devam ediyor. Ama öte yandan Birol hayalkırıklığı yaratmaya devam ediyor. Duran toplarımızın hepsinde o var ve kötü kullanıyor. Raşit eski formundan çok uzak ve çok top kaybetti.

Ilk golü attığımız bu maçtan da puan çıkardık ama bu taraftar desteğiyle içsahada kazanmak zorundaydık.

6 Ekim 2013

Taraftardan Tesis Ziyareti

O formayı giyiyorsan,
O candan vazgeçeceksin!


Meşaleler bir kez daha yandı ve bir kez daha önümüzdeki maçlar için galibiyet sözü istendi. Bakalım bu kez verilen sözler tutulacak mı?




3 Ekim 2013

Geçen Sezon-Bu Sezon

Geçen yıl ilk 7 hafta sonunda attığımız 12 gol ve yediğimiz 14 golle 2g-2b-3m ile 8 puan toplamıştık. Bu yıl aynı dönemde sadece 1 gol eksik yedik; bunun dışında herşey olduğu gibi.

Tabii geçen yıl bu süreçte yükselişteydik ve devre ortasına kadar sürmüştü bu durum. Bu yıl ise henüz böyle bir atak gerçekleştiremedik.

Deplasmanda kazanamadık. Her maçta gol yedik. Tüm bunları daha büyük bütçe, daha istikrarlı yönetim ve daha oturmuş kadro ile yapıyoruz. Geçen yılın tribün öfkesi de yok. Bu detayları da düşünecek olursak esasen geçen yıldan daha kötü noktadayız.

Bu hafta iç sahada seyircili maçta bu gidişatı çevirmek adına ilk hamleyi görmek istiyoruz. Yoksa ardından gelecek Adanaspor ve MİY maçları ile kriz daha da derinleşebilir.

Fotolarla Ankaraspor maçı...

Fahri abinin kamerasından seçtiğimiz fotolarla Ankaraspor maçını yorumlayalım istedik.

Sıhhiye'de geniş bir katılımla toplandık, üç minibüsü tıka basa doldurduk, yerlerde oturan kardeşlerimiz oldu. Stadın yolunu tuttuk.

Maça üç pankart ile gittik, ancak maçın ülkemin daha demokratik olmasından bir gün önce olmasından dolayı, çok sakıncalı olan "Yıkıla Yıkıla" ve "Aşk ile Düş ile Sevda ile Dayan Rüsva Etme Beni" pankartlarımızı stada sokamadık. Ya Demirspor'a sevgimizi anlatan o pankartlar ile ülkemiz bölünse idi, ya terör propagandası yapsa idik, neyse ki; devletimiz sağ olsun ülkemizi bir beladan daha kurtardı, hakkımızda da henüz işlem yapmadı.

Biz de bunun üzerine "Gurbette Demir Gibiyiz" pankartı ile dosta düşmana birlik mesajları verdik.
 

Futbolcular maç başlamadan önce kenetlendiler. Maç bittiğinde "ya böyle kenetlenmeyin ya da böyle oynamayın, formanın hakkını verin" dedirttiler taraftara.
Taraftar tribünde yine görevini yaptı. Bu takımın başarı görmeden yetişen bir kuşağı olmasına karşın taraftarının nasıl Türkiye'de ilk sıralarda olduğunu koydu ortaya. İlk sıralardaki diğer takımların taraftarlarının hepsinin bir şekilde başarı gördüğünü de hesaba katarsak Demirspor taraftarının büyüklüğünü daha da iyi anlarız.

Birol duran toplardaki üstün yeteneğini bizde keşfetmeye niyetli ve ısrarlı olduğunu gösterdi. Ama Fahri abi de penaltı pozisyonunu çok iyi yakalamış. Tebrik etmek lazım.

Takım oynamıyordu, ölmek var susmak yok dedik, aslında maçı özetledik.
 
Gönül başka bir maçta maç sonu şenlikli görüntüleri paylaşalım. Zafer inananlarındır, yeter ki; takım da bizim kadar inansın ya da bize yakın.

 

Bir deplasman hatırası...

Tayfamızın duygu adamlarından Oğuzhan Ankaraspor maçına ilişkin hislerini dökmüş satırlara. Özünde demiş ki; Demirspor taraftarı tribünde yenilmez. Doğru söylüyor. Üstelik tribün performansımızın yüksek olmadığı bunun gibi maçlarda dahi.
 
"Gerçi tayfamıza pek deplasman sayılmasa da anılarımız arasında deplasman başlığı altında yerini aldı o günün o saatleri.
 
O gün hep beraber malum büfenin (bu tabiri çok seviyorum) orada toplandığımızda futbol adına Demirspor adına bir şeyler yapma telaşındaydık. Ama maalesef o günün devamında ne istediğimiz futbol ne de görmeyi hak ettiğimiz Demirspor vardı sahada. Özellikle sahada diyorum çünkü tribünün bize ayrılan kısmına sığmayan maviliklere inanmış Mavi Yürekliler; Demirspor adına, futbol adına her zamanki gibi mükemmel bir mücadele örneği sergilediler. Aralarında olmaktan gurur duydum. Ne var ki bu mücadelenin bir nebzesini bile olsa Mavi-Lacivert formanın emanetçileri gösteremedi. Çok kırıldık, çok incindik ama küsmedik asla onlara. Hatta Asi ve Mavi’yi daha çok bir araya getirdik. Haykırdık DEMİRSPOR diye, MAVİ diye, ŞİMŞEK diye. Ve bir kez daha anladık; Adana Demirspor tribünde asla yenilmez…
 
Ben o günü hep güzel hatırlayacağım. Hatta o gün omuz omuza verdiğim,birlikte haykırdığım, o günün misafiri artık içimizden biri olan; yıllardır üzerime giydiğim özel zamanlar hariç, odamın duvarından indirmediğim ilk Demirspor formamı hayatı boyunca şerefle taşıyacağından şüphe duymadığım zaten kardeşim ama artık bir de renktaşım olan bir insan daha var hayatımda.
 
Bu hafta kritik bir hafta bizim için. Bu yıl 5 Ocak’ta kendi seyircimizle buluşulan ilk maç olacağı için bu haftadan umutluyum. Umarım futbolcularımız titreyip neyin ne olduğunun farkına varırlar.
 
Sadece güzel günlerde sevince meşk, her daim sevinde Adana Demirspor olur. Var ol Adana Demir.Var ol Mavi Şimşekler…
 
Saygılarımla…"

2 Ekim 2013

Kupada Tur Atladık

Türkiye Kupası'nda 1930 Bafraspor'u Raşit Sevindir'in golüyle 1-0 yenerek tur atladık. http://www.mavisimsekler.com/adana-demirspor/1930-bafraspor-adana-demirspor.html#axzz2gZi9nFZu

Ligte oynamayan oyuncuların oynaması ve kötü bir sürprizle karşılaşmamak adına iyi bir galibiyet oldu.

1 Ekim 2013

Mücadele

Tayfamızın bir diğer genç üyesi Yaşar da Ankaraspor maçına ilişkin görüşlerini kaleme aktarmış. Takım içi rekabet olmaması ve sahada mücadelenin görülmemesi genel kanı haline gelmiş. Yaşar taraftarımızın skora değil, hırsa emeğe odaklandığını güzel bir şekilde ifade etmiş.
 
"Aslında Adana'dan gelen arkadaşlarımız için deplasmandı Ankara. Biz burada yaşayanlar olarak çok hissedemedik deplasman havasını.(stad mesafesi hariç) Ev sahibi kalabalığı edasında toplandık erken saatlerde. Aksaklık eksiklik olabilir ama ulaşımla ilgili çok büyük bir sıkıntı yaşamadan vardık stada. Önce anlamsız bulduğum bir pankart yasağı ve beceriksiz kurumların iletişimsizliği sonucu bilet sorunu birazcık bizim canımızı sıksa da büyük ölçüde herkes stada girebildi. Pankartımız da bir sonraki sefere mücadele edip bizimle birlikte içeri girmek için dinlenmeye çekildi :)
 
Maça gelecek olursak,genel olarak mücadele etme ruhu olmayan bir takım bizi de olumsuz etkiledi. Kişiler üzerinde durmayacağım ama acilen hocanın takım üzerinde rekabet ortamı oluşturması gerektiğine inanıyorum. 18'e alınmayan isimler, bizi her yaş grubunda temsil eden genç arkadaşlar ve diğer seçenekler göz önünde bulundurulmalı diye düşünüyorum. Umarım zamanla rayına oturur yoksa bizi sahada daha sıkıntılı günler bekliyor önümüzdeki zor maç trafiğinde. Sonuç olarak, ne olursa olsun galibiyet gelmese bile sahada mücadele eden bir takım görmek bizim de mücadelemize her zaman güç verir.
 
Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık, saygılarla..."

Türkiye Kupası

Benim açımdan klasik bir yazı olacak. Defalarca yazdım kulak asan olmadı, yine kulak asan olmayacak da belki aynı fikirde olanlar vardır takım içinden.
 
Türkiye Kupası maçı var yarın. Maça mutlak galibiyeti amaçlayarak çıkmalıyız.
 
Çünkü;
 
-Demirspor forması giyen kişi ciddiyetsiz özel maç dahil maç yapamaz, yapmamalıdır.
-Borcumuz gırtlağa kadar iken Türkiye Kupası gelirlerine sırt dönülemez.
-Türkiye Kupası'nın performansı olumsuz etkilediği hususu doğru değildir. Örneği çeyrek final oynadığımız sezondur, o sezonki başarısızlığımız kupadan değil, şaibedendir, takımın karakterindendir.
-İdmanda kemik sesi duyunca iyiye yoruyorsak, ciddi maçları da lig için iyiye yormamız gerekir.
-Türkiye Kupası bir vizyon işidir. Futbolcunun tanınırlığını artırır, geleceğe yatırımdır.
-Türkiye Kupası takım içi rekabeti artırır.
 
Yenmeliyiz, savaşmalıyız, rakip kim olursa olsun.

Sahada Kaybetmek

Tayfamızın dinamik üyelerinden Okan da Ankaraspor maçımızı değerlendirmiş. Beynine sıcak geçe geçe, gırtlağı yırtılırcasına bağıran bir taraftar olarak kızmaya fazlası ile hakkı, hakkımız var. Zira aynı sıcağın altında topunu oynayan futbolcular bunun karşılığında geçimini sağlarken, taraftarlar geçiminden veriyor. Futbolcunun, teknik ekibin, yönetimin buna saygı göstermesi gerekiyor. Bu siniri, hayalkırıklığını uyarı olarak almalı takımımız ve silkinip kendine gelmeli.
 
"Ankaraspor maçı için söylenecek o kadar şey var ki, neyi söylesem nasıl söylesem bilemiyorum.
 
Maç Öncesi
 
Her şey tamam yola çıktık. Stada da vardık. ilk sorunu iner inmez yaşadık.
 
Pankart yasağı... Her deplasmana giden pankartlarımızdan sadece birini özel görüşmeler sonunda içeri sokma iznini aldık. Merve arkadaşımızın Fikri sayesinde son yaptığımız pankart ve Yıkıla Yıkıla pankartımız içeri alınmadı. Görevli ise 'Aşk ile Düş ile Sevda ile Dayan Rüsva Etme Beni' pankartı ile 'Yıkıla Yıkıla' pankartının şiir ve şarkı içermesi sebebiyle alınamayacağını sadece grubu temsil eden pankartların alınacağını söyledi fakat biz stada girince Ankaraspor'un bir şarkı sözü içeren pankartını gördük.
 
Bilet sorunu... Maç saati iyice yaklaşmıştı ama hala biletlerin nasıl temin edileceği belli değildi biletler gişeden karışık bir şekilde satıldı ve 400 kişi biletsiz kaldı. Bu yüzden taraftarlarımızın üçte ikisi maça geç girmek durumunda kaldı.
 
Otomatik kapı sorunu... Maça geç girilmesinin diğer bir sebebi ise otomatik kapıların bozuk olması ve onarılması için epeyce beklenmesi.. Maça bir saat kala içeri alımlar başladı bu da geç girilmesine sebep oldu.
 
Maç Sırasında
 
Her şeye rağmen taraftar toparlandı ve müthiş bir şekilde desteğini sürdürüyordu. Maça iyi başladık. Ama top oynamanın ne olduğunu bırak topun ne olduğunu bile bilmeyen Rostand isimli şahıs (ki Afrika'nın herhangi bir yerinden rastgele alınan bir çocuğun bile daha iyi olacağı kanısındayım) yüzünden çok sıkıntı yaşadık. Tamam, Gökay'ın pozisyonu içeride ve penaltıydı hakem vermedi. Tamam, Ankaraspor'un ilk golü bariz bir şekilde ofsayttı. Ama maçı kaybetmemizin sebebi hakem değildir. Hakeme bağlarsak olayı tamamen yanlış yaparız.
 
Maçı kaybetmemizin nedeni oyunculardır. Ne Şener Şener gibi oynadı, ne Erçağ Erçağ gibi. Rostand desen takımda bile sayamazsın rakip 12'ye 10 oynadı sanki. Takımın en iyisi haftalardır olduğu gibi Efe'ydi. Juninho ise biraz olsun çabaladı gayret etti. Geri kalan herkes kötüydü. Takıma geldiğinde sevindik ama Yücel Hoca ilk haftalarda Rostand'ın yetersizliğini görüp yerine oyuncu almayarak hata etti. Rostand iyi bile olsaydı bu takıma forvette yedek olarak Aybars'ın yanına bir golcü daha almalıydı. Erçağ'ın çıkıp 40 gol atarım demesiyle olmaz bu iş. Keşke Birol Hikmet yerine Gerçek bir golcü alsaydı.
 
Maç Sonu
 
Taraftar her zamanki gibi muhteşemdi ve her zaman olduğu gibi kazandı. Fakat onca emeğe yazık ettiler. En azından sahayı alınlarının akıyla terk etmeliydiler. Bir an önce o formanın o armanın ne olduğunu kavrayarak oynamayı öğrenmeliler. Yoksa hepsi bu takımda istenmeyen adam rolüne bürünecekler."