31 Ekim 2012

Bu Maç Bir Uyarı Olsun

Şanlıurfaspor ile oynadığımız maç sonuç açısından süreci tekrar etse de oyun açısından aynı şeyi söylemek mümkün görünmüyor.
 
Erçağ, goldeki hatası umurumda değil, azmi ve oyuna kattıkları ile bizi mutlu ediyor. Daha fazla mutlu eden yönü ise sahada gerçek bir Demirsporlu izlenimi vermesi. Ancak Erçağ bu maçta iyilerden olmakla birlikte kendi performansının gerisinde idi.
 
Lawal. Demirspor'a gelişi ile birlikte takımın yapısında gözle görülür bir değişim oldu. Kaliteli bir futbolcu olduğu her halinden belli. Ancak o da bu maçta kendisinin altındaydı.
 
İrfan biraz daha iyiydi, ama biraz daha iyi olması için değil yıldız olduğunu ortaya koyması için aldık onu.
 
Hüseyin Cimşir müdahaleleri yerindeydi ama mücadele gücünün düşük olduğunu düşünüyorum.
 
Kısaca, takım olarak ortalama bir görünüm sergiledik.
 
Ama son üç haftada bu ortalamaya alışmadık, daha doğrusu alışmadık bir Demirspor izledik. Keyif aldık, sonuçtan kaygı etmedik, futbol izledik. Futbol konuştuk, bu yazının içeriği dahi futbol. Yani Demirsporlunun ömrünü uzatacak şeyler bunlar. Gönül bunların devamını arzuluyor. Artık potansiyel olduğıunu da biliyoruz.
 
O halde. O halde bu form düşüklüğünü (saha şartlarından olduğunu umarak) bir uyarı olarak algılamak, disiplini elden bırakmamak, galibiyet serisine devam etmek gerekir. Bir diğer uyarı da Ankaragücü'nün geçirdiği döneme, puan durumundaki yerine, İddaa'da çıkacak rakip takımı küçültücü olası oranlara kanmamak açısından yapılmalıdır. Bu ligde alınacak her puanın altın değerinde olduğunu unutmamak gerekir. Hangi dereceye oynarsak oynayalım, olası puan kayıplarını aramamamızı temenni ederim.

29 Ekim 2012

İlk Yarının Ortasında...

İlk devrenin yarısını geride bıraktık. Bu yarıda iki farklı Demirspor'la karşılaştık. İlki; 2 aylık hazırlık dönemini boşa geçiren, teknik direktörü başlamadan giden, geçen senenin kadrosunu dağıtan, bu haliyle güven vermeyen, kötü yönetimin kötü ekibiydi. Üçüncü teknik direktörün devraldığı, Lawal'ın geldiği ikinci kısım ise sanki herşeyin tepetaklak olduğu, geçen senekilerin sahaya çıktığı, sadece kötü yönetimin yerinde kaldığı bir gidişata sahne oldu. Üstümüzdeki takımları yendik, ilk kısımda gol atamazken çok gol atmayı başardık, gol yemeye devam etsek de savunmada daha derli toplu göründük. Juninho'nun Kaba ile anlaşmaya başlaması, Yusuf Kurtuluş'un ritmini yakalaması, Erçağ'ın takımı yukarı çekmesi, Erman'ın etkili olmaya başlaması ile makine işlemeye başladı.

Ama Urfa maçında Yusuf'un yokluğu, yerine yine ilk dönemin güven vermeyen ismi Hüseyin'in monte edilmesi, takımın ritmini hemen değiştirdi. Erçağ'ın alışık olmadığı bir bölgede, savunmada oynaması takımın işleyişini etkiledi. Buna rağmen kazanılan maç takımın güvenini sağlamlaştırdı.

Şimdi akıllarda şu soru beliriyor: Kazanan takımın sakatlık veya cezalarla bozulması durumunda ne olacak? Bu noktada, Mustafa Uğur'un müdahaleleri belirleyici olacak. İrfan'ın ilk haftalardaki formunu koruyup takımı taşıyabilmesi önemli. İlk dönemin kararsız isimlerinden Cavid'in de bu noktada katkısı gerekiyor. Savunmada Burak Akyıldız ve AlHassan'ı, kalede Ramazan'ı hatırlamak dahi istemiyorum.

İkinci bir soru da daha genel, futbolculuk ruh hali üzerine: Üstlerindeki takıma karşı iyi motive olan takım, alt sıradaki takımlara aynı performansı gösterebilecek mi? Ankaragücü'nden sonra, Buca ve Trabzon maçları ve ardından şu anda altsırada olan takımlar arka arkaya...(İlk 6'daki 4 takımla oynadık; ikisiyle de Kasım ayı içinde arka arkaya oynuyoruz. Demek ki zor bir fikstürümüz varmış.)  Demirspor klasiği, kazanılmayacak maçları kazanıp, olmayacak maçları vermekle meşhur. Yukarıda tutunabilmek için bu geleneğin bozulması gerekli. Tabii ki yönetimin paraları ödemeye devam etmesi ya da aksi bir durumda futbolcuların mesajlarını sahada vermemeleri de önemli.

Cumhura Gaz

Bugün Ankara yine gaz altındaydı. Cumhuriyetin 89. yılı gaz ve tazyikli suyla kutlandı. Bugün vatandaş yine devletin ceberrutluğunu hissetti. Devlet, yine dövlet pozlarındaydı; yaptırmam ettirmem diye diye, meydanları sokakları vatandaşına kapattı. Hepsi cumhuriyeti korumak adınaydı bunların! Hem de bu kez gazı yiyenler, cumhuriyeti en çok sahiplendiğini iddia eden; daha önce sokaklarda sürdürülen mücadelelere mesafeli olan düşüncenin taraftarıydı. Müesses nizam, kendi köklerini atan düşünceyi gazladı.


Türkiye cumhuriyeti tarihi, bizi bizden korumanın tarihi olarak kayıtlara geçmeye devam ediyor. Ortada bir cumhuriyet var -kelime anlamı kamusal şey olan res publica'dan türeme- ama biz o kamunun, ortağın, genelin ne olduğunu çözebilmiş değiliz. "Bu toplumu bir arada tutan nedir" sorusu 89 yıldır cevaplanmayı bekliyor. Asgari müşterekte, ortak paydada buluşulması gereken günlerde bile, bizden olmayanı bizim gibi düşünmeyeni dışlama heveslisiyiz.

89 yaşımızda, hala pek olgunlaştığımız söylenemez. Ortak noktamızı bulamadan kaybetme eğilimindeyiz.

27 Ekim 2012

Urfa Tamam, Ya Şimdi?

Demirspor galip, biz mutluyuz.

Takımın tümünü yürekten tebrik ederim. Bayramımızı tatlandırdılar. Çok teşekkürler hepsine.

Gole çok çabuk gidiyoruz. Demirspor'un son on yılında bu kadar rahat gol pozisyonuna giren bir ekip hatırlayan varsa paylaşsın, onları da onore edelim, hatırlayalım. Belki de kontraya çok süratli ve verimli çıkmamızın bir sonucudur bu. Birkaç pasla skora ulaşıyoruz. Takımda herkes kendi karakteristiğini ortaya koyuyor, kendisinin en üstünü vermeye çalışıyor.

Oyuncuları yazmak niyetindeydim, vazgeçtim. Bunun yerine hocayı yazmayı tercih ediyorum. Bana göre oyuncu değişiklikleri isabetliydi. Kazanan takımı bozmuyor, ama İrfan'a, Javid'e “sizi unutmadım” mesajını veriyor. Herkes her an göreve hazır olmak zorunda olduğunun bilincinde. Belki Keremcan için bir parantez açılabilir. Ancak Murat Kalkan'ı geçmek kolay değil, özellikle bu hafta geçen haftaya göre daha diri göründü. Keremcan sabretmeli, çalışmalarını aksatmamalı.

Mustafa hoca, elindekileri en verimli şekilde kullanan bir görüntüde. Bu haftaki Hüseyin hamlesi ilk başta bizi isyan ettirdi ama dakikalar ilerledikçe ben Hüseyin'in oyunundan memnun kaldım açıkçası. Hele ilk yarı mücadelesi iyiydi. Sade oynadı, yakına isabetli oynadı. Hoca Hüseyin'den bile verim alabiliyorsa ikisine de helal olsun.

Sıradaki rakip Ankaragücü. Görüntü o ki, Ankaragücü kapanacak, biz de açmaya çalışacağız. Umalım ki, tam tersi olsun. Onlar can havliyle saldırsınlar, biz kontralarla gol arayalım. Eğer ilk dediğim olursa bu bizim için bu sene bir ilk olacak. Kapanan takımı açabilmek çok önemli bir beceridir, bunu başarabilenlere lig sonunda bir ad veriyorlar.

Nedir derseniz, adı bende saklı...

Bayram Ettik!

Üst üste dördüncü maçımızı kazanıp, bayramda ağzımızın tadını bozmadık. Adana kebabı Urfa'ya üstün geldi!

Üst üste 4 galibiyet, alışık olmadığımız bir şey. Mustava'nın aşağıda değindiği gibi psikolojik bir sınırdı Urfa maçı. Lige iyi başlayan bir ekipti; cezaları nedeniyle seyircisiz olsa da deplasmanda oynadığımız bir maçı kazanmak çok önemliydi.

Maç genelde düşük tempoda oynandı. Sıcak hava ve kötü zemin futbolcuları etkiledi. Özellikle ilk yarıda tam bir orta saha mücadelesi vardı ama iki pozisyonu gole çevirip bir anda rahatladık. İkinci yarıya maçı yine rölantide tutmaya çalışsak da Urfa'nın atakları belirginleşti ve rakibin golü geldi. Kaba ile 3-1 yapsak da Erçağ'ın hatası ile yediğimiz gol, son dakikaları gergin geçirmemize neden oldu.

Urfa kadro olarak bizden daha iddialı olsa da son haftalarda yakaladığımız rüzgar hala dinmedi. Bu maçta Yusuf Kurtuluş'un yokluğunu hissettik. Erçağ iyi değildi. Oyuncu değişikliklerinden Cavid işe yaradı ama İrfan çok umursamazdı.

Hiç aklımızda yokken şampiyonluk potasına doğru yol alıyoruz. Bu rüzgarın dinmemesi, yönetimin elinde!

26 Ekim 2012

Urfa Öncesi

Şu bir gerçek ki, hücuma çok süratli çıkıyoruz, ofans oyuncularımızın güvenleri tam. Defansta uyumu yakaladık, hataları en aza indirdik. Orta sahamız için kalabalık diyorduk, bol ve formda alternatiflerin rahatlığını yaşıyoruz, yaşayacağız da. Kalemiz güven veriyor, üç kalecimiz de bu bölenin yükünü taşıyabilir.

İyi kapanan ve kontraya iyi çıkan bir takım olduk. Bana göre rakip kim olursa olsun böyle bir oyun anlayışını muhafaza etmekte fayda var. Kamuoyunun üzerinde birleştiği şampiyon adaylarından olmadığımız için rakiplere karşı kapanmakta sorun yaşamayacağız. Ne zamanki işler iyi gidecek ve hedef büyüteceğiz, o zaman rakipler bize daha çok kapanacaklar. Bu geleceğe dair bir öngörü tabii, biz tekrar bugüne dönelim.

Urfa'yı yenersek psikolojik bir eşiği aşma yolunda önemli bir yol ayrımına geleceğiz. Hedeflerin revizesi için seri galibiyetler almaya devam ederiz umarim. Hepimizin aklının bir kenarında o ihtimal var. Urfa maçı özlemlerimizi dillendirmek için iyi bir fırsat olabilir.

23 Ekim 2012

Demirsporlu Gözüyle Okumak-1

Bundan sonra fırsat buldukça okuduğum kitaplarda bana Demirspor'u anımsatan, bambaşka bir konuda olsa dahi Demirspor'a uyarladığım hususları alıntılayarak hem kitap tanıtımı hem duygu aktarımı yapmayı planlıyorum. Bu alıntılarıma da okurken oldukça etkilendiğim Oğuz ATAY'ın Tutunamayanlar isimli kitabından alıntılar ile başlayacağım. Sizler de okuduklarınızdan Demirspor'a yorduklarınızı e-posta adresimize yollayın, paylaşalım.

Oğuz ATAY, 1934'te doğmuş ve 1977'de "Türkiye'nin Ruhu" isimli projesini tamamlayamadan beynindeki ur nedeni ile vefat etmiş. Tutunamayanlar TRT 1970 Roman Ödülü'nü kazanmış.

Kitaptan alıntılayacağım kısım örgüt yapısı üzerine.

"Kurulacak örgütü bir düşkünlerevine çevirmeye kimsenin hakkı yoktur. Birleşecek kişiler önce birleşecek güçte olmalıdırlar; önce bu duruma gelmelidirler. Onlar yeni düzenler kurmak ve ilerlemek için birleşeceklerdir; körle kötürümün yoldaşlığı gibi bir iş için değil! Kendi sorunlarını çözemeyen bir kişinin, kusurlarının acısını başkalarına çektirmeye hakkı yoktur..."

Demirspor hiçbir zaman bir örgüt olamadı maalesef. Bir bütün hiç olamadı. Taraftarlar ve diğerleri oldu genelde. Ya da taraftarlar ve teknik ekip, kısmen futbolcular ve diğerleri şeklinde bölünmeler de oldu. Körle kötürüm basit amaçlar uğruna ittifaklar yapıp, kulübü başarısızlık girdabına kendi menfaatleri için atmaktan çekinmediler. Acıyı hep bizler çektik. Hep Allah'a havale ettik. Dilerim ki; yaptıklarını önce fani dünyada çekerler, gözlerimizin önünde...

22 Ekim 2012

Bugün Mutluyuz

Bugün mutluyuz çünkü dün akşam Demirspor kazandı. Dertlerimizle başbaşa yeni bir haftaya başladık ama içimizdeki mavi umut yaşıyor en azından. Alışık değiliz böyle mutlu hafta başlarına, dönüp dolaşıp jeneriklik golleri izlemeye...

Demirspor kazanınca seviniyoruz, sevincimizi büyütmek için yollar arıyoruz. "Objektif olmadığımız ve gerçeklerden uzak" olduğumuz için böyle dalgalanmalar yaşamamız normal; sıradan taraftarız bizler, takımın başarısını isteyen.

Demek ki, diyoruz, futbolcuların parası düzenli ödenirse, başarının gelmesi çok da zor değil. Şimdilik tek bilebildiğimiz bu.

21 Ekim 2012

Adana Demirspor:2 - Manisaspor:0

3 haftada 3 galibiyet! Lawal'dan önce Lawal'dan sonra da diyebiliriz. Bugün ilk golünü de attı. Lawal, bizim yeni Dibo'muz olacak!

İkinci gol, Gökhan Kaba'dan; onun da 5. golü oldu.

İlk yarıda çokça kaçan pozisyonlara karşı ikinci yarıda arka arkaya gelen goller...  İlk haftadan sonra ikinci kez gol yemedik. Erciyes tokadı işe yaradı sanki.

Gecemizi yine masmavi yaptın, yaşa varol Adana Demirspor!

"Milli Takım Ne Kadar Milli"?

Milli Takım'la her zaman mesafeli olmuşumdur. Memleket futbolunun mafyatik işleyişinin aynen yansıması olan yönetimler ve kadrolar, onlara ait hissetmemi zorlaştırıyor. En son Abdullah Avcı ile acaba farklı birşeyler olabilir mi diye düşündük ama yanıldık. Özellikle son iki maçta İstanbullu milli takım, tam bir hayalkırıklığıydı. Ümit Kıvanç'ın Takımdan Ayrı Düz Koşu kitabındaki yazısı, tarihsel sürete de bu işlerin böyle olduğunu, çok öteye gidemediğimizi gösteriyor. Yazı yaklaşık 10 yıl öncesinden; özellikle '90lı yıllara odaklanıyor. İsimler farklı ama gidişat aynı. Pazar pasajını bu meseleye ayırdım:

1970'lerin ilk yıllarına kadar Türkiye milli takımı hemen tamamen üç büyüklerin futbolcularından kuruluyordu. Elbette araya girebilen ve kendilerine sağlam yer edinen istisnai futbolcular vardı, öteki takımlardan, ama hem bunlar kuralı bozmuyordu hem de hemen hepsi, bir süre sonra üç büyüklerden birinde oynamaya başlıyordu. Milli on birde öteki takımların futbolcularının çoğunlukta olması, pek rastlanabilecek bir manzara değildi. 1965 ve 1969 yıllarında, biri Tahran öbürü Ankara'da, her ikisi de Pakistan'a karşı oynanan iki RCD Kupası maçında, "ötekiler" yedi kişiyle temsil edildiler. 1971'de Zürih'te oynanan İsviçre maçındaysa dokuz kişiydiler - ki b günümüze kadar sadece birkaç defa yakalanmış ve açılmış bir rekordur.
(...)
1977'de Romanya ile Bükreş'te oynanan Balkan Kupası maçında milli takımda üç büyüklerden sadece bir futbolcu vardı. 1980'lere girilirken Türkiye futbolunda özellikle 1970'lerde meydana gelmiş birikim olgunlaşmş, milli takım iyiden iyiye "halka açık" hale gelmişti. (...) 1980 Eylül-1982 Eylül arasındaki sürede milli takım kadrosunun yüzde 29'u üç büyüklerin futbolcularından meydana gelmişti. (...) Trabzonspor o yıllarda henüz ayrıcalıklılar kastının mensubu değil, "Anadolu'nun yükselişi"nin kahramanı ve simgesi sayılıyordu. Dolayısıyla "ötekiler"in milli takımdaki oranını yaklaşık yüzde 65 sayabiliriz. (...) 1980-82 arası 12 milli maçta ay-yıldızlı onbirde oyuncuları yer alan takımlar şunlardı: Altay, Bursaspor, Zonguldakspor, Göztepe, Gaziantepspor, Rizespor, Boluspor, Orduspor, Kocaelispor, Sakaryaspor, Ankaragücü, Adanaspor. (...) 1983 yılına uzandığımızda, milli takıma oyuncu veren takımlara Adana Demirspor, Samsunspor, Gençlerbirliği ve İzmirspor'u ekleyebiliyoruz. 1984'te Antalyaspor, Karşıyaka ve Sarıyer bunların arasına katılıyor.
(...)
1985'in ikinci yarısında rüzgar yine mutat yönüne dönüyor. Milli takımda üç büyükler dışında Trabzonspor'dan iki oyuncu ve Sarıyer'den Rıdvan var. (...) 1990'ların başında Karşıyakalı Ülgen, Sarıyerli Sercan, Trabzonlu Hami ve Kemal, milli takımı İstanbul takımı olmaktan kurtarıyorlar. 1991'deyse Bolusporlu Faruk ve Ankaragücülü Abdullah. (...) 1992'de dört, (...) 1995-96'da beş maçta arka arkaya dört büyükler dışında oyuncu yok ay-yıldızlı onbirde. Saffet Sancaklı Kocaelispor'a döndüğü için istisna yapmış oluyor Şubat 96'da. Sonra nedense bir şıklık yapılıyor. Nisan 1996'da Azerbaycan'la Bakü'de oynanan özel maçta, dört büyüklerden kimsenin yer almadığı bir onbir çıkıyor sahaya. (...) Arada bir defa özel olarak üç/dört büyüklerden oyuncu almadan milli takım kurmanın bir "hoşluk" olarak düşünülebilmiş oluşu, normal zamanlarda kafaların nasıl çalıştığına dair de ilginç fikirler veriyor almak isteyene."

(Ümit Kıvanç/ Milli Takım Ne Kadar 'Milli'?/ Takımdan Ayrı Düz Koşu, s. 117-119)

"Demirsporlu ayık ol(ur)!"

 forzache yazdı:

Son günlerde Taraftarın onca söylemi ve haklılığına rağmen sözde yönetime karşı söylem ve eylemlerinde yumuşayanların olduğunu görmekteyim. Herkesin kendi fikridir ve her fikir benimsenmese de saygı duymak gerekir; lakin mavi laciverde gönül vermiş bizlerin bilmesi ve unutmaması gereken şeyler var. Şöyle ki:

Demirsporlu ayık ol! Var olan yöneticiler Aytaç Durak ve zihniyetlerinin uzantısıdır.

Demirsporlu ayık ol! Kulübümüz Aytaç Durak’ın başkan olduğu seneden itibaren 1.lig (süper lig demeyi sevmiyorum) yüzü görmemiştir.

Demirsporlu ayık ol! Ki o Aytaç Durak Demirspor’un borçlarından dolayı borçlarını ödeyemediği için gençleri ile sahaya çıkma tehlikesi yaşarken son dakikada (o kadar rant elde ettiği ve kullandığı kulübe) borcunu ödeyip şovunu yapmıştır. *Bu davranışı Demirspor’un içinde ne amaçla bulunduğunun özetidir. Sanki kulübü bu günlere getiren o değilmiş gibi!

Demirsporlu ayık ol! Kabul edilsin ya da edilmesin, belediye tabanlı ve saltanat sevdalısı yöneticiler geldiğinden bu yana Demirspor’a ve Demirsporluluğa yakışmayacak eylemler yapmışlardır. Alt yapıdan futbolcu neredeyse çıkarılmaz olmuş(özellikle son 10 sene içinde) ve Demirspor’un değil, kendi çıkarlarını ön planda tutan yöneticiler futbolcular, hocalar, menajerler vs. getirerek Adanalılığın ve Demirsporluluğun ruhunu zedelemişlerdir.

Demirsporlu ayık ol! Bu zihniyetteki sözde yöneticiler, Adana Demirspor’umuzun Türkiye’nin borçsuz kulüpleri arasında gösterilirken(kaynak veremeyeceğim) ve Türkiye Kupası’nda çeyrek finale kadar çıkmasına rağmen ertesi sene yine borç batağına doğru sürüklenmiştir. Şu anda içinde bulunduğu durum da malumdur.

Demirsporlu ayık ol! Demirspor’un tüm bu kötü gidişatına rağmen taraftar ligden çıkma umudunun olmadığı senelerde bile takımını bırakmamış ve Adana Demirspor’un gerçek sahibi olduğunu kanıtlamıştır. Nitekim Demirspor belediye bazlı yöneticilerin -sözde- takıma yatırım yaptıkları, pahalı oyuncular(!) getirdikleri yılda değil, -gelecek senenin temellerini atıyoruz- denen iddialı görülmediği bir yılda lig atlamıştır (Hatırlayınız : Taraftar ve futbolcuların aynı dilden konuşması -kimse bizim kadar inanamaz-; taraftarın 7 de 7 hedefini koyması).

Demirsporlu ayık ol! Takım kötü günlerden geçerken ve yardım gecelerinde 50 bin lira toplanırken (kimse destek olmazken!) dahi taraftar Demirsporluluğuna inandığı başkanına (ve yönetimine) sahip çıkmıştır. (Ruhu şad olsun Bekir Çınar’ın.)

Demirsporlu ayık ol! Kulüp kayyuma doğru giderken taraftar takımına sahip çıkmak için liste çıkarmış. Şu an ve daha önce sözde yönetimlerde bulunanlar sessiz kalmıştır.

Demirsporlu ayık ol! Bu zihniyetin Demirspor’a kalıcı gelir sağlama çabası (yalnızca Bekir Çınar döneminde üstünde durulan bir mesele ) asla olmamıştır. Olsa bile içinde başka çıkar ilişkilerinin var olması kuvvet-i muhtemeldir.

Demirsporlu ayık ol! Yönetimin Adana Demirspor’umuzu şirketleştirme fikri (bence!) yönetimin içinde bulunduğu borç batağından çıkmak için kullanabileceği nakit akış yolundan ibarettir. Yani kulübün yapısını ve geleceğini çok düşünmeden -(bunlar düşünülerek yapılır ise bir nebze kabul görebilir)- girişilen “ sıcak para kazanma” yolundan öteye geçemez görünmektedir.

Demirsporlu ayık ol! Mevcut yönetim seçim sürecinde diğer adayın 10 milyon TL yi hibe sözü vermesine rağmen 140’a yakın yeni üye kaydettirerek seçimi demokratik olmaktan çıkarıp alavere dalavere yollarına sürüklemiştir. Mevcut yönetim değil 10 milyon Lira hibe etmek kulübün borcunu iki katına çıkarmış (Önder Serin’in açıklaması) sezon sonu hedefini de borçları eritmek değil borcu sezon başındaki miktarına geri çekmeyi (ancak) hedeflemiştir!

Demirsporlu ayık ol! Taraftarın isteği yalnızca mevcut yönetimin istifa etmesi değildir. Aynı zihniyetteki yönetimlerin Demirspor’u sonsuza dek terk etmesidir. Demirspor’a (başta kalıcı gelirler olmak üzere) yakışan ve Demirsporluluğa zarar vermeyecek –yalnızca Demirspor’un menfaatlerini- düşünecek “HALKIN TAKIMINA” halkın yöneticilerinin gelmesidir.

Demirsporlu ayık ol! Adana Demirspor halkın takımıdır ve halktan kişilerce yönetilmediği sürece iflah olmaz yollara sürüklenmektedir!

19 Ekim 2012

Manisa Maçı Öncesi

Manisa maçı öncesi, takımın ne yapabileceğine dair çok bir fikrimiz yok. Antreman düzeyinin yükselmiş olması, takımın moralinin yerinde olması tabii ki sevindirici. Ancak bunların olduğu ya da olmadığı zamanlarda da istikrarsız sonuçları almıştık. İki haftalık 4 gollü galibiyetler bizi umutlandırmaya yetmiyor. Demirspor'u biliyoruz çünkü. Her an her şey olabilir.

Maçın, televizyondan değil TRT WEB TV'den yayınlanacağını hatırlatalım.

Camiada maç öncesi gündem, yine yerel basın ilişkileri. Abdullah Ay meselesi, kongreden bu yana tartışılıyor. Yönetim ve ona yakın çevreler, Ay'ı Aydoğdu'nun adamı olmakla suçlarken, yazdığı yazıalrdan dolayı hedef gösterildiklerini öne sürüp Ay'ı savcılığa şikayet etmişler. Benzer bir şikayet, yönetim tarafından taraftara yönelil olarak da gerçekleşmişti. Şimşekler Grubu bu konuyla ilgili açıklama yaptı. (http://www.sporcukurova.com/anasayfa/simsekler-grubundan-aciklama-4.html)

Abdullah Ay meselesi, yerel basın-yönetim ilişkilerini gözler önnüe sermesi açısından önemli. Bizim neden onlara güvenmediğimizi de ortaya koyuyor. Kendi adamları ve kendi güdümündeki kişilerden başka bir Demirspor düşüncesine tahammül edemiyorlar. Öte yandan kendi işlerini ve ne basındakiler ne yöneticiler yapabiliyor. Bir taraf özel haberler, söyleşiler, yeni bilgilerle bizi aydınlatamazken diğeri de bütçesini tutturamıyor, futbolcuya para ödeyemiyor, bizi temsil edemiyor.

Grubun açıklamasında önemli nokta, bu rezilliğin görülmesi için Ay'ın yazılarına gerek olmadığı hususudur. Abdullah Ay'ın tarzı tartışılabilir; ben bu tip yazılarla her zaman mesafeli olmuşumdur. Ne toptan destek ne cepheden muhalefet tarzı etkileyici oluyor. Ay'ın benim gözümde güvenirliği yok, çünkü henüz kongre öncesine kadar ne düşündüğünü bilmiyoruz. Ama yazdıklarının birilerinin canını sıkması, doğru şeyler yazdığını da gösteriyor. Tepkiye, muhalefete bu kadar mesafeli olan bir yönetim ve her zaman güçlünün yanında olan basının karşısında, Abdulah Ay gibi isimler kahraman olamaya devam edecek. Çünkü onu kahramanlaştıran yani ona bu fırsatı veren yönetim-basın işbiriliğinin hatası.

16 Ekim 2012

"Taraftar Neden İstifa İstiyor?"




15 Ekim 2012 tarihli Sol gazetesinde çıkan yazı. Gazetede yakın tarihte bir de Yenilmez Armada yazısı çıkacağını duyuralım.

* Yazının fotoğrafını demirspor1940.blogspot.com yayınladı. Ben de oradan aldım.

Konuk Yazar: forzache - "Karşıyaka Maçı Yazısı"


Forzache'nin, KSK maçını değerlendirme yazısı biraz gecikmeli de olsa yayınlıyorum. Takım analizi dikkate değer...

Siz de yazılarınızı demirgibiyiz@gmail.com
adresine gönderebilirsiniz. --
İkinci galibiyetimizi aldık. İzmir’in en zorlu deplasmanı durumundaki Karşıyaka’yı yenmek bizim için hem puan hem de moral açısından iyi oldu. Geçen hafta (Adanaspor maçı) tribünlerin rakip üzerindeki baskısından ve bunun maça etkisinden bahsetmiştim. Bu konuyla ilgili söylediklerimin hala doğru olduğunu düşünüyorum; ancak Karşıyaka müsabakasında gördük ki futbolcularımızın sahada iyi yaptığı bir şey var: Hızlı paslarla çıkmak ve rakibin çıkarmakta bocaladığı toplarda mücadele edip topu kazanmak. Üstelik futbolcular bu baskı sırasında pozisyonlarını kaybetmediler ve doğru yerlerde bulundular, hocamız Mustafa Uğur bunun üzerine çalışma yapmış zannedersem.

Karşıyaka’nın oyun anlayışını çok iyi bilmediğim ve sahaya taktik anlamda bir şey yansıtamadığı (ya da bizim futbolcularımızın buna izin vermedikleri için) maçı tam olarak çözümlemek güç. Sahada güçlü bir fiziki mücadele olmadı. Yalnız iki taraf için de iyi bir futbol ortaya konduğunu söyleyemeyiz. Bizim takımımızın yapması gerekeni takımca yerine getirdiğini gördük. Şöyle özetlersek:


Erçağ kanat olarak bekleneni yaptı. Orta açtı ve şut attı. Ayrı bir parantez açmak gerekir, Erçağ şampiyon takımda da bulunan futbolcularımızdan. Bu özelliği, attığı goller ve taraftarla arasındaki bağ (Adanaspor maçındaki golden sonra taraftara koşması ve yaptığı hareketleri de gözünüzün önüne getirin) Erçağ’ın gönüllerdeki yerini sağlamlaştırıyor.

Juninho geçen hafta kadar etkili olmasa da orta saha ile ceza sahası arasında sürekli golü ve pasları kovaladı.

Özgür, Burak, Berat, Murat dörtlüsü iyi yer tuttu, nitekim yediğimiz golde dahi pozisyon almada bir sorun yaşanmadı ancak biraz daha birbirlerine alışmaları birbirlerinin açıklarını kapatmaları açsısından daha iyi olacak ilerleyen maçlarda.

Yusuf ve Erman çok fazla öne çıkmadılar. Fakat Erman biraz daha diri durdu diğer maçlara nazaran.

Lawel, orta sahamızın omurgası durumunda. O gelmeden önce, o geldikten sonra diye orta sahamızı yeniden değerlendirebiliriz. Rakip ortadan gelmeyi tercih ettiğinde pasları çok iyi kesti. Bununla kalmadı ve çok iyi pas dağıttı. Top ayağında iken inanılmaz sakin ve pas tercihleri tam yerinde.

Gökhan Kaba için söylenecek tek cümle yeterli sanırım. Doğru zamanda doğru yerde.

Kalecimiz Şener bize uğurlu geliyor. 70. Dakikadan sonra Karşıyaka’nın yakaladığı birkaç net pozisyonda çok önemli kurtarışlar yaptı.

Bu arada en üst lige çıkma mücadelesi verilen bir seviyede hala Alsancak’ın zemini gibi kötü zeminlerde mücadele etmek hiç yakışmıyor. Hem de İzmir gibi bir şehire. Amatör takımları olan ilçelerin sahalarının birçoğu daha iyi durumda.

(Dikkat çeken olay…Son iki maçta da gollerimiz aynı isimler atıyor.)

Takımımızı tebrik etmek gerekir. Favori olmadığımız ve zor geçeceğine inandığımız üst üste iki maçı çok rahat kazanıyoruz, inşallah devamı gelir. Manisaspor maçından sonra herkesin Adana Demirspor’un futbol anlayışı hakkında daha net fikirler edineceğine inanıyorum. Ancak sahada yaptığımız işler ne kadar başarılı olsa da bu gelişmeler yönetimdeki başarısızlıkları ve istikrar sağlamayacak eylemleri örtmeye yetmez. İstikrarlı ve güçlü Adana Demirspor için “yönetimi istifaya” tekrar tekrar davet ediyorum(z).

forzache

15 Ekim 2012

İzmir'in Dağlarında Çiçekler Açtı

Karşıyakalı ile evli olunca, Karşıyaka deplasmanı bir iç deplasmana dönüşüyor. Bizim bu maça geleceğimiz 1 ay önceden belliydi! Gerçi o tv'den sevindi, kayınpeder üzüldü bizim gollerimize ama ben Alsancak Garı'na arkamı vermiş, İzmir'in dağlarında çiçekler açmasının keyfini sürüyordum.

Bostanlı'dan Demirspor formamla yola çıkıp, Nergiz istasyonundan İz-ban'a atladıktan sonra Halkapınar aktarmalı Alsancak'a ulaştım. Hava tipik bir İzmir sonbaharıydı. Her şeyiyle güzel bir şehir...

Stada ilk gelenlerden biriydim. 5-10 dk içinde İzmir Tayfası, gruptan gelen birkaç arkadaşın önderliğinde geldi. Maç öncesi beraberliğe razıydım. Aramızda umutlu olanlar vardı. Kimse bunu beklemiyordu tabii ki. Demirspor iki haftadır bizi şaşırtıyor; maç boyu çok rahattık, hele ki ikinci yarıda uzun süredir rahat bir Demirspor maçı izlemediğimi hissettim.

Demirspor çook uzun yıllar sonra üst üste 4 gol attı; deplasmanda farka koştu. Lawal'ın kattığı güç, Juninho'nun açıkta değil forvet arkası oynaması, Şener'in kaledeki başarısı, Burak Keskin'in savunmayı toplaması farkın oluşmasında en önemli faktördü. Mustafa Uğur, Osman Özdemir'in inadından vazgeçince ibre bir anda olumluya döndü.

Tabii, futbolculara yapılan ödemenin de bu tabloya katkı koyduğunu düşünüyorum. Demek ki fubolculara parasını ödeyince oynuyorlarmış; ne kadar basit bir kural! Taraftarın tepkisi de desteği de ödenen para kadar etki etmiyor ne yazık ki. Hep bizimkiler mesaj verecek değil ya Karşıyakalı futbolcular da bu maçta yönetimlerine selam göndermiş olabilir...

 Bu futbolculara parasını ödeyin ey yönetim!

Güzel İzmir deplasmanı güzel bitti; Demirspor'da ne olacağı bilinmez, keyfimiz yeni bir 90 dk.ya kadar sürecek

14 Ekim 2012

Karşıyaka SK 1 - 4 Adana Demirspor


PTT 1. Lig'de 7. haftanın ardından 2. galibiyetimizi aldık. Alsancak Stadyumunun zemini zaman zaman oyunu olumsuz yönde etkiledi. Karşılaşmada performans olarak yine; Şener, Erçağ, Junior ve Lawal ön plandaydı. 

Takım hakkında "genel" anlamda bir yorum ve analiz yapmak için biraz daha zamana ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

***

Karşıyaka SK: Necati, Erdi, Fatih (Dk. 53 Emre), Ahmet Burak (Dk. 66 Onur), Taha, Makukula, Dalmat (Dk. 75 Banahene), Orhan, Adnan, Sercan, Cemil 

Adana Demirspor: Şener, Özgür, Burak, Berat, Murat, Raheem (Dk. 90 Hüseyin), Yusuf, Erman (Dk. 75 Samed), Erçağ, Junior (Dk. 78 İrfan), Gökhan 

Goller: Dk. 33 Makakula (Karşıyaka SK), Dk. 25 Yusuf, Dk. 45 Gökhan, Dk.57 Erçağ, Dk.71 Junior (Adana Demirspor) 


Sarı kartlar: Dk. 28 Orhan, Dk. 70 Dalmat, Dk. 72 Taha, Dk. 90 Onur (Karşıyaka SK), Dk. 43 Raheem, Dk. 77 Şener (Adana Demirspor) 


12 Ekim 2012

Buluştuk!

Yirmibeş kadar Demirspor sevdalısı bir araya geldik. Tanıştık, kaynaştık, sözleştik... Bir arada olabilmenin gereklerini konuştuk. Daha aktif olmak gerekliliğinin altını çizdik.

İlk olarak Karşıyaka maçını birlikte seyredeceğiz, ilerleyen günlerde başka aktivitelerin çabasına girişeceğiz. Katılan tüm dostlara teşekkürler, ayaklarına sağlık. Gelemeyeceğini bildiren dostlar da sağolsunlar, bir dahaki sefere diyelim...

Karşıyaka maçını Selanik Caddesi 19/6 numarada bulunan Maden Mühendisleri Lokalinde seyredeceğiz. Buraya gitmeden önce 18:30 sularında Kaeanfil sokaktaki Dost Kitabevinin önünde buluşup mekana oradan geçeceğiz.

Görüşmek üzere...

11 Ekim 2012

Buluşma

12.10.2012 cuma akşamı saat 19:00-19:30 arasında Karanfil sokaktaki Dost Kitabevi’nin önünde buluşuyoruz.

Tanışanlar için hasret giderme, tanışmamış olduklarımız için tanışma, gündemi değerlendirme, Tayfa’nın geleceğini masaya yatırma… Konuşulacak konu çok yani. Katılmak isteyen herkese kapılar ve gönüller sonuna kadar açık. Her türlü soru/yorum/düşüce için demirgibiyiz@gmail.com ‘a mail atabilirsiniz.

Görüşmek üzere.

Konuk Yazar: forzache - "Maçı Biz Aldık"

adanademirspor.com ve anavarza fanzinden tanıdığımız forzache, Adanaspor maçıyla ilgili yorumlarını bizle paylaşıyor. Kendisine teşekkür ediyoruz:
----

Bir hafta önceye gidelim.Bir tarafta yıllarca mahkum kaldığı 2.lig'den daha yeni bir üst lige çıkmış, futbolcuları değişmiş, taraftarlarının istemediği yöneticilerle yönetilen, istikrarsız, galibiyeti olmayan ve en son maçında beş gol yemiş huzursuz bir kulüp ve takım. Adana'nın asi çocukları. Bir tarafta geçen seneden oturmuş, formda bir takım. Ligde henüz (deplasmanda) bir mağlubiyeti var ve Antep'e üç gol birden atmış. Oynadığı futbolla Adanan'nın medarı iftiharı. Üstelik üç gol attığı Antep, Demirspor'a beş gol atan Erciyesspor'u yenmiş. Yani bütün göstergelerin Adanaspor'u gösterdiği bir maç.

Peki ne oldu da bu kadar göstergeye rağmen maçı dört gollü bir galibiyetle aldık?

En son Fethiyespor maçıydı, kemiklerimi uzun zamandır böyle titreten bir maç olmamıştı. Adanaspor'un topa daha fazla sahip olacağını hepimiz biliyorduk. İlk dakikalarda öyle de oldu. Kullanılan serbest vuruşta direkten dönen top da yüreğimi titreten heyecanıma bir mızrap daha vurdu. Sonra Erçağ öyle bir vuruş yaptı ki (gözümün önüne play off da Balıkesirspor'a Raşit'in attığı gol geldi) bir an tereddüt ettim sevinemedim hatta. Daha sonra Adanaspor kalecisinin hatası Juninho'nun golü. O dakikada gördüm ki Adanasporlu oyuncular birbirlerini sakinleştirmeye çalışıyorlar. İşte anlatmak istediğim şeyde tam da bu anla ilgili.

Olan şey şuydu: Adanasporlu oyuncular bu atmosferi kaldıramadı. Birbirlerini sakinleştirmeye çalışmalarının sebebi de bu atmosferdi. Alışkın olmadıkları bir atmosfer ve oldukça gergin yaklaşık yirmi bin Adana Demirsporlu'nun değil tezahürat yapması orada bulunması bile havanın kokusunu değiştirdi. Zaten canı sıkkın olan taraftarın hırsı kendi futbolcularımızdan çok rakip takımı etkiledi. Bu da ellerini ayaklarına dolaştırmasa da maçın kopmasına neden olacak olan hataları yapmalarına sebep oldu. Tabii Erçağ ve diğer futbolcuların gollerini, takımın özellikle ilk yarıdaki cesaretli ve diri futbolunu gözardı etmemek gerek.

İlk iki golden sonra arkasındaki gücü hisseden Demirspor daha da rahat geldi, gayet organize iki gol buldu ve maçı kopardı.İkinci yarı rakip toparlandı ve ard arda iki gol buldu. Bu bizi biraz sıkıntıya soksa da beşinci golü atabileceğimiz pozisyonları harcadık. Burada başka bir parantez açmakta fayda var.Hafta başından bu yana kağıt üzerindeki verilere bakarak tahminde bulunan, bu maçın atmosferini ve daha önemlisi derbi olduğunu lafta söyleyip özde göremeyenlere Demirspor'u ve Demirsporluluğu göstermek açısından iyi oldu diye düşünüyorum.

Tribünlere gelirsek, maç esnasında televizyon ekranlarından tribünün maça kattıkları tam anlamıyla yansımaz genelde. Tribün videosunu izleyenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır (Bu arada TRT taraftarın coşkulu ve ritmini yakaladığı anlar yerine daha hareketsiz anları yakaladı; tabi ki bunu bir kasta bağlamıyorum ama özellikle son yıllarda bütün kanalların tribünü az gösterme ve neredeyse hiç göstermeme adetini devam ettirdi). Sezon başından bu yana ve özellikle son bir haftada doruk noktasına ulaşan olumsuz gelişmeler taraftarın maça katılmasına etki etmiş gibi görünüyor ama böylesine gergin havayı yine de doğru bir şekilde sırtlandığımızı düşünüyorum.

Sonuç olarak patlama noktasına geldiğimiz bir anda, güzel ve hak ettiğimiz bir sevinç yaşadık. Unutmamamız gerekenleri bir daha gördük. Sorunlarımız bitmedi ama birlik olup gerçekten istediğimizde her türlü olumsuzluğa rağmen neler yapabileceğimizi artık tüm memleket gördü.

10 Ekim 2012

Tek Kurtuluş Neymiş? Neden?

Adana Demirspor Kulübü başkanı Önder SERİN maç öncesinde bir açıklama yaptı, 9 milyon TL civarında bir borç ile takımı devraldıklarını, transfer bütçelerinin 4-4,5 milyon TL olduğunu, borcun 20 milyon TL civarında olduğunu ileri sürenlerin söylediklerinin gerçeği yansıtmadığını, bu yönde yazı yazanlara dava açacaklarını, halihazırda borcun 13-13,5 milyon TL civarında olduğunu, ancak gelirler tahsil edildikçe borçların yeniden azalacağını ve yılsonunda devralınan borç tutarı ile sezonun kapatılacağını belirtti ve sonra ekledi, Demirspor'un tek kurtuluşu şirketleşmedir.
 
Bu yazıda bu kurtuluşun tek yol olup olmadığına ilişkin yönetim tarafından cevaplanmayacağına emin olduğumuz sorular sorulacak ama önce şirketleşme konusunda tavrımızı bir hatırlatalım. Demirspor halkın takımıdır ve halkın takımı şirket mantığı ile patronların oyuncağı haline getirilemez. Öte yandan yasal süreç takımlar için şirketleşmeyi orta vadede zorunlu hale getirecektir. Bu nedenle sonuna kadar karşı olsak da şirketleşmeyi engelleyemeyeceğimizi düşünüyorum. Bu durumda halkın takımı olma özelliğini yitirmediğimiz bir ana sözleşmesi olan şirketleşme modelidir yapılması gereken ve bu iş meşruiyeti tartışmalı yönetimlerle değil, genel bir konsorsiyumla yapılır, yapılmalıdır. Tayfamızın bu konuda -istemeyerek de olsa- hazırlıklı olma adına somut düşünceleri bulunmaktadır. Bu düşünceler hayata geçmeksizin atılacak herhangi bir adıma karşı üslubu dairesinde en sert mücadeleye girişeceğimizi belirtmek isterim.
 
Gelelim şu kurtuluş meselesine... Demirspor'un tek kurtuluşu şirketleşme değil, borçların eritilmesi ve kalıcı gelirlere kavuşulmasıdır. Demirspor'u kalıcı gelire kavuşturma potansiyeliniz yoksa istifa edebilirsiniz. En sağlam kalıcı gelir futbolcu üreten altyapıdır, daha siz profesyonel yaptığınız Muhittin'e fırsat vermiyorsunuz. Yani kurtuluşu elinizin altında aramak yerine adres değiştiriyorsunuz.
 
Biraz da rakamlara bakalım. 4-4,5 milyon TL transfer bütçesi ile borç 13-13,5 milyon TL olmuş ve eski seviyesine inecekmiş. Bu verinin doğru olması için tüm transferlerin cepten karşılanması ve hiç gelir elde edilememiş olması gerekir. Oysa
 
-Mehmet Gökoğlu 100.000 TL hibe etti
-650.000 TL kombine geliri açıkladınız
-162.500 TL tek maçtan stat geliri açıkladınız (130.000 TL'si borca gitmiş yani borç azaltıcı kalemdir)
-Diğer maçlardan stat gelirleri var (100.000 TL varsayalım).
-400.000 TL forma reklamı aldınız
-İddaa gelirleriniz var (borca gitmesi borcun azaldığını gösterir, her maç İddaa'da var, ayda 200.000 TL civarında gelir demek, bu da takriben 6 maçta 300.000 TL oluyor)
-Belediyeden 350.000 TL civarında para geldiğini açıklamıştınız (daha gelecek olanları saymıyorum)
-TRT 6 maçımızın 5'ini yayınladı, bu hafta da yayınlayacak, yayın gelirleri var
-Yanlış bilmiyorsam alınan her puan karşılığında da gelir elde ediyoruz.
 
Nereden baksak daha sezon başında 2 milyon TL'nin üzerinde gelirimiz var. Borcun 13,5 milyon TL'ye çıkması için yönetim cebinden 6,5 milyon TL harcamış olmalı. 
 
Bir şey daha var. Takım Türkiye Kupası'nda rezil oynamasa oradan da sağlam gelir elde edecektik, aynı sığ zihniyetle sırt dönüldü bu gelire.
 
Demek ki; neymiş kurtuluş şirketleşmeden değil, doğru bir gelir gider yönetiminden geçiyormuş. Kimsenin kafasını bulandırmaya gerek yok. Şeffaf mali tablo ve yaptığımız analize cevap bekliyoruz, umarız yine kapı duvar olmazsınız.  

8 Ekim 2012

4

İlk galibiyetimizi hem 4 golle hem de Adanaspor'a karşı almak büyük keyif. 4 yılın öfkesi çok güzel çıktı... 40 dk.da gelen 4 gol Demirspor'un yakın tarihinde görülmüş şey değildi. Sanırım ilk kez devre arasına 4-0 önde girdik. İkinci yarı sadece maçın bitmesini bekledik. Biraz sıkıntılı da olsa kazandık.

Maça sahada gördüğümüz farklı isimlerin umuduyla başladık. Defansta Burak Keskin, kalede Şener'in yanı sıra yeni transfer Lawal takımı derli toplu hale getirdi. Özellikle Lawal'ın bizi bir "level" yükselttiğini söylemeliyim. Defans direncini artırırken rakibin rahat gelmesini de engelledi ve topu oyuna iyi soktu. Burak Keskin ve Şener her zamanki gibi güven verdi. Rakibin sol tarafını iyi kullandık. Erman günündeydi, iyi toplar attı. 90 dk. yı çıkaramadığı için erken alınması isabetli oldu. Yerine giren Samet ise hayalkırıklığı yarattı. Tabii ki maçın adamları Juninho ve Erçağ. Onların enerjisiyle maçı kazandık. Ancak Juninho ve Gökhan arasındaki uyuşmazlık dikkatlerden kaçmadı. İki oyuncu da birbirine pas vermekte ya gecikti ya da -sanki- bilerek vermedi.

Futbolcu milletinin -hele ki Demirspor'da- bir gün iyi bür gün kötü oynamasına alışığız. Geçen hafta ve ile bu hafta arasıındaki fark da bir Demirspor klasiği olarak kayıtlara geçti. Beklentimiz yeni hoca Mustafa Uğur'un takımda disiplini sağlayıp, topçulara iyi antreman yaptırarak bu gelgitleri azaltması.

Ben pek anlamam bu işlerden ama, maçın iddia oranını saçmasapan bir şekilde belirleyen iddia yöneticileri de sıralamaya bakarak oran belirlemekten vazgeçerler umarım. En azından Adana için...


Tribünde güzel kareografiler vardı. Ufak tefek aksilikler dışında güzel şov oldu. Adana Demirspor tribünü yine kapalısı, maratonu ve kale arkasıyla özlenen desteği verdi. TV'ye ne kadar yansıdı bilmiyorum ama maratonda seyreden bizler için 40 dakikada gelşen 4 golün coşkusu had sahfada yaşandı. Sezon başından beri süren gerginlik, yılgınlık ve ikinci yarının stresi zaman zaman tempoyu düşürse de güzel tribün oldu. Yine de daha iyisini yapabilirdik.


Adanaspor tarafı da hazırlıklıydı, ama keşke pankart ve tezahüratlarda taklide varan "esinlenmeler"i birazcık aşabilseler.

Herhalükarda Adana Derbisine yakışan bir coşku vardı statta. Bu coşkunun bizim lehimizde daha fazla olmasına seviniyoruz.

Derbi Sonrası

Muhteşem bir haftasonunu geride bıraktık. Evlerimize mutlu bir şekilde döndük. Bir tarihe tanıklık ettik.
Maç öncesi kente baktığımızda şehrin hangi takımı tuttuğunu anlamak zaten güç olmuyordu. Adana Demirsporludur.
Küçük çaplı olaylar yaşandı maç öncesinde hiç olmasa iyiydi ama çok da büyütülecek bir durum yok.
Maraton tribünü yarı yarıya bölünse idi rakip takıma tribün ne demek çok daha gösterme imkanımız olurdu, bilineni göstermemize mani oldular.
Maraton tribünün performansından memnun kalmadım açıkçası. Kapalı daha da kötüydü. Hırs birikmişti taraftarda, gerginlik had safhadaydı ve bu patlamaya hazır olma durumu tribün gücümüzü azalttı. Tabi azalmış hali dahi Türkiye'ye bedel o ayrı mesele. Biz kendi çıtamızdan sorumluyuz.
Adanaspor tribününü kendi sınıflarında beğendim. Bir çekirdek kadroları var, ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. 4-0 olmasına karşın dik durdular, yılmadılar, övgüyü hak ettiler. Ama çok kötüler. Taraftarlıkla tribünün parçası olmak apayrı. Pankartlarının bir kısmı düşmüş şekilde duruyor, kalan kısmı pankartlarına farklı bir anlam yüklüyor, ona maç boyunca müdahale edilmiyor, dalga konusu oluyorlar. Demirspor'u kızdırmak için dahi yaratıcı bir şey ortaya koymak yerine bizim ADS tezahüratımızı kullandılar. Adana'da bizimle özdeşleşen Çav Bella'yı ne hale getirdiler, din ile iman ile saldırmak için dahi bizle özdeşleşen bir marşı seçtiler. Keza armaya ilişkin pankartları resmen esinlenme. Bu durum onlar adına üzücü olmalı bence.
2008'de Adana kazansın ayağına Demirspor'a kaybettirenler vardı. Kapalının üstündeki logo, tamamı turuncu beyaz yapılan stat, başka statlarda oynamaya terk edilmeler, bonservissiz oyuncularımızın alınmasına karşın bize bonservis yüklenmesi. Taraftar bunları unutmadı, unutmayacaktır da... Kentte rekabet vardı, hırs tohumları ekildi o dönemlerde.
Biz de bekledik, sabırla, kötü yönetimlere karşın dirayetli bir şekilde bekledik. Yemin etmiştik, bu devran döner, bu intikam alınır diye... Futbolculara dünkü performansları için teşekkür ediyorum. Ancak bir maçla bu intikam alınmaz, bana yetmez. Benim içim soğumadı, ikinci maçta da yeneceksiniz, ezeceksiniz.
Tribünlerde özellikle Şimşekler Grubu liderleri stada girdikten sonra organize küfür kesilmişti, istisna haline dönmüştü. Bu maç bunun istisnası oldu, engellemenin de lüzumu yoktu. O elektrik küfürle boşalmasa mazallah Adana kaybedebilirdi. 
Kısık sesle, gururlu bir işbaşı, güzellikler bizde istisna, kahır kalıcıdır, o nedenle bu istisnanın tadını çıkaracağım.

6 Ekim 2012

Derbinin Önemi

Derbinin önemi, tarihsel çekişmeden kaynaklanıyor. Bu çekişmenin parasal yönü de var kültürel yönü de... Onlar bizi beğenmedi, ayrıldılar; şirketleştiler; biz onları beğenmedik ama onları da geçemedik.

Ama bu  çekişme çoğunlukla Demirspor'un aleyhine işliyor. Kentin diğer kanadında gemiler tırlar tıkırında yürürken, bizim gemilerimizi iş bilmez kaptanlarımız hep karaya oturttu. Kentin ileri gelenleri, güya Demirspor'a sahip çıkmak adına hep Demirspor'a zarar verdi. Bir iki iyi niyetli istisna insan dışında Demirspor için birşeyler yaptığını söyleyenler aslında içten içe onu boşaltıyordu. Demirspor pastası paylaşılmak adına hep ağız sulandırdı yıllardır; güya bizi sahiplenenler, bu pastayı sadece tek başına yemek istedi. Pastayla derdi olmayan taraftar, bu ağzı yüzü kirli insanlara gidin ellerini yıkayın demekten bıktı usandı.

En son 2008'teki maçta yine bizi sahiplenen Aytaç Durak'ın attığı kazıkla 5 yıl kaybettik. İki takımı birden çıkaracağız diye ellerine yüzlerine bulaştırdılar işleri. Demirsporlu futbolcular da bu işe ayak uydurdu, teknik direktöre (Sadi Tekelioğlu) karşı çıktı; ona rağmen işler yaptı. Sonuçta 5 yılımız heba oldu. O maçta bir kırılma yaşasaydık, başka şeyler konuşuyor olabilecektik. Ama biz 5 yıldır, yönetimden bahsediyoruz; istifalarını istiyoruz.

Aytaç Durak sonrası da işler değişmedi. Bu seferki tek adam Mehmet Gökoğlu. Yine herşeyi eline yüzüne bulaştırdı. Şimdi yine bir Adanaspor maçı kırılma noktası. Taraftarın sıktığı diş kırılmak, beklettiği sabır taşmak üzere... Her ne kadar bu sezonki 3. hocamız Mustafa Uğur, bu maçın yolun sonu olmadığını söylese de bu maçtaki yenilgi artık istifa talebinin sözel olarak kalmasında son nokta olur; bundan sonra fiili süreç işleyebilir. Umarız ki olmaz.

Adana derbilerinde fark yaratan unsur, tribündür; Demirspor tribünüdür. Demirsporlular yarın son birkez daha ya sabır diyip takımını destekleyecek. Bundan sonra ne olacağı ise meçhul...

5 Ekim 2012

Maraton Yarı Yarıya Olmalı

Güvenlik Kurulu, bizi bizden daha iyi bilen çok bilmiş abilerin, kararı gereği Adana Derbisinde maratonun yarı yarıya olma durumu iptal edilmiş ve rakip takıma sadece güney kale arkası verilmiş. Muhtemelen ikinci maçta da benzer durum olacak.

Güvenlik Kurulu güvenlik sağlayamayacağını itiraf ediyorsa zaten bırakıp gitsinler bu işleri... Demirspor-Adanaspor derbisini, İstanbullaştırmaya çalışanlar gözlerini kulaklarını azıcık bu tarafa çevirsinler:

2008'teki maç öncesi vertumnus'un yazısını okusunlar:

http://www.adanademirspor.net/2008/02/derbiye-doru.html

"Pazar günü Adanaspor maçı var. Uzun yıllardır tartışılagelir; derbi aynı şehrin takımlarının oynadığı maç mıdır, yoksa büyük adledilen takımların kendi aralarındaki maçları da derbi sayılır mı? Dünyanın üç büyük derbisinden biri gerçekten bu ülkede mi vuku bulmaktadır? Barcelona'ya sempati duyunca, bir diğer tarafta Boca Juniorslı mı olmak icap eder? Aşağı mahalleyle yapılan ve tartışmalı bir "taş üstü" golle sonuçlanan Mesnevi Sokak - Yeşilyurt Sokak maçı derbi değil de nedir? O maçta bizzat yer alarak, Yeşilyurt Sokak kalesini koruyan bendeniz, Mesnevi Sokak'tan bir kıza dut gibi aşık olamaz mıyım? Saçları gece karası, kıvrım kıvrım dalgalı kızın gözlerinin içine baka baka bir de penaltı çıkarmaz mıyım? Çıkarırım. Üstüne göz bile kırparım elma şekeri yanaklı ilk aşkıma. Daha da pembe, daha da kırmızı olur o yanaklar.

Neyse, benim özel hayatımı bir kenara bırakacak olursa, "derby" denilen kavram ilk olarak 1861 yılında ortaya çıkmış. 1857 senesinde şu an dünyanın resmi ilk futbol kulübü sayılan Sheffield Football Clup kurulmuş. 3 yıl sonra, 1860'da Hallam Football Clup ortaya çıkmış. Sheffield'daki abiler (ki sanıyorum şu an depar atmayı bırakın iki pas yapamayacak kadar vefat etmiş haldelerdir - ruhları rahat uyusun) 3 yıl boyunca kendi aralarında top çevirerek bir kulüp daha kurulmasını beklemişler. Sheffield Football Clup'dan ziyade "Sheffield Sürekli Olarak Ortada Sıçan Oynamaktan Hunharca Keyif Alanlar Clup" olarak anabileceğimiz bu dönemin ardından nihayet 1861 yılında iki takım karşı karşıya gelmiş. İlk "derby" de bu sayede vuku bulmuş.
Sheffield FC, bugün dünya futboluna belki "kademe anlayışı", "4-4-2", "ön libero" gibi kavramları getirmemiş. Lakin, adamların bence bundan çok daha önemli bir katkısı olmuş modern futbola: kalelerde üst direk kullanılmasını bir kural olarak kabul etmişler. Ortada henüz bir "kademe anlayışı" olmadığı için haliyle futbol dünyasında Sakallı Tavernacı Ömer Üründül de yok. Üst direği monte edip, bizi kim eleştirir diye bakmadan rahat rahat oynamışlar toplarını.

Gelelim bugünlere, Pazar günü Adanaspor karşısında oynayacağımız maç, bir derbi. Sheffield FC - Hallam FC derbilerine benzemiyor. Boca - River'ı da andıran bir tarafı yok bence. Barcelona - Real maçlarına benzetmeye çalışsam, zorlama bir benzetme yapmış olacağım. Man.United - Man.City desem, şu blogu takip eden siz güzel okuyucuya sağlam bir yalan söyleyeceğim. Galatasaray - Fenerbahçe yazsam, bir tarafınızla güleceksiniz bana.
Bu derbi, Mesnevi Sokak - Yeşilyurt Sokak derbisine benziyor en çok. Aynı fırından ekmek alan çocukların derbisi bu, aynı okullara gidip beraber disipline verilen öğrencilerin, aynı sıcaktan aynı gece uyuyamayıp donla balkonda sigara yakan babaların, aynı dantel örneğini birbirinden alıp sehpaya örtü yapan annelerin derbisi, aynı kulağı işitmeyen dedelerin ve aynı bacağında varis çıkan ninelerin.

Ama bu en çok, aynı kıza aşık olan; bunca aynılığın içinde birbirinden "çok farklı" delikanlıların derbisi. Birçok şey aynı olabilir ama aşk hiçbir zaman "aynı" olmaz çünkü...

Mavi Şimşek!
Saçları gece karası!
Yanakları elma şekeri!
O kız için!
Oyna!
Oyna!
Oyna!

İyi oynayan kazansın. Demirspor iyi oynasın."

Doğru Tahmine Adana Futbolu Kitabı

46. Adana Derbisi öncesi, sadece bugünün tantanasına sıkışıp kalmamak gerekli.

Adana Futbolu kitabında, kentin spor kültürünü, geçmiş değerlerini, iyi-kötü anılarını Adana hikayeleriyle iç içe vermeye çalışmıştık. Farklı yazarların yazılarından oluşan derleme kitap, bu alanda ulusal çapta yayınlanmış tek çalışma. Rahmetli Coşkun Özarı ve Ali Hoşfikirirer de yazılarıyla bize katkı sunmuştu.

Adana Derbisi yaklaşırken, kentin futbol kültürü, spor geleneği ve geçmiş değerlerini hatırlatmak faydalı diye düşünüyorum. Bu amaçla pazar günkü maç sonucu doğru tahmin eden ilk kişiye "Sıcağıyla Acısıyla Adana Futbolu" kitabını hediye ediyoruz. Tahminlerinizi demirgibiyiz@gmail.com ' a gönderebilirsiniz...

4 Ekim 2012

Adana Derbisi...

Adana derbisi eski günlerde nasıl hissedilirdi; nasıl yaşanırdı? Eser Özaltındere'nin Adana Futbolu kitabındaki yazısından şu pasaj bize bir hatırlatma yapabilir:

"O dönemler, Adana Demirspor ve Adanaspor Adanalı için gerçekten çok önemliydiler. Bu takımların performans grafikleri ve bunlar üzerine inşa edilen yaşam içerikleri, onların günlük yaşantılarının vazgeçilmez birer odağı haline gelmişti. Bu takımların aldığı sonuçlar ve bu takımlar merkez olmak şartıyla yaşanılan olaylar Adanalıların hayatını renklendiriyor, monotonluktan kurtarıyor, yaşamlarına farklı bir anlam katıyordu. Adanalılar takımlarının başarılar ya da yenilgileri ile seviniyor veya üzülüyorlardı. İnsanların aralarındaki muhabbetlerinin en önemli konularından başlıcaları takımları ve onlar hakkındaki haberlerdi. Bu konuların yarattığı çeşitlilik, Adanalıların dünyalarına zenginlik katıyordu. Her iki takım da Türkiye çapında futbolculara sahipti. Onlarla gurur duyuyorlar, kendilerini onlarla ve başarılarıyla yücelmiş sayıyorlardı. Fakat bu arada takımları oluşturan oyuncular da o ilgiye layık ya da en azından layık olmaya çalışan karakterde oyunculardı. Bu futbolcu profili ise, o dönemlerin değerlerine denk düşen bir fotoğrafı betimliyordu; dürüst, işinin hakkını vere, eğer verememişse onun cezasını çekmesini gerektiğine inanan, katakulli peşinde koşmayan, içi dışı bir olan, erdemli bir insan karakterini..."

(syf. 161)

3 Ekim 2012

Adana Derbisi Yaklaşırken



Hafta sonu Adana derbisi var. Belki bizim önemsediğimizden daha fazla önemseniyor yurt çapında... Biz içeriye odaklandığımızdan dışarıda ne olup bittiğini kaçıyoruyoruz bazen. Adana Derbileri her zaman dikkat çekmiş ve ses getirmiştir.

Yukarıdaki küpür, rahmetli Ali Hoşfikiker arşivinden; "Sıcağıyla Acısıyla Adana Futbolu" kitabında kullanmıştık. Cem Pekin'in hazırladığı Adana Demirspor-Adanaspor maçlarının tam listesi ve skorları mevcut  kitapta.

Bugüne kadar ekipler 45 kere karşılaşmış; 18 beraberlik ve 18 Adanaspor galibiyeti var. Demirspor'un 2'si hükmen 9 galibiyeti var bu maçlarda.

Hep kullanılan bir tabir: Ekim ayında yapılan maçlarda Adanspor'un üstünlüğü var. En son 28 Ekim 1998'te Adanaspor'un 3-1'lik galibiyeti var; 25 Ekim 1995'te  2-0; 29 Ekim 1989'da 3-2 kazanmışlar. 27 Ekim 1974'te ise Rasin Gürcan'ın golüyle Demirspor'un 1-0 üstünlüğü var.

Son Adanaspor maçı hepimizin hafızasında; 4 Mayıs 2008'te Aytaç Durak'ın müdahalesi ile şaibeli şekilde kaybedilen bir maçtı...

1 Ekim 2012

İstifa ve Yaklaşan Tehlike Üzerine

Taraftar istifa istiyor. Biz blogda geçen seneden beri istiyoruz zaten. Bizim bardağımızı taşıran damlaları geçen seneden beri damlatmakta üzerlerine yok.

Önder Serin’in Gökoğlu yönetiminin uzantısı olmadığına dair hiçbir emare olmadığı malum. Bu yönetimin en baştan göreve gelmemesi gerekirdi. Gerçi şimdiki yönetim de kendi içinden bir çok yönetim çıkarabilecek kapasitede. Ama artık buna bir dur demeliler.

Seçimin arefesinde bizim blogda Aydoğdu’ya karşı Gökoğlu diyen bir tek sanırım ben vardım. O günkü seçim koşullarının çerçevesi içinde, fikirlerimin arkasındayım. Gelen Ali giden Veli oldukça bizde bir şey değişeceği yok. Bunun haricinde zaten Gökoğlu / Serin ile bu işin olmayacağı aşikardı, sabır gösteren taraftar da son bir “acaba” dedi. Bu ikili, çok kıt olan kredilerini süratle tüketen kararlar almakta gecikmedi.

Sportif anlamda kötü sonuçlar alınması yönetimin düşüşüne hız kattı. ADS-DER haricinde örgütlü / örgütsüz taraftar grupları hep bir ağızdan yönetim istifa diyor. Bu kadar yoğun istifa talebinin, bu talep haklı da haksız da olsa, yönetimde karşılık bulması şart. Kulaklarını tıkadıkça kendi mevcudiyetlerinin anlamını yitiriyorlar. Taraftarsız yönetim olma yolundalar, bu anlamsız. En kötü yönetim bile meşruiyete ihtiyaç duyar. Meşru olunmadan başta kalmanın anlamı yoktur. Serin yönetimi meşruiyetini en baştan yitirmiş görüntüde.

Taraftarca bundan sonra atılacak adımların militarize değil, diyalogla ve yapıcı bir biçimde gerçekleşmesi gerekiyor. Disconnectus kardeşimin önceki yazılarında belirttiği gibi Adana, Durak sonrası dönemde hala şehrin tümüne hakim bir iradeye sahip değil. Bu açıdan Demirspor’da tarafları masaya oturtmaya yetecek bir gücün olmaması sıkıntı yaratıyor. Bu durumda yönetimi ikna etmenin yolları tıkanıyor. Bana göre artık bu yönetimi rencide ederek istifaya çağırmak, sorunu çözmeyecek. Onlara en azından onurlu bir istifanın kapılarını açmak gerekiyor. Mavilacivert.com’un basın açıklamasını mutedil buldum, olması gereken doz budur bence.

İstifa taleplerinin ardından, bu yönetimin neden istifasının istendiğini madde madde yazıp 5 Ocak stadına asmak gerekli. Bu maddeleri asalım ki, bundan sonra gelecek yönetimler de aynı maddelerle yargılansınlar. Gelecekteki Demirspor yönetimlerinin olması gerekli özelliklerini gerekirse taraftar grupları imza altına alsınlar. Günübirlik düşünmemek için aklıma başka bir yöntem gelmiyor. Bir de şu meşhur “Demirspor’un menfaati için” klişesi kullanımdan kalksa güzel olur, son kullanma tarihi geçeli çok oldu.

Beni en çok korkutan ise yönetimin Adanaspor maçını bir can simidi olarak görmesi ihtimali. Bu uğurda ezeli rekabeti körüklemek isteyebilir, dikkati bu yöne sevk edebilirler. Futbolcuların da bu maçta kötü oynama lüksü yok, her bakımdan iğneli bir fıçıya gireceğiz. Olası ağır bir yenilgide cıkması muhtemel olayların müsebbibi yalnız yönetim olmaz. Büyük pay onların olur ama tüm suç onlara kalmaz. O bakımdan bu maçı her anlamda en az zararla atlatmamız gerek. Meşhur Ankaragücü maçını unutmayalım.

Toparlamak gerekirse, kısa vadede Demirspor'umuzun önü karanlık. Galibiyetlerin bile suları durultma kapasitesi yok. Mağlubiyetler normalden çok daha fazla tepki doğuruyor. Bu kadar toz duman olmuş bir ortamda sakin düşünüp doğruyu görmek çok zor. Yine el yordamıyla ilerlemeye çalışacağız.

İlkeleri Değil İsimleri Konuştukça...

Adana Demirspor'da ilkeleri değil isimleri konuştukça aynı sorunlar etrafında dönmeye devam edeceğiz. Yaşadıklarımız sadece kişilerin teker teker hatasından kaynaklanmıyor. Onları da içine alan bir döngü var. Meselenin kişiler değil, Demirspor'u yöneten ve Demirspor'un içine yerleşmiş zihniyet olduğunu görmemiz gerekiyor.  Ardından bu zihniyeti aşacak adımların atılması için tek bir kişinin inayetine, hürmetine, başarısına değil olaya bu ilkeler çerçevesinde yaklaşacak bir ekibi ve kamuoyunu oluşturmak zorundayız.

Aytaç Durak'tan, Mustafa Tuncel'den çektiğimizi şimdi Gökoğlu'ndan ve onun ekibinden çekiyoruz. Çünkü aynı ilkesizlik, aynı tek adamcılık devam ediyor.

Şimdi gündem, yeni tek adam arayışı. Ne teknik direktör, ne başkan tek başına bu gidişatı değiştiremez. Gidişatı değiştirecek olan bizim kolektif mücadelemizi ilkeler etrafında sürdürmekte ısrarcı olmamız ve gelecek kişilerin de bu kurduğumuz çerçeveye bağlılığını kntrol etmemiz gerekiyor.