Ana içeriğe atla

"Demirsporlu olmak..."

demirgibiyiz@gmail.com'a gelen bir maili sizlerle paylaşmak istedik; her bir satırı-her bir kelimesi derdimizi o kadar net ifade etmiş ki, bizde kalsın istemedik.

Sevgili Gençler…

Adana Demirspor’da top oynarken genç yaşında vereme yakalanarak 1959 yılında vefat eden bir futbolcu dayının adı konmuş ve nenesinin oğluna yaktığı “Halil’im… Adanademirspor’lu Sarı Halil’im..." ağıtlarıyla büyümüş; yani harbiden “Doğuştan Demirspor’lu” biriyim…

Yirmiiki yıl önce kızım doğup kucağıma aldığımda; “Nasıl bi duygu” diyen arkadaşlarıma: “Sanki Demirspor Şampiyon olmuş gibi ” diyen bir Demirspor’lu…

Çocuklarına tek vasiyetinin, “öldüğümde mezarımı mavi-lacivert yapın” diyebilecek kadar bir Demirspor’lu...

2004 yılında, üç günlüğüne gittiğim İsveç’in Södeltalje kasabasınadaki (Babası yıllar önce Adana’da yaşamış bir Süryani’nin işlettiği) bir Cafe’nin duvarında gördüğüm; Tekin’li, Gürcan’lı, İbrahim Uzuncan’lı, “Hurubeş Memet”li -renkleri solmaya yüz tutmuş- posteri gördüğümde ve iki yıl önce gittiğim Almanya’nın Hamburg şehrinde, sırtında “Since 1940” yazılı mont ile gezen (Kız Alman, Erkek Türk) iki genç ile tanıştığımda haybeye Demirspor’lu olmadığımı bir kez daha anladım…

Ve bu takım, Yıllardır başarıya hasret…

Ama şunu biliyorum ki: Adana Demirspor’lu olmak; Adana’lı olmakla eşdeğer… Bir Kültürün gereğidir…

Zaten bu kültür değil mi ki, Şimşekler Grubu gibi gerektiğinde ölümüne sessiz, gerektiğinde ölümüne asi, Ankara Tayfası gibi aydın ve taraftarlığı felsefeye dönüştürmüş bir jenerasyon yaratmıştır.

Bu kültür değil mi; Yıllardır somut hiçbir başarısı olmayan bu ulu çınarın taraftarı babaların, doğan kızlarına “Mavi” , oğullarına “Şimşek” ya da “Demir” adını koyduran…

Ve o kültürü benimseyenler değil mi; O kutsal formayı (Hakkıyla) giyeni ilahlaştırıp, çıkarınca yolda görse tanımayan…

Geçen yıl, Vestel Manisaspor kupa maçına götürdüğüm İstanbul’dan gelen aynı zamanda Fenerbahçe kongre üyesi olan ve ellibin kişilik stadta takımının hiçbir maçını kaçırmadığıyla övünen bir misafirimin, (Ben her ne kadar ikinci lig desem de) -ona göre- üçüncü ligdeki bir takım taraftarının coşkusu karşısında nasıl “aptallaştığına” ve İstanbul’a dönerken aldığı Adana Demirspor flamasını arabasının aynasına takmasına hiç şaşırmamam bu kültüre olan bağlılığımdan olsa gerek...

Bu kültürü yaşattığımız, Kısa vadeli başarılar yerine kalıcılığı benimsediğimiz, -çok klasik olacak belki ama- alt yapıdan başlayarak “özümüze döndüğümüz” Ve bu masmavi aşk şarkılarını dilimizden düşürmediğimiz sürece “Güneşli, güzel günler göreceğiz” e olan inancım tamdır.

Halil ŞEHİDOĞLU

Yorumlar

mirothekid dedi ki…
Blog yönetimine teşekkürler. İyi ki sadece sizde kalmamış... Boğazımı düğümlese de böyle bir mektubu okumak beni mutlu ve motive etti...
Hepimizin derdi aynı, İsveçteki'nin de Hamburg'dakinin de...
Hepimiz mavi-lacivert bir melankolinin içindeyiz...
Hepimiz bu işin nasıl olmaması gerektiği konusunda emin ve hemfikiriz. "Bir tek bu biçimde olmaz" Hatta bence süregelen yönetimler de böyle olmaması gerektiğini hınzır gibi biliyorlar. Ama onlar yanlış bir motivasyonun içindeler belki bilmedikleri şey budur...

Ben bu noktadan sonra hiçkimseyle ve/veya hiçbir grupla uzlaşmaktan yana değilim... Yıllarca daha forumlarda, temel sorunları, çözümleri konuşmak, eskileri yadedip teselli olmak istemiyorum... Artık "ADANADEMİRSPOR'UN, TARİHİNE YAKIŞIR BİR GELECEK KURMASI" için neler yapılması gerektiğini konuşmak ve gereği neyse onu yapmak istiyorum...
Gelin bir manifesto oluşturalım... Yönetimlerin bu manifestoya uymasını sağlayalım, uymayanı indirelim, yenisini getirelim, kimsenin uymaya niyeti yoksa biz yönetelim Adanademirspor'u...
AMA BEN ARTIK KİMSEYLE UZLAŞMAK İSTEMİYORUM...
Emin olun Babasının çiftliği gibi yönetenlerden çok çok daha iyi yönetiriz...

Benim düşüncem budur...
Metin dedi ki…
bu takım şampiyon olduğunda dökülecek sevinç gözyaşlarının haddi hesabı olmayacaktır... öyle birşey demirspor sevgisi.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beşiktaş: 3 - Adana Demirspor: 3

 Demirspor bu; her an her şey mümkün. Oyuncular değişse de hem dibe vurup hem son saniyeye kadar heyecan yaşatmak geleneği değişmiyor.  İstanbul'da İnönü'de 3-0'dan maç çevirmek büyük iş. Takımın gerçek gücünü gösterdiği, belki de sezona merhaba dediğimiz maç oldu... Balotelli beklediğimiz patlamayı yaptı; İstanbul' da olması tesadüf değil. İlk yarıda acemice hatalar, Sinan ve Ferhat'ın dağılması, rakibin dalga dalga gelişini durduramamak can sıktı. Aslında kötü değildik ama rakip çok iyi başladı. İkinci yarı başında 3. Golü de yiyince moraller bozuldu. Ama işte Demirspor bu! Yaptı yapacağını... Rakibin oyuncu değişikliklerini lehimize çevirdik. 60. Dakikadan sonra Vargas ve Balotelli'nin şutları son dakikaya kadar umudu taşıdı. Assombalonga'nın dokunuşuyla 1 puana uzandık. Tebrikler, teşekkürler takım; devamı gelsin... 

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla