31 Ağustos 2009

UEFA Women's Euro 2009


UEFA Kadınlar Avrupa Şampiyonası bu sene Finlandiya'da yapılıyor. Yaz aylarının rehavetinden olsa gerek, organizasyonun haberini ancak grup maçlarının sonuna girebildik. Üç grupta toplam oniki takımın yarıştığı şampiyona 10 eylüldeki final maçı ile sona erecek. Şu an üç grupta maçların neredeyse tamamı oynandı, sadece C grubunun son iki maçı kaldı. Turnuvada oynanan karşılaşmaların skorları ve mini puan durumunu aşağıda bulabilirsiniz.


Gruplarda Finlandiya, Hollanda, Almanya ve Fransa bir üst tura çıktı. Son grupta İsveç, İngiltere'ye farklı mağlup olmadığı müddetçe bir üst tura çıkacak. İngiltere ve İtalya'nın kaderi oynayacakları ve rakiplerinin maçlarına bağlı.

Livorno Resmi Sitesi Maçımızı Duyurdu...

Livorno kulübünün resmi internet sitesi http://www.livornocalcio.it/ maçımızla ilgili duyurusunu yapmış bulunuyor.

Link: http://www.livornocalcio.it/notizie/notizie.php?id=3888

Metnin çevirisi aşağı yukarı şu şekilde;

Türkiye'de Adana Demirspor'la Uluslararası Dostluk Maçı

Ligde ilk ara ve Bordolar (Amaranto) için önemli bir uluslararası dostluk maçı. Vittorio Russo'nun (Livorno Teknik Direktörü) öğrencileri maçı 4 Eylül Cuma günü 20:30'da Adana'da Adana'nın yerel takımı Adana Demirspor ile oynanacak. Livorno kafilesi Perşembe öğleden sonra yola çıkacak ve Pazar günü dönecek.

Adana, Türkiye'nin nüfus bakımından 5. büyük şehri. Akdeniz kıyısına yakın, Seyhan Nehri'nin eteğinde, eski devirlerde Kilikya-Antakya adıyla anılan bölgenin tarihi başkenti.

Adana Demirspor yakında 70.yaşını kutlayacak ve Vittorio Russo'nun öğrencileri ile yapacakları bu dostluk maçı da kutlamalara tam uygun düşen bir etkinlik olacak. 2007-08 sezonunda Adana Demirspor İkinci Lig Şampiyonluğu için eleme müsabakalarına yükselmişti. Takımın renkleri mavi ve lacivert.

"Ne Yapmalı"cılar...

Ankara Tayfası'nın blogunda bireysel yahut kitlesel olarak Aytaç Durak'a teşekkür edilmesi, bir dönüm noktasıdır. Tarih, böyle önemli dönüm noktalarında yazılır.

Tarihi yazma iddiasında olanlar işe durumun tespitiyle başlamak zorundalar. Durum özetle şudur; iyi işler yapan bir Bekir Çınar yönetimi ve onun yanında yer alan büyük taraftar kitlesi. Karşı safta ise bu güzelliği baltalamaya çalışanlar, çıkarcılar... Ve bir de üçüncü bir grup olarak "ne yapmalı"cılar...

"Ne yapmalı"cılar, vakt-i zamanında dillere pelesenk olan TAM BAĞIMSIZ ADANA DEMİRSPOR şiarından bir adım geri atmamaya yemin etmişlerin ismi. Ne yapmalıcılar, bu kulübün ablukalardan, sultalardan, hükümranlıktan temizlenmeden kurtuluşun gelmeyeceğine inanmışların ismi. Ne yapmalıcılar, bugüne dek takriben 15 yıldır belediyeden alınan her paranın gani gani verenlere geri döndüğünü gören, alınan her bir kuruşta biraz daha göbekten bağlanıldığını hisseden ve bir gün bir yerde ne pahasına olursa olsun bu kısır döngünün kırılıp, gerekirse dibin de en dibine vurulup onurlu ve bağımsız bir şekilde yeniden ayağa kalkmayı isteyenlerin ismi. Ne yapmalıcılar, kimine göre hayalperest, kimine göre sivri dilli bir grup güzel çocuğun ismi...Ne yapmalıcılar, bağımsızlıkçıların ismi...

İşte bu ne yapmalıcılar bir süredir suskunlar. Cesaret edemediklerinden değil ha! Mevcut yönetimi baltalamaya çalışan bunca mihrak varken yönetimi baltalamamak adına, yapılan iyi işlerin devamlılığını sağlamak adına, destek vermek adına suskunlar. İşin Aytaç Durak kısmında yutkunuyorlar, sineye çekmeye çalışıyorlar, politika nedir bilmeyen o güzel çocuklar politik manevraları öğrenmek zorunda kalıyorlar...

Velev ki...

Velev ki, Aytaç Durak iktidarı almış başını bu kadar yürümüşse, iş teşekkürlere varmışsa, ne yapmalıcıların ne yapması gerektiği artık çok daha net ortadadır. Suskunluğu korumak, tabiri caizse yeraltına inmek, özellikle maddi alandaki projelerini geliştirmek, yönetsel adımlarını ortaya koymak, planı ve programı artık çok daha belirgin bir biçimde oluşturmak ödevleri ne yapmalıcıların önündedir. Aytaç Durak tarafının Ankara Tayfası blogunda teşekkürle anılmasına varan "cüret" ne yapmalıcıların "utancıdır".

Ne yapmalıcıların önünde duran görev bütün berraklığıyla ortadadır: elini güçlendir, hayatında yanyana görmediğin tutarda paraların bulunarak kulübe aktarılabilmesinin yollarını ortaya koy, örgütlen ve İKTİDARI AL...Ama 1 yıl sonra ama 3 yıl ama 5 yıl sonra...

Ne yapmalıcıların iktidara yürüyüşü, yeraltında başlamıştır...

Teşekkür edeninden ihanet edenine dek bağımsızlıktan tek bir adım geri atanları tarih elbet yargılayacaktır.

Adana Demirspor - Urfaspor Maç Değerlendirmesi

Takımımız bugün sahada İskenderun maçının aksine daha düzenli bir oyun sergiledi. Oyuncuların hepsi istekliydi. Özellikle gol yollarında sıkıntı çekeceğimizi düşünmüyorum. Ofansif hattımız çok iyiydi. Bu bölgedeki oyuncularımız her an skoru değiştirebilecek kalitede.Tayfun ve Alper oyundan düşmeden mücadele ettiler. İkisininde attığı goller usta işiydi. Aydın ve Cem'in bugün oyunu iki yönlü oynamaları takımı olumlu etkiledi.İskenderun maçındaki ortasaha sıkıntısını yaşamadık. Osman da daha diri bir görüntü verdi. Hem kesicilik yaptı hem de topu iyi oyuna soktu. Ceyhun sağ açıkta oynamasına rağmen hiç sırıtmadı.Defans hattına gelince burada biraz sıkıntılıyız. Orhan ve Onur için tam isabet diyebilirim. Hatasız oynadılar. Onur'un defansın yanında ileriyede destek vermesini artı olarak görebiliriz. Üç-dört pozisyonda sıfıra kadar topla inmesi güzeldi. Orhan ise kendinden emin ve sakin oynadı. Kademe hatası yapmadı. Topu oyuna girdirebilen bir oyuncu. Defansın sol tarafında ise Süleyman çok hırslı ve istekliydi. Hava toplarında iyiydi. Ama yerden toplarda aksadı. Hamlelerinde zamanlama hatası yaptı.Yerini iyi koruyamadı. Her an kart görebilecek bir oyuncu zaten maçın başlarında da kart gördü.. Özellikle yerden oynayan hızlı forvetleri olan takımlara karşı sıkıntılı anlar yaşayabiliriz. Barış ise bence fizik olarak hazır değil. İleriye destek verdiği pozisyonlarda geri dönüşlerde sıkıntı yaşadı. İstekliydi ama yeterli değildi. Kaya ise yediği golde hatalıydı. Diğer golde ise yapacak bişeyi yoktu.Takım olarak yıllardır sıkıntısını çektiğimiz duran top sorununu çözmüş gibi duruyoruz. Özellikle Aydın duran toplarda çok iyi. Cem'i zaten biliyoruz. Eğer Cem ve Aydın önümüzdeki maçlarda da oyunu iki yönlü oynayıp Osman'a destek verirlerse ortasaha sıkıntısı yaşamadan maçlardan istediğimiz sonuçları alırız. Yediğimiz gollere gelince maçı kazandık gibi görmenin sonucuydu. Ben kendi adıma ilerisi için umutlandım. İlerleyen zamanda takım daha iyi olacaktır. Tabi normal şartlar altında. İyi başladık öyle gitmesi dileğiyle...

30 Ağustos 2009

Şanlıurfaspor Maçının Ardından Uyarılar...

Maçtan mutlu ayrılmadım dersem yalan olur. Kimsenin sevincine de gölge düşürmek değil amacım. Ligin ilk haftasından takıma yüklenmek hele hele hiç değil. Ancak gördüğüm bir kaç uyarıyı şimdiden yapmaya başlayayım ki; işler kötü giderse (Allah korusun) yine felaket tellalı ilan edilmeyelim. Maçla ilgili genel değerlendirmeleri arkadaşlarıma bırakıyorum. Öncelikle Çukurova TV'ye teşekkür etmeliyim. Yakında uydu yayınına da başlayacaklarmış. Takımımızı bize izletme imkanı verdiler, sağolsunlar.

Konu Çukurova TV'den açılmışken maçı anlatan Sayın Yavuz YILDIRMAZ ve Sayın Mustafa BOZ ile başlamak istiyorum sözlerime. Kendileri geçtiğimiz sezon doğal olarak takımı bizden daha yakın takip ettiler. Karşılaştıkları hakem hataları geçtiğimiz sezonlarda kendilerinde muhakkak iz bırakmıştır, ancak kendileri Adana'nın fazla okunan ve belli kesimi üzerinde olmasa da bir diğer belli kesimi üzerinde etkisi olan yazarlar olarak hakem hatalarını vurgularken geçmişteki izleri düşünmeden bunları yapmalılar. Kendilerinin bir ahı, bundan etkilenen birçok taraftar üzerinde daha sert tepkilerin oluşmasına sebep olabilir. Aynı etki ilerleyen haftalarda futbolcular üzerinde de görülebilir. Elbette tepkimizi hata varsa (ki ben TV'den gördüğüm kadarıyla her eleştiriye katılmıyorum) ortaya koymalıyız ama dozunu artırmak için çok ama çok erken, diye düşünüyorum.

İkinci husus kalecimiz Kaya. Maalesef ilk maçta güven vermedi. Yediğimiz golden bağımsız olarak söylüyorum bunu. Ömer'in arkadaşının (abisinin) başarısızlığına sevinmemesi, ancak kaleye geçmeye de hazır olması gerekir.

Bir diğer husus takımla ilgili. Birbirlerinin yerini biliyorlar. Bu da pas yüzdelerini artırıyor. Kendilerinden ziyade topu koşturuyorlar paslaşarak. Tamam ama ceza sahamıza yakın yerlerde yapılan hatalar ağır sonuçlar doğurabilir. Abdülkerim Durmaz bu konuda önlem alacaktır.

Son ve en önemli husus teknik heyet ile ilgili. Sene boyunca en fazla takipçisi olacağım nokta bu olacak. Bu sene şampiyonluğa oynayan bir kadro kurduysak eğer bir çok maçta 3 farklı 4 farklı önde olduğumuz olacak demektir. İlk maçtan uyarımı yapayım. Dakika 60 durum 4-0. Bu noktada, hatta durum 3-0 iken artık gençlerimizi alsanıza oyuna. Bugün rahat maçta oynamayan gençleri zor maçlarda nasıl kazanacağız? Şampiyonluğa oynadığımız sezonda bu fırsatları harcayacaksak kapatalım son iki yıldır Türkiye'de ilk 8'e giren altyapımızı. Takipçisi olacağım.

Can sıkıcı kısmını ben yazdım. Mutlu kısımlarını ve elbet diğer eleştirileri arkadaşlarıma bırakıyorum.

Zafer ve Özgürlük!


26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLER
İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR
VE
İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E BAKAN NEFER

Saat 2.30.


Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin,
gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın,
daha küçük kaldığı için
ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
evimize, aşkımıza ve kendimize dair
sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını
seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.

Düşman üç saatlik yerdedir
ve Hıdırlık tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıklan gözükecek.
Kuzeydoğuda Güzelim-dağları
ve dağlarda tek
tek
ateşler yanıyor.

...

Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu
Paşalar: "Üç", dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlıyacaktı.

Saat 3.30.

Halimur - Ayvalı hattı üzerinde
manga mevziindedir.

İzmirli Ali Onbaşı
(Kendisi tornacıdır)
karanlıkta gözyordamıyla
sanki onları bir daha görmiyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer:
Sağda birinci nefer sarışındı.

İkinci esmer.
Üçüncü kekemeydi
fakat bölükte
yoktu onun üstüne şarkı söyleyen.
Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam.

Altıncı,
inanılmayacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtiyar bir muhacir karısına bıraktığı için
kardeşleri onu mahkemeye verdiler
ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona "Deli Erzurumlu" derdiler.
Yedinci Mehmet oğlu Osman'dı.
Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.
Sekizinci,
İbrahim,
korkmıyacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki:
tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.

...

Saat beşe beş var.

Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp
ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes macerada,
ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.

Topçu evvel mülâzimi Hasan'ın
yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi,
kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük.
Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki
bütün ömrünü ve hâtırasını
ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

Yüzbaşı sordu:
— Saat kaç?
— Beş.
— Yarım saat sonra demek...

98956 tüfek
ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün aletleriyle
ve vatan uğrunda,
yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle
Birinci ve İkinci ordular
baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran
sarkık, siyah bıyıklı süvari
kısa çizmeleriyle atladı atına.

Nureddin Eşfak
baktı saatına:
— Beş otuz...

Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz...

Sonra.
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Bunlar:
Karahisar güneyinde 50
ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.

Sonra.
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihata ettik
Aslıhanlar civarında
30 Ağustosa kadar.

Sonra.
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyi külliyesi imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikopis:

alaturka sopa yemiş bir temiz
ve sırmaları kopuk firenk uşağı...

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nureddin Eşfak'ın ayağı.
Nureddin dedi ki: "Teselyalı Çoban Mihail,"
Nureddin dedi ki: "Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni..."

Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
Kaçanı kovalamıyordu yalnız
ulaşmak da istiyordu bir yerlere
ve sadece kahretmiyor
yaratıyordu da.
Ve kılıçların,
nalların,
ellerin
ve gözlerin pırıltısı
ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duydu :
«Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim...

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...»>

Sonra.
Sonra, 9 Eylülde İzmir'e girdik
ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber
seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.

Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır...

Nazım Hikmet
Kuvayi Milliye Destanı'ndan

Teşekkürler bu vatan uğrunda can vermiş şehitlerimiz, teşekkürler gururlu, cefakar, gözüpek Anadolu halkı, teşekkürler Gazi Paşa ve silah arkadaşları. Bugün dahi canlarını seve seve verecek evlatlarınız vardır, bunu bilin ve huzur içinde uyuyun...

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!

28 Ağustos 2009

150.000 Üye



Togepy, blogumuzun 150.000. okuru olmaktan gurur duyuyor, hepinizi çok seviyor. :)

Teşekkür

Bilindiği üzere kulübümüzün federasyona olan bir milyon küsür TL'lik borcu büyükşehir belediyesi başkanı Aytaç Durak'ın desteğiyle bugün itibariyle kapanmıştır. Böylelikle yeni transferlerin lisans sorunu ortadan kalkmış oldu.
Aytaç Durak'a kullandığı olumlu inisiyatif için teşekkür ederim.
700 kombine haberinin üzerine manidar oldu..

700 Kombine!!! Yazıklar Olsun!!!

Bu noktadan sonra kimse çıkıp Adana Demirspor taraftarı büyüktür, takımının tek sahibidir, takımına sahip çıkar, diye afra tafra yapmasın. Görünen köy kılavuz istemiyor, malzeme ortada. Muharrem Gülergin Tribünü için bastırılan kombineler dışında 4.400 adet kombine bastırılıyor ve sadece 700 adet kombine satılabiliyor.

Kredi kartına taksit yapılıyor. 3.700 kombine boşta.
Forma hediye ediliyor. 3.700 kombine boşta.
Fleksi karta indirim yapılıyor. 3.700 kombine boşta.
İyi golcü alınırsa kombineler biter deniyordu, maalesef boş çıktı.
İstisna 700 kart sahibini düşüyorum.
Demirspor taraftarı fos çıktı.

Kapalı kombine fiyatı 260 TL.
Buna 6 taksit yapılıyordu. Şimdi 8'e çıkmış.
Aylık 32,5 TL.
Fleksi kartı olana kapalı kombinesi 208 TL.,
Aylık 26 TL.

Maraton kombine fiyatı 110 TL.
Aylık 13,75 TL.
Fleksi kartı olana maraton kombinesi 88 TL.
Aylık 11 TL.

İşte biz bu kadarız. Onbinler denilen Adana Demirspor taraftarı bu kadar. Ayda 11 TL, ayda 13,75 TL, ayda 26 TL, ayda 32,5 TL verebilecek 3.700 tane adam çıkaramıyorsan, biz büyüğüz, demesin kimse.
Bir tane taraftar da şu çakıl taşının altına bile elini koymadan kendine taraftar diyorsa, hiç durmasın kendisinden gönül rahatlığı ile utanabilir.

Sonra Demirspor efsane imiş, layık olduğu yer Süper Lig imiş. Şöyleymiş, böylemiş. Bırakın bunları. Layık olduğunuz yerdesiniz. Hepinize müstahak.

Türkiyemspor'a Irkçı Saldırı!

Türkiyemspor'un B Genç Futbol Takımı futbolcuları, kamp için gittikleri Lüdow'de beyzbol sopalı, taşlı, şişeli, "evinizi dönün pis Türkler!" bağırtılı, nazi selamlı saldırıya uğradı...

Bu takım, kendi bloglarında biz Mondiali Antirazzisti'ye giderken tebrik etmiş, taaa 1998'de düzenlenen 2.Mondiali Antirazzisti'ye karma bir takım halinde katılım sağladıklarını belirtmişti (http://mavi-beyaz.blogspot.com/2009/05/ankaralilar-mondiali-antirazzistide-ya.html) Irkçılığa karşı Almanya'da en önemli direnişi sağlayan Türk ekiplerinden biri kendileri...

Hepsine buradan geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bu pisliği dünya üzerinden hep beraber sileceğiz !

Irkçılığa karşı omuz omuza!

27 Ağustos 2009

Yeni Sezon Pankart Team...

Mondiali Antirazzisti için yapılan ''Hasta Siempre'' pankartımız



''CESARET'',cesaret,daha fazla cesaret!Şampiyonluk kupası ellerimizde
Boya tüm şehri şampiyon yaz her yere.Geliyor,geliyor,geliyoruz biz...



Sabahlar isterdim ''ASİ ve MAVİ'', yeni tasarımıyla



Yıllar geçse de biz hep burdayız, şampiyonluklar uzak olsa da
Biter mi sandın ''SOYLU KAVGAMIZ'' fırtına değil kıyamet kopsa...



''HAYKIR ACINI, DÖN MAZİNE...''
Nasılsa Demirspor aklımıza hep kahır, acı, gözyaşı getirir...


''ZEUS DAYI'' dan sonra ''WILLIAM WALLACE DAYI''


*Yapan, katkısı olan, fikir üreten arkadaşların hepsinin ellerine sağlık, muhteşem olmuş...

Aceto'dan Doğru Tahmine "Adana Futbolu" Kitabı

Futbol bloglarının ilk ve en önemli temsilcilerinden Aceto Balsamico, Şampiyonlar Ligi kuralarında Beşiktaş'ın grubunu doğru tahmin eden 3 kişiye Adana Futbolu kitabını hediye ediyor.

Bizim de blog olarak bu konuda yakın zamanda hoş sürprizlerimiz olacak...

Tahminlerinizi şu adresten yapabilirsiniz:

http://acetobalsamico.blogspot.com/2009/08/sampiyonlar-ligi-tahminleri.html

Perşembe Konukları #18 : Kemal Uçar "Sahibinin Sesinden…"

-------------------------------------------------------------------------------
Perşembe Konukları köşemize bu hafta, blogumuzun ilk konuk yazarı olan Kemal Kardeşimizin bir yazısıyla devam ediyoruz. Kemal, "Gurbette Demir Gibiyiz" pankartımızın da isim babası aynı zamanda, eli kaleme yatkın kardeşlerimizden...Tüm okurlarımız yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a gönderebilirler. Teşekkürler Kemal Uçar...
-------------------------------------------------------------------------------
Sahibinin Sesinden...
Kemal Uçar


“Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim” diyince aşık, gözyaşlarına hakim olamayacaktı ki kız, tam o anda makyajı geldi aklına (gözü akar diye herhal). “Ya Fly bu nası güzel bir aşk böyle” dedi. “B” si fazla; “öyle” dedim…

Aldı kız:

Yani böyle “elleri olmamasına rağmen” kızı sevmiş diyosuunn diil mi?

Aldı aşık:

(davudi ses tonuyla) Ha ha ha. İlahi Badegül.

(davudi ses: ilgilenenler için bakınız kız tavlama sanatı, ünite 2: “ses tonu ve etkileyici konuşma”.)

(Ayrıca ısrarla ilgilenenler için ünite 1: “Woody Allen, 3 numaralı bakış nedir, ne değildir”)

Aldı kız:

Böyle bir aşka gülmeni anlayamıyorum Fly. Hayvansın sen. Ayrıca öyle ilahi şeylerle dalga geçilmez. Yan umarım.
- - -

Yanmıyor muyuz sanıyorsun?

- - -
Demirspor tarihiyle yaşıt olmasa da, kişi eğer ona aşıksa, uzun süredir aşkına bu tarz bir cevap alıyordu Mavi Şimşek’ inden. Kız ısrar ediyordu anlayamamakta ki beklenen hiçbir zaman katıksız şampiyonluklar, aşkına yüzde yüz karşılıkmış gibi görünen kupalar değildi aslında.

Ama birazcık ilgi, vazgeçtim, biraz saygı aşka… “Onur” diye bir şey vardı, ne oldu ona? (Onur abi murakıp olmuş, tebrikler)

Efendim hatırlayan olacaktır mutlaka, geçen senelerin acısıyla bir pankart yaptırmak istemişti bu deli yürek. Son yıllarda yaşanan acıların hülasasını anlatan, devasa bir çığlık. Ama burada olduğu gibi edebi değil, tam anlamıyla galiz kelimelerle oluşturulmuştu. Kapitali oluşturmak için (var olsun) vertumnus katkı yapacağına söz vermişti. Sonra zaman geçti, acı hafiflemedi ama aşk ağırlaşmaya başladı yeniden, sonra yeniden yalnızlık ve şu söz oluştu kendiliğinden:

Mavi şimşeklerden hor kullanılmış ikinci el…

Ancak bu sene başında gördüklerim sonucunda bu pankartı önermek bile istemedim. Başarıyla falan alakası hiç yok, hem açıkçası bu sene somut başarılar elde edilemeyeceğini düşünüyorum ama atılan bazı adımlar örselenen ruhlarımızı bir parça olsun parlatacak gibi sanki. “Sezon açılışı - Livorno açılımı, Muahhrem Gülergin ruhu - forma hareketi, su topuna ve öz kaynaklara dönüş” bu adımların birkaç tanesi. (Ha bir de iletişim yayınlarından çıkan bir kitap var ki, oluşum sürecinde hiçbir katkım olmadığından, o adımı kafamın üstünde hissettim. Neyse ki ayaklarında vidalı krampon yoktu. Helal olsun beyler.)

İşte bu örselenmiş ruhların cilalanması noktasında hem yeni sezonu kutlamak, hem de her daim buralarda olduğumu hatırlatmak (hatırlamak belki de) için kaleme alınmıştır bu yazı. Bir de yazının girizgahını oluşturan şarkının sonunun böyle olmaması dileğiyle elbet:

“Her şeyimi uğruna ben boş yere mi verdim Demirspor…!”

---FİN---

Not: 31.03.2008 tarihinde belkide sitedeki ilk veya ilk sıralardaki konuk yazılardan birini yazmışım. Arayı bu kadar açtığım için üzgünüm.

Not II: Burada yazdıklarım hiç kimseyi bağlamaz; ben dahil! Ayrıca yazı şeklim sitenin genel tadından biraz farklı gibi görünebilir. Discovery Channel da bir dönem “çeşitliliği kutlayın” diye bir şey vardı ya hani, ben onu kendime motto edindim. Hatamın farkındayım. Saygılar.

Not III: “İyide kardeşim, niye yazdın?” diyenlere cevabımdır, arz ederim:

Yazı kalır, Kemal Uçar…

Sabredip de okuyana, yayınlayana teşekkürler.

Görüşmek üzere…

fly

Adana Demirsporlular Derneği Açılış Kokteyli Yapıldı

Daha önce kuruluşu duyurulan Adana Demirsporlular Derneği'nin açılış kokteyli dün akşam gerçekleşti. Yerel basın, Teknik Ekip, Dernek Üyeleri ve camiamızın önde gelen kişileri kokteyle katılmışlar. Demirsporumuz için hayırlı olmasını dileriz.

(Foto: Hasan Kısacık / Mavilacivert.com)

Rakamlar

Başkan Bekir Çınar 26.08.2009 tarihinde yaptığı açıklamada rakamlar verdi. "Şeffafız" mesajını da iletti. Bu rakamları toparlayarak burada da zikretmek istedim. (Kaynak spor01)

Belediye Yardımla

Belediye - Yardım
Yüreğir - 12.000 TL
Sarıçam - 15.000 TL
Çukurova - Yok
Seyhan - 50.000 TL (Taahhüt ettiğinin yarısıymış. Hatırladığım bir 100.000 TL rakamı var ama yanılıyor olabilirim)


Kombineler

Basılan - Satılan
4.400 adet - 700 adet


Flexi Kart

Hedef - Mevcut
2.500 adet - 1500 civarı (Bu konuda haberde başkan herhangi bir rakam vermemiş. Rakam kendi tahminimdir)

--o--

Rakamlar iç açıcı değil. Flexi ve kombine konularında taraftara daha çok iş düşüyor. Yalnız önümüzdeki sene için Flexi kart yerine alternatifler düşünülmeli. Garanti Bankası'nın bir çok başvuruyu değerlendirmediği, cevaplamadığı, reddettiği kamuoyunda sıkça dile getirilmişti. Kombile sayısı ise gerçek bir hayal kırıklığı yarattı bende.


Burak Denizli


Dün akşam Adana Demirsporlular Derneği açılış kokteylinde orada bulunmuş. Ayrıca takımla antrenmana da çıkmış. Yerel gazetelerde de haberi geçmiş sanırım. Biz ne yazık ki haberleri sadece internet üzerinden alabiliyoruz. Bu durumda Burak Denizli ile anlaşıldı diyebiliriz.

Bizden giden oyuncuların geçtiğimiz senelere ait kötü hatıraları henüz taze. Demirspor'un menfaatleri açısından yönetimlerin anlaştığı oyuncuların başarılı olmalarını dilemekten başka çaremiz yok. Bu durumda umalım ki Burak takımımıza şampiyonluk yolunda büyük katkı sağlasın...

26 Ağustos 2009

Zaman Daralıyor

Zaman daralıyor. Adana Demirspor'umuzun lige eksiksiz olarak katılabilmesi için cuma son gün. Eğer federasyona 1.2 milyon TL'lik tutar yatırılmazsa yeni transfer olan oyuncularımız için lisans çıkarılamayacak. Yani takımımız lige PAF takım ağırlıklı olarak çıkacak.

Bu durumda şampiyonluk şarkıları söyleyerek başladığımız sezona büyük hayal kırıklığı ile gireceğiz.

Bunda taraftarın, futbolcunun, mevcut yönetimin suçu nedir? Bana göre yoktur ve bu borç Adana'nın borcudur. Adana'nın el birliği ile bu yükün altından kalkması gerekmez mi?

Pazar günü ilk maçımıza eğer borç ödenmez ve lisanslar çıkarılamazsa genç kardeşlerimiz ile çıkacağız. Şunu yanlış anlamamak gerekli. Genç kardeşlerimiz bizim blog olarak üzerlerine titrediğimiz, geleceğe yönelik umut olarak gördüğümüz değerlerimizdir. Zaten her zaman gönlümüzden altyapıdan yetişmiş oyuncuların başarıya ulaştıracağı bir Demirspor var, orası ayrı.

Ancak bugün önümüzdeki sorun yalnızca lisans, para, şampiyonluk sorunu değil. Bugün sorunumuzun en önemli temellerinden birisi de "itibar". Muhteşem bir sezon açılışı yapan, efsane olduğu havuzlara geri dönen, Livorno'yu Türkiye'ye getirmeye niyetlenen, yaptığı transferlerle şampiyonluğun en önemli adaylarından biri haline gelen Adana Demirspor'a sezona bu şekilde girmek yakışmıyor.

Sade taraftar olarak, "sorun Adana'nın sorunudur" diyoruz, Adana'yı göreve çağırıyoruz. Eğer bu sorun çözülemezse Adana'nın sahipsizliğine dair belki de bu milyonuncu ispat olacak ve tarihimizde kara bir leke olarak kalacaktır.

Dünyanın Tüm Demirsporları #5-Rabotnicki

Madem ki dünyanın neresinde olursa olsun "içinden tren geçen kentleri de başka bir severim, onların Demirsporlu olma ihtimalleri mutlaka vardır..." diyoruz, madem ki Demiryolculuk kültürünün önemli parçalarından birinin demiryollarının spor kulüpleri, bir başka deyişle Demirsporlar olduğuna inanıyoruz, madem ki tüm Demirsporları kan kardeş görüp, tüm Demirsporları seviyoruz, o zaman dünyanın geri kalanında kalan tüm Demirsporları daha yakından tanımanın vaktidir şimdi!

Balkanlardan devam edelim ama önce kısa bir not: Serinin bir önceki konuğu Debrecen (tıklayın), Levski Sofya'yı eleyerek, Şampiyonlar ligi'nde grup aşamasına terfi etti. Böylece Debrecen, 14 yıl sonra Şampiyonlar Ligi'nde boy gösteren bir Macar takımı olacak. Takipçisiyiz...

Bu seferki konuğumuz Rabotnicki, Makedonya'nın demiryolcu kulübü. Biz bu ekibi daha çok basketboldan biliyoruz. Birçok kez basket takımlarımızla aynı grupta yer almıştı. 1937'de kurulan Üsküp ekibi, uzun süre Yugoslavya İkinci Ligi'nde; iki kez de Birinci Lig'e yükseldi. Makedonya'nın bağımsızlığını kazanmasından sonra, ülkenin en önemli takımlarından biri olmaya devam etti.



Ancak büyük başarılar, Kometal adlı bir metalurji şirketinin desteğini almalarıyla geliyor. Kometal'in Makedonya'a bir kadın hentbol takımı da bulunmakta. Şirketin sahibi, Trifun Kostovski adlı politikacı. Yakın zamanda Üsküp Belediye Başkanlığı da yağmış. Kometal, 2001-2008 arası Rabotnicki'yi destekledikten sonra, 2008'de desteğini bizimkilerden çekerek, şehrin diğer takımı Vardar'a (1947) kaydırıyor. (Ah bu belediye başkanları!) Şu anda Kostovski, Vardar kulübünün de sahibi.

Rabotnicki'nin temel taraftar grubunun adı, Romanticari. Yani Romantikler! Ama grup 2008'de dağılmış. Fotoğraflara bakacak olursak, pek kalabalık oldukları söylenemez. Şehrin diğer takımı Vardar, bu konuda daha önde. (Vardar-Rabotnicki derbisinden görüntüler için tıklayın) Şimdiki grubun adı da Legia V.





Basketbol takımını da City Park Boys destekliyor.



Rabotnicki'nin Veteranlar takımı da, yani eski tüfekler, örgütlü bir şekilde çalışmalarını sürdürmekte. Türkiye de dahil olmak üzere Balkanlarda birçok ülkeyle sportif temaslar kurarak, bir futbol kültürünün yaşatılması adına emek sarf ediyorlar. Ayrıca kulübün altyapısı ülkenin en güçlü ve organize altyapısı olarak nitelendiriliyor.

Takım, en 2008'de şampiyon olmuş; geçen yıl da Makedonya Kupası'nı kazanmış. Geçtiğimiz aylarda Avrupa Ligi 2. ön elemesinde Kuzey İrlanda'dan Crusaders FC'yi eledikten sonra, 3. ön elemede Danimarka'dan Odense'ye 3-4, 0-3'lük yenilgilerle elendi.

25 Ağustos 2009

Hayatınızda Bir Gün Bile Kadın Olmanın Ne Demek Olduğunu Düşündünüz Mü?

Dünya üzerinde şu an her üç kadından biri şiddet görüyor. Biz blogumuzda kadına ayrımcı olmayan hatta onun da yanında olan insanlar olarak kendimizi tarif ediyoruz. Ama galiba biz de biraz unutuyoruz. Kendimizle beraber size de hatırlatalım biraz ve soralım; "Hayatınızda bir gün bile kadın olmanın ne demek olduğunu düşündünüz mü?"


24 Ağustos 2009

Blogumuza Bırakılan Yorumlar Hakkında

Değerli okurlar,

Bugüne dek blogumuza bırakılan yorumlarda elimizden geldiğince tarafsız bir tutum takınmaya gayret ettik. Yorumlar her ne kadar Ankara Tayfası'nın genel görüşlerine aykırı bile olsa, hakaret içermediği müddetçe bu sitede yer verdik. Ancak son dönemde üzülerek görüyoruz ki Demirgibiyiz.com'un yorum bölümü maalesef saldırgan bir biçimde, yıpratıcı yorumlara tanık oluyor.

Başkanımız, yönetimimiz, Şimşekler Grubumuz eleştireye her daim açık insanlar-yapılardır. Burada bizler de eleştirilerimizi yeri gelince yaptık. Ancak bunların tamamında amacımız hiçbir zaman yıkıcı olmak olmadı. Eleştirmekle saldırmak arasındaki farkı bilerek hareket etmeye çalıştık.

Sizlerin bıraktığı yorumlarda da bu çizginin devam ettirilmesi bizler açısından önem taşıyor. Özellikle I.P. adresinden Adana girişli olduğunu tespit ettiğimiz kimi yorumlarda son dönemde Şimşekler Grubu hedef alınmaktadır. Şimşekler Grubu'nun adresi, kimliği bellidir, sık sık toplantılar yaptıkları gibi toplantı haricinde de nerede oldukları bilinmektedir. Adana'da internete girmek yerine yarım saatinizi ayırıp grupla birebir görüşmeye gitmemeniz için hiçbir neden bulunmamaktadır. Gidemeyecek durumdaysanız, Şimşekler Grubu'nun web sitesi de bellidir.

Yineleyelim, Şimşekler Grubu'na zamanında en sert eleştirileri bizler getirdik, geçmişte olan olaylar hafızalardadır. Ancak yine Şimşekler Grubu'yla oturup konuşan da bizler olduk, onlar da bizleri dinlediler, bir ortak yol bulundu. Bu grup, Adana Demirspor Taraftarlarının tamamına aynı mesafede durmakta, onları dinlemekte ve eleştirilere kulak vermektedir. Bu, tribünlerde kolay bulunabilir bir şey değildir.

Blogumuzun yorum özgürlüğünün bu doğrultuda saldırganlıktan uzak bir çerçevede ele alındığını ve alınacağını yeniden bilgilerinize sunarız.

Saygılarımızla,
Demir Gibiyiz Yönetim

22 Ağustos 2009

Yeniden Yenilmez Armada'ya Doğru...

Başkanımız Bekir Çınar'ın önemli projelerinden Yenilmez Armada'nın yeniden hayat döndürülmesi, yeniden bir yüzme ve sutopu şubemizin olması çalışmaları sürüyor. Bu kapsamda Yenilmez Armada'nın büyük oyuncusu Behçet Kurtiç ile bugün bir görüşme yapılacak...Bu çok güzel haber, bu ülkede yüzme-sutopu ölü diyenlere yeniden dirilişi göstermek adına güzel haber. Olur olmadık yerde kendilerine "Yenilmez Armada" demeye-dedirtmeye çalışanlara karşı güzel haber. Bir de havuzlarda tribün nasıl olur onu göstermek adına güzel haber :)

Umarız her şey yolunda gitsin, biz bu konuda her türlü desteğe hazırız...

Konuyla ilgili Hüseyin Ataş kardeşimizin Behçet Kurtiç'le yaptığı röportaj:

http://www.spor01.com/haber_detay.asp?haberID=1686

Ellerine sağlık Hüseyin

Muharrem Gülergin Tribünü Kombineleri - 2.Etap

Çıkar çıkmaz tükenen ilk etap Muharrem Gülergin Tribünü kombineleri için yoğun bir biçimde gelen tekrarlansın talepleri yerini buldu. Yarın (cmt) 14:00'dan itibaren kısıtlı sayıda yeni çıkarılan kombine store'de satışta olacak. Almayan arkadaşlar elini çabuk tutsunlar derim...

21 Ağustos 2009

Hoşgeldin...


Herkesin inancı kendine elbette. Ama bu ayda başka bir şeyler var. Aç kalmaktan öte, bir şeyler için sabır var, mücadele var. Vücutlar su kaybederken, yitirilen enerjinin yerine bir şey koyamazken hoşgörü var, yardım severlik var, "komşusu açken tok yatmamak" var.

Sadece milyonlarca insan tarafından yapılan ibadetten ibaret bir ay değil bence bu ay. Şükürün, bereketin, tok gözlülüğün ayı bu belki de. Bana öyle geliyor, ben böyle karşılıyorum onu, tabii ki herkesin inancı kendine...

Bu yüzden, "Hoşgeldin" diyorum ona. Hoşgeldin!

Elleri eve pide götürürken yanan, koşa koşa sofraya oturan, gözleri dışarıda yanacak kandilleri bekleyen, kulakları patlayacak top sesinde olan, evin büyüğü yemeğe başlamadan başlamayan çocuklar...

Şimdi o evlerinden çok uzakta, ama buruk yüreklerinde aynı heyecanla, gözlerinde aynı bakışla sofraya oturacak çocuklar...

Ramazan'ınız hayırlı olsun.




Livorno Basınında Türkiye Seyahati

Kesinleşiyor-kesinleşecek derken Bekir Çınar'ın "tamam" demesiyle netleşen Livorno maçımız için işin İtalya ayağında bir gelişme var mıdır diye merak edenlere güzel bir haber; Toskana'nın Livorno merkezli Il Tirreno gazetesinin bugünkü (21 Ağustos 2009) sayısında 9.sayfada Livorno'nun Türkiye'ye gelişi mevcut.

Şanssızlık mı diyim ne diyim, gazetenin internet baskısında o sayfayı üyelik/para olmadan okuyamıyoruz ("Contenuto a Pagamento" > ücret gerektiren içerik) Web sitesinin içinde arama yapınca haberin içerisinden yalnızca şu satıra ulaşılabiliyor; (haberin geri kalanında ne yazdığını bilemiyoruz maalesef)

"Il Livorno durante la sosta effettuerà una tournèe in Turchia"

Kabaca, "Livorno, yapacağı turun içerisinde Türkiye'de de duracak" gibi çevirebiliriz.

Meraklısı için link şudur;

http://ricerca.gelocal.it/iltirreno?query=Il+Livorno+durante+la+sosta+Turchia&view=locali.il+Tirreno

(Açılan sayfadaki ilk satırdaki haber)

Yanılmıyorsam İtalya tarafında kamuya açıklanan ilk haber bu, haydi hayırlı olsun bakalım

Hele bir gelsinler, daha çooook söz edecekler!

Açılıştan Notlar - 2

Sezon açılışımıza ilişkin sevgili D.E. çok güzel ayrıntılar vermişti. Ben de gözlemlerimi aktarayım.

Her şeyden önce, "sezon açılışı" kavramını hatırlamamızı sağlayan başkan ve yöneticilerimize çok teşekkürler. "Açılış böyle güzel olursa, şampiyonluk kutlamaları nasıl olur acaba" dedim kendi kendime. Sevdiğim bir laf var, sıklıkla söylerim: Güzele sınır olmaz - kötüden örnek olmaz, diye. Bu gecenin güzeli açılış törenimizdi. Eminim şampiyon olduğumuzda daha da güzelini yapacaktır bu yönetim.

"Kötüden örnek olmaz" kısmı ne yazık ki ilk yarıdaki arbedeye ilişkin. Bize yakışmadı demek geliyor içimden. Ama en ufak gerginlikte sahaya birileri girecekse demek ki biz buyuz. Kafamıza esince sahaya giren, koltuk kıran. Demek ki "bize yakışmadı" demek artık havada kalıyor. Dediklerimizle yaptıklarımız arasında fark olursa kimse dediklerimize bakmaz, yaptıklarımızla değerlendirir bizi. Olması gereken de bu zaten.

Tribünlerimizde organize küfür artık tarihe karışmaya başlıyor derken açılıştaki görüntüler can sıkıcının ötesindeydi benim için. Görebildiğim kadarıyla maratondan birisi sahaya atlamayı başardı. Kapalı tribünden atlayan ise yine tellerin önünde durduruldu. Allah'tan gerginliği, stresi kaldıramayan başkaları olmadı. Denebilir ki, sahaya atlayanlar münferittir, tribünlerimizin geri kalanı bu kişilere uymamıştır. Ben de derim ki atlayan o bir kişi bile kulübümüze ceza aldırabilir, adımızı lekeleyebilir. Daha sezon başlamadan, ilk gerginlikte böyle olmamalı.

Tabi olayların fitili İDÇ'li futbolcu ve teknik direktörümüz tarafından ateşlendi. Başkanımız blogumuza bıraktığı yorumda futbolcunun hocamıza küfür etmesi üzerine hocamızın sinirlendiğini söyledi. O zaman Demirspor'un sahasını kapattırmak isteyen, Demirspor'a ceza aldırmak isteyen için formül çok basit: Hocasına söveceksin, sonra kenara çekileceksin.

Edilen küfüre karşılık vermek çok kolay; bunun yasal yolları var, gayrı yasal yolları var. Şimdi burada bunları mı sayalım? Hocamız bunlardan beğendiği bir tanesini uygulayabilir. Stad içinde olmaması şartıyla tabii.

Futbol olarak da kötü bir görüntü verdi takımımız. Oyun genel anlamda seyredenler için sıkıcı geçti. Cem'in ilk yarıda boş kale yerine dışarı vurduğu kafa haricinde pozisyonumuz yok desem, abartmış olur muyum? Bir de ofsayt gerekçesi ile iptal edilen golümüzde yanılmıyorsam Tayfun'un kafa vuruşu güzeldi. Rakip futbolcularda ise öyle bir şut sevdası vardı ki, sanki şut başı prim alıyor gibilerdi. Her ne kadar kaleyi bulan şut sayıları azsa da bence doğru olanı yaptılar. Biz de her uygun fırsatta şutu düşünmeliyiz bence.

Takımımızda gözüme çarpanlar; kötü bir gol yese de kalecimiz Kaya, defansta Süleyman, ön liberoda Osman, orta sahada Aydın ve Cem ile forvette Tayfun oldu. Hocamızın Cem'i oyundan sakatlık riskinden korumak amaçlı aldığını düşünmek istiyorum. Sahada ondan daha yaratıcı bir futbolcumuz yok. Uzun maratonda kendisine iyi bakmalı ve Demirspor kaptanı olarak şampiyonluk kupasını kaldırmalı.

Sahada kötü bir Demirspor izlesek de ben yine de takımımızdan ümitliyim. Maçı beraber seyrettiğimiz D.E. ile ortak kanımız takımın maça konsantre olamamasıydı. İDÇ daha iyi konsantre oldu, öyle ki daha konserin başlarında ısınmaya başladılar. Seyircileri ise bir ara kendi aralarında tartıştılar. Ortamın gerildiği anlarda ise hiç tepki vermediler ve soğuk kanlı davrandılar.

Lig maçlarının havası elbet farklı olacak. Kariyerlerinde şampiyonluk görmüş futbolcuların tecrübeleri ile takımımız rayına oturacaktır ümidindeyim.

Son olarak tekrar başa dönersem; veteranlar maçından, Gülergin formasına, Livorno müjdesinden, havai fişek, lazer gösterileri ve Alişan konserine kadar bizlere güzel bir gece yaşatan yönetimimize bir taraftar olarak teşekkür ederim. Biz de taraftar olarak elimizden gelenin fazlasını her sene olduğu gibi yapacağız, bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Not: Şu Adana şehri için "sahipsiz" diyoruz ya bazen. Sonra bazı büyüklerimiz kızıyor, alınıyor. Dışarıdan bakanlar ise anlayamıyor, "nasıl yani, koskoca Adana sahipsiz mi?" diyorlar ya. Hakkaten sahipsiz; cefakar taraftarı ve idealist yönetimi haricinde sahipsiz. Oturduğumuz yerden protokol koltuklarını dopdolu gördük, ne güzel. Ama orada olması gerekenleri göremedik. Demirspor'a ayda bir değil, her gün sahip çıkılması gerek. Özellikle de şu bunaltıcı ağustos ayında!

EFSANE forma, yeniden yeşil sahalarda...

Muharrem Gülergin'in efsane formasını takımın üzerinde görmek...Nasıl güzel bir mutluluk bu...Umarım bana ifade ettiklerini hissederler o formanın...Umarım hakkını verirler!

20 Ağustos 2009

Açılıştan Notlar-1

-Yıllar sonra sezon açılışı yaptık. Eski bir geleneğin canlaması için güzel bir adım... Simge isimlerin yavaş yavaş kaybolmasıyla jübile maçlarının yapılamaması ve TSYD Kupası'nın da son bulması ile sezon başları hareketsiz oluyordu. Zaten geçtiğimiz yıl takım bile zor kurulmuştu. Sezon açılışı fikri, üzerimizdeki ölü toprağını atıp havaya girmek için iyi oldu. Stad etrafındaki mavilacivert denizi özlemişiz gerçekten...

-Organizasyonun, profesyonel bir ekip tarafından hazırlandığı belliydi. Işık ve ses düzeni gayet iyiydi. Kale arkasının sağ köşesinden, porotokole bakacak şekilde yerleştirilmiş ama maratondan da görülen bir ekran vardı, farklı açılardan görüntüler oraya yansıtıldı. Ekranın altında, yeni pankart, "Haykır Acını, Dön Mazine" asılıydı.



-Programın sunuculuğunu, tribünden tanıdığımız İbrahim "secher" Kandemir yaptı. Secher, "dinamik" sunuşuyla, geceye renk kattı! Sanırım organizasyonun diğer aşamalarında da görev aldığı için, gidişata hakimdi...

-Şimşekler Grubu, Kapalı B Üst'teydi; o kısım herzamanki gibi hıncahınç doluydu; maraton'un yarısından fazlası doluydu, kale arkasına seyirci alınmadı. Yaklaşık 7-8 bin kişi vardı. Daha etkinlik başlamadan, tribünler coşkusunu sahaya yansıttı. Bu arada yeni bir beste yapılmış; Grup bir kere söyledi ama sözlerini yakalayamadım. Belki bilen arkadaşlar yorumlara eklerler.

-Demirspor'a emek verenler için saygı duruşunun ardından, yaşayan efsaneler ile yönetim kurulu üyeleri kısa bir maç yaptı. Kartal Yaşar, Tombik Ahmet, Rasin Gürcan gibi isimlerin yer alırken maçta, gecenin solisti Alişan da forma giydi.




-Ardından oyuncular, teknik ekip ve yönetim kurulu tanıtıldı ve Başkan Bekir Çınar kısa bir konuşma yaptı. Başkan, yönetimlerinde gerçekleştirilen ilkelere değindi, ardından bu yıl statta küfür olmaması için taraftarlardan söz istedi. Livorno maçının 4 Eylül'de oynanacağı müjdesini veren Çınar, "Adana'ya 30 yıl sonra bir Avrupa takımını getirmiş olacağız" dedi. Sözlerine, Yenilmez Armada'nın Galatarasay'ı yendiği bir maçtan sonra G.Saraylı oyuncuların "cırlazmasının" ardından Gülergin'in topu havuza atıp, "geliyoruz! yeniden oynayacağız" anısını anlatarak son veren, Başkan Çınar, tribünleri bir kere daha ayağa kaldırdı. Aynı söz, pankart olarak sahnenin önünde de asılıydı. Havai fişek gösterisine taraftarın meşale şovu da eklendi.

-Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak ve Vali İlhan Atış, açılışta yer almadı.



-Alişan konserinin ardından maça geçildi. Maçın benim için en büyük güzelliği, takımın sahaya, Ankara Tayfası'nın öncülük ettiği ve İtalya'da Mondiali Antirazzisti'de giydiği, Muharrem Gülergin dönemi formayla çıkmasıydı. Takım sahaya çıkarken tüylerim diken diken oldu. Zaten benle Mustava'nın üstünde bu formaların Locomotive Anatolia versiyonundan vardı ve maç öncesi konunun çokça bahsi geçti. "Adana Demirspor Ürün Evi"nde de (yine yerinde ve bizim için çok manidar bir değişiklik) bu tasarım satışa çıkmış durumda.

-Maçın çok sert geçtiğini ve daha başında, Abdulkerim Durmaz'ın merkezinde yer aldığı bir olayla uzunsüre durduğunu not düşmekle yetineyim. Geri kalan kısmına Mustava da değinecektir. Tribünler bu olaylara tepki vermedi. Sanırım kimse neden çıktığını anlamadı. Olay yatıştıktan sonra grup, Durmaz'a destek verdi. Ancak, Adana Demirspor teknik direktörüne böyle fevri davranışların yakışmadığının altını bir kere daha çizelim.



-Güzel başlayan gece, sıkıcı bir maç, gereksiz gerginlikler ve kötü bir skorla keyifsiz bitti. Motivasyon eksikliği olduğu bir gerçek ama, grubumuzdaki bir takımın da sezona ne kadar istekli ve hazır başladığını da görmüş olduk.

Testi kırılmadan...

Bu sabah Demirsporlu bir arkadaşımdan e-posta aldım: “Dün açılış maçına gittim ama 2. devre başlamadan kavga çıkınca staddan ayrıldım. Maçın sonucu ne oldu?”

Şu an, ne maçın sonucu ne de oynanan futbol önem arz ediyor benim için. Yerel medyadan takip edebildiğim kadarıyla A. Durmaz kendisine söylenen kötü bir sözden dolayı (hadi küfür diyelim) kendisine hakim olamamış! Profesyonel bir teknik direktörün bu tür tahriklere kapılmaması gerekir. Lig maçlarında yaratacağı her türlü gerginlik kendisinin ceza alması ve Adana Demirspor’a zarar vermesinden başka sonuç doğurmaz.

Geçen yıl Bekir Çınar’ın ödediği cezaların epey yüklü olduğunu biliyoruz. Başkanın bu cezaları kendi cebinden ödüyor olması, benim duyduğum rahatsızlığı azaltmıyor ne yazık ki. Ben Başkanımızın adının bu tür olaylara karışmasını, ne kendisine ne ismimize yakıştırıyorum.

En merak ettiğim konu ise, bu tür olayların taraflara ne kazandırdığı! Maçın ardından hakeme itiraz edince “Alın, size 3 puan.” diyen oldu mu mesela? Ya da kendisine küfür eden kişiyi hırpaladıktan sonra, kişi alkışlarla mı uğurlandı staddan?

Vertumnus’un anlattığı güzellikler bir tarafa, olayın bu boyutu şahsımı çok üzmüştür. Taraftarından küfürsüz futbol isteyen Adana Demirspor yönetiminin ve teknik heyetin kendilerinin de bu tür davranışlarda bulunmaktan imtina etmeleri gerekmektedir. Taraftarın sahada kavga değil, futbol izlemek istediği bilinmelidir.

Eleştirmek için erken diye düşünenlere de, testi kırıldıktan sonra yapılacak eleştirinin işe yaramayacağına dair görüşümü iletmek isterim.


Önemli Not: Bu yazı, Ankara Tayfası'nı bağlamaz. Geyik1940'ın şahsi görüşleridir.

Teşekkür ve Yemin

Bugün 20.08.2009. Saat 14.15. Yaklaşık 2 saat önce Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Bankalar Yeminli Murakıp Yardımcılığı'ndan Murakıplık mertebesine terfi etmeye hak kazanmış bulunmaktayım. Uzun ve çileli bir dönem oldu, yıprandım. Hem de çok yıprandım. İnsanın omuzunda büyük bir yük ile yol alması ve bitiş çizgisini görmesi çok güzel bir duygu.

Bu bitiş çizgisi aynı zamanda bir başlangıç çizgisi de...

Bugün 20.08.2009

Bankacılık Sektörünün toplam büyüklüğü 768 milyar TL.

Ülkemizin bankacılık sektörüne güvenerek mevduatlarını bankalarda değerlendiren vatandaşın toplam parası yaklaşık 483 milyar TL.

Gayrisafi yurtiçi hasılamız yaklaşık 1 trilyon TL.

Sınavlarıma hazırlanırken hep aynı duayı ettim. Bu vatana layık olma, hizmet etme fırsatının bana tanınması için Allahıma el açtım. Bu fırsat artık apoletimde gizli. Üzerime düşeni tüm varlığımla yerine getireceğime yemin ediyorum.

Bu süre içinde dualarını, iyi dileklerini, sabırlarını esirgemeyen tüm dostlarıma çok teşekkür ederim. Hepiniz sağ olun var olun.

Teşekkürler Bekir Başkan!

Dün gece, belki de yıllardır özlediğimiz bir şey oldu: sezon açılışı...Yönetimin bunu düşünmesi bile harikaydı, geceden notları ve fotoğrafları görünce gerçekleşenin de harika olduğu görülüyor. Her şeyden önce teşekkürler Bekir Başkan, teşekkürler yönetim...

Adana'da maçta olan tayfa üyeleri döndüklerinde daha ayrıntılı anlatacaklardır, ben kısaca notları vereyim;

> Bekir Başkan konuşmasında Muharrem Gülergin'in "Geliyoruz! Yeni baştan oynayacağız!" sözlerini tekrarlamış, müthiş bir şey bu

> Yine aynı konuşmada Livorno maçının kesinleştiği müjdesini vermiş: 4 Eylül Cuma 21:00

> Takım sahaya, Muharrem Gülergin'in efsane formasıyla çıkmış, efsane forma Demir Store'a da gelmiş durumda

> Lazer ve havai fişek gösterileri, Alişan konseri, veteranlar maçı...Hepsi gayet güzel...Ben daha önceki bir postumda Bekir Başkan'ın Alişan'a top oynatacağını söylemiştim :)) Aynen dediğim gibi olmuş, Alişan'ın takımı galip gelmiş
> Maçta Muharrem Gülergin tribünü ve Güney Kale Arkası'na taraftar alınmamış, birinde sahne kurulu olduğundan diğeri ise hava fişek gösterileri için tedbiren boş bırakılmış. Kapalı ve maratonda, haftaiçi ve tatil dönemi olmasına karşın 7000 civarı seyirci olduğu söyleniyor. Bence iyi bir rakam...Ankara'dan bizim çok kısıtlı gidebildiğimiz düşünülürse bir çok kişi gelemedi sonuçta, bu koşullarda gayet iyi...

> İskenderun Demirçelikspor 1-0 kazanmış müsabakayı, tebrik ederiz. Sonuçta bu maç sembolik bir şov maçı, ancak dikkat edilmesi gereken şeyler varsa teknik ekip harekete geçmeli, zaman daralıyor...

Sırada ligin başlaması ve Livorno maçı kaldı bakalım...Güzel olacak her şey, ben çok umutluyum

Tekrar teşekkürler Bekir Başkan, teşekkürler yönetim..

19 Ağustos 2009

Fırtına yırtıyor sessizliği, Halkın Takımı sahaya iniyor!

Sonunda hasret bitti, bugün yeşil çimin üzerine o aziz formayla kuşanmışlar çıkacak...Tribünlerle buluşacak...Güzel bir sezonun ilk güzel haberleyicilerini verecekler bize, güzel bir Ağustos akşamında...

Bu sene farklı bir şeyler var, her sene kanımız kaynar ya hani, bu sene daha bir başka...Fazla bahsetmemek lazım, uğuru kaçmasın

Haydi bakalım, başlıyoruz! Ankara Tayfası'nın bir bölümü bugün Adana'da açılışta olacak, dönüşte izlenimlerini alacağız

"Fırtına yırtıyor sessizliği
Ufuktan bir güneş doğuyor
Gecekondulardan geliyor halk
Neşeli şarkılar söylüyor..."

"Livorno"

Resmi açıklama gelene dek, kesinleşene dek bir şey yazmaktan sürekli kaçındım...Artık kesinleşti sanırım...Lütfen bir aksilik çıkmasın...Lütfen...

4 Eylül 2009 Cuma
Adana 5 Ocak Stadyumu
Adana Demirspor - Livorno

18 Ağustos 2009

Renkli Rüyalar Oteli


Yarın Adana Demirspor sahaya iniyor, taraftarının karşısına çıkıyor. Uzun bir yolun başlangıcı sayılır bu kavuşma. Sonunun şampiyonluk olduğu umulan; umuda, hayallere yapılan bir yolculuğun başındayız.

"Bu yol çok ıssızdı, çok yalnızdı..."


Teoman bu yolculuğumuza eşlik etsin. Bu yolda yorulduğumuzda, sığınabileceğimiz bir duraktan bahsetsin bizlere. Umudumuz azaldığında, karamsarlığa düştüğümüz anlarda uğrayacağımız yeri anlatsın bize. Nereye mi uğrayacağız?

Renkli Rüyalar Oteli'ne.

Arabayı sen kullan demiştim
İçkiliyim.
'Boşver yutalım şeritleri bas gaza' dedin
Bu otel güzel, adını sevdim,
Orda öyle yerlerime dokun, dokunmadığı kimsenin

Sarhoş olsak ya,
Kimiz unutsak ya,
Bulut olup iç içe
Bardaktan boşalsak ya
Sarhoş olsak ya
Tek vücut olsak ya
Yüksek doz aşk alıp
Burda mutlu ölsek ya

Yıllar önceydi, çok da güzeldi
Şimdi düşününce
Benimsin demiştim
Ben de senin
Renkli rüyalar otelinde

Kapıları çalmıştım
Cevapsız savrulmaya
Hiç atmayan kalpleriyle insanlara
Ama sen farklısın dedim,
Dedin ki sense
'Dikkat et sadığımdır sadece kendime'

Sarhoş olsak ya
Kimiz unutsak ya
Bulut olup iç içe
Bardaktan boşalsak ya
Sarhoş olsak ya
Tek vücut olsak ya
Yüksek doz aşk alıp
Burda mutlu ölsek ya

Yıllar önceydi çok da güzeldi
Şimdi düşününce
Benimsin demiştim
Ben de senin
Renkli rüyalar otelinde.



Başımız sağolsun...

Adanaspor Kulübü Derneği Başkanvekili ve Taraftarlar Derneği Başkanı Tevriz Dura'nın yeğeni Cem Çabuk, Mersin'den Adana'ya dönerken kullandığı motosikletin kaza yapması sonucu vefat etti...

Cem, en son Tömük'te açılan Adanaspor kombine standına yardım ediyormuş...Tribünlere adanmış bir hayatı daha trafiğe teslim ettik, içim yanıyor...

Başta Adanaspor camiası ve sevenleri olmak üzere hepimizin başı sağolsun.

Acınız, acımızdır.

17 Ağustos 2009

17.08

Öyle soğuk ki evin içi...Ayaklarımız büzüşmüş hepimizin, sessizlikte karın gurultuları duyuluyor yalnızca.

Karşımda bir anne, bir baba, bir kardeş...Söylenecek hiçbir şey yok, söyleyebileceğim tek bir şey yok...

O'nu tanımıyorum bile doğru düzgün. Çalışkan bir çocukcağızdı işte, pek etliye sütlüye takılmayan. Göze batan bir yanı da yoktu. Ne seversin, ne nefret edersin ya hani, doğru düzgün farketmezsin bile çoğu zaman...Öyle insanlardan.

Gelir, dersine girer, tenefüslerde yine kendine benzeyen çalışkanlarla bir arada durur, gider.

Candostum "Tobias" diye isim takmıştı ona. Kendi aramızda öyle derdik. Sınıftan bir kızı beğenirmiş, çok sonraları öğrendik...

Ayak parmaklarımı iyice içeri kıvırıyorum, bu soğuk yalnızca evin soğukluğu değil. Yalnızca acılı bir anneyle babanın soğukluğu, yalnızca ölümün soğukluğu değil...Kahrın soğukluğu bu...

Okut, büyüt, yedir, içir, gözün gibi bak, ODTÜ'yü kazansın, ilk senesi bitip eve dönsün...Dönmeseydi keşke? Neden çalışmıştı ki? Biz hepimiz Calculus'ten yaz okuluna kalmıştık...Kalsaydı keşke...O kesin BA'yla, AA'yla geçmiştir oysa...

"Tobias"... Yaz tatilinde döndüğü memleketinde 17 Ağustos Depremi'nde öldü.

Sınıf arkadaşım,
Pek tanımadığım...

Annesi "ranzada yatıyorlardı" diyor, demeye çalışıyor, gırtlağından çıkan sese ses denebilirse...Böğürtü olmuş o ses artık nice ağlamadan sonra...Ranzanın üst katındaymış Tobias, sınıf arkadaşım, pek tanımadığım...Kiriş onun üzerine düşmüş, orada kalmış...Orada kalınca, altta yatan kardeşini kurtarmış

"Oğlum, kardeşini kurtardı" diyor annesi...

Bu nasıl bir kahır yarabbim!!! Bu nasıl bir soğuk yaz gününde!!!

Tobias...sınıf arkadaşım...pek tanımadığım...
Cennetin en güzel köşelerinde olasın, oraya, o gece hep beraber gittiklerinle...

16 Ağustos 2009

Güzel Bir Adam Göçtü Bu Diyarlardan... "I'm Here To Say Goodbye—Maybe Not Goodbye But Farewell"



Sir Bobby Robson "Ada Futbolu"nun belki de en iyi teknik direktörüydü ve de en cesurlarından biriydi. Futbolculuk kariyerinde sadece İngiltere'de oynadı 627 maçta 141 gol attı. Ama herkes onun en iyi futbolcu olduğunu değil ama en zeki oyunculardan biri olduğunu kabul etmişti. Üstelik çok centilmendi. Tam bir beyefendi ve bu aralar bizde çok kullanılan bir tabir olan "adam gibi adam" lafının belki de tek gerçek sahibiydi. Onun tabiriyle "In all my time as a footballer, I didn't win a thing." Tüm hayatım bir futbolcu olarak geçti ama hiçbir şey kazanamadım. Evet hiçbir şey kazanamamıştı ama bu onun çok iyi bir futbolcu olduğu gerçeğini hiçbir zaman gölgeleyemedi.

Futbolculuk kariyerinin bitişi ile teknik adamlık kariyeri başlamış oldu. 1968 yılında eski takımı Fulham'da başlayan kariyerini İrlanda Cumhuriyetinde danışman olarak sonlandırdı. Çok büyük bir teknik adamdı. Belki de en iyisiydi. Fulham'daki teknik adamlık kariyeri Fulham'daki futbolculuk kariyerine benzemişti zaten kısa sürmüştü ama 1969–1982 arasında Ipswich Town'da FA Cup ve UEFA kupasının sahibi olmayı başardı. 1982–1990 yılları arasında ise İngiltere Milli Takımının başındaydı. 86 dünya kupasında Maradona'nın eli olmasaydı belkide şampiyon olacaktı.Hatta Maradona'nın "Tanrının eli attı" dediği gol için "O Tanrının eli değildi. O sadece bir ahlaksızın eliydi. Tanrının böyle bir şeyi onunla yapmaya ihtiyacı hiçbir zaman olamaz... Bugün Maradona gözümden sonsuza kadar düşmüştür" demişti. Onun yönetimindeki İngiltere bizi iki defa 8-0, bir defa da 5-0 yendi. Bu bizi her ne kadar üzecek olsa da futbol futboldur en nihayetinde, iyi adam diye bizi yenmeyecek değildi ya.



1990-1992 arasını PSV'de geçirdi, iki defa şampiyonluk kupası kaldırdı. 1998-1999 arasında bir defa daha PSV'ye gittiyse de başarılı olamadı. 1992-1996 yılları arasında Portekiz'deydi. İlk iki senesini Sporting'de geçirdi ama son sene Portekiz kupasını kaldırdı. Ne hikmetse ertesi iki sene ezeli rakip Porto'daydı, iki sene üst üste lig şampiyonu oldu. Efsane adam bu başarıları üstüne kendini bir anda Katalunyanın başkenti Barcelona'da buldu. Orada da başarıları devam etti.Gelir gelmez ayağının tozuyla İspanya Kral Kupasını kaldırdı. Copa Del Rey ve ardındanda UEFA kupası. Ertesi sene "Futbol Mültecisi Büyük Adam" PSV'deydi ve 1999'da en son durak olan Newcastle United'da. Siyah-Beyazlı takıma geldiğinde soru işaretleri vardı. Çünkü milli takımdayken Newcastle efsanesi Keegan'ı kadrodan çıkarmıştı. Ama öyle olmadı. İnsanlık kazandı. 2004 ağustosuna kadar Newcastle'da kaldı. Hiç kayda değer başarısı olmadı Newcastle'da. Ama hala tüm futbol severler onu Newcastle ile hatırlar.

Sir Bobby Robson gittiği her takımda efsane oldu. Çalıştırdığı her takımın adeta sembolüydü. Müthiş zekasına bitişik olan efendi ve yürekli tavırlarıyla taraflı-tarafsız herkesin gönlünde yer etti. Öyleki İngiltere'de hiç şampiyon olamamasına rağmen kendisine "Sir" ünvanı verildi. Günümüz endüstriyel futbolu içinde "Güler yüzlü bir dede" edasındaydı.

Toprağın bol olsun Robson Dayı... Seni hep o güzel sözünle anıcaz; "I'm here to say goodbye—maybe not goodbye but farewell (hoşçakal demek için buradayım-belki hoşçakal değil ama elveda)".

... Üç nokta...


"Benden al bir parça kat benim her şeyime ve senden al bir parça umuda yelken aç kanımın her bir damlasıyla..."

Kiminin sözcükleri biter duyguları başlar... Kiminin hasretleri son bulur Adana'nın yakıcı sıcağında... Kiminin umutları biter bir başkası sahiplenir her daim yaşatacak gibi... Bense ağlarım, her damlasında öldüğüm gibi...

Yılları devirdik mavi şimşeğimle, her anını aklımın bir köşesinde tutuyorum... O hazin günden sonra okula gidemememi yada en gururlu anımla herkese orada olduğumu hissettirmemi... Tüm zamanların en güzel takımını tuttuğum her anı ve o her anın benim için anlamını tarif edemem ama bir şeyi söyleyebilirim... Kim olduğumu ve neden bu fani hayatı bu kadar çok sevdiğimi...

Vakitlerden bir öğleden sonraydı... Çanakkale Dardanel Sporla maç yapmaktaydı DEMİRSPOR'umuz ve ben en güzel vaktindeydim şu kısacık ömrümün... Maç için satmıştım okulu, satmıştım kadrimi, satmıştım hayatımı bir doksan dakikaya ve Timuçin atıyordu ardından Ercan... Hayatıma anlam katıyordu ikisi... Formamın gururu oluyordu her biri.. Ben anlıyordum kimse alamazdı artık "O anları" benden... Kimse çalamazdı hırsızlık niyetine o duyguları benden... O genç yaşımda hissetmiştim, gerçek ne hayal ne... Anlamıştım hayallerin en güzeli sende... Aşkların en güzeli sende... Mutluluğun en güzeli sende..."MAVİ ŞİMŞEĞİM"de...

Yüzüme bak o zaman anlarsın... Ben hala "O anda"yım... "O an"a götür beni şimşeğim çünkü ben hala "O anda"yım... Yüzüme ışık serpsen bile ben daha nur yüzlü olamadım... Sen bana ben "Seni seviyorum" desen de o kadar mutlu olamam, ben senle doğdum senle öleceğim ama son bir kez seni layık olduğun yerde göreyim... İşte vasiyetim budur... Bu olmadan ölmeyeceğim...

13 Ağustos 2009

Çankırı Belediyespor'da Kadın Başkan


Olağanüstü kongre sonucunda Çankırı Belediyesporun başkanlığına Anadolu Gösteri Merkezi işletmecisi Sevda Karaali Şireci seçildi. Sevda Şireci, geçtiğimiz seçimlerde AKP'den aday adayı da olmuş ancak aday olamamamıştı. Çankırı Belediyespor ise uzunca bir süredir sıkıntılarla boğuşuyordu.

Bir süredir belediye ile görüşmeler halinde olan Şireci'nin spor kulübünü şirketleştirerek satın almak istediğini, ancak belediyenin takım üzerindeki nüfuzunu tamamen kaybetmek istememesi nedeniyle bu işi yokuşa sürdüğü haberlerini okumuştum. Şu anda orta yolu bulmuş görünüyorlar. İşin bu politik manevralarından ziyade benim için olayın özü bir futbol kulübünün kadın başkanı olmasıdır. Güzel ve cesaret verici bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Sezon Açılışı

Bilindiği üzere sezon açılışımız önümüzdeki hafta çarşamba günü. Yönetimimiz tarafından çok güzel olacağını düşündüğüm bir organizasyon tertip edilecek. Kulübe az da olsa kaynak yaratmak, camiayı havaya sokmak açısından bu hareketi önemli buluyorum.


Çeşitli sitelerde taraftarların sanatçı olarak başka isimler istediğini okuyoruz. Bence bu konuya fazla takılıp kalınıyor. Netice olarak Adana Demirspor'umuzun sezon açılışı için orada olacağız, Alişan da bu olayın süsü olacak. Eminim hepimiz çok eğleneceğiz. Geçtiğimiz seneleri düşününce ne kadar değişik bir sezona girdiğimizin farkına varıyor insan. Bırakın konseri, "sezon açılışı"nı bile unutmuştuk. Şimdi gelecek sanatçı hakkında bile yorum yapar hale geldik. Bence ayrıntılarda boğulmayalım, eğlenmemize bakalım.

Yalnız bir unsur var ki, onu eklemeden geçemeyeceğim: İki işçi takımının karşılaşması. Demirspor tribünlerinin kozmopolit bir yapısı olduğunu her fırsatta söylüyoruz, bunu savunuyoruz, bunun bizi farklı kılan bir unsur olduğu iddiasındayız. Yani her kesimden, her düşünceden, her yaştan, kadınlı erkekli bir tribününün olduğumuzun.

Demirspor elbette Demiryolları bünyesinde kurulmasının sonucu işçi kökenli bir kulüptür. Demiryolcu bir aileden gelen ben, kendi adıma bundan gurur duyuyorum. Ancak zaman içerisinde Demirspor kurum takımı özelliğinden Adana'nın tümünün takımı olma başarısına erişmiştir. Böylece "bana göre" işte o zaman halkın takımı olmuştur. Şimdi tekrar sadece "işçi takımı" olması, kozmopolit olmasından ve "halkın takımı" rütbesinden geri düşmesine sebep olabilir. Ben her ne kadar bu tabirden rahatsızlık duymasam da duyanlar olabilir. Belki de bu tip isimlendirmeler taraftarlar tarafından yapılmalı. Bir taraftar olarak nacizane görüşüm budur.

Tekrar başa dönersek... Demirspor taraftarı, takımı ve yönetimi eminim ki 19 ağusosta gelecek sezonun güzel bir provasını yapacak. Şarkılarla, marşlarla, tezahüratlarla biz de Demirspor'umuz gibi yeni sezonu iple çekiyoruz. Adana'da 5 Ocak'ta görüşmek üzere...

11 Ağustos 2009

Demir Store'a Kadın Eli...

Şimşekler Grubu'nun emekleriyle açılan ve yine bizzat grup üyelerinin enerjisiyle ayakta kalan ADS Store, bir süre önce kulüp yönetimine devredildi ve adı da Demir Store olarak değiştirildi. Demir Store'u yönetimine de bir iş kadını, Manolya Gençoğlu getirildi. Spor ürünleri sektöründe deneyimli Manolya Hanım'a, Demir Store'daki çalışmalarında da başarılar diliyoruz.

10 Ağustos 2009

"Çile"

Uzunca bir süredir, kendisinin "hayatımın sınavı" olarak tanımladığı bir mevhum nedeniyle Onur kardeşimizle görüşemiyoruz. Bugün itibariyle sınavı başladı Onur'un. İlk aşama 3 gün sürecek, yazılı. Ardından mülakata alacaklar. Ben biliyorum ki Onur, çatır çatır yapacak gelecek hepsini. Bu "çile" bitecek, biz rakılarımızı kaldırıp karşılıklı, Müzeyyen'e eşlik edeceğiz "Çile" Bülbülüm'de...Haydi Onur, yüklen! yüklen!!!

tdk.gov.tr'ye göre;

Murakıp:
1. Denetçi.
2. Tanrı'ya bağlanarak çile dolduran kimse

9 Ağustos 2009

Kocaelispor maçı yarım kaldı!

Adana Demirspor ile Kocaelispor bugün 17.30'da özel maçta karşı karşıya geldi. Sefa Sirmen tesislerinde oynanan özel maçta Bank Asya takımı olan Kocaelispor, karşısında mücadele eden ve çok iyi bir Demirspor görünce bocaladı.Demirspor'un iyi oyununun devamında Tayfun, Alpar, Aydın peş peşe goller kaçırdı. İlk yarının sonlarına doğru, Önce Barış'a, ardından peş peşe Aydın Tabak'a, Cem Hallaçeli ve son olarak Alper'e saha içinde adeta saldıran Kocaelisporlu futbolculara bu kez Demirsporlu oyuncularda karşılık verdi. Bahsettiğimiz pozisyonlarda ayağını çekmese kıracak şiddette gelen tekme sonrasında rakibin yakasına yapışan Alper, kasti harekete tepki gösterdi.Bunun üzerine hem Kocaelisporlu futbolcular hem de tesisteki sivilller saha içine girerek Demirsporlu oyunculara karşı şiddetli bir şekilde tepki gösterdiler.Şiddetin devamında araya giren Teknik Direktör Abdülkerim Durmaz, yardımcıları ve Demirsporlu yöneticiler, takımı sahadan çektiler. Maçın sadece 44 dakikası oynandı ve gol olmadı. Demirspor, Kartepe kampına geri döndü.

Henüz hazırlık dönemindeyken sahalarda şiddet görülmesi çok üzücü...Umarım bu ilk ve son olur...


Kaynak: www.spor01.com

"Sıcağıyla Acısıyla Adana Futbolu" - Bu Hafta Kitapçılarda!

3 yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığımız Adana Futbolu kitabı, nihayet okuyucularla buluşuyor.

Kitap, birçok açıdan ilk niteliğinde: Gerek bu alanda ulusal çapta yayınlanan ilk eser olmasıyla, gerek İletişim Yayınları’nın Futbol Kitapları serisinde, takım değil şehir konseptiyle çıkacak ilk kitap olmasıyla, gerekse bir araya getirdiği isimlerle ayrı bir yere sahip.

30’dan fazla yazının yer aldığı kitapta, Ali Hoşfikirer, Nihat Geven, Ruhi Polisci, Coşkun Özarı, Turgay Renklikurt gibi eski kuşak; Güntekin Onay, Feridun Düzağaç, Kıvanç Koçak gibi popüler isimler ile tribünde, sahada Adana Futbolu’na emek vermiş farklı isimler bir araya geliyor. Kitapta, Adanaspor ve Adana Demirspor’la ilgili ayrı ayrı yazılar olduğu gibi, ortak konular ve yerel rekabete dair yazılar da bulunuyor.

“Sıcağıyla, Acısıyla” üst başlığı hem Adana’nın fiziksel durumuna hem de futbolunun ruhuna göndermede bulunuyor. Sıcak, Adanalılar için hem çekilmez bir durumu ifade eder hem de ironik olarak yaz mevsimi kışa tercih edilir, soğuk sevilmez. Yine acı, içerdiği soyut ve somut anlamı ile negatif bir imge iken Adanalı acıdan ve arabesk ruh halinden vazgeçemez, ne yemeklerinde ne de günlük hayatında. Böylece kitap sadece başarıları ve olumlu yanları değil, başarısızlıkları ve hali hazırdaki çıkmazları da konu edinmiş oluyor. Tıpkı sıcağın ve acının çift yönlülüğü gibi, kitap hem iyiyi-sevileni hem de kötüyü-çekilmezi içinde taşıyor.

Hazırlık sürecinde, bu alanda ilk kez böyle bir projeyi hayata geçirmenin sıkıntılarıyla boğuştuk. Bunları, en saf haliyle, Sunuş yazımızda dile getirdik. Bu sıkıntıları mümkün olduğunca aşmaya çalıştık. Muhakkak ki, iki ayrı kitap konusu olabilecek camiaları tek bir kitapta toplamak, bazı konuları ve isimleri dışarıda bırakmayı zorunlu kılıyordu. Öte yandan bizler, bu işin profesyonelleri değil, sadece gönüllüleri idik ve kişisel idealler doğrultusunda bu çalışmanın yükünü üstelendik. Dahası, kitap sadece Adana’da değil ulusal çapta yayınlandığı için, detaylardan ziyade konunun genel çerçevesine odaklandık. Ansiklopedik verilere değil, işin muhabbetine ve anılarına öncelik verdik.

Bu sebeplerle kimi eksiklikleri başlangıçta kabul ederek, 10-0’dan UEFA maçlarına, şampiyonluklardan, sembol isimlere, tribünden, sahaya, yerel rekabetten, dışarıdan gözlemlere kadar geniş bir çerçeveyi ele alıp yazıya dökülmesini sağladık. Eski kuşakla yeni nesli bir araya getirdik ve sonuçta 1930’lardan 2000’lere uzanan bir çizgide Adana Futbolu’na dair bir ilki gerçekleştirdik.

Kitapta belirttiğimiz gibi, başarı yazarlara, eksiklik ve hatalar biz derleyenlere aittir.

Keyifli okumalar…

Yavuz Yıldırım - Mustafa Uçar

Temmuz'da 17 Kadın Öldürüldü

Bianet.org'un haberine göre, Temmuz ayında Türkiye'de 17 kadın, erkekler tarafından öldürüldü. Site, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine konu olan şiddet, taciz ve tecavüz haberlerinin çetelesini tutuyor; hasır altı edilen bir mevzuuyu ifşa ediyor.

İşte bunlardan birkaçı:

-Ankara'da Yıldırım Beyazıt Araştırma Hastanesi'nde annesi ameliyat olan 15 yaşındaki A.S.'ye hastanenin temizlikçisi ameliyathanede cinsel saldırıda bulundu. A.S. şikayetçi oldu.

-Kırıkkale'de lokantada bulaşıkçılık yapan S.D. (42) önce lokanta sahibi C.K. ardından da kendisini pazarladığı arkadaşları H.G, Ö.B, ve soyadı belirlenemeyen H.'nin tecavüzüne uğradığını iddia edip polise başvurdu. Polis C.K.'yi "Cinsel saldırı ve fuhuşa teşvik etmek" suçlarından gözaltına alırken, diğer üç zanlı henüz yakalanamadı.

-İstanbul'da ayrı yaşadığı eşi Dilek Daşdanoğlu'nun cep telefonlarına gelen mesajları bahane eden Tahir Daşdanoğlu, hemşire eşini kafasına tek kurşun sıkarak öldürdü.

-Mersin'de Voleybol Federasyonu Mersin İl Hakem Kurulu Sekreteri 61 yaşındaki Kamil Kaçamaklı, sokak ortasında tartıştığı voleybol hakemi 26 yaşındaki Didar Hayta'yı saçından sürükleyerek bir evine içine sokup, kafasına iki el ateş ederek öldürdükten sonra intihar etti.


Haberin tamamını okumak için buraya tıklayın.

8 Ağustos 2009

Güneşi geri almak...

Vaktimizi çoktan kaybettik dostlar ve o dostlardan birisini kaybetmiş gibi şimdi içim sızlar...




Yüzüne nur doğmuş bir adam değildi, aksine tam bizim oraların bir tabiri ile "kara combalak" bir adamdı o... Ve kimsenin sırtını sıvazlayıp "Aferin oğlum iyi başardın" demesini de beklemedi hiç... Ve hiç kimseyi "Mavi-Lacivert forma" kadar sevemedi belki de... Ölürken bile o formanın yerde kalmasına üzüldü için için... Aklına gelen her kötü şeyin başına gelmesi gibi oda kaybetti belli belirsiz, herşeyini uğruna verdiği gibi... Zordu yollar ve o yolları eskitmenin kralıydı icabında, yılmadı, usanmadı... Ta ki ayakları onu bırakana kadar... Söz verenler, hep yanındayız abi diyenler yoktu en zor zamanlarında, kimse sahip çıkmadı, o çok sevdiği takım sahip çıkmadı, yüreği dağlandı ama o gene kızılcık şerbeti saydı buram buram tüten kanını... Belki de son zamanlarında bir maça gitmek istedi, gidemedi... Belki de son kez gözyaşları, Adana'nın nemli coğrafyasında terine karşıp ağladığı belli olmasın istedi, olmadı, olamadı... Belki de eskiden her stada girişinde binlerce insanı heyecanlandıran adam bu kez herhangi biri gibi o mabede gitmek istedi, Allah izin vermedi... Şimdi ağlak gözlerim eşliğinde onunla iki kelam edememenin verdiği derin acı ile, onu bir kez bile bitmek tükenmek bilmez kazanma azmi ile oynarken izleyememenin verdiği ızdırap ile, onunla birlikte yaşanılan bir şampiyonluğun "BİN ŞAMPİYONLUĞA" bedel olduğunu bile bile, bunu yaşayamamanın içimi kemiren sızısı ile özlemle anıyorum seni... Güzel insan, sen hiç ölmedin ki, hiç yaşlanmadın ki... Sen bizim hatırladığımız gibisin ve öyle kalacaksın... Sesin hala kulaklarımızda, her özlediğimizde seni, sesin tekrar tekrar çalınıyor kulağımıza ; "...oğlum sakın yatarken çok yemeyin, havuza tok gelmeyin, erken yatın, erken kalkın..."

KALKTIK MUHARREM ABİ!!! O ÖLÜ UYKUSUNDAN UYANDIK SONUNDA, BURADAYIZ VE YOLUNDAN AYRILMAMAYA YEMİNLİYİZ, GÜNEŞİ GERİ ALMAYA GELDİK, DEMİRSPOR RUHUNU YAŞATMAYA BİZ AND İÇTİK...

7 Ağustos 2009

"FOFO Destanı..."

Muharrem Abimizin ölümünün 14.yıldönümü olan bugünde, uzun süredir büyüklerimizden dinlediklerimizi, okuduklarımızı, ona ilişkin hayran kaldıklarımızı bloga taşımanın tam vaktidir diye düşündük. Onu anmak, onu anlamak demek bizler için. Onu anlamak da Demirspor'u yaşamakla eşdeğer...

Bu düşünceden hareketle, blogumuza bir sol kolon ekledik, tamamen Fofo'muza ayrılmış olan. Fofo'nun destanını yazarken Kulübümüzden, Şimşekler Grubu'ndan, Mavilacivert.com'dan, Behçet Kurtiç'ten, "Adana Futbolu" kitabının yazarları Ruhi Polisçi'den, Dr.Hulusi Abimiz'den, Murat Ayman'dan ve daha birçok bizimle Fofo'yu paylaşanlardan yararlandık. Anılar kimi zaman tam hatırlanamayabiliyor , karşılaştırmalı incelemelerle en doğrusunu yansıtmaya gayret ettik. Elbette, eksiksiz ya da yanlışsız bir Fofo Destanı yazmış olamayız, bu yüzden "bitmiş" görmüyoruz bu sol kolonu. Hepinizin katkılarını bekliyoruz oraya, istiyoruz ki en doğru, en eksiksiz haliyle yazalım Muharrem Abimizi. Belki bizim hiç duymadığımız, bilmediğimiz anılara sahipsiniz, lütfen ulaşın bizlere...

Bu anlamlı günde, Adana Demirspor'un en büyük evladının mirasını onurumuz olarak saklamaya çalıştığımızı, onun yolunda yürümeye gayret ettiğimizi, bir an olsun bize öğrettiklerinden taviz vermemek için direndiğimizi umalım ki cennetten görüyor olsun...

Umalım ki, bu başlattığımız Fofo Destanı, tüm Demirsporluların hep beraber yazacağı, hiç bitmeyecek bir efsane olsun...

Muharrem Gülergin'i anlamak, Demirspor'u yaşamaktır
Demirsporlu olmak, şeref, onur, gururdur...

Ruhun Şad Olsun Muharrem Abi...

Blog Tutulması...

*** Blogumuz yeni yüzüyle yayına girmiştir. Siteye girince lütfen CTRL + F5 yapınız ***

Bugün -muhtemelen akşama doğru- teknik bakım, yenileme ve yedekleme çalışmaları nedeniyle blogumuza bir süre erişilemeyecektir. Tahminen 1-1,5 saat kadar sürmesi bekleniyor, ardından tekrar yayında olacağız. Alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız...

FOFO'yu Bugün Anıyoruz

Bugün işte o gün.

Demirspor sevdalıları, Adana sevdalıları Muharrem Gülergin'in kabri başında buluşacak. Büyük Demirsporlu anılacak, ruhuna dualar gönderilecek.

Cennettesin biliyoruz Muharrem Abi. Diğer güzel abilerin yanındasın.

Keşke şu an aramızda olsaydın ama seninle cennet daha güzel bir yer olmalı şu an.