29 Şubat 2008

Maç Öncesi Öyküleri #2 :Derbiye doğru...

Pazar günü Adanaspor maçı var. Uzun yıllardır tartışılagelir; derbi aynı şehrin takımlarının oynadığı maç mıdır, yoksa büyük adledilen takımların kendi aralarındaki maçları da derbi sayılır mı? Dünyanın üç büyük derbisinden biri gerçekten bu ülkede mi vuku bulmaktadır? Barcelona'ya sempati duyunca, bir diğer tarafta Boca Juniorslı mı olmak icap eder? Aşağı mahalleyle yapılan ve tartışmalı bir "taş üstü" golle sonuçlanan Mesnevi Sokak - Yeşilyurt Sokak maçı derbi değil de nedir? O maçta bizzat yer alarak, Yeşilyurt Sokak kalesini koruyan bendeniz, Mesnevi Sokak'tan bir kıza dut gibi aşık olamaz mıyım? Saçları gece karası, kıvrım kıvrım dalgalı kızın gözlerinin içine baka baka bir de penaltı çıkarmaz mıyım? Çıkarırım. Üstüne göz bile kırparım elma şekeri yanaklı ilk aşkıma. Daha da pembe, daha da kırmızı olur o yanaklar.


Neyse, benim özel hayatımı bir kenara bırakacak olursa, "derby" denilen kavram ilk olarak 1861 yılında ortaya çıkmış. 1857 senesinde şu an dünyanın resmi ilk futbol kulübü sayılan Sheffield Football Clup kurulmuş. 3 yıl sonra, 1860'da Hallam Football Clup ortaya çıkmış. Sheffield'daki abiler (ki sanıyorum şu an depar atmayı bırakın iki pas yapamayacak kadar vefat etmiş haldelerdir - ruhları rahat uyusun) 3 yıl boyunca kendi aralarında top çevirerek bir kulüp daha kurulmasını beklemişler. Sheffield Football Clup'dan ziyade "Sheffield Sürekli Olarak Ortada Sıçan Oynamaktan Hunharca Keyif Alanlar Clup" olarak anabileceğimiz bu dönemin ardından nihayet 1861 yılında iki takım karşı karşıya gelmiş. İlk "derby" de bu sayede vuku bulmuş.


Sheffield FC, bugün dünya futboluna belki "kademe anlayışı", "4-4-2", "ön libero" gibi kavramları getirmemiş. Lakin, adamların bence bundan çok daha önemli bir katkısı olmuş modern futbola: kalelerde üst direk kullanılmasını bir kural olarak kabul etmişler. Ortada henüz bir "kademe anlayışı" olmadığı için haliyle futbol dünyasında Sakallı Tavernacı Ömer Üründül de yok. Üst direği monte edip, bizi kim eleştirir diye bakmadan rahat rahat oynamışlar toplarını.

Gelelim bugünlere, Pazar günü Adanaspor karşısında oynayacağımız maç, bir derbi. Sheffield FC - Hallam FC derbilerine benzemiyor. Boca - River'ı da andıran bir tarafı yok bence. Barcelona - Real maçlarına benzetmeye çalışsam, zorlama bir benzetme yapmış olacağım. Man.United - Man.City desem, şu blogu takip eden siz güzel okuyucuya sağlam bir yalan söyleyeceğim. Galatasaray - Fenerbahçe yazsam, bir tarafınızla güleceksiniz bana.


Bu derbi, Mesnevi Sokak - Yeşilyurt Sokak derbisine benziyor en çok. Aynı fırından ekmek alan çocukların derbisi bu, aynı okullara gidip beraber disipline verilen öğrencilerin, aynı sıcaktan aynı gece uyuyamayıp donla balkonda sigara yakan babaların, aynı dantel örneğini birbirinden alıp sehpaya örtü yapan annelerin derbisi, aynı kulağı işitmeyen dedelerin ve aynı bacağında varis çıkan ninelerin.

Ama bu en çok, aynı kıza aşık olan; bunca aynılığın içinde birbirinden "çok farklı" delikanlıların derbisi. Birçok şey aynı olabilir ama aşk hiçbir zaman "aynı" olmaz çünkü...

Mavi Şimşek!
Saçları gece karası!
Yanakları elma şekeri!
O kız için!
Oyna!
Oyna!
Oyna!

İyi oynayan kazansın. Demirspor iyi oynasın.

27 Şubat 2008

Gençlerbirliği - Adana Demirspor : 2-2 (26.02.2008)

Ben bu maç hakkında hiçbir şey yazmayacağım. Sonucu verip geçiyorum sadece.

Adana Demirspor, hayatımda senden daha güzel bir şey görmedim...

*** Maçtan önce yazılanlar***

Program açıklandı. Salı akşamı 19:00 Gençler maçımız.

Bu sene Ankara Tayfası için hayli bereketli oldu, 2 defa geldi takım. Bu üçüncüsü. Henüz Ankara'da galibiyet yok.

Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar diyelim, üçüncü maç bizim olsun.

(Fotoğrafta görülen, bu seneki kupa. Venceremos Saffet çekmiş, ellerine sağlık)

26 Şubat 2008

Maç Öncesi Öyküleri #1 : Efe ve Mehmetçik Kadro Dışı

Aslına bakarsanız Efe ve Mehmetçik uzun süredir kadro dışı. 1980'li yılların ortalarından beri görünmüyorlar. Konu ile ilgili ulaşılabilen kaynaklarda da "resmi" bir açıklamaya ulaşılamıyor. Efe'nin bir süre Afyon'a gönderildiği ve "Kocatepe" ismiyle kullanılmaya devam edildiği biliniyor. Mehmetçik'in izine 1 adet tenteli vagonla beraber Evkaf Apartmanı deposunda rastlanıyor. Efe ve Mehmetçik, 1980'lerde çocuk olup Ankara'ya gelebilmişler için çok tanıdık aslında. Gençlik Parkı'ndaki mini tren parkurunun lokomotiflerinin isimleri.

Küçük tren demiryolu işletmesi 1 Haziran 1957 günü açılıyor. Açılıştan önce, tren istasyonlarının ve lokomotiflerin isimlerinin belirlenmesi için bir yarışma düzenleniyor. Lokomotifler için açılan yarışmayı 331 numaralı mektup sahibi Şükrü Bozkurt ("MEHMETÇİK") ve 574 numaralı mektup sahibi Faruk Önder ("EFE") kazanıyor.

Faruk Önder'in mektuptaki adresi "Devrim İlkokulu Sınıfı:5/A Ankara" olarak geçiyor. İlkokul öğrencisi Faruk, belki de yıllar boyunca binlerce ilkokul öğrencisini gülümseyen suratlarla taşıyacak, bir o kadarını da "Hayır yavrum binemezsin" sözleriyle ağlatacak olan minik trenin lokomotiflerinden birinin isim babası oluyor.Yine yarışma sonucunda, parkurun 4 istasyonunun isimleri belirleniyor: Esmen, Köprü, Yalı ve Havuzbaşı. Tüm yarışmaları kazananlara TCDD, talep ettikleri istasyonlar arası ücretsiz gidiş dönüş bileti veriyor. Muhtemelen küçük Faruk bu işe çok seviniyor.

İş vagonların tasarımına gelince, Beden Terbiyesi Umum Müdürlüğü, vagonların üzerinde 20 spor kulübünün isim, renk ve alamet-i farikalarını -diğer bir deyişle amblemlerini- kullanmaya karar veriyor. İlk olarak Demirspor kulüplerinin amblemleri,isim ve renkleri vagonları süslüyor. Vagonlardan birine de Gençlerbirliği ismini, rengini ve logosunu veriyor.

1980'lerde önce tren yolu bozuluyor, küçülüyor. Ardından "resmi" hiçbir karar gerekçe gösterilmeden tamamen ortadan kaldırılıyor. Küçük Faruk, bence tam o gün, 1950'lerden 30 yıl sonra artık çocukluğunu yitirip büyüyor...Efe ve Mehmetçik o gün kadro dışı kalıyor.

Bu akşam 19 Mayıs Stadyumunda, benim de çocukluğumda hayal meyal bindiğimi hatırladığım o minik güzel trenin vagonlarının sahipleri, Türkiye Kupası Çeyrek Final Rövanş maçına çıkıyorlar. Stadın bir yanı yıkık dökük Gençlik Parkı, öbür yanı Ankara Garı. Stadın içinde Mavi-Lacivert ve Kırmızı-Siyah Atkılar.

Bu gece, boynunda atkı olan herkes, bence biraz çocuk olmak istiyor...

O trene bir defa daha binmek için...

Gençlerbirliği ve Adana Demirspor, sonuç ne olursa olsun öyle bir oynayın ki, ilk duraktan tren hareket ederken, hafif sarkmış başıma vuran rüzgar nasıl gülümsettiyse beni o zaman, siz de öyle gülümsetin.

Bu gece o stadyumdakileri, bir defa daha o güzel trene bindirin...



Yukarıdaki yazıyı ben yazdım, bilgiler ve resimler aşağıdaki kaynaklardan:

http://kentvedemiryolu.com
http://www.trainsofturkey.com

25 Şubat 2008

Go Go! Go Alpago Go! Go Alpago Go! CUMHUR ALPAGO!

GOP maçında sahanın en iyisiydi Alpago Cumhur. İsim ilginç olunca bir bakalım dedik ne demekmiş. Suat Yalaz'ın bir çizgiroman karakteri çıktı karşımıza. Tam da Cumhur'un sahada ayak basmadığı yer kalmamışken, Suat Yalaz "Alpago'nun ayak bastığı yere dirlik düzenlik gelir, adalet eşitlik dağılır!" demiş. Ayağına sağlık olsun Alpago Cumhur'un.

İsim uygun olunca tezahürat hemen geldi Geleceğe Dönüş'ten :

Go Go! Go Alpago Go! Go Alpago Go!
Cumhur Alpago!

Gençler maçında böyle çağıracağız kendisini.

Bir de gelecek sayı kapağı var rastladığımız. İsmi : "Mete Han'ın Kılıcı", arka fonu Adanaspor'un renklerinden turunculu beyazlı. Alpago kaldırmış sol yumruğunu.

Maceranın sonunda ne mi oluyor ?

Siz Alpago'nun yenildiğini düşünebiliyor musunuz hiç?

Dönerken...Lucksmiths Çalıyor Sanki...

Giderken Blind Guardian'la çıkmıştık yola. Hem futbol hem yolculuk açısından öyle bir güzel İstanbul oldu ki, şöyle neşeli bir Lucksmiths parçası yakışır diyorum dönüşümüze. Sözlerini bir parça değiştiriyorum (No beer diyordu, bize yakışmaz diyip more beer yaptım:)) Dönüşümüzün şarkısı "T-shirt Weather - The Lucksmiths"

"And I say hey, it’s a beautiful day
And I’m starting to feel a lot better
So wake up, wake up
It’s t-shirt weather

Bap-bap-bap how could things be better?
This afternoon in the pub I met her
Maggie May on the juke-box
Hey, things are okay

“Just two things” she tells me,
“If you want to keep things friendly –
more beer for me, more peanuts, and I’ll be happy…

oh, and football, well I guess that makes three

It's a beatiful day..."

6.Haftanın Ardından...

6.Haftanın puan durumuna göre, bizden daha üst sırada yer alan iki takımla, önümüzdeki 2 hafta oynayacağız. Kritik 2 maç olacak gibi duruyor. Çıkarılacak 6 puan, klişe bir söz gibi dursa da gerçekten "altın değerinde". Geçen haftanın sonuncusu Mersin, bu hafta 5.sırada. Bu durum da ligin ne denli karışık olduğunu ortaya koyuyor aslında. Şu ana dek takımların ortaya koyduğu bir gerçek var: her takım her takımı yenebilir. Üstüste alınacak galibiyetler bu nedenle çok daha büyük önem taşıyor.

7.Hafta Adanaspor maçı, tribünün galibi şimdiden belli, sahanın da galibi biz olalım...

Gaziosmanpaşa - Adana Demirspor : 0- 1 (23.02.2008)

Mustava ve Disconnectus Erectus deplasmanı yazmışlar. Bana işin o kısmıyla ilgili yalnızca şunu söylemek düşüyor: muhteşemdi. Harika bir tren yolculuğu, pırıl pırıl bir İstanbul güneşi, alınan galibiyet, çıkışta damga vurulan bir Nevizade, İstiklal, Taksim...Deplasman gerçekten ayrı bir güzel. Deplasman, bu takımın taraftarıyla olunca bin kere ayrı güzel...

Gelelim maça. Aldığımız galibiyet ve oynadığımız futbol, kimi zaman GOP biraz ısırır gibi olsa da, gösterdi ki biz kendi kendimize bu maçı "kritik maç" statüsüne sokmuşuz. Bir önceki haftanın Pendik yenilgisi olmasa çok daha rahat çıkıp, daha net bir skorla da dönebilirmişiz. Maç içerisi ve maç sonrası konuşmalarımızda güne damgasını vuran 3 isim olduğu ortaya çıktı.

Birincisi, Alpago Cumhur (bilmeyenler için, Alpago'nun bir lakap değil, birebir Cumhur'un ön ismi olduğunu söyleyelim) defansta içimizi ziyadesiyle rahatlatan oyuncumuzdu, diyebilirim ki sahanın en iyisiydi. Kendisi, bu maç yazısının haricinde bir "maçın adamı" yazısını hakediyor. Az sonra blog'da olacak.İkinci olarak, golümüzün sahibi Emre, hem ileri çıkışlarında hem defansta çok güzel oynadı. Bu tip sürpriz çıkışlar yapıp kornerlerde, duran toplarda rakip defansa kendini unutturup gol atacak adama ihtiyacımız büyük. İleride daha da güzel olacak umarım. Günün en çok konuşulan 3. ismiyse Yeter Kenan oldu (bilmeyenler için Yeter'in bir isim olmadığını, Kenan'ın saç baş yolduran oyunu nedeniyle ortaya çıktığını söyleyelim) Kenan, betonlara kafamızı vurduran oyunuyla Disconnectus Erectus'a az kalsın inme indiriyordu. Oyununu düzeltmezse biz taraftar olarak çok kayıp yaşayacağız kalp krizinden.

GOP'un 8 numaralı formayla sahaya çıkan kaptanı da günün iyilerindendi, Sezar'ın hakkı Sezar'a. (ismini hatırlayan olursa, adını da analım buradan) Yalnız sahaları gerçekten çok kötü. Hadi biz bir defa geldik, yendik, dönük ama yazıktır o adamlara, 2 haftada bir o sahada futbol oynamaya çalışıyorlar, çok ciddi sakatlıklar yaşayabilirler. Ay yüzeyi gibiydi yahu, kraterler, dikitler...Umarım en kısa zamanda çaresi bulunur.

Velhasıl, madem ki "1-0 olsun bizim olsun" duası futbol tanrısının en çok hoşuna giden dualardan biri, kabul ettiği için teşekkür edelim. Şimdi önümüzdeki zorlu 3 haftaya konsantre olalım.

***Maçtan Önce Yazılanlar***

Salı gününe Gençler maçı çıkınca, GOP maçı da Pazar'dan Cumartesi'ye alındı. Hala sık tartıştığımız "haftada 2 maç acaba çok mu geliyor" sorusunun yanıtını canlı olarak izleyip göreceğimiz bir hafta olacak gibi.

Deplasman hazırlıkları yavaş yavaş tamamlanıyor.

Tren bizi bekliyor. Yürü Lokomotif! Galibiyete yürü!

Sana dün bir tepeden baktım ...


Aziz İstabul !..

Benim de Ankara'ya dönmem ile Tayfanın İstanbul muhasarası sona ermiş bulunuyor. Bu kış kıyamette sırtımıza vuran güneşiyle bizi ısıtan payitahta selamlar olsun. Teşekkürler Aziz İstanbul; hem altın değerinde üç puan aldık senden hem de yürekler dolusu ilham. Şurası bir gerçek ki, sen kazanılmayı, uğrunda savaşılmayı ve ölmeyi kesinlikle hakediyorsun.

Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende kalan...

En çok böyle görmeyi seviyorum boğazı; dertsiz, tasasız bir ruh hali, parıl parıl parlayan güneş, cebimde fazladan bir kaç kuruş... Hafta içi, mesai saati, trafik, susuzluk, kapkaç, tinerci vs. ile yeteri kadar haşır neşir oluyorken, bana en samimi, saf hallerini sunmasını seviyorum. Ne de olsa ben onu hep mazideki haliyle tanıyorum.

Masal başkentinde fazladan bir kaç saat geçirmek elbette güzeldi, ama iyi kalpli üvey annemizin bizleri beklediği aşikar. Dönüşü otobüsle yapmanın en güzel anlarından birisi belki de bir virajı dönünce bir ışık denizinden gözlerin kamaşmasıdır, şehrin uzandığı tepeler arasındaki düzlük ise belli ki bu annenin sıcak kucağıdır...

Şimdi ne var takvimde bizleri bekleyen? Evet, bir Ankara, sonra en güney, daha sonra en kuzey...

24 Şubat 2008

zafere doğru yürüyelim, inanın çocuklar...

Kazandık! Deplasmanda alınan 3 puanın katme değeri büyük. Tayfa'nın birlikte bir adım daha attığı; yine takım-camia-gelecek ve tavır üzerine kafa yorduğu dolu dolu bir gün oldu; Ankara'dan Haydarpaşa'ya, Eminönü'nde Gaziosmanpaşa'ya, Taksim'den, Karaköy'e, biz yeditepeliye ve o da bize bir şeyler kattı, zafere doğru yürüşüyümüzde... Giderken Bard's Songs'du acaba dönüşte ne olacak; o vertumnus'un takdiri ama şimdi, öncesinden sonrasına, vapurdan Nevizade'ye taşan şarkılarından-marşlarından kalan izlenimler...





22 Şubat 2008

Yola Çıkıyoruz...Blind Guardian'la...

Yolculuk başlıyor. Yarın İstanbul'dayız. Blind Guardian mı çalıyor ne ?

"Tomorrow will take us away
far from home
No one will ever know our names
but the Bards' songs will remain
Tomorrow all will be known
and you're not alone
so don't be afraid
in the dark and cold..."

21 Şubat 2008

23 Şubat'ta, İstanbul'dayız...

Gaziosmanpaşa maçı için trenle İstanbul'a gidiyoruz; yeni bir deplasman yolculuğu daha; rayların izinde, Lokomotif'in peşinde... "bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi, bekle bizi İstanbul..."

(son İstanbul seferimiz, geçen yıl 13 Mayıs'ta Sarıyer'e olmuştu...enstantaneler;


)

20 Şubat 2008

Sevgililer Günü dedikleri...

1 haftadır yazacağım, anca fırsat oldu. Bir Sevgililer Günü daha geldi geçti. Güller alındı, öpücükler verildi. Günün nasıl ortaya çıktığına dair hikayeler anlatıldı. Ne kadarı doğrudur bilmem.

En çok üzerinde durulan hikaye, St.Valentine (yukarıdaki mozaikli abimiz) isimli papazın, imparator askerlere evlenmeyi yasaklayınca gizlice çiftleri evlendirmeye devam ettiği ve bu durum ortaya çıkınca 14 Şubat günü öldürüldüğü biçiminde. Olaydan sonra o gün "Sevgililer Günü" olarak kutlanmaya başlanıyor. Papaz abimiz, her ne kadar şu tiple çok delikanlı görünmese de belli ki Braveheart'taki bir başka papaz abimizle benzer yapıdaymış. Sevenlerin yanındaymış. Helal olsun diyoruz.

Adana'da da Şimşekler, sevdiğinin yanındaydı o gün, antremanda. Ankara'dan biz katılamasak da, pankarttaki duygulara ortak olmamamız mümkün değil.

Ben en çok seni sevdim ADS...

Küba'da Oyuncu Değişikliği : Bizim Fidel'den Raul'e

İlk yarı sona erdi. İstatistikleri verelim...

İktidarda kalınan süre : 49 yıl
Toplam suikast girişimi : 638 adet
İsabetli suikast girişimi : 0
Eskitilen ABD Başkanı : 10 adet

Alkışlarla saha kenarına alıyoruz "Bizim Fidel"i. Açık mavinin dünyada en çok yakıştığı insanlardan biri olan Maradona'nın kankası, görevini bıraktığını açıkladı. Yerine büyük olasılıkla Raul gelecek. (Gönül burada "genç yetenek Raul" demek istiyor ama o da 70'i devirdi, su muhallebisine döndü adamın yanakları )

Onu sakalları, gülümsemesi, Monica skandalından sonra Clinton'a gönderdiği purodaki mizah anlayışı, "Bir daha dünyaya gelseniz kim olmak isterdiniz?" sorusuna verdiği "Gabriel Garcia Marquez" cevabı, gittiği rock konserleri, efsanevi konuşmasını "Beni lanetleyin. Bunun hiçbir önemi olmayacak, çünkü tarih benim yanımda yer alacak" cümlesiyle bitirişi, yarattığı direniş kültürü ve en önemlisi insana dair bitmez tükenmez sevgisiyle hatırlayacağız. Hoş koca dev daha ölmüş değil, Allah gecinden versin.

Bu yalnızca yerinde bir oyuncu değişikliği.

Şimdi ikinci yarı başlıyor.

5 Ocak Stadında "Venceremos" ve "Hasta Siempre" pankartları...

Küba sokaklarında çocuklar...


19 Şubat 2008

Ankara Tayfası:pankartın hikayesi, ötesi ve berisi...

(anavarza.zine'de yayınlandı)

Y-Artık bir pankart yaptırmanın zamanı geldi.
M-Evet,bolu var,kırıkkale var,istanbul var,yıllar sonra...
Y-kaça kaç olsun boyutları?(yogun calısmalar,müdhendislik faaliyetleri..)
M-ne yazdıracagız,önce ona karar verelim.
Y-adana'dan uzakta demirsporu destekleme uzerine bir mesaj vermeli!
M-ama cok uzun olmasın,vurucu olsun!
Y-''her yerde seninleyiz''?
M-(kem küm)..(mırın kırın)...

birkaç gün sonra;
M-websitesindeki çocuklarla tanışmanın zamanı geldi artık, öncü olmak lazım.
Y-tamam,tarih ve yer belirleyelim.
Y-kaç kişi olacağız?
M-sen,ben,iki de onlar.
Y-iyi bakalım,ufak ufak çoğalıyoruz sanki.(gözler parlar)

başka bir gun sakarya cad.
K-ne oldu sizin pankart işi?
M-bulamadık hala bir slogan,geçen çocuklarla buluştuk; onlar da çok istekli
K-nasıl bir şey istiyorsunuz?
Y-ya işte gurbeti anlatsın,deplasmanı anlatsın...
K-hmm...''GURBETTE DEMİR GİBİYİZ''nasıl?
Y,M-(şok efekti)
Y-işte buna içilir,şerefe!
M-var ya,bu pankart efsane olacak!

cok baska bir gun selanik cad.
M-renkler iyi degil mi?
Y-valla ekranda iyi görünüyor..
M-açık mavinin tonu çok onemli.yazıyı biraz daha ortaya alabilir miyiz?
Y-iyi oldu iyi.
M-şu "tayfa" kelimesine takıldım
Y-çıkaralım mı; ama bence uygun.
X-(sıkıntılı bir sekilde)tamam mı bu şekliyle?
Y-M-tamam

7 yıldır bu kentteyim. Doğdugum kentten de büyüdüğüm kentten de uzağım. Aslında hayatım hep gurbette geçti; hep bir yerlerden, birilerinden ve bir şeylerden uzakta, onların ozlemiyle; oraları burada yaşatarak. Uzakta bir şeyleri yaşatmanın tadı farklı oluyor; gerçeklerden biraz kopuyorsun, kafanda yeniden yaratıyorsun sevdigini. neyse...

Cahiliye dönemimizden kopup da sorular sormaya başladığımızda artık bizi karşılayanın, bize uyanın, aslında istediğimizin başka bir şey olduğunu gördük. Aradık bulduk birbirimizi. Önce ikiydik, sonra öğrendik ki başkaları da varmış; yalnız değilmişiz. Sevindik.

7 yıldır bu kentteydik; ama ancak birkaç kişi bulabilmiştik bugüne kadar. Halbuki Demirspor şehrimize bile gelmişti; afişler astık, sticker'lar yapıştırdık;
internette yazdık çizdik; olmadı. Kimseyi alamadık yanımıza. Kocaeli'ye gitmiştik ilk kez; sonra Konya, Kırsehir, Aksaray, Yozgat, Karaman...

Tektik veya iki-üç kişiydik her birinde. Olsundu. Bu sevdayı tek başımıza da yaşatırdık. Sonra olan oldu; bizim takım, doğuydu-batıydı dolaşırken; bizim kentin yakınlarına da gelmeye karar verdi; ve birden yıllardır beklediğimiz enerji bizi sarıverdi. Önce 4 olduk, sonra 6, 10 olduk; 15'i bulduk. Oturduk, konuştuk;
evet kafa dengiydik; DEMİRSPORLUYDUK; gurbetteydik; GURBETTE DEMİR GİBİYDİK.

Çok uzaklarda bir sevdayı besliyorduk kendi kendimize. Neler yaptık? Önce mavi-lacivert denizin sakin kıyılarına attık kendimizi; Ankara'da kardeş Demirspor'un maçlarına gittik. Sonra oturduk konustuk; neler yapılabilir bu çınarı canlı tutabilmek için; ki gelecek planlarımız şekillenecekti; her birimiz bu gücü hissediyordu içinde. Demirspor'un bize gerçekten ihtiyacı olacaktı gelecekte!

Meğer her birimiz kalkıp Adana'ya kaçarmış hafta sonu maçlara fırsat buldukça, sanki onu çağıran bir ezgiye ayak uydurur gibi; kalkıp deplasman otobüsünde yer ararmış
kendine uzaklardan gelmenin mahcubiyetiyle... Kimisi Gazi'de kimisi Hacettepe'de kimisi Ankara universitesi'nde, kimisi artık iş güc sahibi evli barklı-emeğini satarken; ama uzaklarda bu ateşi harlamaya hevesli, haramilerin saltanatını yıkmaya azimli!

İlk macera Kırıkkale idi; 25 subat 2007. Kim gelir, kaç kişi gelir derken bir minibüs adam ettik 15 kişi. Gün guneşliydi, o gün kendimizi azat etmiştik.
Adana'dan gelen 2 otobüs ile birlikte sen döndük evimize ve biraz da kalabalık döndük; evet hala birbirinden habersizler vardı, orda tanıştık ve Kırıkkale bizim için dönüm noktasıydı, sayımız arttı.

Dahası gurbette demir gibiyiz (ifade Kemal Uçar tarafından üretildi) pankartı ilk kez günyüzü gördü. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktı; bizim gidemediğimiz yere pankartımız gidecekti. Hemen ardından 11 mart; Bolu. Bu kez minibuse terfi ettik; 30 olmuştu sayımız gurbette demir gibi olan diğer dostlarla.

Artık bu slogan tek bir kentin dışına taşıp tüm gurbettekileri birleştirmeye başlamıştı. İzmir'den, Afyon'dan, Denizli'den, Yozgat'tan gelmişlerdi, bizimle beraberdiler, hep birlikteydik. Ama bu kez üzgün döndük. Olsundu; biz iyi gün dostu değildik; bu yolda sevinmek de vardı üzülmek de...

Bu kez farkımız pankart kadar tek tip kıyafetimizdi, gurbette demir gibiyiz sloganını sırtımızda gururla tasıyorduk.

Deplasmana bir başka şehirden otobüs kaldıran ilk oluşumduk. Ardından Alanya deplasmanı geldi; zaman açısından gidilmesi zor bir deplasmandı; ama cefakar arkdaşlarımız pankartımızı oraya taşıdı.

Evet, artık Ankara'da bir Demirspor tayfası var. Sıklıkla bir araya gelen, oturup konuşan, fikir paylaşan, ortak hareket eden, Şimşekler Grubu'nu her yerde güç veren... Ankara Tayfası, uzakta Demirsporu yaşatmanın Demirsporluluğu anlatmanın bir simgesi artık. Gurbetteyiz,ama demir gibiyiz evelallah...

18 Şubat 2008

5.Haftanın Ardından...

Bu hafta alınan sonuçlarla beraber işler biraz karıştı açıkcası. Bundan sonrası daha zor olacak. Sürpriz yenilgi almamamız lazım. Son sırada yer alan Mersin İdman Yurdu ile ilk sırada yer alan Karabük arasında sadece 6 puan fark var. Her şey olabilir. Alttakilere kötü takım diyemeyeceğimiz gibi, üst sıraların da yerini garantilediğinden söz etmek abes olacak.

Pendik yenilgisi olmasaydı biraz daha rahattık. Şimdi GOP deplasmanı kritik. Mutlak 3 puan lazım.

5 maçta 7 puandayız. Türkiye Kupası gruplarında 4 maçta 9 puanımız vardı bizim? Grubun 3 katılımcısı Süper Lig ekibiydi.

Annemin süper bir lafı vardır, izninizle hatırlatacağım:

"Demek ki neymiş, isteyince oluyormuş!"

Adana Demirspor - Pendikspor : 1 - 4 (17.02.08)


Geçen haftaki Erzurum yenilgisini daha kolay anlatabiliyor insan kendine. Türkiye Kupası kaynaklı haftada 2 maç yorgunluğu, Erzurum'un soğuğu, deplasman maçıydı falan derken kabullenmek belki de daha kolay oluyor. Bu haftaki daha kötü şimdi. Hem evindesin, hem dinlenmişsin hem de skor daha farklı. Yine de iyiye yormak lazım, moral bozmamak lazım.Ligin ilk yarısının ortasındayız. Toparlanmak için iyi bir fırsat belki de.

Hafife mi alıyoruz bazı rakipleri, baştan favori olmadığımız maçlarda daha mı iyi oynuyoruz bilmiyorum.

Özgür Nasuh'la İlker Casillas oynamamışlar. Yenilgiyi onlara bağlamak yersiz. Ancak bir an önce dönsünler istiyor gönül.

Haftaya GOP deplasmanı...Kötü gidişe son artık.

Özgür GOP'a yetişmese de iyileşince ilk maçında atacak 2 tane, bana sözü var :)

(Fotoğraf kaynak : http://www.yeniadana.net/web/HaberDetay.aspx?id=20581)

Hadi Hayırlısı...

Şu an yapım/deneme aşamasında bu blog. Bir bakalım iyi gidiyor gibiyse devam ederiz.