26 Haziran 2013

Yücel İldiz

"Demirspor'a yakışan isimler olsun" demiştik, transfer dönemi ve teknik direktör arayışları için. Yücel İldiz ismi bu açıdan içimizi acıtan bir isim olmadı; hatta sevindirdi.

1995-96 sezonundan sonra ikinci kez Adana Demirspor'a teknik direktör olan Yücel İldiz'den, tıpkı Orduspor ve Karabükspor'da olduğu gibi yine bir başarı hikayesi yaratmasını bekliyoruz.

Haydi hayırlısı; kolay gelsin hocam!

Emre Selen'li Milliler Finalde

Akdeniz Oyunları'nda U-19 milli takımı finale kaldı. Kadrosunda Emre Selen'in de yer aldığı U-19'lar, Tunus'u 2-0 mağlup etti. Yarı final maçında kaleyi koruyan Adana Demirsporlu Emre Selen, turnuvada ilk kez 11'de sahaya çıktı. Emre, daha önce Bosna-Hersek maşında da kalecimizin kırmızı kart görmesi sonrası oyuna girmişti.


Akdeniz Oyunları futbol branşında 1993, 1997 ve 2005'ten sonra yeniden finale kalan Türkiye, grup maçlarında mağlup olduğu Fas ile altın madalya mücadelesi verecek.

Tebrikler Emre, tebrikler gençler!

25 Haziran 2013

Erman ÖZGÜR Kalmalıdır

Sosyal medyada birçok kesim tarafından da kaptanın kalması gerektiği hususu dile getiriliyor. Ben de bu konuda fikrimi dile getireyim dedim.
 
Öncelikle hissiyatımı söyleyeyim. Erman Özgür ile sözleşme yenilenmeyecek. Zira zihniyet değişiminin olmadığını düşünüyorum kulübümde.
 
28 maç boyunca maç başı ücretlerini alamayıp play-off oynamış olabilir bu takım. Hatta bunda takımı bir arada tutmak açısından kaptanın büyük rolü de olabilir. Ancak hissiyatıma göre bu zihniyet der ki; tamam da futbolcuların federasyona gidip gitmeyeceğini de aynı kaptan belirliyordu. Yani takım üzerinde etkisi vardı.
 
Bu zihniyet takım üzerinde etkisi olan, onu yönlendiren, gücüne ortak olan kişi istemez bünyesinde. Her ne kadar kaptanlığın görev tanımında bu olsa da bunu istemez. Bence olay bundan ibarettir. Kalan kısmında yazacağım değerlendirmeler sadece görünen şeylerdir ve aslında laf-ı güzaftır. Transferler için Yücel İLDİZ beklenecekse (Juninho'yu hariç tutuyorum) diğerleri için neden beklenmediğini sormak lazım.
 
Erman ÖZGÜR'ün yaşının 36 olduğu söylenenler arasında. Yıllarca genç futbolcuların karakterli abilerinin yanında yetişmelerini ve onlar için onların yanında savaşmalarını savunan bizler için bir önem arz etmiyor kaptanın yaşı.
 
Erman ÖZGÜR'ün geçtiğimiz sezon ortaya koyduğu performans da dile getiriliyor. Biz de çok saç baş yolduk pas hatalarından. Ancak bir tuhaflık yok mu bu performans düşüşünün ligin ikinci yarısına denk gelmesinde? Forvet hattında hava toplarına hakim Gökhan KABA'yı gönderip her hava topunun bize hücum olarak geri dönmesini sağlayan biziz. Oynatamadığımız ama güçsüz diye gönderdiğimiz, Buca maçında bize gereken dersi veren İrfan BAŞARAN'ın orta sahaya katkısından da mahrum kalmanın sorumlusu biziz. Defansı ve orta sahayı ciddi anlamda rahatlatan Lawal'ı türlü bahanelerle ama özünde oynatamayarak gönderen de biziz. Son maçlara doğru özellikle hırsı ve kestiği toplarla defansa önemli katkılar sağlayan Karim'i de yollayan biziz. Yerine alınanların katkısını gördük üzülerek. Defansı zayıflat, orta sahayı zayıflat, hücumu zayıflat. Ondan sonra alanındaki açıkları kapatırken heder olan kaptana yüklen. Erman ÖZGÜR'ün performansındaki düşüş yönetsel hatadır bence.
 
Peki bunların yanı sıra Erman ÖZGÜR'ü neden istiyorum onu da açıklayayım.
 
Gezi Parkı olaylarına destek vermiş olması ruhumuzu okşasa da bu nedenle değil. İtiraf etmeliyim, bu duruşun taraftarın duyarlılığı ile örtüşmesi diğer nedenlerin üstüne cila olmuştur.
 
Vazgeçilmez bir futbolcu mudur Erman ÖZGÜR? Hayır, vazgeçilmez futbolcu Messi falan değilseniz yoktur. Ancak karakterli futbolculdur. 
 
Karakterli futbolcunun kaptanı ve yönlendiricisi olduğu takımda disiplinsizlik olmayacağına inanıyorum. Maç sonuçlarının sahada belirleneceğine inanıyorum.
 
Türk futbolunda maddi sıkıntının olduğunu biliyor Erman ÖZGÜR. Bir diğer gerekçesi de budur kalmasını istememin. Acı ama gerçek. Bu yönetim döneminde de takım ciddi maddi sıkıntılar çekebilir. İşte bu dönemde takım ruhunu ön plana çıkaracak futbolcu gerekir. İşte bu dönemde yöneticileri daha disiplinli davranmaya zorlayacak futbolcu gerekir. İyi kaptan kriz dönemlerinde takımını idare edebilmelidir. Bu nedenle de kaptan takımda kalmalıdır.
 
Bir diğer husus kaptanın kurumsallaşmanın ne olduğunu bilmesidir. Kurumsal bir yapıda takım içi ilişkilerin nasıl yürütüleceğini bilmek önemlidir. Demirspor kurumsallaşmayı ister mi? Lafa gelince Demirspor zihniyetinden daha çok isteyen yoktur. İcraata gelince kurumsallaşma değil bireyselleşme ön plana çıkmaktadır. Kaptan takımın kurumsallaşmasına da katkı koyabilecek bir birikime (bilgi ve tecrübeye) sahiptir.
 
Son olarak da bu asli özelliklerini saydığım Erman ÖZGÜR kötü futbolcu değildir. Yetenekli futbolcudur. Geçtiğimiz yıldaki gibi zayıf defans ve orta saha hattı olan bir takım kurulmaz ise kaptan oyun kurmada ve gol yollarını beslemede oldukça etkili olacaktır.
 
Bir not da Hüseyin ÇİMŞİR için söylemem lazım. Kendisinden sakatlığı ve yaşına bağlı olarak önyargılarım için özür diliyorum. (Yaşa bağlı önyargım Erman için de vardı. Karakterini oynatmadan bilemezdik.) Erman gibi abilik yapabilecek futbolculardan biri de Hüseyin'dir.
 
Her iki futbolcu ile de anlaşılmayacağını hissediyorum. Özverileri için teşekkür ederim kendilerine.

21 Haziran 2013

Juninho'dan İyi Haber

Taraftarın kalmasını çok istediği ve yönetimden bu konuda adımlar atılmasını istediği Juninho'dan iyi haber geldi. Juninho ile 3 yıl daha Demirspor'da olduğu bilgisi geldi.
http://www.adanademirspor.org.tr/haber-detay.asp?newID=1142

Şener ve Rıdvan ile de anlaşıldı. (Rıdvan'a sevinmek pek mümkün değil!)

Kulübün resmi web sitesinin transfer haberleri konusunda aktif olmasını ve gelişmeleri duyurmasının da olumlu bir gelişme olduğunu not düşelim.

20 Haziran 2013

Transfer Dönemi Klasiği...

Bir transfer dönemi klasiği olarak spekülatif haberler yine devrede; o oraya gitti bu buraya geliyor diye havada uçuşan haberler... Bu haberlerin büyük çoğunluğunun menajerlerin ve bağlantılarının "uçurduğu" haberlere dayanıyor. Elindeki futbolcunun piyasasını artırmak için yapılan nabız yoklamalar!

Adı bir iki gündür Demirspor'la anılan Kasımpaşa'nın golcüsü Adem Büyük, kişisel twitter hesabından (@AdemByK21) Demirspor'la görüşmediğini söyledi.

Adana Demirspor'un şu ana kadar gerçekleşen tek transferi Tavşanlı Linyit'ten Mesut Saray oldu. 1987 doğumlu oyuncu 2 sezondur Linyit'teydi; öncesinde de uzun süre Çanakkale Dardanel forması giydi.

Görüş Alışverişi Devam Ediyor

Kongre öncesi ve sonrası, memleket gündeminin izin verdiği ölçüde, Şimşekler Grubu ile temasımız aynı yoğunlukta devam ediyor. Görüş alışverişi içerisinde yeni öneriler ortaya çıkıyor. Ankara Tayfası, taraftarlıktan gelen gücünü kullanmaya devam ediyor her zamanki gibi! Yönetimle de bu doğrultuda temaslar oldu ve olacak.

Ankara'da yakın zamanda bir buluşma ile gelişmeler paylaşıp kendi aramızda da bu konuları konuşacağız. Onur Biçer bu yönde Facebook duvarımıza bir duyuru bıraktı. Orayı takip edebilir isteyenler.Tarih ve zaman netleşince buradan da yeniden duyuracağız.

19 Haziran 2013

Direnen Demirspor - Duran Demirspor

Memleketin her yerinde anti-otoriter halk hareketi içinde iktidara direnenlere, polisin aracılığı ile muktedirlerin neler yaptığını gördük. Can bile aldılar! gözümüzün içine baka baka adam öldürdüler. Vatandaş, sana boyun eğmem dedikçe, eğdirmeye çalışanlar kafamıza vursa da halk yeniden bir yol buluyor. Bu kez de duruyor!


Farklı şehirlerde yüzlerce insan durarak tepkisini veriyor iktidara.

Biz de yer yer direniyoruz yer yer olduğumuz yerde duruyoruz Demirspor yönetimlerine karşı. Hangisi daha iyi bilemiyorum. Ama tepkimizi öyle ya da böyle vermeyi her kesim gibi biz de öğreniyoruz... Bazen konuşarak bazen susarak.

Durduğumuz yer, ilkeli tavrımız!

14 Haziran 2013

Demirspor'a Yakışan İsimler Olsun

Yönetimin belli olmasıyla birlikte transfer dönemi başlayacak. Mustafa Uğur ile yollar ayrılmış ve sportif direktörlüğe eski oyuncularımızdan Bayram Oral getirilmiş.

Eski hataları, acıları, kızgınlıkları unutmak-aşmak gündemimizdeyken, bundan sonrası için ilk adımların güven verici şekilde atılması lazım.

Transfer sezonu için her zamanki beklentimizi hatırlatalım: Teknik direktör ve futbolcu tercihlerinde Demirspor camiasını utandıracak, bize yakışmayacak isimlere kulübümüzde yer vermeyelim. Bugüne kadar gittiği her camiada başarısız olmuş, isimlere yeni başarısızlık deneyimi için Demirspor'un kapısını açmayalım.

Tabii ki bu sözleri önce Ümit Özat ve Yılmaz Vural gibi isimler için yazıyorum. Bu isimler olmaz!

Utanmayı İsterken...

Altınordu maçı öncesinde futbolcular idmana çıkmazken parasızlıktan, başkanlık söz konusu olunca muslukları açanı unutmuyoruz.

Taraftarın sesini, paramla döverim tarzı yaklaşımla bastırmaya çalışanları unutmuyoruz.

Plaka projesinin baltalanışını, destek verilmeyen, rafa kaldırılan kredi kartı projesini unutmuyoruz. 

Kendi taraftarına dava açanları unutmuyoruz.

'Adana' kazansın diyenleri unutmuyoruz.

Taraftarın istifa yürüyüşünde bastıracağı afişleri diplomatik manevralarla engelleyenleri unutmuyoruz. 

28 Mayıs yardım gecesinde telefonlara çıkmayanları, üç kuruşu bu kulüpten esirgeyenleri unutmuyoruz. 

Renkten renge giren kravatları, flamaları unutmuyoruz.

Kimseden fikir almam, kendi bildiğimi okurum yaklaşımlarını unutmuyoruz. 

Unutamadıklarımız voltranı oluşturmuş başımıza gelmiş. Amacım köstek olmak değil, zaten gücüm de yetmez. Unutmadığımızı, unutulmayacağını unutturmamak adına bir kez daha yazıyoruz hepsi bu.

Adana, silkelenip boyunduruğundan kurtulamadı. Eskinin kötü aşçılarından bugün yine iyi yemek bekliyoruz. Başka da yapabileceğimiz bir şey yok, can-ı gönülden utanmak istiyorum.  

12 Haziran 2013

Yeniden Mustafa Tuncel

Aşağıda Göktuğ'un yazdığı gibi, alternatif çıkmayınca, yeni isimler kendini göstermeyince, gösterir gibi olanlar sözlerinin arkasında durmayınca, dönüp dolaşıp aynı isimler Demirspor başkanı oluyor. Mustafa Tuncel, bugün yapılan kongrede 4. kez Adana Demirspor başkanı seçildi.

Tuncel, cezaevinden çıktıktan sonra Demirspor yönetimi için en güçlü aday olarak gösteriliyordu. Şu anda kaynak yaratma ve mali destek bulma konusunda Adana'da Tuncel'den daha güçlü bir isim görünmüyor.

Yönetimine eski başkanlardan Mehmet Gökoğlu'nu da aldı. Her iki isim de Demirspor taraftarının çok sevdiği, iyi andığı isimlerden değil. Blogun takipçileri, onlar hakkındaki genel düşüncemizi biliyor. Bilmeyenler de blogta kısa bir arama yapıp bunlara ulaşabilir. Bu iki isimden de kendileri hakkındaki olumsuz düşüncelerimizi tersine çevirecek girişimler bekliyoruz. Demirspor'u iyi yönetmelerini bekliyoruz. Hepsi bu.

Tuncel, kongre'de yaptığı konuşmada taraftarla birlikte bu işi götürmek istediklerini söyleyerek bizi sevindirdi.  Gökoğlu da yönetime geldiği son kongrede -geçen yıl-  Taraftar İlkeleri'ni kabul etmişti. Bu yönetiminde de söz konusu ilkelere bağlılığını görmek isteriz.

Şimşekler Grubu liderlerinden Adem Tel de kongre'de konuştu ve başarının gelmesi için birlik bütünlüğün gerekli olduğunu, bu yönetim etrafında herkesin birlikte hareket etmesini dilediğini söyledi. Geçen yılki yönetim-taraftar ayrılığının başarı getirmediğini görmüştük. Bu açıdan bu birlikteliğin adımlarının atılması açısından olumlu bir kongre oldu.

Sonuçta Demirspor eski isimlerle yeni bir döneme giriyor. Eski hatalardan ders alınmış olmasını ve gerçekten yeni bir sayfanın açılmasını diliyorum.


11 Haziran 2013

Alternatif Yaratamamak

Alışılagelmiş kongre süreçlerinden birisini daha yaşıyoruz. Demirsporun matematiği hiç değişmiyor.Mustafa Tuncel adaysa başkan oluyor. Öyle bir hiyerarşi var ki söylenilenlere göre geçen sene memleketin ileri gelenlerinin inadını kıramadığı Gökoğlu bile sorgusuz sualsiz ikinci adamlığı kabul ediyor. Diğer isimler ise kemikleşmiş 15-20 kişilik yönetici torbasından seçilecek 8-9 kişiden oluşuyor. İşin taraftar kısmına bakarsak kongre sürecinde bizde aynıyız. Her seçin öncesi yazıyoruz. Artık kalıplaşmış yorumlar var. Bir kongre jargonu bile edindik diyebilirim. Yıllardır aynı yolu deniyoruz ama bir sonuç alamıyoruz. Tek liste ile gidilecek seçimde sonuç belli gelecek isimlerde. Bana kalırsa alternatif yaratıp gelecek isimleri değiştiremiyorsak sezon öncesinde ve sezon boyunca gelecek yönetimin aldığı kararlarda fikrimizi nasıl beyan edebiliriz. Onların kafasında taraftar bu duruma ne der fikrini nasıl canlı tutabiliriz bunun yollarına bakmak lazım. Bunun için daha ilk günden itibaren işin takipçisi olduğumuzu göstermemiz gerekiyor. Bu takibi yapılan işleri küçümseyerek, ön yargılı davranarak , hakaret ederek, bunlar yaptı yanlıştır diyerek değil. İyi işlerde hakkını vererek kötü işlerde akılcı yorumlar ve yazılar ile baskı oluşturarak yapmamız önemli. Alternatifi yine aynı isimlerden oluşacak bir yönetim ile yola çıkıyoruz.Gelecek isimler değişse de fikirler aynı olacak. Olayları biraz akışına bırakarak yapılan işleri objektif olarak değerlendirerek adım adım ilerlemeliyiz. Eğer bir yanlış görürsek tepkimizi her ortamda sonuna kadar verelim. Ama ilk günden çatışma üzerine kurulan bir taraftar-yönetim ilişkisi Demirspor'a yarar sağlamayacaktır. Siyaset yapmayalım diplomasi ile ne kadar etki edebilirsek sürecin içinde olalım.

9 Haziran 2013

Halk Hareketi Devam Ediyor

Gezi Parkı'nda başlayan halk hareketi tüm yurtta devam ediyor. Dün Taksim'de, Kuğulu Park'ta, İzmir'de her renkten formalı "çapulcu" sokaktaydı; hareketi büyütmeye devam etti. Halk sokaktaysa korkuya geçit yok. Siz de giyin Demirspor formanızı, sesinizi yükseltin, korkuya geçit vermeyin.

Tayfa'dan Okan Akdoğan, Hem İstanbul'da hem Ankara'da Demirspor formasıyla direnişteydi, onun yazdıklarını, yaşadıklarını paylaşıyoruz:

"Direniş'te Asıl Yaşananlar

Nefes almak zordu Ankara'da. Çünkü birileri ciğerlerimi kesiyordu İstanbul'da. Fakat cuma günü iki çok önemli sınavım vardı. Fazla büyük bir olay yoktu ama yüreği titriyordu insanın. Ve deplasman yolculuğu başladı sınavlardan sonra.

 Daha varamamıştık ki İstanbul'a kara bir haber geldi gecenin 4 buçuğunda. Ankara diyordu mesajda. Ardından bir de İstanbul. Yol bitmedi, bitmek bilmedi. Sabah vardık. İstikamet İstiklal'di. Birçok direnişçi mahsur kalmıştı parkta. Arada ise çevik kuvvet.. Öğlene doğru kalabalık arttı. Halk şimdi dillerde dolaşan o komik sloganları atıyordu. Bazı yerler yıkıktı kırıktı ama bir yandan etrafı toparlıyordu, temizliyordu. Ve birden çevik kuvvet üzerimize yürümeye başladı. Ara sokaktaki bir çaycının üst katına sığındık. çevik kuvvetin arasında ise ellerinde sopalar olan insanlar vardı. Kalabalığın üzerine yürürlerken çevreye de zarar veriyorlardı. Pencereden baktığımızı gördüler ve bulunduğumuz binanın içine biber gazı attılar. Hepimiz yerlerdeydik, astımı olan bir arkadaş baygınlık geçirdi. Dışarısı da biber gazıydı ama içerisinden daha az yoğun olduğundan tüm gücümüzle kalkıp pencereleri açtık. Bizi gören bir grup TKPli çevik kuvveti üzerine çekti ve biz de o sırada o binadan kaçıp ana caddeye çıktık ve kendimizi kaldırımlarda yerlere bıraktık. Kendimize biraz gelince duramadık yerimizde ver kız arkadaşımla tekrar kalabalığa katıldık. Çevik kuvvet saldırıyor, ülkücüsü, koministi, sosyalisti, cumhuriyetçisi, galatasaraylısı, beşiktaşlısı, fenerbahçelisi, adanademirsporlusu, adanasporlusu, karşıyakalısı, göztepelisi, trabzonlusu, gayi, lezbiyeni, travestisi her kesimden halk direniyordu. Hatta bir sürü turist de vardı. Perişan halde olan turistin biri gelip yardım istedi limon verdim kendine gelince tekrar ön tarafa geçti. Gün boyu direndik. Saat 4 gibi ise yorgun düştük, sol görüşlü olsak da ülkücü olan arkadaşların evinde kaldık. Ertesi yüzbinler taksime yürüyünce çevik kuvvet çekilmek zorunda kaldı. 

Günlerdir Gezi Parkında aç susuz mahsur kalan halka yardım edildi. barikatlar kuruldu. Fakat geri çekildik diyen polis gece aniden saldırıya geçti. Gümüşsuyu Askeri Hastanesi'nin orada çok çetin bir çatışma yaşandı. Polis kurduğumuz barikatları aşamayınca askeri hastanenin içinden direk aramıza girmek istedi fakat oradaki askerler polise izin vermedi. Bunun üzerine polis 'kapıları açın yoksa sizi biber gazına boğarız' diye tehdit etti. Askerin cevabı ise kesin ve netti: 'Siz biber gazını atın, biz de atacak bir şeyler buluruz'. Daha sonra askeri hastane kapılarını bize açtı, yaralılarımızı tedavi etti, gaz maskesi dağıttı. Beşiktaş'ta bulunan arkadaşlardan ise kötü haberler geliyordu. Polis Çarşı Grubunu BAÜ kampüsüne sıkıştırmış durmadan saldırıyormuş. Birçok tutuklama gerçekleşti. Birçok yaralı vardı. Buna rağmen herkes inançlı ve diriydi. Sabaha karşı saldırı durunca herkes hep birlikte temizliğe başladı. Ac olanlara ücretsiz yiyecek içecek dağıtıldı. Çevre düzenlendi ve provokatörler susturuldu. Partisi, sosyal örgütü olanlar sadece kendilerine ayrılan yerlerde bulunuyor bu yerlerin dışında siyasi bayrak flama kullanmasına izin verilmiyordu. Türk bayrağı dışında bayrak açtırılmadı. Yaşadığım kısa bir olayı anlatayım. Yorgunluktan yere yığıldık kaldık ve bir süre sonra 7-8 yaşlarında taç satan bir çocuk geldi. Abi taç alır mısınız? dedi ben de, özür dilerim küçük, paramız yok günlerdir buradayız, dedim. Çocuk elindeki döneri bize verdi ve 'abi ben çalışıyorum para kazanıyorum siz açsınızdır bunu yiyin ben kendime alırım' dedi. Çok duygulandık ve çocuğa yemeğini geri verip parkta yemek yiyebileceğimizi söyledik. Öğlen eve geçtik dinlenebilmek için çünkü uzun süredir aç ve uykusuzluk eve vardığımızda saat 3 gibiydi ve yaklaşık 1-1.5 saat sonra Beşiktaş'tan kötü haberler gelmeye başladı. Dayanamadık ve Beşiktaş'a desteğe gittik. 

Oraya bir türlü ulaşamıyorduk. Polis oradakileri çembere almış saldırıyordu biz de her defasında oraya ulaşacak bir yol arıyorduk. Ara sokaklarda takip edildik. Güvenli hiçbir yer yoktu. acilen uzaklaşmamız gerekiyordu oradan ve bir taksiye atladık. Paramızın yettiği kadar taksi ile uzaklaşınca indik. Kalan yolu yürüdük. Gece geç saatte eve vardık ama uyuyamadık. Sabah kalkıp hazırlandık ve arkadaşlarla Taksime gittik. Burada direnişe devam ettik. ellerimizde ilaçlar, göz için ilaçlı su, rahat nefes alabilmek için viks ve sirke.. Üzerimizde helikopterler dolaşıyordu ve ortada hiçbir duman yokken hava şeffaf iken aniden gözlerimiz yandı ve nefesimiz kesildi. Bu diğer biber ve portakal gazından çok daha kötü bir gazdı. onlarca insan yerlere yığıldı. her tarafta kaçışan insanlar ve yerlerde bayılıp yatan insanlar vardı. Ve kalabalıktan, o caddenin her yerinden 'doktorrrr' diye bağrışmalar geliyordu. doktorlar yetişemiyorlardı. Ben bir arkadaşımı kucaklayıp olay yerinden uzaklaştırıp gezi parkına götürdüm. Uyumaya çalıştık toprağın üzerinde ve üstümüzde birşey yokken. Üç arkadaş sıkıca sarılıp ısınmaya çalıştık. Kız arkadaşım çok üşüyordu ve oturdu ben de oradaki ücretsiz yiyecek dağıtan devrim marketlerinden birine gittim altımıza açmak için boş karton kutu olup olmadığını sordum onlar bize battaniye verdiler sonra onunla örtüldük. direniş 5e kadar sürdü. O gün gezi parkında kütüphane ve sınava çalışacaklar için derslik inşaatları başlatıldı. Sınıf arkadaşlarım Ankara'ya dönüp sınava girip girmeyeceğimi sordular paramın olmadığını ve dönemeyeceğimi söyledim kendi aralarında para topladılar ve bana yolladılar. Ben de paranın bir kısmıyla bilet aldım bir kısmıyla arkadaşlara yardımda bulundum ve otobüse atlayıp Ankara'ya doğru yola koyuldum.

Ankara'ya gelirken uyuyamadım ve geldiğim gibi sınava girdim. Sınavdan sonra bahçelide bir arkadaşın evine geçtim orada yorgunluktan uyuya kalmışım 7 gibi telefonum çaldı ve acilen destek ve tıbbi yardım isteniyordu. Hemen yola çıktım yağmur altında bahçeliden Tunalı'ya doğru yürümeye çalıştım sırılsıklam olmuştum önümden toma geçti ve karşıdan polisler geliyordu ve geri dönüp başka bir yol bulmaya çalıştıysam da yine polislerle karşılaştım. mecburen eve dönmek zorunda kaldım. Perşembe günü ise evi taşımak zorundaydım ve o günü ev işleri ve taşınmaya harcadım. Cuma günü ise dışarı çıktım Tunalı'dan Kızılay'a yürüyorduk. Arada yine bir sürü kendini bilmez vardı yolu kapatıp hızla akan trafiği durdurmaya çalışanlar, sarhoşlar vardı. Hepsini teker teker kenara çektim ve uyardım. Polise saldırması için fırsat vermeyin çevreye zarar vermeyin, dedim. Gidip Güvenpark'ta kitabımı okudum. Bugün, cumartesi on binler Kızılay'daydı. fakat ortada hiçbir sorun yokken, kimse çevreye zarar vermemişken, polisler saldırıya geçti çevreye ve halka zarar verdi hem de hiçbir uyarı olmadan.

Ben yarın tekrar gideceğim. Neden mi? Çünkü ben Adana Demirsporluyum. Biz asla vazgeçmemeyi çok iyi biliriz. İnadına direniriz. Biz halkın takımıyız. Biz halkın yanındayız, halkız. Eğer buna karşı olan bir kişi varsa aramızda çıkıp da 'ben Demirpsorluyum.' demesin."

6 Haziran 2013

Kongreye Giderken - 2

Ülkemin can acıtan yoğun gündeminde, gözler buğulu iken ve yine övünürken Demirsporumun taraftarıyla, hiç mi hiç giresim yok aslında Demirspor ile ilgili çirkin konulara. Lakin yazsam olmuyor, yazmasam olmaz. Mevcut yönetimin transfer politikasına ilişkin bir şeyler de karaladım ama bu gündemde ona yer yok, bekletiyorum. 

Dün yine kongremiz vardı. Kongre tarihini duyduğum anda bir hafta ertelenir, aksini bünyemiz kaldırmaz demiştim. Demirspor artık kongre rezilliklerine, "sahiplenilme" gibi alçaltıcı kavramlara, aday olmayıp da olanlara, kulislere aşina. Bir de buna baş kaldıranlara...

Bugün Selahattin AYDOĞDU bir açıklama yapmış, yanlış hatırlamıyorsam Haberads'de okudum ama siteye erişimde bir sıkıntıları var herhalde teyit edemedim, aynı haberi Demirsporplatformu'nda da gördüm. Biraz yorumlamak istedim.

AYDOĞDU diyor ki; camia beni isterse ben varım. Diğer bir ifade ile diyor ki; benim aday olmam için camia beni istemeli. Yani Demirspor'a başkan olmak için camiadan davet bekliyor veya icazet veya her neyse artık. Bu yaklaşım bence doğru değil, Demirspor başkanlığı için kimseye davet götürülmez, başkanlığa talip olunur. Camia da kararını kongrede verir. Bunun aksi yıllardır kongrelerde cereyan eden ve kirlenmenin ilk adımını oluşturan kulislerden beslenmektir. O kulislerde kim kime ne der, gerçek anlamda kimse bilmez. Şeffaflık daha ilk aşamada kaybolur.

Bu söylediklerimde hatalı isem, yani aslında AYDOĞDU bu açıklaması ile doğrudan ben "adayım" demiş ise -ve "sözlerinin arkasında" olduğunu dile getiriyor- o halde aklıma şu soru geliyor; kongre ertelenmeden önce nerdeydiniz, neden Demirspor'u yine gecikilen bir haftaya, taraftarı belirsizliğe, daha kötüsü sıradanlaşan kongre açmazına maruz bıraktınız?

Selahattin AYDOĞDU'dan taraftar ümitli. Kulübe yeni bir soluk getireceği gözüyle bakılıyor. Ancak ilk hamleler alışıldık hamleler. Sayın AYDOĞDU sizden ricam, başkan olacaksanız, koltuk değiştiği gibi eski uygulamalar da değişsin, yoksa hiç girmeyin bu işlere, yıpratmayın kendinizi de bizi de. 

Ülke gündemi imkan verirse ilerleyen yazılarda AYDOĞDU ile ilgili birkaç değerlendirmem daha yer alacak. Bugünlük bu kadarı kafi. 

Öte yandan Mustafa TUNCEL hapisten çıktıktan sonra yine ismi anılmaya başlandı. Onunla ilgili de fırsatım olursa değerlendirmelerime yer vereceğim. Ancak Demirsporplatformu'na göre "aday değilim" dememiş, "şimdilik aday değilim" demiş. Ya adaysınızdır ya da değil. Sayın TUNCEL, şu ana kadar çizdiğiniz tablo ile yok geçmişinizden farkınız. Aday olacaksanız neden bu hafta yoksunuz? AYDOĞDU'ya yönelttiğim eleştiriler sizin için de geçerli.

Önder SERİN desek, onun da mevcut adayımsılardan farkı yok. 

Demirspor'da ne kadar zormuş arkadaş çıkıp ortaya bangır bangır "adayım" demek, planını projeni ortaya koymak. Herkeste bir eveleme geveleme.

Gidişat bende zincirin kırılmayacağı, kırılamayacağı izlenimi uyandırıyor.

5 Haziran 2013

Her şey yolundayken...

Bu gece Tunalı'da, Kızılay'da çoluk çocuk bin farklı görüşten insan eğleniyorken, mutluyken, kimseye dokunmazken Ziya Gökalp'ten yine gaz yedik, yine dağıtılmaya çalışıldık, yine canımıza kast edildi.

İzninizle, bunca yorgunluğun ardından, kendim yazarak anlatacak güçte olmadığım için derdimi anlayan bir Ekşi Sözlük entry'sinden alıntı:

"polis ziya gökalp'te çok "cici"ydi bugün. 
ama ben tanıdım onları, kafama hedef alınan kapsülleri atan ellerini, gece ara sokakta pusuda sırtıma inen joplarını, küfreden ağızlarını, kin dolu gözlerini...
görünce tanıdım. 
alnına kurşun sıkılanları, yaralı halde tekmeler ve joplarla dövülenleri, basılan revirleri, üzerine araba sürülenleri unutmadım. unutmayacağım da... yurdofil"

Biz, barışçıl olabilmek için elimizden gelen her şeyi yaptık. Tüm saldırılara, küfürlere, kışkırtmalara karşı barıştan yana tavrımızı koruduk...

Saldırdılar...

Yarın grev var....Direniyoruz, direneceğiz...

Çiçeklerle, dans ederek, öpüşerek...

05.06.2013
03:19
Direnişteki Ankara

4 Haziran 2013

5. Günün Şafağında...

Ankara'da direnişin 4.günü geride kaldı-kalıyor. Şu an itibariyle Bestekar-Tunus-Kennedy'de ve Kolej'de çatışmalar sürmekte.

Telefonla ulaşabildiğim arkadaşlara bilgiler vermeye gayret ediyorum elden geldiğince zira olur olmadık çok bilgi dolaşıyor. Durum temel olarak şudur: Ankara'da 4 gündür halka polis şiddeti uygulanıyor.

Provokatörler var mı?
Eylemciler orayı burayı söküyorlar mı?
İş amacından saptı mı?
2 Ağaç için mi?

Kimisi meraktan/endişeden, kimisi sırf kışkırtma amaçlı olarak sorulan bunlara benzer binlerce soru olduğunu biliyorum. Tekrar etmek zorundayım, işin temeli şu: Ankara'da 4 gündür hayatımıza kast edecek şekilde polis şiddeti görüyoruz. Her şeyin sorumlusu, her sorunun cevabı bu, bu kadar. Şu an bu bloga bu yazıyı girebiliyor olmamın, hayatta olmamın tek sebebi şans. Resmi olarak henüz açıklanan 3 ölüden biri de olabilirdim, olabilirdik... O nedenle lütfen özellikle anaakım medyada her ne söylenirse söylensin, güvendiğiniz, bildiğiniz, eşiniz, dostunuz, ananız, babanız "Tamamdır, Ankara'da her şey yolunda" demediği müddetçe bilin ki burada işler hala aynı.

Günüm gecem genelde eylemde geçiyor ve eve geldiğimde buralara bilgi taşıyamayacak kadar bitmiş bir halde oluyorum. Umarım her şey güzel bir biçimde bittikten sonra daha detaylı anlatabilirim.

Yarın 5.gün... Gandalf, 5. günün şafağında doğuya bakın demişti...Gözüm, doğuda...

Şafak, az sonra doğacak...

04.06.2013
03:58
Direnişteki Ankara

3 Haziran 2013

Güngören Maçı ve Türkiye

Az önce baş belası olarak lanse edilen twitter üzerinden okudum ve mutlu oldum. Onca direnişten sonra Adana'da sağduyu kazanmış. Polis çekilmiş. Polisin çekilmesi ile birlikte olaylar bıçak gibi kesilmiş. Demek ki; insanlar patlama anlarında baskılanmasalar, ses vermelerine izin verilse, dar kalıplara sokulmaya zorlanmasa gergin ortamlardan bayramlar yaratmak mümkün olacak. Demek ki, aslında artan gerilimin sorumlusu halk değil, Adana direndi ve kazandı. Umarım kalıcı olur. 

Yaşayanlarda ağır travma yaratan Güngören maçından bahsedeceğim ülkemizde yaşanan olaylar doğrultusunda. Tribün psikolojisi ile bakacağım Türkiyeme. 

Konya'da yılların yıkımını atma imkanı elimizin altındaydı. İnanılmaz bir taraftar üstünlüğümüz vardı. Her şey lehimizeydi. Karaktersiz başrol oyuncuları dışında. Son dakikalarda yediğimiz gol sonrasında yaşanan yıkımın tarifi yoktu. Hak etmediğimiz liglerde, hak etmediğimiz sahalarda, hak etmediğimiz isimlerle oynamaktan bıkmış, arzulu bir taraftar ile Konya'da idik. O yıkım insanlarda başlı başına bir hüzün kaynağı iken insanlar tepkisel olarak koltukları kırmaya başladı. Kırılan koltuklar isyan duygusu ile sahaya atılıyordu maçın bitimi ile birlikte. Tribüne zarar veriliyor ama insanlar zarar görmüyordu. Ne olduysa ondan sonra oldu. Genci, yaşlısı, sağlıklısı, hastası, kadını, çocuğu bir kafeste yıkık bir halde iken polis olaya müdahale etti. Kafese biber gazı sıktı. Öncesinde kendisine maskeyi takmayı ihmal etmeden tabi ki. 

İnsanların kaçacak yeri yoktu. Ne oldu, birbirini ezdiler. Ne oldu, koltuklar yağdırdılar polisin üstüne. Ne oldu, tribün tellerine yüklendiler telleri yıkıp kendilerini sahaya attılar. Çünkü yaşamak için nefes almak gerekiyordu. Mecburlardı telleri yıkmaya. O teller yıkıldıktan sonra o insanların karşısında ne polis durabilirdi ne başka bir kuvvet. Nitekim ortadan kayboldular akıllılık ederek. İnsanlarda gazlı acılarını kustular yeşil sahaya. Biberli gözyaşlarını, hasretlerini akıttılar zemine ve ağlaya, inleye döndüler evlerine. Polis müdahale etmese zaiyat koltuklardan ibaret olacaktı, polis müdahale etti, koltuk zaiyatına yaralı insanlar ve yıkılan tribün telleri, kırılan kapılar eklendi.

Bu kez ortada aslında bir acı da yoktu. Bir heves vardı. Barışçı bir gösteri vardı. Verilen  bir zarar yoktu. Sembolik olarak söyleyeyim kırılan koltuk yoktu. 

Polis müdahale etti, ne oldu? Ne oldusu var mı, barış alanları yok oldu. Artık üzülerek söylüyorum ki, tek başına polis üniforması ile gezmek güvenilir olmaktan çıktı ülkemde. Benim canımı korumakla görevli devletin polisi (hükümetin mi demeliyim yoksa) benim canımı yakmakla meşgul oldu. Belki elindeki gaz stoğu ile, jop stoğu ile, bombalarla, silahlarla, devlet gücüyle (hükümet mi demeliyim yoksa) bu eylemleri bastıracaktır kolluk kuvvetleri. Ancak bir yanlışları var, artık insanların güvenini kaybettiler. Açtıkları yarayı asla kapatamayacaklar. İnsanlara kendi ülkesinde güvenle yaşanamayacağını, tek dayanağının kendisi olduğunu acı bir şekilde anlattılar. Yetmedi, onların olmadığı yerlerde asayişin sağlanması, bayram havasının yaşanması sonrasında rollerini de yitirdiler. 

Çıkıp biz emir kuluyuz deseler, hukukun açık kuralıdır, konusu suç olan emir uygulanmaz. İnsanın fiziki bütünlüğüne zarar verecek müdahale suçtur. Kendi ülkesinin vatandaşına, alışveriş yaptığı bakkala, saçını kestirdiği berbere, yemek yediği lokantaya, çayını içtiği çaycıya, hiçbiri siyasetçi olmayan insanına karşı suç işlediler. 

Halkı, Güngören maçındaki gibi bir kafese alıp, müdahale ettiler. Halkı boğdular, şimdi kendileri de çok iyi biliyorlar, yapmasalardı bunu, oluşacak zararın kat be kat fazlasını verdiler. Barış tohumlarının üstünü çiğnediler.

Umarım toprakta çiğnenen tohumlar alınır, polisler bırakır miğferlerini, o miğferlerde yetişir çiçekler. Umarım, umarım...

Halk Hareketi

Türkiye halkı, silahsız-desteksiz-medyaya rağmen bir hareket yarattı ve yılmadan sürdürdü mücadelesini 2 gün boyunca. Dediğim dedik çaldığım düdük diyen, benden olmayan herkes çapulcu diyen zalim bir iktidar, halkı tarafından sorgulanıyor. Bugün artık iktidar yasal olabilir ama meşru olup olmadığı tartışılır halde. Demokrasiyi 4 yılda bir sandığa gitmek, en çok oyu alanın yönetimi zannetmek tarih boyunca yapılan yanlışlardı. Bunu sadece AKP hükümeti değil, gücünü sonsuza kadar süreceğini zanneden bütün diktatörler yaptı. Tarih, bize öğretir; tarihten öğrenmek gerekir. Kimsenin hükmü sonsuza kadar sürmedi, sürmeyecek; halk sözünü sadece sandıkta değil sokakta da söyleyecek. Eğer söz söylemesine izin vermezseniz, o zaman başka yollar da deneyecek; başka yolu yok bunun!

Türk polisinin vahşi uygulamaları, apayrı bir tartışma konusu ama insanları öldürmeye meyletmesi halkın unutmayacağı bir durum olarak da hafızalarda yer etti


Başbakan, kışkırtıcı cümleleri ile kitleyi canlı tutmayı başarıyor sağolsun! Bu sabah havaalanında yaptığı konuşmayla yeniden çizik attı gönüllere; ama neyse ki Reuters muhabiri Birsen Altaylı, Başbakan'a duymak istediğimiz soruları sorarak, "bu memlekette gazeteci varmış" dedirtti. 2 gündür uyuyan haber kanalları, Başbakan'ın ağzının içine bakan medya patronları ve Fatih Altaylı gibi her yanından rezillik akan ukalalar bu memleketin gazetecisi değil, olamaz! Mutlaka daha iyileri, başka birileri var. Her zaman bir ihtimal daha var...


fotolar: Facebook Ankara Tayfası Grubu.

1 Haziran 2013

İnsanları Bu Noktaya Siz Getirdiniz...

Şu anda yaşam alanlarımız savaş alanı. Tayfa'dan kardeşlerimiz dışarıda. Bir araya gelemediler. Kendi yaşam alanımıza sokulmuyoruz. Bizim can güvenliğimizden sorumlu olanlar bizim canımıza kast ediyor. Bu kabullenilebilir bir şey değil. Bu bir MHP, BDP, CHP meselesi değil. Bu bir siyaset meselesi değil. İnsanlar, kendi ülkelerinde "yaşadıklarını" hissetmek istiyorlar. Neden bu noktaya geldik, bunu sormak yerine, bunu sormak isteyenin eline cetvelle vurmaya yeltenen öğretmen edası var idarede. Kusura bakmayın artık öyle öğrenciler yok. Et de benim kemik de. Bizim üzerimizde tasarruf hakkına sahip değilsiniz. Bugünlerde yaşananları sadece bir AVM meselesine indirgemeyemezsiniz, ağaç kesimi meselesine indirgeyemezsiniz. 

Cumhuriyet Bayramı'nda Cumhuriyet Savcıları cumhuriyete sahip çıkan cumhura dava açtığında bu noktaya yolculuk çoktan başlamıştı. 

Otobüslerde Türk Bayrakları aranır olduğunda yolculuk hızlanmıştı. 

Değerlerimize hakaret ettiğinizde yolculuk ilerlemişti.

Polis eliyle insanlara herhangi bir canlıya yapılmayacak müdahalelerde bulunulduğunda yolculuğun kararlılığı artmıştı.

Aynı polis ve idareciler eliyle kulaklar tıkanırken, müdahale keskinleştirilirken yolculuğun fitili de ateşlenmişti.

Masum insanlara güç kullanmak hükmetmek değildir. Hükümet etmek her kesimi anlamak demektir. Umarım bu olaylar bir anlayış çabasını başlatır.

Bu yol çok uzundu, çok ıssızdı, çok yalnızdı.

Direniş Var!


Senin sıktığın biber gazını, Adanalı sabah kahvaltı niyetine yer...




1 Haziran Cumartesi, direnişe devam:

16.00 Ankara Güvenpark
19.00 Adana Atatürk Parkı