28 Nisan 2016

Basın Açıklaması


KAMUOYUNUN DİKKATİNE ! 

Mavilacivert.com, Şimşekler Grubu, Ankara Tayfası, ADS-Der ve Üni-Adanademir ortak basın açıklamasıdır! 

Yıllarca mücadele ettiğimiz ve 21 yıldır uzak kaldığımız Süper Lig’e yükselebilmek için bu sezona yine büyük yatırım ve umutlarla başladık. Bugün geldiğimiz noktada sezon öncesi hedeflerimizden ve beklentilerimizden çok uzakta kalmış olsak da, henüz hiçbir şeyin bitmediği, matematiksel bile olsa ilk 2’ye girerek direkt bir üst lige çıkma şansımızın hala sürdüğü bir gerçektir. 

Bu noktada biz Demirsporlulara düşen görev; bir sezonumuzun daha heba olmaması için, her zaman olduğundan daha fazla duyarlı ve sabırlı olmak, kenetlenmek, üzerimizdeki bu “kaybetme” psikolojisinden bir an evvel kurtulmak ve hedefe ulaşmak için elimizden gelen her şeyi yapmaktır.

Son haftalarda üst üste gelen puan kayıpları sonrasında yine her zaman olduğu gibi bir takım çevreler gerçek yüzlerini göstermişlerdir! Başta sosyal medyada olmak üzere değişik platformlarda çirkin yüzlerini göstererek, çirkin iftiralarla dört koldan saldıranlar, kargaşa ortamından nemalanan, Demirsporun başarısızlığında mutlu olan ve bugüne kadar asla Demirsporluluk ruhuna sahip olamamış zavallılardır! 

Şehrin istisnasız tüm kesimlerinin kenetlenmesine ve desteğine ihtiyacımızın olduğu bu zorlu günlerde, Adana Emniyeti’nin uygulamalarından da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Anlayamadığımız ve hiçbir zaman açıkça dile getirilmeyen anlamsız bir yasakla; Adana, Tükiye’de maç günleri stadına pankart asılamayan, astırılmayan TEK (!) şehir haline gelmiştir. Bunun yanı sıra Emniyet güçlerinin istisnasız her maçta taraftarlarımıza çocuk, yaşlı, kadın demeden uyguladığı aşırı sert ve baskıcı tutum hem bizlere zarar vermekte hem de orta vadede insanların spordan ve tribünlerden kopma noktasına gelmesi yönünde sonuçlar doğurmaktadır. Bu kapsamda; “Adana Emniyeti’nden, bu konularla ilgili gerekli hassasiyeti göstermesini ve ivedilikle tutumunu değiştirmesini talep ediyoruz”. Bizler vatanını ve milletini seven, Cumhuriyet ilkelerine ve ATA’sına bağlı, hafta içi veya hafta sonu demeden yürekten bağlı olduğu takımına destek vermek için maça giden bu şehrin öz evlatlarıyız!

Diğer yandan elde ettiği şampiyonluğu doyasıya kutlamak yerine, buldukları her fırsatta Adana Demispor’un, Adana’da sahip olduğu ağırlığı ve konumu bir türlü hazmedemeyenler her demeçlerinde, şehrin Demirsporlu’luğundan dert yanmaktadırlar. Herkes tarafından çok iyi bilinmelidir ki; Adana her zaman Demirsporlu olmuştur ve öyle de kalacaktır. 

Son sözlerimiz kulübümüzün idareci ve futbolcularına olacak; 

Sayın Başkan, değerli Yönetim Kurulu üyelerimiz, Sayın Yılmaz VURAL hocamız, ekibi ve tüm kulüp çalışanlarımız! 

Girdiğimiz bu son virajda artık belki de atılacak son adımlar için gizlilik konusuna özellikle hassasiyet göstermenizi rica ediyoruz. “Haber alıyoruz” söylemiyle kulübümüzü karıştıran ve bunu göremediğimizi sanacak kadar zavallı olan, özellikle yerel basındaki bazı kişilerle, içeride olan ve aile arasında kalması gereken her şeyi anında dışarı taşıyanlar başta olmak üzere “hiç kimseyi tesislere sokmayın”! Psikolojik savaş verdiğimiz bu günlerde ayrıca bireysel sosyal medya kullanımlarına lütfen ara verin. Kulüp adına bir açıklama veya bildiri yapmak gerekiyorsa bunu sadece ve sadece Adana Demirspor Kulübü resmi hesapları aracılığı ile yapın. Bunları yapın ki, gereksiz bütün söylenti ve bunların yaratacağı huzursuzluklardan, hiç değilse, son dönemde camiamızı uzak tutalım. 

Ve sevgili futbolcu kardeşlerimiz; 

Bizler çok iyi biliyoruz ki, bu takım mevcut kadrosu ile şu ana kadar yaptığının çok daha fazlasını yapabilecek kapasiteye sahiptir. Bu yıl içerisinde performansınızdan çok memnun olduğumuz, stadı birlikte şarkılar söyleyerek terk ettiğimiz haftalar olduğu gibi, şu veya bu sebeple kötü sonuçlar aldığımız ve maalesef istenmeyen olayların yaşandığı haftaları da yaşadık. 

Şimdi bunların hepsine bir sünger çekme ve geçmişte yaşanan her şeyi unutma zamanıdır! Artık sözün önemli bir kısmı sizde! Ya arkanızda kenetlenmiş koskoca bir şehrin hayallerini, sezon boyunca verilmiş tüm emekleri hiçe sayıp, önceki yıllarda yaşanmış hüsranlardan bir fark yaratmadan, olduğumuz yerde kalacağız… Ya da kalan haftalar için kader birliği yapıp, ayağa kalkacak, bu gidişata dur diyerek 21 yıldır özlenen hasreti bitirip 76 yıllık maziye sahip olan bu “Büyük Camia”nın tarihine geçeceksiniz. 

BİZLER BU TAKIMIN BAŞARISI, CAMİANIN BİRLİĞİ VE BERABERLİĞİ İÇİN BUGÜNE KADAR OLDUĞU GİBİ, BUGÜN DE YÜREĞİMİZİ ORTAYA KOYMAYA VE HER TÜRLÜ FEDAKÂRLIĞI YAPMAYA HAZIRIZ! 
BU UĞURDA GÖZÜMÜZÜ KIRPMADAN CANIMIZI DAHİ VERİRİZ! BÜTÜN AÇIK YÜREKLİLİĞİMİZLE İFADE EDİYORUZ Kİ, BU TAKIMIN BU SENE ŞAMPİYON OLACAĞINA OLAN İNANCIMIZ TAMDIR. 

Saygılarımızla!

25 Nisan 2016

Sayın Yönetim, Gelin Yara Saralım


Yönetim gücünü elinde bulundurmak mutlak hükmetmeyi gerektirmez. İstişare ve tecrübelerden yararlanmak önemlidir. Kendi yönetimimize söylüyorum bunu. Kaderimize söylüyorum desem yeridir. 

Demirspor’a gelen neredeyse hiçbir yönetim ben başarısız olayım, taraftarı kahredeyim, kanser edeyim diye gelmiyor. Yeni umutlar ve enerji ile yönetime talip oluyor ve iyi şeyler yapmaya çalışıyor. Ben şimdiki yönetimin de iyi niyetinden şüphe etmiyorum. Ancak mezarlık yolları iyi niyet taşları ile örülü. Mevcut yönetimimiz de diğer yönetimler gibi geçmişin hatalarını tekrarlamaktan vazgeçmedi. Vazgeçmedi kelimesi de doğru değil aslında, çünkü geçmişi tekrarladığını bilmiyordu bizim yönetimimiz de. İşin acı olan kısmı şu. Her yeni yönetim Demirspor camiasını tecrübe edecek ve yaşayarak öğrenecek diye, biz taraftarlar aynı acıyı tekrar tekrar çekiyoruz. Heba olup gidiyoruz, kaybolan yıllarımızın muhasebesini yapmadığımız için de yeni bir sezona yine yeni umutlarla girip aynı hüsranlara hazırlanıyoruz. 

Yıllardır ama yıllardır yazıyoruz, çiziyoruz. Demirspor camiasında tecrübeli ve teknik insanlar var. Muhasebe alanında var, sağlık alanında var, sanat alanında var, finans alanında var, işletmecilikte var. Var oğlu var. Bu insanlar kendi uzmanlık alanları ile değil de nasıl Demirsporlu oldukları ile akılda kalan insanlar. Vizyonu biraz geniş tutup bu insanlara danışsanız belki size farklı şeyler söyleyecekler. Belki sizleri hata yapmaktan koruyacaklar, belki de sizinle birlikte hata yaptıkları için yükünüze omuz verecekler. Bu adamlar kalıcı gelir projeleri üretiyor, bu adamlar kurumsal yönetim tüzükleri hazırlıyor, bu adamlar kulübün önemli hukuki davalarına gönüllü olarak çözüm arıyor, bu adamlar kulübün tarihini yazıyor, bu adamların borçluluk yapısına ilişkin, altyapıya ilişkin söyleyecekleri var. Transfer politikasına ilişkin söyleyecekleri var. Bu adamlar tribünün içinde, bir nefes ötenizde sayın yönetim ama çevrenizde değil. Vizyonunuzu genişletin, kararı siz uygulayın ama akıl aldığınız çevreyi genişletin. Hiç zor olmasa gerek. 

Gerek duyulması halinde bir heyet oluşturulsun bu adamlardan, resmi bir heyet. Camianın her kesiminden can parçalarını bir araya toplasın ve başlasın bu adamlar üretmeye, yükünüze omuz vermeye, bakarsınız bir şeyler değişir. Evet ilk konumuz resmi bir taraftar heyeti oluşturulması. 

Gelelim yönetimin tenkitlerine: 

Diğer yönetimlerden farklı olarak maddi olanaklarınızın da yüksekliği ile temlik koymayıp borç yapmayacağınızı söyleyerek sene başından taraftara arzu ettiği şampiyonluğu verdiniz. Biz kendi ayakları üzerinde durabilen bir Demirspor istiyoruz. Borcu olmayan, varlıkları olan bir Demirspor. Bizim için asıl şampiyonluk burada. Umarız bu sözlerin arkasındasınızdır ve temlik koymadan, borç yapmadan seneyi kapatmışızdır. Eğer temlik konulmadı ise temlikli eski yönetici alacakları kadar borcumuz azalmış olacaktır. 

Biz sizden şampiyonluk beklemedik, gelecek senelerde şampiyon olacak bir iskelet oluşturmanızı istedik. Size bizi şampiyon yap diye baskı kurmadık. Bu ortamı siz oluşturdunuz. Biz sizden savaşan ve birbiri ile uyumlu bir kadro bekledik. Karakterli bir kadro. Bu kadronun taşları bu sene yerine oturacak, gelecek sene kilit birkaç transfer ile güçlendirilecek ve ligi domine edecekti. Ancak siz hemen olsun istediniz. Bir şeyleri hemen istemenin maliyetli olacağı açıktı. Milyon TL’leri yığdınız kulübe. O milyon TL’ler mütevazi ama karakterli ve genç bir takım için yığılmış olsa idi, belki borcumuz bitmişti. 

Para ile iyi futbolcular alınabilir ancak iyi takım kurulacağının garantisi yoktur. Nitekim pahalı ama ruhsuz bir kadro ile kanser olduk. Yıllarca dedik ki; genç adam kirlenmemiştir veya daha az kirlenmiştir. Onları motive etmek kolaydır, savaştırmak, onlarla birlikte savaşmak kolaydır. Bize genç ve mücadeleci bir takım verin. Vermediniz. Şimdi kendi kurduğunuz takım size ihanet ediyor. Milyon TL’leri alıp, emeğinize ihanet ediyor. Kusura bakmayın sayın yönetim, emeğinize ihanet edilmesinin taşlarını siz döşediniz. 

Teknik ekip seçiminiz başından beri hatalıydı. Demirspor taraftarı duygusaldır. Bir duruş yaratıp, o duruşu benimsemeye ve benimsetmeye çalışır. Kadın bir muhabiri dövme noktasına gelen birini takımın başına getirmeniz hataydı. Bize yakışmadı. Ama gelince sırt dönmedik. Bıktık çünkü krizlerden, kavgalardan ve dedik ki; madem geldi, artık bizimdir. Osman Hoca takımı gerdikçe gerdi, futbol oynatmadı ve top oynamadığımız haftaları sükunetle geçirdik. Masaya yumruğunuzu vurmadınız, vurduğunuzda hem çok geçti, hem yanlıştı. 

Denizli ile deplasmanda berabere kaldığımızda o yumruk masaya vurulacaktı. Bolu’daki rezil yenilgide vurulacaktı. Erciyes maçı sonrasında iş hocaya bırakılmayacaktı. Demirspor futbolcusu baston yutmuş gibi oynayamaz. Şu saçma kayıplara bir bakın. 10 kişilik Bolu’dan bir, Denizli deplasmanından 2 puan daha alsa idik bugün rakipleri titretiyorduk. Bu ihanete imkan verdiniz. Sonraki sahamızdaki Denizli yenilgisi, Malatya beraberliği, Giresun mağlubiyeti hep bu disiplinsizliklerin sonucu idi. 

Osman Hoca’ya biz burada olduğumuz müddetçe o da burada olacak dediniz. Üç hafta sonra adamı yolladınız. Bu kadar çelişkili beyan veren bir yönetimin sözlerine futbolcular nasıl güvenebilir! Takım içindeki güven ortamı zaten yok gibiydi, o da zedelendi. Osman Hoca ile olmuyordu diyelim. O halde Bolu’dan sonra yollayacaktınız, gelen teknik ekibe de takımı yönlendirebilmesi için zaman verecektiniz. Yapmadınız. Tayfur Hoca’yı ateş çemberinin içine attınız. O da buna gönüllü oldu. 

Dünyanın parasını döktünüz bu takıma. Osman Hoca gönderildikten sonra Tayfur Hoca mı getirilmeliydi Allah aşkına. Hoca başarılı da olabilirdi ama bunu test edecek riski almamalıydık. Başarısı kanıtlanmış bir hoca gelmeli idi ve başarısız olsa idi derdiniz ki; "en iyi hocayı getirdik ama olmadı". Şimdi Tayfur Hoca’nın başarısızlığının sorumlusu sizsiniz. 

Bir diğer husus, defalarca yazdık. Yaş ortalaması yüksek takımda hakim olan futbolculardır. Futbolcuların üzerine oynayan kaybeder diye. Kimse oralı olmadı. Osman Hoca, emek hırsızı dedi futbolcularına, eyvah dedik. O emek hırsızı dediği futbolcular, madem öyle, işte böyle dediler, o lafı yedirdiler hocaya, oynamadılar ve gönderdiler. Tayfur Hoca geldi, ilk kriz anında futbolcular oynamıyor dedi. Yine yazdık, yine eyvah dedik. Yine aynı sonucu aldık. 

Anlamıyorum, anlamakta güçlük çekiyorum, hakim olamadığın bir yapıya savaş açıp o yapı ile birlikte zafer elde etmeyi beklemek nasıl bir şey? Mümkün mü böyle bir şey? 

Bunun üzerine dedik ki; Tayfur Hoca bu takım için çok beyefendi kaçtı. Olmadı, bu futbolcuları yönetemedi, onlarla arkadaş olup motive de edemedi. O halde iş işten geçmeden onların dilinden anlayan birini getirin. 

Ercan Albay’ın ismini verdik. Bayılmıyorum Ercan Albay’a. Hatta çok olumlu duygular besleyemiyorum nedense. Ama kendisi iki kriz ortamında takımı ve taraftarı toplamayı başardı. Metin Türel tarzı sert bir teknik adam. Kriz yöneticisi. Bizi toplarsa o toplar dedik. Toplayamazsa da gözü kara bir adamdır, oynamayan futbolcuyu döver, cezalandırır, bizim içimizi soğutur dedik. Tayfur Hoca’da ısrar ettiniz. Ne oldu, Tayfur Hoca ile futbolcu ilişkisi yine öngördüğümüz gibi çıktı. Yine baltalandık ve rakiplerin birer birer puan kaybettikleri haftalarda kan kaybetmeye devam ettik. Sorumlusu kim? Sizsiniz. 

Bilmediğimiz şeyler olduğunu söyleyenler olacaktır. İnanın bu sözleri de çok duyduk. Konuşursam ortalık karışır diyenleri. Zor değil ki; ortalık zaten durgun değil, bırakın karışsın. Biz alışkınız kaoslara. Yeter ki şeffaf olsun yönetim tarzımız. 

Başka bir husus. Tıpkı diğer yönetimlerin yaptığı gibi, siz de sıfırdan kadro kurdunuz. Osman Hoca istedi ise bunu ona olmaz diyemediniz. 

Bir fotoğraf var, iyi bakın ona. Tribünlerden aşağıya koltuklar yağmış, ortalık toz duman, o koltukların hemen arkasında futbolcular. Taraftar ile konuşuyorlar. Nasıl konuşabiliyorlar, çünkü kötü oynadılar ama davalarını satmadılar. Yapamadılar ama ihanet etmediler. Yürekten savaştılar. Hakan ÇİNEMRE idi onlar, Abdülkerim BARDAKÇI idi, Beykan ŞİMŞEK idi, Tayfur BİNGÖL idi, Artun AKÇAKIN idi, Yiğitcan ERDOĞAN idi. Kalan kardeşlerimizi dostlarından ayırdınız. Bu savaşçı iskeleti bozdunuz. Biz bunlarla orta sıralarda oynasaydık ama dimdik olsaydık. Şimdi şampiyonluk ihtimalimiz var, boynumuz bükük. Sorumlusu kim? Sizsiniz. 

Sayın yönetim. İyi niyetinizden asla şüphe etmiyorum. Gelin yol yakınken bizlere kulak verin. İlk iş olarak taraftar heyetini toplayın, ikinci iş olarak Tayfur Hoca’ya teşekkür edin. Ercan ALBAY veya onun tarzında bir teknik adam ile Erciyes karşısına çıkalım. Gelin yeniden başlayalım, seneye de şampiyonluk değil, karakterli bir iskelet kurulması gerekirse seve seve destekleriz. Gelin geleceğimizi birlikte inşa edelim. Bizlere kulaklarınızı tıkamayın. Bakarsınız kanser de iyileşir.

20 Nisan 2016

Kalıcı Gelir


Çok eskilerde yazdığım yazıları kurcaladım biraz. Bulduklarımın özetini vereceğim buraya. 

Sene 2010. 

Kentin Valisi Boluspor’a üç adet otobüs tahsis edilmesine yardımcı olmuş. Bir otobüsün parasının yarısını da üstlenmeyi kabul etmiş. 
Bolu belediye başkanı şehrin Abant gişelerini Boluspor’a tahsis etmiş. 
4 tane de fırın vermiş. 
Daha önce Kızılay’ın işletmekte olduğu büfelerin ihalesini bu kez Kızılay ve Boluspor’a ortaklaşa vermiş. 
Şehrin tüm sokak ve caddelerinin otopark ihalesini Boluspor almış. 

Sene 2009. 

Otoparkı olan futbol takımlarından örnekler. 

Alanyaspor, Kasımpaşaspor, Kaş Gençlikspor, Boluspor, Yeşilköy SK, Karagümrükspor, Keçiörengücüspor, Beyşehir Belediyespor, Sakaryaspor, Bandırmaspor, Arnavutköyspor, Burdurspor, Elazığspor, Uşakspor, Gençlerbirliği, Ankaragücü ve Ankaraspor otoparkları. 

Demirspor’a otopark ihale etmek mevzuata aykırı ise misal aylık 10.000 TL’ye kiralayın. 

Sayın Hüseyin SÖZLÜ, siyasete ve siyasilere mesafeli duran bir oluşum olarak yürekten ifade ediyorum, Adana’da belki de yakın dönemin en çok çalışan ve üreten siyasetçisisiniz. 

Adana futboluna aktarmış olduğunuz kaynakları da duyuyoruz. 

Ancak izin verin bazı basit örnekler vereyim. 

Demirspor öyle günler yaşadı ki; 

10.000 TL tutarındaki deplasman masraflarını karşılayan iş adamına şükranlarını iletti. 

Basın karşısında yöneticileri sarı zarflar içindeki paralarla aşağılandı. 

Gençlerini maddi imkansızlıktan Türkiye çapındaki turnuvalara gönderemedi. 

Eline baklava alan geldi tesislerde reklamını yaptı. 

Tesislerde çalışan emekçiler evlerine aş götüremediler. 

Elektriksiz kaldık ve kalmakla tehdit edildik. 

Demem o ki; bugün elinizden geleni yapmanız bizi bugün mutlu eder ama yarınımızı kurtarmayabilir. Yarınlar için nefes imkanları yaratmalıyız kendimize. Bunu sizin döneminizde yapamazsak sizin emeklerinize de yazık olacak. 

Gelin Adana Demirspor’un efsanesi olun, gelin gerçek anlamda yıllar boyunca unutulmayacak, kazanılan her kuruşta dualarla anılacak bir belediye başkanı olun. 

Artık sizden kalıcı gelir bekliyoruz. 

Sayın Sözlü, eğer bunu yapamıyorsanız örneği deyin ki; başımdan müfettiş eksik olmuyor, elim kolum bağlı. Yapamıyorum. 

O zaman mevzuatını araştıralım. Yapılacak olanlara ilişkin kendi teknik tecrübemizle sizlere gönüllü danışmanlık yapalım. 

Demirspor taraftarıyız biz. Demirspor’a bir adım hizmet etmek isteyenler için ayaklarımız su toplayana kadar koşmakla geçer ömrümüz. 

Ayaklarımız yorulmak istiyor sayın SÖZLÜ, kalıcı gelir istiyoruz.

19 Nisan 2016

Anlamlı Deplasman


Balıkesir deplasmanı gittiğim en anlamlı deplasmanlardan biri oldu. 

Dünyanın kilometresini, emeğini, enerjini, paranı hiçbir skor beklentisi olmaksızın, hatta yenileceğini bile bile harcamak ne kadar garip değil mi? Bu duygunun bir adı var işte: Armanın peşinde olmak. İnsana büyük bir haz veriyor, armanın peşinde olan diğer insanlarla –bu camianın içinde olmayanlara kolaylıkla anlamsız gelecek şekilde- bir arada bir boşluğun mücadelesini vermek. 

Dün tribünde sessizliğin inanılmaz bir sesi vardı. 16 saat yol gitmiş adamlar suskun bir şekilde sahaya bakıyorlardı. Televizyon karşısında da susabilecek adamlar, sessizliği haykırıyordu usulca. 

Futbolcuların tavırlarına, oynanan oyuna hiç gelmeyeceğim. Onu da ele alacağız elbet. 

Ancak bize rağmen, bize inat alınan bir galibiyet var ortada. Bize atıldığı sanılan goller. 

Sanırım armanın peşinde koşmak biraz da bu. Sana gol attığını düşünen bir kitlenin sana gol atmasını istiyorsun. Seni yenmesini, seni ezmesini. 

Çocuklar inanma diye tezahürat yaparken otobüste, gol yemişliğin verdiği mutlulukla dönmeyi hissedebilen tüm şimşeklere binlerce selam olsun.

15 Nisan 2016

Biz Bu Filmi İzledik, Siz Yenisiniz!!!


Tam bir rezalet söz konusu. Dediğimiz yapılmadığı için değil elbet. Değerlendirme açısından ciddi sorunlar yaşanıyor. Buradan bizim algıladıklarımızla yönetimin ve hocanın algısının çok farklılaştığı sonucunu çıkarıyoruz. 

Elbette, yönetme gücünü elinde bulunduran kararı alacak. Ama biz taraftarız. Sedat SÖZLÜ gördüğümüz ilk başkan değil, son da değil. Tayfur Hoca da ne ilk ne son hoca. Biz buradayız, onlar geçici. Biz tecrübeliyiz, onlar toy. Kusura bakmasınlar. 

Osman Hoca, istifa ederken ne dedi? Bu futbolcular sizin emeğinizi çaldı, dedi. Hırsız dedi adamlara. Sonra aynı adamlarla, asıl adamlarla yoluna devam etmeye kalktı. Peki sonucunda ne oldu? Futbolcular oynamadı, hocayı yolladılar. Osman hoca da akıl almaz hareketleri ve kararları ile futbolcuları haklı çıkaracak bir konuma düşürdü kendini. 

Tayfur Hoca, Denizli maçı öncesinde Giresun maçına atıfta bulunarak, futbolcuların oynamadığını ifade etti. O gün şahsi sosyal medya hesabım üzerinden, kaşarlanmış bir taraftar olarak futbolcuları itham eden hocaların başarılı olamayacağını söyledim. Maalesef bu öngörüm Denizli maçında doğrulandı. 

Sonra Hoca istifa etti. Yönetim, hocanın istifasını kabul etmedi. Peki hoca ne yaptı, ilk beyanında futbolcular oynamıyor dedi. İhaleyi futbolculara yıktı. Başkan ne yaptı, kalan 5 maçımızı kazanmak istiyoruz dedi. 

Önce soralım. Affedersiniz, 5 maçı kiminle kazanmayı planlıyorsunuz? 
Bu tabloda kimi nasıl motive etmeyi planlıyorsunuz? 
Azıcık şansımız var, elleriniz ile yok ettiğinizin farkında mısınız? 

Sonra işin diğer tarafına bakalım. Bu ortamda futbolcuların dediğini yaparsak, ruhsuzlar için mağdur hocayı yakmış olmaz mıyız? 
Bu bize yakışır mı? 
Bu hali ile düşününce yakışmaz. 

Ama şunları göz ardı etmeyelim. 

Tayfur Hoca iyi bir kadroya geldi. Osman Hoca tarafından bunaltılmış, baskılanmış bir takımı toparlamak için geldi. Yapması gereken tek şey, stresi kaldırmak, takıma biraz hareket getirmekti. 

Peki, O’nun döneminde ne oldu? Takım var olan hareket kabiliyetini de yitirdi. Çok beyefendi kaldı bizim ligimize hoca. Hırslı olamadı. Elindeki malzemeyi kullanamadı. Oyuncularına ruh katmayı başaramadı ve maalesef onların oyuncağı oldu. 

Yönetim çıkıp şunu dese idi hareketi bize yakışır ve anlamlı olurdu: 

“Biz bu topçuların bu ruhsuzluklarına meydan verip, hocamızı onlara yedirmeyeceğiz. Oynamak istemeyen oynamasın, burası Adana, hodri meydan. Gerekirse şampiyon da olmayız, ama kimsenin oyuncağı da olmayız.” 

Bunun yerine aynı topçulara bel bağlamayı tercih etti ve kendi ayaklarına sıktı. 

Dilerim ben yanılırım ama yönetimlerin bilmediği bir şey var. Kendilerinin ilk kez içinde oldukları sinema filmini biz yıllardır izliyoruz. Mutlu sonla bitmiyor bu film. 

Sıra yönetimin hakkını vermeye geldi. Bir sonraki yazıda.

Harç Tutmadı hatta Bitti.. Yapı Paydos

Memleketin hali ortadayken futbol konuşup yazmak içimden gelmedi; bir süredir yazmıyordum. Kötülüğün, sıradanlığın, ölümün normalleştiği kan gölüne dönmüş ülkede içimiz kapkara olmuşken buna bir de Demirspor'un vurduğu darbeler ekleniyor.

Onur'un yazdığı gibi isteğimiz canını dişine takan, yenilse de arkasında durabileceğimiz bir takımdı. Olmadı. Biz galibiyetlere alışkın, zafer şarkıları söylemeye yatkın bir ahali değiliz. Ona  rağmen canımız sıkılıyorsa, sizlerin ruhsuzluğuna, halsizliğine ve isteksizliğinedir sevgili futbolcular... Aranızda bir kişi bile, "ya küme düşen takıma yeniliyoruz, bu bana yakışmaz" demiyor mu acaba. Tribünlere oynamayın, kendiniz için oynayın, futbol onurunuz için oynayın... dedik ama dinletemedik. Memleket futbolunda karakteri sağlam futbolcu bulmak da zor. O yüzden geçen sene canı gönülden mücadele eden genç ve hırslı kiralık oyunculara hemen yol vermemek gerekirdi.

Aslında mevzu en başından hatalarla örülmüştü. Ne yazık ki yönetim yersiz yere çıtayı çok yükseltti. Şampiyonluk vaadi doğru değildi. İyi futbol oynayan, ligi maç maç düşünen, istekli arzulu bir takım vaadedilmeliydi. Önce playoff sonra ilk iki hedefi konmalıydı. Adım adım gitmeliydik. Beklenti çok yükseltildi. Takıma ve futbolculara çok güvenmiş olabilirler. Ama iddialı olmak, elindeki malzemeyi iyi tanımaktan geçer. Futbolcular da daha olmadan olduk havasına girdi belki bu yüzden. Yönetimin takım ve kamuoyu üstünde etkisi olumlu değil olumsuz işledi. Yönetim bu süreci yönetmeyi beceremedi. Şimdi playoff bile tehlikede.

İkincisi, bence en büyük hata, Osman Özköylü'nün geri gelmesiydi. Hırsını, azmini taktir ettik, eyvallah ama Osman Hoca zaten kendi kurduğu takıma iyi futbol oynatamadı. Futbolcuları suçlayıp gitti, döndüğünde yeni baştan başlayacağını düşündük ama göstermelik bir iki kaç değişiklikle yola devam etti. Madem gönderilecekti, o zaman devre arasında yeni hoca ve onun seçeceği yeni futbolcularla devam edilmeliydi. O da olmadı. Gelen Tayfur Hoca'nın yapacağı çok bir şey yoktu. Sadece takıma yeni bir hava katması gerekiyordu. Anıl'ı sahaya sürmek iyi bir hamleydi, başta tuttu gibi göründü. Ama Anıl o kadar kilolu ki ilk bir kaç haftalık futbol özlemi sonucundaki iyi oyunu dışında yine ağırlığından hareket demeyen birine dönüştü.

Tek tek futbolcuları analiz etmek yersiz olur. Çünkü bireysel hatalardan ziyade takım olamamak bizim sorunumuz. Yine de sezon başından beri "Burak'ı arkaya kaçıralım, Pote'ye versin o da atsın" dışında taktiğimiz yok. Burak dışında Pote'yi besleyen olmazsa gol atamıyoruz. Tiago iki serbest vuruş dışında hiç bir şey yapmadı, tersine hücum düzenini bozdu. Hüseyin'e kızdık, yedeğe çekildi ama kurtarıcı olarak ona sarılıyoruz hala. Onun da gazı kaçtı tabii. Hücumcu ortasaha eksikliğini çok hissettik. Savunmacı ortasaha ihtiyacını da Murat Akyüz'le kapattık ama bu sefer de Attamah'ın aklı bir yerlere gitti; oynamamaya başladı. Devre arasındaki en iyi transfer kaleci Fevzi imiş, o olmasa zaten çok önceden havlu atmıştık. Onur Akbay da defansı toparladı ama yeterli olmadı. Ger, kalan transferler boşa para israfı...

Velhasıl Osman Özköylü'nün attığı harç tutmadı, kendi de tutturamadı başkası da. Bu harç, futbolcular üzerinde disiplinli bir etki yapacak teknik direktörle tutturulabilirdi. Disiplinden kastettiğim bağırıp çağırmak değil. Taktik deha da aramıyoruz. Biraz takım olmak yeterli. Ama bizde kötü oynayan oyuncu, bir hafta kızağa çekilse de ikinci hafta oynayacağından emin. Formayı garanti görüyor. Belki de en baştan bunun garantisi verilmiş, bilemiyoruz...

Futbolcuyu iyi oynatacak bir sistemi yönetim-teknik direktör işbirliği ile yaratamadıktan sonra başarı gelmez. Futbolcunun kafasına göre takılması en büyük sıkıntı ve futbolumuzda sıkça yaşanan bir durum. Bunu başka takımlarda da görüyoruz. Sahada işi yapan onlar, ama o işi iyi planlayacak ve onları yönetecek olanlar dışarıdakiler. Dışarısı çökünce içerisi de çöküyor. Bütün bu yıkıntının altında taraftar kalıyor yine...

Ercan ALBAY Göreve, Acilen


Defalarca sustuk, biz futboldan anlamayız dedik. Bize de taktiksel anlamda mucizeler sunulmasını istemedik. Basit bir isteğimiz vardı. Kazanan değil, savaşan takım. Bu takımı şampiyonluk havasına taraftar sokmadı. Bu konuları ayrıntılı bir şekilde tartışacağız elbet. 

Ancak bir şekilde bu potaya girdik ve ipler bizim elimizde iken, başkalarının eline hediye etmek çok ağır geliyor bizlere. Yine başkaları şampiyon olsun mesele değil, ama biz vermeyelim onlara, onlar alsın. 

İçinde bulunulan durumda acilen aksiyon almamız gerekiyor. Gördük ki; Tayfur Hoca ile bu iş olmuyor. Hoca değerlendirmesine girmenin alemi yok. Basit bir şekilde söylüyoruz. Tayfur Hoca ile acilen yollar ayrılmalı ve acilen başka bir isimle değil Ercan ALBAY ile anlaşılmalı. 

Ercan ALBAY çok büyük adam olduğu için değil, futbol profesörü olduğu için değil. Ama kriz yöneticisidir bu adam. Biz bu sınavdan Ercan ALBAY’ın defalarca alnının akıyla çıktığını, mucizeler yarattığını gördük. Şu anda da artık bir mucizeye ihtiyacımız var. 

Baktık mucize gerçekleşmiyor. Yine Ercan ALBAY’ı istiyoruz. Çünkü bu adam sert ve disiplinli bir adam. Canım cicim ile değil, yeri geldiğinde dayak ile takım yönetiyor. 

Sayın yönetim, binbir emek ile kurduğunuz takım ruhunu kaybetmiş durumda ve özverinize ihanet ediyor. Bu ihanetten dönmenin, dönülemiyorsa cezasını vermenin bir aracına ihtiyacımız var. Bu kişi Ercan ALBAY’dır. 

Acilen, hiç beklemeden göreve getirmelisiniz. Kendi emeklerinizin de heba olmaması için. Harekete geçin!!!

11 Nisan 2016

Yenilin ama Savaşmadan Değil...

Sözüm sadece futbolculara değil. Hatta aslında içinde bulunduğumuz kırgınlığın temel sebebi hepsinden önce yönetimimizdir. Açıklayalım. Dağınık bir yazı, takımımız gibi dalgalı, o düşünceden bu düşünceye savrulan, saçma sapan bir ruh hali içindeyiz. Ama yine de açıklamaya çalışalım.

Anlamsız Puan Kayıpları, Bir Demirspor hastalığı bu. Anlamsızca puan kaybedip kendi ayağımıza sıkıyoruz. O kadar sudan nedenlerle kahrediyoruz ki kendimizi. Dünyanın adaleti yok ve bu adaletsizliği kendi elimizle güçlendiriyoruz. 

Biz Alanya ile deplasmanda 2-2 berabere kaldık, aslan gibi savaştık. Yenilebilirdik de. Sahamızda Alanya’ya karşı maçı can-ı gönülden istedik ve berabere kaldık. Yine yenilebilirdik. 

Karabük bizi hakkı ile Adana’da yendi. Kendi evinde de yenebilirdi. 

Samsun ile deplasmanda berabere kaldık. Maç kesinlikle bizim hakkımızdı. 

Sahamızda Giresun’a kaybettik. Bence adamlar iyi oynadılar ve yendiler ama biz de oyunu çevirmek için savaştık. 

Sahamızdaki Balıkesir maçı. Böyle olmayabilirdi, ama 90+3’de gol yemek de var futbolda. 

Hatta deplasmandaki Altınordu beraberliğine bile stresin yarattığı olağan tutukluk ve risk almama isteği diyelim. 

Adanaspor maçında varlık gösteremedik ama derbi maçtır, anlayışla karşılanabilir bir ölçüde. 

Bu puan kayıplarına ağzımızı açıp tek kelime etmiyoruz. Zaten ligdeki durumumuzu da bu olağan puan kayıpları değil aşağıdaki anlamsızlıklar şekillendiriyor. 

Sahamızdaki Antep mağlubiyeti. Lideriz, savaşıp kazanıyoruz ilk 4 haftada. Ve sonrasında berbat bir oyun. Çok ama çok saçma. 

Deplasmandaki Elazığ mağlubiyeti. Olacak gibi değil. Baston yutmuş gibi bir takım. 

Kayseri Erciyes ile sahamızda oynadığımız maç. Anlamı yok. Anlatılmaz. 

Denizlispor deplasmanı. Golü attıktan sonra anlamsızca durmamız. 

Boluspor deplasmanı. Hava şartları ile anlatılamayacak kadar saçma. 

Göztepe galibiyetinin ikinci yarısından sonra, Giresun deplasmanındaki bu tutuk oyun. Bir mantığı yok. 

Bu saçmalıklardan iki tanesi yaşanmamış olsa idi, bambaşka şeyler konuşuyorduk bugün. 

İyi de bu hakkı bu takıma kim veriyor? Bizi anlamsızlıklar içinde test etme hakkını bu takıma kim veriyor? 

Demirspor taraftarı diğer taraftarlardan farklı. Birçok taraftar takımını tutar, sever, destekler. Bizim taraftar takımı ile nefes alır, yaşar. Hayatının sembolü, kimi için anlamı, kimi için parçasıdır. 

O halde Demirspor taraftarına uygun kadrolar oluşturulmalıdır. Demirspor taraftarı gibi yaşayabilecek bir kadro oluşturulmalıdır. Bunu yapamayan yönetim bugünkü üzüntülerimizin ilk kaynağıdır. Kusura bakmasın kimse. 

Hakan Çinemre’nin alnındaki kan ile kiralık olmasına karşın kendi geleceğinden çok takımı düşünerek oynamasını unutanlar olabilir, ben unutmadım. Artist Beykan’ın sahada nasıl savaşçı ve yeri geldiğinde çirkefçe de olsa kazanma azmini unutmadım. Tayfur Bingöl’ü unutmadım. Kendisi de Alanya’daki performansı ile unutmamıza imkan vermiyor zaten. Abdülkerim Bardakçı’nın mücadelesini ve Demirspor sevgisini unutmadım. Yedek Artun’un dahi istekliliği çıkmıyor aklımdan. Yiğitcan’ın tüm hatalarına rağmen takımı için savaşması. 

Bu saydığım isimler ne uğruna kaybedildi? Zamanında Erçağ’ın başka bir yöneticinin adamı diye damgalanması gibi değil mi? Ya da Erman Özgür solcu diye, sağcı yönetim tarafından tercih edilmemiş olabilir mi? Bu gençler önceki yönetimin transferleri diye göz ardı edilmiş midir acaba? 

Tam içinde olmadan bilmek mümkün değil ama bir şeyi açık seçik biliyorum. Takımın bu sene önceki senelere kıyasla maddi sıkıntısı yok. Önceki senelerin bütçeleri de hiç fena değildi. Bu durumda maddi olanaklar bu futbolcuları elde tutmaya yeterdi ama tercih edilmedi. Yani savaşçı olduğu kesin olan gencecik, koşan takımın dağılmasına göz yumuldu. Sormayalım mı neden diye? 

Osman Hoca! Önce gelmesini, sonra gitmesini istemedik. Gelmesi de hataydı, gönderildiği hafta da hataydı. Yeni teknik adamın takımını maçlar içinde tanıması zorunluluk arz etti. Bu zorunluluğu biz taraftarlar mı yarattık? Hep futbolcuları ve teknik adamları mı suçlayacağız? 

Tayfur Hoca, zor bir ortama gelmedi aslında. Takım kaliteli bir takımdı. Ancak üretkenliği düşmüş, potansiyelini ortaya koyamayan, keyif vermeyen bir futbol oynuyordu. Yapılması gereken, takımı biraz daha iyiye götürmek, biraz kımıldatmaktı, hepsi bu kadar. Küme düşen takımdan şampiyon takım yaratması beklenmedi kendisinden. Hiç kolay maçı olmadı, hakkını yemeyelim ama biz takım savaşma gücünü yitirmesin, hatırlasın istedik. Osman hoca aşırı agresifliği ile takımı frenlerken, Tayfur hoca aşırı dinginliği ile frenliyor gibi hissediyorum. Takıma hırs versin yeter, gerisi zaten gelecek. Anlayamıyorum. Benim sınırlı futbol bilgim bu dengeleri çözmek için yeterli değil. 

Peki, Osman Hoca’yı göndermek riskti. Bunu yönetim de ifade etti. Büyük bir bütçe ile oynayan, şampiyonluğu tek hedef olarak koyan bir takımın, bu hedefe uygun hoca getirmemesi de bir risk değil mi? Tayfur Hoca başarısız olur demiyorum ama kendini kanıtlaması gereken bir hoca. Kanıtlamışlar tercih edilse daha az risk alınmış olmaz mıydı? Bir hocayı gönderirken alınan riskin en azından kağıt üzerinde yerine alınan ile bertaraf edilmesi gerekmiyor muydu? Umarım Tayfur Hoca, artık görünürde kolay olan rakiplerden gerekli puanları alarak bizi mutlu eder ama bu sonuç bile ortada bir yönetimsel hatanın olmadığı anlamına gelmez. 

Son bir soru? Bu sene bütçeyi hiç sormadık. Sormadık çünkü yönetim dedi ki; temlik yok, haciz yok. Bu yönetimin takımdan alacağı olmayacak. Bu beyanın meali şudur: Borçlar en az temlikli iddaa gelirleri kadar azalmış olmak zorundadır. Borçlarımız azaldı mı? Sayın yönetimimiz, bizi maddi yapı konusunda bilgilendirebilirseniz mutlu oluruz. 

Zor değil, taraftarı anlamak. Zor değil, onların mücadelesini hissetmek. Zor değil, onların dörtte biri kadar da olsa savaşmak. 

İnanmıyorsan çıkma sahaya, savaşacaksan taraftar burada.

2 Nisan 2016

Çıkan Kısmın Özeti

Bir süredir bloga yazmamışız. Ama bu süre zarfında boş durmadık Ankara Tayfası olarak. Her hafta halı saha maçları vesilesiyle buluşmaya devam ettik. Yeni arkadaşlar tanıdık, eskileriyle gönül bağımızı kuvvetlendirdik.

Karabük deplasmanına gittik. Grup cezalıydı ve tarih yine bize Demirspor'u yalnız bırakmama misyonu yüklemişti. Tayfa olarak çok yüksek bir sayı yakaladık; bir midibüs ve bir volt ile gittik. Şimşeğimizi yalnız bırakmadık. Zorlu deplasmandan bir puan ile döndük.

Ardından biletlerin rekor sürede tükendiği bir Adana derbisi yaşadık. Bu sefer deplasmanı tersine yaparak Adana yolunu tuttuk. Skor ve oyun istediğimizin çok uzağında olsa da tribünde olmanın hazzını yaşadık.

Biz geçen zamanı yine Demirspor'la yaşadık. Umudumuzu yitirmeden, yılgınlığa düşmeden yaşadık.

Geleceği de onunla yaşayacağımız gibi...