30 Nisan 2009

Mayıs...

Milattan Önce 2,600 yılında piramitleri inşa etmek için dünyanın ilk raylı sistemini oluşturan mühendisin zekasıyla, o raylarda kayaları ittiren işçi kölelerin alınterlerini fark gözetmeksizin sevenler,

1738’de İngiltere’de dünyanın ilk demir rayı ile ocaklardan çıkan maden işçilerinin, boğazlarına yapışan kömür tozları gitsin diye içtikleri biraları, bugün onların şerefine kaldıranlar,

1856’da bu toprakların ilk demiryolu kızgın güneş altında “Symrna – Aidin” hattında inşa edilirken, demiryollarını sömürü ve işgali arttırmanın bir aracı görenlere inat, o tabelaların bir gün “İzmir” ve “Aydın” olarak değişeceğine sonsuz inananlar,

1886’da demirden raylar ilk kez Çukurova’ya uzandığından bu yana, Adana’dan pamuk işçilerinin emeğini taşıyanlar,

1940’ta dünyaya gelenler,
1940’ta konuşmayı, Demirspor’un adıyla öğrenenler,
1940’ta bir demiryolu emekçisinin Muharrem ismindeki oğlunun Mavi – Lacivert formayı giymesinin gururunu sonsuza dek taşıyacak olanlar,

1947’de 10 yaşındayken evden kaçıp Adana’ya gelen küçük bir delikanlının, o kavruk topraklarda bir koca Çirkin Kral’a dönüşerek bu ülkeye kattıklarını, “Bazıları Asla YILMAZ” pankartıyla selamlayanlar,

1955’de bir devin yazdığı bir olağanüstü romanı, İnce Memed’i, ancak dışını gazete kağıtlarıyla kaplayıp okuyabilenler,

Ve bugünlere gelindiğinde, cümle aleme “bir başka tribün mümkün” şiarını kanıtlayan, Demirsporluluğun Şeref – Onur – Gurur olduğunu dünyaya ilan eden; solcusu, sağcısı, zengini, fakiriyle bir bütün olarak Demirsporlu duruşunu oluşturanlar,

Etle tırnak misali tüm demiryolcuları kendinden, kendini tüm demiryolculardan sayanlar,

Her demiryolu işçisinin damla damla terini, onuru olarak görüp sahiplenenler,

Demirsporlular,

Demiryolcular,

İşçiler, köylüler, memurlar, öğrenciler, kardeşler,

Hepinizin, hepimizin 1 Mayıs’ı kutlu olsun…

Yaşasın Adana Demirspor !
Yaşasın 1 Mayıs !

Dünyanın Tüm Demirsporları - 3 : FK Željezničar

Madem ki dünyanın neresinde olursa olsun “içinden tren geçen kentleri de başka bir severim, onların Demirsporlu olma ihtimalleri mutlaka vardır..." diyoruz, madem ki Demiryolculuk kültürünün önemli parçalarından birinin demiryollarının spor kulüpleri, bir başka deyişle Demirsporlar olduğuna inanıyoruz, madem ki tüm Demirsporları kan kardeş görüp, tüm Demirsporları seviyoruz, o zaman dünyanın geri kalanında kalan tüm Demirsporları daha yakından tanımanın vaktidir şimdi…Yolumuz Balkanlar’a düşüyor bu kez.

Öncelikle işe FK Željezničar’ı dilimize çevirmekle başlamakta fayda var. Kulübün tam adı “Fudbalski Klub Željezničar Sarajevo”. Željezničar, Boşnakça’da “Demiryolu İşçisi” anlamına geliyor. Bu durumda Saraybosna Demiryolu İşçileri Futbol Kulübü ya da kulağa daha hoş gelen haliyle Saraybosna Demirspor demekte herhangi bir mahsur yok. İlla ki orijinal ismini kullanmak isteyenlere Željezničar ‘ın “Jeljezniçar” olarak telaffuz edildiğini, taraftarlarının kısaca “Željo” dediklerini de hatırlatalım.

1921 yılında Saraybosna’da demiryolu işçileri tarafından kurulan kulüp, ilk yıllarında etnik köken farkı gözetmemesi ile tanınıyor. Dünya coğrafyasının belki de en kozmopolit alanlarından birinde yer alan Saraybosna’nın Željezničar öncesi spor kulüpleri genellikle belli bir ırka kendilerini adamış kulüpler olarak ortaya çıkıyor. Haliyle, bu kökenler dolayısıyla özellikle maddi anlamda daha rahat destek bulabiliyorlar. Željezničar ise, ayakkabı ve top alabilmek için dans geceleri organize ediyor.

Külübun arması, bizim de takımımızın armasında kullanmakta olduğumuz, dünyada demiryollarının ortak simgesi olan “demir kanatlı buden” ve mavi fondan oluşuyor. Mavi-beyaz ana renkleriyken, mavi-lacivert de sıklıkla kullandıkları bir diğer forma renkleri oluyor.

Takım ilk göze çarpan başarısını 1946 yılında kazanıyor. Bosna Hersek Ligi Şampiyonu olarak, Yugoslavya Şampiyonluğu için Bosna Hersek’in temsilcisi olma ünvanını kazanıyor. Bu tarihten sonra 1970’lere dek sürecek olan kulübün karanlık dönemi başlıyor. Tito idaresindeki Komünist Parti yönetimi, Saraybosna’da yeni bir takım kurduruyor. Blogda daha önce söz ettiğimiz FK Sarajevo(tıklayınız) tam da Željezničar’ın Bosna Hersek şampiyonu olduğu 1946 yılında kuruluyor. Hükümetin “çalışmalarıyla” Željezničar’ın iyi futbolcuları FK Sarajevo’ya “kaydırılıyor.” (Demirsporların kaderleri gerçekten benziyor…Adanaspor’a bedelli/bedelsiz verilen nice Demirsporluyu hatırlıyor insan) Bunun üzerine Željezničar küme düşerken, FK Sarajevo hayli başarılı hale geliyor. Ancak takım, küme düşmeye rağmen direniyor. Bir süre inip çıkmanın ardından 70’lerle beraber yeniden kendini buluyor.

1971 – 72 sezonunda Željezničar, Yugoslavya 1.Ligi Şampiyonu oluyor. 1984-1985’e gelindiğinde UEFA Kupası’na katılan Željezničar, yarı finale dek yükseliyor. Yarı final ikinci maçının son 2 dakikasına dek finali getirecek skoru yakalayan demiryolcular, bir son dakika golüyle Macaristan’ın Videoton takımına elenerek, finalde Real Madrid’in karşısına çıkıp kupaya yürüme şansını kaybediyor.

Araya insanlığın yüz karası o savaş giriyor…Yıllar geçiyor, 1997 – 1998 sezonundan itibaren Bosna Hersek Premier Ligi oynanmaya başlıyor bağımsız Bosna’da. Željezničar, ligin en iddialı ekiplerinden biri haline geliyor. Bosna Hersek’in ilk şampiyonu oluyor. Halen, kazandığı 3 şampiyonlukla, Bosna Hersek Premier Ligi’nde en çok şampiyon olan takım ünvanını elinde bulunduruyor. 1997’den bugüne takım, 3 defa da Bosna Hersek Kupası’nı kazanma başarısını elde ediyor.

Takım, maçlarını yaklaşık 20,000 kişi kapasiteli Grbavica Stadium’unda oynuyor. Stadyumun yapımında işçilerle beraber takımın taraftarları da çalıştıkları için, stadyumlarına ciddi bir bağlılık duyuyorlar.Grbavica Stadium’un hem güney hem de kuzey kale arkasında tek bir tribün grubu yer alıyor: “Manijaci”…İngilizce “The Maniacs” diyorlar kendilerine, Türkçe “Manyaklar” anlamına geliyor. Grup, 1987’de kuruluyor ve bu sebepten TM 87 olarak da anılıyor.

Bizim Anavarza’mız gibi onların da “TM” isminde bir fanzinleri mevcut. 2.lige düştükleri dönemlerde bile ortalama 10,000 seyirciye oynuyorlar (Demirsporlar gerçekten benziyor birbirine…) Tribünlerinde bir de “South Blue Ladies” – “Güneyin Mavi Leydileri” var, The Maniacs’ın içindeki kadın taraftarlardan oluşuyor ve mavi renkli Şirine’yi sembol olarak kullanıyor.

Ezeli rakipleri, yukarıda da bahsettiğimiz şehrin diğer takımı FK Sarajevo elbette. Saraybosna derbileri, görülmeye değer güzellikte oluyor. FK Sarajevo için şehrin nispeten daha zengin kesimlerinin tuttuğu bir takım denilebilir, bu nedenle FK Sarajevo taraftarına “Pitari” - “börekçi” denilirken, bizim Željezničar taraftarına parasızlıktan yalnızca çekirdek alabildikleri için “Košpicari” – “çekirdekçi” deniliyor. Ancak bu anladığımız anlamda tribüne maç izleyip çekirdek çitlemeye gelen taraftar manasıyla kullanılmıyor zira Bosna’nın en ateşli taraftar grupları arasında yer alıyorlar. Adana’dakine benzer bir biçimde Saraybosna için de “Saraybosna, Demirsporludur” denebiliyor zira Željezničar taraftarları durumu şu sloganlarıyla özetliyor; “Sarajevo, bir coğrafi bölge adıdır…Željezničar ise bir felsefe”

Kulüp, futbolla öne çıkmakla beraber, birçok diğer dalda da mücadele vermekte. Hentbolda 1978 yılında Yugoslavya Şampiyonluğu, kadınlar basketbolda 1971 Yugoslavya, 9 defa Bosna Hersek Şampiyonluğu elde etmelerinin yanısıra, satranç, kayak, halter, bowling, masa tenisi, judo, atıcılık, dağcılık dallarında takımlara sahipler. Erkekler basketbol, atletizm, motor sporları, boks ve güreş şubeleri ise savaş döneminde kapanmış ve yeniden açılamamış.

Son olarak, tribün görüntüleriyle sizi başbaşa bırakmadan önce, daha fazla bilgi edinmek isteyenler için linkleri vereyim… FK Željezničar’a, bir başka deyişle Saraybosna Demirspor’a başarılar dileyerek bitireyim…

http://www.fkzeljeznicar.ba
http://www.kkzeljeznicar.ba
http://themaniacs.org
http://www.fkzeljo.com
http://bosnafutbolkulturu.blogspot.com

Liselere !

Sporadana.com'dan: "Adana Demirspor Kulübü Başkanı Bekir Çınar, yönetim kurulu üyeleri, teknik direktör Abdulkerim Durmaz ve futbolcular Belediye Evleri Semtindeki Ramazan Atıl Lisesi’ni ziyaret ederek öğrencilerle söyleşi yaptılar."

Bu daha önce de kendi aramızda konuştuğumuz, olması mutlaka gereken bir organizasyon. İyi bir başlangıç olmuş, umarım devamı gelir. İmkanlar elverdiğince Adana'daki tüm liselere gitmek lazım. Biz her zaman takıma yakın temas edebilmenin, onlarla aynı yerde yemek yemenin, bir arada olmanın kulübümüzün en güzel yönlerinden biri olduğunu düşündük. Bu yönleri liseli kardeşlerimize de göstermemiz lazım. Eline sağlık yönetimin ve akıl edenlerin...O okulda okuyan Demirsporluların dünkü gururunu düşünüyorum...Paha biçilmez...Aynen devam, tüm liselere!

Başımız Sağolsun


Eski Galatasaraylı ve Fenerbahçeli Sedat Balkanlı, 12 yıldır savaştığı ALS hastalığına yenik düşmüş. Yakınlarınaın ve bütün spor camiasının başı sağolsun. Sedat Balkanlı bir kez milli olmuş Norveç'e karşı forma giymiş ve o maçta da kafa golüyle hafizalarımızda yer tutmaktadır. ALS hastalığının tam nedeni bilinmemektedir , normalde doktorlar 2 sene ömür biçmesine rağmen 12 yıl dirayetle savaşmıştır. Tekrar Allah'tan rahmet , sevenlerine başsağlığı dileriz.

29 Nisan 2009

3.Lige Terfi Maçları : Çankırı Demirspor

Türkiye'de tespit edebildiğimiz kadarıyla yer alan 38 tane Demirspor var. Bunlardan yalnızca Ankara Demirspor ve biz Adana Demirspor profesyonel liglerde mücadele veriyoruz, geri kalanlar amatör liglerin bataklığında debelenip duruyorlar...Bu yıl 2 Demirspor'un daha profesyonel liglere dönme umudu doğdu. Çankırı Demirspor ve Eskişehir Demirspor 3.Lige terfi elemelerine katılmaya hak kazandılar.

Çankırı Demirspor, Mersin'de yapılan elemelere katılıyor. Elemeler, tek maç usulü olacak. İlk maçlarını bugün yaptılar. 15:00'da başlayan müsabakada Kırşehir Fatihspor'a 4-1 mağlup oldular. Bu sonuç Çankırı Demirspor'un elenmesine neden oluyor...Üzüldüm kendi adıma

Geriye kalıyor Eskişehir Demirspor...Maçlarını 6-10 Mayıs'ta Kırşehir'de yapacak..Başarılar Dem-Dem!

Hoşgeldin Ati !

Ati'nin kullanımına uygun daktilo Tübitak'ta halkın beğenisine sunuldu

Ankara Tayfası'nın bedeni dev, gönlü bedeninden de dev üyesi Ati, bugünden itibaren blogumuzun yazar kadrosuna katıldı. Kendi açımdan söyliyim, bilhassa deplasman otobüslerinde, orada olmasının müthiş bir güven duygusu yarattığı bir güzel insandır Ati. Bloga da çok güzel katkıları olacağına eminim...

Hoşgeldin Ati...

28 Nisan 2009

Ads Flexi Kartı Hakkında...

Büyük mutlulukla karşıladığımız ve muhtelif suretlerle hakkındaki haberleri ilettiğimiz kulübümüzün kredi kartı ile ilgili olarak edindiğim son bilgileri, müşteri sırrına ilişkin hükümlere de dikkat etmek suretiyle paylaşmak istedim.

Kulübümüz çok güzel bir anlaşma yapmış. Bu noktadan sonra aklında şüphe olanların da gönül rahatlığı ile kartımızı edinebileceklerini söyleyebilirim.

Basında açıklandığı için söylemekte sakınca görmüyorum: 3 ayda 1 Banka tarafından kulübümüze ödeme yapılacak. Yapılacak ödeme oranları da gayet elverişli.

Ancak ödeme yapılabilmesi için belli sayıda kart sahibinin o dönemde harcama yapması gerekiyor. Yani kulübe gelir kazandırmak için kart sahibi olmak değil, 1 TL'lik bile olsa her ay harcama yapmak gerekiyor. En az 1 TL'lik harcama yapan müşteri sayısının da belli bir sayının üzerinde olması gerekiyor. Bu sayı öyle aman aman bir sayı değil. Bence kolaylıkla aşılabilecek bir sayı.

Bu hedef gerçekleştikten sonra ikinci aşamada elde edilecek gelir geliyor. Yapılan harcamalar toplamı belli bir tutarı aşarsa ödenecek komisyon tutarları da kademeli olarak artıyor. Bu kademeli artış da aslına bakılırsa zor değil. Yeter ki taraftar kulübüne gerçekten sahip çıksın ve harcamalarını bu karttan gerçekleştirsin.

Hukuğun genel hükümleri çerçevesinde harcama tutarları bir borçlu cari hesap sözleşmesi gibi belli dönemlerde kulübe bildiriliyor ve mutabakat sağlanıyor. Uygulamada borçlu cari hesap sözleşmesini bilenler hangi dönemlerde harcama bilgilerinin kulübe gönderileceğini de anlayacaklardır, ancak maalesef ben açıklayamıyorum.

Öte yandan her bittiği dönem yenilenmek koşulu da olsa sözleşmenin yenilenme periyotları bence kısa tutulmuş. Sözleşmenin yenilenmesi ticari hayatın genel gerekleri çerçevesinde her iki tarafın da bu işte hedefledikleri oranda kar etmelerine bağlı. Bu nedenle biz taraftarlar üzerimize düşeni yaparsak, bu kalıcı gelir kaynağının sürekli yenilenmesi mümkün olacak.

Açık söyleyeyim, ben taşıdığım endişelerden dolayı bugüne kadar kart başvurusu yapmamıştım. Artık endişelenmiyorum. Gönül rahatlığı ile kartımı alacağım.

Bu güzel anlaşmayı yaptıkları için yönetimimizi tebrik ediyorum. Garanti Bankası yöneticilerine de sundukları güzel imkanlardan dolayı teşekkürlerimi iletiyorum.

Haydi ADS Flexi Kart almaya...

Demiryolcular Şiddete Hayır Diyor!

Bugün 28 Nisan. ITF - Uluslararası Ulaştırma İşçileri Federasyonu'nun aldığı karar doğrultusunda "Ulaşımda Şiddete Son" günü...ITF, tüm dünyada eylemlerle Demiryolu işçileri başta olmak üzere tüm ulaştırma işçilerinin maruz kaldığı şiddete karşı bir farkındalık yaratmak istiyor. Konuya ilişkin Türkiye'de bir çalışma benim bulabildiğim kadarıyla yok. Demiryol-İş Sendikası, ITF üyesi ancak 28 Nisan'a ilişkin bir eylem planı bulunmuyor...Diğer ülkelerde eylemlerin daha etkin geçeceğini umalım...Tüm demiryolu işçilerine şiddetsiz bir iş yaşamı dileyelim...

Evrensel'deyiz...

Mondiali Antirazzisti'ye gidişimiz dünkü Evrensel'in spor sayfasındaydı...Evrensel muhabiri Erman Koçak başta olmak üzere, ilgi gösteren tüm Evrensel ekibine teşekkür ederiz. Gerçekten çok mutlu olduk, ellerine sağlık...

Yazıya şuradan ulaşmak mümkün: http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=50011

"Nasılsınız?"

Dün gece TRT-1'de Tayfun Talipoğlu'nun hazırlayıp sunduğu "Nasılsınız?" programında, tribün liderleri ve temsilcileri konuktu. Program, farklı takımların taraftarlarını bir araya getirme özelliğiyle, bir ilkti. Bu ilkte, Türkiye'nin sayılı tribünlerinden olan Adana Demirspor'un da olması tabii ki gayet normaldi. Demirspor'u Şimşekler Grubu'nun liderlerinden Göksel Tel temsil etti.

Programı 02.30'a kadar seyredebildim; o ana kadar tam bir hayalkırıklığı idi. Tayfun Talipoğlu, tribün kültürüne uzak tavırlarıyla gidişatı iyi bir şekilde yönetemedi. Dozajı düşük tutmak, olası gerginliklere sebebiyet vermemek için bilerek mi böyle yaptı bilemiyorum ama hiç dişe dokunur mesele net bir şekilde konuşulamadı; daha doğrusu Talipoğlu bu konuları açıp sorularıyla katılımcıları yönlendiremedi.

Çok kısa olarak, yüzde 5 kotasının yanlışlışı, cezaların şehirden şehire göre farklı uygulamalar gösterdiği, pankart asma yasağı ve tribün alemine karşı önyargılar olduğuna değinildi. Konukların birbirinin sözünü kesmeme gayreti ve sözü bırakırken gösterdiği saygı ise bende biraz tebessüm yarattı. Sonlara doğru sadece, Diyarbakır-Eskişehir temsilcileri, geçen sene İnönü'deki play-off maçı nedeniyle ikili diyaloğa girdiler. Bir de Bursa-Texas lideri Selim'in aldığı 39 milyarlık cezadan bahsederken, Fenerbahçeli Sefa'nın kıkır kıkır gülmesi dikkatten kaçmadı, yönetmen de o ana fazlasıyla odaklandı...

Göksel Tel, diğer konuklardan farklı olarak, takımın ürünü bir kıyafetle, mavi-lacivert yan çubuklu sweat ile stüdyodaydı; en köşede yer almasına rağmen, giydiği renklerle hemen belli oluyordu. Katılımcıların çoğu takım elbise üzerine atkı tercih etmişlerdi; Karşıyakalı temsilcinin kırmızı-yeşil "pötikareli" gömleği de şık duruyordu.

Göksel Tel, benim izlediğim kısımda, ilk tanışma hariç -alt lig üst lig demeden her tribünden insanı çağırdığı için teşekkür etti Talipoğlu'na- bir kez söz aldı. Az ve öz konuştu. Bazı diğer temsilciler gibi, grubun yaptıklarını anlatmak yerine direkt soruna girdi. Tribün aleminde bir birlik oluşturulması gerektiği konusuna destek verdi; biraraya gelme ve önyargıları yıkma gereğinden bahsetti. Ayrıca "sevgi-saygı-bağlılık" ve kozmopolit gibi Demirspor tribününü simgeleyen anahtar kelimeleri de konuşmasına ekledi. Bence gayet iyiydi.

Onun dışında, Eskişehir 1965'liler Derneği ve Karşıyaka temsilcisi açık ve düzgün ifadelerle konuşarak, programda öne çıktılar. Beşiktaşlı Alen Markaryan ise, daha önce bu tip programlara katılmış olmanın rahatlığıyla konuşuyordu; stüdyo ortamına alışık olduğu her halinden belliydi.

Stüdyoya giden arkadaşlar belki arkaplan bilgilerini de aktarabilirler bize...

27 Nisan 2009

Kartal Yaşar'a geçmiş olsun hediyesi...

Denizli maçından önce futbolcularımız ve yönetimimiz rahatsızlığı nedeniyle hastanede yatmakta bulunan Kartal Yaşar'ı ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletmişlerdi. Hasta yatağından Kartal Yaşar, 3 puan istemişti...Bu haftanın galibiyeti Kartal Yaşar'a hediye oldu...

Geçmiş olsun Kartal Yaşar...
(Foto: sporadana.com)

Bucaspor...

Bucaspor, Bank Asya'ya yükselen ilk takım oldu dün itibariyle, tebrik ederiz. Bizim açımızdan önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum, iyi bir planlama yaptılar sezon öncesinde. İyi transferler, yeni stadyum...iyi de bir ruh yakalayınca başarı ardından geliyor zaten...

Yıllardır şunu yapamadık, yönetsel zaaflar, yanlış transfer politikaları...İzmir'in bir ilçesinin takımı bunu başarabildi...

Neyse, darısı başımıza diyelim. Hatalarımızdan ders çıkarmayı öğreniriz umarım...

Klasman Grubu 15.Hafta "Kaldı 3..."

Fethiye karşısında 1-0 yenik duruma düştükten sonra maçı 4-1 almamız bence müthiş...Uzun süredir böyle bir şey yaşamıyorduk, iyi geldi gerçekten. Turgutlu, içimden tahmin ettiğim biçimde mağlup oldu. Şu koşullarda Turgutlu ile olan her tür ilişkimizi kendimiz belirleyeceğiz. Kalan tüm maçlarımızı kazanırsak Turgutlu'nun önünde bitiriyoruz ligi. Geriye kalıyor Denizli. Bu hafta bir beraberlik almalarını diliyordum içimden, olmadı. Denizli ile ikili averaja kalmamız durumunda, biz önde bitirmiş olacağız. Son 3 maç, Denizli'nin bir beraberlik bir mağlubiyet alması halinde bu iş olacak.

Kalan maçlar;

Turgutlu: Denizli - Adana Demirspor (D) - Fethiye
Denizli: Turgutlu (D) - Afyon - Marmaris (D)
Adana Demirspor: Altınordu (D) - Turgutlu - Afyon (D)

Altınordu maçımız gerçekten zorlu geçecek, Altınordu düşmeye çok yaklaştı, son umutla saldıracaktır. Deplasmanda galip gelme sevincini takımımız bize bu defa yaşatsın lütfen...Bir yandan da kulağımız Turgutlu'da olacak. Bu hafta biz ve Turgutlu galip gelirsek, geriye Denizli'nin Afyon ya da Marmaris'le berabere kalmasını beklemek kalıyor...Afyon maçları rahat geçecektir diye düşünüyorum kendi evlerinde, Marmaris düşmeme iddiasını son haftaya taşırsa (taşısın!) o zaman o deplasmanda Denizli puan bırakabilir...Son hafta Afyon'da play-offlara yükselebiliriz...

4 te 4 yapalım, bu gruptan çıkacağız demiştik...İnanıyorum buna. Biri gitti, kaldı 3...Haydi be Demirspor!

Deplasman ama her manada

Burada bu konuyla ilgili fazla açıklamada bulunmayacağım, burada bahsi geçen hiçbir takımla münasebetim ya da sempatim yoktur. Sadece deplasmana giden bütün takımların taraftarlarının öyle ya da böyle en az bir kere maruz kaldığı bir olay var bu yazıda. Yerel zihniyetin bazen ne kadar acımasız olaylara yol açtığının kanıtı. Yazı Sedat Tunalı'ya aittir.

"Sivas valisini tanımıyorum, ismini dahi bilmiyorum ve bu yazıyı yazarken ismini de özellikle öğrenmek istemedim ki, eski bir gazeteci sayılabileceğim için geçmişten kalan herhangi bir tortu, sadece bu yazı özelindeki eleştirimi etkilemesin.

Beni bu yazıyı kaleme almaya iten; aralarında öğretim üyeleri, devletin saygın memurları ve üniversite öğrencileri de bulunan onlarca Trabzosporlunun gece yarılarına dek cep telefonuma yankılanan bitmeyen isyanlarıydı. Kısa bir araştırma sonrası,söylenenlerin ciddiye alınması gerektiğini öğrendim.

Olay şuydu;

Trabzonsporlu taraftarların bir kısmı, kendilerine ayrılan biletlerin tükenmesi üzerine Sivasspor’a ayrılan bölümden de 1500 e yakın bilet satın alarak maçı izlemek istemiş. (Bu güne kadar hewrhangi başka bir takıma kota uygulanmamış Sivas'ta)

Denebilir ki; Trabzon’a ayrılan biletler bittiyse yapacak bir şey yok, bu durumda valiliğin emrinde olan emniyet güçlerinin Trabzonsporluları içeri almaması normaldir. Buna da Tamam. Diyelim ki Sivaslılarla Trabzonluların bir arada dostça maç izleyeceklerine inanmıyorsunuz.

Bu durumda, Sivas’ın sayın valisine bir hatırlatmada bulunmak isteriz. Sayın Vali, madem bu taraftarları içeri almamaya karar verdiniz, o halde bu biletlerin bedellerini tek tek iade etmelisiniz. Tabi Sivas’ın değil, Devletin valisiyseniz..

Devam edelim;

Sivas polisi, ellerinde biletlerle maça girmeye çalışan kadın-erkek, çoluk-çocuk yüzlerce Trabzonsporluyu stadın etrafında alay eder gibi bir o kapıya bir bu kapıya dolaştırmış ve sonunda bir çember içine alarak biber gazıyla tekme tokat dövmüştür. Mümtaz medyamızdan hiç kimsenin takip etmediği bu Vandalizm, bir devlet utancı olarak tarihe kaydını düşerken, olaya tanık olan Sivaslılar da bu örnek! tabloyu tebessüm ederek izlemişlerdir. O kitlede bulunan Trabzonsporluların yine de şanslı olduklarını düşünerek teselli olmalarını tavsiye ederim. Ölü vermedikleirne dua edeceklerine, bir de konuşuyorlar!

Sivas’ın sayın valisi, eğer Sivas’ın değil Devletin valisiyseniz, Trabzonspor taraftarına bir özür borcunuz var. Değil mi sayın İç işleri Bakanımız??

Bitmedi;

Saha içindeki kıyasıya Sivas-Trabzon rekabetine rağmen, bugüne kadar iki şehir ve takım arasında en küçük bir nahoş olay yaşanmamışken, Sivas valisinin emrindeki emniyet güçlerinin bu tavrı, bu ülkenin çimentosu sayılabilecek iki şehrin insanlarının arasına nifak tohumu saçmıştır. İçişleri Bakanlığımıza düşen, bu nifak tohumunu saçan kişileri incelemek, sorgulamak ve sonuçlarını tüm kamuoyuyla paylaşmaktır.

Aşağıdaki mektup da, maçı izlemeye gittiği Sivas’ta, elinde parasını ödediği biletle, devlet eliyle rezil edilen bir Trabzonsporlunun düş kırıklıklarıyla dolu isyanından kısa bir özet.

Ha bu arada Trabzonspor yönetimi ne yaptı diyenler olabilir, bir şey yaptılarsa da ben duymadım.Ama Çukurbostanspor Yönetimi bir kınama yayınlamış ve işin peşini bırakmayacağızdemiş, yani Trabzonsporlular sahipsezi değil!

***************************************************************************
“İnsan olmayı sorguluyorum sadece

Hayatımda gittiğim ilk deplasman maçıydı. Her şey güzel başlamıştı. Trabzon’dan tamamen kendi imkânlarımız ile güle oynaya yola koyulduk sabahın 5’inde. Sabahın erken vaktinde bizi uyandırması, bize neşe vermesi için çaldığımız ve dönüş yolculuğunda da çalmayı umduğumuz kolbastı ile yola koyulduk. Yolda kimi yerde mola verip flamalarımızı, bayraklarımız açıp kendimizi gökyüzünün kollarında bulduk. Yol boyunca oluşan neşeli ve umut dolu atmosfer ile kendimizi Sivas şehrinin girişinde bulduk. Daha önce “misafir takım için satılan” ve “Sivasspor’un gişelerinden” temin ettiğimiz biletler ile stadyumun yolunu tuttuk. Takımımızı destekleyebilmek adına duyduğumuz heyecan, kendi umutlarımızla birleşip stadyumun kapısına kadar ayaklarımız havada götürdü bizi. Stadyumun kapısına vardığımızda ilk şoku yaşadık; Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırlarında olan bir etkinliğe, nüfusunda Trabzon yazanların alınmayacağı,

-Trabzonlular içeri giremeyeceksiniz bekleme yapmayın şeklinde nazik(?) bir ifadeyle bize bildirildi. Hayatımda hiç bu kadar şaşırmamıştım, yıllardır kitaplardan okuduğum Hitler, Mussolini hayata bakış biçimini karşımda bulmuştum. Kendi ülkemde, sahip olduğum kimliğim nedeniyle, bir etkinliğe katılmamı “bazıları” yasaklamıştı. Derken beklenmedik bir şey oldu, polisler ellerinde cop ve biber gazlarıyla (sonradan öğrendim biber gazı olduğunu o sıktıkları şeyin) insanların arasına daldılar. Ben arkada olduğum için, olayları kalabalığın beni ezmemesi için kaçmaya başlamadan önce yaklaşık bir 5 saniye izleme fırsatı buldum. Polisler copları insanların yüzlerine, karın boşluklarına, boyunlarına aklınıza gelebilecek neresi varsa oraya doğru savurarak; kadın, yaşlı, çocuk demeden “acımasızca” savurarak müthiş bir hızla ilerledi. Yere düşenler bile kendisini kurtaramadı bu darbelerden. Kendimi diğer bir grup polisin içine atarak bu “orantılı güç” gösterisinden(!) sakındım kendimi. Saçı başı dağılmış kadınlar, üstü başı kir pas içinde kalmış çocuklar, kafası kanayan insanlar…Olaylar esnasında balkonlardan bizim dayak yememize “gülen” çok sevgili Sivaslı dostlarımızı da burada bir kez daha saygı ile andığımı belirtiyorum.

Spor yorumu falan yapmayacağım, Sivasspor’un şampiyonluğunu şimdiden kutlarım. Sahada olan olaylarla maalesef bir alakamız olamadı. O kısmı maçı izleme şerefine nail olan arkadaşlara bırakıyorum. Bizi orda gerçek manada “yalnız” bırakan yönetimimize, başkanımıza teşekkür ediyorum. Kimseden ne para ne kayrılma ne de ufak bir çıkarımız olan bir şey istemedik istemeyiz de. Kimliğimizde “Trabzonspor” yazıyorsa ve biz bu yüzden parasını verdiğimiz bir şey için resmi yoldan “gasp ediliyorsak” ve orda polis hala aklıma geldikçe gözlerimi yaşartan “yürüyün lan yürüyün” diyerek taraftarı silah zoruyla korkutma çabalarına giriyorsa ve benim babam, annem, dayım, halam, eniştem “mühim biri” değilse orda bizimle kim ilgilenecek? -Bizim orda ki kimliğimiz tıpkı her yerde olduğu gibi Trabzonspor zira.- İlgilenmekten kastım sadece şu, başkanımız 1(bir) tane kameraman alıp o taraftarın yanına gelse, orda ki kadın, erkek, genç, yaşlı sayıları 600 civarında olan kişi dayak yemese çok bir şey mi yapmış olurdu kulübümüz? Benim derdim ne para ne o kadar gittiğim yol ne de başka maddi bir olgu… O polisin “yürüyün lan yürüyün” diyerek hepimize insanlık dışı muamele yapması hem de ne için? Anayasal hakkımızı engellediklerini kendilerine hatırlatmamızdan dolayı. Şu anda tek istediğim şey yıllardır her şeyimin önüne koyduğum, her zaman canım olan kulübümün beni ve arkadaşlarımı yapılan bu muamele karşısında yalnız bırakmaması. N’olur bir kere ulaşın halimi hatrımı sorun, nasıl olduğumu sorun, canımı sıkan bir şey olup olmadığımı sorun. Lütfen büyük kulübüm lütfen…”

Bu taraftarımız kusura bakmasın;

Ne Trabzonspor Yönetimi, ne o yönetimin abisi ne de devlet, sizin bu beklentinize cevap vermez, veremez…

Güç ve irade, özgürlükten beslenir, özgürlüğü farklı kılan da özgünlüğünüzdür. Bu marka özgünlüğünü büyük bir hızla kaybediyor, özgür olmadığını hepimiz biliyoruz..Yani??
"

25 Nisan 2009

Başımız Sağolsun...

Adana'dan Burak kardeşimizle sanıyorum Ankara Tayfası'ndan tanışmayan yok. Burak, geçen yaz Ankara'ya geldiğinde hep beraberdik, yüzlerimiz gülüyordu. Burak, daha sonraları da Ankara'ya geldi, görüşme imkanı bulduk ancak bu defa o gülümsememizden eser kalmamıştı...Kızkardeşi Beyza'nın hastalığı nedeniyle Ankara'ya gelip gidiyorlardı ailecek...Küçük kardeşimize kalp nakli gerekti, bir mucizeydi kalbin bulunması, çok zor diyordu doktorlar. O mucize oldu, Beyza'ya kalp bulundu, Burak'ı yine gülen yüzüyle uğurlamıştık Adana'ya...

Acı haberi yeni aldık...Minik Beyza aramızdan ayrıldı...Ellerim titriyor bunları yazarken, bu bloga Beyza'nın sapasağlam olduğunu yazmak geliyor içimden yalnızca, gerçeği kabul etmemek geliyor...Olmuyor...Minicik bir can...Boğazım düğüm düğüm...

Başta Burak ve ailesi olmak üzere tüm Adana Demirspor camiasının ve sevdiklerinin başı sağolsun, başımız sağolsun...

24 Nisan 2009

Fethiye Maçı Muhtemel 11

Binlik bir yap-boz'un bininci parçası....

Blogun 1,000. yazısını geride bıraktık, taslakları, henüz yayınlanmadan bekleyenleri hesap edersek aşağı yukarı Mustava'nın 23 Nisan yazısına denk geliyor 1000. Disconnectus Erectus'un yazıya bıraktığı yorumda olduğu gibi, bunun böyle olması da apayrı bir anlamlı olmuş, çok güzel denk gelmiş...

1 seneyi aşkın süredir "yayın" yapıyoruz. İyi günlerimiz de oldu, kötüleri de. 1,000.yazı itibariyle dönüp bakınca, bir şeyler oluşturabildiğimizi hissediyorum. Bu hissiyatımda en büyük etken blogu paylaştığım tüm yazar arkadaşlarım ve okurlarımız...Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum...

"İlk anda birbirinden kopuk mu görünüyor acaba?" endişesi taşımadan; temeline Adana Demirspor'u oturtmuş, a-politik olmayı reddederek siyasete değinen, kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu haykıran, tüm kulüplere ve taraftarlarına saygıyla yaklaşan, biz olmaya gayret eden, dünyanın neresinde olursa olsun başta Adana Demirspor taraftarları olmak üzere her kesimden insanın düşüncelerini açıklayabileceği bir demokratik platform olma iddasını taşıyan bir blog olduğumuza, olmaya çalıştığımıza ve hep çalışacağımıza inanıyorum...

1,000 yazının her biri, bir yapbozun parçaları gibi görünüyor şimdi gözüme. Güzel birleştirmişiz o yapbozu, o 1,000 parçadan masmavi bir tablo çıkarabilmişiz...Emeği geçen herkesin ellerine sağlık, nice 1,000lere Ankara Tayfası!

Mesken, Dinamo Gibi!

12 Eylül yönetiminin "solcuların takımı" olması nedeniyle 1980'lerde kapattığını Bursa'nın "Dinamo Mesken" lakaplı takımı Ertuğrulgazi Meskenspor'un yeniden kuruluşunu blogda duyurmuştuk (http://demirgibiyiz.blogspot.com/2008/12/dinamo-mesken.html)

Dinamo Mesken, Bursa 2.Amatör Küme 1.Grup'ta ilk maçına çıkarak, resmi olarak futbol hayatına geri döndü. Rakip Ahıskaspor'u 1-0 geriden gelerek 10 kişi kalmalarına rağmen 2-1 yenerek lige moralli başlamış oldular. Tebrikler Dinamo...Bundan sonra gözüm bir yandan da sizin oynayacağınız maçlarda olacak.

İyi ki geri geldiniz, ne iyi ettiniz...

(Takımı takip etmek isteyenler için: http://www.meskenliyiz.biz)

Perşembe Konukları #13 : Boğaç Aldemir "23 Nisan"

-------------------------------------------------------------------------------
Her hafta Perşembe günleri,"Perşembe Konukları" köşemizde demirgibiyiz@gmail.com adresimize o hafta gelenler içerisinden bir yazıyı, "konuk yazarımız"ın yazısı olarak blogumuza taşıyoruz. Tüm okurlarımız yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a gönderebilirler.

İki haftadır Perşembe Konukları köşemiz, tamamen benim şehir dışında bulunuyor olmam sebebiyle 1 gün gecikmeli olarak blogda yer alıyor. Bu gecikmelerden ötürü tüm okurlarımızdan özür dilerim.

Bu hafta, aslında tam 23 Nisan Perşembe günü girebilseydim çok daha tarihe uygun düşebilecek bir konuğumuz var. Adana'dan Boğaç Aldemir, babası aracılığıyla bize paint'te yaptığı bir resmi yollamış. Kendisi gibi tüm Demirsporlu çocukların 23 Nisan'ını kutlamış. Hem Boğaç'a hem de babasına sonsuz teşekkürlerimizle yaptığı resmi yayınlıyoruz...İyi ki varsınız Demirsporlu çocuklar!

-------------------------------------------------------------------------------
23 NİSAN
Boğaç Aldemir


Merhaba Ankara'daki Abilerim, Ablalarım,

Ben Boğaç Aldemir. İlköğretim 2.sınıfa gidiyorum. Adana Demirspor'umuzu tutuyorum, bizi Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid'i yenerken görmek istiyorum!

Tüm çocukların 23 Nisan Bayramı'nı kutluyorum

Saygılarımla,

Eser Hoca'nın izinde...

Blogun altyapı haberlerini takip edenler bilirler, genç kalecimiz Ömer Kahveci, aynı zamanda genç milli takımımızın da kalesini koruyor. Son yıllarda, Demirspor altyapısının aldığı güzel sonuçların bizi getirdiği harika noktalardan biri. Yanılmıyorsam, Ömer'den önce Demirspor kalesinden Milli Takım'a dek yükselen son isim Eser Özaltındere. Şu an A Milli Takım Kaleci antrenörü kendisi.

Eser Hoca'nın yönetiminde "1.Uygulamalı Kaleci Antrenörü Eğitim Semineri" Türkiye'de ilk kez Adana'da gerçekleştirildi. Programın daha sonra diğer bölgelere de uygulanması bekleniyor. Seminere, Ömer'in dışında Galatasaray'dan Taylan Arman ve Gaziantepspor'dan Ersel Çetinkaya da katılmışlar. Bu gençler için önemli bir kazanım diye düşünüyorum.

Bu ülkeden yeni kaleciler çıkarmamız lazım, yeni bir kuşak yaratmamız lazım...Bu kuşakta bir Demirsporlu'nun varlığı göğsümüzü kabartıyor...Teşekkürler Ömer...Eser Hoca'nın izinde, aynen devam!

PES !

Kişisel olarak bilgisayar oyunlarıyla pek aram yoktur. Çocukluk zamanlarının atari salonlarında kalmış durumdayım, Mario'da rakip tanımam, Street Fighter'da kapışırım, Fifa 98-99 en son oynadıklarımdır muhtemelen...Bu nedenle son dönem oyunlarını çok bilmiyorum ancak elbette PES'in adını duymuşluğum var.

Adana'dan bir kardeşimiz PES 2008'in Adana Demirspor versiyonunu hazırlamış. Kardeşimizin adına ulaşamadım, görüntüler maille geldi bana, buradan ellerine sağlık diyorum. Şöyle bir bakınca benim bile kalkıp bir yerden bulup bu versiyonu oynayasım geldi...Süper olmuş! Buyrun oyundan görüntülere;

23 Nisan 2009

Umut : 4'te 4

Haftasonu yaklaşıyor...Konuştuğum her Demirsporluda, bir umut..."4te 4 yaparsak, çıkabiliriz bu gruptan..." Aklımız, fikrimiz kalan 4 maçın 4ünü de almak oldu. Neden olmasın diyorum...

Demirspor bu, Onur yazmıştı "aynı sezon içerisinde hem küme düşüyoruz dedirtir, hep şampiyonluk hayali kurdurur" diye...Çok doğru...Elimde bir umut, öylece puan hesapları yapıyorum. Beraber yapalım en azından

4 maç kaldı, 5 puan fark var. Şu anki puanlar;

Turgutlu 51
Denizli 51
Adana Demirspor 46

Fikstüre gelecek olursak;

Turgutlu: Alanya (D) - Denizli - Adana Demirspor (D) - Fethiye
Denizli: Altınordu - Turgutlu (D) - Afyon - Marmaris (D)
Adana Demirspor: Fethiye - Altınordu (D) - Turgutlu - Afyon (D)

Gelelim tahminlere;

İlerleyen haftalar ne gösterir bilinmez ancak Fethiye'nin şu an düşme potasında olmadığı söylenebilir. Yarın bir gün düşme telaşına girdiklerinde oynamaktansa şu an onlar rahatken kendi evimizde oynamak bir avantaj. Turgutlu ve Denizli, biz Fethiye ile oynarken düşme hattında kurtulmak isteyen Alanya ve Altınordu ile mücadele edecek, her iki maç da hayli zorlu. Rakiplerin puan kayıplarına ve dolayısıyla puan durumdaki farkın kapanmasına çok açık bir hafta, iş ki biz Fethiye'yi yenelim...

Bir sonraki hafta bu defa biz, kümede kalmak için her şeyini ortaya koyacak olacak Altınordu ile deplasmanda karşılaşıyoruz. Bu sezon deplasmanlarımız hiç iyi gelmedi bize. Bir önceki hafta dediklerim çıkar da puan farkı azalırsa o zaman iyi bir psikolojiyle yüklenmemiz mümkün...Galibiyet şart zira rakipler birbiriyle oynayacak, o maçın galibi umutlanacaktır o yüzden o maçın galibi olmasın, berabere kalsınlar diye geçiriyorum içimden şu an. Ancak o hafta gelince puan durumuna bir daha bakmak lazım, bize hangi sonuç avantaj sağlayacaksa o olsun diyeceğim...

İşler iyi giderse, bir sonraki hafta Adana'da oynanacak Turgutlu maçında 5 Ocak'ı cehenneme çevirir bu taraftar. Geçen yıl Adana'daki Karabük maçı gibi olur. Karabüksporlular'ın halen kulaklarının uğuldadığını biliyoruz, Turgutlu'ya da aynısı olur derim. Bu hafta galibiyet bizi liderliğe taşıyabilir, önceki haftalara bağlı olarak...Denizli Afyon'la nispeten kolay bir maça çıkacaktır, biz Turgutlu'yu yenip lider olalım rakiplerle bağı koparalım...

Son maçımızda Afyon'a giden otobüsün içinde, tüm bu yazdıklarımın çıktığını konuşalım...Afyon'a gidelim...Şampiyonlukla dönelim...Bu kez geriden gelip play-off'a çıkan, bir sıçrayan, iki sıçrayan ancak üçüncüyü sıçrayamayacak olan o play-off şeytanının bacağını kıralım!

Bu sene Mayıs, öyle bir havada gelsin ki...Vazgeçmek mümkün olmasın!

Bugün 23 Nisan!

23 Nisan 1920
Sinop milletvekili Şerif Bey;

"Burada Bulunan Saygıdeğer İnsanlar, Istanbul'un geçici kaydiyle yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlıyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir.


Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum."



Biz de çeşitli şekillerde teklif edilen yabancı köleliğini kabul etmiyoruz. Ezelden beri hür yaşadık, sonsuza dek hür yaşayacağız.

Teşekkürler size, o zor yıllarda yılmadan mücadele eden, bağımsızlık için gecesini gündüzüne katan insanlar.

Teşekkürler tüm fakirlik ve çaresizlik içinde dahi varını yoğunu bağımsızlığa adamış Türk milleti.


Teşekkürler Gazi Paşa!

Bağımsızlık, bizim de karakterimizdir. Cumhuriyeti ve demokrasiyi en değerli varlığımız olarak saklayacağımızdan emin ol!

22 Nisan 2009

İspanya İzlenimlerim #5

Granada...


Hindistan’a gidip Taç Mahal’i görmediğine bin pişman olan ben, bu kez İspanya’ya gidip El Hamra Sarayı’nı görmediğime hayıflanmamak için Granada’yı seyahat planına eklemeyi ihmal etmemiştim. Endülüs’ün başkentine gidip Granada’ya uğramamak olmazmış zaten!

3 saatlik, oldukça konforlu tren yolculuğunun ardından Granada’ya vardık. Eşyalarımızı hostela bırakarak, Türkleri çok seven hostelın sahibi amcanın tavsiyesiyle San Nicolas tepesine uzun bir yürüyüş sonrası çıktık. Bütünüyle ışıklandırılmış Elhamra Sarayı (La Alhambra) karşımızdaydı. Onca açlığımıza rağmen epeyce yokuş tırmanmamıza değdiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Manzaranın keyfini sürdürkten sonra kazınan midelerimize bayram ettirmek için şehre indik.


Hostelımızın hemen altında bulunan bir Arap Restoranı olan Sultan’ı gözümüze kestirmiştik. Nitekim mezelerden oluşan bizim damak lezzetimize yakın salata tabağının yanında tavuklu pilav tercihimizle amacımıza ulaştık:)

Yorgunluğumuzu da dikkate alarak Elhamra Sarayı'na giriş alternatiflerinden 14:00'te karar kılarak (Diğeri 08:30 idi) günü bitirdik.

Ertesi gün kahvaltı, gezinti ve bir manastır ziyaretinden sonra Elhamra Sarayı'na doğru yola çıktık. Aşağıdaki fotoğrafta, özellikle Granada'da sıkça rastladığımız, bir sokak performansçısı abi ile bendeniz yer almaktayız. Performansı hareket etmemek üzere kurulu, önündeki kovaya bozukluk bıraktığımda kuş gibi ötmeye başlaması ve bana el sallaması dışında:)

Elhamra'ya girişi Türkiye'de soruşturduğumuzda açıkçası gözümüz korkmuştu. 'Gireceğiniz vakitten en az 2 saat önce gidin, çok sıra oluyor' uyarısı, Mart ayında olmamız nedeniyle bizim için geçerli olmadı.

Yazacak çok birşey yok, görmek lazım. Sadece fotoğraftaki bahçe için zamanın hükümdarı 'Cennet gibi bir yer yapın' buyurmuş. Evet güzeldi ama bence cennet daha güzel olmalı!

Tek eksiğimiz, çabalamamıza rağmen saatini denk getiremediğimizden, Granada'da flamenko izleyememek oldu. Ama yapacak birşey yoktu, çünkü ilki kadar kötü olmasa da, yine bir otobüs yolculuğu sonrası Madrid bizi bekliyordu...

Gelecek yazı: Madrid

Locomotive Anatolia!

Mondiali Antirazzisti yolunda önemli bir adım daha... Takımımız "Registered Teams" listesine eklendi: Locomotive Anatolia! Şimdilik 33 takım var listede, Avusturya, İsviçre, İtayla, Birleşik Krallık, Luksemburg, Danimarka ve Kongo'dan katılımlar görünüyor.

Listeyi şuradan takip edebilirsiniz.

Uçak biletlerimizi aldığmızı da ekleyelim, pasaport ve vize işlemlerinde sıra...

21 Nisan 2009

SEVDİM SENİ BİR KERE...

Secher;

''anLatmaya çaLışıpta anLatamadığım ve beni yarı yoLda bırakmayan, aLdatmayan tek sevdam bu renkLer

neLer geLip geçti
kimLer girdi hayatıma
ve şimdi yokLar

aiLe fertLerim
akrabaLarım
eş dost saydıkLarım
şimdi yokLar

ama o hep vardı.

ne ben anLatmak gayretinde oLayım
ne de siz anLamaya çaLışın beni

bırakın da yaşayayım

serseriLikse serseri oLayım,
kötü örneksem, örnek aLmayın,
çekiniyorsanız görüşmeyin,
çekiniyorsanız görüştürmeyin

ne ben anLatmak gayretinde oLayım
ne de siz anLamaya çaLışın beni

bırakın da yaşayayım...''


ADS ALBÜM'den ikinci videoklip;

Sevdim Seni Bir Kere | Şimşekler Grubu from SanaLDarbe1940 on Vimeo.
Aramızda akıllı olanlar parmak kaldırsın :)

Sadece siz ve biz...

"Bir zamanlar bir hikaye hatıratında kalmış bir avuç insan olmak mı?
Hayır hiç zannetmiyorum..."

Bundan yıllar sonra, aynı bizim eski şanlı günlerimizdeki özel insanları hatırladığımız gibi, başka başka demirsporlular bizi hatırlayacak mı diye düşünürdüm ve düşüncelerim daha zor bir hal almaya başladığında, umutsuzluğa kapıldığımda hep biz yani "demirsporu karşılıksız seven herkes" aklıma gelirdi. Bütün dertleri unuturdum.
Şimdi ise geleceğe daha umutla bakıyorum. Sadece bu blogda yazan ve bu blogu takip eden insanlardan almıyorum gücümü. Bütün "demirspor"lulardan ve bütün "demirspor"lardan alıyorum gücümü. Adana'da takımlarına herşeyini veren, bulundukları kategoriyi şenlendiren hatta bulundukları bütün bir coğrafyayı etkileyen taraftarlardan bahsediyorum. Türkiye'de bulunan tüm "demirspor"ların sesi olmaktan bahsediyorum. O güzel insanlar bu işi çok iyi yapıyor. Teşekkür ediyorum.
Bize bir anlamda bu sanal dünyada sahip çıkan ve bizim yapmak istediğimiz şeylere çok inanan insanlara da çok teşekkür ediyorum. Bundan sonra da bizimle olurlar umarım.
Eski geleneklerinden vazgeçmemiş, o eski takımların ruhunu yaşatmaya çalışan gayretli, gönüllü tribün insanlarına da teşekkür ediyorum. Her gayretleri bize ışık tutuyor.
Tüm "demirspor"lara teşekkür ediyorum. Bize ne kadar soylu bir mirastan geldiğimizi hatırlattıkları için.
ADANA DEMİRSPOR'a teşekkür ediyorum. Hayatıma anlam olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı için.
Ve tayfama çok teşekkür ediyorum. Bana kim olduğumu hatırlattığı için...

Şimdi sözcüklerimizin ne kadar anlamsız kaldığını anladığımız bir anı hatırlayalım. Bir maçı düşünelim, herşeyi unutalım... "Sadece siz ve biz" olsun Nejat Yavaşoğulları'nın dediği gibi... Sadece biz ve ADS olsun. Saygılar.

Tarihte Adana Demirspor -9- (26.03.2009)

Geçmişimizi bilmenin önemine bu blogta mümkün olduğunca vurgu yapıyoruz. Nerelerden nerelere geldiğimizi görmemiz, bizlere, aslında nerelerde olmamız ve hedeflerimizi nerelere yönlendirmemiz gerektiğini en iyi şekilde gösterecektir. Blogumuzda her Salı günü temin edebildiğimiz ölçüde arşiv kayıtlarını sizlerle paylaşmak suretiyle geçmişimize uzanacağız ve bu camiayı yönetenler ile futbolculara diyeceğiz ki;

Bize dünümüzü getirin, size yarınlarımızı verelim.
-------------------------------------------------------------------------------

Bugün Türkiye Kupası vesilesi ile cehennemi yaşatabildiğimiz Trabzonspor ile eskiden yılda en az iki maç oynuyorduk. Şimdiki anlayış ile Türkiye Kupası'nda bile oynamak zor. Geçen seneki hezimeti Türkiye Kupası'na bağlayanlar olmuştu malumunuz. Sanki Karabükspor'u 10 kişiyle savaşa savaşa yenen takım Türkiye Kupası'ndan etkilenmemiş, o maçtan itibaren hezimeti yaşatan takım etkilenmişti. Bu anlayışla bu sezon Türkiye Kupası'nı elimizin tersi ile ittik. Oradan gelecek gelirlere sırt çevirdik. Ne de olsa sarı zarflar geliyordu. Gerçi o zamanlar sarı zarf da yoktu, küsmüştü muhterem. Bakmaya yüzü olmaması gerekenler küsüyor, kupalara sırt çeviriliyor, artık büyük diye tabir edilen takımlarla oynamak kupada dahi uzak olaslıklara giriyordu. Güncelden çıkıp geçmişe dönelim ve Trabzon deplasmanını yaşayalım.
Deplasmanda Trabzon'dan beraberliği koparıp alıyoruz. Kemal'in golüyle öne geçiyoruz. Kalecimiz Haluk ve Orhan çok başarılı bir performans sergilemiş ve haftanın karmasına seçilmişler.
Şimdi bekleyin ki; bir Türkiye Kupası gelsin ya da büyük tabir edilen takımlar muhteşem konaklama imkanlarımızdan ve tesislerimizden yararlanmak amacıyla Adana'da kampa girsin de hazırlık maçı yapalım.

Haftaya ezeli rekabete uzanacağız ve Adanaspor ile ilk yarıda 1-1 biten maçın rövanşını oynayacağız.

Kaynak: Hürriyet Gazetesi 1983 yılı arşiv kayıtları