31 Temmuz 2009

Hazırlık maçlarımız...

Spor01.com'un haberine göre, 2.etap hazırlık sürecimizde maç yapacağımız takımlar belli oldu. Program şöyle;

4 Ağustos Qabala (Azerbaycan)
6 Ağustos Neftçi Bakü (Azerbaycan)
8 Ağustos Göztepe
12 Ağustos Sarıyer

Qabala Azerbaycan 1.Ligi'ni geçtiğimiz sezon 10.sırada tamamlarken, Neftçi 8. oldu. Her iki takım da bir süredir Türkiye'de, Kocaelispor, Erciyesspor, Kartal gibi ekiplerle hazırlık maçları yapmaktalar. İnsan karşı taraf Azerbaycan takımı olunca daha bir kardeşce mücadele olur diye düşünüyor lakin futbol bu, sahaya çıkan kimse kaybetmeye çıkmıyor elbette. Neftçi'nin kendi resmi sitesinde son hazırlık maçlarının haberi şöyle verilmiş:

"Neftçi Türkiyedeki talim-meşq toplanışının ikinci merhalesinde ilk yoxlama oyununu keçirib. Komandamız Türkiyenin Bayrampaşa klubunu darmadağın edib – 4:0."

Ayıptır yahu :) "Darmadağın ettik" de yazılmaz ki resmi siteye...Neyse, çıksınlar bakalım bir sahaya...

Diğer iki takım Göztepe ve Sarıyer. Bana sorsalar "hangi takımlarla maç yapılmasını isterdin" diye, her iki takımı da söylerdim açıkcası, güzel olacaktır diye düşünüyorum

Haydi bakalım, gittikçe ısınıyoruz...

Artık Sesimiz Daha Gür Çıkacak!


Kale arkasının cefakar müdavimlerinin özlemiydi Muharrem Gülergin tribününün üzerinin kapatılması. Şimdi bu özlemin gerçekleşmesine çok az kaldı. Gerekli bürokratik işlemler yapılırken bir yandan da proje hazırlandı, malzemeler alındı. Taraftar tarafından uzun zamandır dile getirilen bir istekti bu.

Tribünün üstünün kapanmasıyla, zaten gür olan sesimiz daha da gür çıkacak. 5 Ocak'ı daha da cehenneme çevirebileceğiz. Teşekkürlerimiz Adana Demispor yönetimine.

Yalnız önce şu kombineleri bir bitirelim. Taraftar olarak öncelikli görevimiz bu.


30 Temmuz 2009

Başkan Çınar: "Tek Pişmanlığım, Yardım Gecesi"

Adana Demirspor kulübü başkanı Bekir Çınar, göreve geldiği günden bu yana tek pişmanlığının, yardım gecesi düzenlemek olduğunu söyledi. Çınar, "Ben en az iki milyon lira bekliyordum, yönetici arkadaşlarımız ise en az beşyüz bin lira bekliyordu. Tam anlamıyla yıkıldığım bir durumdu yardım gecesi. Ama dostumuzu görme açısından iyi oldu. O günden sonra daha da hırslı bir şekilde yolumuza devam ettik" şeklinde konuştu. 28 Mayıs 2009 gecesi, Adana'da yerel kanalların ortak canlı yayınıyla düzenlenen etkinlikte, Adanalılardan kulübe bağış yapmaları istenmiş ancak şehrin iş insanları ve yöneticilerinin ilgisizliği nedeniyle, sadece 58 bin lira toplanabilmişti.

spor01.com yazarlarından Hüseyin Ataş'ın sorularını yanıtlayan Bekir Çınar, farklı konularda samimi açıklamalarda bulundu. Tarsus İdman Yurdu'ndan transfer edilen golcü Tayfun Özkan için "ilk başta yüksek bir fiyat istedi ama sonra fedakarlık yaparak sözleşme imzaladı" ifadesini kullanan Çınar, "transferde akılcı bir politika izlediğimiz için transfer bütçemizde 750.000 Lira fazla verdik. Ayrıca bu sezon hiçbir futbolcu da menajerleri kullanmadık" dedi.

Başkan Çınar ayrıca, Ankara Tayfası'nın İtalya'da bir sosyal sorumluluk örneği gösterek Demirspor'u temsil etmesinden sevinç duyduğunu söyleyerek, "Kendilerini dikkatle takip ediyorum hatta esinleniyorum bile. Livorno’yu getirme ve efsane forma ile maça çıkma konusunda kendilerinden esinlendim." şeklinde konuştu.

Söyleşinin tamamını, buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Muharrem Gülergin Tribünü Kombine Fiyatı Belli Oldu


Muharrem Gülergin tribünü 2009-2010 sezonu kombine fiyatı belli oldu : 35 TL. Kombineler cuma gününden itibaren satışa çıkarılacak. ADS Store'dan temin edilebilir.

Alalım, aldıralım, bitirelim şu kombineleri !

Her Şey Senin Uğruna - 13

Telefon bir değişik çalar...
Açarsın, deplasman var...
Ne cebindeki parayı ne de bir hafta sonraki sınavı düşünmeden geliyorum dersin...
İçini bir heyecan kaplar maç gününe kadar...
Gideceksin ya, zaman durur geçmek bilmez bir türlü...
Son gece uyuyamazsın...
Sabahın erken saatinde toplanma yerine gidersin ve beklemeye başlarsın...
Yavaş yavaş dökülür millet ve hafiften başlar tezahüratlar...

Her şey senin uğruna...

Binersin otobuse...
Ufaktan muhabbet başlar...
Sonra arkalardan bir ses...

Her şey senin uğruna...

Başlar tezahürat...
Sesin mi kısılacakmış, umrunda değil...
Yüklendikçe yüklenirsin...

Derken varırsın hiç bilmediğin diyarlara...
Biletler alınır, girersin stada ve 90 dk. hiç durmadan bağırırsın...

Şampiyon olacaksın...

Ne kadar çok özledim tahmin bile edemezsiniz...

Demirspor Maçları Kadınlara Ücretsiz

Demirspor yönetiminde yenilik bitmiyor. Demirspor'un maçlarını daha cazip hale getirmeyi hedefleyen Bekir Çınar yönetimi, yeni sezonda kadın taraftarlara kapıları sonuna kadar açacak.

Konu ile ilgili konuşan Başkan Çınar,"Hem küfürü engelleme adına hem de kadın seyircilerimizin çoğalması anlamında yeni sezon maçlarımızda kadınlara kapıları açacağız. Bunda kesinlikle ücret almayacağız."dedi.


Biz DEMİRSPORLUYUZ ! Biz Aileyiz ! BİZİK...!

Kaynak: www.spor01.com

29 Temmuz 2009

Her Şey Senin Uğruna - 12

(Dün, Onur "Her Şey Senin Uğruna" başlığıyla bir yazı yazdı...Okudukça tüylerimi diken diken eden, dayanamadım üzerine Her Şey Senin Uğruna - 2'yi yazdım...Ardından 3 geldi, 4 geldi...Her biri farklı bir kişiden. Birbirimizle sözleşmeden, "şöyle şöyle yapalım" diye karar almadan, anlaşmadan, tamamen içimizden gelerek oldu...Ne de güzel oldu!!! Bugün, bir de mail geldi, aynı hissiyatı devam ettiren: Her Şey Senin Uğruna - 12...Yazan, Hakan Hoşcan kardeşim...Tüylerim yine diken diken...Devam!!! )

Keskin hava, buz tutan çubuklu atkı, iç cepte sprey, dış cepte düzmece bir kart. Sokak köpekleri eşlik eder otogara kadar, beraber fısıldarız yoldaşlarımla;

Her şey senin uğruna, katlanmak boyun borcu…

Kardaşım gelir Çay’ dan, yerimiz orta kapı arkası 22-23… Atkının yeri hazırdır, 3saat 15 dakika perdede asılı sırayla gördüğü her memlekete püskül sallar, İscehisar, Bayat, Sivrihisar, Polatlı… İlk durak merhaba der türkü ve bira kokan akşamıyla… ikinci harekât için sabah hazırlıklar başlar Ankara’nın soğuk ve kül kokan havasında. Yer, Sıhhiye köprüsü.

Her şey senin uğruna, katlanmak boyun borcu…

Otobüs durur, hayat durur, … Her şey durur, pencerenin önünden yollar hareket eden yollar ve gençliğim hariç… Kısık ateşte söylenir besteler yol boyu, yürekler dimdik, hayaller masmavi…

Her şey senin uğruna, katlanmak boyun borcu…

Off Allah’ ım çimen kokusu bu kadar mı güzel olur? Geliyor futbolcular, içi boş sıkılmış yumruklarla… Yok yok bu sefer olacak…

Her şey senin uğruna, katlanmak boyun borcu…

Sayılı cesur bilek ve sayısız cesur yürek… Orkestra başlar… Hani olur ya, tarak kemiklerin sızlar, boğazın yanar, beyin damarların açılır, iliklerine kadar hissedersin sevinci, iki omzunda iki kol, avuçların kıpkırmızı, vites yükselterek sıcak su üretimine devam…

Herşey senin uğruna, katlanmak boyun borcu,
ŞAMPİYON OLACAKSIN BAŞKA YOLU YOK BUNUN…


Allahım...Çok özledim!

Hakan Hoşcan

Deniz Kite ve Mediasyon Pratiği Üzerine...

Kulübümüz bu yıl bir ilki gerçekleştirerek bir mediatörle anlaştı: Deniz Kite. Kendi alanında son derece deneyimli bir isim olduğu söyleniyor. Gelişi -benim pek de anlam veremediğim bir biçimde- büyük bir sevinçle karşılandı. Biraz aşağıda Onur'un yazısında görülebileceği üzere, bizimle de paylaştığı anılarından anladığımız kadarıyla işe girişmiş bulunuyor. Blogu da takip ettiğini düşünerek (ya da görev tanımı itibariyle takip etmesinin uygun olacağını düşünerek) kendi fikirlerimi ve sorularımı aktarmak isterim.

Öncelikle, mediasyonu kabaca pazarlama - satış - satış teknikleri - kişisel gelişim- kalite yönetimi - 6 sigma - markalaşma - müşteri odaklılık - CRM - inovasyon - v.b. v.b. biçiminde devam etmekte olan zincirin yatay ya da dikey eklemlerinden biri olarak görme eğiliminde olduğumu belirteyim. Biraz hukuk, biraz iletişim, biraz "duygu yönetimi", belki biraz insan ilişkileri üzerine bir feng shui denemesi...En nihayetinde henüz "yeni" olduğunu söyleyebileceğimiz bir kavram. Eklemlendiği zincirin diğer tuhaf öğelerinden farklı olmayan bir biçimde, temelinde insana, insan duygularına ve davranışlarına müdahale ederek, onları "kendi açısından doğru olduğunu düşündüğü" bir başka tarzda yeniden yapılandırmaya çalışan bir "öğreti"...Bir tür insan-yapıbozumu.

İnsanın, kendi duygu ve davranışlarına kendisinin tamamen dışında, profesyonel bir mecradan müdahale edilmesine gereksinim duyması hiç de "insani" değil, açık söylemeliyim. Mevcut yaşantımızda, gün geçtikçe aptallaştırılıyor oluşumuzla yakından alakalı...Dönüştüğümüz "şey", gün geçtikçe "birey" olmaktan uzaklaşmakta. Düşünme yetilerimizi, hislerimizi kaybetmemiz öngörülüyor. O klişe tabirle "sistemin çarklarından biri" olmamız isteniyor. Eh, gün geçtikçe paşa paşa oluyoruz biz de. Belli bir noktadan sonra yukarıda bahsettiğim o tuhaf zincirin tuhaf halkaları, bizim "gereksinimimiz" haline geliyor/getiriliyor.

Gereksinimin ortaya çıkışını CRM ile örneklendireyim; aptallaşma şirketler bünyesinde ele alındığında, büyüme ile beraber bu defa bir tür körlük yaratmaya başlıyor. Aptallaştırılmış insan yığınlarından mütevellit şirketler, devasa plazalar haline geldiklerinde yaşadıkları müşteri körlüğü, CRM tabir edilen "disiplin"in ortaya çıkmasına neden oluyor. Diyelim ki benim mahallemdeki bakkalımla kurduğum naif bir ilişkim var. Bakkal Amca benim doğum günümü bilir, kutlar. Bakkal Amca, her Pazar bir Radikal, bir Bir Gün aldığımı bilir, beni tanır ve gittiğim bir Pazar "Bugün Evrensel'de de önemli bir yazı var, al istersen" diyerek bana hoşluk yapar. Bakkal Amca, tükettiğim biradan haberdardır, bana "6'lı kutu alırsan fıstık hediyesi var" biçiminde "kampanya" yapar...Bakkal Amca'yla aramızda kurulan insani ilişki, gün geçtikçe benim eğilimlerimi belirlemesine yarayan "sosyal" bir veri tabanı yaratmıştır zira, bu veri tabanını kullanması benim hoşuma gider. Gel gör ki, benzer bir işlemi kredi kartı ekstrelerim üzerinden elde ettiği veri tabanıyla, bana "bir şey satmak" için kullanan bir bankanın, her doğum günümde cep telefonuma attığı kutlama mesajları tam ters uçta ciddi sinir sahibi olmama neden olur. CRM, devasa plazaların, tek taraflı olarak benim bakkalım olmaya çalışmalarından başka bir şey değildir, üstelik ben onlara hiç de insani bir yaklaşımda bulunmamışken ve üstelik ilişkiler üzerinden sosyal bir veri tabanı değil slipler üzerinden dijital bir veri tabanı yaratmışken...

Neyse, gelelim mediasyona. CRM'e duyulan gereksinime benzer bir biçimde, söz konusu olan "anlaşmazlık"lar olduğunda, bu anlaşmazlığı halledeceğine inanılan disiplin olarak kendini ortaya koyuyor mediasyon. Şirketler arası anlaşmazlıklardan tutun, boşanma davalarına kadar birçok farklı dalda uygulamalarını görmek mümkün. "Arabuluculuk" tabiri de kullanılıyor kimi zaman mediasyon yerine. Deniz Kite'nin web sitesinde de vardı sanırım bir örnek: Japonya'da bir ortakla Belçika'da bir firmaya iş yapan Almanya'da yerleşik tüzel kişinin yaşayabileceği bir sorunda hangi mahkeme devreye girecek, hangi yasaya göre işlem yapılacak, ne kadar sürecek? gibi sorular oluştuğu anda devreye mediasyon giriyor, arabuluculuk ediliyor. Şirketlerin ve sınırların olmadığı bir dünyada yaşama özlemini geçtim, mevcut uluslararası hukuk sisteminin düzeltilmesi gereken açıklarının üzerine gitmek yerine ara bulunuyor. Sebep? İş yürüsün, zarar edilmesin...Boşanma davalarında rol alan mediatörler, kimi zaman menkul ve gayrımenkullerin paylaşımı, velayet, dava sürecinde ve sonrasında taraflar arası iletişim gibi başlıklarda yine ara buluyorlar. Son derece "özel" olan ve bu sebepten de bir o kadar "politik" olan boşanma sürecine arabuluculuğun müdahalesi ve tarafların böyle bir dış etken aracılığıyla uzlaşması yine mevcut hukukun devamından başka bir anlam taşımıyor. Örneğin, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yeniden üreten yasaların uygulanması konusunda mahkeme dışında "arabulunan" her dava, o yasaların devamlılığını korumaktan öte bir anlam taşımıyor.

Kendi tanımı itibariyle "tarafsız" olan ve tüm süreç boyunca tarafsızlığını korumaya çalışan mediatör, bir anlamda mevcut sistemin halledemediği çatışmaları çözmekle (kamusal alan dışında örtbas etmekle?) yükümlü sayıyor kendini. Sistem tüm sıkıntı ve sorunlarıyla aynen devam ederken, iki ya da daha fazla gerçek ya da tüzel kişi arasındaki sorun "hadi çıkın siz dışarıda halledin" denilerek hasıraltında hallediliyor. Son derece neo-liberal...Ait olduğu sisteme mediasyon, cuk oturuyor.

Peki...Tüm bunların ve mediasyona getirdiğim genel eleştirinin ardından, kulübümüzün anlaşmış olduğu bir mediatörden bu çerçevede ne beklenebilir? Aklımda olan ilk soruları yazayım...

- Bize yollamış olduğu anılarından, Deniz Kite'nin şu an için görevinin futbolcularla yönetim arasında bir noktada durduğunu çıkarabiliyorum. Bu görev daha geniş kapsamlı olarak ele alınacak mı? Deniz Kite, hukuksal alanda da mediatörlük yapacak mı? Eğer cevabımız evetse, özellikle geçmiş dönemden gelen borçlarımızın süren davalarında, temliklerde, gelirlere getirilen hacizlerde Adana Demirspor'un çıkarları doğrultusunda arabuluculuk yapılacak mı?

- Camiamızın değişik sebeplerden ötürü bir grup "küskün"ü mevcut, bu küskünlerin yeniden bir bütün haline getirilmesi konusunda sosyal bir arabuluculuk yapılacak mı?

- CRM tecrübesi de olan Deniz Kite'nin yardımlarıyla, eksikliğini çok fazla duyduğumuz bir "taraftar veri tabanı" oluşturulacak mı? (Bunu elbette taraftar veri tabanını, bir tür "müşteri" veri tabanı olarak kullanma amaçlı bir CRM uygulaması için sormuyorum. CRM tu-kaka'dır, veri tabanları ise sevimli. Oluşturulacak bir veri tabanından binlerce "insan odaklı" sosyal proje üretilmesi mümkün)

- Deniz Kite, adı o zamanlar mediatörlük, yaşam koçluğu, danışmanlık v.b. olmayan, tamamen sosyal ilişkilerle kurulmuş bir konuma erişmiş olan Adana Demirspor Kulübünün biricik öğretmeni, lideri, efsanesi Muharrem Gülergin deneyimini incelemiş midir? Sportmenlikten çok yönlülüğe, doğru antremandan doğru beslenmeye, efendi duruştan asla yılmamaya onun dönemimin Demirsporluluk ruhunun futbolculara yansıtılabilmesi için ne gibi çalışmalar yapılacaktır?

- Deniz Kite'nin aklındaki Demirspor "kurumsallaşmış", "markalaşmış" bir Demirspor mudur? Eğer öyleyse, benim aşık olduğum Demirspor, bambaşka bir Demirspordur; bir ruh, bir okul, bir gelenek, bir semboldür...Taraftarlar, belli ölçüde "müşteri" midir onun algılayışında?

Şimdilik, sorularım bunlar. Deniz Kite'nin vakti ve ilgisi olur da cevap gelirse bunlar üzerinden tekrar görüşlerimi belirteceğim. En baştan beri söylediğim üzere, Adana Demirspor Kulübü'ne bir mediatörün alınmasının niçin bu denli sevinç yaratan bir gelişme olarak algılandığını bilemiyorum, anlam veremiyorum.

Mediatörler, çatışmaları çözermiş...JRR Tolkien'den esinlenerek söylemeli o zaman:

Çatışmadan en çok kim korkar?

Elbette gardiyanlar...

Forma/Göğüs Reklamı

Spor01.com'dan, yönetimin forma/göğüs reklamı konusunda, Adana içinde yine hayalkırıklığına uğradığını okuduk. Bir Adana klasiği...

Biliyoruz ki artık futbolda bu tip destekler, sponsorluklar, işbirlikleri oldukça revaçta. Şirketler,destek oldukları takımın başarısını, kendi başarıları olarak sahipleniyor ve üstüne titriyor. Spor takımlarına yatırım yapmak, önemli bir gelir kalemi olmuş durumda. Son örneği, Türk Telekom. Bayan Voleybol takımını liglerden çekip, yatırımını Vakıfbank Güneş Sigorta'ya yöneltti,; futbolda da birçok takımın forma reklamlarını kaptı. Sektörde, rakipleri karşısında, adlarının bilinir hale gelmesi için çok önemli bir adım.

Meseleye, tamamen işletme boyutuyla yaklaştım, çünkü artık Adanalı iş insanlarının-yatırımcıların, takımınıza sahip çıkın yönlü serzenişleri fazla umursamadığını görüyoruz. Onlar, işin duygusal boyutunu geçmişler, başka duygulara sevk olmuşlar.

Adana'nın firmaları, şirketleri, yatırımcıları; Adana Demirspor gibi bir markayı, işbirliği için ortak olarak görmekten neden çekinirler? Hem kendileri hem Demirspor için yararlı olacak bir çalışma, onların gözünde neden tercih edilebilir değildir?

Futbol, tüm dünyada yerel değerleri yükseltmek, duyurmak, öne çıkarmak için önemli bir araç haline gelmişken, Adanalı iş insanları, bu sektörü kullanmaktan neden geri dururlar? Yatırım alanlarını iyi analiz edememekle ilgisi olabilir mi örneğin?

Geçtiğimiz yıl, Başkan Bekir Çınar yine kişisel gayretlerle Starpet ve Acıbadem'den reklamlar almıştı. Bu yıl da yine bir Adana markasını reklam olarak kullanamayacağız gibi görünüyor.

Gönül ister ki hiç forma reklamı kullanmaya gerek olmasın; yıllardır formalarımız reklamsız ama bu bir "duruş"tan ziyade çaresizliğin sonucu. Sonuçta Adana kendi değerlerine sahip çıkamadığı sürece, kentin gerilemesi hızlanarak devam edecek.

Belki de en iyisi, "28 Mayıs Gecesi Ne Yaptığınızı Biliyoruz" ya da "58 Binlik Adana" sloganlarını, protesto için kullanmak. Hatta bunlardan iyi birer pankart da olabilir.

En nihayetinde taraftar, yine takımına sahip çıkıp, gerekeni yapacak güce sahiptir; bunu da bir yerlere not edelim.

Hazırlık Maçı: Adana Demirspor - Yozgatspor: 3-1

Dün oynanan hazırlık maçımızda Yozgat'ı 3-1 yendik. Hazırlık maçları bence önemlidir, "galip gelmek" kapsamında değil, takımı oturmak, alışkanlıklar yaratmak, oyuncuları tanımak anlamında.

4-4-2 oynamışız anladığım kadarıyla. İlk 11; Kaya, Barış, Orhan, Süleyman, Onur, Osman, Aydın, Cem Hallaçeli, Ceyhun, Alper, Alican...Gollerimizin ikisi Alper'den biri Alican'dan. Spor01.com'da oyuncular bazında daha ayrıntılı değerlendirmeler var, merak edenler için.

Haydi bakalım...Yavaş yavaş ısınıyoruz yeni sezona...

Deniz Kite'nin Yozgat İzlenimleri...

Az önce Deniz Hanım blogumuza bir mail gönderdi. Bizimle birlikte birkaç yerle daha paylaştığını belirttiği bir mail. Kendisinden aldığımız izne istinaden Yozgat kampı izlenimlerini buradan aktarıyoruz.

"Yozgat Kampı’nda Sonra

Geçen hafta çarşamba sabahı Adana Demirspor Kampına gitmek için yola çıkmaya hazırlanıyordum. Sanırım içimde biraz merak ve biraz da heyecan vardı. Merak görevimin yeni olmasından, heyecan ise, sezon sonunda 70.yılını kutlamaya hazırlanan Demirspor Futbol Takımı içinde sorumlu bir pozisyonda yer almaktan kaynaklanıyordu. Yozgat Kampı başlamadan önce tüm sporcularla tanışmış ve onlarla kısa bir sohbet gerçekleştirmiştik. O görüşme de, takımın kendi içinde de bana benzer duygular taşıdığını biliyordum. Dahası, keyifli bir havaları ve kaynaşmaları var gibi görünüyordu.

Sabah saat 7.00 gibi beni ve oğlum Tony’i Yozgat’a götürmek üzere, Yılmaz Bey evimize geldi. Sabahın erken saati olmasına rağman inanılmaz nemli, sıcak ve bunaltıcı bir hava vardı. Önce kendime yol keyfi yapabilmek için kocaman bir filtre kahve aldım ve hemen ardından klimalı araca binerek beş saat kadar sürecek yolculuğumuza başladık.

Monoton olmayan bir manzara eşliğinde, ne zaman klimanın kapatıldığını anlayamadığımız serin dağ havası içinde ve verdiğimiz bir moladan sonra kampın yapıldığı ve gerçekten Yozgat şehrini tam da tepeden gören otelimize ulaşmış olduk. Öğle yemeği zamanıydı; o sebeple odamıza yerleşir yerleşmez yemek yemekte olan takıma katıldık.

Sporcular uzunca bir masada oturmuşlardı. Teknik Direktör Kerim Bey, antrenörler Alp ve Hakan Hocalar ve diğer yönetici kadrosu da sporculardan ayrı ve yuvarlak bir masada yemeklerini yiyiyorlardı. Birden bire masadan kalkan her spocunun birazda gülerek Kerim Bey’e şöyle dediğini duydum:

- Afiyet olsun!

Kerim Bey bir, iki derken neredeyse yemek yemeğe vakit ayıramamacasına afiyet olsun’ları cevaplamaya başladı. Bu arada yavaşca ve keyiflice söyleniyordu da; öyle ya, oturuken ve kalkarken 28 sporcuya 28’er kereden afiyet olsun demek 56 kez aynı cümleyi tekrarlamak anlamına geliyordu!

Öğleden sonra, saat 17.00 civarında benim anterman ve diğer herkesin idman dediği etkinlikte ilk kez sporcuları izledim. Aynı günün akşamında tüm sporcularla kampın ilk toplantısını yaptık. Mediasyondan gelen basit kurallarımız vardı: Toplantılarımızın içeriği, herkes aksini karar vermedikçe gizli olacaktı, belli bir gündem içinde herşeyi konuşabilirdik ve herkes, azami fayda için, olabildiğince açık ve dürüst olacaktı. Daha önce benzer bir çalışma yapan herhangi sporcu olup olmadığını sorduğumda birkaç kişi başka takımlarda psikolojik danışmanlık aldıklarını söylediler. Dediklerine göre oynadıkları bir iki takım oyuncu motivasyonu arttırmak için bazı kimselerle çalışmış. Gülerek anlatılanlardan anladığım, özellikle bir tanesinin, sezon dahi bitmeden, kendisinin bir psikoloğa ihtiyaç duyacak hale gelmiş olmasıydı. İşte sporculardan bana ulaşan ilk uyarım da bu oldu: Futbolcularla çalışmak zordu!

Mediatör olmanın en güzel yanı, herhangi yargıya sahip olmamaktır. Bu şekilde düşününce, zor veya kolay gibi kavramlar da anlamını yitirir. Çünkü şeyler sadece oldukları gibi olurlar. Bu bakış açısı sayesinde Adana Demirspor Futbol Takımı benim için çok daha farklı bir anlama bürünüyordu: Herbiri eşsiz ve aynı zamanda birbirini tamamlayan profesyonel insanlar grubu. Benim bu sezon boyunca devam edecek iki rolümden biri gözlem yapmak ve gözlemlerimi takımla toplu veya bireysel görüşmeler şeklinde paylaşmaktı. Diğer rolüme gelince, yaptığım bireysel koçlukla sporcuların herbirinin kendi hedeflerini takımın hedefiyle birleştirebilmelerini sağlamak ve takım ruhunun oluşmasına olumlu katkıda bulunmaktı. Bunlarla birlikte, önemli bir çalışma hedefim vardı: Sporcuların istedikleri an, istedikleri konuları konuşabilecekleri bir kişi olarak, oluşabilecek sorunları hep birlikte çözebilme beceri ve koşullarını sağlamak.

Sonraki günlerimiz, antrenmanlar ve bireysel ve toplu görüşmelerle devam etti. Daha en baştan tüm takıma söylediğim bir şey vardı: Benim çalışmam bir karşılıklı öğrenme süreci olacaktı; onlar benden ve ben de onlardan öğrenecektim. Nitekim bu kamp sürecinde kalecilerin ve defans oyuncularının 90 dakika boyunca ve sürekli, oyuna ve topa iyi odaklanmaları gerektiğini, kendi sahaları ile rakip sahada sürekli yer değiştiren orta saha oyuncularının maksimum kondisyona ihtiyaç duyduklarını ve forvetlerin belki de en atak ve hızlı düşünen oyuncular olmaları gerektiğini öğrenmiş bulunuyordum. Bu arada kimin nasıl antrenman yaptığını izlerken edindiğim izlenimleri de oyuncularla ve antrenörlerle paylaştım. Aldığım geribildirimler sayesinde, doğru tespitler yapabildiğimi anladım.

Antrenmanların yanı sıra yaptığımız etkinlikler takımın kaynaşmasına fayda sağladı. İyi bir takım ruhu yakalandığını düşünüyorum ve buna emeği geçen herkese gerçekten bir teşekkür borçluyuz.

Şu anki haliyle, Adana Demirspor Futbol Takımı için söyleyebileceğim şeyler şunlar olabilir:

Genel kanının aksine, son derece eğitimli bir futbol takımıyla karşılaştım; oyuncuların tamamı en az lise mezunu, bir kısmı üniversitede okuyor ve aralarında üniversite bitirmiş olanlar da var.
Adana Demirspor Futbol Takımı neredeyse bir orkestra oluşturacak kadar yetenkli ve bilgili müzisyen futbolculara ve teknik kadroya sahip
Tüm takım ve ekip son derece nezaketli ve yardımsever
Herkes son derece hedef odaklı
Takım içinde herkes birbirini destekliyor ve birbiriyle saygı ve uyum içinde
Kerim Hoca ile Alp ve Hakan Hocalar son derece işin ehli kişiler
Ve Bekir Bey gerçekten Adana Demirspor’a kendini adamış görünüyor!
Sanırım Adana Demirspor için 70.yıl keyifli başarılara gebe.


Şimdilik bu kadar…

Deniz Kite

29 Temmuz 2009, Adana"
Deniz Hanım'a ilgisi için teşekkür ederiz.

Açılışta Alişan...

Sezon açılışı yaklaştıkça programımız da netleşmeye başladı. Benim açımdan Livorno maçının kesinleşmesini beklemekten başka yapacak bir şey yok. Yönetimden ekstra hiçbir talebim de yok, Livorno gelsin dünya gözüyle bir Adana Demirspor - Livorno maçı izliyim, torunlarıma kadar anlatacağım. Dedelerinden tiksinecek kadar çok dinleyecekler o anıyı, eminim...

Bu arada Livorno'yla görüşmeler süredursun, yönetim Alişan'ın açılışımızda bir konser vereceğini açıkladı. Televizyonda rastladığım birkaç sefer dışında ben tanımam etmem Alişan'ı, şarkılarını bildiğimi de söyleyemeyeceğim. Umarım uygun bir ücret karşılığında (ya da belki ücretsiz?) geliyordur, önemli olan bu. Gönül ister ki Livorno'yla beraber Grup Yorum gelsin, Fidel Castro onur konuğu olsun, Komintern ruhu dirilsin Adana'da yeniden toplansın...Sonu yok bunun :) O yüzden şimdilik Livorno dışında yönetimin yapacağı tüm programla mutabıkım. Bir tek şöyle bir talebim olabilir; Adana'da Demirspor şarkılarından, tezahüratlarından oluşan bir albüm hazırlandı/hazırlanıyor. Alişan'ın sahneye çıkmasından önce bir Demirspor korosu, hazır ses ve sahne düzeni de kurulmuşken mini bir konser verirse harika olur. Hem albümün tanıtımı yapılır hem de tüm Demirsporlular sanıyorum gelebilecek her müzik grubundan, şarkıcıdan daha çok keyif alır bu durumdan.

Peki, özel olarak Alişan'ın davet edilmesinin bir sebebi olabilir mi? Sanırım böyle bir sebep var. Benim bildiğim Bekir Başkan, bu tip konularda ön çalışmalarını çok dikkatli yürüten biri, ekibi de öyle. Alişan'ın daha önce 4 sezon Edirne Osmanlıspor'da top oynadığını, sonrasında kardeşinin de oynadığı Halil Rıfat Paşaspor'un kaptanlığını yaptığını mutlaka öğrenmiştir. Hatta, Halil Rıfat Paşa formasıyla Nişantaşıspor'a 1 gol attığını, İstanbul Demirspor'a karşı da forma giydiğini biliyordur. Alişanlı Halil Rıfat Paşaspor'un İstanbul Demirspor'u yendiğini de...

Bu durumda, konserden önce bir dostluk maçı organize edilir. Bekir Başkan'la Alişan karşı karşıya gelir. Bekir Başkan, İstanbul Demirspor'u yenmenin hesabını sahada sorar derim...Çok uzattım, güzel dileklerimle bitireyim:

Başkan Gol! Gol! Gol!

Gelir kaybı ???

Biraz önce okudum haberi açıkçası çok şarşırdım ve kaygılandım. Yüzde 10 olan İDDAA'dan gelen pay, bundan sonra binde 8'e çekilmiş 2. ve 3. ligler için; bu bir manada çok büyük gelir kaybı. Büyük ligde olanın daha da büyümesi , küçük ligde olanın daha da küçülmesi demektir. Çok yanlış bir karar. Çok...

kaynak : http://www.ntvmsnbc.com/id/24987040/

28 Temmuz 2009

İyi ki Doğdun Büyük Adam :))


Bugün tayfamızın en göze çarpan isimlerinden Kutal kardeşimizinde doğum günü. Kendisi şimdi gurbette ama her daim yanımızda. İyi ki doğdun koca adam :)) Gür sesinle nice besteler söylemen dileğiyle. Seviyoruz seni...

Her Şey Senin Uğruna - 11

Hafta içi antremanlar , perşembe günü çift kale , kimler oynamalı kimler yedek kalmalı , cumartesi heyecan , pazar ise şölen... Hangi formamı giysem ? Hangi atkımı taksam ? Hepsinin uğuru kaçalı çok oldu ! Peki nasıl yapsam ? Çubukluyu giyeyim bari nasıl olsa klasik :)) Yıllardır aynı telaşları taşıyoruz , aynı senaryoları yaşıyoruz. Bu sene giriş kısmı diğer yıllardan farklı oldu. İnşallah sonu da öyle olacak. Herşey senin uğruna katlanmak boyun borcu dedik. Dediğimizin arkasında durduk. Hakkını verdik. Artık sıra devamında. Şampiyon olacaksın başka yolu yok ! Maç sabahlarını , maç sonu hüznünü , sevincini, mavi-lacivert renk karışan herşeyi özledim. Tayfamı da...

Her Şey Senin Uğruna - 10

Adana'nın yakıcı sıcağı, çim kokusu, maç öncesi seyyar kebapçılardan yükselen duman , bir o yana bir bu yana telaş içinde koşturan insanlar, stadyuma doğru yol alırken uzaktan duyulan tezahüratlar ve adımlarınızı hızlandırmanız, ardından turnikeleri geçip tribünlere giriş anı ve maç sonuna kadar duyulan ölesiye heyecan, tribünün yüksekçe bir yerinde oturmuşsanız aniden yüzünüze çarpan rüzgarla irkilmeniz, takımın koşar adım sahaya çıkarken rüzgarda dalgalanan mavi lacivert formanın sende yarattığı sarsıntı, uzun zamandır görmediğin eski arkadaşlarınla maç öncesindeki karşılaşma ve kucaklaşma anları, takımın gol attığı anda ciğerlerini yırtarcasına haykırışın ve hissedilen sonsuz mutluluk anı, veya maç berabere giderken son on dakikada yaşadığın derinlemesine endişe, maç çıkışı (güzel bir galibiyet alınmışsa) ara sokaklardan eve doğru yüzünde hafif bir tebessümle yol alışın...

Evet, ben de özledim... Hem de her şeyini....

Her Şey Senin Uğruna - 9

Gri Ankara’dan masmavi bir yumruk gibi kenetlenmiş ailenle çıkarsın yola.. hafiften beste girme çabaları olur ses kontrol çalışmaları başlar.. gidilen deplasmanın tabelasındaki kalan kilometre sayısı düştükçe sesler oturmaya güçlenmeye mavileşmeye başlar…

Her şey senin uğruna
Katlanmak boyun borcu…

Şehrin girişinde polisler merhaba der önce : ) Ankara tayfası olduğumuzu duyunca bir güven oluşur kendilerinde bize karşı ancak otobüsün içinde elinde takoz olan Adanalıların olduğundan bihaberdirler : ) İnanarak haykırmaya başlanılır otobüse dönüldüğünde daha önümüzde haykırmamız gereken 90 dakika olduğunu umursamadan.

Şampiyon olacaksın
Başka yolu yok bunun…

Gidilen deplasmanın en güzel mekanlarında yemekler yenir mekanı maviye boyarcasına girilen usul bestelerle... sanki masmavi sevdamızı haykırmamız için yapılmış olan o basamaklı betonlarda bütünleşiriz.. aile oluruz bir oluruz tek oluruz yumruk oluruz.. masmavi noktalar birleşir deniz oluruz.. o öyle bir denizdir ki dosta güven düşmana korku salar.. dalgalanır 90 dakika omuz omuza o deniz.. ahhh o deniz!

Her şey senin uğruna
Katlanmak boyun borcu…
Şampiyon olacaksın
Başka yolu yok bunun…

Harbiden çok özledik!!!

Her Şey Senin Uğruna - 8

Deplasman otobüsündesin.. Dönüş yolu.. Takım mağlup olmuş üstelik, moraller sıfırın altında. Rüzgar kıble ila lodostan 3 ila 5 şiddetinde esmekte, deniz mutedil dalgalı. Yani her an fırtınaya da dönebilir, sakinliğini de koruyabilir. Öyle bir ortam var otobüste, camiada..

Hava kararıyor, galip gelsek bir çırpıda bitecek olan yol bir türlü bitmek bilmiyor. Gidiş yolundaki şakalardan, muhabbetten de eser yok.. Sonra herhangi bir tayfanın aklına gelecek hafta oynayacağımız büyük maç geliyor. Maçın kimle oynanacağının önemi yok. Mavi Şimşeğin oynayacak olması maçı zaten direk olarak "Büyük Maç" kategorisine sokuyor. Birkaç kişi başlıyor birden:

Herşey senin uğruna, katlanmak boyun borcum!

Şampiyon olacaksın, başka yolu yok bunun!

Dakikalarca sürer. Şimdi biter dendiğinde daha kuvvetli devam eder. Sesler kısılır, ortamı kaydeden kameraların pilleri biter, ama haykırış bitmez.. Herşey senin uğruna.. Şampiyon olacaksın... Var mı ötesi? Yok be Şimşeğim yok.. Tamam katlanmak boyun borcumuz ama başka yolu yok artık. ŞAMPİYON OLACAKSIN.... Nokta..

Özlemek mi? Ne diyorsunuz Tayfam!! Birşeye duyulan hasretse özlemek, biz o özlem denizinde boğuluyoruz.. Uzat elini kurtar bizi MASMAVİ ŞİMŞEĞİM............

Her Şey Senin Uğruna - 7

Gün biter, karanlık çöker.
Gecenin laciverti umutların üstünü örter.
Yüreği avcunda koşanlar bir araya gelir.
Birden karanlık parçalanır, bin parçaya bölünür. Gri şehir maviye bürünür.
Güneşimiz doğar, gün aydınlanır.
Sürgüne inat ''Ben en çok seni sevdim '' diyenler, demeye cesaret edebilenler...

Atkılar, bayraklar, pankartlar hazırlanır.Badiler seçilir.
Sınav, iş, aşk unutulur.DupDURU bir sevda kalır bir tek akıllarda.
Hayallere dalınır,hep birlikte yıldız uçurulur gökyüzünde.

Uzaklardasın; ama bir aradasın. Mavisi lacivertine kenetlenmiş,zincir halkaları gibi iç içe geçmiş...
Tek vücut, tek bilek, tek hedef,tek bir haykırış;

''Her şey senin uğruna
katlanmak boyun borcu''

Özledim lan, badilerimle deplasman yapmayı özledim :)

Yeni yaş, yeni yazar: İyi ki doğdun, bloga hoşgeldin Kürşad...

Tayfamızın genç üyelerinden Kürşad'ın doğumgünü bugün. "21 Yaşımda Demirspor'u şampiyon görmek istiyorum" diyor...Doğumgünü çocuklarının dilekleri reddedilmez, bu sene olacak bu iş!

İyi ki doğdun Kürşad...Blogda yeni yazarlığın doğum günü hediyemiz olsun sana, nice masmavi yaşlara, nice masmavi yazılara...

Fikstür Çekildi

Saat 11:00'de başlayan fikstür çekimi sonuçlandı. İlk hafta içeride 30.08.2009 tarihinde Şanlıurfa ile oynayacağız. İkinci haftayı ise bay geçiyoruz.

Livorno'nun yönetimimize kendilerine uygun tarih olarak 6 eylülü vermeleri üzerine karamsarlığa kapılmıştım. Bu durumda Livorno ile özel maçımızı da o hafta sonuna getirebiliyoruz. Umarız 6 eylülde Livorno'yu Adana'da ağırlayabileceğiz.

Fikstürün tamamını buradan görebilirsiniz.

Demirsporumuzun maçlarının özeti ise şöyle oldu:

1.Hafta:Adana Demirspor - Şanlıurfaspor
2.Hafta: BAY
3.Hafta:Diyarbakır DİSKİ - Adana Demirspor
4.Hafta:Adana Demirspor - Van Belediyespor
5.Hafta:Adıyamanspor - Adana Demirspor
6.Hafta:Adana Demirspor - Elazığspor
7.Hafta:Mardinspor - Adana Demirspor
8.Hafta:Adana Demirspor - Kahramanmaraşspor
9.Hafta:Tarsus İdm.Yurdu- Adana Demirspor
10.Hafta:Adana Demirspor- İskenderun Demir Çelik
11.Hafta:Malatyaspor - Adana Demirspor

Her Şey Senin Uğruna - 6

Bir mide ağrısıyla uyur, aynı ağrıyla uyanırsın. Bilirsin ki o ağrı yola düştüğünde azalacak, ancak stada girdiğinde dinecek. Stada yaklaştığında duyarsın:

Her şey senin uğruna!
Katlanmak boyun borcu!

İçinden mırıldanırsın, adımların hızlanır bir an önce içeri girebilmek için.

Şampiyon olacaksın!
Başka yolu yok bunun!

Tribünlerin mavi-laciverti, tribünlerdeki inanç-umut-çaba, Adana Demirspor’un neferlerinin omuz omuza gırtlaklarını yırtarcasına haykırışları…

Her şey senin uğruna, katlanmak boyun borcu!
Şampiyon olacaksın, başka yolu yok bunun!


Ben 5 Ocak’ı, deplasmanları, o mide ağrımı ve ağrının geçişini özledim.

Hem de çok özledim!

Her Şey Senin Uğruna - 5

Gözün bir şey görmüyordur o sırada...
Her şey belli belirsizdir...
Yeşil bir bulanıklık ve sadece nefes alıp vermelerin sesi kulağında...
Sonra yeşil bulanıklık belirginleşir, mavi-lacivert silüetler belirginleşir...
Ses boğukluğu kaybeder, aynı anda seni de alır içine,

"Her şey senin uğruna!
Katlanmak boyun borcu!"


Sonra bir anda anlarsın nerede olduğunu, deplasmanın tam ortasında hayatın tam yanında duruyorsundur aslında, kimsenin senin gibi düşünmediğini ama bir tribün dolusu adamın seninle aynı anda bağırdığını fark ettiğinde;
HER ŞEY ANLAM KAZANIR! BOŞA GEÇEN ANLARIN ANLAM KAZANIR! İSMAİL'İN KAFA ÜTÜLEMELERİ ANLAM KAZANIR! YAVUZ'UN MUHALEFETLERİ ANLAM KAZANIR! VERT'İN ÇILGIN FİKİRLERİ ANLAM KAZANIR! ONUR'UN SERZENİŞLERİ ANLAM KAZANIR! MUSTAFA'NIN SİNİRLENMELERİ ANLAM KAZANIR! TAYFANIN BİRLİKTELİĞİ, HER BİRİNİN ASİLLİĞİ ANLAM KAZANIR! İŞTE O ANDA GÖZÜNE MAVİ-LACİVERT BİR PERDE İNER, MUTLULUK BİLE ANLAM KAZANIR!

Kimse seni anlamaz zannedersin ya bazen işte o an ;

"Şampiyon olacaksın!
Başka yolu yok bunun!"


İstediğin başka bir şeyin kalmadığını hisseder, şöyle dersin "Ulan şu takım şampiyon olsun...." şu takım şampiyon olsun yada olmasın hatta bizim kalsın... Ne dersen de yine de;

"Her şey senin uğruna!
Katlanmak boyun borcu!"

"Şampiyon olacaksın!
Başka yolu yok bunun!"


Allah be!!! Çok özledim ulan!!!

Her Şey Senin Uğruna - 4

Gecenin ilerleyen vakitleri, birbirini ikna çabaları;
zaman-para ve gidecek vasıta ayarlama telaşı.
Kaç kişiyiz, minibüs kaldırabilir miyiz?
Sonra internet, telefon, telgraf derken,
Herhangi bir tekerlek üstü koltukta, "yollar bize memleket"...

"Gece geçtiğim şehir, köpekler havlar, aşk kaçar"

Kaçan kovalanır, ertesi gün çok uzak bir kentte mavi-lacivert bayrak dalgalanır.

Anneye babaya, eşe, sevgiliye, biz vardık merak etmeyin denir.

Sonra bir ses, "davulu dinle!"

"Her şey senin uğruna katlanmak boyun borcu!"

Allahım...Çok özledim!

Her Şey Senin Uğruna - 3

Yol bitmiyor,
Uzuyor,
Uzuyor...

Gece bitmiyor,
Bir bitse,
Gidilen o şehir karşılaycak seni,
Yüzünde mahmurlukla stadın yoluna düşeceksin.

Ne kadar yakın o büyük kavuşma şimdi.

Nerelerden geldin, ne kadar yol yaptın.
Yanındaki kardeşinin omuzunda geçti gitti kilometreler.
Tek bir dileğin var, O'nu şampiyon görmek.

Şimdi kilometreler, çektiğin çileler anlamını yitirdi. "Mavi Lacivert Dev" şimdi sahada. Sahada o ise, tribünde sensin. Şimdi ayin başlasın, ışığa koşan ve ölüveren pervaneler gibi olma zamanıdır. Şimdi mavi lacivert denizde kaybolma zamanıdır.

Hep birden!
"Her şey senin uğruna!
Katlanmak boyun borcu!"


-o-

Dönüş yolundayız şimdi.
Eğer bir de galipse Mavi Lacivert Dev,
O zaman dev bir beşik olur, annenin kucağı olur o otobüs, tren,
Bizler de huzurla kapatırız göz kapaklarımızı.
Hayallerimizde kaldırdığımız kupalar, kazanılan zaferlerin uykusunda yutarız kilometreleri geriye...

Allahım... Çok özledim!

Her Şey Senin Uğruna - 2

Yanında Onur, yanında Yavuz ya da yanında Mustafa...Tam da Onur'un yazdığı gibi "Bittim" dediğin anda, tam da o "Yüklen! Yükleeeeen!" seslerinin geldiği anda, derin bir nefes alıp, yanındakinin omzuna omzunu biraz daha kuvvetlice verip, en baştan, sanki hiç bağırmamış gibi, sanki daha maça yeni gelmiş gibi, tekrar haykırmak....

Her şey senin uğruna!
Katlanmak boyun borcum!


Betondan tribünlerin üzerinde gittikçe ağırlaşan ayaklarına rağmen zıplamaya devam etmek ve yumruklarını daha bir hırsla sıkarak tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar haykırmak...

Şampiyon olacaksın!
Başka yolu yok bunun!


Ve kısılmış gözlerinle, alnından akan terle bir sahaya, bir tribüne bakarken Adem Abi'yle göz göze gelmek...Artık çıkmayacakmış gibi gelen sesinin, kimbilir ciğerinin neresinden bir acı kuvvet daha bulup bir daha boğazından yükselmesi...

Her şey senin uğruna!
Katlanmak boyun borcum!


Bir olmak, bütün olmak...Her seste, her zıplayışta, havaya kalkan her yumrukta...O an olmak, yarın olmak, umut olmak...Direnmek, vazgeçmemek, ne pahasına olursa olsun...

Sen, yeşil çim, sahada forma, göğsünde arma, omzunda dost, inat, hırs, sevda, aşk...

Şampiyon olacaksın!
Başka yolu yok bunun!


Allahım...Çok özledim!

Her Şey Senin Uğruna...

Şimdi işe gidip geliyoruz ya, tekdüze bir hayatın içindeyiz ya...
Yok, yok, o aslında öyle değil!!!
Ta derinlerden bir ses yankılana yankılana geliyor...

Tribündeyiz, deplasmanda...
O işe gidip gelen adamlar, ders çalışıp duran öğrenciler var ya...
İşte onlar...
Derinlerden bir ses geliyor...

"Her şey senin uğruna, katlanmak boyun borcum
Her şey senin uğruna, katlanmak boyun borcum,
Şampiyon olacaksın başka yolu yok bunun,
Şampiyon olacaksın başka yolu yok bunun..."

Sesin alabildiğine kısılmış, gücünün bu nakaratı bu kez de söylemekle tükendiğini düşünüyorsun. Tam o anda bir ses duyuluyor, herhangi birinden... -Yükleeeeeen!!!

"HER ŞEY SENİN UĞRUNA, KATLANMAK ..."

Bittim dediğin yerde en güçlü halinle başlıyor gibisin tezahürata...

Hani o işe gidip gelenler var ya...
Hani o ders çalışıp duran öğrenciler var ya...
İşte onlar...

Allah'ım çok özledim!!!

27 Temmuz 2009

Bugün Neredeyiz?


Tamam, artık gerçekten bunlar son röportajlar, şimdilik.




Bugün "Taraf" gazetesindeyiz. Dostlar 18.sayfada olduğumuzu söylediler. Ben henüz göremedim, bulunduğum yerin mahrumiyet bölgesi olması nedeniyle.
Mondiali Antirazzisti gündeminden farklı olarak yazın alanında Yavuz'la benim bazı çabalarımız oluyordu bu sıralar. Aslında son iki sene diyelim ve Yavuz'un bu işte aslan payı olduğunu ekleyelim.

Bu çabalarımız meyvesini çok yakında (gerçekten çok yakında) verecek. Şimdilik aşağıya bir logo ekleyeyim, ayrıntıya girmeyeyim ve birazcık gizem yapayım.



Fikstür Çekimi


TFF 2.Lig fikstürü 28.07.2009 tarihinde, yani yarın saat 11:00'de çekiliyor. Fikstür çekilişine Adana Demirspor'u temsilen Başkan Vekili Ramazan Çimen katılacak.

Merakla bekliyoruz. Ankara Tayfası için özellikle Van Belediye deplasmanının tarihi önemli.

25 Temmuz 2009

Tayfun ÖZKAN Demirspor'da...

İyi bir golcü haberini girmeyi Mustava çok istiyordu ama kendisi müsait olmadığı için selamlarımı göndererek, vekaleti ile haberini ben giriyorum.

Tayfun uzun süredir içimden geçirdiğim, alınmasını istediğim ama yönetimin gelir gider durumunu ve takım içi dengeleri de bilmediğim için, bu yöndeki isteğimi dile getiremediğim, kısacası alındığına an itibarıyla sevindiğim bir futbolcu oldu.

Futbolcular için yaşadığımız sevinç o anda başlamış ve bitmiştir. Kendisinin gösterdiği performans ile sezon sonunda bizi sevindirmesini umuyoruz.

Diğer taraftan gerek blogumuza gerekse Adana'nın yerel spor sitelerine kombine satışlarının futbolcu transferine bağlı olduğunu dile getiren, iyi bir futbolcu alınması durumunda kombinelerin tükeneceğini ileri süren yorumlar yağıyordu. Umarım bu yorumları yapanların dediği olur ve kombinelerde bir ivme yakalanır.

Öte yandan bu transfer ile birlikte transfer işlemlerinin tamamlandığı belirtiliyor. Yönetim 10 oyuncu transfer edilecek demişti. 12 oyuncu transfer edildi. Beyanda %20 oranında sapma var. Daha önceleri bu sapmaların %200'leri %300'leri bulduğunu hatırlayacak olursak, mazur görülebilir bir sapma. Umarım yönetim tüm vaatlerini böyle mazur görülebilir sapmalar ile yerine getirebilir.

Yeni sezonda yeni kadromuz ile güzel günler görmeyi diliyoruz. Hayırlı uğurlu olsun.

Kaynak: www.spor01.com

24 Temmuz 2009

Namağlup Şampiyon

Sabah sabah bir ağlamaklı oldu içim.

Aslında haberi dün gece gördüm. Yorgun gözkapaklarımın arasından giriverdi, ekranın altından kayıp gidiveren yazı...

Sonra bu yazıyı yıllardır gördüğümü farkettim. Bundan 6-7 sene öncesine kadar çok da bir şey ifade etmiyordu benim için. Demirspor hayatımın bu denli merkezinde değildi belki de.

Galatasaray sutopu takımı Deplasmanlı 1.ligde bu sene yine şampiyon oldu. 6 Haziran'da şampiyonluklarını ilan ettiler. 1991 ve üstü doğumluların oluşturduğu Sutopu Genç Erkekler 1.liginde de 22 Temmuz'da şampiyonluğu kazandılar.

Yok, bir başkasının şampiyonluğuna ağlamaklı olmam ben. Bir emek varsa ortada, saygı duyarım. "Benim eksiğim nerede, nerede hata yaptım" diye düşünür, ona göre kendimi geliştirmeye çalışırım. Bana göre sportmenliğin, ahlakın, "delikanlılığın" gereği budur çünkü.

Beni üzen neydi peki?

Beni üzen son 35-40 yılda havuzlarda bir hayaletin gezinmesiydi. Bir dönem havuzlarda kanlı-canlı olan; mangal yürekli, çelikten bilekli o vücut, şu an vücudunu kaybetmiş bir hayalet gibi başıboş bir şekilde dolanıp duruyor. İşin acısı Adanalı da bu canlı vücudu ölüme terketmiştir.

Galatasaray sutopu takımının sitesindeki bazı cümleleri buraya alacağım, işte içime oturan cümleler:

"Galatasaray Sutopu Yaz Spor Okulu, şampiyon sutopçularımızın gözetiminde Burhan Felek Spor Tesisleri içindeki Galatasaray Olimpik Yüzme Havuzu'nda başlıyor.
Son 19 yılda 15 kere şampiyonluğa ulaşan yenilmez armada Galatasaray Sutopu Takımı oyuncularının öğretmenliğinde, gençlerimize hem temel yüzme eğitiminin verileceği hem de Galatasaray Sutopu Takımının bir parçası olma yolunda kapıların açılacağı eğitim Galatasaray Olimpik Yüzme Havuzu'nda verilecek. "

Artık havuzlarda başka "Yenilmez Armada"lar kulaç atıyormuş. Halbuki o BİZİK! Artık bundan sonra o BİZDİK mi diyeceğiz? Kimse inanmıyor artık bize, biz bile unutmuşuz kendimizi. Kaptırmışız kendimizi başka hülyalara, masallara. Kimse "eğer havuzlarda bir tarih yazılacaksa onu da biz yazarız, Adana yazar" demiyor, diyemiyor artık.

Hayaletler neden vardır peki?

Dünyada hala yapması gereken bir işi olan, yarım kalmış bir hesabı olan, yattığı yerde huzur bulamayan ölülerin iki dünya arasında hapsolmuş hali değil midir hayaletler? Oradan oraya savrulur, bazen birilerine musallat olurlar. Korkudan çok üzüntü verir bana bu ıstırap, bu bir şeylerin yarım kalmışlığı ve onu tamamalayamamanın suçluluğu.

Adana Demirspor yüzme ve sutopu takımının hayaleti havuzlarda dolanıyor. Ben görüyorum, arkadaşlarım görüyor, Demirspor'un büyüklüğünü bilenlere görünüyor bu hayalet. Korkutmuyor bizi yalnızca ağlatıyor.

Yenilmez Armada Bizik! Bu hayalete yeniden can verecek olan da Bizik! Yeter ki yeniden vücut bulsun, Türkiye'de havuz havuz, şehir şehir peşine düşecek olan da Bizik!

Bir temenni olarak, havuzlarda mavi-lacivert mayoyu tekrar zirvede görmek adına, Muharrem Abinin vakt-i zamanında Galatasaray takımına ve tüm havuza Bursa'da yıllar önce haykırdığı gibi:

GELİYORUZ! YENİ BAŞTAN OYNAYACAĞIZ!



Aşkına Karşılık Arayan Taraftar Portresi...


Bu fotoğrafı yaklaşık 1,5 sene önce Adana'da çekmiştim. Yazılan şey belli ama tavır önemli. Dünya üzerinde Adana Demirspor taraftarını pek çok klüp taraftarından ayıran bir özelliği anlatıyor bize bu fotoğraf.

"Takımı aşkla seven taraftar" sıfatını birçok taraftar edinebilir. Ancak hiç kimse aşkını bu kadar yalın ve bu kadar anlamlı ifade edemez bence. Küfretmeden, sayıp dökmeden, kahretmeden sadece aşkına karşılık bulamayan ve hala o aşkını bağrının en ince yerinde hisseden bir aşık bunu yazabilir. Bunu sadece bir "ADS"li yazabilir. Acısını kalbine gömer ama neden sevmedin demeden yalnızca tek bir şey söyler bu ince yergide ; "SENİ ÇOK SEVDİM ULAN!!!"

23 Temmuz 2009

Tayfun Geliyor mu? Gidiyor mu ?

Transferde haber beklediğimiz Tayfun Özkan'dan dün akşam için beklenen cevap henüz gelmedi. Yeni Asır'ın haberine göre Göztepe'de Tayfun ile ilgileniyor. Dikkat çekecek bir nokta ise geçen sene Tarsus İdman Yurdu'nda antrenör olarak görev yapan Erol Azgın'ın transferden sorumlu olarak Göztepe'de göreve başlaması. İnşallah bu gelişme transfer önünde bir engel oluşturmaz...

TRT Radyo.1'deyiz

Biliyorum, sürekli bu tip başlıklardan sıkıntı duyuyor olabilirsiniz. İlkin "bu adamlar da amma meraklı reklam yapmaya" diye düşünebilirsiniz. Halbuki reklamı sevmeyiz, sevsek sitemize reklam alırdık, iyi kötü yolumuzu bulurduk. Halbuki aynı tas aynı hamam, ay sonu zor geliyor efendim.

İkincisi başlığın yaratıcılıktan uzak, sıradanlaşmış yapısı. Bundan da gına gelmiş olabilir, "çabalayın biraz arkadaş" diyebilirsiniz. Bu yaratıcılık meselesini henüz tatilini Türkiye'nin cennet köşelerinde geçirmekte olan sevgili Vertumnus'a bırakacağım müsaadenizle. Haa, "nerede bu Vertumnus, hangi cennet köşede" derseniz, "Vert neredeyse, orası cennetten bir köşedir" derim (sana da selamlar sezcan).

Şahsen bu tipteki haberler için başka bir kalıp bulamadım. Belli ki kolayıma geliyor "...'deyiz, ...'dayız" demek. İdare edin sevgili okuyucularımız.

Bunca girizgahın ardından sadede geleyim o zaman.

Blogumuzun güzide yazarlarından Disconnectus Erectus yarın TRT Radyo.1'de Hayat Bilgisi isimli programa telefonla katılacak. Programın başlangıç saati 19:30 ve program bir saat sürüyor. Sevgili DE'nin bağlanacağı saat ise 20:00 şeklinde bildirildi.

Program hakkında bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz. Radyoyu canlı olarak internet üzerinden dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Radyo.1 Ankara-Çankaya'da 107.8 , Adana-Seyhan'da ise 96.7 frekansından yayın yapıyor.

Orhan Demirdal...


Demirspor'umuzun efsane isimlerinden Orhan Demirdal'ın bugün ölüm yıldönümü.

Saat 11.00'de mezarı başında anılacak.

Bizler seni unutmadık Orhan Abi. Yukarılardan bir yerlerden Demirspor'unu izlerken, onun başarılarında sevindiğine, kötü günlerinde üzüldüğüne eminiz.

Bizi izlediğine eminiz Orhan Abi, bunun bilincindeyiz...

21 Temmuz 2009

Tayfun Özkan?

Yine sadece istatistik içeren, yorum ihtiva etmeyen bir yazı yazmak niyetim. Tayfun'un TFF resmi sitesinden aldığımız rakamlarına bakalım. Önce goller:

2008-09 sezonu: 37 maç - 30 gol
2007-08 sezonu: 35 maç - 15 gol
2006-07 sezonu: 27 maç - 12 gol
2005-06 sezonu: 25 maç - 5 gol
2004-05 sezonu: 10 maç - 2 gol
2003-04 sezonu: 24 maç - 5 gol
2002-03 sezonu: 28 maç - 22 gol
2001-02 sezonu: 16 maç - 4 gol
2000-01 sezonu: 24 maç - 14 gol
1999-00 sezonu: 20 maç - 6 gol


Gollerin liglere dağılımı şu şekilde:

Bank Asya 1. Lig : 38 maç - 8 gol
TFF 2. Lig : 116 maç - 60 gol
TFF 3. Lig : 44 maç - 26 gol
Paf Ligi : 44 maç - 20 gol
Türkiye Kupası : 4 maç - 1 gol

Toplamda (paf ligi dahil olmak üzere) 246 maçta 115 gol atmış oluyor. Neredeyse her iki maçta bir golü var.

Futbol yaşantısında sondan başa doğru; Tarsus İdman Yurdu, Muğlaspor, Alanyaspor, Karşıyaka, Sivasspor, Türk Telekomspor, D.Ç. Divriğispor, Aksarayspor, Bugsaş Spor, MKE Ankaragücü, Orduspor formalarını giymiştir. Ankaragücü'nde profesyonel olmuştur. Şu an Tarsus İdman Yurdu'nun sözleşmeli oyuncusudur. Söleşmesi 31.05.2010 tarihinde sona erecek. Kulübümüz bu oyuncuyu almak isterse bonservis bedeli ödemek zorunda.



Tayfun ile transfer görüşmeleri...

spor01.com'un haberine göre Tarsus İdman Yurdu'nun golcüsü Tayfun ile görüşüyoruz. Gönlümden geçiyordu uzun zamandır. Taraftarın da çok istediğini biliyorum.

Önce kulübümüzün bütçesi, sonra transfer. Yönetimin en doğrusunu yapacağına inanıyorum. Hayırlısı olsun.

20 Temmuz 2009

Yok artık..!


Haberi bir kaç dakika önce okudum. Doğrusu haberi doğrulattıktan sonra bu yazıyı girmem gerekirdi ama gecenin bu vaktinde kimseyi uykusundan etmemek lazım. Hani kesinlik kazanmış olmasa da Livorno'nun Demirspor'umuzun açılış maçına gelmesi mükemmel bir haber.

Taraftarın hissiyatını algılayan, ufkunu dar tutmayan bu yönetime söyleyecek söz bulamadım: "Yok artık..!"



Kaynak: http://www.spor01.com/haber_detay.asp?haberID=1047

Abdullah Halman?

Son günlerde Abdullah Halman adı sıkça geçmeye başladı. Yerel spor siteleri yönetimimizin bu oyuncu ile ilgilendiğini söylüyor. Ben de herhangi bir yorum yapmadan, Abdullahın istatistiklerini buraya taşımak istedim.

TFF resmi sitesinin verilerine göre Abdullah 1987 doğumlu. Gaziantepspor alt yapısından yetişme. Paf liginde oynadığı 77 maçta 34 golü var. Profesyonel olduktan sonra Gaski ve Mezitlispor'da kiralık oynamış. Üçüncü lig yıllarında 36 maçta 12 gol atmış. 2007'de Mersin İdman Yurdu'na transfer olmuş, böylece ikinci lig kariyeri başlamış. Oynadığı 41 maçta fileleri 14 kere havalandırabilmiş. Geçtiğimiz sene Eskişehirspora transfer olan Halman Eskişehirsporla dört lig, üç kupa maçına çıkmış ancak bu maçlarda golü yok. Ara transferde kiralık geldiği Mersin'de 13 maçta 4 gol atmış. En iyi bildiğimiz golü ise 17.05.2008 tarihinde bize karşı attığı gol. Bu gol ile şampiyonluk ümitlerini ekstra playoff maçlarına ertelemek zorunda kalmıştık. Sonrası malum...

Paf ligi dahil olmak üzere toplamda 161 maçta attığı gollerin sayısı 60. Bu gollerin 9 tanesini kafa ile, 2 tanesini ise penaltıdan kaydetmiş. 22 sarı kart görürken kırmızı kartlarının sayısı 2.

Vedat Abi'yi Kaybettik


Çocukluğumun güzel abilerindendi Vedat Okyar. Bende yeri biraz farklıdır. Adam gibi adam denilenlerden...

"Maçın neticesini oynanmadan biliyorum. Beşiktaş ya kazanır ya kaybeder veya berabere kalır." İşte Vedat abinin naifliği, bir yandan da futbol oyununa karşı sevgisi, holiganizmden uzak ama her daim "delikanlı" duruşu.

Güzel abilerin sayısı azalıyor. Yerlerine kimler gelip kuruluyor? Bu yeni düzende "güzel abiler"e yer yok, yer bırakmıyorlar.

Güzel bir abimdin Vedat abi. Mekanın cennet olsun...


19 Temmuz 2009

Djurgarden Nereye?



Blogumuzda zaman zaman yer verdiğimiz İsveç'in mavilacivertlisi Djurgarden şu sıralar ligde kötü günler geçiriyor. İsveç'te liglerin yarısına gelindi ancak işler "bizimkiler" için pek iyi gitmiyor. Şu an dört galibiyet, iki beraberlik ve sekiz mağlubiyetle ondördüncü sıradalar. Rakiplerinden Orgryte lige havlu atmış gibi görünüyor. Arka arkaya alacakları bir dizi galibiyet Djurgarden'i güvenli alanlara taşıyacaktır.

En kısa zamanda toparlanırlar umarım. Çünkü nerede bir "mavilacivertli"nin canı sıkılsa benimki de sıkılır.

Djurgarden ile bağlantı noktalarımızdan olan sarı çocuk Nils'e de selamlarımızı gönderelim. Biz küme düşmeme değil, şampiyonluk mücadelesi veren bir Djurgarden görmek istiyoruz, hatta şampiyonluk maçında Adana Demirspor atkımızla o tribünlerde omuz omuza şarkılar söylemek istiyoruz. Mücadeleye devam Nils!

Bugün Radikal 2'deyiz

Radikal gazetesinin pazar eki olan "Radikal 2"de sevgili Yavuz Yıldırım'ın Mondiali Antirazzisti izlenimleri yer almıştır. Okuyucularımıza saygı ile duyurmayı bir borç biliriz efendim. Gazetenin kapağında da "Adana Antirazzisti'de" şeklinde mini haber bulunmakta.

Yazıyı okumak için buraya tıklayınız.


18 Temmuz 2009

Şampiyon Kadro


Teknik direktörümüz Abdülkerim Durmaz, sistemini ve hangi mevkilerde kimleri oynatacağını bu tabloda göstermiş. (kaynak www.spor01.com)

Hala var mı bilmiyorum, eskiden okullarda kara tahtanın sol üst kısmına "Ders:... Konu:..." yazılırdı. Sınıf başkanı veya tenefüslerde nöbetçi öğrenci her ders başında bu köşeyi yenilerdi.

Şimdi Adana Demirspor'un sınıf başkanı dersimizi ve konumuzu tahtaya yazmış:

Ders: 2009-2010 Sezonu
Konu: Şampiyonluk!!!

Yönetici, futbolcu, taraftar, medya... yani hepimizin bu sene dersimizi iyi çalışması gerek. Sene sonunda karnelerimizde bol bol "pekiyi" görmek dileğiyle.

17 Temmuz 2009

Vali'den Trabzonspor'a Kombine Desteği...

Burhanettin Abi'ye teşekkür ederek habere ilişkin başka bir link veriyorum.

http://www.trabzon.gov.tr/duyuru/Detay.aspx?id=412

Trabzonspor'un 6.000 adet kombinesini Trabzon Valiliği teslim almış. Duyarlı bir hareket sergilemişler, kendilerini tebrik etmek gerekir.

Spor basınında genel anlamda yürütülmekte olan kampanyanın sürdürülüş şekli beni oldukça rahatsız ediyor. Ama bu güzel uygulamalara yer vermeyeceğimiz anlamına gelmez.

Kentine tüm kademelerinde sahip çıkan bir Adana görebilmeyi dilerim...

16 Temmuz 2009

Perşembe Konukları #17 : Volkan ARTUNÇ "İşleyen Demir"

-------------------------------------------------------------------------------
Vertumnus İtalya yorgunu. Bir süre dinlenmeyi, diğer arkadaşlarım gibi elbet o da hak etti. Onun tatilde olduğu dönemde onun adına bir Perşembe yazısını daha ben gireceğim. Tüm okurlarımız yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a gönderebilirler.

Bu hafta Altay taraftarı Volkan Bey'i konuk ediyoruz. Volkan Bey, bizim gibi şehrinin takımını tutmaktan gurur duyanlardan. Onunla ortak bir paydada da buluşuyoruz. Tuttuğumuz takım sorulduğunda ortamda oluşan sessizliğin yarattığı keyif. Volkan Bey'e yazısı için teşekkür ediyoruz.
-------------------------------------------------------------------------------
Merhaba Arkadaşlarım,

Ne zaman futbol muhabbeti açılsa insanlar sorar; hangi takımı tutuyorsun diye. Cevabım kısa ve net her seferinde: Altay! (karşı tarafta bir şaşkınlık)

-Tutkum ve ben gençliğimde meşin yuvarlağın peşinden çok koştuk il demeden nahiye demeden... ama hayatımın memleket yılları sonra ereli oldu bi hayli ve ben de gurbetteyim fakat demirgibimiyim tartışmalı orası!

-Neyse canım başa dönelim Altaylıyım dedikten sonra bazıları hep sorar: ee tamam izmirlisin, bjk, gs, fb hangisi tutuyorsun? cevap; malesef Vefa'yı bile tutmuyorum! fakat artık (gecikmişte olsa )

Daha iyi bir cevap verebilirim bu soruyu soranlara: Demirsporluyum!

Asiliğinizle, aklınızla, tutkunuzla bin yaşayın

Volkan ARTUNÇ

15 Temmuz 2009

Kombineler...

Bugün Bekir ÇINAR'ın kombineler ile ilgili hayal kırıklığını içeren yazısını okudum. Onun üzerine birkaç kelam etmek geldi içimden.

Devlet memurları ve özel sektörde çalışan birçok kişi maaşlarını ayın 15'i itibarıyla alıyor. Bu husus kombine satışlarının artmasına vesile olabilir.

Bunun yanısıra kombinelerin sadece kulüp binasında satılması satışların sınırlı seviyede seyretmesinin en büyük nedeni bence. Tabi stant kurulup kombine satılması için ilgili banka ile tahsis edilecek pos cihazı sayısında anlaşmak gerekiyor. Bankanın bunları tahsis etmesi bir ihtimal kulüpten satışlar üzerinden komisyon almasına da yol açacak.

Nimet külfet meselesi. Umarım bu yönde gelişmeler huzlandırılır ve atacağımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değer.

Satışların artırılması hususunda fazladan yapabileceğimiz bir şey varsa, elimizden geleni yapmaya hazırız.

Antirazzisti'den-6

"Böyle bir etkinlik Türkiye’de yapılabilir mi?" Şu andaki futbol kültürüyle oldukça zor görünüyor. Akşamları tezahüratlar hep birlikte söylenirken, kimse kendi sloganını önplana çıkarmaya çalışmıyordu. Bizde olsa, bunu bizden çaldınız, önce biz yaptık kavgası alır yürürdü. Keza, futbola siyaseti bulaştırmayalım sözü bu kadar yerleşmişken, bu yönde bir işi organize etmek oldukça güç görünüyor. Mondiali Antirazzisti, hem yerel yönetimlerden hem de başta Istoreco olmak üzere çok sayıda sivil toplum derneğinden kurumsal destek alıyor.

Akşamları, kitleyi birleştiren belli başlı sloganlar-şarkılar vardı; bunlardan en kısası ve en çok katılıma sahne olan, "Berlusconi-Pezzo di Merda!" yani "Berlusconi, bir parça b.ksun"du. Bir diğeri, "Ho nello mia ce una malattia che non va piv via e la polizia-bastardi!" yani "şehrimde temizleyemediğim tek pislik var, o da polis."

İki kısa video:
Tıklayın: http://www.youtube.com/watch?v=xXaZisbk1jw
http://www.youtube.com/watch?v=NzysP_Jfy5g

Arada bir söylenen ve not edebildiğimiz sloganlardan biri de, "La dissoccupazione ti ha dato un bel mestiere, mestiere di merda carabinieri" yani "işsiz olmak, carabinieri olmaktan daha iyidir." Carabineri, bizdeki jandarma-çevik kuvvet karışımı, bir tür toplum polisi; statlarda ve sokaklarda taraftar gruplarına kök söktüren cinsten... Bir tanesi de oldukça neşeli: "Rispettiamo solo i pompier, rispetto si, solo per i pompieri pero" yani, "biz sadece itfaiyeye saygı duyarız, yalnızca itfaiyeye". Üniformalılara sert bir bir gönderme!

Çav Bella da hala harekete geçirici gücünü koruyor; her gece en az 3-4 kez söylendi şarkı. Birkaçında biz de Türkçesi'ni girdik; ilgiyle dinlendi ve yoğun alkış aldı. Bir de, bir klasik müzik ezgisini htırlatan, Mustava'nın "hücum marşı"na benzettiği bir melodi var. O da saatlerce karşılıklı olarak söylendi durdu. Bunun Demirspor versiyonunu, tribünlerimize kazandıracağız eminim... "oooo"lar hala kulağımda!

Bizden birkaç fotoyla, kendi Antirazzisti serimin sonuna geleyim; sanırım diğer arkadaşlar fırsat bulduklarında kendi izlenimlerini yazacaklardır.

İtalyanlarla sohbet:





Alman ekibiyle:



Festival radyosuna konuk olduk:





Yunanistan'dan Radical Fans United fanzini editörü Sotiris'le söyleşi;





Duvar gazetemiz:



28.12.1940:





Umarım ki seneye daha kalabalık katılır ve daha aktif biçimde etkinliğin gidişatını etkileriz.

Antirazzisti'den-5

Akşamlardan enstantaneler:

Kitle, öğlen saatlerinde demlenmeye başladığı için, akşam yemek sonrası, tam kıvamına geliyor; konserlerle birlikte, şenlik atmosferi iyice yükseliyor:











Casalecchio sokaklarında yapılması planlanan Parade yürüyüşü, yağmur nedeniyle yapılamadığı için, restoran çadırında, bir samba şov düzenlendi:



Antirazzisti'den-4

Fotoğraflara bir ara verip, kelimelere geçelim.

Genel itibariyle, ev sahibi olan İtalyanlar’ın ardından en büyük katılımın Almanya’dan olduğunu söylemek gerek. Alman ekipler, tek bir takımın taraftarı olmaktan ziyade, ırkçılık karşıtı mücadele için bir araya gelmiş futbolseverlerin kurduğu takımlardı. Bunun dışında turnuvaya katılmayıp eğlenmeye gelen çok sayıda Alman da vardı. İtalyanlar açısından da benzer durum geçerliydi; alt liglerde yer alan pek çok takım taraftarı, "büyükler"e inat oradaydı. Çadır komşumuz İtalyanlar, sanırım 8.ligteki Lebowski taraftarlarıydı örneğin. Big Lebowski filmine ilham veren takım... Firenzeli dostlar, bir kutunun içinde getirdikleri büyük şarap poşetini kimi zaman yastık niyetine de kullandılar.

Organize olarak gelenlerden, Sampdoria, Genova ve Verona’lılar dikkat çekti. Aslında Verona tribünleri çoğunlukla faşizan eğilimdeymiş ama bir mahalle ya da grup, aralarında farklı bir duruş sergiliyormuş, buraya gelenler de onlarmış. Bolognalılar, ev sahibi olarak her yerdeydi, Virtus Fans formalarıyla... Sampdorialılar da organizasyon ekibinin içindelerdi. Onlarda da Rude Boys bayrakları vardı. Romalılar ise haftasonu boy gösterdiler. Sağ eğilimli Lazio'nun solcu taraftarları da, Lazionet logolu formalarıyla oradaydı. Mondiali Antirazzisti'nin en büyük ödülünü alan takım, Liberi Nantes, İtalya üçüncü liginde oynayan ve göçmenlerden kurulu bir ekipti.

Komşumuz Yunanistan’dan Panatinakhos, Iraklis, AEK ve Panionis taraftarları, yirmişer kişilik kalabalık gruplarla katılmışlardı. Pana’lılar uyuyakaldığı için, çoğu maça anonsla çağrıldılar. Yemek masalarına, tuvalet ve duş brandalarına sticker yapıştırılmaması ve yazı yazılmaması için onca uyarı varken, bir tek Yunan arkadaşlar bu yasağı delip, her yere logolarını bıraktılar! Iraklisliler bizi ne zaman görseler, "kardesim" diyerek selam verdiler ve bolca da sticker! Panalılarla da ayık oldukları kısa zaman dilimlerinde konuşma fırsatı bulduk. Fransa’dan Marsilyalılar kalabalık ve renkli bir ekipti. Danimarka’dan Kopenhag tarafları da öyle ama tek renk: Siyah! İngiltere’den Manchester United’ın patron karşıtı muhalif tarafları da Red-Manchester olarak oradaydı; Macaristan’dan gelen siyah ve beyaz karışık oyunculardan kurulu African Stars da...

Katılımcıların bir kısmı sadece eğlenmeye, bir kısmı da sadece top oynamaya gelmiş gibiydi. Eğlence kısmının bu kadar öne çıkmasının, Livorno taraftarlarının canını sıktığı için festivale katılmadıklarını öğrendik orada. Eğlence boyutu, sunum ve söyleşilere gösterilen düşük ilgide de kendini gösteriyordu. Düzenleme ekibi, ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı temalarını, birlikte bir şeyler yapma çabasını ön plana çıkarsa da bunun katılımcı kitleye tam olarak ulaştığını söylemek zor. Futbol oynamaya gelenler de etkinliğin değerlerine bağlı olanlar ve onu fazla umursamayanlar olarak ikiye ayrılabilir. İkinci kısımda olanlar, maçlarda sertlik dozunu yükseltiyordu. Biz hem oynayıp hem de farklılıklarla bir arada olma çabasını yükseltmeye çalıştık. Piazza’ya astığımız duvar gazetesi, oldukça ilgi gördü. Ayrıca farklı ülkeden ekiplerle dostluk maçları yaptık.

Aslında bu seneye yağmur damga vurdu diyebiliriz. "Bunca yıldır izin verdiğim bu işe, Demirsporlulardan da birileri geldiyse, artık buraya kadar" demiş olmalı yukarıdaki! Etkinliğin iptal olacağını düşünmeye başlamıştık ki insafa geldi; çok şükür!

Sahaların drenajı o kadar iyiydi ki göle dönen alanlar, sabaha oyun oynayacak düzeye geldi. Son iki günü, yoğun futbol programıyla sorunsuz atlattık.

(devam edecek)

Antirazzisti'den-3

Futbol alanından görüntüler:

(büyütmek için üstlerine tıklayın)

Turnuva başlıyor; formalarımızı giydik, sahaya çıktık:



Nazım pankartımızı astık:


Maç öncesi ısınıyoruz, rakibi bekliyoruz ama gözümüz de kararan bulutlarda; tedirginiz:


ve -en hafif tabirle- yağmur başlıyor; yaklaşık 1 saat hiç hız kesmeden sürecek:


Ertesi gün, yine maç saatini bekliyoruz; sahalarda maçlar devam ediyor:


Pankartımızı son gün kamp alanından sahaya getirdik, yağmurdan ıslandığı için daha öncesinde taşımak mümkün değildi:


Diğer maçlardan enstantaneler: