31 Aralık 2012

2012'de Blog


Yine bir yılın sonuna geldik. Geçen yıl olduğu gibi genel gidişatımıza bir bakış atayım dedim:

2012, Şampiyonluk senesi olarak tabii ki zihinlere yer edecek; hep hatırlanacak. Kimsenin aklında yokken son birkaç maçı kazanıp playofflara kalmak; ardından mucizevi Balıkesir ve Bugsaş maçları ve tarihi Fethiye galibiyeti ile Mayıs sonu bizim için rüya gibiydi. Blog, en çok ziyaretçisini de bu dönemde aldı. Aslında ikinci yarının başı, Mart-Nisan ayları da aynı derecede sıkıntılı ve sinirliydik takıma karşı. Yıl içinde çok derin dalgalanmalar yaşadık. Ardından Haziran'daki yönetim ve kongre krizleri ile şampiyonluk keyfini yaşayamadan yine dert-tasa dolu günler geçirdik. Bu süreçte de yine genel gidişata temkinli yaklaşımımızı sürdürdük; olayları farklı boyutlarıyla görmeye çalıştık. Blog olarak geçen 4 yıldan bu yana farklı çizgimizi koruduğumuzu düşünüyorum. Tabii ki yeni sitelerin, blogların açılmasıyla bilgi ve yorum farklılıkları arttı. Daha önce sadece bizi takip edip yorumlarımız merak edenler, artık farklı mecralardan bilgi-yorum alabiliyor. Buna karşın günlük 250-350 bandında tekil ziyaretçi durumu bu yıl da devam etti. Aylık 8,800'den aşağı düşmedi ziyaretçi sayımız. Herhangi bir öncülük ya da zirve iddiası olmayan, sadece kişisel yorumlara dayanan bir siteye gösterdiğiniz ilgi için teşekkürler...

Tüm Demirspor camiasına mutlu bir yıl diliyorum. Umarım bu yıl geçen senekilerden daha az sıkıntı, daha çok mutluluk yaşarız.

İyi yıllar...

29 Aralık 2012

Devre Arası Klasikleri: Haftanın Yoranları

6 aylık takımlar kurulmasına alışığız. Son yıllarda daha ilk 11'i öğrenemeden devre arasında kadronun yarısının değiştiğine tanıklık ettik. Bu yıl acaba farklı olur mu diyorduk ama yine gönderilenler, gönderilmeye yakınlar ve gelecekler konuşulmaya başlandı. Haftanın yoranları, transfer haberleri...

İrfan, Emre Hasan Balcı, Engin Memişler ve Bilal Çubukçu ile yollar ayrıldı. Son ikisinin bi' hayrını görmedik; gelmeleri hataydı. İrfan, sezona iyi başladı ama gerisini getiremedi, kadronun olumlu yönde değişmesinden olumsuz etkilendi. Bir haftadır gideceği haberleri yayıldı, kendisine ait olduğu iddia edilen twitter ya da facebook hesabındaki açıklamaları internette dolaştı; sonra birden o hesapların sahte olduğu ve açıklamaların asılsız olduğu söylendi. Sonra yine aynı hızla gönderildiği açıklandı. Ben pek itibar etmediğim için o açıklamalarla ilgili bir yorum yazmadım. İrfan'ın sadece para için Adanaspor'a veya başka bir rakip takıma gitmesini hoş karşılamam açıkçası! Ayıp etmiş olur...Kendisine yeterli ihtimamı göstermeyen teknik kadro da aynı derecede hata yapmıştır.

Geçen senenin öne çıkan isimlerinden, attığı gollerle bizi ayakta tutan oyuncusu Emre Hasan,bu sezon hiç ortalıkta görünmedi. Şans bulduğu maçlarda bekleneni veremedi. Onunla da yollar ayrılmış. Ancak mali konularda anlaşmazlık sürüyor. Şimdi de onun açıklamaları internette dolaşıyor. Bu açıklamalara da pek itibar etmemek lazım.Spekülatif şeyler... Şu ana kadar hiçbir futbolcunun parası kulüpte kalmadı, er ya da geç herkes parasını aldı. O da alır, merak etmesin.

Asıl yoran, Lawal meselesi. Takıma büyük katkı sağladı ama kısa sürede ivme kaybetti. Genç oyuncudur aklının kolay çelinmesi olasıdır. Bu tip oyuncuların iyi yönetilmesi, iyi yönlendirilmesi gerekli. Bizde onu becerecek profesyonel yönetici yok tabii ki. Adam parasını düzgün ödeyen ve tabii ki daha çok ödeyen bir yere gitmekte haklı. Hak meselesinden çok futbolun doğası bu.  Lawal'ı elimizde tutacak, onu etkili kullanacak iradeye sahip değiliz ne yazık ki. Futbolcular bizi kullanıyor; tersi bizde gerçekleşmiyor. Devre arasında gitmezse,sezon içinde sorun yaratabilir. Bence bu kadar dedikodudan sonra elden çıkarılması daha doğru olur.

72. Yaş Ankara Kutlamaları

Ankara Tayfası, Adana Demirspor'un 72. Yaşgünü şerefine bir yemek organize etti ve ardından Güven Park'ta kutlamalara devam etti. 









Haberads.com'daki Yazı

Haberads.com'daki "Adana Demirspor 72 Yaşında" yazısı (http://www.haberads.com/haber_detay.asp?HaberId=1027), blogumuzda daha önce 70. Yıl Söyleşisi için hazırladığımız metinden alınmıştır (http://www.adanademirspor.net/2010/12/carsamba-gunu-soylesimiz-var.html).

Kendilerine mail ve twitter yoluyla ulaşıp durumu bildirdik; bir düzeltme notu koymalarını bekledik ama olmadı.

Yapacağı haberlerle öne çıkması gereken bir sitenin bu tip şeylere ihtiyacı olmaması lazım. Kendilerini tanıdığımız için artniyet aramıyoruz ama biraz daha emeğe saygı... Kendi cümlelerinizle ufak bir kutlama yazısı yazmanız daha sempatik olurdu.

(EKLEME: Haberads.com editörlerinden Nadir Avşaroğlu, bana konuyla ilgili gerekli cevabı verdi. Kendisine teşekkür ederiyorum.)

28 Aralık 2012

72 Yaşındayız!

Demiryolu emekçilerinin, Adana halkının alınteri göz nuru Adana Demirspor 72 yaşında!

Kamusal bir sorumluluğun Çukurova'daki taşıyıcısı Adana Demirspor, 72 yıldır geleneğinden gelen gücü geleceğe taşıyan bir lokomotif. Katarlarında geçmişin yükünü taşıyor Demirspor. Fofo Ruhu ateşliyor bu gücü; tribünü bu ateşin gücüyle hareket ediyor; taklit ediliyor, örnek alınıyor, çığır açıyor.

Adana Demirspor, 72. yılında daha iyi yönetilmeyi, daha başarılı günleri, daha güçlü bir camiayı hak ediyor.

Bizler bu hedefi gerçekleştirmek için burdayız! Fofo ruhuyla yola devam ediyoruz...

27 Aralık 2012

Kitap Yardım Kampanyası

Adana Demirspor taraftarı toplumsal bilincini birkez daha gösteriyor; yeni bir kitap bağış kampanyasına öncülük ediyor.

Şanlıurfa'nın Suruç ilçesi Bellik Ortaokulu'na kitap yardımında bulunuyoruz.

Kitapların gönderilmesinde kolaylık sağlanması için yine Demirspor taraftarları devrede; Nedim Çelik, bu konuda yardımcı oluyor. Kitapları şu adrese gönderebilirsiniz: Reşatbey mah. 62031 sok Musa Ballı apt. B blok no 13 k:2 d:4 Seyhan/Adana "Uğur Bilişim". 

Ayrıca 5 Ocak Stadı altındaki Demir Store'a da kitaplar bırakılabilir.

Haydi Demirsporlu; göreve...


25 Aralık 2012

73. Yaşımıza Girerken...

Adana Demirsporumuz 72 yılı geride bırakıp 73. yaşına giriyor 28 Aralık'ta. Çukurova'nın yari, cenup yıldızı, bölgede her alanda öncü olmuş bu okul 100. yaşına doğru ilerliyor...

70. yılı Ankara'da bir söyleşiyle kutlamıştık hatırlarsınız. Bu kez bir yemek organizasyonu var. Cuma günü gerçekleştirilecek organizasyonla ilgili detaylı bilgi için nadiravsar@yahoo.com adresine mail atabilirsiniz.

24 Aralık 2012

İlk Yarının Ardından

İlk yarıyı 27 puanla tamamladık. Kendi sahamızda 14, deplasmanda 13 puanımız var. 27 golle ligin en çok gol atan 2. takımı; 24 golle de ilk 6'nın en çok yiyeni ve ligin de 3. en çok yiyeni olduk.

Tıpkı geçen seneki gibi dalgalanmaların çok olduğu, istikrarsız bir tablo sergiledik. Buna benzer bir tablo, aynı dalgalanmalar ikinci yarıda da olacaktır muhtemelen. Yönümüz yukarı gibi görünse de birkaç maç üst üste kayıp hemen ivmeyi aşağıya çevirebilir; aşağıyla 10, yukarıyla 3 puanlık farkımız var.

Daha detaylı analizler yapılabilir ama genel olarak bakacak olursak, istikrarsızlığın sebebi kadro derinliğinin olmaması ve birkaç oyuncunun performansına tabi olmamızdı. Sezon başı hazırlık kampının, yani yaklaşık iki aylık sürenin boşa geçmesi, kadronun ancak 5-6. haftada şekillenmesi ile sezona neredeyse yarısında başladık. Güvenç Kurtar rezaleti ve Osman Özdemir hayalkırıklığı ile geçen sezon başı ve başlangıcı, Erciyes tokadı ile son buldu; Adanaspor galibiyeti hem geçmişin pisliklerini hem de önümüzdeki süreci temizlemek açısından iyi geldi. 5 haftalık beklenmedik seri, ki Ankaragücü dışınd hepsi yukarıya oynayan takımlardı, lige dair bakış açımızı baştan aşağı değiştirdi. Takıma güvenmeye ve şampiyonluk hayalleri kurmaya başladık. Kimi arkadaşlar, bu süreçte yönetim istifa sloganının unutulmasına ve takımın başarısına sevinmemize içerlese de yıllardır başarıya hasret taraftarlar için bundan daha normal bir tepki olamazdı. Ben takımımın başarısını istiyorum; bunun yolunun da camianın içindeki herkesin görevini-işini yapması olduğunu düşünüyorum. Futbolcular işini yaptı ve bizi mutlu ettiler; sağolsunlar.

Buca maçıyla sezon yeniden başladı; cezalılar, sakatlar gibi lig içi yaşanabilecek durumlar kendini gösterdi ve yerimizin yukarısı değil başaltı olduğunu anladık. İki haftalık yenilgi, Antep Bld ve Kartal galibiyetleri ile dengelendi; Göztepe deplasman galibiyeti son haftaya umutla girmemizi sağladı ama Başkan Serin'in maç öncesi "istediğimiz puanları topladık" açıklaması ile son haftanın kaderi de az çok belli olmuştu. Zeminin kötülüğü de yardımcı oldu ve 0-0 ile başladığımız devreyi aynı şekilde bitirdik.

Kaybettiğimiz maçlardan, örneğin ilk haftalarda Konya, Denizli ve Tavşanlı karşısında beraberlik çıkarabilirdik diye düşünüyorum. Kazandığımız haftalarda, her ne kadar üstün oynasak da Karşıyaka ve Urfa maçları beklediğimizden kolay olmasıyla biraz lüks galibiyetler oldu. Bir Demirspor klasiği olarak üstümüzdeki takımları daha rahat yenerken, alttakilere puan kaptırdık.

Fikstürümüzün ilk haftalarda daha zor, sonlara doğru daha kolay olduğunu gördük. İkinci yarıda da tablo aynı kalırsa son haftalarda düşme potasındaki takımlarla oynamak canımızı sıkacaktır. Şampiyonluktan çok play-off hedefi daha gerçekçi görünüyor. İçerideki maçlarda daha fazla puan toplayarak bu hedefi gerçekleştirmek mümkün. Bunun için de önce kadro istikrarı ve en azından -transfer gerekli lafını pek sevmesem de- iyi birer yedek olacak biri forvet olmak üzere iki takviye gerekli görünüyor. Forvet yokken en çok gol atan takımlardan olmak da yine Demirspor'a özgü bir çelişki!

Önder Serin'in Açıklamaları

Önder Serin, Samsunspor maçı öncesi açıklamalar yaptı. Detaylı bir değerlendirme yapacak kadar yeni konulara girmedi; bildiğimiz sözler tekrarlandı. Ön plana çıkarmak istediğim birkaç başlık var. Birincisi, Serin 3 taraftar oluşumunu da görüşmeye çağırdığından bahsetmiş. Bu üçüncü taraftar oluşumu kimdir, nedir; bilgim yok. 1940 taraftarlar derneği mi? Kendileri ile Bekir Çınar Turnuvası'nda rastlaşmıştık ama taraftar derneği olarak ne yaparlar, ne katkı sunarlar, bun konuda hiçbir bilgi yok. Başkan'ın, görüşmeye çağıracağı kadar önemleri nedir, ben çözemedim. yoksa amaç, yönetim destek konusunda 2'ye 1 yapıp, Şimşekler Grubu'nu mu kıstırmaktı? Sanırım Şimşekler'den kimse gitmedi; böyle bir tezgaha gelmediler.

İkincisi, Başkan'ın "yanlış" borç meblağı belirtenleri mahkemeye vermekle tehdit etmesi. Bu açık bir tehditttir ve kamuoyu üzerinde susma baskısıdır. Başkan, 20 milyon değil 11 milyon borç var demiş. 11 milyonun kaynağı nedir; sizin açıklamanızın yanlış olmadığını neye istinaden kabul edeceğiz?  Açıklanan borç meblağı, diğer tutarlar, ödemeler vs. bunların hepsi tek yanlı açıklamalardır. Üçüncü husus da tam olarak bu; bu sayıların hiçbiri denetime tabi tutulmuş değildlr. Örneğin, Demirspor Mali Kongre yapıyor mu? Bu hesapları Demirspor camiasına açık bir şekilde sunup, onay istiyor mu? Hayır. Bu açıklanan paraları kim denetliyor? Hiç kimse.

Mali konularda uzman üyemiz Onur Biçer bu meselelere daha hakimdir; zaman bulabilirse detaylara girer, kendisinin bu konudaki sözleri "en azından ortaya bir tablo konsaydı analiz edebileceğimiz birşey olurdu" şeklinde.

Başkan'ın açıklamalarında gerek metot gerekse tavır çok yavan. "Açıklama yapıldı mı yapıldı" hesabı, "dostlar alışverişte görsün" mantığıyla yapılmış bir açıklık gösterisi! Gökoğlu döneminde baskılarımız sonucu başlayan şeffaflık adımının bir devamı ancak ileriye dönük bir adım değil; yerinde sayma diyebiliriz en fazla...

23 Aralık 2012

Belalı Hafta

Ligin ilk yarısı belalı bir haftayla bitti. Ankaragüçlüler sahaya girdiler, maç yarım kaldı; Karşıyakalılar sahaya girdi, zaman az kalmıştı, hakem oynattı bitirdi; Buca-Denizli maçında hakem, yaptığı hata sonrasında Denizlilere "gol mu atacaktınız" demiş! Bizim maçta Koray Gençerler'in berbat yönetimi. Geçen hafta 5 Ocak'ta Süleyman Abay'ın hatalarla dolu maçı da akıllarda...

Hakemlerden dert yanmak demode oldu. Ama bu yaşananlarda onların payının ne büyük olduğu ortada. Devre arası hatalarından ders çıkarmalarını umuyorum. Hangi hakem hatasından dolayı kızağa çekildi, maç verilmedi, en azından buna dair bir basın açıklaması bekliyorum; beyhude şekilde...

Adana Demirspor:0 - Samsunspor:0

Yoğun yağış altında kötü zeminde oynanan maçta Samsunspor'u yenemedik. Rakiplerin puan kaybettiği haftada 1 puana razı olduk. İlk yarıyı 27 puanla tamamladık.

Top sürmenin, pas yapmanın mümkün olmadığı bir zeminde teknik oyuncularımız oldukça zorlandı. Topu hücum hattına aktaramadık. Böylesi sahalarda gol şansı yaratacak işlere de girişemedik; ne şu atabildik, ne karambol yaratabildik rakip kalede.

Lawal'ın kötü performansı sürüyor. Teknik ekip acilen bir hal çaresini bulmalı ve bu oyuncuyu ilk haftalardaki iyi performansına döndürmeli. Kaptırdığı topla tehlikeli olurken hücuma katkısı da azalıyor.

Gökhan Kaba, iki haftanın ardından etkisizdi; verdiği hatalı paslarla tribünün tepkisini çekti. Erçağ'ın yerine Gökhan çıkmalıydı diye düşünüyorum. Juninho, bulduğu tek pozisyonu gole çevirse bugün daha mutlu
olabilirdik. Kulübeden gelen Samet ve Cavid beklenen katkıyı sağlamadı. Savunmada Keremcan'ın iyi performansını da anmak gerekli.

Tavşanlı karşısında kaybedilen üç puanı düşününce, bu beraberlik kötünün iyisi diye düşünüyorum.

Tribün bu kötü havaya rağmen çok iyiydi; maçı anlatan Erdoğan Arıkan'ın da sık sık andı bu güzel görüntüleri.

22 Aralık 2012

Dualarımız Pekkoçak'la...

Yenilmez armada'nın değerli yüzücülerinden, eski gazeteci ve Demirspor camiasının renkli simalarından Aytaç Pekkoçak'ın hastanede yoğun bakımda olduğu haberini üzüntüyle öğrendim. Dualarımız Pekkoçak ile...

Dirayet Meselesi

Demirspor’da yönetim krizleri son bulmaz. Yapısal bir bozukluk var çünkü. Başkanlık sırayla el değiştiriyor gibi görünüyor. Yöneticiler aday olacakların “ayakları yere basan, sağlam projeler”le kendilerine gelmesini istiyorlar. Eğer bu kişiler “Demirsporluluk duruşuna” sahiplerse ve “emaneti layıkıyla taşıyacakları” intibaı yaratabilirlerse yönetimi kendilerine devredebileceklerini söylüyorlar. Son yönetim değil sadece, Durak’lama döneminin başından beri bu böyle. Bu tavrın iler tutar yanı olmadığını, amacının belli olduğunu kaç kere yazmak gerek?

Bizdeki gibi devir teslim ile işlerini yürüten bir zümre var ve bu zümrenin ortadan kalkması gerek. Arkasında büyük bir kamuoyu desteği olmasına rağmen Selahattin Aydoğdu bile mücadeleye girişemedi. Başkanlığın kendisine devrini Zihni Aldırmaz’dan, Ömer Çelik’ten vs. istedi. “Taraftar beni istiyor, param da var, başkanlığı bana bıraksınlar” dedi. Tavrı hatalıydı, bu kadar gaza gelip ortamı gereceğine sıraya girebilir, sırasını bekleyebilirdi (Benim kişisel isteğim bu değil, yapı böyle işliyor). Aslında belki ilk defa Gökoğlu yönetimi belediyeyi, hükümeti, valiliği, taraftarı, artık baskı yapan ne varsa bilemiyorum, karşısına almaktan çekinmedi. Bu davranışı yüceltmek için söylemiyorum ama böyle bir direnç görmedim daha önce. Yönetimlerini koruma reflekslerinin bu kadar kuvvetli olmasının Demirsporluluk’tan başka nedenleri olabilir. İnsan diğer adaylardan, aday olmayı düşünenlerden de aynı azmi bekliyor. Peki Aydoğdu neden bu kadar direçli olmadı, seçim sürecinde ve sonrasında hukuk yoluna gitmedi? Ya da şu an aktif muhalefeti sürdürmüyor? Gerçi seçim döneminde de sağlam bi kampanya yürütememişti.

Şimdi antrenman eylemiyle beraber taraftarlar arasında “yönetim istifa” sloganı tekrar canlandı. Mesela Murat Dilme, sosyal medyada taraftardan destek gören isimlerden birisi. Ancak onda da yönetime yürüyecek dirayet mevcut değil. Belki bu insanlar da haklılar, Demirspor’u fanatik taraftarlar kadar derin yaşamadıkları için mücadeleye girişemiyorlar. Birçok değişkeni hesap edip öyle ilerlemek istiyorlar. Ama o zaman onlardaki paranın kime ne faydası var? O zaman başkan olamasalar bile adları sürekli zikredilmiş ve bundan dolayı isim yapmış olmuyorlar mı? Doğaldır, bazen kazanamayacağını bile bile aday olanlara rastlanır. Bu, aday olan kişi için adını, sesini duyurma şansıdır. Seçime girer, kaybeder, ama bir defa o dirayeti göstermiştir, o iş için para, zaman, emek harcamıştır. Bizde ortaya bir şey atılıyor, dedikodu alıyor yürüyor, bazı isimler ön plana çıkarılıyor. Sonuç: Yok. Murat Dilme ismi benim için maalesef bu hükümde. Çok iyi niyetli olabilir, hakkını yemek istemem. Ama artık onu ve şirketini daha yakından tanımanın Demirspor’un geleceğinde somut bir şeyler ortaya koyamaması biraz da onun kabahati.

Bir dönem Turgay Develi kamuoyunu şöyle bir sallamıştı. Umut veren bir iki açıklama geldi ama onun da devamı gelmedi. Milletvekilinin bile dirayeti kısıtlıyken diğerlerinin eti budu mücadele için zayıf kalıyor demek ki.

Son olarak Mustafa Tuncel, nam-ı diğer Dayı meselesi var. Mahpusluk günlerinin bir gün bitmesi halinde Demirspor ne olur? Dayı, “ben geri geldim, emanetimi alayım” dediğinde kim karşı koyabilir? “Zihni’ciğim şuradan bir çek karala bakalım” dediğinde Zihni bey ne yapar? Ayran içilmiş, ayrı mı düşülmüştür? Önder Serin, Mehmet Gökoğlu, Ali Uğur Akbaş karşısında hizaya geçip tek sıra olurlar mı? Ya da Dayı, “tamam yeğenlerim, ben yoruldum, siz yönetin evladım” deyip köşesine çekilir mi? Hiç sanmıyorum, Dayı’dan acayip manevralar bekliyorum. Tabii eğer içinde bulunduğu süreçten sağ salim kurtulabilirse. Onu da zaman gösterecek.

Yeni isimlerin camiaya girmesi umudunu korumakla birlikte sonuç üretebilecek dirayette adaylara ihtiyacımız olduğu bir gerçek.

Samsun'la Benzerliklermiz

Bu haftaki rakibimiz Samsunspor ile benzeşen kötü bir huyumuz var: Çıkma başarısı ile düşme başarısızlığında öncü bu iki kulüp. Süper Lig (eski 1.lig) düşüklüğünde onları takip ediyoruz. Geçen seneki çıkıp-inmeleri ile 7 kez bu başarıyı-başarısızlığı gösterdiler; biz de 5 kere bu işi becerdik! (Aramızda KSK var; 6 kereyle...)

Samsun'un yetiştirdiği çok sayıda futbolcu var; Tanju, Celil, Serkan, Ertuğrul bunlardan en bilinenleri. bizimle de yolu kesişenlerden, kaleci Fatih Uraz var mesela. 

Samsun futbolu, Adana Futbolu gibi mazisi güçlü, geleneği güçlü takımlardan oluşuyor. O geleneğin parçalarından biri de Samsun Demirspor. Mehmet Yılmaz'ın derlediği "Samsunspor Kırmızı Beyaz Siyah" kitabında Samsun Demirspor'a dair güzel detaylar var; kendisi Adana Futbolu kitabına da katkı sunmuştu. Samsunspor kitabından Cem Dizdar'ın satırlarına vurgu yapalım: 

"çocukluğu köyden kente trenle gidip gelerek geçen biri için garların, demiryollarının, demiryolu işçilerinin, makinistlerin, kondüktörlerin, makasçıların hayatımızdaki yeri ne kadar mühimse Samsun Demirspor da o kadar mühimdi. O takım da bütün Demirspor takımları gibi şahane bir takımdı."

21 Aralık 2012

Bugün 21 Aralık'tı...

Bugün 21 Aralık'tı; Maya takvimine göre bugün Demirspor yönetiminin para ödemedeki son günüydü. Bu özel günü kutlamak için binlerce insan Şirince'de buluştu. Adana'da değil de Şirince'de buluşmalarının nedeni, yönetimin "bunlar 650 kişi" diye açıklama yapmasını engellemekti. Takvime uygun bir şekilde paralar ödendiği için noterler evlerine döndü ve bir günlük yas ilan etti. Kulüp başkanı, "biz Maya takvimine göre değil İnka takvimine göre hareket ediyoruz, gecikmenin nedeni buydu, ayrıca takvimlere sığmaz bizim aşkımız, isteyene bırakırız, görevimizin başındayız, başımızı devretmeye hazırız" şeklindeki açıklamalarıyla Şirince'de toplananlara mesaj gönderdi.

20 Aralık 2012

Futbolcular Hakkında

Son dönemde alışık olmadığımız şeylerden birisi futbolcularla alakalı.

Genelde futbolcular para alamadığında antremanlara çıkarlar, "kıran kırana" geçen antrenmanda, "hırs"larıyla göz doldururlardı. Gelgelelim bu arkadaşlar gerçek bir ihanet vesikası olarak protestolarını maçta yaparlardı. Lig sonuncularına mağlup oluverirlerdi. Umumiyetle deplasman maçlarını seçerler, böylelikle Adana'da seyircilerden küfür yeme ihtimallerini ortadan kaldırırlardı. Dertlerini yerel basındaki abilerine açarlar, onlarla dedikodu ve kulis yapmaktan çekinmezlerdi. Paralarını alamayınca ekmek teknelerini kırar döker, onurları olan mesleklerini kendi ayakları altında çiğnerlerdi.

Takım içinde takımın elebaşlığına soyunmuş, yaşı ilerlemiş ve feleğin çemberinden geçmiş bir-iki kaşar, başka tabirle "tecrübeli" futbolcuya yerel basından methiyeler düzülür, takım içinde otorite sağlamaya çalışan teknik adamların önü kesilmeye çalışılırdı. Yönetim de bu tip papazların infazına yanaşamazdı. Böylece devran dönerdi, kervan yürürdü. Yönetim para ödemez, futbolcu oynamaz, taraftar sürünürdü. Düzeni değiştirmeye çalışan kim olursa bazen taraftarın da müdahalesi ile teneke trampet kovulurdu. Taraftar asla ama asla masum değildi. Demirspor'un menfaatlerini savunduğunu söylerdi ama bunca yıl aynı yerlerde dönüp durmamızın sebeplerinden olan taraftarı bu işten soyutlamak imkansız. Yine de taraftarın mazur görülmesi daha mümkün, profesyonel futbol onun için icra edilen bir gösteri aslında. Mazur görelim ama masum değil.

Konu dağılmasın, futbolcular diyordum. Son iki sezondur takımımıza gelen futbolcular belki de yirmi yılda bir araya gelmiş nadir iyi niyetli ekiplerden. Takımı sabote etmediklerini düşünüyorum. Antrenmana çıkmama eylemini destekliyorum. Bunun maç performansını etkileyeceğini ama kondisyon anlamında bir sorun yaşanmayacağını, olsa olsa taktik çalışmaların sekteye uğrayacağını sanıyorum.

Eylemin zamanlaması futbolcuların tercihiyse isabetli bir tercih. Ama ciddiye alınması için hafta içi tekrar ederek yapılması gerekliydi. Verilen sözlerin tutulmayacağı korkusunu herkes yaşıyor. Gerçi parasal sözleri tutmak bu yönetimi başarılı kılmaz. Bizim başarı kriterlerimiz belli, önceki yazıda Onur tekrar güzelce özetlemiş. En azından para bulun, günü kurtarın çünkü bu oyuncular bunu sonuna dek hakediyor. Para bulamazsanız orada oturmanızın anlamı yok. Bu işgale son verin.

Tesislere Noter Gelmesi

Demirsporplatformu.com adresinde yer alan habere göre futbolcular idmana çıkmayınca prosedür gereği tesislere noter gelmiş.
 
Hangi prosedür bu? Birisi açıklasın biz de bilelim.
 
Yönetim işini doğru dürüst yapmayıp, futbolcuların emeklerini çalacak -tıpkı şampiyon kadromuza yaptığı gibi- futbolcular hakkımızı verin diye alavere dalavere yapmadan saha dışında seslerini çıkarınca aba altından sopa gösterir gibi tesislere noter getirilip, antrenmana çıkılmadığı kayda geçirilecek.
 
Bu nasıl bir yöneticilik anlayışıdır? Ben hakkımı alamadığım gibi bir de üstüne dolaylı tehdit alacağım sonra da işimi layıkıyla yapacağım öyle mi? Futbolcuların performansında düşme olursa bilin ki bunun ilk sorumlusu sizlersiniz.
 
Hadi kaynak bulamadınız, tamam kulübü kurumsallaştırma yolunda adım da atamadınız, şeffaflaşma hak getire ona da tamam, altyapıdan kimseyi yetiştiremediniz, kazandıramadınız, bari biraz yöneticilik üslubundan haberdar olun. Yöneticinin dövebilmesi için önce dövebilmeyi hak etmesi lazım. Mantalite yanlış, taraftara, futbolcuya, teknik ekibe yazık. 

19 Aralık 2012

Taraftar ve Futbolcu İşini Yapıyor, Ya Yönetim?

Demirspor yönetimi, camiamızı rezil etmeye devam ediyor. Paraları ödeyemeyen, kaynak yaratamayan, bütçesi belirsiz yönetim mi olur? Olur; rezil yönetim olur sadece...

Futbolcular bugün de antremana çıkmadı; iyi ettiler. Çünkü sahada oynamayıp protokole mesaj vermektense bu şekilde örgütlenip hareket etmek daha doğru. Ben kendilerinden bir de basın açıklaması ya da  taraftarı bilgilendirme metni bekliyorum.

Demirspor'da herkesin işini yapmasını istiyoruz. Taraftar tribünde, futbolcu sahada işini yapıyor, ya siz sevgili yöneticiler, ne yapıyorsunuz? Yapamıyorsanız, bırakın gidin; onurluca...

Kongre ve Sorular (Yeniden)

Yine kongre sözleri dillendirilmeye başlandı. Yine aynı sözler. "Talipli varsa iyi bir programla gelen, bırakabiliriz vs." Yine ödenmeyen paralar. Bir kısır döngüdeysen eğer zaten 'yine'ler işin doğasında vardır.
 
Bizim ne zaman aylık tahmini giderimizi bilebilecek ve açıklayabilecek bir yönetimimiz olacak? Atatürk Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasını müteakip, hatta Lozan Görüşmeleri devam ederken, İzmir'de 1. İktisat Kongresi'ni topladığında ekonomik olarak da kazanmadıkça bir savaşı, o savaşın kazanılamayacağını dile getirmişti. Ülke olarak bu kez de bunun savaşına girmiştik. Şimdi biz şampiyon olduk, ligimizde iyi gidiyoruz ama ekonomik bir savaş veremiyoruz layıkıyla.
 
Neden? Ne planladınız gelirken?
 
-Benim transfer peşinatlarım şu kadar, bunları şu şekilde ödeyeceğim
-Aylık transfer ödemelerim şu kadar, şu gelirlerden karşılayacağım
-Futbolcuların maç başı ödemeleri şu kadar, şu kaynaklardan karşılanacak
-Futbolcular tüm maçları kazanırlarsa (en yüksek ödeme ihtimalinde) şu kadar daha kaynak yaratmam gerekiyor
-Aylık idari giderlerim şu kadar, bunlar şuralardan ödenecek
-Yapılandırılmış borcum varsa şu kadar, şuradan ödemem lazım
-Olağanüstü durumlar için (icra vs. nedeniyle ödeme yapılması durumunda kalınması) şu kadar yedekte para bulundurmam gerekiyor
 
diyebilmek çok mu zor? Bu planları yapamıyorsanız gelmeyin. Geliyorsanız yine de en azından tabloyu açık bir şekilde ortaya koyun. Onu da yapmıyorsunuz.
 
Takdire şayan bir kadro kurdunuz. Son teknik adam seçiminiz de doğru. Sahada insanlar işlerini yapıyorlar, masada siz niye işinizi yapmıyorsunuz?
 
Ayrıca şimdi Güvenç Kurtar'a ödediğiniz peşinat için, oynatılmadan gönderilmiş veya hiç yararlanılamamış futbolculara yapılan ödemeler için ne hissediyorsunuz? Binbir şaibe ile yönetimi devraldınız, eleştirilere kulakları tıkadınız, madem taraftarı da karşınıza alacak şekilde yönetimde kalmakta direndiniz, o halde biraz planlı programlı olun, biraz ayağınızı yorganınıza göre uzatın, olmaz mı, olmaz tabi.
 
Bir de geçen gün açıklama yapmışsınız, 20 transfer yaptık, borç iki milyon TL arttı sadece, bu başarıdır, diye. Kusura bakmayın öyle bir başarı yok. Yazmıştım, yine yazayım. İddaa'da her hafta programdayız. Sanırım ayda 250.000 TL civarında geliyor. Lig Ağustos'ta başladı. 4,5 ay oldu 1.100.000 TL temliklere ve vergi vs. borçlarına ödenmiş olması lazım. 400.000 TL Riga Boya'dan aldınız. TRT'den maç yayın gelirleriniz var. Mehmet Gökoğlu 100.000 TL şovu yaptı. Biletli seyircilerden 300.000 TL civarında geliriniz var. Kombine sattınız. Yanlış hatırlamıyorsam 600.000 TL civarında gelir elde ettiniz. Belediyeden para akışında sorun olduğuna dair bir şey duymadık. 600-700.000 arası oradan geldiğini varsayıyorum. Deplasman konaklama giderlerini TFF karşılıyor. 3.200.000 TL civarında şimdilik gelir elde etmiş olmanız lazım TRT'den gelmesi gereken paralar hariç. Borcumuz şampiyonluk primiyle birlikte 9 milyon TL idi. Bu paranın üçte biri idari giderlere harcansa geriye 2 milyon TL kalıyor. Bu durumda borcun 11 milyon TL'ye çıkması için ilave 4 milyon TL borç altına girilmiş olması lazım. Nedir bu 4 milyon TL, açıklama bekliyoruz. Ama yok sanmıyorum. Yine kapı duvar olacak.
 
Talipli varsa devredersiniz!!!
 
Son bir husus eğer Ali Uğur AKBAŞ başkanlığa adaylığını koyacaksa (sizin yönetiminizde olan biri) ve para sorununu çözebilecekse, demek ki; yönetiminizi içeriden baltalıyor. Sizin yönetim kurulu üyeniz, sizin takımınızın para sorunu için kongrede başkanlık istiyorsa Demirsporluluk bunun neresinde? Eğer bu doğruysa işte bir hırsla kurduğunuz yönetim de böyle sonlara gebedir. Yazık Demirspor'uma.
 
İnşallah futbolcularımız hocalarının da desteği ile üzerine düşeni yaparlar da boynumuzu bükmezler. Bu kulüpte işini yapan adamlara ihtiyaç var zira.

18 Aralık 2012

Demirsporlu Gözüyle Okumak-3

Bu kez Halil Cibran'ın Ermiş isimli kitabını okurken Demirspor'u düşündürenleri paylaşacağım. Halil Cibran Lübnanlı şair, filizof, ressam. Kitapta Orphalese isimli bir kentte yaşayan ve gelen bir gemiyle kendi topraklarına dönecek olan bir ermişin, kent halkına verdiği son öğütler konu ediliyor.
 
Belki de ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan kongre gündemleri, futbolculara emeklerinin karşılığının verilmemesi, şeffaf bir mali yapıya kavuşulmaması, çiftlikvari kulüp yönetimi bu satırlarda anlatılanı özletiyor bize:
 
"Sizlere hayatın karanlık olduğu da söylendi ve sizler bezginlik içinde bezginlerin söylediklerini tekrarlıyorsunuz.
Ve ben diyorum ki hayat gerçekten karanlıktır, dürtü olmadığı zaman,
Ve tüm dürtüler kördür, bilgi olmadığı zaman,
Ve tüm bilgiler boşunadır, iş olmadığı zaman,
Ve tüm işler boştur, aşk olmadığı zaman;
Ve aşk ile çalışınca kendinizi nefsinize ve birbirinize ve Tanrı'ya bağlarsınız."
 
İşte Demirspor'u da böyle bir aşk ile çalışmak kurtarır ancak.
 
Yine duygusal bir anımda ve yine Demirspor'u düşünürken aşağıdaki satırları okuduktan sonra kitaba bir şeyler karalamıştım:
 
"Kederin varlığında açtığı oyuk ne kadar derin olursa, taşıyabileceğiniz sevinç o kadar çok olur.
Şarabınızı koyduğunuz şu tas, çömlekçinin fırınında kavrulup pişmedi mi?
Ruhunuzu yansıtan şu lavta, bıçaklarla oyulmuş ağacın ta kendisi değil midir?
Sevinçliyken yüreğinizin derinliklerine bakın, sizi şimdi sevindirenin, sizi bir zamanlar üzenden başka bir şey olmadığını göreceksiniz.
Kederli olduğunuz zaman yine yüreğinize bakın, aslında, bir zamanlar mutluluk kaynağınız olan için ağladığınızı göreceksiniz."
 
Gerçekten de öyle değil mi? Şimdi bir galibiyetle güzel geçiyor haftamız. O zamanlar Giresun'a, Güngören'e ağlatan, ruhumuzda kalıcı yaralar bırakan Demirspordu yine.
Tam tersinden bakacak olursak; Güngören'de, Giresun'da neden ağlıyorduk? Çünkü Süper Lig'li dönemlerimiz oldu, mutluluklarımız oldu, emeklerimizin karşılığını almak istiyorduk taraftarlar olarak, çok çalışmış çabalamıştık çünkü. Eski günler için yarınları vermeye hazırdık çünkü.
Sıkıntılarla piştik ama pişerken mutluluğun ne olduğunu bilerek pişmeye dayandık, acıyı zor da olsa göğüsledik. Sevinci kederimizden dolayı hak ediyoruz.
 
"Nasıl meyvanın çekirdeği kırılmak zorundaysa canevinin güneşi görmesi için, siz de acıyı tanımak zorundasınız."
 
İşte içinden geçtiğimiz, geçmekte olduğumuz süreç de aynen bu şekilde. Zorla, acı çeke çeke kırıyoruz çekirdeğimizi. Kır kır bitmiyor ama kırıyoruz.
 
Bu alıntıyla bitiriyorum Cibran'dan paylaşacaklarımı. Yılmadan mücadeleye devam, güzel günler görmek ümidiyle.
 
"Her şeyin başlangıcı belirsiz ve pusludur, ama sonu değil,
... ... ... ...
İçinizde en zayıf ve şaşkın görünen, en güçlü ve en kararlı olandır.
Soluğunuz değil midir kemiklerinizin yapısını ayağa diken ve sertleştiren?
Ve hiçbirinizin gördüğünü hatırlamadığı bir düş değil midir, kentinizi kuran ve içindeki her şeyi yapan?
 
Okurken Demirspor'u düşünüp de paylaşmak isteyenler demirgibiyiz@gmail.com adresinden bize ulaşabilirler.

17 Aralık 2012

Futbolcuya Teşekkür, Yönetime Teessüf

Futbolculara teşekkür etmeye pek alışık değiliz. Bugüne kadarki deneyimler, bizi bu hale getirdi. Kendini sevdiren değil nefret ettiren futbolcular geldi geçti son 10 yılda bu formanın altından... Halbuki biz sadece işini yapan, kendine verilen desteğin karşılığını sahada sunan futbolcular istemiştik Sıradan her tarftar gibi, bizler de başarı istiyoruz; takımımızla övünmek istiyoruz; sahadaki başarılarımızı konuşmak ve onlarla konuşulmak istiyoruz.

Bu sezon teşekkür açığımızı kapatmak, özlemimizi dindirmek için her fırsatı değerlendirdim. Bu haftaki Göztepe maçı da böyle bir fırsat sundu.

Maç öncesi baş gösteren mali sıkıntılara rağmen futbolcularımızı tarafarın yüzünü yere sermedi; çıkıp işlerini yaptılar, mücadelelerini verdiler, eksiklere rağmen iyi bir mücadeleyle neler başarabileceklerini gösterdiler. Takım olmak da böyle birşey zaten; kötü günde ayakta kalabilmek. Galibiyetleriyle hem yönetime hem zirveye gereken mesajı yolladılar. Başta kaptan Erman olmak üzere sahaya çıkan, kulübede oturan her bir mavi-lacivertli futbolcuya teşekkür ediyorum.



Tabii ki yönetime de tam tersi duygularla sesleniyorum. Biz artık yönetim dertleriyle uğraşmaktan bıktık. Yönetimlerin, Demirspor'u frenlemesinden bıktık. Sahada görmeye alışık olmadığımız güzellikleri görürken, bu keyifle maçları takip ederken, Demirspor'u yıllar sonra sahada gururla izlerken, her seferinde acaba yönetim ne dert açacak başımıza diye düşünmekten bıktık. Taraftar olarak içe dönüp kendi kendimizi geliştirdik ama sizler hala yerinizde sayıyorsunuz. Bu takımın parasını ödeyin ve sıkıntı yaratmayın. İşinizi, engel çıkarmak değil engelleri kaldırmak, bunu unutmayın. Yapamıyorsanız, bırakın gidin.

16 Aralık 2012

Göztepe: 0 - Adana Demirspor: 2

Bir kez daha İzmir'in dağlarında çiçekler açtı. KSK deplasmanından sonra Göztepe'den de galibiyetle dönüyoruz. Juninho-Erçağ makinesi çalışmaya devam ediyor!

İlk yarıda top çoğunlukla bizdeydi ama düşük tempoda oynandı maç; Erçağ'ı biri direkten dönen iki net pozisyonu vardı. Onların da bir şutu direkten döndü. İlk yarıda İrfan hareketli ama etkisizdi, Juninho'yu kaçırmayı başaramadık, Erçağ pek görünmedi.

İkinci yarı daha hareketli başladı, Juninho'nun şutlarıyla gole yaklaşktık. Göztepe'nin topa daha çok hakim olmaya başladığı sıralarda Özgür'ün iyi ortasına Erçağ bu kez daha iyi vurdu ve öne geçtik. Golden sonra kontrolü kaybetmedik, Juninho'nun arkaya kaçma denemeleri hep ofsaytla kesildi ama son saniyede bunu başardı.

Sahaya çıkan kadroda ideal kadrodan farklıydı. Lawal yokluğuna Gökhan Kaba da eklenince, Keremcan, Samet ve İrfan gibi oyuncular 11'de başladı. Alhassan ilkyarıda sakatlanınca yerine Berat girdi ve o mevkide Alhassan'dan çok daha iyi olduğunu gösterdi. Samet, uzun süre sonra 11'deydi ama etkisizdi. İrfan'ın çabaları yeterli pozisyon üretmedi. Hüseyin, Lawal'ın yokluğunu pek hissettirmedi bugün.

Yönetime iyi bir mesajdı bu maç. Bu futbolcuların parasını ödeyin ve sıkıntı yaratmayın!

15 Aralık 2012

Paralar Ödenmiyor

Göztepe maçı öncesi tatsızlık... Daha önce "paralar ödenmiyor mu" diye sormuştuk, bu kez ödenmediği netleşti:

Haberads'ye göre futbocular antremana çıkmadı
www.haberads.com/haber_detay.asp?HaberId=887 ), demirsporplatformu'na göre ise teknik direktör Mustafa Uğur huzursuzluk nedeniyle antremanı iptal etti (www.demirsporplatformu.com/haberler/adana-demirspor-da-huzursuzluk.html ). [Not: Bir süre sonra demirsporplatformu haberi anasayfadan kaldırıldı.]

Galibiyetlerin geldiği günden ber söylüyoruz; bu topçuların parasını verin diye. Plansız programsız bütçeyle, kaynak yaratmadan kör topal ilerlersiniz... Futbolcu parası ödenmeze oynamaz. Bildiğimiz şeyler.

Önder Serin'in 6 aylık takım kurduğunu da sezon başında tahmin ediyorduk; şimdi beklenen gelişmeler oluyor ve  ikinci yarı öncesi yine tehlike çanları çalıyor!

Göztepe ve Hatalar

Yarınki rakibimiz Göztepe ile en son 2003-04,  sezonunda yine şimdinin 1.lig'i-o zamanın Lig A'sında karşılaşmıştık. İzmir'deki maçı 2-0, Adana'daki maçı 3-1 kazanmıştık. (Ben sanırım Adana'daki maça gitmiştim.) O yıl iki kulüp birlikte 2. Lig'e, Lig B'ye düştü. Bir önceki yıl da Süper Lig'ten düşmüş olan Göztepe, serbest düşüşünü durduramadı ve Amatör Lig'e kadar indi. Amatör Ligteki ilk sezonunda 2008'te 3. lig'e yükselme mücadelesinde ilk kademeyi geçse de ikinci kademede Ayazağaspor'a yenilip Amatör'de kaldı ancak isim değişikliğiyle Aliağaspor, Göztepe olunca 2008-09 sezonunda 3. lig'ten mücadelesine devam etti. İsim değişikliği nedeniyle, 2003-04 sezonundaki maçlarımızda TFF kayıtlarında rakip olarak Aliağa adı geçiyor.

Göztepe'nin hikayesi, mali disiplinsizliğin ne tür sonuçlar doğuracağının tipik göstergesi. Aşağıda yer verdiğim pasaj, Serkan Boyacıoğlu'nun derlediği, İletişim Yayınları'ndan çıkan İnadına Göztepe kitabından...Biz de sallanmıştık ama yıkılmadık, yine de bu satırlar bize her zaman olası kötü günleri hatırlatmalı.

"Bir zamanların Göztepe'sini övenlerin temas ettiği nokta hep şu olmuştur: 'O Göztepe hiçbir zaman üç büyüklere özenmedi, kendi başına bir büyük olmayı seçti.' Ancak bugünün Göztepe'si hakikaten benzeri çokça görülmüş, paralı bir başkan sayesinde tepelere oynayan tipik bir Anadolu takımı olmaya özendi. Benzer hikayelerin çoğunluğunda olduğu gibi tepetaklak düşüp eskisinden beter bir duruma kaçınılmaz olarak düştü.

Öyleyse yapılacak tek bir şey var, muhtaç olunan kudreti o sahip olunan gelenekte aramak. Elbette ne İzmir ne dünya ne de futbol '60'lardakinden farklıdır. Bugünkü başarısızlığın bir sebebi de o dünyanın artık varolmadığını fark edemeyip yeni gelene uyum sağlayamamış olmak. Uyum sağlamaya kalkışınca zengin işadamına sarılmak, bir aralar hatta Cem Uzan'ın başkan olması hayalini kurmak, AKP iktidarından belediye başkanlığı kapmak hatası işelnmiştir hatası işlenmiştir." (Serkan Seymen, syf. 129-130)


Geldiğimiz noktada, Göztepe gibi köklü takımlarla oynadığımız için mutluyum; Mayıs'taki şampiyonluğun değerini daha iyi anlıyorum.

13 Aralık 2012

Sayın Uğur, Muhittin'i Unutmayın

Mustafa UĞUR, takımımızın başında son dönemlerde dalgalı bir seyir izlesek de başarılı bir performans sergiliyor. Ben de şu ana kadar gösterdiği duruştan memnunum. Bugün spor01.com sitesinde okuduğum bir habere göre Mustafa Uğur özetle diyor ki; Gökhan KABA olmayınca rakip takımlar Junior'ı kontrol altında tuttu, onu iki stoper arasına hapsetmek işimize gelmiyor ama elden de başka bir şey gelmedi.
Bu demeçten şunu anlıyorum. Esas sistemi bir forvet ve bir forvet arkasına dayanıyor. Bu durumda forvet sakatlanınca arkasındaki kişinin yanına bir alternatif yok. Acaba yok mu? Neden profesyonel yaptığımız Muhittin'i denemiyoruz, Tavşanşı maçında artık yenik duruma düşmüşüz, çaremiz gol, işleyen sistemimiz forvet ve onu rahatlatacak adam, biz topla alakası olmayan Samet'i oyuna alıyoruz. Kötü olsun ama o mevkinin adamı olsun, Muhittin olsun kadroda, neden olmuyor? Belki Metin AKTAŞ'ın kaleyi sakatlanarak bırakması ile Şener gibi bir adamı kazandığımız gibi bu kez gencecik ve bizden yetişen bir forvet kazanacağız. Bu şansı bu adamlara vermiyorsak neden altyapımız var?
Bugüne kadar defalarca bunu dile getirdik. Yine dile getiriyoruz. Ancak umudumuz şu ki; Mustafa UĞUR bu söylenenleri anlayabilecek bir adam bence. Ümitliyiz, bize gençlerimizi kazandırın sayın UĞUR. Ya da gençlerimizin umut bağladığımız kadar iyi olmadıklarını, onları sahaya sürerek kanıtlayın bize. Ben inanıyorum, kazanan biz olacağız.

12 Aralık 2012

Konuk Yazar: Bir Deplasman Hikayesi, "Yıkıla , Yıkıla"

Tavşanlı deplasmanını bir de organizasyonun içindeki Çağatay Biçer'den dinleyelim; tayfanın yeni ekibinin cengaverlerinden....

--

Hikaye şeklinde anlatacağım, içimden geldi... Deplasmandan bir gün önce Kırıkkale'den 2 misafirimiz geldi, tayfa otobüsünde beraber gidecektik, gittik vesselam. Geldikleri andan itibaren mavilere boyandık, evde mavi fırtınanın artçı sarsıntıları başladı o an. Beraberce geceye kadar çay, sigara içtik , saat 03.00 sıralarından uykuya geçmeye karar verdik, saatleri de kurmuştuk 5 telefon birden sabaha.

Sabah oldu saat 6.00 da uyanmamız gerekirken, saat 7.00 gibi uyandım, arkadaşlarımı uyandırdım. Anında bir telefon paparayı yedik Nadir Abi'den.. :)

Nasıl hazırlandığımı bende hatırlamıyorum , zaten formalarımla yatmıştım. Taksiye bindik yetişmek için, Ankara Tayfa'nın çoğu hazır bekliyordu Sıhhiye Köprüsü altında. 7.30 gibi yola çıktık yavaştan, pankartlarımız hazır, otobüse bayrağımızı astık , dikiz aynasına da atkımız yola koyulmuştuk..
Yolda binecek olan arkadaşlarımızı da aldıktan sonra , marşlarla devam ettik Kütahya yoluna...
Tayfanın eskileri, yenileri çok güzel bir kaynaşma oldu.

Kütahya'ya vardık sonunda,  sağ olsun Kütahyasporlu kardeşlerimiz bizi güzel bir şekilde ağırladılar, tribünde de yanımızda oldular. Neyse stada geldiğimizde İzmir Tayfası ve İstanbul Tayfa'da ordaydı.. Bu deplasman birazda tayfaların buluşması oldu.

Tribünde bir türlü senkronize olamadık, Kütahyasporlu arkadaşlarında marşları bilmemesiyle ve her kafadan bir ses çıkmasıyla Şimşekler Grubu'nun deplasmanlardaki hasretini bir kez daha çektik. Herşeye rağmen Tayfanın eski günlerine döndermek, canlandırmak adına güzel bir deplasmandı.

Verilmeyen bir golümüz vardı. Çok da iyi oynayamadık. Yenildik , 'En büyük sen değil misin, aldırma Şimşek aldırma dedik' '"Yıkıla, Yıkıla" dedik , ''Hep hüzün acı ve keder , gün gelir bu dertler biter , yaşa, varol Adana Demir '' dedik. Dönüş yolculuğuna geçtik... 

Demirsporlu Gözüyle Okumak-2

Daha önce de ifade ettiğimiz üzere okuduğumuz kitaplarda bize Demirspor'u çağrıştıran, bambaşka bir konuda olsa dahi Demirspor'umuza uyarlayabildiğimiz hususları alıntılayarak hem kitabı tanıtmak, hem de o andaki duygularımızı paylaşmayı amaçlıyoruz. Sizler de bize katılmak isterseniz demirgibiyiz@gmail.com adresine mail atmanız yeterli.
 
Bu çerçevede bugün Alaettin COŞKUN'un Denemeler isimli kitabından küçük bir kısmı paylaşacağım. COŞKUN kitabında Ulus Demirel'in bir öyküsünü alıntılamış:

"Uyuz bir eşek, düştü düşecek... Üstünde karasinekler, kara bir örtü gibi. Kan emiciler, üşüşmüşler zavallıya.

Bir adam gelir, bütün sinekleri kovar. Eşek ona çok kızar:

- Neden kovaladın, onlar doymuştu. Şimdi açlar, gelip beni öldürecek!"

Demirspor'a sürekli aynı yöneticilerin veya isimler değişse dahi sürekli aynı aç zihniyetin nöbetleşe gibi gelmelerinde de bu anlam aranabilir belki.

11 Aralık 2012

Tavşanlı Ertesi

Hayatlarımıza bir deplasman anısı daha ekledik. Hatıralarımızın haritasına bu sefer daha önce hiç gidilmemiş bir yeri daha işaretledik: Kütahya

Tavşanlı maçlarını Kütahya merkezde oynamaya başladı yeniden. Bizim de işimize geldi. hem ulaşımı bir nebze olsa daha rahat oldu Kütahya’ya hem de bildiğin dostça karşılandık bir deplasmanda. İlçeye gitsek mutlaka gerginlik olurdu, böylesi iyi oldu elbette.

Şen şakrak gidip gelmeye tek mani olan mağlubiyetti. Bundan önceki mağlubiyetlerimizi düşününce aşırı bir üzüntü duymadım desem yeridir. Takımımız beklediğimizden kötü oynadı, baskı da kurduk gerçi. Çok net pozisyonlarımız yok ama verilmeyen golümüz var. Rakip iyi kapandı, iyi direndi. Golü de bulunca, maçın dönmeyeceği açıktı. Yine de bir umut dedik. Olmadı.

Yedek kulübemizde maçı çevirecek oyuncumuz yok. Kadromuz dar. Lawal çok süratli şişti, gazını havasını indirmek gerekli. Hücumda bu kadar top ezmeye hakkı yok. Beklentiler yüksek oldukça eleştirilerin dozu da artacaktır. Kendisine çeki düzen vermeli. Takımın tümünde armoni bozuktu. Erçağ mesela, boş bindirmeleri neredeyse hiç yapmadı, yapamadı ya da. Berat, Alhassan, Şener üçlüsünün haricinde ofans anlamında takımımız etkisizdi. Puan kayıpları mutlaka olacaktır. Buna alışmalıyız. Şampiyonluk hayallerimiz kapanan rakipleri çözdüğümüz oranda gerçekleşmeye yakınlaşacaktır.

Kütahyaspor’un renkleri, takımlarının lakapları bizimle aynı olunca, bir de ilçelerinin pek hazzetmedikleri takımlarıyla oynayınca bizi canı gönülden desteklediler. Ben sıcak bakmıyorum buna. Maç içinde ara sıra Kütahyalılar ile Tavşanlılıar arasında elektriklenmeler oldu. Toplu bir şekilde küfürlü tezahürat başlattıklarında müdahale etmek zorunda kaldık. Küfürden üçüncü cezamızı yememiz söz konusu çünkü.

Deplasman otobüsü şenlikliydi. Gençlerin sayısı arttıkça kendimize “ihtiyarlar” demeye başladık. Kitlemizin bilinç bakımından yukarılarda oluşu beni sevindiriyor. Pırıl pırıl gençler, hem kültürlüler hem Demirspor aşığı hem tribüncüler. Daha ne olsun? Güzel bir organizasyon oldu. Emeği geçen herkese, başta Emre’ye, Çağatay’a ve Nadir abiye teşekkürler. Darısı başka maçlara olur umarım.






"Kütahya Deplasmanından..."

Ankara Tayfası ile maçta olan arkadaşlardan asivemavidemirspor bloguna yansıyan Tavşanlı maçı tribün kareleri:

http://asivemavidemirspor.wordpress.com/2012/12/09/kutahya-deplasmanindan/


Konuk Yazar: "Şampiyonluk İçin Bir Fazlası Lazım"


Blogun sıkı takipçilerinden Yalçın "coulibaly" Çetinkaya, son Tavşanlı maçından yola çıkarak takımın durumunu analiz ediyor ve geldiğimiz noktada şampiyonluk hedefi için bu halimizin üstüne birşeyler koymamız gerektiğini söylüyor. 

Yazının genelindeki düşüncelere katılsam da, bu sene şampiyon olmamayı yerimizde saymak olarak görmediğimi belirteyim. 

Blogumuzda konuk yazarlık için, demirgibiyiz@gmail.com adresini kullanabilirsiniz.

--

Devrenin bitmesine iki hafta varken, geride kalan 15 haftada gösterdiğimiz performans da eşit şekilde üç parçaya ayrılmış gibi duruyor. İlk 5 haftaya çok kötü başlamıştık. Sonra sihirli bir değneğin değmesiyle aldığımız 5 galibiyetle hem puan hem oyun olarak zirveye çıktık. Son 5 haftada da hem sahadaki oyun hem puan olarak istikrarsız bir süreç  geçirdik.  Kadro derinliğinin sağlanamaması, bazı oyuncuların kötü performansı istikrarsızlıktaki en büyük nedenlerden biri şüphesiz.  Buna rağmen sezon biterken hala ilk ikiye yakın bir noktayız.

Takımın başına geldikten sonra takım düzenini oturtan, ofansif ve güzel futbolu benimseten Mustafa Uğur’un zirveye yakın olmamızda katkısı büyük. Ancak son 5 haftadaki istikrarsız oyun, ligin başından beri hemen her maç gol yememiz, çok sayıda pozisyon vermemiz ve buna çözüm bulamamamız düşündürücü. Takımın puan alıp almaması Şener’in kaledeki performansına, Erman Özgür’ün, Juninho’ya attığı ara pasların gol olmasına, Lawal’ın keyfine göre oynamasına bağlı durumda. İş bu noktaya gelince sihirli değnek tamamen futbolcuların elinde gibi görünmeye başladı.

Şampiyonluğa oynuyorum diyorsanız kötü oynadığınız bazı maçlarda en azından 1 puan almak zorundasınızdır. Son maç olduğu için Tavşanlı Linyitspor maçı örneğinden genellemeye gideceğim. Ligin en kötü takımlarından biri kalene atak dahi yapamıyorsa, o maçtan en az 1 puan çıkarmak zorundasınız. Ama maalesef yapamadık, bence çok önemli puan ya da puanlar kaybettik. Bu bir final maçı değil belki telafisi var ama bu tip takımlardan mutlak puan almamız gerekiyor. Son haftalara baktığımızda Mustafa Hoca takım kötü oynasa dahi 75-80. dakikaya kadar oyuncu değiştirmeme takıntısı devam etmekle beraber oyuna müdaheleler de ezbere dönüşmüş durumda.(Tavşanlı maçında neden mağlup durumdayken Erman Özgür çıkarılır, 2 metre ileriye pas atamayanlar 90 dakika oynar anlayabilmiş değilim) 

Maçın gidişatına bakılmaksızın ya genelde aynı oyuncular girip, aynı oyuncular çıkıyor ya da değişiklikler çok gecikiyor. Bunun da taktik anlamda hiç bir katkısı olmuyor.Geriye düştüğümüz maçlarda puan almayı bir kenara bıraktım gol dahi atamamışız. Bunun tersine son iki galibiyetimiz olan G.Antep B.B ve Kartalspor maçlarında 2-0 öne geçmemize rağmen, Şener’in olağanüstü performansıyla galibiyeti kurtarabildik. Demek ki sakatlıklar, bazı oyuncuların performansının düşük olmasına artı olarak teknik taktik müdahale olarak da sıkıntılarımız var. Diğer taraftan kadro derinliğini arttırmak için altyapıdan oyuncu denenebilirdi ki Samed Kartal veya Hüseyin Çimşir’den daha kötü oynayacaklarını düşünmüyorum, devre arası geldi hiç denenmedi.

Adana’da ölüyü dirilten taraftar desteğiyle takım iyi oynar 3 puan alırız; deplasmanda da Erman, Erçağ oynar Juninho atar, Şener tutar mantığından fazlası lazım zirve hedefi için. Diğer taraftan Hüseyin’den, Özgür’den, İrfan’dan, Hüseynov’dan daha fazlası lazım. Mustafa Hoca’nın teknik anlamda da ortaya bir şeyler koyması gerekiyor.Özellikle deplasmanda yenemiyorsan yenilme felsefesini benimsemesi, benimsetmesi gerekiyor. Zira sezon başındaki belirsizlikler yüzünden, taraftar olarak  "kümede kalalım yeter" düşüncesiyle başladığımız sezon, "şampiyon olabilir miyiz" noktasında. Sahadaki bazı oyuncular, teknik direktör, yönetim bundan daha fazlasını yapmak zorunda. Aslında tam ortasındayız şampiyonluk hayalinin, ya bir fazlasını ortaya koyup gerçekleştireceğiz ya da yerimizde sayacağız.

10 Aralık 2012

Konuk Yazar: "TRT Spikerleri ile Görüşme"

Tayfadan Mustafa Çikioğlu, havaalanında TRT spikerleri ile karşılaşması sırasında maç yayınları ile ilgili eleştirilerini aktarmış. Mustafa'nın da belirttiği gibi ortada pek de düzenli-programlı bir süreç yaşanmadığı anlaşılıyor.

--

07.12.12 tarihinde Esenboğa Havaalanı'na giden servis aracında TRT spikeri Alper Bakırcıgil ve ismini bilmediğim TRTSPOR yayın ekibinden biri ile karşılaştım. Tabii yakalamışken Alper Bakırcıgil'e hemen gidip kendimi bir Adana Demirspor taraftarı olarak tanıtıp sonra da "Neden Adana Demirspor'umuzun maçları yayınlanmıyor? Biz Demirsporlular olarak bunu çok merak ediyoruz?" diye sordum. Aslında Alper Bakırcığil bu konuya pek hakim değil gibiydi;  verdiği birkaç basit yanıttan sonra yanındaki kişi sorularımı yanıtlamaya basladı. 

Aslında söylediği ilk cevap maçların programının öncelikle federasyon tarafından yapıldığı ve bunun o şekilde TRT'ye gönderildiği şeklindeydi. "Saatler ve günler açıklandıktan sonra otomatik olarak yayınlar da şekillenmiş oluyor" şeklindeydi ilk açıklaması. Zaten haftada 4 maç falan yayınlayabildiklerini söyledi. Geçen yılki uygulamanın olmamasının nedenini de bilmediğini söyledi. Tüm maçların yayınlanmasının daha doğru olacağını ifade ettiler. Ayrıca bazı günlerde TRTSPOR ve TRT1'in programına göre de TRT1'e de yayın konulduğunu söyledi. 

Buraya kadar çok bir problem yok aslında. TFF'den tablo geliyor ve TRT seçim yapıyor aynı saatte olan maçlar arasından. Eğer tek bir saate bir maç var ise zaten onu belirleyenin de Futbol Federasyonu olduğu söylendi. Kalan maç seçimine gelince. Aynı saate olan maçlar arasında ise ilk 6 içerisinde olan takımların maçlarının seçilmesine özen gösteriliyor dedi TRT yetkilisi. Kendilerince son haftalarda bu uygulamayı yaptıklarını düşünseler de ilk haftalarda kime ve neye göre ilk 6'ya bakıyordu TRT bunların cevabı halen yok? 


Ayrıca yıllardır bu ligleri takip eden biri olarak, belki de bu ligin tarihinde ilk kez pazartesi günü iki maçın neden oynandığını da sorma fırsatım oldu. Doğal olarak adres yine TFF idi. Programın Federasyon tarafından yapıldığını yinelediler.

Bazı noktalarda; Neden 1461 ve diğer Karadeniz takımlarının maçlarının çoğunun yayınladığını; taraftarsız ve seyircisiz maçlar yerine neden seyircisi olan maçların yayınlanmadığını; neden tribün faktörünün göz önüne alınmadığını; DEMİRSPOR taraftarının sosyal medya üzerinden tepkilerinden haberdar olup olmadıklarını sordum.

Benzer takımların maçlarının yayınlanmasını (1461 gibi) denk geldiğini! , seyirci faktörü önemli olduğunu bizde yayınlamayı isteriz ama durumun bu şekilde federasyona bağlı olduğunu, DEMİRSPOR taraftarının tepkilerinin de farkında olduklarını (hafif bir ilginç tebessümle) ifade ettiler.

"Bir hafta sonraki Göztepe maçı heralde ilk 6'da kalırsak verilecek mi?" dediğimde ise telefondan bakarak programın federasyondan ellerine simdi geldiğini söyleyip ve saatine bakarak "evet Göztepe maçı o hafta canlı yayında tv'de olacak" denildi. Son olarak da yayın hakkında "Madem Futbol Federasyonu bunun büyük kısmını belirliyor kulüpler bu konuda bir girişimde veya istekte bulunabiliyor mu? Ya da bir şekilde bu işler birilerinin isteğine göre belirlenebiliyor mu?"  sorusunu sordum. Bunun mümkün olacağını sanmadıklarını söylediler! Diğer türlü de bir cevap vereceklerini etki altında yapılıyor diyeceklerini zaten hiç sanmıyordum... İlginç bir durumdu benim için anlatmak istedim. 

Sonuç olarak TRT de topu TFF'ye atıyor gibi geldi bana. Federasyonda kuvvetli olanın fikstürü şekillendirebileceği izlenimi aldım. Ha TRT ha TFF de denilebilir mi burada bilmiyorum?
Aldığım cevaplara ve konuşmaya göre yayın programını yapan ekipten birisi idi bana bu açıklamaları yapan.Ve umarım söylenene göre TRT yine bizi yanıltıp Göztepe-Adana Demirspor gibi bu ligin en çok taraftar kitlesi olan takımların maçını yayınlamaktan vazgeçmez.

Şimşekler Grubu Deplasmanda da Olmalı

Dün Tavşanlı Linyitspor'a yenildik. Doğaldır, futbolun içinde vardır yenilmek, kazanırız kaybederiz. Ancak bizler açısından doğal olmayan şey şu: Biz dün Tavşanlı Linyitspor'a tribünde de yenildik. Onlar sayıca çok olduğu için değil, biz organize olamadığımız için. Her kafadan bir ses çıktığı için.
Maç öncesinde taraftarları tezahürata dahil etmek için uğraşan bir kaç kardeşimiz "Bu maçı bu tribün alacak!" diye yırtıyordu kendini, ama oraya gelen insanın o kitleyi harekete geçirmesi için bağırmak yetmiyor, iyi niyet yetmiyor. Bir derleyici, toparlayıcı olması gerekiyor tribünde. Bizde de -bir süre iç maçlarda da dahil olmak üzere- bu toparlayıcı güç yok.
Şimşekler Grubu'nu iç sahada gördük, mutlu olduk, hatta sonucunu da aldık ama dış sahada göremeyince bir şeyler eksik kalıyor.
Şimşekler Grubu'nun açmazlarını, ilkelerini biliyorum onları anlamaya çalışıyorum. Ancak Grup'tan da iki üç otobüs dolusu taraftarla maça gel demiyorum. 10 kişi olun, 5 kişi olun ama tribünde mutlaka olun diyorum. İnanın o 5 kişi deplasman tribün gücümüzü ikiye katlamamıza yetecektir. Zira maça gelen insanlar bağırmayan, desteklemeyen kişiler değiller. Ama bir şeyler tıkır tıkır işlemeyince o gırtlak yırtılmıyor, olmuyor işte.
Dün Kütahyaspor taraftarları da Adana Demirspor taraftarına destek olmaya çalıştı. Bu destek birbirini tanımayan iki tribünün bir yönlendirici de olmamasından ötürü ahenksiz bir şekilde bir arada olmasından başka bir işe yaramadı. Yine aynı eksikliği hissettik en nihayetinde.
Son bir not da bu tribün dostluğuna ilişkin: Tamam renkler aynı, grup adı, sloganlar aynı, sempati de olabilir ama acılar ortak değil, mazi ortak değil, yapmacık oluyor, bir rakibe diş geçirmek için "dostluk" kavramını aracı kullanmak. Misafirperverliğiniz için teşekkür ederiz Kütahyalılar.

9 Aralık 2012

Kütahya'dan Kareler




T.Linyitspor: 1- Adana Demirspor: 0

Olmadı bu kez; Linyit'ten rövanşı alamadık. Kötü bir zeminde oynandı maç... Golü atan kazandı.

Geriye düştüğümüz maçları çeviremiyoruz. Mustafa Hoca'nın oyuna müdahaleleri sonuç vermiyor. Takım olarak belli bir seviyeyi geçemedik; hala çok açık veren oyuncularımız var; savunmacılar başta olmak üzere. Birkaç oyuncunun performansına bakıyoruz, onlar da gününde değilse işimiz zorlaşıyor.

Mesela Lawal; acilen uyarı almalı! Kafasının başka yerlere gittiği belli.

Detaylar deplasmana giden arkadaşlarda...

Tayfa Yollarda #2


Tayfa, Kütahya yollarında bozkırı arşınlıyor.


Tayfa Yollarda

Tayfa deplasman yollarında; yeni montlar da sırtlarda...

8 Aralık 2012

Konuk Yazar: "Lawal'ın Transfer Haberleri"

Konuk yazarımız forzache, son günlerde artan Lawal'ın transfer söylentilerine dair düşüncelerini paylaşıyor. "Lawal'ın devre arası transferi felakettir" diyen yazarımız, siyahi oyuncunun iki sene daha Demirspor'da kalması gerektiği görüşünde. Kendisine katılıyorum:

--

Son zamanlarda Lawal ile ilgili bir sürü transfer haberi duyuyoruz. Üzülerek görüyorum ki, Lawal'ın ortaya koyduğu parmak ısırtan performansa sevinen kadar başka kulüplerin bu futbolcuyu transfer etme ihtimaline sevinen de var. Sosyal medyada okuduğum yorumlar bu transfer söylentilerinin gerçeğe dönmesine ve buna sezon sonunda gerçekleşmesi zaruri, olması gereken, elzem gözüyle bakıldığını gösteriyor.

Bu haberler çıktığı günden bu yana çok memnuniyetsizim. Neden mi? Öncelikle alt yapımızda parlayan gençlerin pişirilip değerlendirilmesi yerine -ileride daha çok getirisi olacağı halde- apar topar nasıl pazarlandığına şahit olduk. Halbuki bu gençlere özellikle şu an bulunduğumuz lig seviyesinde daha çok kendini gösterme şansı vermemiz emin olun memlekette bir PORTO oluşturmak için temel teşkil eder diye düşünüyorum. Bu bağlamda, Lawal'ın devre arası transferi felakettir. Ona özellikle bu sene çok ihtiyacımız var. Gelecek sene daha iddialı bir takım kuracak olursak -ki şu anda da bence gayet iyiyiz- Lawal'ın bizde iki sene oynayıp öyle gitmesi hem ondan yeterince yararlanmamız hem de daha çok transfer geliri elde etmemiz açısından mükemmel olacaktır. Yaşı çok genç olan Lawal da hem iki sene içinde kendini geliştirecek hem de bonservisini ikiye üçe katlayacaktır.

Burada bana diyebilirsiniz ki futbolcu bu yatırım aracı değil. Seneye belki futbolcu bu kadar iyi olmayacak.Sezon sonu iyi gelir elde edebiliriz. Size cevabım yatırımı doğru yapıp bir sene daha elimizdeki altının daha fazla değerlenmesini beklemek -bu arada da en iyi şekilde yararlanmak- olur. Eee amaç satıp gelir etmekse iş ticaret olur. Ticarette de daha fazla kar için bir sene daha beklenir. Risk alınır.

7 Aralık 2012

Geliyoruk!

İşte bir sabah uyandığında…

Yatağının sıcağı seni salmak istemez, ayaklarını içine daha bir çekersin Ankara’nın ayazında. Telefonun, saatin alarmını kurmuşsundur da, ya çalmazsa, ya uyanamazsan, yatağın sıcağı tatlı gelirse… Kalkamazsan, kat kat giyinemezsen, en son atkını boynuna dolayıp daha en maviyken dünya, yollara düşemezsen…

Nasıl sahipsiz kalır sevdan? Nasıl yapayalnız bırakırsın onu ve nasıl! Sen tuttun yıllarca elini, o belki yalnızken, titrerken sahada. Dizlerine derman oldun, göğsünü genişlettin, dimdik durdu sayende, omuz verdin. Omuz omuza…

Şimdi havanın ayaza döndüğü bir Ankara ayında, seni yalnız bırakır mıyız sandın? Öyle dedim arkadaşlara, biz onu seviyoruz ya şimdi ölesiye, o da bizi seviyor lan! Seni seviyor Demirspor oğlum, seni seviyor ulan! Sevindi arkadaşlar, birisi içinden aley aleey dedi, duydum. Birisi yumruğunu, dişlerini sıktı şevkinden, gördüm. Gözlerimizi gülerek kapatmak için bir neden: O da bizi seviyor ulan!

Ankara Tayfa seviyor, Ankara Tayfa geliyor… Yıkıla Yıkıla geliyor hem de…

6 Aralık 2012

TRT, Karadeniz Kanalı Mı?

1. Lig maçlarını yayınlayan TRT, bu hafta yine Demirspor'u es geçti! 1461 Trabzon'un her hafta maçını canlı veren TRT, bu haftaki Tavşanlı maçımızda bizi yine internet çilesine teslim ediyor.

Twitter'da tepkinizi #trtambargosu hashtagiyle yazarak verebilirsiniz.

2010'daki Tavşanlı Maçı

Nostalji serimize devam edelim; bu haftaki rakibimiz Tavşanlı Linyit'le 2010 play-offlarında ilk turda karşılaşıp elenmiştik. Sezon başından beri süren rövanş alma hali bu hafta da sürecek mi?

2009-2010 sezonu, biki playoff finalinin ardından gelen yıkımın etkisiyle 2008-09'daki başarısız sezonun ardından yeniden yapılanmaya gidildiği, daha mütevazi kadronun kurulduğu, mali sıkıntılar içinde kulübün ayakta tutulmaya çalışıldığı bir sezondu. Bu çabaların en büyüğü rahmetli başkan Bekir Çınar'a aitti tabii ki; onun ikinci sezonuydu; çeşitli kereler mücadelesinde yalnız bırakılmıştı; Aytaç Durak'tan bağımsız bir yönetimin zorluklarını yaşayan, Durak'ın çeşitli engellemelerine maruz kalan bir yönetimi vardı. Antalya'daki playofflara giden yolda, grupta üçüncü olduğumuz için yükselme grubuna kalamamıştık. Kademe grubunu hep zirvede götürdük. Kadroda kalede ÖmerKahveci, Ferami Kuşçu, Serdar Döndü, İbrahim Selen gibi altyapıdan gelen oyuncuların şans bulmaya başladığı dönemdi. Teknik direktör Hüseyin Özcan da takıma yeniden mütevazı ve saygın bir hava katmıştı. 92-93 doğumlu gençlerle destekli kadro, play-offlara gitmeyi başarmıştı ancak ilk turda Linyit'e penaltılarla elenmekten kurtulamamıştık.

O maçta, Tayfun Özkan'ın son dakikalarda yakın mesafeden vurduğu kafa ve kaçırdığı gol, penaltılarda yine Tayfun ve Aydın kaçırdığı penaltılar kaderimizi belirlemişti. Maçı, TRT vermiyordu, yerel kanalın internet sitesinden Ankara'da Ankara Kültür Evi'nde bilgisayar başında takip etmişti Tayfa'dan arkadaşlarla. Statta, Adana protokolü bizi bir kezdaha yalnız bırakmıştı, Kütahyalı rakibimizin gördüğü desteğin tersine... Bekir Başkan ise tribündeydi ve herkes kadar o da heyecanlı ve sonunda üzüntülüydü! Yakın zaman sonra "içimizden biri" olarak da aramızdan ayrıldı zaten...

Linyitspor o yıl 3. ligten çıkmıştı ve bizi eleidkten sonra Trabzon ve Eyüp'ü de geçip şampiyon olmuştu. Geçen iki sezonda da 1. ligte kalmayı başardı.

Geçmişin yükü omuzlarımızda, bizi ezdikçe ezdi; onu atıp şahlanmak için bugünlerin gelmesini bekliyorduk, artık adım adım azaltıyoruz o yükü... Bu hafta da bir nebze daha rahatlamak istiyoruz.

5 Aralık 2012

İkinci Kuşak Tayfa

2007'de birlikte deplasman yapmaya başlayan, Gurbette Demir Gibiyiz pankartının arkasında toplanan grup, yerini yavaş yavaş ikinci kuşak diyebileceğimiz bir ekibe bırakıyor.

İlk kuşak ekip, Ankara'daki Demirsporlular olmanın ötesinde Ankara Tayfası olmanın en önemli adımı olarak, birlikte birşeyler yapma pratiğini geliştirmişti. Birkaç yıl boyunca bu hareketli dönem devam etti. Birlikte önemli işler yaptığımızı düşünüyorum bu sürede. Sonra zamanla birçok kişi mezuniyet, tayin, iş güç gibi dertlerle Ankara dışına gitti. Ergin, Emrah, İsmail Deniz, Göktuğ, Türkay derken sonbaharda ben ve en son da Fırat-Meral Ateş çifti Ankara'dan ayrılanlar arasına girdik.

2008'ten beri blogla ilgilenen kemik tayfa, bir süre sonra ilik tayfaya dönüştü! Askerlik sonrası vertumnus'un de elini çekmesiyle şimdi ben (Yavuz), Mustava ve Onur Biçer olarak yazmaya devam ediyoruz. Mustava ve Onur, eskinin temsilcisi olarak hala Ankara'yı bekliyorlar! Abdullah da deplasmanların vazgeçilmezi ve pankart sorumlusu olarak Tayfa'nın bayrağını dalgalandırıyor. Ama blogta yazmasa da Ankara'da son dönemlerde yeniden kıpırdanma ve birşeyler yapma derdinde olan arkadaşlar var.

İlk kuşağın arkadaşlık derecesine onların da ulaşması en büyük dileğim. Son zamanlarda toplanıp beraber maç izlemeler, mont siparişi derken şimdi de Tavşanlı deplasmanı için organize oluyorlar. Bu konuda, tayfanın facebook sayfası takip edilebilir. Onların çabalarıyla Tayfa'nın varlığı blog dışında da devam ediyor.

Bu arada twitter'da da 1000 takipçiyi geçtik... Onu da duyuralım!

A2'de Emin Adımlarla...

A2'de dün oynana maçta bir alt sıradaki takipçimiz Kayserispor'u 2-0 yenerek zirve iddiamızı sürdürdük.

Maçta öne çıkanlardan biri, Muhittin Tümbül'ün bu yılki 8. golünü atması,diğeri de A takımda şans bulamayan Emre Hasan Balcı, Engin Memişler, Rıdvan Koçak, Bilal Çubukçu gibi isimlerin forma giymesiydi. Nitekim Bilal, takımın ikinci golünü attı.

Bu oyuncuları hazır tutulması için iyi bir fırsat ama bir yandan da genç oyuncularımızın forma şansını engellemeleri açısından da kötü...

4 Aralık 2012

Kartal Maçı'ndan İki Pankart

Kötü havaya rağmen, bir Demirspor klasiği, Demirspor taraftarı tribündeydi. İki pankart özellikle öne çıktı:



3 Aralık 2012

Adana Demirspor:2 - Kartal:1

Bu sezon, geçmişin tüm rövanşları alınıyor. Sıra Kartal'daydı; 2-1 kazandık. Goller Juninho ve Erman'dan... Juninho, 9. golünü attı. İlk ikiyle 2 puan, zirveyle 4 puan fark kaldı...

Kimsenin beklemediği şeyler oluyor, hadi hayırlısı!

2 Aralık 2012

Cezalara Dikkat!

PFDK bu hafta da bize taraftar olayları nedeniyle ceza kesti, bu kez meblağ 20bin tl. Bu yıl 7. kez ceza alıyoruz. Ankaragücü maçında sahaya girme nedeniyle aldığımız cezanın ardından, taraftara kesilen para cezalarının da saha kapatmaya dönüşme tehlikesi var. Cezaların haklılı haksızlığını tartışmaya zaman yok!

Yarınki Kartal maçında tribünde oldukça dikkatli olmalıyız. Kapalı A'sı, maratonu, kale arkası hep birlikte aynı derecede dikkatli olmalı, yoksa bu artan para cezaları nedeniyle yeniden sahamızı kapatacak.