27 Şubat 2009

Adana Demirspor Kebap ve Şalgam Günü

Kulübümüzün resmi sitesinden yapılan açıklamaya göre "Takımımız 14 Mart Cumartesi günü saat 14.00´da "1. Geleneksel Adana Demirspor Kebap ve Şalgam Günü" düzenleyecek"

Resmi sitede "1.Geleneksel" denilmiş, "geleneksel" sözcüğü ile "birinci" yanyana olmaz elbette, metni yazanın olaya bir espri katmak istediğini düşünmeye çalışıyorum. Ancak, bunu gerçekten gelenekselleştirebilirsek harika olacak bence. Yönetimden, kendi adıma beğendiğim bir hamle.

"Adana, Demirsporludur" derken her şeyiyle, kebabıyla şalgamıyla Demirspor'un Adana, Adana'nın Demirspor olduğunu anlatmaya çalışıyoruz...Kebap da bizim, şalgam da. Artık bir de "Adana Demirspor Kebap ve Şalgam Günü"müz var ki, harika bence. Tebrik ediyorum akıl edeni de uygulamaya geçireni de.

26 Şubat 2009

Basın Ahlakı Yerlerde Sürünüyor...

Her ne kadar bir spor blogu olsak da kimi zaman spor dışı konulara da blogumuzda yer veriyoruz. Bu yazının konusu da spor dışından, tüylerimi diken diken eden, sinirlerimi zıplatan bir haber ile ilgili.

Haberin detayını vermek istemiyorum. Kısaca değineceğim. 2-3 gündür habercilik yaptığını sanan bazı internet sitelerinde 15-16 yaşlarında genç bir kız ile bir şahsın ilişkiye girdiği, bu ilişkinin tecavüz olarak nitelendirilmesini o genç kızın çıplak halde gülümserken adam tarafından çekilen fotoğrafın engellediği belirtiliyor ve hiç utanmadan, sıkılmadan, o kızın içinde bulunacağı ruh hali, sokağa çıktığında neler düşüneceği, ailesinin kendisini nasıl hissedeceği dikkate dahi alınmadan, sosyal sorumluluk bilincinden yoksun bir şekilde o çıplak fotoğraf yayınlanıyor. Sonra da bunun adına habercilik, bunu yayınlayana da basın deniyor.

Haydi değerli basın, kendinizle yüzleşin, bunu da yazın...

Perşembe Konukları #5 : Talip Egemen "Kırmızı Formalar"

-------------------------------------------------------------------------------
Her hafta Perşembe günleri,"Perşembe Konukları" köşemizde demirgibiyiz@gmail.com adresimize o hafta gelenler içerisinden bir yazıyı, "konuk yazarımız"ın yazısı olarak blogumuza taşıyoruz. Tüm okurlarımız yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a gönderebilirler.

Bu hafta Perşembe konuğumuz, ilk haftamızda da konuk ettiğimiz Talip Egemen. Yayınladığımız yazısına gelen yorumlardan birinden yola çıkarak takımımızın 2 defa giydiği kırmızı formalar üzerine bir yazı hazırlamış, bir de kendi arşivinden formamızın bir miktar seçilebildiği bir kare yollamış. Kırmızı formaların diğer görüntülerine ulaşabilmek için blogdan Onur hummalı bir çalışma yaptı, Fenerbahçe ile oynanan maçtan 2 kare de biz elde edebildik (dönemin Milliyet gazetesinden). Talip Egemen'in yazısının içerisinde ulaşabildiğimiz bu 3 kareyi yayınlıyoruz.

Talip Bey, kırmızı formaları beğendiğini, nadir kullanılırsa hoş olabileceğini belirtmiş. Kendi adıma, mavi-lacivert konusunda tutucu olmama karşın, fotoğraflara baka baka alıştı gözlerim diyebilirim. İlk anda çok tuhaf gelirken, şimdi biraz daha iyi gibi geliyor gözüme...Farklı renkte formalara ilişkin düşünceleriniz için yorumlara bekliyoruz...

Talip Bey'e teşekkürlerimizle...

-------------------------------------------------------------------------------
KIRMIZI FORMALAR
Talip Egemen


Merhabalar ,

Geçtiğimiz haftalarda büyük incelik göstererek blogda yayımladığınız yazıma bırakılan bir yorumda , 1994/95 sezonunda Adana’da oynanan Fenerbahçe maçında giyilen kırmızı formalardan bahsedilmişti.Yorum bırakan arkadaş , Adana Demirspor’da ilk kez böyle bir forma gördüğünü belirtmişti.

O maçta giyilen kırmızı formalar ile ilgili birkaç satır yazmak geldi içimden. O formalar ilk kez 1993/1994 sezonunda ikinci ligde mücadele ederken, klasman grubunun ikinci yarısındaki Adanaspor maçında giyilmişti. Maç ise bir Cumartesi öğleden sonrası Mersin’de oynanmıştı. Adanaspor mu yoksa Demirspor mu cezalıydı hatırlamıyorum ama heyecanla beklediğim bu derbi bizden uzakta oynanmıştı. Heyecanla bekliyordum, çünkü benim için bir rövanş niteliği taşıyordu. Ligin ilk yarısında oynanan maçı Hikmet’in attığı golle 1-0 kaybetmiştik. Adanaspor maçlarında biraz daha hassas olan ben de incinmiştim tabi ve rövanşı alma umuduyla maçı bekliyordum. Yalnız maç Mersin’e alınınca maça gitme hayalleri suya düşmüş 5 Ocak Stadı yerine dershanenin yollarını aşındırmıştım.

İç hesaplaşmaları bir tarafa bırakıp maça geçersek Demirspor Mersin’deki bu maça kırmızı formalar ile çıkmıştı. Üzerinde mavi lacivert şeritli kırmızı forma, lacivert şort ve mavi tozluklarla arz-ı endam ediyordu Mavi Şimşekler. Bu forma o dönem ne için yapıldı, ne için giyildi bilemiyorum. Acaba bizim yöneticiler İngiltere’de, Almanya’da, Avrupa’nın birçok ülkesinde takımlar farklı renklerde forma üretiyor, giyiyor, taraftar da ilgi gösteriyor, satın alıp maddi destek sağlıyor diyerek büyük düşünüp mü bu formaları yaptırdı ya da maç Mersin’de tarafsız sahada oynanıyor, kırmızı lacivert giyelim Mersin taraftarını yanımıza çekelim deyip küçük mü düşündü bilemiyorum. Bildiğim ve itiraf etmem gereken bir şey var ise bu formalar hoşuma gitmişti. Her ne kadar bir futbol takımının sahip olabileceği en güzel renk kombinasyonuna sahip olsak da, kırmızı formalar bizim futbolculara pek bi yakışmıştı. Ben de o dönem deli gibi oynadığımız Sensible Soccer’da Adana Demirspor için böyle bir forma dizayn etmiştim. Bu formalar Adanaspor maçından sonra ertesi sezon Fenerbahçe maçında giyildi ve bir daha kendilerinden haber alınamadı. Muhtemelen 15-16 adet üretilmiş olan bu formalar kim bilir nerede, hangi şanslı insanların evinde, çekmecesinde...

O formaları taşıyan takımın o sezon şampiyon olduğunu ve formalardan birininde Kayhan Kaynak’a ait olduğunu düşünürsek çok değerli formalar olduğunu düşünüyorum.Umarım bu formalar kadir , kıymet bilen insanların ellerindedir , umarım heba olmamışlardır....

Bize de o maça ait fotoğrafların bulunduğu dergileri daha bir özenli saklama görevi düştü. Şanssızdım, o dönem ülkemizde haftalık veya aylık bir futbol dergisi yoktu. Şanslıydım, o maçtan birkaç yıl sonra yayın hayatına başlayan haftalık “Süper Futbol” dergisi kırmızı formaların giyildiği Adana Demirspor-Fenerbahçe maçından bir estantaneyi derginin bir sayısına koyuvermişti. Böylece kırmızı formalar da arşivdeki yerini almış oldu. Biraz geri planda kalmasına ve ucundan azıcık görünmesine rağmen Torino’dan transferimiz Emanuel Duah’lı resmi size de gönderiyorum.

Sadece biz değil, herhangi bir takım kendi rengi dışında alternatif bir renk kullandığında taraftarlarından olumlu olumsuz tepkiler alıyor. Destekleyen oluyor, bu nasıl forma diye tepki koyan oluyor. Sonuç olarak bu sezon başı hazırlıklarında giyilen yekpare kırmızı antrenman formaları gibi olmadıkça ve 15 yılda bir giyildiği sürece alternatif formalara, alternatif renklere bir itirazım yok benim.

ACI NOT: Mersin’de oynanan maç 1-1 bitti. Rövanşı alamamış olsak da bizim için play off’a yükselmek adına avantajlı bir sonuçtu. Acı taraf ise dershane dönüşü eve döndüğümde Annemin “Oğlum, dayınlar uğradı, Mersin’e maça gidiyorlarmış, evde olsan seni de götüreceklerdi” sözleriydi.

Sevgiler, Saygılar…

25 Şubat 2009

Nice Yıllara Ankara Tayfası

İlk buluşmamızda üç , ikincisinde beş , Kırıkkale'de on üç , Bolu'da yirmi beş ,Karabük'te otuz yedi kişiydik... Neden mi ? Çünkü Ankara Tayfası; üç kategori altta bulunan takımı için yaptığı herşey etrafındakilerce delilik olarak kabul edilen bir kentte benim gibi bir otobüs 'deli' var diyebilmekti.
İlk buluşmamızda üç kişiydik. Hedefsiz bir sezon geçiriyorduk. O sezonu bir buluşma ile kapattık. İkinci buluşmamız yükselme grubunun favorisiydik. Artık gurbette bişeyler yapmanın zamanı gelmişti. Önce ismimizi belirledik sonra ismimizi temsil edecek bi pankart yaptırdık. Artık tek hedefimiz kalmıştı. Mesafe olarak yakın olan deplasmanlarda takımı olabildiğince fazla sayıda kişiyle desteklemek. İlk hedef Kırıkkale... Sitedeki bulunduğu yeri Ankara olarak yazanlara ulaşmaya çalıştık.Ulaştıklarımızla misafirlerimizle Abdullah'ın mihmandarlığında on üç kişi Kırıkkale'deydik.Kırıkkale'den kazançlı döndük. Hem maçı kazanmış hemde tayfanın sayısını artırmıştık. En önemlisi bişeyler yapabileceğimize inanmıştık. Artık Bolu deplasmanın gelmesini bekliyorduk. Bu arada sayımızı artırmak için uğraşıyorduk. Uğraşlarımız sonucu minibüsten , midibüse terfi ediyorduk. Sayımız çevre illerden gelen arkadaşlarımızla yirmibeşti. Bolu deplasmanından akılda kalan Timur'un elinde notlarla gelmeyecek olmasına rağmen herkesten önce buluşma noktasına gelmesi ve yolculuk sırasında ders çalışmasıydı.
Bolu deplasmanından sonra bişeyin farkına varmıştık. Sadece yakın deplasmanlar değil. Artık mesafe neresi olursa olsun tüm deplasmanlar hedefimiz olmalıydı.Topluca gidilmese bile temsilen gidilmeli.Pankartımız her deplasmanda olmalıydı. Öylede oldu Alanya deplasmanında dört arkadaşımız bizleri temsilen bulundu.Sonrasında trenle ilk deplasmanımız olan Sarıyer. Vapur , ortaköy , hüzün , umut... Bursa...hüzün...umut...
Geçen sezonun talihsizliğini unutmuş umutla yeni sezona daha bir sıkı bağlanmıştık.Transfer sezonu bizde boş durmamış , İsmail ve Onur BİÇER abilerimizi yaz aylarında kadroya dahil etmiştik.Tabiki altyapımızı oluşturan Ankara'yı kazanmış öğrencileride unutmamıştık. Deplasmanın oğlu Türkay ve İbrahim , hukukçular Emre ve Kürşad , Hakkı gelecek vaad edenler olarak tayfa kadrosuna katılıyordu.Ara transfersiz olmazdı Geyik1940, Vertumnus, Atilla abi ara transferlerimizdi. Geçen sezondan farklı olarak bu sezon takımımıza Ankara'da evsahipliği yapacaktık.Gençlerbirliği ve Şekerspor maçlarında takımımıza ev sahipliği yaptık.Kızılaydan geçen takıma elli-atmış kişi bağırınca şaşkınlıklarını görmek bizim için büyük zevkti. Deplasmanları unutmamıştık tabi. Gidilen deplasmanlar sırası yanlış ve eksik olsada Karabük , Kırıkkale , Gaziosmanpaşa , Çanakkele , Pendik , Mersin... Hüzün...umut...Konya... Hüzün...Umut...
Tekrardan hüzün ile geçen bir sezonun ardından umut ile yeni bir sezona başladık. Sonu bilinmedik olan bir sezon geçirmek umuduyla.Bu arada tayfadan kaçan oyuncular oldu. Göktuğ ve Mahmut Adana'ya transfer oldular. Devre arasında ise aklını çeldikleri Ergin'i aralarına kattılar.Bu sezon devam ediyor özeti gelecek sezona artık.
Geçirdiğimiz üç sene, gittiğimiz deplasman yolları , yaptığımız toplantılar , sohbetler. Hepimize hayatımızın her anında yanımızda olan abiler , ablalar , dostluklar kazandırdı. Paylaşmayı , dertte ve sevinçte ortak olmayı öğretti. Belki Demirspor bize şampiyonluk vermedi. Ama şampiyonluk kadar değerli bir tayfayı varetti. İyi ki vasın Demirspor...İyi ki varsın Ankara Tayfası nice yıllara....

Maziye Bir Bakıver, Neler Neler Bıraktık!!!

"Tarihte Adana Demirspor" yazıları için Milli Kütüphane'de arşiv taraması yaparken 1961 yılının Ocak ayında Güney Postası gazetesinde yayınlanmış bir köşe yazısına rastladım. Yazanı kimdir, bilemiyorum ama Hokey lakabını kullanıyor köşe yazılarında. Yüzme hakkında kaleme aldıklarını bir ibret belgesi olarak aynen aktarıyorum. Bulunduğumuz noktayı düşünecek olursak ilave bir yorum yapmayı da düşünmüyorum.

"Birdenbire aklıma geliverdi. Bugün Türkiye'nin en kuvvetli yüzme ve sutopu elemanlarına sahip bulunan Adana, bu işe nasıl başladı ve bugün Balkanlarda dahi eşi bulunmıyan yüzme havuzumuz kim tarafından yaptırıldı ve bugünkü hale nasıl getirildi?...

Öyle ya, dört başı mamur bir havuzun etrafına toplanarak en ince kaidelere riayet etmek suretiyle yapılmakta olan müsabakaları seyrederken bunlar kimin aklına gelir. İşte ben bu yazımla başımızı gene biraz geriye çevirerek geçmiş günlerden birkaç yaprak karıştırmak istiyorum. Eğer sizde benimle bu yapraklara göz atacak olursanız Adana yüzme sporuna ilk hizmeti dokunanları öğrenmiş olursunuz.

Atatürk Yüzme Havuzumuz, rahmetli Turhan Cemal Beriker'in belediye reisliği zamanında ve bu zatın spora olan alakası neticesi olarak yapılmış kıymetli bir eserdir. Buna rağmen ne kadar hazindir ki, yapmış olduğumuz teklife rağmen havuzun hiç olmazsa kulesine ve tramplenlerinin birisine rahmetli Beriker'in adı verilmemiştir. Bunu böylece geçelim.

Turhan Cemal beyin belediye reisliğinden çekilmesini müteakip yüzme havuzumuz yeni gelen belediye meclisleri tarafından istenilen alakayı göremedi ve bir zamanlar muattal (atıl, kullanılmaz) vaziyette bırakıldıktan sonra hatta bir arada toprakla doldurulup kapatılma tehlikesi bile atlatmıştı. İşte bu sırada o zamanki Adana bölge müdürü ve şimdiki yüzme federasyonu başkanı Rıza Salih Saray işe müdahale ederek, sağı gördü, sola başvurdu, allem etti, kalem etti bu muazzam tesisi 50 sene müddetle Beden Terbiyesine devrettirerek gençliğe maletti. Havuz bundan sonra derhal temizlettirildi, etrafı mümkün mertebe tanzim edildi, tahliye motörleri sipariş yapıldı ve bir taraftan da sular idaresi ile anlaşmaya varılarak havuza lüzumlu suyun şehir suyundan temini başarıldı. İlk su sporları ajanımız olan çinkoğraf Ahmet Rifat Çelikkol ağabeyimizin kabiliyetli gençleri şehrin dört bir tarafından üşenip bıkmadan arayıp, bulup yetiştirmesi hakikaten takdire layık bir hizmet olmuştu. Bugün Adanamızın en kıymetli yüzücüleri arasında isimleri daima anılacak olan Muharrem, Lütfi ve Nihat kardeşler, Recai, Doğan ve daha birçok kıymetler hep onun alakası ile şöhret sahibi olan yıldızlardır.

Her şeyi tamam olan havuzumuza birde antrenör lazım idi. Bunu da düşünen ajan ile bölge müdürü bir kadirşinaslık olarak havuzun hazırlanmasında büyük emekleri geçen Neşet Sürer'i antrenör ve hakem kursuna yollayarak bu memleket çocuğunu ilk diplomalı antrenör ve hakem olarak Adanamıza kazandırmış oldular. Halen serbest ticaret işleriyle meşgul bulunan kıymetli arkadaşım Neşet Sürer işte Adanamızın ilk yüzme antrenörü ve hakemi olarak vazifeye başladıktan sonra yüzme sporumuz da ilk meyvelerini vermeye başladı ve onun mütevazi fakat disiplinli çalışması sayesinde ilk meyvelerini veren Adana Yüzme Havuzu işte bugünkü seviyesine ulaşmıştır. Yazıma burada son verirken bu hususta emeği geçmiş olan eski ve yeni bütün idareci, sporcu arkadaşlarıma ve bilhassa Ahmet Rifat Çelikkol ile Neşet Sürer'e hürmetler ederim."

Kaynak: Güney Postası Gazetesi, 02.01.1961

Doğum günü..

Ankara tayfası ikinci yaşını bitirip üçüncüden gün alışını kutlayacak bu hafta.
Nereden başlamalı, ne demeli bilemedim şimdi..
Geçen senenin Ocak ayazıydı tanışmamız. Nöbeti bitirmiş eve dönmeye hazırlanıyordum. Google’a “Şekerspor-Adana Demirspor” yazıp tarayınca öğrendim, tayfanın Güvenpark’ta buluşacağını..
Saat 11:00 civarı Güvenpark’ta mavi-lacivert bayraklıların yanına doğru yürürken Yavuz’la oldu ilk tanışmamız. Sonra daha yavaş ama sağlam oldu, tek tek hepsiyle tanışmam.
Birlikte ilk deplasmanım Karabük maçıydı. Yolculukta daha iyi tanıyorsun yanındakileri, ekibin duruşunu, tavrını, hassasiyetlerini, ciddiyetini, eğlenceli yanlarını. Kendinden bir parça buluyorsun; bu adamların hepsi bana benziyor diyorsun, öbür yandan hiç birisi benzemiyor sana. Her konuda farklı düşünebilen, ama farklı düşünen tarafının arkasında duran insanlar topluluğu.
Sonra Pendik, Konya, Buca, Afyon deplasmanları; Ankara’da onlarca buluşma, toplantı, yemek, halı saha maçları.. Adana Erkek Lisesi’nden sonra, üniversitede bulunamayan samimiyeti, dostluğu bulduğun içindir ki, bir kaç kez dile getiriyorsun; “Ankara’daki en güzel günlerimdir, bütün olarak tayfayla veya her hangi bir tayfalı’yla geçenler”..
İşin kişisel yanını bir kenara bırakırsak, bu hafta üçüncü yaşını kutlayacak olan tayfanın mevcudiyeti Adana Demirpor ve Demirsporluluk açısından çok önemli. Bu ekibin bir parçası olmamdan ve subjektifliğimden bağımsız yapıyorum bu yorumu. Yani tayfa taraflılığından sıyrılarak. Türkiye’de üç-dört büyük(!) takım dışında kendi şehrinin dışında örgütlenebilen takım yok denecek kadar az. Bırakın üçüncü ligi, süper ligde, ve Avrupa’da şampiyonluğu hedefleyen bir takım besliyoruz içimizde. Elbette Anavatan Adana’da büyük olmak çok önemli; bununla beraber Adana’nın dışında ne kadar örgütlü ve büyük iseniz o kadar “daha büyüksünüz” demektir.
Hani demem o ki, Çankırı maçında olduğu gibi Ankara-Sakarya’daki "Adana Demirspor" nidaları çok kıymetli geliyor bana. Bu bağlamda bir kez daha mutlu oluyorum bu lokomotifin yolcusu olmaktan.
İyi ki doğduk Ankara Tayfası..

24 Şubat 2009

Taner Gülleri...Yorumsuz...

Taner Gülleri'nin Ağustos ayında Tam Saha'ya verdiği röportajdan;

"Futbolcu olmam kaçınılmazdı. Şu anda Adana Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu Başkanı olan babam, ağabeyim, dayılarım futbolcuydu zaten. Babam Ali Gülleri 1970'lerde futbola başlamış. Adana Demirspor ve Adanaspor'da uzun yıllar futbol oynamış. O da bir forvet oyuncusuydu. Ağabeyim Taşkın, Adana Demirspor'da geçen sezona kadar oynuyordu. Gültekin ve Selçuk dayılarım da Adana Demirspor ve Adanaspor'da yine uzun yıllar futbol oynadı. Gültekin dayım milli bile olmuştu. Selçuk dayım ise kaleciydi. Böyle bir aileden gelince futbolcu olmam gayet normal diye düşünüyorum. 10 yaşına geldiğimde babam elimden tutup beni Adana Demirspor'a götürdü ve zaten arkadaşları olan hocalara "Eti sizin, kemiği benim" diyerek teslim etti. Bir yandan da garanti olsun diye beni meslek lisesinin torna-tesviye bölümünde okuttu.

Adana Demirspor'da iki sezon oynadıktan sonra devre arasında Tarsus İdmanyurdu'na kiralık gittim. Sonrasında yeniden Adana Demirspor'a döndüm ama beni istemediler. Bonservisimi alıp Fethiyespor'a gittim."

Tarihte Adana Demirspor -1- (19.09.1982)

Geçmişimizi bilmenin önemine bu blogta mümkün olduğunca vurgu yapıyoruz. Nerelerden nerelere geldiğimizi görmemiz, bizlere, aslında nerelerde olmamız ve hedeflerimizi nerelere yönlendirmemiz gerektiğini en iyi şekilde gösterecektir. Artık blogumuzda her Salı günü temin edebildiğimiz ölçüde arşiv kayıtlarını sizlerle paylaşmak suretiyle geçmişimize uzanacağız ve bu camiayı yönetenler ile futbolculara diyeceğiz ki;

Bize dünümüzü getirin, size yarınlarımızı verelim.
-------------------------------------------------------------------------------
İlk yazımızda bundan 27 yıl öncesine gidiyoruz. 1982 yılına. O zaman Türkiye 1. Ligi'nde mücadele ediyormuşuz. Sadece biz değil, Mersin İdman Yurdu, Adanaspor, Göztepe, Zonguldakspor, Boluspor ve Altay da o zaman 1. Lig'de imiş. Şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor.
O zamanlar Türkiye sıkıyönetim idaresinde ve içlerinde Rıza Çalımbay ve Rıdvan Dilmen'in de olduğu bir çok futbolcu hakkında yakalama emri çıkarılmış.

Dönemin siyasi atmosferinin spora etkilerini bu şekilde yansıttıktan sonra maçımıza geçelim. Nostalji serisine Adanaspor maçı ile başlamayı uygun gördüm. O zamanki teknik direktörümüz Yugoslav Marko Malok. Milliyet gazetesi spor toto oynayanlar için tahminlerde bulunmuş ve hatta bir kupon da hazırlamış.

Milliyet banko beraberlik vermiş maçımıza ve tutturmuşlar da...

1-1 berabere kalmışız.

Kadromuz; Mustafa, Mehmet, Küçük Orhan, Erol, Necmettin, Eren, Gürcan, Büyük Orhan, Adnan, Müjdat ve Kemal'den oluşuyor. Haluk, Savaş, Kenan, Sinan ve Rasin yedek oyuncularımız.

Ulusal gazetelerde önemli ölçüde boy gösteriyoruz, şehrimizin iki takımı da birinci ligde. Hatırlasa mıydık, bilemiyorum inanın.

Gelecek hafta aynı sezondan Adana Demirspor-Altay maçı ile devam edeceğiz.

Kaynak: Milliyet Gazetesi, 1982 yılı arşivi

23 Şubat 2009

DSGL 20.Hafta "3 Kral.."

Deplasmanlı Süper Gençler Ligi'nin 20.haftası geride kaldı, liderliğimizi sürdürüyoruz. İskenderun Demir Çelik'i 4-0 yenmiş gençlerimiz. Erdim'den gol yok bu hafta. Ancak daha geçen hafta "bu takımda daha Ferami var" dediğim Ferami, gol krallığında ilk-5'e girdi. Bir de Ergün kardeşimiz var aynı listede ki değmeyin keyfime...

Bu sene şampiyonluk 3 Kralla gelecek...

Uşakspor Ligden Çekildi...

Sevdiğimiz bir abimizin uyarısı üzerine kardeşimiz Hüseyin Ataş'ın anadoludanfutbol.blogspot.com adresine gittim. Uşakspor'un ligden çekildiği haberini okudum. Üzücü bir haber.

Uşakspor 1967 yılında Uşak Belediye Başkanı Hakkı YAĞCI ve arkadaşları tarafından kurulmuş. Vikipedia'ya göre Türkiye 2. liginde yabancı oyuncu oynatan ilk kulüp olmuş Uşakspor. Son dönemde önemli maddi sıkıntı içinde olan Ege ekibi çırpınışlarını Başbakan'a da duyurmak istemiş. Ama olmamış. Yetmemiş.

Şimdi Uşakspor'un taraftar grubu aşigolar yerel seçimler öncesinde yerel siyasetçilere şu soruyu yöneltiyor: "Uşaklıların tek takımı Uşakspor için nasıl bir çözüm düşünüyorsunuz? Sizin için de Uşakspor bir cenaze mi?"

Bu gidişe dur denilmez ise Uşakspor taraftarları açısından bu görüntüler tekrarlanamayacak bir efsane olarak kalacak.

Akademi Ligi 17.Hafta "Bay"

Bay geçtiğimiz haftanın toplu sonuçları ve puan durumu yukarıdaki gibi oluştu. Gaziantep'le maç sayılarını eşitledik. U-14lerde biz, U-15lerde onlar lider şu an. Kimse heveslenmesin, o iki grubun da şampiyonu biziz...

Klasman Grubu 6.Hafta

Berabere kaldık...Deplasmanda galip gelememe huyumuz devam ediyor maalesef. Önümüzde 3 takım var, küme düşme hattından da hiç uzak değiliz...Artık kafana göre olmasın Demirspor...Artık bir kendimize gelelim ve üst sıralara tırmanalım lütfen...

Ankara... Tayfa...

Kafamda yüzlerce cümle, onlarca anı, sevinçler, gözyaşları... Tayfa’yla ilgili bir yazı yazmalıyım, ama herhangi bir yazı olmamalı bu. Tıpkı okul yıllıklarında, beraber büyüdüğüm arkadaşlar, dostlar için her bir kelimesini özenle seçerek, onların en nadide yanlarını betimlediğim ve bu nedenle bir çırpıda yazamadığım bir yazı... Üzerinde günlerce düşünüp nerden başlayacağımı bilemediğim ama bittiğinde yüzümde bir gülümsemeyle ‘Tamam, oldu’ diyebileceğim…

Anılara da yer vermeliyim muhakkak.

Biz Tarsus’ta biber gazı yerken, Onur’un mavilacivert.com’da ‘Arkadaşlarımızdan haber var mı, iyiler mi?’ diyerek endişesini dile getirdiğinden,

Togepy’nin geçen yıl Adana’daki Karabük maçı için beni cumartesi öğlen araması ve ‘Akşam uçağında yer var, gidelim mi’ diye sormasından ve bizim yine dayanamayarak yollara düşmemizden,

Raydan Çıktık pankartını bugün bitirebilecek miyiz diye düşünürken Türkay ve Vertumnus’un imdadımıza yetişmelerinden bahsetmeliyim mesela.

Tüm Tayfa Sakarya’da bir restoranın bahçesinde izlediğimiz Çankırı Belediye playoff maçını da es geçmemeliyim. Maç sonunda tüm tezahüratlarımızın büyük bir coşkuyla söylendiği, yan masalardan hayranlıkla izlendiğimiz ve hatta sokağın diğer ucunda bir restoranda oturan arkadaşımca arandığım, ‘Sakarya’da Demirspor’un maçını izliyorum’ dediğimde, ‘Onlar siz misiniz, sesiniz buraya kadar geliyor’ dediği o akşamdan..

Her birinin düşüncesi aynı olduğundan, tek tek isim zikretmeden Tayfa’nın üyelerini anlatmalıyım. Kalpleri Adana Demirspor sevgisiyle çarpan, her an Demirspor’un yönetimi, takımı, taraftarıyla daha iyi yerlere gelebilmesi için fikirler üreten, bunun için adımlar atan, bu uğurda her şeye rağmen doğru bildiği yoldan şaşmayan, kalpleri temiz, zeki, pırıl pırıl insanlardan…

Ve şu şekilde bitirmeliyim: ‘Daha yolun başındayız. 10. yaşımızda Ankara Tayfası ve Demirspor çok daha iyi yerlere gelmiş olacak. O zaman deplasman planlarını Barselona’ya yapıyor olacağız, tıpkı Serdanka’nın bestesindeki gibi:)’

Nice yaşlara Ankara Tayfası…

21 Şubat 2009

Ahmet Abi...

"O Deli, Kara Çocuk"* Ahmet Kaya; "mümkünse farzedin yaşamamıştır..."


Rüzgârım ancak böyle büyük olabilirdi. Ama sen benim için hep kürkçü dükkânı oldun. Ne zaman rakı içmek istesem ya da elimde bir birayla Kadıköy'ün oradaki kayalıklarda otursam, sen vardın dilimde, hangi şarkın olursa olsun, fark etmedi ...


Ahmet Kaya, bence Başım Belada albümünün kapağındaki fotoğraftan, dünyaya biraz kostak, az buçuk kibirle bakan, tehlikeli şiir okuyan bir adamdı. O fotoğrafta, üzerindeki palto, babamın uzun yıllar giydiği pal-toya handiyse aynı denecek kadar benziyordu. Hayata sataşan bir adamdı Kaya, tekinsiz... Başım Belada çıktığında yazdı. Çınarcık'a gidiyordum o yaz. Mavi Marmara vapurunun üst katında mavi tahta masalar ve sandalyeler vardı. Biraya başladığıma göre lisede olmalıyım. Tek başına, kirpikleri gölgeli bir çocuk. Nasıl unuturum sözleri: "Bizi güllerin iklimi tüketti / Dudağı yoran bir söze kırıldık / O vahşi beyaz at / Alıp başını gitti / Bir yaz yağmuru gibi unutulduk."Öncesi de var, ortaokul yılları, yazları bir eczanede çıraklık etmedeyim. Göksel Ağabey de eczanede kalfa. Sevdiği şarkılardan bir Kaya seçkisi hazırlamış. Efkârlanıp kapının önüne çıkıyor sonra, bir cigara yakıyor. 85'te Metris'ten çıkmış. Herkesten gizlese de bana anlatırdı. Metrisin Önünde çalarken dalıp gidiyor. Acılara Tutunmak mümkün müdür? Geçmiyor Günler çalarken anlıyorum; zaman herkes için aynı biçimde akmıyor.Biraz daha mı önceye gitmeliyim yoksa? Babam bir ajanda getirmişti. Başkaldırıyorum albümünü dinlediğim günler. O albümden ilk şarki: Beni Tarihle Yargıla. Upuzun bir Ersin Ergün şiiri. Gülyangını Ömrümüz, Bir Avuç Şiir, Yeniden Haziran adlı üç tane kitabı vardır Ergün'ün... 1981-1991 arasını cezaevinde geçiren bir şairdir: "Hoşçakalın anılarımı bıraktığım insanlar, / Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar, / Yedi bölge, dört deniz, / Yedi iklim, altmış yedi şehir, / Okullar, mahalleler, köprüler, tren yolları... / Deniz kıyıları, balıkçı motorları, takalar, / Asfalt yolu boyu dizilmiş fabrikalar..." Nerden aklıma gelmişti bilmiyorum; ajandama, bir idam mahkûmunun son gecesini anlatan bir oyun yazmaya kalkmış, sayfaları bu şiirden dizelerle doldurmuştum. Nerdesin ey Ersin Ergün, hayatta mısın?Kaya 12 Eylül sonrasının bunca sessiz ortamında girmiştir yaşamımıza. Sessizlikte bir ses olmuştur. O yıllar Özal, her fırsatta demokrasiye geçtiğimizi vurgularken, cezaevlerinde bir dolu insan açlık grevlerinde ölmekteydi. Müşerref Akay ve onun Türkiye'm adlı şarkısı; hatırlar mı-sınız? O şarkı, cezaevlerinde işkence aracı olarak kullanılırken, Kaya'nın notaları umuttu. Laf arasında, Ahmet Tulgar'ın Akay ile yaptığı o eşsiz röportajı herkes okumalı, geçelim.Orhan Gencebay, minibüslerde kadere yanarken, Yazko yeni kurulmuştu. Sol, sesini çıkarmaya çalışıyordu. Kaya da Can Dündar'a anlattığı gibi, hadi oğlum Ahmet, dedi bir gün; bu işi yapsan yapsan sen yaparsın.1985'te ilk albümü Ağlama Bebeğim yayımlandığında, ortada doğru dürüst Türk popu yokken, listelerin tepelerinde, bir 'protest' şarkıcı dolanıyor, böyle bir kavram doğuyordu. Sonra ardı ardına albümler... Attila İlhan'ın, Can Yücel'in, Hasan Hüseyin'in şiirleri şarkı oluyor, dillere düşüyordu. Kaya, yirmi yıl sonra, Sezen Aksu, Barış Manço, Zülfü Livaneli gibi bir değer olacaktı hayatımızda; ne yaparsınız o yıllarda değer olmak bugünkü denli kolay değildi. Zaman istiyordu. Üstelik değer, eksildiğinde, kendisinden kalan boşluğu hüznün doldurduğu bir şey olmalıydı. Kaya da öyleydi.Rivayet midir bilmem; kaset satan dükkânların camlarına şöyle yazılar asılırmış: "Yabancı Kaset 10.000 TL / Yerli Kaset 8.000 TL / Ahmet Kaya 4.000 TL"... Her türün uzağında durmuş, kendi dinleyicisini yetiştirmişti.İnsanların hatıralarında, ayrılıklarında, sevinçlerinde, acılarında ne kadar yeriniz varsa; o kadar ayakta duruyorsunuz. Onu bugün bile bunca dinlenir kılan şeyin sırrı budur. Zaman, öyle alnı açık olanlara, borcunu öder. Solcusu, sağcısı, konu o olduğunda ayrılmaz.
Çünkü Ahmet Kaya, buraların adamıdır, ne yapmışsa yapmış, ne demişse demiş, ama hep içinden geldiği gibi davranmıştır; buralılar kadar hırçın, buralılar kadar deli; öylesine güzel... Yani buraların adamı. Siz ondan, Hep Sonradan'ı dinlediniz mi hiç ya da Yalancı Ayrılık'ı. Bir ucu yanık mendildir.Artık ne zaman bu ülkeyi anlamıyorum desem o saçma yarışmaları izliyorum. Daha dün Türkstar'da birisi Kürtçe şarkı okuyordu... Hatta geçen gün TRT 3'de Renklerimiz Seslerimiz gibisinden bir programda yine bir Kürtçe şarkı. Ahmet Kaya da 11 Şubat 1999'da yapılan Magazin Gazetecileri Derneği'nin ödül töreninde buna dair bir şeyler söylemişti. Kürtçe şarkı okuyacağım, klip çekeceğim benzeri cümleler.
Sonra olan oldu. Küçük bir linç girişimi, önüne geçip kendini çatal bıçağa siper eden Mehmet Aslantuğ... Ardından sahneye Binlerce Dansöz Var'ın bestecisi Serdar Ortaç çıkıyor; o meşhur Padişah şarkısını şu şekilde değiştiriyordu; "Bu devirde kimse sultan değil padişah değil / Bu vatan bizim, ellerin değil!" Birkaç ay sonra asker kaçağı olduğunun anlaşılması da ilginçti. Kadın göbeğinden zeytin yemeğe benzemiyordu ne de olsa bu işler. Milliyetçi şarkıcımız, müzik adamı Ercan Saatçi vardı sonra, Kaya'yı protesto edenlerin arasında. Ortaç'ın padişahını andıktan sonra, Saatçi'nin şaheseri Yellenmek Üzerine'yi anımsamamak ayıptır. Nasıldı sözler: "Padişahlar da osurur, senatörler de / hatta genç kızlar da osurur icabında." Derken uzun süre Atina'dan bildirmiş Reha Muhtar çıkıyor Memleketim şarkısını söyletiyordu herkese. Biliyorlar mıdır acaba; bu şarkı, Mireille Mathieu'nun L'Aveugle adlı parçasına Fikret Şenes'in (sanıldığı gibi erkek değildir Fikret Şenes, zarif bir hanımdır; üstelik bu ülkenin en iyi söz yazarlarından biridir, geçelim) yazdığı sözler üzerine kotarılmıştır. Daha hazini, Fransızca L'Aveugle, kör adam demektir. Kimse o gece, oradaki Ahmet Kaya gerçeğini göremiyordu yani. Kör adamlar; bir kez daha kelimelerin, kaderleri ve kederleri tamamladığını söylüyordu. Ertesi gün kampanyalar başlamıştı. Berlin'de 1993'te düzenlenen bir konserde, bölünmüş bir Türkiye haritasının önünde konser verdiğine dair bir fotoğraf yayımlandı. Eşiyse 20 Ocak 2003'te Akşam gazetesi muhabirine şöyle diyecekti: "O yıl biz hiç yurtdışına gitmedik, öyle bir konser yapmadık. ... Hukukta fotoğraf delil sayılmaz, çünkü fotomontajdı.

Nasıl başarılı bir senaryo biliyor musunuz? Aynı gazete 1994'te "bölücü" dediği sanatçıya Altın Kelebek ödülü verdi."Bu güzel ve yalnız ülkenin insanları arasında bir tartışmadır aldı yürüdü. Sünnetsizliğinden tutun da, kendini bilmez bir kıro olmasına bir dolu şey söylendi hakkında. Ne Mersedes'e binen dönek solculuğu kaldı; ne de bölücülüğü. Birkaç zaman sonra Oktay Ekşi'nin, Kaya hakkında yazdıkları hele. Faşizmin sınır tanımazlığı üzerine bir ibret dersi gibiydi: "Ciddiye alsan değmez. Çünkü hançeresinden çıkan sesin ona para kazandırmasından başka, insan olarak hiçbir 'artı'sı olmadığı fizyonomisinden akan bir tip. Ara sıra ekrana yansıyan görüntüleri zaten, türkü söylemeseydi kötü bir bar fedaisi olurdu dedirtiyor."Evet Ahmet Ağabey. Sen gideli oluyor bir üç beş yıl. Senin memleketinde biz seni dinlemeye devam ediyoruz. Hal böyleyken böyle. Mezar taşının üzerindeki İstanbul manzarası kabartmasını gördüğümde, kirpikleri gölgeli o çocuğu, Mavi Marmara vapuruna uçan eşsiz deniz kokusunu, küçücük kasetçalarımı, sesini, okuduğun şiirleri anımsadım da; bu pazar senin için kırık dökük bir şey yazayım istedim. Borcumu ödeyebilmek için sana.Serdar Ortaçlar, Ercan Saatçiler hep ortalarda, "olgunluk" çağlarını sürüyorlar artık. Yeniler, onları bile aratacak durumda inan. Seni hep dinlediğim o ilk gençlik zamanlarından sonra bir dolu müziğe, bir dolu şarkıya takıldım. Yelpaze açıldıkça açıldı. Biliyordum, rüzgârım ancak böyle büyük olabilirdi. Ama sen benim için hep kürkçü dükkânı oldun. Ne zaman rakı içmek istesem ya da elimde bir birayla Kadıköy'ün oradaki kayalıklarda otursam, sen vardın dilimde, hangi şarkın olursa olsun, fark etmedi.Bu memleket bir gün kendisiyle hesaplaşmayı becerebilirse, seni de deli dolu bir evladı olarak bağrına basacak Ahmet Ağabey, bu memleket korktuğu her şeyle yüzleştiğinde... Bir gün, senin o kavruk sesinle söylediğin Doğumgünü'ne, Çek Mustafa Çek'e, Yorgun Demokrat'a, Olmasaydı Sonumuz Böyle'ye kardeşçe eşlik edeceğiz. Sazını, onunla dövüşür gibi hırçınca çalmanın sebebinin içindeki deniz olduğunu biz de anlayacağız bir gün.Vatan, memleket olduğu zaman. O gün...

*Attila İlhan, Ahmet Kaya'yı böyle tanımlarmış... Yazmadan edemedim.

ONUR CAYMAZ

http://www.birgun.net/sunday_index.php?news_code=1223162354&year=2008&month=10&day=05

Not: (Sevgili dostum Onur, Ahmet Kaya ile ilgili içimden geçirip bir türlü yazıya dökemediğim düşüncelerimi kendi penceresinden kaleme almış. Böylesi içten bir yazıyı blogda paylaşmamak olmazdı.)

20 Şubat 2009

İyi ki doğdun Felaketin Oğlu

Bugün blogumuz yazarlarından Türkay ADS'nin doğum günü. Tayfamızın en genç üyeleri bile yaşlanıyor bir bir :)

Mutlu yıllar Türkay, nice mavi yaşların olsun...

Sömüren Tarafınızdan Vazgeçin !

Tüm haberlerden önce spor sayfasına bakabilmek için gazetesini tersten okuyanlar, televizyonların ana haber bültenlerinin bir an önce bitip spor haberlerinin başlamasını bekleyenler, tüm sporseverler; Çalık Holding'in sahip olduğu Atv-Sabah grubunda grev var !

12 Eylül'den bu yana basın sektöründeki ilk grev bu. Olay şöyle, Atv-Sabah çalışanları sendikalaşmaya çalışıyorlar. Çalık Holding, toplu sözleşmenin yalnızca bir kısmını kabul edip, sendikalı işçilerini çıkarmaya başlıyor. 13 Şubat günü greve gidiyor çalışanlar. Şu an durumları net değil. Anayasaya göre grevde olan bir işçi, işten çıkarılamıyor. Ancak Çalık Holding, sendikal hakların grubun tamamını değil yalnızca bir bölümünü kapsadığını iddia ederek işten çıkarmalara devam ediyor...

Grev bugün 7.gününde. Basınımız sağolsun çok yer vermediği için ben ancak bloglar aracılığıyla haberdar olabildim. Grevdeki arkadaşlar http://sabah-atv-grevi.blogspot.com adresinden gelişmeleri aktarmaktalar.

Gazetesini tersten okuyan biri olarak, tüm o takip ettiğimiz spor haberlerini sendikalı emekçilerin yazmasını istiyorum. Bana bağımsız, tarafsız, doğru haberi ancak patronlarının zincirlerine karşı çıkabilenlerin, boyun eğmeyenlerin sağlayabileceğini biliyorum. Bu greve destek veriyorum!

Sabah Gazetesi son reklam kampanyasında "Hangi tarafımızdan vazgeçelim?" diye soruyor madem, cevaplayarak bitiyorum:

SÖMÜREN TARAFINIZDAN !

19 Şubat 2009

Sivas Devlet Hastanesi'nden İlginç Uygulama

"Sivassporlu futbolcular ile ailelerinin sağlık hizmetlerinden kolay bir şekilde faydalanmasını sağlamak amacıyla Sivas Devlet Hastanesi'nde “Sivasspor Masası” oluşturuldu. Futbolcular ve aileleri, tedavi ve diğer sağlık hizmetleri için bu masaya başvuracak. Masadaki görevliler, futbolcular ve ailelerine randevu ve muayene gibi işlemlerde yardımcı olacak."

Değişik bir uygulama olmuş. Devlet hastanelerinde randevu sorunları henüz bir çözüme kavuşturulamamışken gelir düzeyleri ortalamanın oldukça üzerinde olan futbolculara ve ailelerine böyle bir ayrıcalık tanınmasının hakkaniyete uygun olmadığını düşünüyorum.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/11041377.asp?gid=229

Wikipedia'da Demirspor


Demirspor ile ilgili geçmişten bugüne, -Teknik Direktör bilgisi dışında- tüm branşlarda detaylı bilgi, güncel haliyle wikipedia'daki Adana Demirspor başlığına yazılmış durumda. İncelemek isteyenler için linkini aşağıya kopyaladım.

*Ayrıca hep merak etmişimdir; wikipedia'ya bu bilgileri kim yazıyor? Kim redakte ediyor? doğruluğunu kim sorguluyor? Denetimi bir hayli zor olsa gerek...
Link:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Adana_Demirspor

Yeni takımlar...

Oyuncularımız ve teknik ekibimiz için yeni takım elbiseler gelmiş, ilk fotoğraf yukarıda (sporadana.com'dan) Milli Takım'ın çalıştığı firma ile çalışıldığı belirtilmiş, bu durumda Sarar oluyor firma yanılmıyorsam.

Benim hoşuma gitti, güzel olmuş. Pilot kıyafetlerini andırıyor.

"Bedelsiz bir duygudur, fiyakalı duruştur
Demirsporlu olmak, şeref, onur, gururdur" tezahüratının "fiyaka"sına yakışmış...

Güle güle kullansınlar, şampiyonluk kutlamasında giysinler inşallah...

(Yalnız logoyu tam seçemedim ama sanıyorum hatalı logo...Umarım değildir...)

Perşembe Konukları #4 : Sarı "Godot'yu Beklerken"

-------------------------------------------------------------------------------
Her hafta Perşembe günleri,"Perşembe Konukları" köşemizde demirgibiyiz@gmail.com adresimize o hafta gelenler içerisinden bir yazıyı, "konuk yazarımız"ın yazısı olarak blogumuza taşıyoruz. Tüm okurlarımız yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a gönderebilirler.

Bu hafta Perşembe konuğumuz Ankara Tayfası'nın hayli yakında tanıdığı bir isim. Köftesini dünyada hemen hemen hiçbir şeye değişmeyecek kadar Akhisarlı; yazılarıyla, Ekşi Sözlük'ün mizah damarına yeni bir rota verebilecek kadar zeki, Ankara Tayfası polarını üstünden çıkarmayacak kadar bizden biri. Eksik olmasın, bize de yazdı bir şeyler. "Bir gün seni Demirspor deplasmanına getireceğim" sözümü tekrarlayarak, teşekkürlerimle sözü ona bırakıyorum....

-------------------------------------------------------------------------------
GODOT'YU BEKLERKEN
Sarı


Sevgili Ankara Tayfası,

Görüyorum ki bir süredir Perşembe günlerini konuk yazarlara ayırıyorsunuz. Çok değerli abiler, konuk yazar olarak Adana Demirspor hakkında şahane yazılar kaleme alıyorlar. Ben de, nacizane hem içinizden biri olarak ve hem de size dışarıdan bakan bir gözle bir şeyler karalamak istedim.

İstedim istemesine de, bu kararı aldığımdan beri ne zaman klavyenin başına otursam kendimi çok kısa bir süre sonra yedek klübesindeki Aragones gibi ekrana bakar hale buldum. Sonrasında ise “dur bi haberturk.com’a gireyim, günün sıcak gelişmelerini alayım. İlgi çekici haberlerin altına ‘bravo 14:23, yuh olsun sana 15:01’ diye yorumlar bırakayım” diyerek konudan uzaklaştım.

Ama yazmam gerekiyordu. Bilmem, belki de biraz abartıyordum bu yazma meselesini. Ekşi Sözlük’te okuduğum bir entry vardı, “godot’yu beklerken oyununda godot’yu oynamak”la ilgili, işte oradaki giyinip kuşanmış evinde oturup rolünü bekleyen adam gibi davranıyor olabilirdim ama yapmalıydım. Anlatmam gereken bir hikayem vardı.

Artık kişiliğinin bir parçası haline gelmiş o derin boşluğu dolduracak, coşkuyla tutunabileceği ve sevincin de kederin de en sahicisini ona vaadeden yıllardır aradığı her ne idiyse onu sonunda bulduğunu bana söylediğinde ben vertumnus’un delirmeye çok yaklaştığını düşündüğümü ona çaktırmamaya çalışıyordum. “tabi abi” dedim, “çok şahane olur.”

Oysa ki ne “vertumnus” vardı henüz karşımda o gün ne de maviden sonra ilk aklıma düşen kelime lacivertti. Sadece, dostumun internet üzerinden tanıştığı insanlarla buluşmanın, “ae o” sesleriyle ve ekseni etrafında dönen kel kafalı adamıyla belleklerimizde yer etmiş ICQ günlerinden kalma tatlı bir hayal olduğunu bilmemesine şaşırıyordum. Üstelik hayali kurulanların aksine, bu buluşmanın karşı tarafının hemcins (bildiğin erkek) olduğunu düşündükçe üzülüyor, hemcins sayısının birden fazla olması ihtimali karşısında ise telaşlanıyordum. Elden bir şey gelmedi, gitti.

Döndüğünde yanında iki tane adam vardı. Ayrılmaz üçlü sonunda birbirini bulmuş gibiydi. Bense, bu senaryoda hem grubun içinde olan ama bir yandan da bağımsız hareket eden karakteri kendime yakıştırırken Dartanyan de geldi, ekip tamamlandı. Ama ben yılmadım dostlarım, baktım hepsi de dalyan gibi, palat gibi çocuklar. Dedim bir kavga olsa, bir yerde benden kaynaklanan bir tatsızlık çıksa bu yiğitler kesin benimle birlikte tutuşurlar kavgaya. Kavga anı öncesi gerginliğinde ilk hareketi başlatma kararlılık ve cesaretini gözlerinden okuyabiliyordum çünkü. İşte o anda aradığım adamları sonunda bulduğumu anlamıştım.

Sakın yanlış anlamayın beni, burada kesinlikle Ankara Tayfası’nın kavga yanlısı, şiddete yatkın adamlar olduğunu söylemiyorum. Bilakis, her birinin, buğulu sesli şarkıcı Baha inceliğinde adamlar olduğunu düşünüyorum. Ancak, yeri geldiğinde de canlı yayında stüdyoyu basan Boys Anılar grubu kadar azimli ve kararlı olabileceklerini biliyorum.

Ben de buna güvendim. Yıllardır beklediğim büyük bir kavga vardı ve bir türlü gelmek bilmeyen bu kavga yüzünden sürekli bir tedirginlik hissi içime yerleşip oturmuştu sanki. Şöyle temiz, bir araba dolusu dayak yesem rahatlayacak gibiydim. Ama artık içim rahattı. Ortada bir dayak varsa da birlikte yiyecektik.

Bundan sonra büyük kavgayı beklemeye başladık. Daha doğrusu ben başladım. Bilmem, belki de biraz abartıyordum bu kavga meselesini. Ekşi Sözlük’te okuduğum bir entry vardı, “godot’yu beklerken oyununda godot’yu oynamak”la ilgili, işte oradaki giyinip kuşanmış evinde oturup rolünü bekleyen adam gibi davranıyor olabilirdim ama yapmalıydım. Bitirmem gereken bir hikayem vardı.

Çok geçmedi üzerinden, ben vertumnus’un henüz daha delirmediğini anlayıp rahatladım.

Biraz geçti üzerinden, delirenin salt vertumnus değil, o ve etrafındaki bir grup insan olduğunu ve delirmenin ne kadar şahane bir ruh hali olabileceğini gördüm.

Aylar geçti üzerinden, ben İstanbul’da bir evde, bir öğleden sonra, Mavi Şimşekler’in Konya’daki final maçını izlerken umutlandım, sonra üzüldüm, üzüntüm sinire döndü, gittim bir bira açtım, rahatladım.

Beklenen kavga ise hiç gelmedi.

Evet, ne dedik en başta? Bir zamanlar maviyle lacivertin kardeşliğinden bihaber yaşardık. Bugün ise taraftarlığın iki türlü olabileceğini biliyorum: Bir takım tutmak ve Demirsporlu olmak. Ben malesef hala takım tutuyorum.

Not: Yazıyı “takım tuttuğumu” söyleyerek bitirmek istemezdim, hepinizi çok seviyorum.

Litvanya'dan sevgilerle...

Baltıklardaki Demirsporlu, Aytaç arkadaşımız (nam-ı diğer Anton Lavey), aşağıdaki fotoğrafları bizle paylaşmış ve şu notu iletmiş:

"Litvanya'dan Ankara Tayfası'na sevgilerle.....Lietuvos Rytas - Grand Kalise Las Palmas maçı Siemens Arena-Vilnius"

Gurbette Demir Gibiyiz, hep birlikte...





18 Şubat 2009

Irak...

"Irak’ta futbol oynayan gençlerin topunun bir rokete çarpması sonucu 4 kişi öldü. Polis, güneydeki Amara kentinde futbol stadı yakınında oynayan 14-15 yaşındaki gençlerin topunun bir rokete çarptığını belirtti. Roketin patlaması sonucu 4 gencin öldüğü, 11’inin yaralandığı bildirildi."

Taşları yontmayı becerip, bıçak, çakı, mızrak yapmaya başladığımız günden beri savaşıyoruz...
Ne geçiyor elimize?

Lanet olsun...Ne diyim ki...Ne diyim!

Yerel Seçim'e doğru...

Yanılmıyorsam yerel seçimler için adaylık başvurularının son tarihi dün doldu. Dolayısıyla, bugün itibariyle tüm partilerin adayları kesinleşti.

Aytaç Durak, MHP'den Büyükşehir Belediye Başkan adayı.

MHP'nin Çukurova Belediyesi için meclis üyesi adaylarının da 4.sü şu anki kulüp başkanımız Bekir Çınar. Aynı listenin ilk sırasında da eski başkanlarımızdan Mustafa Tuncel yer almakta...Bir başka eski başkanımız Adem Atılgan, DSP'den Çukurova Belediye Başkan adayı...

Aytaç Durak...Bekir Çınar...Mustafa Tuncel...Adem Atılgan...

Seçimde sandığa "Yaşasın Tam Bağımsız Adana Demirspor!" diyerek gitmek için sebepler artıyor...

Facebook grubumuz yenilendi...

Facebook'ta uzun süredir "Ankara Tayfası" grubu bulunuyor, önümüzdeki dönemde daha aktif olarak kullanmaya çalışacağız orayı. Şimdi bir kaç yenilik yaptık, blogun sağ kolonundaki ilgili linkten her zaman ulaşmak mümkün. Gerekli hallerde grubun yöneticileri ile temasa geçilebilir. Hepimize hayırlı olsun...

Kanun, Hazır ve Sıcak Parayı Kesecek Mi?

Eyvah ki ne eyvah!!! Hemen mevzuatı dolanmak için çalışmalara başlamak lazım. Yoksa Demirspor'umuz ışıksız kalabilir, mefta olabilir. Kötü günler bizi bekliyor olabilir.

Ankara Tayfası yine yeniden Felaket Tellallığı yapıyor!!!

Gureba Tayfa'dan bendeniz Onur, bugün bir haber okudum efendim. Haberin kaynağı Milliyet Gazetesi (Ayşe Yeşin Hanım'ın haberi)...

Habere göre (taslağın tam adından şüphe duymakla birlikte, taslağın aslına da bir türlü ulaşamadım, ulaşıp da ileten olursa çok sevinirim.) Gençlik ve Spor Kulüpleri Kanunu tasarı halinde imiş ve Murat Başesgioğlu'nun imzasına sunulmuş. Sonrasında TBMM'ye sevk edilecekmiş. Bu tasarının içerdiği hususlardan haberde yer verilenler şu şekilde.

-Spor teşkilatı, kamu kurum ve kuruluşları ile özerk federasyonlar kulüplere her türlü yardımda bulunabilirler. Belediyeler ile belediyelere bağlı iktisadi işletmeler spor kulüplerinin profesyonel branşlarına ve bunların profesyonel sporcularına her ne ad altında olursa olsun kaynak aktaramazlar ve yardımda bulunamazlar.

Bu durumda Spor Fonu adı altında kaynak aktarılması da mümkün olmayacak gibi görünüyor. Yandık, mahvolduk. Ama durun!!! Hemen endişelenmeyin!!! Tasarıda profesyonel branşlara yardım yapılamayacağı söyleniyor. Hayatlarını Adana sporunun gelişmesine adamış ama şanssızlık dolayısıyla bir türlü başarı yüzü görmemiş belediyeler (?) kaynaklarını kulüplerimizin profesyonel olmayan branşlarına aktarabilirler. Ne de olsa tasarıda profesyonel olmayan branştan profesyonel branşa kaynak aktarılamaz, diye bir ibare bulunmuyor.

E biz buna peçeleme diyoruz. Bunu yemeyebilirler. Üstelik bir de sopa göstermişler.

-Kulüpler, spor teşkilatı ile bağlı bulundukları federasyon tarafından denetlenecek.

Denetimi de atlattık mı tamamdır.

Daha önce gündeme getirdiğimiz bir husus da yavaş yavaş ete tırnağa bürünmeye, somutlaşmaya başlıyor haberden anladığımız kadarıyla... Konu şirketleşme konusu...

-Kulüpler yeni yasa ile tüzel kişiliğe kavuşacak.

Bu maddenin başlı başına ele alınması lazım. Halkın takımı olması ile gurur duyduğumuz kulübümüz, şirketleşme rüzgarından kaçamayacak. Yol yakınken bu konuda kafa patlatmaya başlamalıyız. İlk planda aklıma hisselerin mümkün olduğunca tabana yayılması suretiyle payların çoğunluğunun tek bir elde toplanmasının mutlak suretle önüne geçilmesi gerektiği geliyor. Bu ise kulübün ana sözleşmesine konulacak bir hüküm ile mümkün olacak. Ayrıntılı olarak tartışılabilir ama tarihten şu kesiti aktarmadan şirketleşme ile ilgili sözlerimi tamamlamak istemiyorum.

İstanbulspor'un renkleri İstanbul Lisesi öğrencilerinin Çanakkale Savaşı'na katılıp hiçbirinin geri dönmemesi ile ilişkilidir. Şehit öğrencilerin anısına sarı olan okulun pencereleri siyaha boyanmış ve kulüp de renklerini buradan almıştır. Kulübün %90 oranında hisselerini elinde bulunduran Cem UZAN, renkleri kırmızı beyaza çevirip logoyu değiştirmek için girişimde bulunmuş, ancak %10 pay ve imtiyaz sahibi İstanbul Lisesi Taraftar Derneği'nin (dernek adı hatalı olabilir, ilk uyarıda hemen düzeltirim) muhalefeti sonrasında tarihin çiğnenmesinin önüne geçilmiştir. Ancak bu %10'luk hisse kulübün tepetaklak gidişine dur diyememiştir. Kıssadan hisse...

Tasarı ile kulüplerin yaşama kabiliyetini yükseltecek koruyucu bir önlem de düşünülmüş. İş Kanunu'na göre işçi statüsündeki çalışanların aylıklarının en fazla %25'ine temlik konulabiliyor. Yani maaşlarının dörtte birinden fazlası bloke edilemiyor. Bu uygulama kulüpler açısından çok daha koruyucu şekilde düzenlenmiş ve

-Kulüpler, yönetim kurulu görev süresi ile sınırlı olmak üzere yıllık bütçenin %2'sini aşan miktarda kulüp gelirlerini ve alacaklarını temlik edemezler. Bu hükme aykırı yapılan temliklerde kulüp başkanı ve yönetim kurulu üyeleri müştereken ve müteselsilen sorumludur.

ifadesine yer verilmiş. Kanunlar geçmişe failin aleyhine olacak şekilde etki etmez ama en azından bundan sonraki yöneticiler ayaklarını denk alacaklardır. Bu düzenleme şirketlerin borçlanma olanaklarını ise sınırlamış görünüyor. Alacakların bankalara temlik edilmesi (teminat verilmesi) suretiyle kredi almak bütçenin %2'si ile sınırlı tutuluyor. Bu husus bizi şu anda etkilemeyecek olsa da kontrollü borçlanma açısından olumlu olabilir. %2 ne kadar doğru bir orandır, çok sıkı değil midir, orası tartışılabilir.

Tasarıda ayrıca kamu yararına çalışan kulüp kavramından bahsediliyor. Kamu yararına çalışan statüsünü kazanan derneklere vergisel teşvikler sağlanıyordu. Kulüpler için de aynı şeyler geçerli olacak mıdır, içeriğini bilmiyoruz. Ama bu niteliği kazanmak için şart koşulmuş:

-En az üçü olimpik veya paralimpik olmak üzere 5 ayrı branşta 1 yıl faaliyette bulunma ve yeterli tesise sahip olma.

Kamu yararına çalışan kulüp olmaya önemli ayrıcalıklar tanınacaksa eğer kulüplerin bu noktada zorlanması da iyi olacaktır. Adana Demirspor Kulübü yüzme havuzu, sutopu ve yüzme takımı. Demirspor boksta başarıya doymuyor. Güreşte Demirspor'un sırtı yere gelmiyor. Demirspor bisiklet takımı başarılarına bir yenisini daha ekledi. Kulağa ne hoş geliyor değil mi?

Tasarı böyle. Yönetim gelişmeleri yakından takip edip, önlemlerini peşinen alsın isterim. Değişimlere hazırlıklı olalım, değişimin öncüsü olalım ki zararsız atlatalım bu süreci.

Ya da bırakın gitsin yahu, bir şey olmaz... Kafana Göre Adana Demirspor Yönetimi. Sevinmek İçin Sevmedik ki önlem alalım.

Blogumuz 1 Yaşında !

Ankara Tayfası'nın doğum tarihi olarak kabul ettiğimiz 25 Şubat 2007 "Gurbette Demir Gibiyiz - Ankara Tayfası" pankartıyla yer aldığımız ilk maçtan yaklaşık 1 yıl sonra ve bugünden tam 1 yıl önce 18 Şubat 2008'de yukarıdaki yazıyla blog tutmaya başlamıştık...1 yılı doldurmuşuz, 12 yazarımız, 859 yazımız, 76,497 ziyaretçimiz olmuş geçen zamanda...İlk günü hatırladığımda hayal gibi geliyor buralara varmış olmamız...

Adana'dan uzakta, gurbette, birbirine destek olan, sosyal yaşantısını bir arada geçiren, arkadaşlığını, dostluğunu esirgemeyen bir grup Adana Demirsporlu olarak çıktığımız bu yolda, blog da hep bize benzesin istedik. Doğum günü kutlamalarımızdan asker uğurlamalarımıza, doktora sınavlarına soktuklarımızdan deplasman şarkılarımıza dek hep kendimizi yansıtmaya çalıştık. Doğruyduk, yanlıştık bu ayrı ama hep içten, hep candandık.

Sözümüzü esirgemedik blogda. Kırdıklarımız da oldu, bizi kıranlar da. Adana Demirspor'u yıllardır sömüren, rant peşinde koşan, Demirsporluluk ruhundan zerre haberi olmayan kan emici politikacılarla, idarecilerle, yöneticilerle yıldızımız barışmadı hiç, asla da barışmayacak. Bu zehri, bu irini Demirspor'dan söküp atana dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Her kim Muharrem Gülergin'lerden miras aldığımız; şeref, onur, gurur dediğimiz Demirsporluluk ruhunu hiçe saymaya kalkarsa karşısında bizi bulmaya devam edecek...

Hep içten ve hep sözümüzü esirgemeden yazmaya çalıştığımız bu blog, geçen zaman içerisinde Demirsporlularca oluşturulmuş, güncel, sürekli, düzenli, kamuya açık tek Demirspor bilgi kaynağı oldu. Bu özelliğiyle, daha önce sesini duymadığımız tek bir Demirsporluya bile ses verecek bir alan oluşturabildiysek ne mutlu bize...

Şimdi, 2.yılımıza daha bir umutla, daha büyük güçle, daha deneyimli giriyoruz. Yaptıklarımıza, yapabildiklerimize bakınca 2.yıla ilişkin hayallerim artıyor git gide...Tüm bu güzelliği yaratırken ciddi bir biçimde yoğunluğu, emeği, ter dökmeyi paylaştığımız tüm blog yazarı arkadaşlara ve Ankara Tayfası'nın bütün üyelerine; bize desteğini esirgemeyen, hem katkıda bulunan hem de eleştirileriyle yol gösteren tüm Adana Demirspor taraftarlarına; kendileri de blog tutan ve bir gözleri de bizde olan, aradaki internet kablolarına rağmen arkadaşlık kurabildiğimiz tüm dost blog yazarlarına; bugüne dek yorum bırakan, mail atan taraflı tarafsız herkese, tüm okuyucularımıza teşekkürler...

1 senedir internette de DEMİR GİBİYİZ !

17 Şubat 2009

Akademi Ligi 16.Hafta "Hele Şükür..."

Nadir raslanan bir futbol olayı olarak Akademi Ligleri 3.yarılarını oynamaya başladı. Maçlar, ilk iki yarıda ikili averaj olarak üstün olanın sahasında oynanıyor. TFF web sitesi de sanırım duruma hazırlıklı değildi ki sonuçları anca taşıdılar internete. www.akademiligi.com isminde bir site var, iyi niyetle yürütülmeye çalışılıyor belki ama kaynak olma konusunda henüz çok yeterli değil orası da. Velhasıl, uzun süredir U-14 ve U-15'lerle ilgili derli toplu bir yazı girememiştim bu nedenle. Sonuçlar geldi, iyi oldu.

Hem U-14'te hem de U-15'te grubumuzda lider durumdayız. Gaziantepspor'la her iki kategoride de çekişmeye devam ediyoruz. Bir Süper Lig ekibinin altyapısını geçiyor çocuklarımız, gurur duyuyorum onlarla.

Haftayı, Gaski galibiyetleri ile kapattık...21 Şubat haftasında bay geçeceğiz. Ardından 4 hafta kalıyor bitime...Haydi çocuklar, siz şampiyon olacaksınız!

DSGL 19.Hafta "Aynen Devam.."

Deplasmanlı Süper Gençler Ligi'nde mücadele devam ediyor. Mersin'le başabaş gidiyoruz, lideriz. Geçen haftaki 17-0'lık galibiyetimizin üzerine Onur "bu kadar yapmayın" diye yorum bırakmıştı, bu hafta gençler Onur'un sözünü dinlemişler. 3-0'lık net bir skorla galibiz. Gol krallığında Erdim arayı açtı iyice, ilk 5'e bir de Ergün girdi takımımızdan. Daha bu takımda Ferami de var. Hayli güçlü bir forvet hattı geliyor altyapıdan...

Bu arada gol krallığında ikinci sırada yer alan isim Cenker Pehlivan. Takımı "Bağlar Vuralspor" olarak görünüyor, ki DSGL grubumuzda böyle bir takım mevcut değil. Olay şudur, Cenker Pehlivan Mersin İdman Yurdu'nun genç takımından kiralık olarak Diyarbakır'ın Bağlar Vuralspor takımına Ocak ayında gitmiş bulunuyor. Bağlar Vuralspor şu an 3.ligde mücadele etmekte, 1996'dan beri Diyarbakır'da amatörden profesyonel liglere yükselen tek takım, eski "Kuyumcularspor"...Mersin İdman Yurdu, gol krallığında iddialı bir ismini bu şekilde değerlendirmiş, pişmesi için 3.lige yollamış. Bizim yönetimin "ilk 18'de altyapıdan bir futbolcu bulundurma zorunluluğu" daha güzel bir yöntem sanki ama doğru uygulanmalı tabi. Pilot takım formatında bir şeyler düşünülür mü alt ligden bilmiyorum, olursa bu şekilde geçici transferler bizim açımızdan da hoş olabilir. (Vuralspor, MİY'nun pilot takımı değil bu arada yanlış anlaşılmasın) Erdim'in Ferami'nin ilk 11 oynadığı bir pilot üçüncü lig takımı neden olmasın??

Velhasıl, güzel dileklerle bitirelim yazıyı; elinize, ayağınıza sağlık çocuklar...Hakettiğiniz yerlerde olacaksınız bir gün...

Klasman Grubu 5.Hafta

Bay geçtiğimiz hafta, rakiplerin ikisi puan kaybetti. Lakin bu puanların bir kısmı Akhisar'a gidince, bir sıra aşağıya inmiş olduk. Bay çektiğimiz hafta, bana göre iyi bir döneme denk geld. Bir ara verip biraz toparlanmak için ideal. Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz bakalım...

Şimdi uzaklardasın...

Şimdi uzaklarda başka başka yerlerde, başka başka takımlarda oynayan çocuklar var. Onları yargılamak bize düşmez, düşemez ama bu konuyu konuşma zorunluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Yaklaşık iki - üç haftadır yoğunlaşan bir "milli takımda oynama" polemiği var. Biliyorsunuz Mesut ÖZİL geçenlerde Almanya Milli Takımı forması altında ilk maçına çıktı. Zaten herşeyin fitilini bu ateşledi ama bu çocuğu vatan haini ilan etme aşamasına gelenlere aklı selim gereken cevabı verdi. Verdi vermesine ama yine birileri birilerini konuşturmaya ve yine birileri birilerini tabiri caizse gazlamaya devam ediyor. Haber sporx.com'dan alıntıdır;

"Oğuzhan'dan Fatih Terim'e sivri gönderme



Hollanda 17 Yaş Altı Genç Milli Takımı'nın yanı sıra İngiliz ekibi Arsenal'in genç takımında da forma giyen Oğuzhan Mesut Özil'in Alman Milli Takımını seçmesinde haklı olduğunu söyledi.
Hollanda ile Türkiye 17 Yaş Altı Genç Milli Takımları arasında oynanan ve 2-2 biten karşılaşmada bir gol atıp bir de asist yapan genç futbolcu, “Hangi Türk genci Türk Milli takımının formasını giymek istemez. Biz, futbola yeni başlamadık ki, çocukluğumuzdan beri futbol oynuyoruz. Bizi görüpte görmemezlikten gelenler, önce kendilerini yargılasınlar” diyerek Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim'in "Milli takımımızda o formayı giymekten onur ve heyecan duyacak oyuncularımız var" açıklamasına gönderme yaptı."


Şimdi Oğuzhan güzel güzel konuşmuş, bizim medya'da güzel güzel yazmış. Birileri pişirmiş birileri yemiş. Lakin burda gene kantarın topuzu değişik mecralara doğru ilerlemiş. Oğuzhan böyle cümleler kurmakta haklı mı haklı. Haksızlık var mı ? İllaki! Peki çözüm ? Çözüm o kadar basit değil. UçanHollandalı bu konuda müthiş bir yazı yazmıştı (ilgili yazı). Yazıda yer alan temel fikre katılıyorum. Biraz bende konuyu açayım ve yeni bir boyut kazandırayım istedim.

Mesut Almanya'da büyüdü. Arkadaşları eşi dostu Alman. Yani o bir Alman. Herşey buraya kadar doğru. Alman Milli Takımında oynaması da doğru bu analize göre. Peki Mesut açıklamalarını başka yöne çekmek ne demek oluyor ? Yada Mesut o açıklamaları yapmakta neden ısrar ediyor ? Bana şahsen garip geldi. Mesut'un ilgili açıklamasında "Türk Milli Takımını hiş düşünmedim" diye bir cümle var. Düşünmemiş olabilir ama önceki açıklamaları ile ters düşüyor. Yani Mesut biraz çelişkiler yumağında anladığım kadarıyla. Son dakikaya kadar herşey olabilir hissiyatındaydı. Bundan dolayı her haber kaynağına "Daha kararımı vermedim" imajı çizdi bence. Bu benim düşüncem. Fakat bunun böyle olmasının nedenini "Oğuzhan" örneği ile daha iyi anlıyoruz. Oğuzhan'ın açıklamalarında Mesut'a destek ve diğer ülkenin Milli Takımını seçme konusunda bir zorunluluk olduğunun sinyali var kanaatimce. Bu çocuklar Türk Milli Takımı seçme konusunda herhangi bir çelişkiye sahip değillerdi. Seve seve bu ülke için oynarlardı eminim. Ama... "Ama"sı çok geniş aslında. Birileri birilerinin oynadığı futbolu pek beğenmedi. Yada.. "Yada"sı birileri "bizde bunun gibi çok adam var, emre bundan 10 tane eder" dedi. Kimi... "Kimi"si bize birkaç doğru şey yapan adama ilah muamelesi yapmamak gerektiğini söylemişti, bazıları ise onları dinlememişti.

İkincisi; altyapıda sorun yaşayan bir ülkeysen, bu işi sistemli yapamadığın için toplamda senin elindeki gelecek vaad eden oyuncu sayısının onda biri değil yirmide biri sayısında oyuncu bile üretemeyen "gurbetçi" piyasasına el atıp, bu gençleri bile kendine küstüren bir izleme komitesine ve teknik ekibe sahipsen, gerçekten de "emre" ile oynamaya devam etmeye, "kamil"lerle oynamaya devam etmeye layıksın "Türkiye" ... Yani yuh ki yuh, hala Türkiye'nin en iyi sol bek oyuncusu İbrahim ÜZÜLMEZ'se ona helal olsun, size yazıklar olsun...