31 Mart 2013

Pazartesi Maçları

Bu sezon üçüncü kez pazartesi maçı oynuyoruz. Üçü de Adana'da oynandı; bir galibiyetimiz bir mağlubiyetimiz var. İlkinde Kartalspor'u 2-1 yendik. İkincisinde Erciyesspor'a 3-1 yenildik.


Pazar Pasajı

Pazar Pasajı, Adana'ya Kar Yağmış'tan...

"Tekel fabrikasının, Güney Sanayi'nin, Motor, Endüstri, Yapı Sanat Okullarının ve nice sanatçı, nice yazarlar yetiştirmiş Adana Erkek Lisesi'nin yer aldığı dar bölgenin tam ortasına çakılan, biçimsiz, balkonsuz, yüksek binanın, Sabancı Yurdu'nun çirkinliği yalnızca estetiğinde değildi artık. Kadirli'den, Kozan'dan, Osmaniye'den, Karaisalı'dan gelen, geldikleri 'komando kampları'nda eğitim gören bu insanların yerleriydi. (...) Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul ve yeni ekibiyle öğrendik ki, he biri ölüm makinesi haline gelmiş bu insanlar da yakalanabilirdi. Artık eskisi gibi kolayca su olup buharlaşamıyor, yel olup kaçamıyorlardı. (...) ve yakalandıkça durumun vahameti ortaya çıkıyordu: Hepsi birer profesyonel katil olarak yetiştirilmişlerdi. Ellerinde öldürmek için her şey ve yeterli destek vardı. (...)

Sonra kısa bir süre sonra yeniden Adana kara bir haberle çalkalanıverdi: Cevat Yurdakul pusuya düşürülüp öldürülmüştü! Evet, bir emniyet müdürü, sıkıyönetim güçlerinin kontrolünde olması gereken bir yerde, pusuya düşürülerek öldürülmüştü. Bir kez daha Adanalıların önüne çıkılmıştı. Adanalılar ayağa kalkmıştı' Türkiye tarihinde ilk kez polis ve halk aynı yerde kol kola yürüyüş yapıyorlardı! (...) Mahallelerde caddelerde büyük apartman tepelerinde yakılan lastikler Adana'nın üstüne çöken kara haberi tüm dünyaya duyuruyorlardı."

(Mehmet Tepebaşı, "Adanalıyık...", Adana'ya Kar Yağmış içinde, syf. 232-238-240)

29 Mart 2013

Bucaspor'a Dair

Bucaspor'un en çok armasını seviyorum. O salkım bana buralardan, bizim topraklardan bir hissi çağrıştırıyor; bizim üzüm bağlarını andırıyor.

KSK-Göztepe savaşının dışında, biraz daha dağlara doğru, yukarılarda, Körfez'i tepeden gören bir yerden Buca halkı İzmir'in kısmen farklı bir kesimidir. İzmir'in dağlarında çiçek açan yanıdır; Anadolulu yanıdır...

Bucaspor'un, bizim de birkaç kez -sanırım iki!- ziyaret edip deplasman tribününde boy gösterdiğimiz, tek tarafı tribün diğer tarafı duvar bir stadı vardı; orası da bir semt stadı olarak gayet sempatikti. Hatta birinde, rahmetli Bekir Çınar da o tribündeydi bizimle beraber.



Bucaspor deyince akla altyapı geliyor tabii ki. ( http://www.bucasporaltyapi.org ) Bizim yapamadığımız ne varsa onlar hepsini yaptılar altyapıya dair! Gerçi geçtiğimiz sene Altınordu'ya kaptırdılar bu çalışmanın bir kısmını ( 81 futbolcu geçmiş! http://www.ajansspor.com/futbol/tff1lig/h/20121114/bucaspor_altyapisindan_altinorduya_gectiler.html )

Yine geçtiğimiz yıl, Süper lig'e çıkınca o altyapıyı kullanmamalarının cezasını çektiler. Bülent Uygun'un kazığını yiyip onca transferle ligin dibine çöktükten sonra tekrar eski teknik direktörüne dönüp biraz çırpındılar ancak tutunamadılar. Yine de KSK, Göztepe ve Altay'ın yokluğunda İzmir futbolunu en üst seviyede temsil ettiler.

2008'teki Adana'da oynanan maçta, -biraz da bir önceki sene bize turuncu-beyaz formayla rol yapan- Yılmaz Özlem'in kışkırtmasıyla tribünde olaylar çıkmıştı da yine koltuklar sahaya atılmıştı; tribünün herkese ve herşeye tepkisi olarak! ( http://www.adanademirspor.net/2008/11/koltuk.html )

Ligin ilk yarısında 5 maçlık galibiyet serimize son vermişlerdi 1-0'lık skorla. Lawal'la ilk mağlubiyetimizi tattırmışlardı.

Bucaspor'la 2005'ten önce hiç oynamamışız. Bugüne kadar oynadığımız 7 resmi maçta, 3 galibiyetimiz 3 mağlubiyetimiz var, 1 maç da berabere bitmiş.

28 Mart 2013

A2: Adana Demirspor: 3 - G.Birliği: 3

İkinci yarının ilk maçında kendi sahamızda Gençlerbirliği ile 3-3 berabere kaldık. 3-1 öne geçtiğimiz maçta skorun 1 dakika içinde beraberliğe gelmesi üzücü. Yine de gösterilen performans ve grubun güçlü takımlarından birinden alınan puan sevindirici.

Yola devam arkadaşlar...

(Adana Demirspor altyapı için, @adsaltyapı twitter hesabını takip ediniz)

27 Mart 2013

Red Hack'ten Selam Var

"Bizi solcu gösteriyorsunuz" diye çok laf işittik yıllardır ama neyse ki bu kez biz yapmadık; kamu kurumları websitelerinin belalısı-siber aktivist grubu Red Hack yaptı; 150 bin takipçisine Demirsporluların yaptığı yeni pankartları duyurdu!



26 Mart 2013

Milli Takım Mı İstanbul Karması Mı?

Başlıktaki soru yeni değil. Uzunca süredir Milli Takım'la İstanbul Karması birbirine karışmış durumda. Hatta bu son seferde FB-GS karmasına dönüştü mevzuu. Araya gurbetçiler sosuyla birlikte... Peki "sos" olarak dahi neden Anadolu'dan oyuncu alınmaz?

foto: kuzeyekspres.com.tr

Ben bu durumu Demirpor-altyapı ilişkisine benzetiyorum. Yıllardır (geçen seneki 5-6 haftalık istisnai başarıyı saymazsak) sürekli başarısızız ve bunu sürekli yenilenen transferlere rağmen yaşıyoruz. Neden altyapı oyuncularımızın başarısız olmasına izin vermiyoruz?

Keza Milli Takım'a seçilebilmek için İstanbul takımlarında oynamak şart mı? Bursaspor'da, Gaziantepspor'da başarılı olan oyuncular neden Milli Takım'a seçilmez? Avrupa deneyimleri, "büyük maç" stresleri az diye mi? O "deneyim" sahibi olanlar bizi Macaristan, Romanya karşısında rezil etti; Andorra karşısında vasatın üstüne çıkamadılar.

Benim Abdullah Avcı'dan ilk beklentim, bu kadro yapısını değiştirmesiydi ama yapamadı. Almanya'da umut vaat eden topçularla bizim umudu kanıtlamış topçularımız arasında açık bir ayrım yapılıyor. Onlar "özü itibariyle" daha iyi oyuncular olabilir. Ama bu memleketin yüzlerce takımından bir tane bile Milli oyuncu çıkmıyor demek, kendimize hakarettir.

Benim "milli" hislerim güçlü değil. Orası önemli değil. Ama kendi takımında forma giyemeyen Gökhan Zan'ın oynadığı takımı Milli Takım olarak görmem mümkün değil.

24 Mart 2013

"Adana için övünülecek bir topluluk"

foto: startspor dergisi

"Adana’da Demirspor kuvvetli bir varlık ve Adana için övünülecek bir topluluktur. Bu bir hakikattir. Adana’ya gitmiş olanlar seyyar satıcıdan itibaren her sınıf işle meşgul bulunan vatandaşların Demirspor’a karşı besledikleri güzel hislere şahit olabilirler. (...) Bulundukları yerlerde çok sevilen kulüplerimizden Adana Demirsporun yaratmış olduğu bu sempatiye hayran olmamak elden gelmiyor dersem mübalağa etmemiş olurum"
(Fuat Pura, Demiryolu Dergisi, sayı 24, Eylül 1953).

Görmüş, Geçirmiş, Atlatmış

Pazar pasajı, Onur Biçer'in seçimi; uzunca süredir şiir paylaşmamıştık blogta... :

PAY

Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.
İnaırdım saadetli yolculuklara.
Adalar var zannederdim güneşli, maavi, dertsiz.
Bütün hızımla koşardım dalgalara.
O zaman beni görseydiniz.

Ben pırıl pırıl bir gemi.ydim eskiden.
Beni o zaman görseydiniz.
Siz de gelirdiniz peşimden.

Ama şimdi şu akşam saatinde
Son liman kendim, bu döndüğüm,
Bitmiş, bulmuş, anlamış.
Hatırımda, bir vakitler güldüğüm.
Yoluna can serdiğim o kaçış.

Şimdi, şu akşam saatinde
Dönüyorum görmüş, geçirmiş, atlatmış,
Gözlerin doymayan sahilinde.

Özdemir ASAF

23 Mart 2013

Ankaragücü: 1 - Adana Demirspor: 4

İlk yarıdaki skor tekrarlandı; Ankaragücü'nü 4-1 yendik. 6 hafta sonra kazandık ama yine gol yemeyi başardık! Atılan-yenen gollerde 41-41 eşitliğe ulaştık.

Goller, Juninho, Luis (2), Sinan'dan.

Juninho'nun haftalar sonra gol atması, Luis'le birlikte ortak işler yapmaları sevindirici.




22 Mart 2013

Demirspor, Ankara'da

Adana Demirspor bir kez daha Ankara'ya geldi. En son geçen yıl Kızılcahamam ve Şekerspor maçları için gelmişti ama pek yüzümüz gülmemişti; K.Hamam'da buzdan sahada 0-0 berabere kalmış, Cebeci'de ise düşme hattındaki Şeker'e 2-1 yenilmiştik.

Ankara Demirspor'a da ev sahipliği yapan Cebeci Stadı'nda 2002'de Şekerspor'u 2-1 yenerek kümede kalmak için önemli bir adım atmıştık. O sene, ligin ilk haftalarında Ostim'de Ankaraspor'a 5-3 yenilirken (Süper Mario Taner'in hat-trick yapıp 9 kişi kaldığımız maç) çıkan tribün olayları bize 3 maç cezaya mal olmuştu. 2004'te yine Ostim'de o sene şampiyon olacak Ankaraspor'dan şubat soğuğunda 1 puan almamız, tribündeki bizleri mutlu etmişti de takımın ligte kalmasını sağlayamamıştı. 2004'te Telekom'un halısahadan bozma stadında nadir deplasman galibiyetlerimizden birini almıştık, 0-1 ile... 2010'da yine aynı sahada Telekom'la 1-1 berabere kalmıştık. 2007'de Ostim'de Şekerspor'dan 2-2'lik beraberlik, İlker Avcıbay'ın tribüne gelip tapma hareketi yaptığı malum maç, Ankara'da alınan bir diğer puandı. 2010'da  Cebeci'de Pursaklar'dan aldığımız 1 puan ise pek kıymetli değildi.

Demirspor'un Ankara mesaisi, 1960'lara kadar uzanır. Türkiye Milli Lig'te İstanbul-Ankara-İzmir takımları dışında boy gösteren ilk takım olan Adana Demirspor, o dönemin koşulları gerekçe gösterilerek iç saha maçlarını Ankara'da oynamak zorunda bırakılmıştı. Rahmetli Ali Hoşfikirirer'in Adana futbolu kitabındaki yazısında belirttiği gibi, o dönemin yöneticilerinin büyük bir hatasıydı bu durum. O Ankara maçları pek iyi gelmemişti bize, ama yine de Selami Tekkazancı'nın Füze lakabını alması Ankara'daki 2-2'lik Galatasaray maçında Turgay Şeren'e attığı füzelerin sonucuydu.

'94-95'te de, malum Ankaragücü maçından sonra alınan ceza yüzünden, Trabzonspor ile 19 Mayıs Stadı'nda oynayıp 3-0 yenilmiştik. Halbuki 1994'ün Mayıs'ında Dardanel'i o statta yenip şampiyon olmuştuk!

Yakın tarihte 19 Mayıs Stadı maceramız Gençlerbirliği kupa maçları ile olmuştu. Grup maçlarında 1-0 yenilmiştik. Çeyrek finaldeki maçta ise içeride yine 1-0 kaybettiğimiz maç sonrası 19 Mayıs'ta 2-1 öne geçsek de Traore'nin o inanılmaz kafa vuruşu ile 2-2'ye bağlanan maç sonrası elenmiştik. Grup maçlarında Şimşekler Grubu 2 otobüs gelmişti diye hatırlıyorum, biz de kalabalık bir grup Güvenpark'ta toplanıp gitmiştik maça. 2-2'lik maçta bu kez grup yoktu ama Şubat'ın o soğuğunda önümüzdeki Ziraat Bankası reklam panosunu davul edip avuçlarıyla bam bam patlatan anlamlı bir kalabalık vardı mavi-lacivert cephede!

Yarınki maç yine 19 Mayıs'ta ama bu kez seyircisiz. Direnen bir Ankaragücü'ne karşı, frenlerini çekmiş bir Demirspor sahada olacak. Bakalım, Ankara'nın havası lokomotif'in ateşini yeniden harlayabilecek mi?

21 Mart 2013

Yeni Gün

21 mart hepimiz için yenilik getirsin; bu ülkeye, bu topraklara... Başlayan sadece bahar değil, yeni bir hayat olsun! Yeniden başlayalım...

20 Mart 2013

"Denenmişleri Denemekten Bıktık"

Şimşekler Grubu da Önder Serin'in açıklamalarına karşı bir açıklama ile eleştiri getirdi. Tribün'ün yönetime direnişi devam ediyor.

Adana Demirspor taraftarının sayıca büyüdüğü kadar olgunlaştığının da vurgulandığı açıklamada, yönetimin yapıp ettikleri Demirspor'u mali ve sportif anlamda rezil etmeye devam ettiğinin altı çizildi. Taraftar baskısı diye kötü gösterilmeye çalışılan durumun sezon başından beri olduğunun hatırlatıldığı açıklamada "denemişleri denemekten bıktık" ifadesi dikkat çekiciydi.

Açıklamanın tam metni için bknz: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=486174128098505&l=326422764c

Yönetemeyen Yönetim

Bir süredir dikkatle takip ettiğim, Salim Büyükkaya ve Murat Özkardeş gibi isimlerin yazılarını beğendiğim ve özellikle Büyükşehir Belediyesi ile ilgili haberleri ile dikkat çeken Adana Haber Gazetesi'nden Ali Pekmezci Önder Serin'le görüşmesini köşesine taşıdı: http://www.adanahabergazetesi.com.tr/yazi-ve-onder-serin-konustu.html

Adana Demirspor yönetimi, sürekli savunma halinde... Çünkü ortada sürekli hatalar var. Yapılan açıklamalar, acziyetin, hataların kabulünün açık göstergesi. Yönetim, açıktan, yapamadık-beceremedik diyor! Sonra da tipik bir Aytaç Durak-Mustafa Tuncel-Gökoğlu taktiği olarak "giderik ha!" diye tehdit ediyor... Ne de olsa aynı yolun yolcusu hepsi.

Lawal, G. Kaba sorunluymuş. Lawal, Cono kızlarının peşindeymiş. Kaba, miksermiş. Bu futbolcuları getirirken, başarılarından yararlanırken farkında değil miydiniz? Futbolcuyu kontrol altında tutamamak, disipline edememek kimin sorunu?

Başkan, bir Adanasporluya ligte kalmanın başarı olduğunu tasdik ettirmiş. Bravo!  Evet başarı; ancak bunu sezon içinde açıklayarak takımın frenini çekmek midir yöneticilik?

Tribünde organize tepki varmış. Evet, tepkinin organize olması güzel zaten. Bu tepki yeni mi? Sezon başından beri tepki verilmiyor mu? Futbolcuların dizleri titriyorsa, bunda kabahat taraftarın mı, yoksa ona "boşver, bu kadar yeter" mesajını veren sizlerin mi?

Başkan Serin'in sözleri, "biz yönetemiyoruz"un açık itirafıdır.


19 Mart 2013

46-40

Bu hafta 46 gol yiyen Ankaragücü ile 40 yiyen Adana Demirspor karşılaşıyor. Ligin en çok yiyen iki takımı... Biri geçen yıl şampiyon olan kadrosunu bozma eğilimine girmiş, defans hattını yeniden kurmuş bir takım diğeri ise transfer yasağı nedeniyle gençlerini sahada kullanan bir takım. Çıkış noktası farklı iki takımın ulaştığı nokta hemen hemen aynı. İlk 5 hafta zaten onlarla sıralamada da yan yanaydık. Sonrasındaki 5 hafta aramızdaki farkı açtı. Bugün gelinen noktada aramızdaki 16 puan farka rağmen, yenen gollerde bu kadar yakın olmamız manidar...

A2'lerimiz Mağlup

A2 takımımız ilk devrenin son maçında Beşiktaş'a son dakika ve uzatmada yediği gollerle 2-0 yenildi.

(http://soylu-kavgam.blogspot.com/2013/03/a2-maci-adana-demirspor-0-2-besiktas.html)

Böylece ilk yarıdaki 7 maçta 7 puan toplamış olduk. Bu maçlarda 8 gol atıp 14 gol tedik. Gollerimizi Yusuf Kemal Atalay (3), Recep Çoban (2), Yunus Ünsal (2) ve Emre Selen (Trabzonspor maçında kaleden kaleye!) attı.


İkinci devre 25 Mart'taki Gençlerbirliği maçı ile ara vermeden başlayacak.

18 Mart 2013

6 Haftadır Kazanamıyoruz!

İlk yarıda şahlandığımız 6-10. haftalar arası, ikinci yarı tam anlamıyla sürünüyoruz! İlk yarıdaki 4 maçta 12 puan toplamışken ikinci yarı aynı dönmede 2 puan toplayabildik. İlk yarıda kazandığımız avantajı hoyratça tükettik!

6 maçtır kazanamıyoruz; en son Denizlispor'u ite kaka yenmiştik. Sezon başında dahi bu süre 5 haftaydı.  Sonrasında teknik direktör değişmişti...

Devrelerin ilk 9 haftalarındaki karşılaştırmayla, ilk yarıdan daha kötü durumdayız.

Bu gidiş nasıl duracak?

Adana Demirspor: 1 - Ş.Urfaspor: 1

Kötü gidiş devam ediyor. Kendi sahamızda altımızdaki bir takımı yenemeyip üstelik diğer rakipler de puan kaybetmişken 1 puana sevinmek mümkün değil! 1-0 yenik duruma düşüp Luis'in golüyle puanı kurtardık. Kendi sahamızdaki kötü performansımız devam ediyor.

Hoca takımın dizilişine, kadroya müdahalelerde bulundu. Erman yedek soyundu; Rıdvan 11'deydi, kalece uzun süre sonra Ramazan vardı.

Tribünler her zamanki gibi doluydu.

Ama yetmedi. Çünkü takımın artık mental olarak "bizden bu kadar" mesajı açıkça ortada. Takımı ayağa kaldıracak hamleleri yapmak için geç kaldı hem yönetim, hem Mustafa Uğur.

Bundan sonra böyle düşe kalka yola devam edilecek.

15 Mart 2013

"Serbestleşen Demiryolları"

Bir süredir hızlı tren makyajıyla imaj değiştirmeye çalışan Demiryollarının özelleştirileceği gün gibi ortadaydı. Önce yemekli vagonları sattılar, şimdi de hatları "serbestleştiriyorlar". Yasa tasarısını Meclis'e sundular.

Türkiye'de diğer tüm özelleştirmelerde olduğu gibi, altyapıını devletin kurduğu sistemin kremasını özel sektöre yedirecekler.

Bu konuda tabii ki sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin tepkisi olacak. Bu konuda www.kentvedemiryolu.com sitesini takip etmekte fayda var. Yasa tasarısı ve diğer detaylar için şu yazıya bakmalı: http://kentvedemiryolu.com/icerik.php?id=986



Ayrıca Ulaşım-iş'in açıklamasındaki şu husus gözden kaçmamalı:

"Bu özelleştirme sadece tren işletmesiyle ilgili değildir. Demiryolu için gereken ve yerli olarak imal edilen çeken ve çekilen araçların üretilmesi, yol inşaatı için gereken, ray, travers, makas ve bağlantı elamanları üretimi de durdurulacak ve dışa bağımlı hale gelinecektir. Diğer yandan yapısı gereği demiryollarında hava, kara veya deniz taşımacılığında olduğu gibi kendi içinde bir rekabet ortamı sağlanması da mümkün değildir. Çünkü iki ray üzerinde giden trenlerin hat kullanma zamanları, güzergahları, tren buluşmaları konularında mevcut alt yapının yetersizliği nedeniyle de bir çok kısıtlılık bulunmaktadır. Dolayısıyla devlet tekelini ortadan kaldıralım derken özel sektör tekelleri ortaya çıkarılacaktır."

14 Mart 2013

Urfaspor Sıkıntısı

Grupların bölgelere göre ayrılmasıyla Ş.Urfaspor'la sık sık karşılaştık son dönemlerde. Çokça canımızı yakan, önümüze taş koyan takımlardan... Hiçbir iddiası yokken bizim maçlara özel olarak bilenmek konusunda uzmanlar! Bizi yenmek, bölge takımları için bir mertebe!

Hele ki 2007'deki yükselme grubundaki 2-2'lik maçların ikincisi unutulmaz. O sezon, grup maçlarında ilk ikiye girip sarı-yeşillilerle birlikte yükselme grubuna çıkmıştık. Grup maçlarının ikincisinde, deplasmandaki maçta, 4 kırmızı kart görüp 1-0 yenilmiştik. Gol, 2 kırmızıdan sonra gelmişti...

Bize hınçları bitmedi; Urfa'daki maçta, ligin bitimine 3 hafta kala, biz ikinci sırada ve onlar altlarda iddiasızken yine olayların damga vurduğu maçta, berbat hakem kararları ile 2-2 berabere kaldık. O maçın -güya- "sorunsuz" geçeceği konusunda yöneticilerimiz camiamızı ikna etmişti! Maçtan sonra Urfaspor yönetimi, teknik direktör Mustafa Çapanoğlu'nun görevine son verdi ve birçok futbolcuyu kadro dışı bıraktı. Kaybettiğimiz iki puanla üçüncülüğe düştük ve sonraki haftalar Bolu ve Sarıyer'i yensek de ilk ikiye giremeyip play-offlara kaldık.

Çapanoğlu'nun bizimle derdi o vakit bitmedi; ertesi sene de Karabükspor'la başımıza bela olmaya devam etti.

Urfaspor'la toplamda 15 kez karşılaştık; 7 galibiyetimiz var; 5 beraberlik ve 3 mağlubiyet...
(http://www.mackolik.com/Comparison/AllMatches.aspx?id=1001802)


Gençlerbirliği 90 Yaşında

Tevellütü 14 Mart 1923'e dayanan Gençlerbirliği, 90. yaşını kutluyor. Ankara'nın memur, bürokrat, okumuş, bu nedenle biraz da elit yüzünü sembolize eden kırmızı-siyahlı takımın sakin tribünleri, futbol keşmekeşine pek karışmayan duruşuyla ayrı bir yere sahip. Her ne kadar İlhan Cavcav sultasını kıramamış da olsa, yönetimden bağımsız, otonom bir taraftarlık halini geliştirebilmeleri açısından büyük iş başardılar. Alkaralar ve onunla ilişkili/mesafeli Karakızıl ekibi, farklı bir tribün kültürünün temsilcileri.

Ankara'da yaşayan öğrencilik günlerini geçiren herkes bir şekilde Gençlerbirliği maçına gitmiştir. Bilet bulması kolaydır, stada girmesi de öyle. Benim iki sene Gençlerbirliği kombinem oldu.  Pek çok Gençlerbirlikli arkadaş edindim. 2007-08 sezonunda Türkiye Kupası'nda karşılaştığımızda bizlerle muhabbetleri ayrıca önemliydi. Ankara'da ilk maçı Sakarya Cad.'de beraber seyretmiştik. Ankara'daki ikinci maçta da neredeyse onlardan kalabalıktık tribünde. Ama onların kalabalık olma, gürültü çıkarma gibi bir dertleri olmadı hiç. Düzenli deplasman yapan bir ekibin olduğunun da altını çizmek gerekli. Avrupa maçlarında bile deplasman tribününde pankartları oldu her zaman! Her zaman iyi takımları oldu, iyi yabancı transferleri yaptılar. Gerçekten de "Gençler"e özel bir önem verdiler.

Ankara'daki ilk halı saha maçlarımızın birini Gençlerbirliklilerle, onların tesisinde çim sahada yaptığımızı da hatırlatalım.

Ayrıca Mustafa ile birlikte 2004 senesinde Türkiye Kupası finali için Gençler taraftarı ile birlikte Olimpiyat Stadı'na da gitmiştik. Ben bir yıl öncesinde yine Trabzonspor'la oynanan, bu sefer Antalya'daki kupa finalinde onlarla birlikte yola çıkıp tribündeki yerimi almıştım.

Gençlerbirliği'nin Cavcav antipatisine karşı tribüncüler arasında sevilmesinin önemli bir nedeni tabii ki Tanıl Bora etkisi. (Bora, 'Takımdan Ayrı Düz Koşu' kitabındaki 'Nasıl Gençlerli Oldum' yazısında hikayenin başlangıcını anlatıyor) Tanıl Bora ve Ankaralı entelijansiyanın Gençler'e gösterdiği sempati ve destek, neredeyse kulübün tarihini yeniden yazma noktasına erişmiş durumda. Belki onlar da olmasa daha küçük bir azınlığa dönüşecek camia, "dışarıya" açılmayı bu akademik  grubun sayesinde başardı diyebiliriz.

İnterneti çok iyi kullanan Gençlerbirliklerin, uzun süredir faaliyet gösteren www.gencler.org, www.alkaralar.org (bir süredir kapalı) sgibi taraftar sitelerinin yanında 90. yıl kutlamalarını gayet profesyonel çekimlerle yansıtan www.genclerbirligi.org.tr adresli resmi siteleri de var.

Buradan , Livorno maçı için Adana'ya da gelen Mehmet Ali Çetinkaya, bizi birkaç kez radyo programlarında konuk eden Barış Karacasu'ya ve tabii ki Adana Futbolu kitabı için bizi yüreklendiren Tanıl Bora hocamıza özel selamlarımla birlikte tüm Gençlerbirliklilerin 90. yaşlarını kutlarım.

* Eurosport sitesindeki özel yazılara ayrıca bakılmasını öneririm:

 http://tr.eurosport.com/futbol/super-lig/2012-2013/genclerbirligi-90-yasinda_sto3665481/story.shtml

http://tr.eurosport.com/futbol/super-lig/2012-2013/super-lig-cim-sahalardan-sokaklara-genclerbirligi_sto3665558/story.shtml




13 Mart 2013

Taraftar Desteği

Bugün yöneticilerin açıklaması destek isteğine vurgu yapıyordu: http://www.adanahabergazetesi.com.tr/adsli-yoneticiler-sadece-destek-istedi.html

Bizi desteklemeyin, kötü yaptık kusura bakmayın istediğiniz tepkiyi verebilirsiniz diyen bir yönetim/yönetici görmedim bugüne kadar. Siz destekleyin yeter!

Bu haftaki Urfaspor maçında iki yol var; tribün yi günde kötü günde yanınızdayız diyip yine desteğini verir. kötü bir sonuç karşısında belki sessiz kalır ya da -daha önce olmuştu- bireysel tepkillere homurtulara sessiz kalır, yapılmasına izin verir.

Ya da yine "yönetim istifa" sloganı hatırlanır.

İşler iyi giderken, onu kötüye çeviren tribünmüş gibi göstermek bizde bir adet olduğu için; tribün susması gereken yerde susmayı bildi. Artık etkisizleşmiş bir sloganın peşinden koşmak yerine, kısa da olsa, başarının keyfini çıkarmak istedi. Tribünün her türlü desteği varken, susması gereken yerde susmuşken, şimdi işler yine kötü gitmeye başladı. Cumartesi gündüz, pazartesi gece, canlı yayın var demeden, hiç sektirilmeden destek verildi; cümle alem taraftar gördü! Sonuç, yine sezon sonu nasıl gelecek diye düşünen biziz!

Yöneticiler destek isterken, azıcık da hesap verselerdi keşke; "şunları şunları yanlış yaptık-taraftarımıza mahcubuz" diyebilselerdi keşke...

#demirsporavrupadaoynasa

Twitter'da #demirsporavrupadaoynasa hashtag'i ilgi görüyor. Makara yapmak açısından iyi bir fırsat. Ben eğlence tarafına girmedim; "Antirazzisti'de tanıştığımız Anti-Faşist gruplarla temas kurardık yeniden" diye yazdım. Gerçekten de Avrupa tribünlerinde tribün gurubu olarak hakim olan Anti-Fa gruplar var ve sosyal meselelerde Türkiye tribünleri kadar çekimser değiller. Livorno ile yaptığımız maç da bu gruplar arasında önemli ölçüde yankı bulmuştu.

Tayfa'dan serdanka'nın yaptığı besteyi de bu vesileyle hatırlayalım:

"hayallere dalmış, gitmişiz uzaklara,
Manchester'a ya da Milano'ya
Bir kupa finali, rakip Barcelona...
Götür bizi Şimşek bu rüyaya!"

Chavez



Uğur Ali Yıldırım diyor ki; 

"Hugo Chavez kim midir?İsrail'i Amerika'nın tetikçisi olarak tanımlayan. 2008'de İsrail'in Gazze'ye saldırması sonucu bu ülke ike ilişkileri kesen , İsrail büyükelçisini sınır dışı eden yürekli insandır! Yani biz, müslüman ülkelerin yapamadığını yapandır. Fazla söze gerek yok!"

Bence de Chavez, Batı'nın aklı dışında başka tür bir hayatı, yeni bir toplumcu modeli deneyen bir umuttu. Halkı onu gerektiği gibi uğurladı. Toprağı bol olsun...

12 Mart 2013

Durumdan Memnun Muyuz?!

Aldığı başarısız sonuçlara rağmen tatil hediye edilen futbolcularımıza, herhangi bir para cezası ya da kadro dışı uygulaması da yapılmadı.

Liderle 4 puan farka girdiğimiz devrenin ardından, ikinci yarı farkı 13 puana çıkardık. Henüz yönetim, teknik ekip veya oyunculardan kötü gidişin nedenlerine dair bir özür, açıklama ya da bu gidişi durdurmaya dair bir adım göremedik.

Demek ki yönetim ve teknik ekip durumdan memnun!

Ama taraftar memnun değil... Tamam, şampiyonluk beklentimiz olmayabilirdi -zaten iyi günlere pek alışık değiliz!- ancak gelinen bu noktada paldır küldür geriye gidişin sorumlularından açıklama bekliyoruz.

Yeniden sezon başındaki hedefe, küme düşmemeye oynadığımıza göre ileriki haftalarda bizlerin neler beklediğini kestirmek güç değil. Yine aynı tartışmalar, yönetim spekülasyonları, son haftalara doğru olası bir teknik direktör istifası.

Geçen sene de bu dalgalanmaları yaşamıştık, iyiyi ve kötüyü aynı sezon içinde görmüştük. Ama sonu güzel olmuştu.

Bu kez bahar pek güzel yaklaşmıyor!

2.900 - 500.000

2007 yılından bu zamana kavgayla dövüşle Demirspor'a bir şeyler katmaya çalışıyoruz. Sonuç almanın, değiştirmenin bu kadar yıpratıcı olduğu camianın çok ama çok az olacağını düşünüyorum. Demirspor'a bir şeyler vermeye çalışırken, kendimizden yitiriyoruz. Hayallerimiz var çünkü. O hayallerin peşinden koşarken 2.900 yazıya, 500.000 sayfa görüntülemesine ulaşmışız. Hayallerimiz de bu kadarcık olsun gerçekleşti mi? Her şey kötü diyemem, her şey ilk günkü gibi de diyemem ama maalesef iyi şeyler çoğunlukta demem de mümkün değil.

11 Mart 2013

Konuk Yazar: Uğur Ali Yıldırım

Konuk yazarımız -forzache- Uğur Ali Yıldırım'ın Manisaspor maçına ve alınan kötü sonuçlara dair değerlendirmesi. Yazarımız, Lawalsızlığın asıl sorun olmadığını söylüyor.

"Artık maçları izlerken azap çekmeye başladım İlk 5 haftadaki 2 puan bu kadar canımı sıkmıyordu. Futbolcular adeta ümit vermişti bana. Bu karamsar cümlelerden sonra sebeplerini sıralmaya çalışacağım.

Azap çekiyorum ancak bu yenildiğimiz için değil savaşmadığımız için. Öncelikle savaşmak derken sadece yüreğini ortaya koy ölene kadar oyna gibi şeylerden bahsetmiyorum. O işin mental tarafı ve ordada bir noksan var ama anlatmak istediğim taktik anlamda savaşmak. 

Bana göre bu maçta erken gol yememizle ilk yarının sonlarında gol yememiz bir fark teşkil etmeyecekti. Çünkü Manisa bize karşı kazanmak üzere sahaya çıktı ligdeki konumundan dolayı. Manisaspor golden sonra kapansa yani biz kapanmaya zorlasak geri yaslansa derdim ki erken gol yememiz iyi olmadı diye. Golden önce de sonra da bir baskı kurmadığımız için bu önemli bir faktör olmadı.

İlk yarıdaki Adanaspor maçı ile başlayan ve yarı boyunca devam eden hızlı ve kalabalık kanat bindirmeleri rafa kalkmış herhalde. Maç içindeki oyununa hiç ısınamadığım Özgür Öçal ağırlığına ağırlık katmış görünüyor. Topu alıp dürtüp pas atana kadar defans yerine yerleşiyor. Nurullah hareketli ama faydasız, Erman ise ilk yarıda nokta pasları atan oyun sıkıştığında ya da baskı yediğimizde top ayağına gelince nefes aldığımız Erman değil.
Herneyse bireysel eleştirmek kolay. İlk yarı futbolcular aynı idi demek takımda toplu halde bir sıkıntı var ama göze çarpan en büyük iki sorun

1) ilk yarıda çok iyi işleyen pas trafiğinde aksama.
2) mental olarak bir eksiklik

Sorunların sebeplerini biz taraftarlar olarak tartışıyor ve ortaya koyuyoruz. Doğru tespitler yaptığımızı da düşünüyorum. Ancak sorunlar belli iken çözüm tüm çıkmazların içinde Mustafa Hoca ve ekibine bağlı.
Saygı duymakla beraber şu ana kadar başarıyı Lawal ile yakaladık vs. diye görüş belirten arkadaşlarıma pek katılmıyorum. Lawal çok iyi bir orta saha oyuncusu ama Roger onun yaptığı işi çok rahat yapabilir yeter ki çark işlesin. Defans oyuncularımıza gelince onlara sihirli bir değneğin dokunmasını bekleyeceğiz gibi duruyor.

Her ne kadar karamsar bir tablo olsa da daha az defans hatası ve topu oyuna iyi sokan Roger ve Erman ile daha iyi maçlar çıkarabileceğimizi düşünüyorum.

Şu an her türlü olumsuzluğa rağmen çözüm Mustafa Hoca'da..."

A2: Karabükspor: 2 - Adana Demirspor: 2

A2'de deplasmandan 1 puanla dönüyoruz. Yunus Ünsal, 2-0'a gelen maçı attığı gollerle çevirmeyi bildi ve 13. golüne ulaştı. (Kaynak: http://soylu-kavgam.blogspot.com/2013/03/a2-maci-karabukspor-2-2-adana-demirspor.html?spref=tw )

Tebrikler arkadaşlar!

10 Mart 2013

Tek Adam Arayışı-Yeniden!

Demirspor taraftarı -en azından bir kısmı-, takım kötü giderken yeniden tek adama arayışına girdi! "Bize sahip çık başganım"lar, "sizin Demirsporluluğunuz tartışılmaz"lar, "taraftar sizi istiyor"lar gırla gidiyor. Cevaplar da hazır elbet; "ben kendim için birşey istemiyorum! Herşey Demirspor için"

Aytaç Durak'tan beridir bu böyle, onun tedrisatından geçen herkes bu yoldan gidiyor; taraftarın omuzlarında. Atılganlar, Tunceller, Gökoğlular, ikinci ve üçüncü Gökoğlular...

Tribün iki yıla bir oynanan bu oyunları desteklememeli; kendi kolektif aklına sahip çıkmalı. Eğer bir miktar kaldıysa...

Deplasmanda Kadın Kovalamak!

Bursaspor taraftarı mutat faşizan eğilimlerine devam ediyor; Diyarbakırsporlulara yaptıklarını hala hatırlıyoruz;  şimdi de İstanbul deplasmanında kadın eylemcileri bıçakla yaraladılar: http://tr.eurosport.com/futbol/super-lig/2012-2013/super-lig-bursaspor-taraftari-kadikoy-de-olay-cikardi_sto3659787/story.shtml

Türk futbolunun kadın düşmanı, cinsiyetçi tavrının hal-i pür melali Bursasporlular'ın deplasmanda kadın kovalamakla yerlerini sağlamlaştırdıkları bir hafta sonunu daha geride bıraktık!

9 Mart 2013

5 Haftada 12 gol!

5 Haftada 12 gol (3 maçta 3'er gol!), 8 haftada 15 gol yiyen defansımız evlere şenlik!

Aslında burada savunmacılardan çok orta sahamızın kırılgan olmasını hatırlamamız lazım. Orta saha savunması yapamıyoruz.

Erman'la ilgili yeni bir söz etmiyorum. Taha çok savruk; öyle olduğunu biliyorduk ama belki toparlanır diye umut ettik, olmadı. Roger, eyvallah iyi kötü top yapıyor ama hala bir uyumsuzluk var. Hüseyin'in yaptığı işi yapamıyor.

Savunma yapamayan ortasaha, hücuma da top atamıyor. Juninho hareketli ama o da disiplin sorunu yaşıyor. Luis, bekleneni veremedi; potansiyel var ama top gelmiyor, o da yoktan yaratamıyor birşeyler. Erçağ desen, o da dağılmış durumda, kafası başka yerlerde gibi. Özgür'ün ne zaman ne yapacağı bellisiz; sonuç getiren ortası yok gibi. Manisa maçında onun kanadı darmaduman oldu. Keremcan'ın yokluğunda sol tarafa Nurullah geldi, hiçbir şey yapamadı, orası da çöktü.

Peki bu kadar hata yapma şansını neden A2 oyuncularımıza vermiyoruz? Eğer yenileceksek en azından gelecek senenin kadrosunu kurarak yenilelim.

Muhittin, başkalarında değil, bizde yetişsin örneğin!

Manisaspor: 3 - Adana Demirspor: 0

Birisi "bizim için lig bitti" diye açıklama yaptı da biz mi kaçırdık?

İki haftadır takımın freni çekilmiş, takımın gazı kaçmış diye yazdım ama bugün gördük ki takımda birşey kalmamış. Herkes dağılmış bir yana... Mustafa Uğur da bu dağılmayı engelleyemiyor.

Takımın acilen para cezası veya kadro dışılarla disiplin yönünden derlenip toparlanması lazım!


Maç Günleri

Maç günlerinin keyfi ayrı oluyor. Başka şeylerle uğraşsan da içten içe maç saatini bekliyorsun. İddialı olmak önemli değil. nice kötü statlar, ilçe takımları gördük, sıradan maçlar geçirdik. Gazetelerin toplu sonuçlar listesinden bir türlü çıkamamıştık. Yıldız tablolarımız olmadı. O maçların görüntülerini, fotoğraflarını hiç görmemiş olabiliriz. Sadece kafamızda yaşadık o anları; yine de önemliydi her biri. Maç sonrası üzüntüyle ya da sevinçle sokağa çıkıp yürümeler! Şimdi iyi kötü tv'de yerimizi almışken, bizi sadece biz değil başkaları da izleyebiliyorken, bu keyfin tadını daha geniş kitlelerle hissediyorken heyecanın tadı biraz daha artıyor.

Hele ki kötü giderken, biraz derin nefes alma özlemi yok mu...

8 Mart 2013

Emekçi Kadınlar Günü

Kadına karşı şiddetin sıradanlaştığı, kadına annelikten başka bir rolün uygun görülmediği, "3 de yetmez 5 tane" kuluçkaya yatırıldığı bir ülkede Kadınlar Günü'nü kutlamak... Zor. Bir de buna, işin aslı olan, günün çıkış noktası "emekçi kadınlar" boyutunu da katabilmek... Memlekette emekçinin, tek rolü işverenin istekleri doğrultusunda davranmak iken.

Emekçi Kadınlar Günü, ABD'de tekstil fabrikasındaki kadınların öldürülmesinin ardından gelişen ve kadının sadece cinsiyetiyle değil toplumsal yaşam içindeki rolüyle hatırlanmasını sağlayan bir gün.

Dolayısıyla bugünün, anneliğin kutsallığıyla, çiçek, hediye, indirimli kampanyalarla bir ilgisi yok. Kadının eve hapsedilmekten çıkıp sokakta ve bazen de tek başına var olmasıyla ilgisi var.

Şu manifestoya da göz atmakta fayda var: http://bianet.org/bianet/kadin/144933-8-mart-manifestosu

Dünya Emekçi Kadınlar günü kutlu olsun!


7 Mart 2013

Manisa Deplasmanı Meselesi


Bugünün bizim açımızdan gündemi Manisa deplasmanına gitmek isteyen arkadaşların Murat Dilme'den destek alarak bu işi kotarmak istemesiydi. Facebook sayfasında örgütlenen arkadaşlar, sayının yeteri kadar olmaması nedeniyle maliyetlerin yükselmesi yüzünden birçok öğrenci arkadaşın talebini geri çevirmemek adına M. Dilme'den destek istemişler. Öğrenci arkadaşların ve organizasyonu yapanların iyiniyetine inansam da M. Dilme'nin "taraftarın koruyucusu, hamisi" olması imajını kabul edemezdik. Kaldı ki bugüne kadar Ankara Tayfası, rahmetli Bekir Çınar da dahil olmak üzere kimsenin maddi yardımını, destek önerisini kabul etmemişti.

Bugün ben (@yavzy), Mustafa (@ucarmustafaucar) ve Onur Biçer (@MOnurBicer) Dilme'nin bu reklam kokan hareketini twitterda eleştirdi(k). Bunun nedeni şuydu;

Ankara Tayfası deplasmanlara kalabalık gittiği için, maçlarda en çok bağıran olduğu için Tayfa olmadı; dışarıda Ankara Tayfası denince akla deplasmanlara en kalabalık gelen grup diye birşey akla gelmez. Bu konuda rahat olun. Herhangi bir maça gitme/mutlaka orada olma zorunluluğumuz yok. Deplasmanlarda grup yokken onların yerine geçme, onları ikame etme sorumluluğumuz da yok.

Öğrenci arkadaşlar için böyle bir yola gidildiğinin farkındayım, ama 2007'den beri yavaş yavaş oluşturduğumuz bir imajın sıradan bir maç için kolaylıkla aşılmasına gönlümüz razı olmadı. "Bu organizasyonu iptal edin, kimse o otobüse binmesin" gibi müdahaleler yapmadık dikkat ederseniz; bizim derdimiz daha çok M. Dilme'nin bu işten çıkaracağı paydı.

Yıllardır deplasman organizasyonları yaşarken benzer sıkıntıları biz de yaşadık; bu tip şeyler normal. Tayfa olmak bugünlerde belli oluyor. İyi kötü oturup kalkmışlığımız, muhabbet etmişliğimiz var, birbirimizi tanıyoruz. Her konuda uzlaşmak zorunda değiliz ama asgari müşterekleri kaçırmayalım.

Destekten Kösteğe...

Başkan Önder Serin'e koşulsuz destek verenlerin, şimdi birden felaket çanlarını çalması hiç inandırıcı değil.

Kulübün düzenlediği balo/yemek, benim için yok hükmünde olduğu için bu konuda birşey yazmamıştım. Sanırım diğer arkadaşlarım da öyle hissetmiş olacak ki bahsi bile geçmedi. Ali Utku'nun cenazesinin ardından böyle bir kutlama yapılması tabii ki kabul edilemez; ama zaten orada amaç Demirspor camiasına ulaşmak değildi, Valisi Belediye Başkanı, Demirspor'la ilgisiz kim varsa onları mutlu etmekti.

Aynı şekilde son iki haftadır 5 Ocak'ta asılan berbat pankartların amacı da bu. Bakan'a Vali'ye yaranarak değil, Demirspor için proje üreterek bu taraftarın kalbine ulaşabilirsiniz. Yoksa bugünlerde olduğu gibi, sizin yeriniz köprü/dayı ikilemini geçemez.

Desteğin kösteğe dönmesi ve Demirspor'da kaos ortamı yaratarak bir al gülüm-ver gülüm yapılması planlarına dair www.mavilacivert.com 'un açılışı sayfası gayet olumlu; doğru noktaya değiniyor. Bu planları Demirspor taraftarı yaşadı, biliyor. Ahmet'in yerine Mehmet'in gelmesi, bu kulüpteki işleyişi değiştirmeyecek.

Adana medyası, ilkeli davranmak yerine kişilere bağlı davranmaya devam ettikçe, gözümüzdeki değerini kaybetmeye devam ediyor.

5 Mart 2013

Hedef Açıkça Ortaya Konmalı

Takımdaki kötü gidişin nedeninin bana göre kaynağını daha önce yazmıştım: Takımın devre arası kampında üstüne hiç birşey koymayarak, işleri idare etmesi. Boluspor maçından itibaren, "zaten küme düşmeyecek puanı topladık, başarılıyız" havasının camiada yayılması. Ne Başkan'ın ne de teknik ekibin ilk iki ya da play-off'a dair inandırıcı açıklamalarının ve hedeflerinin olması.

Buraya kadar futbolcuların kendi iradeleri, istekleri ve inançları ile geldik. Ama onlarda da artık "bizden bu kadar" havası seziliyor. Balık baştan kokar. Yönetim işareti verirse, futbolcular da bunu kendince yorumlar.

Lawal'ın, Gökhan Kaba'nın, İrfan'ın, Emre Balcı'nın yerleri doldurulamadı. A2'nin golcüsü Muhittin'in Maraş'a gönderildi. Dar kadro, "idare ederiz" durumunun bir yansımasıydı.

Erman'a dair eleştirilerimi ikinci yarının başından beri dile getiriyorum; bu haftalık bir durum değil. Kendisine birkaç kez twit atarak da bunu ilettim. Belki görmüştür. Kaptan, devre arasından hazır dönmedi. İlk yarıda hepimizi şaşırtan performansı orada bıraktı. Evet, belki Mustafa Hoca'nın hatalı oyun planından belki ona yardımcı olacak kimsenin olmamasından... Bu tip tespitler doğru. Ama Erman'ın ilk yarı performansının normal değil, ekstra olduğu ortadaydı. Şimdi kendi normallerine döndü.

Başarılı futbolcunun, paralarının ödenmesi, daha iyisi için teşvik edilmesi doğru olandır. İvme kötüye dönünce, hataların söylenmesi de öyle... Şimdi bu noktadan sonra yönetim gitsin-hoca gitsin-kaptan gitsin demenin bir alemi yok. Yönetim-teknik ekip ve futbolcuların bir araya gelip, hedefimizi küme düşmemek mi yoksa play-off mu sorusunun cevabını net biçimde dermeleri gerekli. (Henüz matematiksel olarak küme düşmemeyi garantilemedik!)

Bunu kamuoyuna duyurmanın yolu da Manisa'dan alınacak sonuç!


4 Mart 2013

A2: Adana Demirspor: 2 - Galatasaray: 1

Kendi kategorisinde Türkiye'nin zirvesindeki A2'lerimiz, Galatasaray'ı yenerek geçen haftaki mağlubiyeti affettirdiler. Gollerimiz, golcülerimizden; Yunus Ünsal ve Yusuf Kemal Atalay. Gelecek hafta rakip Karabükspor. (Kaynak: @adsaltyapı twitter hasabı)

A takımımızın kulübesi yetersiz, kadromuz dar ve yedek oyuncuların oyuna katkı sunma oranı düşüktü değil mi? Hmmm...

Müslüm Gürses Anma Töreninden #2

Tayfa'dan Mustafa Uçar, İstanbul'da Müslüm Gürses için yapılan törendeydi. Aşağıda tören sırasından çekilen fotoğraflar var. Dışarıda da Kemal Uçar ile birlikte, daha önce Müslüm Gürses'in şarkısından ilhamla  "Yıkıl Yıkıla" pankartımızı açtılar. Bu bir saygı duruşudur!





Müslüm Gürses Anma Töreninden







Konuk Yazar: Uğur Ali Yıldırım

Konuk yazarlarımızdan-forzache- Uğur Ali Yıldırım'ın KSK maçına dair görüşleri:

"0-4-2!

Yine haftalardır deplasmanda kazanamayan bir takıma puanlar hediye ettik. Bu maçta başka bir ilki yaşattı Demirsporlu futbolcular bize. 0-4-2

Evet, 0-4-2! Savunmacılarımız üç haftadır mevkilerinden bihaber oynamaktalar. Özgür'ün defansa katkısından vazgeçtim ileride de birinci hareketinden sonra ikinci olumlu hareketini görmedim. Ufukhan ve Burak uzun süredir sahada değil zaten. Keremcan'ı biraz ayrı tutabiliriz ama o da defans olarak yetersiz. Sinan neden ısrarla oynatılmaya çalışılıyor anlamış değilim. Luiz Eduardo 10 kat daha yetenekli ve yararlı işte. Neyin ısrarı bu? Oyunu ile Lawal'ı anımsatan ve bir o kadar yararlı olan Guy Roger neden oyundan çıkarılıyor ikinc yarı? Samed Kartal (ceza sahasının dışından yaptığı çok kötü vuruş, özgüven açısından ne kadar düştüğünü gösterdi) neden oyuna sokuluyor, sokulduysa neden çıkarılıyor. Takım önde ya da yenik değil ki mevkilerde değişiklik yapılıyor. Burada en büyük sorumluluk Mustafa hocaya ait. Neden hoca, işleyen bir sistemi maç içinde değiştirmeye çalışırsın?

Yönetimdekiler Gökhan Kaba'yı gönderdiğinize memnun musunuz? Urfa'daki asist ve golleri bir yana, Adanaspor ve Karşıyaka maçında birer gol fazlamız olacağını rahatlıkla herkes söyleyebilirdi takımda kalması halinde. Peki diyelim yönetim gönderdi ya da bir problemden dolayı gitti. Mustafa Hoca 'yahu bu futbolcu takımın iki gol silahından biri, durun bir!' diyemedi mi?

Netice itibariyle zor gol atıp kolay gol yiyoruz. Bireysel hatalardan artık çok sıkıldım. Olmaz değil olur ama bu kadar haftadır bu kadar çok hata olunca insan bıkıyor. Belki sert bir eleştiri oldu ama doğruları söylediğimi düşünüyorum. Maç içinde bir ara iyi gidiyoruz ama bir anlık tökezleme de geri dönülemeyecek adımlar atıyoruz. Bu bir aydır böyle gidiyor. Silkelenmek lazım. En başta Mustafa Hoca ve futbolcularımız."

3 Mart 2013

Takımın Gazı Kaçmış

Bu haftaki kendi sahamızda 2-0'lık Karşıyaka mağlubiyeti, takımda işlerin yolunda gitmediğinin kanıtı. İç sahada 5. mağlubiyetimizi aldık. İkinci yarıdaki bütün maçlarda gol yedik.

Takım ikinci yarının başından beri, garip bir rahatlıkla sahada dolaşıyor, yer yer tempo yapıp çoğunlukla rölantide oynuyor.

Bence bunun nedeni, "bizden küme düşmememiz bekleniyordu, ama biz şampiyonluk potasına girdik, bu iş bu kadar" havasıyla gelen rahatlama... Camia'da bir amaçsızlık var. Futbolcular da bundan etkileniyor. Tamam şampiyonluk beklemiyoruz ama bu noktaya gelindiyse artık play-off hedefi net bir şekilde dile getirilmeli.

Başkan devre sonunda yeterli puanı topladık dediyse, teknik direktör ortalama 2 puandan bahsettiyse, futbolcular da gazı kaçmış kola gibi tat vermemeye başlar.


"Tamam"

Baba "tamam" dedi. Söz bitti...

Artık dünden yarımız, dünden eksik...



2 Mart 2013

Yakınlaşan - Uzaklaşan

Bu sene takım ve taraftar birbirine uzun yıllardan sonra ilk kez bu kadar yaklaştı. Biz bile futbolcuya karşı olan mesafemizi aradan kaldırmak hissine kapıldık. Nasıl kapılmayalım? Yönetim kötüleştikçe onlar daha çok sarıldılar işlerine. Bu alışık olmadığımız bir durumdu. Hem onlar emeklerinin karşılığını alsınlar hem de işler böyle yolunda gitsin. Bizlere yıllar sonra futbol konuşma şansı verdiler. Öyle ki, mevcut yönetimin kimi icraatları ve demeçleri kafamızın tasını attıracak türden olsa da, şu dönemin tadını çıkarma eğilimi daha ağır basıyor bende.

Galibiyetler, sportif başarı, hatta şampiyonluk ihtimali bizleri heyecanlandırıyor. Heyecanlıyız ama geleceğin olası başarılı günleri için bugünden yapılan bir şey yok. Aslında tuğla tuğla örülmesi gereken bir şey başarı. Eğer böyle bir temel kurulursa başarıdan daha önemli bir şeye sahip olabiliriz: Sürdürülebilir başarıya.

Diğer taraftan, dün, kan ağladığımız günlerden birisiydi aslında. 6 yaşında, dev bir Demirsporlu’yu toprağa verdik. Uzun zamandır böyle harap olmamıştım. Allah annesine babasına sabır versin. Kendisi zaten günahsız, tertemiz bir melek oldu, göklerdeki yerini aldı. Vali Coş, adının bir ana okuluna verileceğini, böylece isminin ölümsüz olacağını söyledi. Umarım o okula giden çocuklar da mavi lacivertli renklere gönül verirler…

Biz de taraftar diliyle, dilimiz döndüğünce, elimizden geldiğince, son bir görev olarak Utku’nun ismini ölümsüzleştirmeye çalışacağız. Utku’nun şahsında, tüm kayıplarımıza, tribünden bir selam göndermek gayesiyle…

Aramızdan ayrılıp uzaklara gitse de bir yanıyla bizde yaşayacak olanlara eklendi O da...

1 Mart 2013

Müslüm Gürses

Türkiye’de büyük bir hayran kitlesi var. Demirsporlular için çok ayrı birisi. Şarkılarının sözleri pankart yapılıyor, deplasman otobüslerinde şarkıları söyleniyor, besteler yapılıyor adına.

Alt liglerde mücadele eden bir takımın taraftarına göz alıcı ve parıltılı görünen, adı süper olan bir futbol dünyasına dışarıdan bakan bir neslin hislerine tercüman oluyor. İsyan eden, kimi zaman isyanını eyleme döken, kimi zaman dışarıya yansıtmayıp içinde yaşayanların sesi oluyor. İster “eski” ister “yeni” haliyle sevenlerinin karşısına çıksın, her halükarda kabul görüyor. Müslüm Gürses son yıllarda tarzını değiştirse de kimse ona küsmüyor, küsemiyor. O bizim karşımızda sadece kendine ait bir hayatı yaşıyor ve biz biliyoruz ki hayatta her şey olur. Bunu ondan öğrendik. Cinayetler, kazalar, acılar çekilir. En sonunda aşk bulunur, acılar ikiye bölünür, bölünür bölünmez tuzla buz olur, kaybolur.

İnsanın sesi, fiziktir, maddedir. Acısı manadır, ruhtur. İnsan ikisinin birleşimiyse, Müslüm Gürses acının cisimleşmiş halidir diyebilirim. Seslendirdiği şarkıları yaşayan bir ses, bir yorum… Kendi derdiyle uğraşan birisine verdiği omuz, “ben de kötüyüm be evlat” dercesine samimi… Arabeskin bu toprakların mayasına çok önceden katıldığını ispatlar gibi, nice okumuşlar, yazmışlar, mürekkep yalamışlar hakkını teslim etti babaya. Hoş, kimseden böyle bir isteği olduğunu sanmıyorum da, gerçek bir efsane olmanın yolu toplumun her kesiminden saygı ve sevgi görmektir. Müslüm Gürses yaşarken efsane olan nadir değerlerden.

Adana Demirsporlular için yeri başka demiştik. Doğuştan Adanalı değildir. Üç yaşındayken O, Adana’ya göçmüştür ailesi. Bugün Adana’da birisini çevirin, babasının nereli olduğunu sorun, bir de kendisinin nereli olduğunu. Birinci sorunun onlarca cevabı varsa, ikincinin cevabı tektir. Bu şehri tribünden seven çocukların çok büyük çoğunluğunun cevapları gibi. Onlar da mavi laciverti üstlerine geçirmiş, Allah’ına kadar Adanalı çocuklardır. Bu çocuklar vasıtasıyla Müslüm babanın etkisi her daim kuşatır tribünü, stadı. Eli her daim üstümüzdedir…

Öldü diye yazmadım bunları, ölecek diye de. Bana ölüm yazısı yazdıramayacaksın kader. Her yazdığımda yaşatmaya yazacağım Müslüm Gürses’i…

Sevdiğimden yazdım, “yıkıla yıkıla” yürüdüğümüz yolların aşkına yazdım…

Mavi Sancaklı Çocuk

Takipçilerimizden Uğur Ali Yıldırım'dan, Ali Utku'ya...

Mavi Sancaklı Çocuk

"Günlerden neydi bilmedim.
Hangi maçtı anlamadım
hatta senle hiç tanışmadım.
Baştan ayağa maviye bulanmış üstü,
Mavi sancağa doğru gözü kaldı bu tarafta.

Merak etme mavi çocuk
Geliriz biz de o tarafa
Aynı renk kıyafetler
Lacivert bakışlarla..."

Tanışmadığım ama acısını derinden hissettiğim adaşıma...

Eskimiş Bir Yaprak

Bir nehir akıyor, ben bir yaprağım akıntısında sürüklenen, yönü belirsiz, başı belirsiz, sonu belirsiz, çaresiz, çaresiz ama kesinlikle çaresiz. Kendimce isyan ediyorum, yaprağın kaderine, kendim sararıyor, kendim soluyorum, kendimi feda ediyorum kendimce, bir araya gelip bir bent olsak şu suya diyorum, başkaları düşmese akıntıya, başkaları savrulmasa. Akıntıda çırpınmaktan yorulmuyorum, savrulmaktan yorulmuyorum, yorulmaktan yorulmuyorum. 

Sırt üstü düşmüşüm nehre ne de olsa, başım hala göğe bakar. Kıçım sırılsıklam, çürümekte olsa da başım umutlara bakar, ufuklara bakar. Ben salınır giderim, salınmaktan gocunmam. Baktığımda yemyeşil ağaçlar vardır tepemde. Nehrin her iki yakasında yemyeşil ağaçlarda taptaze yapraklar vardır. O yapraklar yüzünü nehre değil, güneşe dönsün diye ben savrulur giderim. Çürümeye inadımı o taze yapraklardan alırım. Sanki elimdeymiş gibi, inatla umut ederim, hep son yaprak olmayı isterim, çürümüş son yaprak, düşmüş son yaprak. Ben ve benim gibiler; bir son yapraklar ordusu. 

O koca orduyu, nehrin azgın suları yıldıramaz da bir mavi çocuk yıldırıyor işte. Bir taze yaprak suya doğru düşerken, isyan anlamsızlaşıyor, eski yapraklarda çürüme artıyor, kan çekiliyor damardan. Sen güneşe gidecektin gelme buraya mavi çocuk, gelme buraya taze yaprak, hani sen güneşe git diye ben buradaydım, sen ne geliyorsun be mavi çocuk, sen gelme, sen Demirsporlusun, sen benim idealimsin sen gelme. Sen umutsun sen gelme. Sen küçücüksün, sakın aklından bile geçirme. 

Olmaz değil mi? Karşı konulmaz. Direnilmez değil mi? 

"Tesbih* 

Sen giderken gözlerim dopdoluydu 
Ve yağan yağmurla caddeler ıslak 
Yokluğundan bir rüzgar esti hazin 
Teselliler döküldü yaprak yaprak 

Gökyüzünde bir bir söndü yıldızlar 
Bir karanlık geldi gittiğin yerden 
Ümitlerim vardı tesbih misali 
Sen giderken dağılıverdiler birden" 

Bugün beni aramayın, bugün umudu aramayın, bugün mücadeleyi aramayın, tek kelime çıkmaz ağzımdan, tek satır daha yazmaz kalemim güzelliğe, tek bir taze kan pompalamaz kalbim. Bugün üstüme gelmeyin. Ben bugün kötüyüm, ben bugün nehirde çok su aldım, çok çürüdüm. Olmadı son asker ben olmalıydım, olmadı, yine olmadı...

*Ümit Yaşar Oğuzcan