30 Nisan 2013

Umudun ve Mücadelenin Rengi

1 Mayıs, yeniden umudun ve mücadelenin işaretleyicisi olarak geldi. Bu günde alanda olmak, hayatta iyi şeylere dair umut beslemekle eş değer. Belki değiştireceğimiz şeyler sınırlı; söylediklerimizi sadece kendimiz dinliyoruz. Bazen en yakınımızdakini bile ikna edemiyoruz. Ama olsun, yine de vicdanen rahat olmak, derdini söylemiş olmak, sesini yükseltip -bazen boşluğa- bağırsan da içindekini akıtmak güzeldir. 1 mayıs, bir karnaval; karnavallarda söylenemeyen sözler hep daha güçlü söylenir; günlük hayatta olmayan daha rahat ifade edilir.

İlk olarak İtalya'da Mondiali Antirazisti'de astığımız, ardından Livorno maçında 5 Ocak'ı süsleyen pankart!

Tribün ve solculuk ilişkisi de öyle, her gün söyleme  şansı bulamadığımız sözleri ifade etmek için bir araç... Her takım, kendince solcu, halkçı ve kendine göre mücadeleci. Sahadaki oyun teslim olmamak, kendi hikayeni anlatmak ne renkte olursa olsun, güzeldir. Ama demiryolcuların emeği geçmiş bir takımı, eşitler arasında birinci seçmek zor değil. Demirsporumuz, umudun ve mücadelenin taşıyıcısı 1 Mayıs'a en çok yakışandır; Demirspor formalarıyla alanda olmak her zaman başkadır!

Alanları, mavi-lacivert yapalım!

1 Mayıs Duyuru

Yarın Ankara'da düzenlenecek 1 Mayıs'a katılmak üzere saat 09.30'da Sıhhiye Köprüsü'nün Denizciler ayağında (her zaman deplasman aracımızın kalktığı klasik buluşma noktamız) buluşuyoruz.

Oradan yürüyerek gar önüne geçip, demiryolu emekçileriyle bir araya gelerek alana gideceğiz.

Giy formanı, al bayrağını, gel!

29 Nisan 2013

Şampiyonlara Dair

1. lig'te pazar günü şampiyonlar belli oldu. Ne ilginç tesadüftür ki Cumhurbaşkanı'nın şehri Kayseri ile Başbakan'ın şehri Rize ipi beraber göğüslediler. Rize, Erciyes'e -protokol hatası yaparak- öncelik tanımadı!

Bunlar tabii ki tesadüf... Yoksa Türkiye'de böyle şeyleri akla getirecek bir siyasi ve sosyal ilişkiler ağı yok(!). Bunlar bizim gibi şüphecilerin, kötü düşünceli kişilerin kuruntuları...

Şampiyonların bir diğer ortak noktası da uzunca süre boş tribünler önünde oynamaları. Erciyes, şampiyon olacağı maçta bile tribünleri dolduramadı. Şampiyonluğa çok sevinen Rizeliler de ancak ikinci yarının ortalarında tribüne gelmeye başladı. Tribünsüz başarı, Türkiye futbolunda sıkça görülen bir özellik olmaya başlıyor.

Süper Lig'e çıkan Rize ile devreyi aynı puanla (27) bitirdiğimizi hatırlamak gerekli. Onlar devre arası şampiyonluk parolası ile girişimler yaparken biz zaten kısıtlı olan kadroyu dağıttık. 22. haftaya kadar da puan farkları ilk yarıdaki çizgideydi. Sonrasında biz dağıldık onlar koptu.

Şampiyonlara ve ligin genel seyrine dair yazmaya devam edelim...




A2: Adana Demirspor: 1 - Karabükspor: 0

A2'lerimiz kendi sahamızda Karabükspor'u 1-0 yendi. Play-off şansını önümüzdeki haftaya taşıdı. Her koşulda A2'lerimizi seviyoruz ve her türlü engele rağmen verdikleri mücadeleyi destekliyoruz.

Detaylar: http://soylu-kavgam.blogspot.com/2013/04/a2-maci-adana-demirspor-1-0-karabukspor.html?spref=tw

Yardım duyurusu

Şimşekler Grubu'ndan Özkan kardeşimizin Balcalı Hastanesi Yoğun Bakım Servisi'nde yatmakta olduğunu ve kardeşimiz için maddi yardım toplandığını Şimşekler Grubu çeşitli vesileler ile duyurmuştu. Kardeşimize yardımda bulunmak isteyenler Facebook üzerinden veya demirgibiyiz@gmail.com adresine mail atmak sureti ile bilgileri alabilirler. Toplanan para Ramazan Ölçer'in hesabına aktarılacaktır.

Adana Demirspor Altyapı Seçmeleri Başlıyor


Haberi gördüğümde kendi çocukluğum aklıma geldi. O yıllarda mahalle maçları, ilkel atari oyunları vs. dışında şimdiki kadar sosyal aktivite olmadığından biz "gencoların" en büyük hayali bir futbol kulübünde oynamaktı. 

Ben bu şerefe 89-91 yılları arasında nail oldum. Yaz aylarına yaklaştığımız günlerde altyapı seçmelerini başarı ile tamamlayarak Adana Demirspor saflarına katılmıştım. Hocalarımız Beygir Hasan ve Kasap Burhan'dı. Sportif anlamda fit yaptığım senelerdir herhalde, zira aynı zamanda Güney Sanayi Spor kulübünde de yüzücülük yapıyordum. Ömrü hayatımda bir daha böylesi sağlıklı bir dönem yaşamadım diyebilirim.

Şimdi değişti ama yanlış hatırlamıyorsam takımın o zaman ki yaş grubuna göre kategorilendirmesi şöyleydi: 

Minikler, Yıldızlar, B-Genç, A-Genç, Paff Takım, Profesyonel Takım. 

Benim futboldaki maceram 2 senelik teorik ve pratik eğitimin ardından "miniklerden" "yıldızlara" geçiş aşamasında bitti. Yani jübilemi çok genç bir yaşta yaptım. Hem yüzme, hem futbol ikisini bir arada götüremedim. Yüzmeyi ise  Lise'den mezun olana dek sürdürdüm. Yüzücülüğü bırakmamın en büyük sebebi bir geleceğinin olmayışındandı. Zira Türkiye'de bireysel sporlara maddi destekte bulunulmuyor. Durum böyle olunca istisnaları dışında bireysel spor'un ve sporcunun gelişimi de söz konusu olmuyor. 

Kendi kişisel tarihimizden bir kesit anlattıktan sonra habere gelelim.

Adana Demirspor Kulübü'nde alt yapı seçmeleri başlıyormuş. Kayıt yaptırabilmek için 1998-2006 yılları arasında doğmuş olmak gerekiyormuş. Başvurular Oscar Müzikhol yanındaki Adana Demirspor Futbol Okulu'nda yapılacakmış. Başvuru için Nüfus Cüzdanı ve Sağlık Raporu isteniyormuş. 

Haber bilgisini verdikten sonra Teknik ekibe ve Yönetime şöyle bir soru sormak lazım:

Genç takımları bu kadar başarılı olan bir kulübün A Takımında neden hala altyapıdan futbolcu oynatılmaz? Altyapıyı hobi için mi kurdunuz? Veya genç futbolcu kardeşlerimizin hayallerini yıkmak için mi? 

Merhaba...



Yeni bir gün doğdu.
Merhaba...

28 Nisan 2013

Wellcome to Hell

Adana'da, gölgede 35 derece olan havada, taraftarlar en azından güneşten koruyan şapkalar ve içtikleri bardaklarca suyla sıcakla baş etmeye çalışırken, maçta 1 kez dahi su molası verilmedi. Bugün maç cehennemde oynandı. Maçlar aynı saatte oynansın, ama mümkünse 16:00'dan önce olmasın bu saat.

Gelelim maça. Son 2 haftadır hakemler bizi bitirmek için uğraşıyorlar sanki. Hakeme rağmen maçtan galip ayrılmamız güzel oldu. Tabi bugün bir kez daha gördük ki, son düdük çalmadan sevinmek haram bize.

Kapalı A Üst tribününde asılan Mustafa Tuncel posterini de kayıtlara düşelim.

Adana Demirspor: 3 - Tavşanlı: 2

Yine son saniyede yürekler ağıza geldi, eski maçlar hatırlandı... İyi ki Nurullah 3. golü atmış; bize rahat maç izlemek haram!

Bu saatte maç oynatan TFF zihniyetine de selam olsun!

İte kaka kazanmak güzel. İçerideki galip gelememe sendromunu da atmış olduk.

Sen Büyük Değil En Büyüksün!

Playoff için son dönemece girdiğimiz 3 maçtan önce tüm futbolcularımızın ve teknik heyetin izlemesi gereken bir video. İlk izledigimde gözyaşlarıma hakim olamadığım bu videoyu tozlu raflardan çıkardım.

Canımız, Kanımız, Herşeyimiz Demirsporumuz...

Bizler Yaşadıkça Seni Yaşatacağız!

Videoyu hazırlayan Fırat Ateş'e teşekkürlerimizle...

26 Nisan 2013

Spor Emek-Sen, Sportmence...


Efsane futbolcu Metin Kurt'u hepimiz biliriz; bir diğer adıyla "Çizgi Metin". Kendisini geçtiğimiz yıl Ağustos ayında kaybetmiştik. Metin ağabey futbolculuğu kadar muhalif duruşuyla da adından sıkça bahsettirmişti. Futbol'da ilk kez sendikal hareketi başlatmıştı. Bu sendikanın İstanbul sorumlusu "Eser Özaltındere", Trabzon sorumlusu ise "Şenol Güneş" olmuştu. 

Sonrasında Metin Kurt, bu girişiminden dolayı futboldan aforoz edilmiş, sendika girişimi yeterli desteği görememiş bir nevi yetim kalmıştı. Hatta bu sendikal oluşum "Sportmence" adında bir dergi de çıkartmıştı o yıllarda.

Bu kısa bilgilendirme yazısından sonra gelelim mevzumuza:

Metin ağabey'in vefatından önce 2010 yılı Aralık ayında bu sendika tekrar kuruldu ve çalışmalarına başladı. Kuruluşunda şöyle bir açıklama yapılmıştı:

"12 Eylül darbesi ile kesintiye uğrayan spordaki örgütlenmenin canlandırılmasını, sporun, ülkemizde yaşanan emeğe ve emekçiye yönelik saldırı sürecinin destekçisi rolünden çıkarılmasını ve sporcuların da alınıp-satılan kiralanan bir mal olmaktan çıkartılarak özgür bir sporcu olmalarını sağlamayı amaçlıyor."

Türkiye'de sendikal mücadelenin zorlukları hepimizin malumu. Hele de spor alanında faaliyet göstermek çok daha zor. Sendika şu an emekleme döneminde diyebiliriz. Spor Emek-Sen geçtiğimiz günlerde Sportmence adındaki dergiyi tekrar yayınlamaya başladı. İlk sayısı basılan dergiyi Ankara'da NHKM'de, İstanbul'da Mephisto kitabevinde bulmak mümkün. Ankara ve İstanbul'da olmayanlar ise dergisportmence@gmail adresinden iletişim kurup dergi talebinde bulunabilirler. Takip etmek isteyenler için Sendikanın web ve sosyal medya adresleri de şöyle: 

1 Mayıs'a! Demiryolcularla Omuz Omuza!

Yaklaşan 1 Mayıs öncesinde, Ankara'da bulunan tüm Adana Demirsporlular'la alanlarda olmak için bir organizasyon yapmayı planlıyoruz. Demiryollarının özelleştirilmesine dair söyleyecek sözümüz, Demiryolcularla birlikte dayanışmayı arttırmak için atılacak sloganlarımız, çekilecek halaylarımız, taa gönülden eşlik edilecek türkülerimiz var...

Ankara'da 1 Mayıs'a katılacak arkadaşlar; gelişmeler için blogdan, e-posta adresinden, Facebook'tan, Twitter'dan irtibat halinde olalım....

25 Nisan 2013

A2: Galatasaray: 1 - Adana Demirspor: 1

Deplasmanda Galatasaray ile 1-1 berabere kaldık. İlk yarıyı Yusuf Kemal'in golüyle önde tamamlayıp, ikinci yarıda Emre Selen'in penaltı kurtardığı maçta, 3 puanı koruyamadık. Maçı izleyenlerin aktardıklarına göre, hakem Kartal maçında olduğu gibi A2'lerimizi de kesip biçmiş.


İstanbul Tayfası, maçta A2'lerimizi yalnız bırakmadı ve toplu fotoğraf da çektirdi.

Kartal Taraftarına Sonsuz Teşekkürlerle...


Haftasonu deplasmanda oynayarak 3-1 mağlup olduğumuz Kartal maçının futbol kısmına ilişkin yazılacaklar yazıldı, söylenecekler söylendi. Hakemin katliamından kendi takımımızın eksikliklerine dek tüm kötü yönler ortaya konuldu... Peki hiç mi iyi bir şey olmadı? Bence oldu.

Tüm yönetsel basiretsizliğimizin, hakem hatalarının vesairenin ötesinde o kadar dostane bir şey vardı ki söylemeden olmaz; Kartalspor taraftarı.

90 dakika boyunca ve ardından deplasman tribününde bekletildiğimiz süre zarfında özellikle Kartal kapalısından tek bir küfür, sataşma, "Koyduk mu" duymadık. Üstüne üstlük, muhtemelen işgüzar bir stat görevlisinin maç bitiminde hoparlörlerden çalmaya kalktığı "Aman Adanalı" da yine kapalının tepkisiyle susturuldu. Tüm kapalı hep kendi takımını destekledi, ligde kalma isteğini ortaya koydu, futbolcusunu alkışladı, tek bir kelime olsun bulaşmadılar bize.

"Boranlar" zamanından beri imkanım oldukça takip etmeye çalıştığım Kartal taraftarı, yine Gün Doğdu'sunu söyledi, yine "Kurtuluşa Kadar Savaş" dedi futbolcusuna... "Omuzdan Tutun Beni" yankılandı statta. En güzel anlardan biri Kapalı'nın bize doğru dönüp "Yoldaş Demirspor" dediği vakitti sanırım... Karşılığını da bizden anında buldu alkışlarla, ardından da biz Çav Bella girdik, onlar eşlik etti.

Öncelikle kusura bakmasınlar, kendi yönetim dertlerimizden, sahadaki oyundan ötürü morallerimiz çok bozuk, kafalarımız başka başka yerlerdeydi, o nedenle duruma yeterince uyanamayıp belki de Kartal kapalısının hak ettiğinden daha az eşlik edebildik onlara. Ardındansa kocaman bir teşekkürler elbette hepsine...

Futbolun bu denli kirlendiği, tribünlerin ele geçirildiği-maşa edildiği-yönetildiği, taraftarın endüstrinin çarkı haline sokulduğu bir ortamda, yoldaşlığı yeniden hatırlatmak, "Sahadaki renkler mücadele eder, ama tribünde bizlerin omuz omuza olması başkadır" demek, günümüz Türkiye'sinde bir avuç kalmışken o bir avucun ne kadar değerli olduğunu söylemek bir başka....

İşte bu yüzden, kendi adıma sonsuz teşekkür ederim Kartal taraftarına... Ben biliyorum ki o gün siz Kapalı'da düşmemeye, ben kalearkasında yükselmeye çalışırken bir gün evvel bir eylemde, bir sene evvel bir grevde ve bir hafta sonra bir 1 Mayıs'ta yanyanayız sizinle... Sağolun, var olun...


Not: Fotoğraftaki Kartalsporlu dostların yüzlerini ben sansürlemedim, bulduğum yerde bu şekildeydi, bilginize...

Almanlar ve AntiFa

Salı ve çarşamba geceleri, Avrupa'da Almanların gecesi oldu. Alman tribünleri her zaman iyidir; sosyal mesajlarda çekingen değildir. Özellikle Anti-Faşist mücadelede etkin gruplar var ve tribünleri bu yönde ilerletmekte oldukça aktifler; Mondiali Antirazzisti'de bunu rahatlıkla görmüştük. Umarım Anti-Fa kültürü, bu vesileyle Türkiye'ye de azıcık sirayet eder... Alman tribünlerine yapılan güzellemeler kadar bunlar da dikkat çeker.


24 Nisan 2013

Kartal Deplasmanından Enstantaneler

 İkinci yarı öncesi tribüne çağrıldı takım; Roger'ın inancı yüzüne yansımıştı!

Kartal Stadı, apartmanların arka bahçesi gibi.


Uçar Ailesi



Yolda...


22 Nisan 2013

Vakit Tamam

Kartal maçının özeti hakemin kalemimizi kırdığı gerçeğidir. Hakem dün tek hareketi ile maçı bitirdi. Bizim bocalayarak ikinci golü yememiz ise duruma tuz biber ekti. Ülke futbolunun içinde bulunduğu durum ve karmaşık ilişkiler yumağında başınıza böyle kazalar gelmesi normal, biz de onu yaşadık. Asıl takılmamız gereken nokta deplasmanda düşme potasında olsa bile , ligin en kötü takımı olsa bile kaybedilen üç puan değil kendi evimizde kaybedilen puanlar olmalı. Yıllardır yazıyor söylüyoruz bu kadar taraftar ile kendi evinde bu kadar puan kaybetme lüksün olmamalı. Hele bu puanların bir kısmını ciddiyetsizlikten kaybediyorsan bunun bir açıklaması olmalı. Düşme hattında olan üç takım ile önemli maçlar yapacağız bu maçların ikisi kendi evimizde olacak. İster oynayarak, ister savaşarak nasıl kazanacaksanız bu maçları kazanın. Özür, mazeret, şansızlık her türlü bahane bitti. Çıkın ne yapacaksanız yapın bizi play-off'a oradan da süper lige taşıyın.

Acilen Uyanmak Lazım

Dün Kartal maçını izlediğimizde, takımda bir atalet gördüm. Bu atalet bana 5 maç üst üste kazandığımız maçlardan Şanlıurfa maçını hatırlattı. O zaman özgüvenimiz yüksekti de kötü oyun maç aldırabiliyordu. Sonrası malum; gerileme başlamıştı.
 
Şimdi takımda gizli işsizlik olduğunu seziyorum. Tamam 10 kişiydik ama Juninho da sürekli geriye gelip top almak zorunda kalmasa belki diklemesine top atabileceğimiz alanlar boş kalmayacaktı. Genelde yanlamasına top oynadık, zaten adam eksiltecek yapıda çok oyuncumuz yok. Takım da tek hat halinde dizilince ileride etkisiz kaldık. Kimi zaman bu gizli işsizliği aynı yerde ne yaptığını bilmeyen beş oyuncunun bulunması olarak gördük. Rıdvan tek olumlu pas vermedi, çok atak aday adayı paslaşmamızı daha adaylığa yükselemeden sonlandırdı. Ama olumlu yanını da söyleyeyim, bence çok yoruldu. Geride çok top kapmaya çalıştı. Kaptığın topu harcarsan bal yapmayan arı olursun.
 
Tek tek futbolcu analizine girmek gelmiyor içimden yine de...
 
Üç golü neden yedik demeyeceğim ama futbolcularımızın da takım olarak sahada savaştıklarını görsek daha bir huzurlu dönebilirdik evlerimize.
 
Galibiyet serisi yakalayan kadronun ilk yarıda kaldığı söylemini aklımda tutarak, ben Rize karşısında izlediğim takımı görmek istiyorum sahada. Zor değil. Biraz daha konsantrasyon ve kendiniz gibi mücadele etmeniz yeterli. Hep düşme hattındaki takımlarla oynayacağız doğru ama biz Altınordu'yu bir alt lige göndererek şampiyon olduk. Ayrıca düşme hattındaki takım elinden gelenin en iyisini yapsa dahi, biz de elimizden gelenin en iyisini yaparsak sahadan mutsuz ayrılmamız söz konusu dahi olmaz. Her şey bizim elimizde. Yeniden ayağa kalkalım ve 5 maçlık bir galibiyet serisi yakalayalım. Tam zamanı. Daha önce yaptık, yine yaparız.

Haftanın Yoranı: Aytekin Durmaz


hiçbir zaman bir maçın skorunu tek kişi tayin etmez; mutlaka başkaları da ona etki etmiştir. Dün her şeyin başlangıcı, Aytekin Durmaz'ın indirdiği giyotindi. Sonra başsız şekilde sağasola koşturduk durduk.

Aytekin Durmaz, dün Demirspor'u katletti. Durmaz'ın Kartal lehine indirdiği bir başka giyotinden haberdardık; Karşıyaka-Kartal maçını da katletmişti. Dün penaltı öncesi Juninho'nun şutunda elle kesilen topu devam ettirip dönen topta penaltı ve kırmızı kart ile sadece düşü olan direncimizi iyice kırdı.

Bizden biri vardı ki özellikle ne yaptığı bellisizdi. Sevgili Rıdvan; dün berbattın ve neredeyse bir tane bile olumlu pas veremedin. İkinci yarı bütün taktiği senin üzerinden kurup oyunu senin kanadına yığan Mustafa Uğur'a da aşk olsun!

Kartalspor 3 - Adana Demirspor 1

Bugünün tek güzel tarafı dostlarla biraraya gelmekti. Ankara, Adana, İzmir ve tabiki İstanbul'daki taraftarlar 350 adetle sınırlı bilete rağmen oradaydı. Çok sayıda taraftar da bilet olmadıgından iceri giremedi.

Macın hemen başında hakemin verdigi haksız kırmızı kart sonrasında macın rengi belli oldu. Bence penaltı da degildi pozisyon, hadi temas oldu deyip verildi ama kırmızı kart çok ağır bir karardı.

Hakem yanlı yönetti evet, ama biz de doğru düzgün top yapamadık. Henüz playoffu kaybetmiş değiliz, tabi böyle bir hedefimiz var mı, hala bilmiyoruz.

Biz taraftarlar olarak, önümüzdeki maclara bakıyoruz. Kaldı 3...

20 Nisan 2013

Yeniden yan yana onlar...

Her deplasmanın bir hikayesi olduğu gibi her deplasmanın bir de şarkısı var elbet... Yarın gün aydınlandığında Kartal'a doğru yola düşeceğiz, içimizde umut... "Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar" diyeceğiz, "hayat, yeniler bizleri..."

"Geçse de yolumuz bozkırlardan" diye bağıracağız, sokakların denizlere çıktığını bilerek...

"Yıllardan ve yollardan" sonra deplasman şarkıları söyleyeceğiz, "yan yana..."

Çünkü biliyoruz, yaklaşıyor "fırtına..."


18 Nisan 2013

A2: Adana Demirspor:1-Antalyaspor:1

A2 ligi Final Grubu 10. hafta maçında kendi sahamızda Antalyaspor ile 1-1 berabere kaldık. Golümüz Yusuf Kemal Atalay'dan; Yusuf Kurtuluş da bu maçta 11'de sahaya çıkmış. Diğer bilgiler için:

http://soylu-kavgam.blogspot.com/2013/04/a2-mac-adana-demirspor-1-1-antalyaspor.html?spref=tw

U-18'ler Nijerya'ya Gidiyor

Daha önce bir takipçimiz, A2 Göztepe-Adana Demirspor maçı ile ilgili yazıya yorum bırakarak bu haber vermişti: U-18'lerimiz Nijerya'da turnuvaya davet edildi.

adanafutbol.com'da İrfan İşisağ'ın haberinden öğrendiğimize göre, çeşitli ülkelerin takımlarından oluşacak olan altyapı turnuvasında, Türkiye'den sadece Adana Demirspor katılacak. 12-24 Mayıs arasındaki Turnuvaya 25 kişilik kafile gidiyor.

http://www.adanafutbol.com/haber/adana-demirspor_1/simsek-yurt-disina-aciliyor/822.html

Kartal deplasmanı duyurusu

Ankara Tayfası olarak Kartal deplasmanına gideceğimizi daha önce duyurmuştuk.
 
Aracımız Pazar sabahı saat 7'de Sıhhiye Köprüsü üzerinden Kurtuluş Parkı'na doğru yürürken ilk kavşak olan Denizciler kavşağından kalkacaktır.
 
Gidiş dönüş 50 TL'dir. Herhangi bir şekilde bizlerle iletişime henüz geçmemiş olmakla birlikte gelmek isteyenlere kapımız açıktır.
 
Maddi sıkıntısı olanlar bizlerle özel iletişime geçebilirler.
 
Geliyoruz.

17 Nisan 2013

Son Dört: Benzerlikler Dönemeci

Geçen sene son dört haftaya girerken şampiyonluk umutları fersiz, cansızdı. Lig bitip playofflar başlayınca dahi genel olarak umusuzluk – daha doğrusu kayıtsızlık – hakimdi. Yönetimden kimse memnun değildi, futbolcular dahil. Taraftar desteğe devam ediyordu ancak bu biraz da alışkanlıktandı. “Şampiyonluk” gibi muhteşem bir kelime bile taraftarda heyecan yaratmıyordu. Çünkü mevcut yönetim anlayışının getirdiği bıkkınlık vardı. İsimler değişse de anlayış değişmiyordu, değişeceğe benzemiyordu da. Bu da hemen herkeste şevksizliğe yol açmıştı desem abartı olmaz. İlla ki puan tablosuna bakıyorduk, eğer kalabilirsek playoffları kovalayacaktık, o Allah’ın emriydi. Yine de… İşte öyle kıpırtısız günlerdi.

Öncelikle takım playoffa son maçlarda kalabildi. Aynı bu sene gibi, can çekişe çekişe gelen bir playoff hakkı. Küme düşme adayı Çankırı’yı evimizde 2-0 ile geçiş; böylelikle ilk yarıdaki utandıran 2-1’lik mağlubiyetin rövanşını da almıştık. Sonra deplasmanda yine küme adaylarından -belalımız- Adıyaman’ı 2-3 yendik. Böylece küme ile tanıştırdık onları, ne de güzel yaptık. Takip eden hafta playoff yolunda rakiplerimizden olan Körfez ile karşılaştık. Emre Hasan Balcı sanki sinyal gönderircesine golünü atıyor, Serdar Topraktepe’li rakibimizden üç değil, altı puan kazanıyorduk. Son hafta gözlerimiz İzmir’de, Altınordu maçında. Şaşkınlık verici şekilde rahat bir galibiyet alıyoruz. Rakibimiz bu sonuçla küme düşüyor. Biz de kaderin bize çizdiği şampiyonluk yoluna koyuluyoruz. Haberimiz var mı başımıza geleceklerden, şevkimiz, hadi geçtim umudumuz var mı?

Playofflara kadro yapısı olarak en zayıf halka olarak katıldık. Sanki herkes bizden iyiydi. Zaten sezon başında iddialı takımlar beyaz grupta toplanmışlardı, genel kanı buydu. “Bu basit gruptan direk çıkamamak bile başarısızlıktır” diye ahkam kesmiştik. Ne gerek var halbuki. Futbol söz konusu olduğunda ahkam kesmemeyi ne zaman öğreneceğiz?

Ve üç mucize maç sonrasında gelen şampiyonluk. Maç bittiğinde ne olduğunu anlayamayan onbinler… Ağlayanlar ağlayanlar ağlayanlar…

İşin garibi geçtiğimiz sene ile bu sene arasında anormal benzerlikler olduğunu düşünüyorum. Kendi kendime “n’oluyoruz yahu!” dedim. Bu seneye bakalım şimdi ve benzerlikleri değerlendirelim süratle:

Son dört hafta, geçen sene gibi küme adaylarıyla oynayacağız. Kim düşecek, kim kalacak karar vereceğiz.

Kadromuz yukarı tarafta mücadele ettiklerimize nispeten zayıf. Zorluk derecesi olarak geçen seneki gibi maçlar olacak.

Olası playoff eşleşmelerinde iddaa oranları aleyhimize olacak.

Takımda önceki seneden kalan kilit oyuncular var, bu psikolojiyi biliyorlar. Takım olarak kenetlenme konusunda sorun yaşamayacaklar. Ercan Albay motivasyonun önemli bir unsuruydu, Mustafa Uğur bu konuda nasıldır, bilemedim. İşte o kısmı tutmuyor. Kaptan Erman, sazı eline almalı!

İç saha performansımız kötü diyoruz ama şu rakamları değerlendirin. İçerdeki iki maçı alırsak geçen seneye epey yaklaşıyoruz. 2011-2012 : 8G / 5B / 3M , 2012-2013 : 5G / 5B / 5M

Geçen seneki gibi yönetim krizi yok ama hoşnutsuzluk devam ediyor. Önder Serin’in belediyeye yönelik demeci beni mutlu etti. Totem için eksik kalan parçalardandı.

Benzerlikler çokça, hatta tedirgin edici şekilde belirgin. En azından ben öyle hissediyorum.

Son olarak bir tahmin, abartılı bir öngörü: Fethiye’yi normal ligde iki maçta da yenmiştik ya, olası playoff eşleşmelerinde finale kalırsak, rakip olarak da Karşıyaka, Çaykur Rize veya Adanaspor A.Ş. gelirse bu iş tamamdır: Kendinizi yakın, şampiyonluk yakın! İlk ikisi zor ihtimal, biri yetişemeyecek, biri direk gidecek. Ama o portakal, fikstürleri zorlu olsa da cezbedici bir şekilde parıl parıl parlayıp duruyor…

1461 Trabzon'un Durumu #2

TFF'den 1461 Trabzon ve benzer durumdaki diğer takımlara uyarı geldi ve 13 Mayıs'a kadar üst ligteki takımlarla olan bağlantıların kesilmesi istendi: http://spor.gazetevatan.com/1461-trabzona-super-lig-yasak/530848/5/spor

13 Mayıs 2013, 1. lig'in bitiş tarihi olarak görünüyor. Dolayısıyla, 1461 Trabzon'u bu değişiklik için sezon sonuna kadar süresi var. Bu değişiklik gerçekleştirilirse, üst lige ya da play-off'a katılma hakkı var.

Daha önce blogta duyurduğumuz gibi, 1461 Trabzon'un başkanı Süper Lig'e çıkma hakkını elde ettikten sonra bu yönde bir değişiklik gerektiğini söylemişti; ancak TFF'nin kararı Başkan'ın bu açıklamasını yanlışlıyor.

Korkular

Düşme potasındaki takımlarla karşılaşacağımız son düzlükte korkumuz, eski alışkanlıkların, klasik Demirspor hastalığının nüksetmesi ve bu takımlara puan kaptırmak... Üstüne üstlük, Tavşanlı ve Göztepe ile iki hafta içeride oynayacak olmamız da ayrı bir korku. Bu seneki iç saha performansımız, tribünde çok çok iyi ama yeşil sahada öyle değil.

Bu takımlara karşı ilk yarıda, Samsunspor beraberliği ve Linyit mağlubiyeti dışında, görece iyi bir performans göstermiştik. Eğer hedef play-off ise, ("hedef açıkça ortaya konmalı" çağrımızdan sonra bu yönde ürkek açıklamalar gelmişti ama tam olarak inanan var mı bunlara?) 4 maçta 9 ya da 10 puandan aşağı bir performans göstermemeliyiz.

16 Nisan 2013

Ankara Tayfası'na Dair...

"Adana Demirspor Ankara Tayfası" adı, bu blog ve "Gurbette Demir Gibiyiz"  pankartıyla ilişkili bir kavram. Bu blogu yok sayan ya da pankartın arkasında olmaktan çekinenler açısından, Ankara Tayfası'ndan başka bir şeyden bahsediyoruz demektir. Herkesin Demirsporluluğunu istediği gibi yaşamaya hakkı var; kimseye bugüne kadar bizimle olacaksınız diye bir baskı yapmadık, yapmayız.

Demirspor tribünlerinin en büyük gücü olan Şimşekler Grubu ile de güçlü bir temasımız var; her ne kadar bir dönem kısa süreli bir sorun yaşasak da, hala bir çok organizasyonda -örneğin Bekir Çınar Turnuvası'nın organizasyonunda ya da Taraftar İlkeleri'nin açıklanması konusunda- sıkı bir muhabbete sahibiz.  En son Kartal maçında da görüldüğü gibi, deplasman biletleri konusunda -sağolsunlar- doğrudan bilgilendirme içinde olan kişileriz. Çünkü onlarla da açık açık konuşup derdimizi anlatıyoruz.

2007'den bu yana Ankara Tayfası'nın yaptıkları, açık ve ortadadır; Adana Demirspor tribünlerinde birçok kavramı bu blog aracılığı ile genelleştirdiğimizi biliyoruz; en basitinden "altyapı" ve "mali disiplin!" Uzak deplasmanlara gitmek gibi bir huyumuz var; Çanakkale, Kırklareli ya da Trabzon, bizim için Adana'da olmaktan daha çekici.

Biz de kendi aramızda sıkıntılar yaşadık. Kamuya açık bir organizasyon olmanın dertlerinden biri bu. Kapalı bir grup olsaydık ya da bir kişinin yürüttüğü bir sayfa olsaydık her şey daha kolay olabilirdi. Biz iyiyi kötüyü, her şeyi, açık bir şekilde tartıştık ve buna devam ediyoruz.

Bu açıklamayı kişisel olarak yapıyorum; nedeni bir süredir büyüyen ve değişen taraftar kitlesine bazı geçmiş bilgileri ve ne durumda olduğumuzu ortaya koymak içindir.

Kartal deplasmanı

Pazar günü Kartal maçında takımımızın yanında olacağız. Organizasyona ilişkin detay bilgiler için Ankara Tayfası facebook adresi ziyaret edilebilir.

Demiryolcular Grevde!

Daha önce Ankara'ya yürüyerek TCDD'nin özelleştirilmesine karşı çıkan Demiryolcular, bugün tüm Türkiye'de greve gitti.

Gelişmeleri takip etmek için: http://www.sendika.org/2013/04/demiryollari-satilmasin-diye-trenler-durdu/

15 Nisan 2013

V for Vendetta

Gaziantep BB maçından gülümseten bir kare... Bir şampiyonluk maçında tüm taraftarlar V maskesiyle gelir mi tribünlere? Neden olmasın :)



Kim, ne anladı bu işten?

Barajyolu'nda başlayan "Yoo artık Adana'nın sıcağı gelmiş" dedirten güneşli bir gündü oysa ki... Fırından yeni çıkmış mis gibi pidesi, sokaklarında sabah saatlerinden itibaren artmış mavi-lacivert formalı çocukları ve kanal kenarının orada kurulan pazar yerinde arabadan inip kavga eden Topel sürücüleriyle son derece normal gibi görünen bir Adana günüydü...

Ciğerler şişlere araya bir kuyruk yağı gelecek şekilde dizilmiş, maç öncesinde eski günler yadedilerek Şimşek Büfe'den alınan biralar içilmiş ve tribüne doğru uzanan kuyrukta "Roger biraz ağır ama kafası çalışıyo" biçiminde başlayan maç kritiği tipik bir maraton dayısının "Yav alsınlar o zaman satranç takımına versinler, orda da ihtiyaç var, zenciye her yerde ihtiyaç var" yorumu sonucunda neşeyle son bulmuştu.

Demirspor'a gelecek olursak... Ne ciğer kadar, ne bira kadar, ne de özlenen Adana kadar tat vermedi ne yazık ki... Pozisyona girmedik mi? Girdik. Arada bir iyi oynamadık mı? Oynadık. Gel gör ki sahadaki kimsenin anlamadığı şeyler vardı bu gece. Bu takım ne için mücadele ediyor? Bu maça niye çıktık? Kazansak mı kazanmasak mı? Bitse de gitsek mi? Az daha oynasak da atsak mı? Hangi yıldayız? Az önce bana pas veren adam satranç takımında değil miydi? gibi gibi...

Taraftar haliyle öfkeli, taraftar 5 Ocak'ta kazanmak istiyor, sahadaki topçunun kazanamasa dahi kazanma hırsını yansıtmasını istiyor. O hırstan eser yok... Taraftar, hakettiği yeri, Süper Lig'i istiyor... En azından bu kadar kıyısına gelinen play-off'u kaçırmamak istiyor. Futbolcuların, teknik heyetin bunu isteyip istemediği bile belli değil oyuna bakınca. İzlediğimiz Demirspor "Ligde kaldık, bize yeter" diyen bir takım değil... E ama iddiasını ortaya koyup "Geliyoruk!" diyen bir takım da değil... Arada derede, dakika başı değişen, ne yaptığından habersiz bir ekip... Umut veren, umut yıkan, kendisi de umutlanan, kendi kendine umudunu kaybeden...

İşbu tabloda "umutlu" olma kısmını seçiyorum yine de... Son 4 maça, ardından gelecek 3 play-off maçına futbolcuları en çok motive edecek psikoloji de belki bu tuhaflıkta yatıyor diyorum. Ben düşünüyorum, umuyorum ki onlar da düşünüyordur; şu PTT 1.Lig'de şu puan durumuyla ligi 7.-8. bitirmek en kibar halimle söylemeye çalışacağım, aleni bir ibişlik olur. Adama "Lan deli misin madem gittin o kadar ter döktün, puan topladın, ne yordun kendini git 15. ol" derler... Ben derim... Bir zahmet onlar da kafalarını önlerine koyup desinler...

İsteyince, kafanızı, ruhunuzu verince oluyor, biliyoruz. Gücünüz yetmese "Güçleri yetmiyor" diyeceğim, öyle değil işte... Play-off dahil 7 maç var önünüzde... Lamı, cimi yok! Çıkacaksınız, oynayacaksınız, kazanacaksınız! Kendi emeğinize yazıktır...

Alemin dert babası, 1.ligin enayisi siz misiniz, bunca emekten sonra?
Değilsiniz
E gidip enayi gibi 7.-8. olmayın bana o zaman...

Vereceğiniz sınav artık taktik-teknik-kondüsyon-sistem bilmemne sınavı değildir... Emeğini heba etmeme sınavıdır, bu kadar basittir...

14 Nisan 2013

Ey Yönetim!

Haftalardır tuhaf maçlar izliyoruz. Son 5 maçta içerde 3 beraberliğimiz, dışarıda 2 galibiyetimiz var. 5 Ocak'taki son galibiyetimiz Denizli'ye karşı 2 Şubat'ta. Yani 2,5 aydır 5 Ocak'ta yüzümüz gülmedi. 

Göz göre göre playoff şansımızı elimizin tersiyle itiyoruz. Hissiyatım, bunu bilinçli yaptığımız yönünde. Öyle bir ilk yarı izledik ki, Antep BB 1 puana razı, biz lütfen sahaya çıkmışız. İkinci yarı Juninho sayesinde golü attık, sonrasında dünyaları kaçırdık ve son 2 dakika skoru koruyamadık.

Bu sezon kaç topu, imkan varken, sahamızdan uzaklaştıramayıp gol yedik, kim bilir! Burda Erçağ'a da bir parantez acmak gerekir. İcinde bulunduğu tüm atakları öldürdü, tek bir düzgün orta yapamadı, arkadaslariyla yardimlasmadi, bugün biz 10 kisi oynadık. Taraftar herseyi görüyor, bilesin Erçağ!!!

Hal böyle iken yönetimin çıkıp açıklama yapması gerekir. "Playoff hedefimiz yok, umutlanmayin" diyebilirler mesela. Ya da "Bizden bu kadar, koltuğu bırakma zamanımız geldi, Demirspor'a faydadan çok zarar veriyoruz" diyebilirler.

5 maçlık galibiyet serisini yapan, yenemese dahi dişe diş oynayan takımı kim bu hale getirdiyse çeksin gitsin. Huzur bırakmadınız...

CİDDİYET

Takım, hoca, yönetim bu işin içinde kim varsa herkese sesleniyorum bu lakayıt gidişe bir son verin artık. Buca maçında iki farkı yakalıyoruz kazanamıyoruz. Antep darmadağın olmuş gel at derken biz ciddiyetsizce kaç pozisyonda karşı karşıya kalacakken kolay ofsaytlara yakalanıyor bulduğumuz pozisyonları kaçırıyoruz. Her maç stadı dolduran taraftar kadar bu işi ciddiye alın savaşın artık kazanın...

Adana Demirspor: 1 - G.Antep BŞB: 1

Kendi sahamızda kazanamamaya devam ediyoruz. Rakiplerin kaybettiği haftada 1 puanla idare etmek zorunda kaldık. Gol ikinci yarının başında Keremcan'ın asistiyle Juninho'dan geldi. Ancak Buca maçında olduğu gibi galibiyeti koruyamadık ve son dakikada yediğimiz golle 2 puan kaybettik...

Mustafa Uğur'un skoru koruyacak hamleleri yapamaması, forvet diye alınan Sinan'ın beceriksizliği skoru belirleyen etkenlerden oldu.


Play-Off Yolu

Son beş maça girerken düşme potasında yer alan takımlarla mücadele edeceğiz. Belki de düşen takımı biz belirleyeceğiz. Play-off yolunda güçsüz fakat düşmemek için can çekişen takımlar ile oynayacak olmak bize avantaj mı dezvantaj mı sağlayacak bunu takımımızın maçlara bakışı belirleyecek. Düşme potasındaki takımlar bugüne kadar iyi futbol oynamadılar. Bu dakikadan sonra da iyi futbol oynamayacaklar. Bundan sonra yapacakları tek şey hırslarını ortaya koymak, tekmeye kafa uzatmak, baskı kurmak olacaktır. Eğer takımımız bu maçlarda sabırlı olursa, mücadeleden kaçınmazsa bu durumu avantaja çevirerek hedefe ulaştıracak puanları alacaktır. Onun için önümüzdeki maçlarda kapasite olarak bizden aşağıda olan takımlar ile oynayacağımızın bilinci ile kontrollü bir oyun oynayıp rakiplerin stresli ve galibiyet odaklı oyunlarını avantaja çevirmeliyiz. İlk yarıdaki rakibi bekleyen kontra atak üzerine kurulu oyun yapımız önümüzdeki maçlarda bizi hedefe ulaştıracaktır.

G. Antep Belediye İstikrarı

Gaziantep Büyükşehir Belediyespor (eski Sankospor), 2004-2005 sezonunda bizim gruptan birinci olarak o zamanki adıyla Lig A'ya, şimdiki adıyla 1.lig'e yükselmişti. O sezon bizi iki maçta da (3-0; 2-3) yenmişlerdi. O gün bugündür 1. lig'in gediklisi bir takım. Çıkmadılar da düşmediler de... Bu istikrarları takdire şayan. En başarılı olduklarında 2011'de play-offların son maçına kadar gelip Orduspor'a yenilmişlerdi.

Antep Belediye'nin bu istikrarı, pek çok kulüpte bulunmuyor. Tabii ki belediye destekli olmaları bunda önemli bir etki. Bu aynı zamanda bir antipati kaynağı. Taraftarsız olmaları da... Ama her iki olumsuz unsur da iyiye kullanılabiliyor demek ki.

Takımı son 3-4 yıldır bizim eski oyuncumuz Ramazan Altıntepe taşıyor; kaptan rolünde. Bir ara yanında yine eskilerimizden Kenan vardı; Rize'ye gidip Ramazan'ın yanına geri döndü. Her ikisi de kısa süre de olsa bizde iyi işler yaptı Ama sonra o büyük kumpasın içinde, Demirspor'a ihanet çarkının içinde yer aldılar.  Bu sene bizi üzenleri üzme senesi ise, Ramazan ve Kenan'ı üzmeye devam edelim. İlk maçta bunu bir parça sağlamıştık. (http://www.adanademirspor.net/2012/11/ramazan-altntepe-aglyor.html)



13 Nisan 2013

12 Nisan 2013

Resmi Site Adresi Düzeltildi

Daha önce blogta iki kere yazmıştık, Adana Demirspor'un TFF sayfasındaki website adresi yanlış diye. Bizim etkimiz oldu mu bilmiyorum ama geçen hafta o adres düzeltilmiş; yazacaktım unutmuşum  şimdi duyuralım: http://www.tff.org/Default.aspx?pageId=395&kulupID=3603

Son Beş

Final gibi bir beş hafta Gaziantep Büyükşehir Belediyespor (amma da uzun isim!) maçıyla başlıyor. İçerideki bu maçın ardından Kartal’a akacağız. Sonra evimizde yine destansı ismiyle TKİ Tavşanlı Linyitspor ve Göztepe ile oynayacağız. Son maç belki de düğümün çözüleceği Samsunspor deplasmanı olacak. Ligin genel gidişatına bakıldığında son haftaya kadar çekişmenin süreceği aşikar.

Acaba beşte beş olur mu? Camiada ilk iki iddiası mental olarak bittiyse de matematik olarak devam ediyor sanırım. İlk yarının o acayip takımı tatlı bir hatıra olarak hafızalarımızda kalmış olsa da sonuçta bu sezon beşte beş yaptık biz. Bir daha olur mu? Ben bu romantik özlemi dile getirmekte sakınca görmüyorum kendi adıma. Olsa ne güzel olur, yine böyle bir seri ile ligi bitirmek. Hatta eğer direk çıkamazsak dahi, playoff maçlarıyla birlikte seriyi sekiz maça çıkarmak. Gerçekçi, bilimsel olmayabilir bu isteğim. Varsın olmasın, takımım her maçı kazansın istiyorum, çok mu istiyorum?

Bir konu daha var aklımda. Son haftalarda tüm maçlarımızı kazanalım, kazanmak için azami gayreti gösterelim. Hem kendi şampiyonluk hedefimiz doğrultusunda bunu yapalım hem de oynayacağımız takımların lig durumlarından dolayı herhangi bir dedikoduya mahal vermeyelim. İçerde dışarıda kazanmak için sahaya çıkıp bu uğurda performans göstermemiz gerekli. Bunun en karlı yolu tüm rakipleri yenmekten geçiyor.

Gaziantep’i aştığımızda gündemimize Kartal’ı alacağız. Geçtiğimiz senelerin hesabını kapatmak konusunda hafızaları tazelemekte fayda olacak…

A2: Göztepe-Adana Demirspor Maçından İzlenimler

İzmir Tayfası'ndan arkadaşlar dünkü Göztepe-Adana Demirspor A2 ligi maçında takımımızı yalnız bırakmadılar. "Demirspor nerdeyse, taraftarı ordadır" gerçeği bir kez daha doğrulandı... Tayfa'dan Cengizhan Dalgıç, bizim için izlenimlerini yazdı; kendisine ve maça giden tüm arkadaşlara teşekkür ediyoruz.


Bu sezon Adana Demirspor'un İzmir'de deplasmanı kalmaması bizi üzse de, A2 takımının Final Grubu'na çıkmasıyla İzmir'de bir Adana Demirspor maçı izleme şansı daha bulduk. Çünkü grupta Göztepe de vardı. Maçın şehir merkezine yakın Göztepe Gürsel Aksel Stadı'nda oynanmasını beklerken, TFF maçı şehrin dışındaki Güzelbahçe Stadı'na verdi. 


İzmir Tayfası olarak Konak'ta toplandık ve birlikte yola koyulduk. Yolun bu kadar uzun olduğunu düşünmemiştik(çünkü yolumuz hiç o taraflara düşmemişti) ve vardığımızda 20 dakika geçmişti. Tribünlere çıktığımızda ilk 18'e girememiş 2 Demirsporlu futbolcu, maç izlemek için gelen az sayıda insan ve gereğinden fazla polis vardı. Bizde futbolcuların yanlarına oturduk ve maçı izlemeye başladık. Maç ortada geçiyordu ve ilk yarı golsüz eşitlikle bitti. 



Devrede Demirsporlu futbolcularla muhabbet ettik. Ben bir futbolcuya "Bu Final Grubu'ndan sadece 4 takım mı çıkacak?" diye sordum ve o da bana "İlk 4 takım Antalya'da 1.lik için mücadele edecek" dedi. O sıra maçın gözlemcisi bana dönerek "2 tane grup yok mu?" diye sorması garibime gitti. Takımlar ve ligler hakkında bilgisi olmayan gözlemcinin maçta işi neydi? Şaşırdım. 2. yarıya hızlı başladık. Birçok gol pozisyonuna girdik fakat hiçbirini değerlendiremedik ve 63. dakikada kalemizde golü gördük. Bu golle birlikte Göztepe oyunun hakimiyetini eline aldı ve maç 1-0 bitti. Ama maç zemini daha güzel bir sahada oynansaydı maçı kazanırdık diye düşünüyorum, çünkü takımımız sahadan dolayı pas yapmakta biraz zorlandı. Maç sonu soyunma odasının önüne gittik ve takımda tanıdıklarımızla biraz muhabbet ettik ve staddan ayrıldık.

11 Nisan 2013

Demirsporlu Gözüyle Okumak - 7

Bu kez satırlara aktaracağım kitap Ahmet Hamdi TANPINAR'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü". Kitap oldukça eğlenceli, kendini okutuyor. Hayata kaderci bir gözden bakan ve kendi dar sınırları içinde yaşayan Hayri İRDAL ile idealleri ve bu ideallere bağlılığı sayesinde imkansızı mümkün kılacak yapıdaki Halit AYARCI'nın öyküsü anlatılıyor kitapta. Öykü Hayri İRDAL'ın ağzından anlatılıyor. Ben ise okurken her zaman olduğu gibi yine Demirspor'a yonttum öyküyü ve bazı yerlerin altını çizdim.
 
Aşağıda anlatacağım ilişki tarzı bana hiç yabancı gelmedi örneğin. Hatların ve safların sıkça değiştiği Adana Demirspor camiasının yönetim anlayışını, geleneğini yansıtmıyor mu sizce de?
 
"Daha dün yapışık ikizler gibi birbirinden ayrılmayan, yediklerinde, içtiklerinde daima beraber görünen iki dost, ertesi günü bir hesap yüzünden pençe pençeye geliyorlar, yahut aralarındaki eşit kardeşlik bozuluyor, biri efendi, diğeri maiyet oluyor, günlerce, aylarca bu yeni vaziyet devam ediyordu. Bazı defalar bu, hiçbir gürültüsüz kendiliğinden olurdu. Para derhal gönüllüsünü bulur, karşılıklı vaziyetleri kendiliğinden kurardı. Bazen oldukça çetin ve değişik safhalardan sonra yeni bir muvazeneye varırlardı. Fakat hemen her şeklinde daima beklenmedik bir şey araya girerdi."
 
Bir diğer alıntı da Demirspor'un geleceği ile ilişkilendirilebilecek tarzda:
 
"O zamana kadar hiç ağzını açmadan konuşmayı dinleyen Nuri Efendi birdenbire elindeki saati bırakarak:

-Bana kalırsa bu hiç de garip değildir. Belki tabii umurdandır. Hal yoktur, mazi ve onun emrinde bir istikbal vardır. Biz farkında olmadan istikbalimizi inşa ederiz. Aristidi Efendi bu tecrübelere başladığı anda akıbetini hazırlamıştı. Ölümü kendisinde hazırdı. Bunu bilmiş olmasına niçin hayret ediyorsunuz? demişti."

Mazinin emrinde istikbal. Demirspor'un istikbali mazisinin emrinde ise güzel günler göreceğiz. İstikbalimiz yöneticilerin mazisinin emrinde ise... Söylemek dahi istemiyorum. Kurtuluş, mazisi Demirspor gibi olan yönetici bulmakta yatıyor.

Taraftarlık Üzerine

Taraftarlık üzerine birkaç kelime edesim var. Çoğunlukla kendime dair tespitlerden yola çıktığımı söyleyebilirim.

Demirspor’un size ait olduğuna, sizin de ona ait olduğunuza dair bir hissiniz var mı? Benim var da.

Sevgilinizin vesikalığı gibi ufaltıp cebinizde taşıdığınız kadar sahiplendiğinizi, stadyumda on binler arasında ve onun maviliği içinde kaybolduğunuzu (mutlu bir kayboluş bu) düşünüyor musunuz? Bir yabancıyla (Demirspor’a yabancı) konuşurken her daim Demirspor’u övüyor, en kötü günde bile kuyruğu dik tutuyor musunuz? Tamam, siz onu kendinizin görüyorsunuz ve bunda haklısınız. Kendini savunamayacak bir nesnenin savunmasını tüm dünyaya karşı yapmaya heveslisiniz. “Avukatı mısın kardeşim?” diyenlere, gururla “evet avukatıyım!” dersiniz. Bunu her Demirsporlu kendine hak görür. Bunda ters veya yanlış bir şey yok bana göre.

Demirspor, onu sevenlerce paylaşılıp bölüşülen, sonunda herkesin payına ufacık parçalar düşen bir “şey” değil. Aksine paylaşmak için sofraya oturanlar ortadaki kazana kaşıklarını her daldırdıklarında kazanın içindeki yemek mucizevi biçimde artıyor, tatlanıyor. Alınan her kaşıkta yemek hem çoğalıyor, hem de kazanı yeniden kaşıklamak için büyük bir istek doğuruyor. Böylece kazana bir kez kaşık daldıran, ikinci kaşığında farklı bir yemeğin tadını alıyor. Ömür boyunca o sofranın müdavimi oluyor.

İşin kerameti kazanın ne kadar değerli olduğu değil. İşlemesinde, yapıldığı toprakta, işçiliğinde de değil. Demirspor denen kazan “anlam”dan yapılmış, onun üzerine oturuyor. Çok sevilmesindeki neden, öncelikle onu sevenlerin kendisine yüklediği anlamlarda gizli. Genelde gelenek dediğimiz şey (bu konu tartışmalı gerçi) geleceğe giden yola hem kaynaklık, hem rehberlik eder. “Geçmiş” denilen şey çoğunlukla özlem duygusu doğuran ve onu besleyen bir kavramdır. Demirspor, geleneği olan ve “geçmiş”te büyük başarılar almış köklü bir değerdir. Bugün onu sahiplenmenin anlamı buralarda saklı. Her taraftarın kendi öznel anlam dünyasının yanında, Demirspor’un bu büyük değeri farklılıklarımızı aşıp hepimizi aynı çatı altında topluyor. Bu değerin gelecekte de muhtemel başarılar alması için mücadele etmek, onu sonsuza dek yaşatmak düşüncesi her hafta bizleri stadyumlara çekiyor.

Kendi mevcudiyetine anlam arayanların Demirspor’a gönül vermesi boşa değildir…

10 Nisan 2013

1461 Trabzon'un Durumu

İzleyenler olmuştur ama önemli bir gelişme olduğu için ön plana çıkarmakta fayda var;  1461 Trabzon Kulübü Başkanı TRT Spor'daki Hedef Süper Lig programına bağlandı ve kulübün üst lige çıkma başarısı gösterirse bir alt sıradaki takımın alınacağına dair yorumların geçerli olmadığını söyledi. Yani ilk 2'de yer alırsa 3. takım çıkacak ya da ilk 6'da yer alırsa 7. takım play-off'a gidecek diye birşey yokmuş. Bu durum, 1461 Trabzon, Süper Lig'e çıktıktan sonra, lig başlayana kadar hisselerini devredemezse gerçekleşecekmiş.

Diğer bir deyişle, 1461 Süper Lig'e çıkma hakkını elde ettikten sonra Trabzonspor'a ait olan hisselerini başka kişilere devretmenin yollarını arayacak. Eğer bunu yapamazsa, o vakit 1.Lig'ten başka bir takımın Süper Lig'e yükselmesi gündeme gelecek.

Trabzon

Sene başında Türkiye Cumhuriyeti (evet varken kıymetini bilmediğimiz “T.C.” oluyor bu) haritasını açıp baktığımda “yahu şu Rize ve Trabzon deplasmanları ne güzel görünüyor gözüme” dediğim olmuştur. Oralara daha önce hiç gitmemiş olmak da gezgin ruhumu coşturan bir neden.

Timur, Abdullah, Nazife ve ben maçtan bir gün önce gidip aç ruhumuzu doyurmaya karar verdik. Karnımızın da böyle doyacağını bilebilir miydik? Sanmıyorum. Yöresel kahvaltılıklardan olan muhlama ve kuyumak tam puan aldı. Domates salçalı, soğanlı kavrulmuş patates de neydi öyle? Ya Çayeli’nin kendine özgü pişirme tekniğiyle lokum kıvamına getirdiği meşhur İspir fasulyesi… Tamam, bunlar yediklerimizin çok küçük bir kısmı. Dahası da var ama “yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat” diyen ataların çocuklarıyız. Neler gördük? Uzungöl’ün kartpostal tadındaki güzelliğini; Sümela Manastırı’nın ‘imkansız’ kelimesini derdest edişini; Rize, Trabzon, Akçaabat sahillerinde durup izlediğimiz Karadeniz’in tesadüfi olarak sakin, kıpırtısız duruşunu; gemileri, takaları, martıları, birden bire başlayan ve yükseliveren dağları, bu dağlarda bin bir emekle yetiştirilen fındığı, hele ki çayı… Gördük ve akıllarımıza şunu not ettik: Gidilip görülmesi gereken yerler buralar, henüz yaşıyorken ve fırsat yaratabiliyorsa insan. Artvin ve devamında Batum, aklımızda kaldı. Ama zaten bize bir daha gelmek için bir bahane lazımdı.

Demirspor bu sene bizi ilçe takımlarından kurtardı diye sevinenlere uyarı: 1461 Trabzon maçlarını Akçaabat’ta oynuyor! Karadeniz’in bu bölümünde şehir merkezleri ilçelerle, ilçeler köylerle iç içe geçtiğinden bir anda kendinizi Gürcistan sınırında bulma ihtimaliniz yüksek. “Nasıl geçti habersiz” diye mırıldanabilirsiniz, ya da benim gibi sürekli olarak “Çayeli’nden öteye”, “Maçka yolları taşlı” ya da “ha bu Rizeli uşak, inan sensiz yaşar mı?” gibi eserleri terennüm edebilirsiniz.

İlçe stadı diyordum. Akçaabat Fatih stadyumu, UEFA kriterlerine sahip bir stadyummuş, Tayfa’dan Aras Tatar’ın yalancısıyım. O da atlamış otobüse gelmiş. Biz çok erken tarihte uçak bileti almıştık. Başka işler çıkarsa gidemeyiz, en kötü paramız yanar demiştik. Paramız yanmadı çok şükür. Aras stadyum hakkında böyle söyleyince daha bir alıcı gözle inceledim etrafı. Böyle kutu gibi, sahaya yakın, ferah bir yapı. Kapasitesi az, zemini düzgün, memleketin yağmur gerçeğinin gereği olarak dört tribününün üstü kapalı. Sempatik geldi bana. Özellikle ikinci yarı rakip takımın kalecisi Fatih dibime kadar gelince kendi maç ritüelimi yapma fırsatım oldu: “Fatiiiih, yiyiecen gardaş, rahat ol, anlaştığımız gibi Fatiiih!”

Sağolsun beni yanıltmadı ve biz pozisyon vermeden maçı tamamladık. Oyunu analiz etme şansım yok, kale arkasından hemen hemen hiçbir şey anlaşılmıyor. Yalnız çıplak gözle bu kadar yakından izlediğim Demirspor gözüme çok ağır göründü. Sağ kanatta Ufukhan ilk yarı çok bocaladı, karşısında çok pırpır iki kanat oyuncusu vardı. İyi niyetli, her şeyinin ortaya koyan bir adam Ufukhan. İkinci yarı toparladı sanıyorum. Burak Keskin’in çabukluğu ortayı toparlıyor, diğer Burak’ın ağırlığını kapatıyor. Roger ve Hüseyin Çimşir oldukça kalıplı, ağır ancak bilekleri yumuşak adamlar. Topu oyuna hiç süslemeden aktarıyorlar. Roger sakin sessiz işini yapıyor. Oyun zekasının iyi olduğunu düşünüyorum. Sezon başında Çimşir’i bu denli sahipleneceğimi söyleseler …. derdim. Boşluğu tahmin ettiğiniz şekilde doldurun. Kerem ilk yarı ileri hiç çıkmadı neredeyse. Hocanın talimatı bu şekilde olabilir. Biz bir şekilde gol buluyoruz, o bakımdan yememek önemliydi. Bunu özellikle bu deplasmanda başarmak mutluluk verici.

Kazandık. Galip gelmenin, güzel bir tatil yapmanın sevinci, rahatlığı kaslarımızı gevşetti. İşi abartıp Akçaabat’ın en sosyetik mekanlarından birisinde köfte yemeyi kendimize hak gördük. İçeri girdiğimizde hazır bekleyen U masa bizde ilk başta bir şüphe uyandırmadı. Abdullah biraz işkillenmiş, garsona masanın esrarını sormuş. Haberi gülümseyerek verdi bize: Demirspor gelecek yemeğe! Az önce sahada alkışladığımız ekiple (gerçi bir kısmı izin alıp ayrılmıştı) yan yana yemek de nasip oldu, teşekkürler Allah’ım. Biz bu kadar mutlu olmak için ne yaptık? Ya da ne yapmamız lazım bundan sonrası için. Demirspor’u böyle sevmeye devam etmemiz yeterli mi?

Güle eğlene geldik, aynı şekilde döndük. Hayallerimizde fikstür çekildikten sonra deplasman ihtimallerini değerlendirmek için masaya açtığımız bir Avrupa haritası olduğu halde Ankara’ya vardık…

9 Nisan 2013

Konuk Yazar: "Şehir Yeterince Mavi Mi?"

Daimi-konukyazarlarımızdan Uğur Ali Yıldırım, 5 Ocak Stadı'na hakim olan rengin kente de yayılması gerektiğini söylüyor. Adana'nın mavi hakimiyetine girmesi için herkesi göreve çağırıyor. Bu açıdan son bir hafta içerisinde başlayan ve sticker'lar aracılığı ile kentin her yerine Adana Demirspor logosu yapıştırma eylemi güçlendirilebilir:

"Geçen gün emmim ile konuşuyorduk telefonda. İkimizin de Adana dışında çalışmasından ve Adana'ya yılın belli dönemlerinde gitme şansımız olmasından olsa gerek sohbetimizin içine Kebap, şalgam meyve sucular, tatlıcılar ve tabi ki Demirspor girdi doğal olarak.

Futbolun yansıra emmimin 80'lerin sonu 90'ların başlarında 5 Ocak Stadının hemen karşısındaki bir lokantada çalışması ve o dönemde maç günleri masa örtülerinin bile Mavi-Lacivert serilmesi gibi anılardan dem vururken, konu hepimizin ortak bir kanaatte buluşacağını düşündüğüm bir konuya geldi. Şehir yeterince Mavi mi?

Bu soruyu şu amaçla soruyorum. Tahminlerimizi boşa çıkarmayan bir istatistik oluştu 1.lig de ilk yarı sonunda. Maç başına stada en çok gelen taraftar Adana Demirsporlulardı! Eyvallah aksi aklıma bile gelmemişti zaten (ki sezon başındaki huzursuzluklar olmasa bu rakamlar daha da yukarı çıkardı bence). Fakat özellikle Arjantin,de River Plate, Boca gibi takımların bulundukları şehirlerin o takımın renkleri ile kaplı olması hep Adana için de hayalini kurduğum bir şeydi. Öyle ki oraları görmüş ve dönüşünde bolca fotoğraf getirmiş olan bir arkadaşımın her karesinde Boca'nın renkleri ile kaplı duvarlar, posterler , trafolar, camlar, vitrinler ve hemen her balkondan sarkan bayraklar. Dev Boca Juniors reklam afişleri de cabası. Yani o şehre giren , futbol ile hiç ilgilenmeyen ve hatta Boca Juniors adını hiç duymamış biri bile oraları görünce " hmm bu şehir Boca Juniors fanatiği" kanaati ile dönüyor. Bunun tek sebebi ise o sokakların renkleri. Tabi ki tasvir ettiğim bu görüntünün şehrin her yerinde olmadığını, çoğu yerinde ve özellikle stadyum çevresinde olduğunu söylemeliyim. Ama dediğim gibi şehrin yalnızca fotoğrafını gören biri bile o takımı hissediyor renkleri ile.

Ülkemizde de bunu hissettiren iki yer sayabilirim. İstanbul'da özellikle Büyük Beşiktaş Çarşısı civarı , lokantalar, Kazan vs bu havayı yakalamış yerlerden biri ve bu etkiyi eskiden daha baskın gösteren bir Trabzon'u örnek gösterebiliriz.

Adana'da ise özellikle ligin sonlarına doğru takımın bir başarı iddiası varsa kısmen de olsa bu havayı daha çok soluyabiliyoruz. Asılan içeriğini çok sevmesem de (politika koktuklarından dolayı) başarı temennisi ile dolu afişler, işyerleri ve lokantaların astıkları dev bayraklar, balkonlarda çoğalan bayraklar ve sokaklarda çoğalan formalar ile bu havayı birazcık tadabilir şehre dışarıdan gelen biri.

Ama ben bu havanın ve daha da fazlasının yıl boyunca sürdürülmesi gerektiğini düşünmekteyim. Özellikle Demirspor kültürü ve bunun gelecek kuşaklara aktarılmasının önemini düşünecek olursak anlattıklarımın yerini daha iyi anlamış oluruz zannımca. Nitekim Sakaryaspor ve aynı kaderi paylaşan köklü kulüplerin bu bilinci şu andaki nesillere iyi aktaramadığını düşünüyorum. Bugün zirveye yakın sayılırız ama yarını bir kaç kodamanın insafına bırakmamak ve Adana'nın İstanbulun renkleri ile kuşanmamasını istiyorsak anlattığım kültür ve gelecek nesiller meselesinin önemi daha da sivri bir şekilde görünüyor gözümüze.

Peki bunun için ne önerebilir ne yapabiliriz. Bu görüşlerimi başka bir yazıda bildireceğim ve belki de iletişime geçip tartışıp beraber yazmalıyız. Demirsporlular her türlü konuşabilir. Twitter bu iş için iyi görünüyor."

AVM'niz Batsın!

Son 10 yılda hayatımıza giren kavramlardan biri, alışveriş merkezi (AVM); tüketmekle, harcamakla hayatı eş tutan bakış açısının olmazsa olmazı. Yıkılan her bina, AVM projesi olarak karşımıza çıkıyor. Her yangından sonra aklımızda aynı soru, bu alan ucuza kime verilecek?

Adana 5 Ocak Stadı'nın yaıkılıp yerine de AVM yapılması planlanıyor. Birbirinin aynı, plastik statların bir yenisi Adana'ya da yapılacak. Yeni stat projesi beni hiç heyecanlandırmıyor; tersine üzüyor. Birilerinin arazisi değerlensin diye şehrin dışına çıkarılan kamusal mekanların yerine, piyasanın kalbi AVM'ler yerleştiriliyor. Alışveriş yapacak çok az yerimiz var, değil mi? AVM olmazsa TOKİ. Sloganı "İnşaat ya resullah" olan bir zihniyetin ürettiği benzer plastik yapılar.

Adana'da şehrin ortasında ve oldukça değerli bir arazide yerleşik 5 Ocak stadı yıkılacaksa, yerine yine kamusal iş gören, herkesin eşit olarak yararlanabileceği bir mekan öngörülmeli.

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Adana Şubesi de bu konuya kamuoyunun dikkatini çekmek istiyor: http://adana.imo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=3616&tipi=1&sube=2

8 Nisan 2013

Deplasman Anıları Kitaplaşıyor

"Deplasman uzun yol bitmez, gece göz gözü görmez..."

Adana Demirspor taraftarı deplasman anılarını kitaplaştırıyor; destek vermek için için şu linke bakabilirsiniz:

http://www.adanademirspor.tv/?p=575

0-1'lik Tayfa Deplasmanları

Ankara Tayfası'nın yer aldığı bazı uzak deplasmanların 0-1 bitmek gibi bir alışkanlığı var. 2008'te Çanakkale Dardanel maçı bunlardan biriydi. Bazılarımızın bizi uğurlamaya gelip, sabah gözünü Çanakkale'de açtığı maç... Serkan Turhan'ın erken golüyle gülmüştük. ( http://www.adanademirspor.net/2008/03/anakkaledeyiz.html )

 Maç sonunda sivil polisler Çanakkale sokaklarında bizi yalnız bırakmamıştı da otobüse bindiğimizde kendilerine el sallamıştık.



Geçen yılki Bandırma maçı'na dair hatıralar hala taze... O önemli maçta da 0-1'lik galibiyet bizi şampiyonluk yarışında yeniden var etmişti. Raşit Sevindir, bir bu maçta kendini göstermişti bir de yine 0-1'lik play-off Balıkesir maçında. http://www.adanademirspor.net/2012/02/sislerin-ardndan.html ; http://www.adanademirspor.net/2012/02/bandrma-deplasmanndan-kareler.html

Yine tribünde yer aldığımız dünkü "plaka galibiyeti" ile yeniden play-off potasına girdik. Trabzon, uzak deplasmandaki 0-1'lik galibiyetlerinde önemli bir yer olarak kayıtlara geçti.

7 Nisan 2013

1461 Trabzon: 0 - Adana Demirspor: 1

Memleketin deniz gören nadir statlarından Akçaabat Fatih Stadı'nda plakayı yazıp döndük! İkinci devredeki maçlarda ilk kez gol yemedik. Deplasman puanımızı 24'e çıkardık.

Maçın genel hakimi bizdik; topu iyi dolaştırdık, oyunu kontrol ettik. Ama etkili pozisyonlar geliştiremedik. Bunun ilk nedeni Erçağ'ın formsuzluğu ve Luis-Juninho bağlantısının iyi olmamasıydı. Orta sahada Roger gayet iyiydi, hem hücuma iyi çıkardı bizi hem de rakibi iyi kesti. Hüseyin de günündeydi.

Savunmada Ufukhan'ın kanadından, sağ tarafımızdan çok açık verdik. Geçen hafta da o kanadı bir türlü savunamamıştık.

Kalede geçen haftaki rezaletten sonra Şener vardı. Mustafa Uğur, Ramazan'ı taraftarın önüne atmadı bu kez, iyi yaptı.

Oyuna giren oyunculardan Nurullah istekliydi. Sinan golde payı olsa da çok silikti. Golde topun Nurullah'ın presiyle gelmesi, ayrıca not edilmeli. TRT düzgün bir açıyla veremediği için çok net anlaşılmasa da pozisyon temiz gibiydi.


Ankara Tayfası'nın tribünde olduğu, pankartlarımızın yerini aldığı maçtan mutlu dönmek, ne güzel... Şimşekler Grubu da 1 otobüsle uzak deplasmandaki yerini alıp, stadı iç sahaya çevirdi.

Demirspor, tam bir dengesizlik örneği olduğunu yine gösterdi. Kimi yenip kime yenileceği belli olmayan garip bir takımız.

Akçaabat'tayız...

Stattaki yerimizi aldık.

"Bunca yıl gözden uzakta..."













6 Nisan 2013

Kırmızısı Bol Karşılaşmalar

1461 Trabzon'la geçen yıl aynı gruptaydık. İçeride 1-0 yenip, dışarıda 3-1 yenilmiştik. Sonuçta 1. lig'e yükselen 3 takımdan ikisi olmuştuk.

Bugüne kadar 1461 Trabzon'la 5 kere karşılaştık; 2 galibiyetimiz 2 mağlubiyetimiz 1 beraberliğimiz var.

Bu karşılaşmalarda bolca kırmızı kart çıktığını görüyoruz: 5 maçın 3'ünde toplam 6 kırmızı kart çıkmış.
http://www.mackolik.com/Comparison/AllMatches.aspx?id=1001827

Geçen yıl 1461 ve 1940'ın sembolik değerlerine dair yazımızın hala arkasındayım:
http://www.adanademirspor.net/2012/03/1940-1461.html

Tayfa, Trabzon'da

Adana Demirsporlular, Trabzon'da... Yarınki maç için Tayfa'dan Demirsporlular bugün Trabzon'a gitti; yarın Gurbette Demir Gibiyiz ve Yıkıla Yıkıla pankartları Akçaabat Stadı'nda olacak!

5 Nisan 2013

Hafıza Tazeleme

Geçen yıl 30 Mart'ta Adana Demirspor Kongresi olmuştu; öncesinde Mehmet Gökoğlu'nun "talip varsa çekiliriz" açıklamasına rağmen Selahattin Aydoğdu'nun adaylık ihtimaline karşı Gökoğlu yeniden başkan adayı olup, tek adayla girilen seçimi kazanmıştı. Aydoğdu, Kongre'de aday olmadı.

Öncesinde Ankara Tayfası öncülüğünde Şimşekler Grubu'nun da benimseyip desteklemesi ile Taraftar İlkeleri açıklanmış ve Gökoğlu kongrede, bunları kabul ettiğini, uygulayacağını söylemişti.
 ( http://www.adanademirspor.net/2012/03/ilekerin-ve-sozlerin-takipcisi-olacagz.html)

Ardından Kongre ile ilgili izlenimler ve eleştirilere devam etmiştik: http://www.adanademirspor.net/2012/04/kongreden-inciler-1.html , http://www.adanademirspor.net/2012/04/kongreden-inciler-2.html

Bu eksende, mali tablolar açıklanmış, şeffaf bütçe uygulamasına dair bir kaç göstermelik adım atılmıştı. Nisan 2012, bu tartışmalar etrafında geçmişti. Ancak Nisan başında göreve başlayan Ercan Albay önderliğinde takımın play-off potasına girmesi ve beklenmedik şekilde şampiyon olması ile bu meseleler bir kenara atıldı. Yaz aylarındaki kongre sıkıntıları da hala aklımızda...

Geçen 1 yılda, hiç bir şey kazanmadıysak da, bir Başkan'a taraftar ilkelerini kabul ettirmiş olmak ve ardından mali konularda daha net açıklamalar yapmak zorunda bırakmak taraftarın kazanç hanesine yazılabilir. Artık yönetimler, taraftarın kolaylıkla kandırılıp, paraların çarçur edilmesine göz yummayacağını biliyor.

Yolsuzluk İddiaları Radikal'de

Bir süredir Adana Haber Gazetesi'nin (http://www.adanahabergazetesi.com.tr/) üzerine gittiği Büyükşehir Belediyesi ile ilgili yolsuzluk iddiaları, bugün Radikal gazetesinde Fatih Yağmur imzası ile manşet oldu: http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?atype=radikaldetayv3&articleid=1128163&categoryid=77

İddialara göre, bir süre bizim de uğraştığımız "Belediye'nin Spor Fonu nasıl kullanılıyor" meselesinde, oyuncusu olmayan kulüplere dahi paralar aktarılmış.

Gazetecilik adına güzel gelişmeler; Adana adına çok çok kötü...

4 Nisan 2013

İyi ki Doğdun Onur Biçer!

Tayfa'nın akil adamı, Milli Mensucat'ın tell boy'u Onur Biçer yeni yaşına giriyor. Biçer'le bir ton deplasman yolu teptik, kızdık eğlendik oturduk ağladık... Denizli'deki şampiyonluk maçında ikinci golü atınca bana öyle bir sarılmıştı ki şampiyonluğun çok sarsıcı bir şey olduğunu o an anladım!

Eşiyle ve kızıyla nice mutlu yıllara!

Bekir Çınar Turnuvası'nda...

Konuk Yazar: Selim Özgür

Ankara'da Demiryolcu eylemine destek veren, blog takipçilerimizden Selim Özgür, o gün orada yaşadıklarını-hissettiklerini demirgibiyiz@gmail.com'a göndererek bizimle paylaşmış. Yayınlıyoruz:

"Dün Ankara Garı önünde demiryolcuların eyleminde ben de destekteydim. Tesadüfen bu birkaç gün Ankara'da bulunmamdan dolayı sitenizdeki duyuruyu gördükten sonra eyleme katılma şansı buldum. Akrabalarım arasında demiryolcular olduğu için bu eylemden haberim vardı. 

Adana demirsporlu abilerin pankartlarını görüp yanlarına gittim. Sizleri takip ettiğimden siteyi düzenli olarak takip ettiğimden bazen de yorum bıraktığımdan bahsettim. O sırada etraftaki diğer işçilerin yoğun ilgisi olduğu için çok fazla konuşamadık birkaç fotoğraf çektirdik. Ben daha sonra arkadaşlarımın yanlarına döndüm. Orada sizlerden biri var mıydı bilmiyorum ama tanışmak isterdim. Eylemdeki işçiler sizlerin bu desteğinden çok memnun kalmışlardı. Birçok işçi gidip fotoğraf çektirdi. Ben eminim yeni Demirspor taraftarları kazandığımıza dünkü eylemde. Eylemcilerin yürüyüşü medyada çok yer bulmadı ama aslında çok önemliydi. orada bulunduğum için kendimi gururlu hissettim.

saygılarımla,
Selim Özgür"

3 Nisan 2013

2 Nisan 2013

adanademirspor.tv

Adana Demirspor tribünlerinin sosyal medyada ve internette yer edinmesini sağlayan, fotoğrafları ve  tasarımlarıyla yıllardır bu işe emek veren arkadaşlar, yeni bir siteye imza attı. www.adanademirspor.tv

Bu site aracılığı ile Demirspor görsel arşivi daha derli toplu bir şekilde sürdürülebilecek. Emeği geçenlerin eline sağlık.

Demiryolcular Ankara'da Eylemde


Demiryolu özelleştirmelerine karşı 16 Nisan'da grev var. Bu grev öncesi, uyarı eylemi olarak çeşitli şehirlerden demiryolcular Ankara'ya yürüyor. Bu konda farklı garlarda basın açıklamaları yapıldı; konu kamuoyuna duyuruldu.  Eylemciler, yarın 3 Nisan Çarşamba günü Ankara Gar'ı önünde buluşacak.

Adana'daki açıklamadan birkaç fotoğraf:




Ramazan 5 Kurşunlu

1981 doğumlu Ramazan Kurşunlu, kariyeri boyunca kalburüstü takımlarda forma giydi. Altay'da futbola başladı;, Beşiktaş'ta zirveye çıktı; sonra Diyarbakırspor, Karşıyaka, Ankaraspor, Rize... Birçok oyuncu gibi, kariyerinin sonunda Demirspor'a yolu düştü. (Türk futbolunun Katar'ı mıyız?)

Gençlik zamanları; daha Demirspor'u mahvetmeye çok var!

Ne yazık ki kariyerini çok kötü noktalıyor Ramazan. Bu sezon oynadığı 8 maçta 18 gol yerken, bunların ikisinde 5'lik oldu! Daha önce böyle bir sezonu var mı diye, hızlıca baktım TFF profiline ancak göremedim.

8 maçta, iki kez 5 yiyen Ramazan; kariyerinin sonunda yolu buraya düşen her futbolcu gibi, sen de Demirspor'a zarar veriyorsun! Tabii ki seni bu takıma getirenler de öyle...


Kaderimizi... belirledin!

Bundan sonra senin lakabın Ramazan "5" Kurşunlu olsun. Senin yediğin golleri A2 takımımızın kalecisi yeseydi, bu kadar üzülmezdik. Onun -Emre Selen'in- böyle bir şansı dahi olmadı!

Ha bu arada, Şener'in neden kesik yediğini anlayan var mı?


Twitter Gündemi

Dün tarihi(!) maçtan sonra, twitter'da gündem biraz farklı bir yere kaydı. Bazı Demirsporlu arkadaşlar "koyduk mu" tezahüratını eleştirdi. Ben de onlara dahildim. Ligin en çok gol yiyen ikinci takımının taraftarının böyle sevinmesini garip bulduğumu yazdım. Tamamen kişisel görüşlerimizdi.

Bize karşı olarak da, başta Şimşekler Grubu'nun liderlerinden Ramazan Ölçer ve diğer bazı arkadaşlar tepki verdi; "o tezahürat yüzünden mi 5 gol yedik" diye çıkıştılar.

Ramazan, bu sabah twitter'da yeniden yazdı; bu sefer daha sakindi! Dün geceki gündemi eleştirerek, bu tezahürat konusunun bu kadar büyütülmesine gerek olmadığını yazdı.

Haklılar, o tezahürat yüzünden yenmedi o goller. ADS yaparken de yedik, başka zamanlarda da... Çünkü çok gol yedik!

Benim kastım ne sadece Buca maçı, ne de yenen gollerdi. Daha önce -içerideki Ankaragücü maçından sonra- yazmıştım bu konuda. Ben her türlü küfürlü tezahürat gibi bunu da yakıştıramıyorum bizim tribüne.

Ama kimseye şunu söyleyin bunu söylemeyin gibi tezahürat konusunda yön verecek durumumuz yok; olamaz da. İsteyen istediği tezahüratı yapar. Benimkisi/bizimkisi sadece temenni...

1 Nisan 2013

...

Nedir bu boğazımıza düğümlenip gözlerimizi buğulandıran duygu... Geçmiş günlere duyduğumuz özlemin anlamı ne?

İşte şu anda tam da böyle hissediyorum...

Hiç mi değişmeyeceksin Demirspor?


Unutulmayacak Maç!

Şu anda tek merak ettiğim şey, futbol tarihinde kaç maçın 5-5 bittiği! 3 kez öne geçtiğimiz maçta 1 puana razı olduk -klişe sözler-

Maçı TV'den izleyenler nasıl gördü bilmiyorum ama bence maçın en istekli, azimli, başarılı adamı Roger'dı. Hoca ne düşünerek onu oyundan aldı, bilemiyorum!

''Ramazan'ın yediği 3. ve 5. golü, ben kaleci olsam, yemem'' diyordu maraton tribününde bi abi. Ben de Ramazan kendini kesse, 5. golü bilerek içeri almadığına inanmam diyorum! Yazıklar olsun.

Adana Demirspor: 5 - Bucaspor: 5

Yine futbol tarihine geçtik! Tebrikler beyler...

5-5'lik maç için pek fazla bir şey söylemek mümkün değil. Maçın kahramanı kaleciler ve defans oyuncularıydı. Bence bir kafa tatilini hak ettiler; bu kadar çok hatayı bir maçta yaparak kafaları karman çorman oldu. Acilen rehabilite olmalılar...

Rakip ilk yarı sağ tarafımızı felç etti. Özgür-Rıdvan'lı kanat, tam anlamıyla çöktü. JUninho-Luis ikilisinin istekliliğiyle golleri bulduk ama yemeye devam ettik. Devre başında yanlış bir kararla penaltı kazandık; 4-2 olunca rahatladık. Orada mental olarak maçı bitirdik; geriye çekildik. Ama Bucaspor maçı daha çok istiyordu ve Ramazan onlara yardım etmeye kararlıydı! 4-3 iken direkten dönen Juninho topu, bu maçı koparamayacağımızın kanıtıydı. 5-4 ile umutlansak da 80 dakikada 9 gol atılan maçta, son 10 dakika gol olmaması imkansızdı. Ramazan devreye girdi ve o da oldu.

Defans oyuncularımız ve Ramazan'ın artık pasaportlarını alıp Dubai'ye, Katar, Togo'ya, bizden çok uzaklara gitme zamanı gelmedi mi?


A2 : Trabzonspor: 0 - Adana Demirspor: 2

A2'lerimiz 9. hafta maçında deplasmanda Trabzonspor'u 2-0 yendi!

Tebrikler çocuklar...

Demirsporlu Gözüyle Okumak - 6

Bugün Buca maçı var. Buca, 1461 Trabzon ile birlikte ligde en çekindiğim iki takımdan biri. Bu iki takımla üst üste oynuyoruz. Demirspor'un istisnadır dönüm maçlarını kazanması. Bir ivme, bir gaz gelmesi lazım takıma. Mesela bu hafta. Tüm maç sonuçları bize diyor ki; haydi Demirspor'um. Yine büyük bir fırsat geçti elimize. Tek maçla kalırsa anlamı olmayacak olsa da önemli bir fırsat. Yenersek ilk altı iddiası güçlenir ve hatta ikinci takım ile 9 puan olur fark ve bir şansı kollarız. Allah göstermesin yenilirsek bu kez düşme potasının son takımı ile 8 puan olur fark ve bir risk korkusu yaşarız. Sapasağlam dönsek şu virajı ne de güzel olur.

Vedat TÜRKALİ'nin Mavi Karanlık isimli eserini okumuştum. Çizmişim altını zamanında. Tam da bu virajları düşünerek. Ölüm nedir, yaşam nedir, yol nerede başlar, nerede biter? Bu tamamıyla bize bağlı. Vurgulayıcı bir şekilde ele almış yazar. Bir paragraflık bu kez tanıtım. Küçücük, dopdolu bir bir paragraf:
 
"Tam yolun sonuna vardığımda... Yolun sonu yok ki... Öyle demez miydi o? Yol yeniden başlıyor. Biten biziz. Bitmemek için savaştığımız kadar insanız. Ölüm, hemen bitiverenler içindir."
 
Bitmeyelim, savaşalım, kazanalım, yollar erisin adımlarımız altında.