Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İspanya etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Madrid: Estadio Santiago Bernabeu

Madrid'deki gündüzümüzün özeti; hostel, Prado Müzesi, togepy'nin Türkiye'den gelişi, maç biletlerini alma, yolda Feldkamp'ı görerek sıcak bir selamlaşma, KFC'de tıkabasa yeme ve stadın yolunu tutma... Stadın önünde onlarca güzel fotoğraf çektik. Togepy'nin özenle oluşturduğu kareler,ertesi sabah çalınan çantamın içinde o fotoğraf makinesinin de gitmesiyle tarihin derinliklerine gömüldü ki, gidenlerin içinde en çok üzüldüğüm(üz) buydu. İşin trajikomik tarafı, maç akşamı başka bir arkadaşımızın da cüzdanının çalınmasıydı. Stad tek kelimeyle muhteşemdi. Nou Camp'ta titrediğimi düşününce, Bernabeu tribünlerinin üzerinde bulunan devasa sobalar hayat kurtardı diyebilirim. Beni en çok kızdıran şey ise, sadece bizim bulunduğumuz tribün önüne gerilmiş file idi. Yenildik ama ezilmedik denir ya, hem öyle oldu (1-0), hem de bence İspanyolları elimizden kaçırdık :) Biraz daha inanmamız mı gerekiyordu, bilemiyorum... Maçtan sonra çalınan cüzdan için polis aramak, sonras...

Madrid: Pasaportumu Kaybettim...

Bir yılı geçti İspanya-Türkiye maçı için yaptığımız seyahatin üzerinden. Pasaportumun da içinde bulunduğu çantamı çaldırdığımdan (kabus!) bir türlü elim bu yazıyı yazmaya gitmemişti. Travmayı atlattım sanırım:) Diğer kısımlara geçmeden 'hayat bilgisi!' Yurtdışında pasaportunuzu kaybederseniz (veya çaldırırsanız) yapmanız gerekenler: 1. Sakin olmak: Durum sanıldığı kadar vahim değil. Çantanız da gittiyse ve herşeyiniz o çantanın içindeyse aynı şeyi söyleyemeyeceğim! 2. Bir polis merkezine giderek durumu tutanak altına aldırmak: İspanya'da polisler -en azından bize denk gelenler- ingilizce bilmiyorlardı ama, bir telefon numarası vererek bizi ingilizce konuşulan bir merkeze yönlendirdiler. 3. Vesikalık fotoğraf çektirmek: Dikkat edin, boynunuzda tuttuğunuz takımın atkısı olmasın, ben unutmuştum, komik oldu:) 4. Türk Büyükelçiliği/Konsolusluğu'na başvurmak: Bulunduğunuz şehirde varsa şanslısınız, yoksa o şehre ulaşmanız gerekiyor. En iyi kısım bu kısım, çünkü herkes çok ...

İspanya İzlenimlerim #5

Granada... Hindistan’a gidip Taç Mahal’i görmediğine bin pişman olan ben, bu kez İspanya’ya gidip El Hamra Sarayı’nı görmediğime hayıflanmamak için Granada’yı seyahat planına eklemeyi ihmal etmemiştim. Endülüs’ün başkentine gidip Granada’ya uğramamak olmazmış zaten! 3 saatlik, oldukça konforlu tren yolculuğunun ardından Granada’ya vardık. Eşyalarımızı hostela bırakarak, Türkleri çok seven hostelın sahibi amcanın tavsiyesiyle San Nicolas tepesine uzun bir yürüyüş sonrası çıktık. Bütünüyle ışıklandırılmış Elhamra Sarayı (La Alhambra) karşımızdaydı. Onca açlığımıza rağmen epeyce yokuş tırmanmamıza değdiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Manzaranın keyfini sürdürkten sonra kazınan midelerimize bayram ettirmek için şehre indik. Hostelımızın hemen altında bulunan bir Arap Restoranı olan Sultan’ı gözümüze kestirmiştik. Nitekim mezelerden oluşan bizim damak lezzetimize yakın salata tabağının yanında tavuklu pilav tercihimizle amacımıza ulaştık:) Yorgunluğumuzu da dikkate alarak Elhamra Sarayı...

İspanya İzlenimlerim #4

Çiçek Kokulu Şehir: Sevilla İspanya içi ulaşım için Türkiye’deyken ayarladığımız tek bilet, Barselona-Sevilla arası uçak biletiydi. Alternatifler içinde en ucuz olanını, http://www.vueling.com/ adresinden bulmuştuk, 30 euro. Biletleri alırken, check-in sırasında teslim edeceğimiz her bir bavul için ekstradan 10 euro ödememize rağmen, -tren dahil- en hesaplı ulaşım yolunu bulmuş olduk. Ve 25 Mart 2009 saat 14:30’da, gördüklerim içinde en güzeli, Endülüs’ün başkenti Sevilla’ya vardık. İlk hedef Guadalquivir Nehri idi. Güneşi gören insanlar, nehrin kenarındaki çimenlere uzanmış güneşlenirken, biz de bisiklet yolunu ihlal etmemeye çalışarak nehir boyu yürümeye başladık. Bir şehirde ne kadar çok bisiklete biniliyorsa, o şehir o kadar sakin ve huzurlu oluyor. Bir de yollar çiçek kokusuyla dolu olunca… Nehir üzerinde kurulu 12 köprüden biri olan II. Isabel'den, biri aşağıda fotoğrafı yer alan bina olmak üzere değişik görünümlü yapıların ne olabileceklerini merak ederek etrafı seyrettik. ...

İspanya İzlenimlerim #3

Barselona’ya devam... Antoni Gaudi. 1852 yılında dünyaya gelen Gaudi, 74 yaşında bir tramvayın altında kalarak hayata veda ettiğinde, geride La Sagrada Familia, Park Güell, Palau Güell, Casa Batllo, Casa Mila (Casa La Pedrera) gibi birçok özgün eser bırakmıştı. Eserleri bugün Barselona’nın simgeleri. La Sagrada Familia, bitmeyen katedral olarak anılıyor. Gaudi’nin ölümünden sonra katedrale pek çok eklemeler yapılmış ancak hala tamamlanabilmiş değil. 80 yılı aşkın bir sürede bitirilmemiş olması, ‘bitirilmek istenmediğindendir’ düşüncesini akıllara getiriyor. Park Güell ise, meşhur kertenkele de dahil olmak üzere Gaudi’nin eserleri ve şu anda müze olarak kullanılan evinin bulunduğu, şehrin yukarısında manzaralı bir park. Gezmesi eğlenceli, her an karşınıza ilginizi çeken, ‘bunu yapan insan olamaz’ dedirten eserler çıkıyor. Barselona’ya gidip Picasso Müzesi’ni görmemek olmaz dedik ama içeride fotoğraf çekmenin yasak olduğunu öğrenince, giriş parasıyla müzenin içindeki dükkandan alışveriş ...

İspanya İzlenimlerim #2

Barselona... Nou Camp'ın üstü kapatılsın! Yorucu otobüs yolculuğunun ardından, bavulları bırakmak için bu kez hostelın yolunu tuttuk. Burada hostel rezervasyonlarını nasıl yaptığımızdan bahsetmeliyim. Hostel araştırmamızı http://www.hostelbookers.com/ ve http://www.hostelworld.com/ adreslerinden yaptık. Burada kalacağın tarihi, ülkeyi ve şehrini seçtikten sonra, uygun hostellar daha önce orada kalanların verdiği puanlamaya göre sıralanıyor. Her bir hostelın konumu, personeli, güvenliği, temizliği, ek hizmetleri gibi kriterler de ayrıca yüzdelerle belirtiliyor. Bizim için temiz olması ve şehir merkezine yakın olması önemli olduğundan, seçimimiz bu iki kritere göre şekillendi. Başarılı seçimler olduğunu gördük :) Otobüs terminalinin hemen karşısındaki metro durağına geçtik. Barselona'da üç gün kalacağımız için bu kez her birimiz ayrı metro kartı aldık. Hostelımız Las Ramblas'a iki dakika mesafede, dar bir sokak üzerinde, gayet temiz ve güvenli bir yerdi. Bavullarımızı bırak...

İspanya İzlenimlerim #1

Ne zaman yurt dışına çıksam 4. günü bulmadan ‘Döndüğümde toprağı öpeceğim’ diyen ben, on günlük İspanya seyahati için de sonucun pek farklı olmayacağını düşünüyordum. Toledo günübirlik olmak üzere, beş farklı şehre gidip her birini keşfetmeye çalışmaktan mı, Akdeniz esintileri taşıyan mutfağında, yiyecek hiçbir şey bulamazsam tortilla (bir çeşit patatesli yumurta) ve pan (üzerine zeytinyağlı rendelenmiş domates sürülmüş ince ekmek dilimi) ile açlığımı bastırabildiğimden mi, yoksa 6-0’lık Barselona-Malaga maçı ile milli maçımızın heyecanından mıydı bilemiyorum, korktuğum gibi olmadı. Hatta iyisiyle kötüsüyle her açıdan rüya gibiydi diyebilirim. Yaklaşık iki ay öncesinden şekillendirdiğimiz rota şu şekildeydi: Yukarıdaki karışık tablodan da anlaşılacağı üzere, epey yoğun bir program oluşturmuştuk. Bu programa birebir sadık kaldığımızı belirtmeliyim. Madrid Barajas Havaalanı’na indiğimizde saat 13:30’du. Aynı anda Türkiye’de saatler 14:30’u gösteriyordu. Gece yarısına kadar Madrid’i gezme...

İspanya Demirsporludur! Çok yakında…

Yarın sabah Madrid’e doğru yola çıkıyoruz. Bavulumuzda formalarımız ve atkılarımız İspanya sokaklarını mavi laciverte bürüyüp döneceğiz. Tabi bolca fotoğrafla birlikte… Bir de İspanya-Türkiye maçını alırsak tadından yenmez. Pek ihtimal verilmese de, Fatih Terim’i, yürekli futbolcularımızı ve Euro 2008’deki başarılarını düşününce, neden olmasın diyorum.