Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yoldaşlar dönüyor, Diego'yla yola devam...

Dünya Kupası başlarken gönlümün Kuzey Kore'den yana olduğunu söylemiştim. Halk futbolu, endüstriye karşı sahaya çıkacaktı. Çıktı da, hatta ilk maçta son derece güzel bir futbolla Brezilya'ya 2-1 yenilmesine rağmen önemli dersler de verdi. Ardından talihsiz bir Portekiz yenilgisi (7-0 diyim bilmeyenler için) ve en nihayetinde bugün Fildişi'ne karşı alınan bir de 3-0'lık skor. Velhasıl, bir araba gol yedi yoldaşlar, memlekete dönüyorlar. Ama mesele bu değil... Mesele, bir karakter meselesi. Dünya Kupası'nın en "sol", en "kırmızı" renginin kendine has bir tonu kupaya bırakıp bırakamaması meselesi. Yoldaşlar bence bunu son derece güzel becerdiler. Temiz futbolun, hakemle oynamamanın, centilmenliğin, sportmenliğin, vatan sevgisinin bu kupadaki en önemli temsilcisi oldular. Futbolun güzel kısmının artısı komünistlerin hanesine kaydedildi. Teşekkür edelim buradan kendilerine... "Aman da Kuzey Kore'ymiş de, ne yapabilirmiş de, 7 gol yemiş de&q

en uzak mesafe...

Dört yıl boyunca tüm dünyadan en iyi futbol takımlarının katıldığı bir turnuvayı can havliyle bekliyorsun. Bu bekleyişine rağmen birileri en çok keyif aldığın tribün ambiyanslarından olan "seyirci çoşkusunu", "özel ülke tezahüratlarını" -ki arjantinliler yıllar sonra 'argentina' bağırabilecek kadar çoklardı- senden çalıyor. Hemde garip bir enstrüman benzeri "boru" ile. "Futbol kültürüne sahip olmak" diye boşuna bas bas bağırmıyoruz. Bu organizasyon nijerya'da olsaydı böyle başarılı bir şekilde finanse edilemezdi ama orada en azından "tam tam" sesleri ile çoşkulu seyirciler görmemiz G.Afrika'daki hilkat garibesi tribünlerden daha fazla heyecan verici olurdu. En azından milli marşlar sırasında susarlardı ve en azından basın mensuplaryla takım otellerine eli silahlı adamlar girip soygun yaptığında "Burası Afrika'nın göbeği napalım yani?" deme lüksüne sahip olunurdu. Hepsinden mükemmeli Nijerya gibi bir Afrik

Yönetim ve Başkanlık Meselesi...

Alışık olduğumuz bir yönetim kriziyle başbaşayız yine. Olağanüstü kongrelerimiz, olağanlaştı; bunların ertelenmesi ve bir türlü liste çıkmaması da... Herkes birbirinin manevrasını kolluyor. Çünkü birçokları iş yapmak derdinde değil, sadece iş yaptırmamanın planlarını yapıyor. Başımıza geldi biliyoruz; yapmak yerine yaptırmamayı-engellemeyi tercih edenler çoğunlukta. Demirspor kazanı, kendi çocuklarını kaynatarak fokurdamaya devam ediyor. Kulislerde ne olup bittiğiyle ilgilenmiyorum. Ben, taraftar olarak-istikrarı tercih edip, Bekir Çınar'ın kalmasından yanayım. Planladığı birçok işte başarısız olmasına, kendine destek verenlerin kalbini kırmasına ve onları yarı yolda bırakmasına rağmen, şu anda Bekir Çınar'a tercih edebileceğimiz kimse yok. Başladığı işleri bitirmek ya da telafi etmek için yeni bir fırsat verilmeli. Herşeye en baştan başlamaktansa, buradan devam etmek iyidir. Yine de kim gelirse gelsin, benim beklentim, cebindeki para kadar hareket etmesi. Gelsin ve bütçesini

Altın Kozalak 2010

Altın Koza Film Festivali, bu yıl bazı dar görüşlülerin elinde heba oldu. Sinema ile eğlenceyi eş tutan zihniyet, tam da Filistinli sinemacıların özel konuk olduğu bu yılki programı "ileri" bir tarihe erteledi ki aslında birçok sinema otoritesi bunu iptal olduğu konusunda hemfikirdi. Umarım yanılırız. Festivale paralel olarak her yıl bugünlerde biz de Demirspor'a dair, tersinden ödüller dağıtıyorduk; hak edenlere teşekkürlerimizle değil teessüflerimizle... Açıkçası bu yıl, ödül verecek kimse bulamadım. Taraftarı, yöneticisi, futbolcusu-herkes görevini layıkıyla yaptı. Helal olsun size! Bu yıl -vertumnus'un önerisiyle- tek bir ödül veriyorum: Bir arada kalmayı beceremeyen bize, Ankara Tayfası'na. İğneyi başkasına, çuvaldızını kendimize, böğrümüze batırıyorum. Bu ödül, bizi başarılarımızla değil eksiklerimizle, doğrularımızla değil yanlışlarımızla yargılayan ve iyiniyetimizle değil kendi önyargılarıyla bizi yanında hisseden herkese gitsin. Aferin bize! Altın K

Perşembe Konukları #26-"Antalya İzlenimleri"

--- Birkaç dakikayla cumaya sarkmış bir perşembe konukları yazısı. ODTÜ'lü akademisyen arkadaşımız Müslüm, Antalya'daki izlenimlerini bizimle paylaşıyor. --- Hikayemin başı birçoğunuz için tanıdık gelecektir: Yapılmayı bekleyen bir ton işin arasında ziyaret edilen yerel haber siteleri, spor blogları ve sonuç olarak uyanan orda olmalıyım duygusu... Ek olarak, Tarsus ve Gençlerbirliği maçlarını saymazsak, bu bünyenin hiç deplasman havası solumamış olduğu gerçeği de imdada yetişince kendimi ikna etmem zor olmadı diyebilirim. Sonuç olarak apar topar Antalya’nın yolu tutuldu ve bir gün önceden akraba evine konuşlanıldı. Maç günü erkenden Adana’dan gelen kafileyle buluşmak üzere, Livorno-ADS atkım ve kulaklığımda Bandista’nın ezgileriyle stada doğru yola çıktım. Biraz saatin erken olmasından, biraz da bu keyfi biraz daha uzatmak istememden yürümeye karar verdim. Yaklaşmaya başladıkça stada, ikişer üçer kişilik gruplar halinde Demirsporlularla karşılaşmaya başladım. Stadın önüne g

Yılmaz Güney

Tayfadan Jose Marti, Paris ziyaretinde, ünlüler mezarlığı olarak bilinen Pere Lachaise Mezarlığı'nda Yılmaz Güney'in kabrine de uğramış ve fotosunu göndermiş. Yılmaz Güney, 1984 yılında Paris'te vefat etmişti.

Bir Stadyumda Görülebilecek En Güzel Şeyler...

Üşüyorum... Üşüdüğüm zaman en çok ayak parmaklarım acıyor benim... Ayak parmaklarım tam şimdi çok acıyor... İnce giyinmedim oysa ki...Evden çıkarken neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Neyle karşılaşacağımı bilmediğim günlerde sıkı giyinmek gibi bir alışkanlığa sahibim. En azından Söğütözü'ne Ankara'nın kar sonrası soğuğunda yürümek durumunda kalacağımı biliyordum. Sonrası meçhul...Konser iptal olabilir, tekrar aynı yol yürünebilir, "olay" çıkabilir, gözaltı olabilir... Maltepe'de buluşuyoruz. 2 kişiyiz. Büfeden bozma küçük bir börekçide ıspanaklı börek yiyor..Ben büyük bardakta çay içiyorum. Ortak arkadaşlar aracılığıyla tanışıp, eylemlerde rastlaşıp, arkadaş olmuş 2 kişiyiz. Grup Yorum konserine gidiyoruz. Börekçiden sonrası yürüyüş. Maltepe'den Söğütözü'ne...Çok soğuk... O zamanlar Yükseliş Koleji'nin şimdilerde TOBB'un üniversitesinin olduğu binaya geliyoruz. Saat erken henüz, binanın önünde beklediğimizin çok altında cılız bir kalabalık var.

Başlarken...

Futbolu sevenlerin 4 yılda bir denk gel-ebil-dikleri bir oyun ve tribün karnavalı...Bir tür "1 ay boyunca toplu çıldırma" durumu...Tüm dünya, bir top ve bir saha, gerçekten enfes bir fikir... Yaklaşık 30 dakika sonra başlıyoruz... Gönlüm Kuzey Kore'den yana. Emperyalist suçlamaların ve kuşatmaların gölgesinde onurlu bir halkın futbolu koca bir endüstriye karşı... Forza Kuzey Kore!

Yordun Bizi Demirspor...

Yordun bizi Demirspor; yordun ve kırdın... Senin için canını dişine takanları birbir yendin. Senin için birşeyler yapmaya çalışanları elinin tersiyle ittin. Senin için yollara düşen, zaman veren, emek veren, para harcayan, kavga eden bizleri üzdün, sindirdin, beter ettin. Yordun bizi Demirspor; yordun ve kırdın... Adana Demirspor, 70 yıllık koca çınar, o gün ışığı geçmez koca dallarının-yapraklarının arasında koca bir küskünler ordusunu barındırıyor. Adana Demirspor, 70 yaşındaki savaşçı, toz dumana kattığı savaş meydanında, tozlarının içinde bir küskünler odrusunu barındırıyor. Adana Demirspor, 70 yıllık camia, taraftarını yiyerek ayakta kalıyor. Bu takım için ne yapılabilir, bu takıma ne kazandırılabilir, bu camia için iyi olan nedir sorularının peşine takılıp gidenler, birbir sindiriliyor, tersleniyor, duvara çarpmaktan bitkin düşüyor. Kafana göre değil, kafanı kullan Demirspor diyenler, hep yanılmaktan sıkılıyor. Mücadele azmi, yerini 5 Ocak'ta bir köşeye geçip, sessizce ke

Bir Tebessüm

Gerek içerde gerek dışarda ve gerekse Demirspor konusunda pek içaçıcı haberler yok gündemde...Bu haberler arasında bir tebessüm...Büyük Başkan Bekir ÇINAR'ın doğum günü bugün!İyi ki doğdun;DEMİRSPORLU oldun Büyük Başkan!!!