28 Şubat 2014

Trenle Adana'ya, Tersine Deplasmana

Ankara Tayfası bu akşam trene atlıyor, demir rayların üzerinden Demirspor'a kavuşuyor. Biletler alındı, yolculuk saati bekleniyor.



En son 2008'te böyle bir tersine deplasman yolculuğu gerçekleştirmiştik; yine Adana Derbisi için. Bunu bir gelenek haline getirmek için adımlar atılıyor böylece.



27 Şubat 2014

#DerbideDemirspor

Adana derbisi bu yılki en önemli maçımız olarak görünüyor. Play-off hedefinden uzaklaşılınca bu yılı anlamlı haline getirmenin yolu olduğu için... 2008'te 1 puan alsak doğrudan çıkacağımız bir maçı "yukarının" isteğiyle rakibe verince bu maçların anlamı daha çok arttı. Geçen yıl 45 dk.da 4 gol atmak o öfkeyi ancak bir nebze dindirdi. Son iki maçta puanlar eşit olsa da onların üstündeydik, bu kez puan farkıyla yukarıdayız. Aramızda mesafe olması iyidir. Mesafeyi koruyalım! O efsane sözle söylemek gerekirse, "herkes kendi metrekaresine!"

25 Şubat 2014

Bu Maçı Alın, Başka Yolu Yok!

Ne eritilecek 30 milyon euro'muz var ne lobimiz ne de şirketimiz... Demirspor taraftarının bu haftaki derbinin kazanılmasından başka bir derdi yok. 2008'teki oynanan oyunlardan dolayı şüphelerimiz de var. Rakip takıma bu maçtan puan verilmesi doğrudan bizi ateşe atar. Taraftar bu spekülasyonlara kulak vermek istemiyor, o vakit siz de çıkıp gereğini yapın Demirspor topçuları!

Onlar da bu beklentinin farkındalar ki destek çağrısı yapmışlar: http://adanademirspor.org.tr/haber-detay.asp?newID=1483

Onların çağrısına karşı bizim sözümüz de açık: Bu sene verilen destek kadar hiç bir yönetime, teknik adama futbolcuya destek verilmedi Siz de artık sabırları zorlamayın, zihinleri bulandırmayın, kalitenizi konuşturun ve bu maçı alın, başka yolu yok!


Demirsporlar'dan İyi Haberler

Bu hafta hem Eskişehir Demirspor hem de Kocaeli Demirspor güzel galibiyetlere imza attı. Dem-Dem lider Arnavutköy'ü yenerken, Kocaeli Demirspor da yenilgisiz Çınarlı'yı mağlup etti.

Haberler www.demirsporlar.com 'da

23 Şubat 2014

Kaybetmemek


Urfa maçı ile yine kendimize has, garip bir istatistik tutturduk. Bu mağlubiyetler koymuyor artık bu bilinsin. Ama AŞ maçında böylesi bir tabloyu kimse hazmedemez, maalesef… 
Sahada mücadele edenlerin iyi niyetinden şüphe duymak istemiyorum. Buna girersem lig bitmez, hayatın anlamı kalmaz. Bu ilk akla gelen şey olsa da, akla her geleni dillendirmemek gerekir. Tesadüf olarak değerlendirip geçelim bakalım.
Mustafa Uğur geçen sene takımın başına geldiğinde bitik bir takım vardı. Tribünde, sahada, fizik ve moral olarak… Sonra bu takım haddini bilip, iyi kapanıp kontralarla çıkmaya, goller bulup yine iyi kapanmaya başladı. Puan tablosunda bizim yerimize bakıp gelen takımlara çakıp gönderiyorduk. 1461 Trabzon ikramıyla playofflara da kaldık. Aslında olmamız gereken yer tam da ligin ortalarıydı. Aynı bu sene olması gerektiği gibi.
Demek ki haddimizi bilmiyoruz. Demek ki bizim öncelikle gol yememek üzerine bir oyun yapısı kurmamız gerekli. Bu saatten sonra sahaya çıkan her oyuncunun aklında gol yememek düşüncesi olmalı. Oyunun tek ofans tarafını –o da kafasına estiği zaman – oynamaya niyetli oyunculara “siz az oturun bakalım” dememizin zamanı geldi. İster yedi kişiyle gidelim, ister üç kişiyle, biz gol atıyoruz zaten. Atmaya da devam edeceğiz. Eldeki malzemelerle en iyisi nasıl yapılır, bunun üzerine eğilmek şart. Bunu kısa vadede sağlamanın tek yolu kafayı gözü yarmış, kaybetmemeye adanmış bir oyuncu topluluğu yaratmaktan geçiyor. Öncelikle moral bir motivasyon yaratmak lazım. Adanaspor maçı bu motivasyonun itici gücü olabilir. Arkasına cehennemvari MİY deplasmanı geliyor. Nasıl bir kadro yapısı kurulabilir peki?
Kaleci ve stoperlerin isimleri değişse de performanslarında bir farklılık görülmüyor. Yalnız Burak’ta belirgin düşüş var. Yiğitcan – Erdi ikilisi daha evladır. Solda Oğuzhan, defans tarafını geliştirmeye çalışırken ofansı da unutmuş görünüyor. Nurettin tekrar düşünülmez mi? Sağ taraf şimdilik boş kalsın, Urfa maçında da boştu zaten. En kritik gördüğüm yer, defansın önü. Rıdvan sakatlanmadan önce hoca burada deniyordu. İyileşmedi mi hala Rıdvan? Bütün sahayı koşup topları ezse dahi ruhuyla oynayan bir oyuncuydu. İyileşse, ya sağ bekte ya da defansif orta saha olarak ondan verim alsak. Keza İlhan Aydoğdu, A2 liginde 90 dakika oynuyorsa normal ligde de 60 dakika çıkartamaz mı? Çıkıp harikalar yaratsın demiyorum, beklentim belli. Çıkıp oynayabildiği kadarını oynasın, yeterli. Ferhat ile beraber yaratıcılığı belki az ama daha sert bir ikili olurlar. Önlerinde kesinlikle Yusuf olmalı, onda da hem ruh hem yetenek var. Efe’den maalesef bir şey görmüyoruz sezon başından beri. Erçağ ve Timur da sahada olması gereken savaşçı isimler. Hocaların Juninho alerjisi mi var peki? 90 dakika oynayamaz diye bir doktor raporu mu var ellerinde?

Bolca boş laf ettim, kadro kurdum, oyuncu tedavi edip sahaya sürdüm, mentörlük yapıp motivasyon yükledim. Buna mecburdum, çünkü zaman kısıtlı, acil puanlara ihtiyaç var. Bu saatten sonra futbolcuların kaybetmemeyi ne kadar istedikleri belirleyici olacak. Bize kaybetmeye tahammülü olmayan oyuncular gerekli. Bunların en başında Erçağ geliyor. Takımı onun etrafında yeniden şekillendirirsek en azından sahada kaybedince bizim kadar olmasa da üzülen bir takım izlediğimize ikna oluruz. “Kaptan” Erçağ, takımını düzlüğe çıkarır diye umuyorum. Umarım yanılmıyorumdur.

Ş.Urfaspor:2 - Adana Demirspor:1

Yeter artık ya! Dalga mı geçiyorsunuz bizimle... Komediyi trajediyi falan geçti artık bu senaryo. Hep aynı şeyi yaşayıp durmak zorunda mıyız?

Kim neye nasıl müdahale edecekse etsin artık. Taraftara bu eziyeti çektirmeye hakkınız yok.

22 Şubat 2014

Hoca Farklı Sonuç Aynı

Yücel İldiz'le 2 galibiyet ve 8 puan puan topladığımız ilk 7 haftada, ikinci yarı Mustafa Uğur'la 10 puan topladık. Ankaraspor maçını da onun hesabına yazıyorum. Aynı rakiplere karşı hemen hemen aynı performansları gösterdik.  Şimdi de ilk  yarıda 3'te 3 isteyip 3 beraberlik aldığımız periyot başlıyor. Urfa deplasmanından sonra Adanaspor ve Mersin maçları bu sezonun en önemli kısmı olacak. Hem yönetim hem de futbolcular bunun farkında olmalı.  Bu kez yeni bir hocayla bu maçları yaşayacağız, öncekilerin takım tam olarak istediklerini uygulattığını düşünmüyorum. Takım hala futbolcular ne istiyorsa öyle ilerliyor. Bakalım Nurettin Yılmaz değişiklik yapabilecek mi?

19 Şubat 2014

Adana Demirspor:2 - Ankaraspor:3

Bu yıl çokça tekrarlanan bir şekilde, yine iki farklı öne geçip rakibe yakalandık ve bu sefer puan alamadık. Kendi sahamızda 2-0'da maç vermenin hiç bir açıklaması yok.

Bu maçta herkesin kendince bir suçlusu var. Herkes birilerini hedef tahtasına koyacaktır. Stattakiler Erçağ'ı seçip yuhladı. Takımın bu kötü durumunda tek sorumlu Erçağ mı? Oyuncularımız bir bütün olarak gol yedikten sonra reaksiyon göstermiyor; onu çıkarmak, sonucu çevirmek için ekstra mücadele göstermiyor. Bir panik haliyle maç gelip geçiyor.

Kaleci transferimiz hiç bir işe yaramadı. Defansa ve orta sahaya yapılan müdahaleler de bir sonuç vermiyor. Kadroyu değiştirmek, onları bir takım haline getirmedikçe birşeye yaramıyor. Yönetimin bu kaos ortamına acilen müdahale etmesi ve takım içi disiplini sağlaması gerekli.

18 Şubat 2014

Mustafa Uğur Sevmek-Nefret Etmek

Mustafa Uğur'u çok sevmekle nefret etmek arasında dolaşıyor Demirspor taraftarı. Ben kişisel olarak iki uçta da değilim. Hocanın belli bir kalitede olduğunu, takımı moktrolü altında tuttuğunu söylemek mümkün. Hali tavrı, düzgün bir insan olması onu sevmeyi kolaylaştırıyor. Ama tribünde herkes antrenör ve herkes taktisyen olduğu için onları mutlu etmesi biraz zor. Herkesin takımda bir ya da iki futbolcuyu seçip günah keçisi ilan ettiğini görüyoruz. Bunlardan biri de Rostand, aslında Rostand attığı 8 golün bir kaçını Yücel İldiz döneminde atsaydı, o hoca da gitmeyecekti. Biraz geç açıldı. (Ama ben bunu yazmıştım!) Şimdi topu kaybetmeyen, alıp dönüp dağıtan bir oyuncumuz var ama biz onu etkili kullanamadığımız için sanki oyuncu kötüymüş gibi görünüyor. Yücel Hoca gibi Mustafa Hoca da Rostand'dan vazgeçemedi ama aynı şekilde oynattı. Belki yapacağı birkaç müdahale ile onu daha etkili kılabilirdi.

İşte burada Mustafa Hoca'nın hataları devreye giriyor. Elindeki kadroyu belki fazla transferle şişirmedi, genç oyunculara şans verdi ama bir yandan da saha içindeki oyuncuları iyi kullanamadı. O mu hataşı, oyuncular mu hocanın anlattıklarını yapamıyor, oraaını bilemiyorum. Ama mesela Özgür Öçal ısrarı, tek forvet ısrarı, Juninho'yu ikinci yarı bir türlü forma sokamaması, kenardan gelen oyuncuları iyi kullanaması ile puan alacağımız maçlardan elimiz boş dönmesine neden oldu.

"Mustafa Uğur hoca değil" şeklindeki öte ucu anlamak da zor. Bu arkadaşların kafasında ideal bir hoca tanımı varsa da bunun Türkiye şartlarında olduğunu söylemek güç. Sadece eleştiri ve yıkıcı eleştiri üzerine kurdukları bir tarzları var. Yücel İldiz de ismi olan, başarıları olan bir hocaydı, şansı biraz yaver gitse bu noktada olmayabilirdik. Onun döneminde de takım kötü top oynamıyordu ama yolunda gitmeyen birşeyler vardı. Mustafa hoca'nın da hatalarıyla birlikte kötü hoca olduğunu düşünmüyorum. Sahadaki oyuncu, tribündeki taraftar kadar teknik direktörün de hata yapma hakkı var. Ancak bu denklemde ipleri ilk çekilen, hatasından dönmek için en az zaman tanınnan teknik direktörler oluyor.

17 Şubat 2014

Mustafa Uğur Ayrıldı

Son üç maçta 1 puan toplayarak play-off hedefinden uzaklaşan Demirspor'da Mustafa Uğur ile yolların ayrıldığı bilgisi geldi: http://www.mavisimsekler.com/adana-demirspor/mustafa-ugur-istifa-etti.html

16 Şubat 2014

3x8=10

24  maç sonrası 8'er galibiyet-mağlubiyet-beraberlik ile playoff ve düşme potasına 10'ar puan mesafedeyiz. Bu dengenin lehimize bozulması için arka arkaya galibiyetler gerekli. Bunun için de  öncelikle Mustafa Uğur'un hatalarından ders çıkarması ve gol yollarımızın buraz etkili olması gerekli. Çünkü defans hattı için birşey diyemiyorum. Belki Özgür'ün yapacağı birkaç düzgün orta işimize yarayabilir. Hani Buca maçında bizi çıldırtan ortalara benzemeyen cinsten...

Bucaspor:1-Adana Demirspor:0

Yine puan alabileceğimiz bir deplasmandan elimiz boş dönüyoruz.  Hiç de deplasman takımı gibi oynamadığımız, 3-4 net pozisyonumuzun olduğu, ikinci yarı tek kaleye çevirdiğimiz maçı beraberliğe bağlamalıydık en azından.  Ama Mustafa Uğur hocanın oyuncu değişiklikleri buna izin vermiyor. Bu kez sezon boyu ortalıkta olmayan Raşit'ten maçı tutmasını bekledik. En hareketli oyuncularımız Erçağ, Timur kenara geliyor, Juninho açık alanda etkili olacakken rakip takım gol atıp kapanınca oyuna giriyor.

Play-off'u hocanın hataları nedeniyle kaybediyoruz.

Maçtan önce taraftarımızın olduğu belediye otobüsünü taşlayıp kendi hemsehrilerini yaralayan, maç boyu tahriklerine devam eden Buca taraftarı küçük takım taraftarı olduğunu kanıtladı. Bir taraftar kendi maçında niye başka takım kehine tezahürat yapar, bu nasıl bir ruh hali anlamış değilim. Maç sonu küfürleri, PFDK tarafından nasıl değerlendirilecek,  göreceğiz.

200 civarı Demirsporlu, tek kelime küfür etmeden 90 dk takımımızı destekledik, maç sonu da tribüne çağırdık, tayfa da oradaydı, Yıkıla yıkıla, yine bi deplasmandan evimize döndük.

15 Şubat 2014

Buca'dayız

Bucaspor'la Adana'da oynanan 5-5 ve 5-4'lük spektaküler maçların ardından bu kez yeniden İzmir'de oynuyoruz. Daha önce eski stadlarına deplasman yapmıştık (http://www.adanademirspor.net/2013/03/bucaspora-dair.html) , bu kez yeni statta olacağız. Playoff'tan kopmamak için önemli bir maç. İzmir deplasmanlarından güzel sonuçlarla döndüğümüz olmuştu, umarım bu kez de yüzümüz güler.

10 Şubat 2014

Savunma Yapmak

Bu sene becermediğimiz işlerin başında geliyor, savunma yapmak. Teknik-taktik işlerinden pek anlamam ama savunmayı artık sadece defans hattının ve kalecinin yapmadığı, günümüz futbolunda kabul edilen bir gerçek. Ceza sahası etrafına dizilip, 11 oyuncuyla kapanıp savunma yapılmadığının en iyi kanıtı, her sene düşen takımlar. Bunların hiç biri savunmasını kalabalık tutmadığı için düşmüyor. Kötü savunma yaptıkları için düşüyor.

Ne yazık ki son Samsun maçında bunu doğrudan gördüğümüz gibi ve tüm sezon yediğimiz gol sayısına bakacak olursak bizim de kötü savunma yaptığımız ortada. Özellikle orta sahamız savunma yapmıyor. Geri hattımız da kucağında bulduğu bombayı defetmekte zorlanıyor.

Samsun maçında savunmaya adam alarak skoru korumaya çalıştık. Ama sahaya savunmacı birini almak zaten takıma geriye çekilin mesajı vermektir. 3-4 gol attığımız maçlarda bile skoru korumakta zorlandığımız ortada. O zaman geriye çekilip maçın bitmesini beklemek nasıl bir düşüncedir?

Şampiyon kadroda yer alan, geçen sene başında da kesik yemesine içerlediğimiz ve blogta hep oynamasını arzu eden yazılar yazdığımız Burak Keskin'in bu seneki performansı içler acısı. Bu futbolcunun kötü performansı doğrudan ondan mı, oynadığı diğer oyunculardan mı kaynaklanıyor-bu Mustafa Uğur'un işi. Ama acilen toparlanması gerekli. Erdi'nin ağırlığı zaten ortada. Savunmayı ortadan sadece Yiğitcan topluyor. Kanatları ileri-geri kullanmakta sorun yaşıyoruz. Özgür zaten 90dk.yı tamamlamakta zorlanıyor. Bunun üstüne vurdumduymazlığı ve top kayıpları bir türlü bitmedi. Keremcan'ın kanadı genelde gol yediğimiz yer oluyordu, o gidip yerine Oğuzhan'ın gelişi de şimdilik sorunu çözmüş görünmüyor. Hareketli forvetleri ve kanat oyuncuları olan takımlara karşı zorlanıyor ki son yılların önemli özelliklerinden biri de takımı taşıyan ortasaha oyuncularından ziyade hızlı kanat ve açık oyuncuları. Biz de bu işi bir parça Erçağ ve Mehmet Eren yapıyor. Ama onların arkalarındaki boşluğu toparlamak kolay olmuyor.

Play-off umutlarını tamamen tüketmemek için, ilk yarıda yine çok gol yediğimiz Buca maçı öncesi Mustafa Uğur'un savunma disiplini üzerine düşünmesi ve bizi ikna edici açıklamalar yapması gerekli. En azından sahada konuşsun ve değişklik yaratsın.

8 Şubat 2014

Adana Demirspor:3-Samsunspor:3

İki ve daha üstü farkla öne geçip maç verme noktasına gelen alışkanlığımız ne kötü! Skoru koruyacağız diye verdiğimiz iki puan... Geçen hafta da yapılan son dakika Burak Keskin değişikliği!  Ve golde rakibini kaçıran Burak.

Tempolu başlayan, golleri bulduğumuz maçta son dakikalara nefesimiz yetmedi. Ikinci sürekli defans yaptık. Bu şekilde yapılan savunmanın birşeye yaramadığı ortada. 70. Dkda Aten tamamen tükenmiştik. Rakibin arkada bıraktığı boşlukları kullanamadık. İkinci yarı tek doğru dürüst şutu 90. Dkda çekebildik.

Eğer Juninho hazır değilse bir an önce hazır hale getirilmeli, Erçağ eski yırtıcı performansına kavuşmalı, bunlar teknik ekibin işi. Ama M.Uğur hala Burak Keskin derdinde.

Yenilerden Timur hırslı ve istekliydi, ilk golün yaratıcısı da oydu. Bilal fena değildi. Mesut ilk 11 şansını iyi değerlendirdi ama sezon ortası olmasına rağmen hala 90 dk oynayacak durumda değil.

Rakiplerin değişiklikleri maç çevirirken bizimkiler hiç birşeye yaramıyor. Mustafa Uğur'un kulübeyi hazır tutması lazım.

Akem Tayfun Özkan en ufak temasta aleyhimize faul çalarak zaten düşük tempomuzu iyice düşürdü. Samsunla oynadığımız son 4 maç 0-0, 1-1, 2-2, 3-3 bitti!

7 Şubat 2014

Samsunspor Maçı Öncesi

Samsunspor maçı, hemen üstümüzdeki rakiple kopmamak adına oldukça önemli. Aradaki 7 puan farkın açılması play-off umutlarını sıkıntıya sokacak. Rakibin dış sahada 11 maçta 6 beraberlik alması ve iki takım arasındaki son üç maçın da berabere bitmesi de maçın ortada olduğununu göstergesi. Rakip ayrıca son 7 maçını kaybetmedi ve bunların beşini kazandı.

İç sahada iyiyiz ancak yine de rahat maç kazandığımızı söylemek mümkün değil. Bu maçta yine öncelikli hedef kolay gol yememek olmalı.

Dikkat etmemiz gereken bir diğer nokta da tribündeki tavrımız. TFF'nin değişen yönetmeliği nedeniyle başka takımlara yönelik tezahüratlar, süre sınırı olmaksızın ceza kapsamına girdi. İkinci devre maçlarda yediğimiz 13bin ve 26binlik iki para cezasının artmaması açısından bu maçtaki sabrımız, otokontrolümüz önemli.

Uzun Bir Deplasman Yazısı

Arkadaşlarımdan resimler gelsin diye bekledim ama gelmeyince yeterince resimsiz yazmak düştü bana da.
 
Gönül isterdi Balıkesir'e bir minibüs dolusu gitmeyi ama ne İsmet Abi'ye güvenebildik o kadar yol için ne de kısa sürede maça gelebilecek o kadar adam bulabileceğimize. Velhasılkelam doluştuk bir arabaya 4 kişi (dönüşte 5) çıktık yollara.
 
Deplasman eğlence bizim için. Cenk etmekten hoşlananlar için bulunmaz nimet deplasman. Yapılması zor olanı yapmak. O nedenle keyifli bir yolculuk geçirdik. Yola çıktığımızda sabah 4:30 idi. Döndüğümüzde 23:30. İşte bunu yapana garip gözlerle bakılacağını bilmenin hazzıydı belki de bizi yollara iten.
 
Nuh ve Fatih gece 12'de düştü yollara. Güzel kahvaltıları da biz yolda iken bize düştü. Bunu yapmaları hiç hayrımıza olmadı. Çünkü canımız çekti. Ve bir deplasman yolculuğunda yenecek en son şeyi yedik. Pastırmalı yumurta. Evet yedik ve döndüğümüzde onca yorgunluğun üstüne o pastırmalı alın teri kokusu diyeyim ben normal insanlar arasında eminim çekilmezdi.
 
Timur kendini gösterdi gidiş yolunda. İnanamadım gerçekten. Ankara Tayfası'na elit diyorlar, halktanız diyoruz :) adam, makale yazdı gidiş yolunda. Ötesi olamazdı sanırım. Ramazan da bana zamanında, "Demirspor'da buluşsak da ayrı dünyaların insanıyız." demişti. Güzel adam Timur.
 
Yol boyunca Apo yanımızda olmadığı için onu bir güzel paketledik, yıkadık, dualarımızı ettik ve gömdük. Gıyabi cenaze namazını kıldık Apo'nun.
 
Eğlenceli bir yolculuk sonrasında Balıkesir'e vardık. Balıkesir'de Balkes'lerin centilmen taraftarları karşıladı bizi. Nuh ve Fatih'i ağırlayan takımlarının ağır abileri. Kısa sohbetimizden de rahatlıkla anlaşılıyordu bu tür insanların futboldaki gerilimi düşürüp, kültürü yerleştirmek için fazlası ile gerekli olduğu. Samimi yaklaşımları için teşekkür ederiz.
 
İstanbul'dan Kemal Uçar kardeşimiz gelmişti. Ankara Tayfası'nın bağrından kopan yiğidimiz gitmiş İstanbul polarları giymiş. Yabancıya gitmemiş kardeşimiz. Omuz omuza maç izledik. İnsan yanında ünlü biri olunca sevindirik oluyor.
 
Pankartımızı astık sonrasında. Gördük ki; stada isteyince pankart asılıyor. Dedik herhalde farklı bir ülkeye geldik. Polisler pankartı açtırma gereği dahi duymadılar. Teşekkür ederiz kendilerine.
 
Şimşekler Grubu da tribündeki yerini alınca artık sıra taraftarın emeklerin karşılığını almasına gelmişti. Taraftarın emeğinin karşılığı aslında takımının yenmesi değildir. Taraftarın güzel bir tribün yapmasıdır. Onca yolu gelip, çekirdek çinterek maçı izlememek, futbolcu kadar ve ondan daha çok belki tribünde yorulmaktır.
 
Maçın başında Balkes taraftarları iyiydiler. Hoşuma gitti. İşte böyle ev sahibi taraftar istiyorum, böyle taraftarı olan kentleri seviyorum dedim kendi kendime. Ancak taraftarın o ateşi beş veya on dakikalık imiş. Ağırlıklı olarak seyirci durumundaydılar. Bu açıdan bakınca örgütlü Demirspor taraftarı gittiği her yerde kendini gösteriyor. Özellikle deplasman tribünü bir mimarlık harikası idi. Sesin sahaya gitmemesi için her şey düşünülmüştü. Futbolculara ulaşmayı başarabildik mi bilemiyorum ama 60 dakika iyi tribün yaptık.
 
Tribünü yaparken de çok eğlendik. Ne de olsa Balıkesir de lige ilk başladığı 6'da 6 yaptığı dönemdeki topunu oynamıyordu. Bizde iyiydik. Gol yiyecek bir görüntü arz etmiyorduk. Hatta ilk yarının son dakikasında top ağlarımıza gidince, bu gol haksızlık diyebildik açıkça. Nitekim ofsayt gerekçesi ile verilmedi gol.
 
Timur makale yazmış, doktor adam. Öyle her tezahürata bağırmaz. Her an coşmaz. Bir ağırlığı vardır. İşte öyle takılırken Adem abinin bir işareti ile Tayfa'nın çocuğu olduğu kadar Grubun çocuğu olduğu da hatırlatıldı kendine ve tanrılar kurban istedi, hiç düşünmedik verdik Timur'u. Ramazan yanı başına aldı ve coşkun tezahürat seline kapıldı kardeşimiz.
 
İkinci yarıya iyi başladık. "Sen Var Ya" tezahüratını duyuyordum ama eşlik etmek kısmet olmamıştı. İkinci yarı muhteşem girdik o tezahüratla. Etkileyici de oldukça. Tezahürat bitiminde tribün olarak güçten düşmeye başladığımızı hissettim. Ne zaman böyle hissetsem sanki takım da düşüyor. Ne zaman tribünle takımın aynı anda düşmekte olduğunu hissetsem gol yiyoruz. Maalesef yine öyle oldu. Basit bir defans hatası ile golü kalemizde gördük.
 
Maçın üstünden 4 gün geçmiş, şimdi maçın eleştirisine gitmeyeceğim. Ancak sadece Erçağ'a bir parantez açmam lazım. Eskiden güçlüydü Erçağ. Kendine güvenirdi. Aldı mı kanatta giderdi. Şimdi yine mücadeleci ama eski Erçağ'ın yerinde yeller esiyor. Bir ara keyifle aramızda Milli Takım'a bir Erçağ lazım derdik, şimdi Demirspor'da sorguluyoruz. Umarım kendini bulur.
 
Golü yedik ve sonrasında dünyaları kaçırmadık. Takım yeterince güçlü ve saldırgan değildi. Son dakikalarda bir akıl tutulması yaşadık adeta. İleri gitmek, top şişirip ceza sahasına yığılmak gerekmez miydi? Yapamadık. Son topumuzu bile ceza sahasına atmak yerine kanada atmayı tercih ettik. Yönetimin ilk mağlubiyeti oldu. Son olmayacaktır ama umarız ikinci bir seri yakalarız bu maç sonrasında.
 
Maç bitti. Bence gereksiz gerilimler yaşandı. Balıkesir taraftarları koyduk mu, dediler. Bizimkiler ağırlıklı olarak münferiden sataştılar. Bu koyduk mu tezahüratını çok çocukça buluyorum. İlk okulda, moralini bozma bunlar kazma derdik ya, ona benziyor bence. Çok moral bozucu bir tezahürat olmasa gerek. Neden o kadar takıldık kaldık buna anlamıyorum. Çok daha ağır ithamlara maruz kaldığımız oldu oysa. Eşek pisliği dökülmüş tribünlere gittik, hoparlörün kulağımıza dayandığı tribünlere, anamıza avradımıza organize şekilde dakikalarca sövüldüğü tribünlere, bizi sinirlendirmek için kendilerini değil de rakibimiz olan diğer takımları destekleyen tribünlere. Üstelik aynı basit tezahüratı kendi tribünlerimizde engelleyemediğimizi de kabul etmek lazım. Golü atınca kendini bırakıp rakibe çocukça yüklendik biz de. O nedenle Balıkesir tribünlerinin bu çocukluğunu kendimize de bakarak çok garipsemememiz gerekirdi. Yine de hoş olmadı elbette. Ama biz kendi işimize bakmayı öğrenmeliyiz.
 
Kardeşlerimizle, Şimşekler Grubu ile vedalaştık ve düştük yola. Sonsuz bir sessizlik mi vardı arabada? Hayır. İlk kez yenilmiyorduk, son kez de yenilmeyecektik. Bu nedenle takım yenildi ama taraftar yenilmedi düşüncesi ile topladık kendimizi. İnegöl'de çok güzel bir köfte yedik ve geldik kendimize. Sonrasında çok güzel bir geri dönüş yaptık. Her yenilgiden nasıl coşkun Demirspor tezahüratları ile ayağa kalkıyorsak bunda da aynısını yaptık. Geri döndük, yeni baştan oynamaya hazırdık. Sesimiz kısılmıştı, iki gün açılmayacaktı, bunun hazzı ile döndük. Ne kadar yorgunsan o kadar yapmışsındır görevini. Biz de onu yaptık. Geleceğe baktık, mağlup yollardan galip dönmeyi başardık. Umudumuzu tazeledik. Ayağa kalktık.
 
Mustafa yazmış ya, o yollardan şampiyonluk gelecek diye. Ama bugün ama yarın mutlaka gelecek.

6 Şubat 2014

Ara Transferler

Ara transferlerin tam listesini şu adresten görebilirsiniz:

http://www.turkiyebirinciligi.com/2014/01/ptt-1-lig-devre-aras-transferleri.html

Nuh Taş - Balıkesir Deplasmanı

Deplasman yollarının çilekeşlerinden Nuh Taş kardeşimizin Balıkesir maçına dair izlenimleri... Ellerine, emeklerine sağlık kardeşim. Bu yollar şampiyonluklara da çıkar elbet...


Taş biraderler olarak Mavilacivert tutkumuz Balıkesir deplasmanı heyecanı ile ateşlenmeye başlamıştı yine.  Seriye bağlayan MaviŞimşeğimizi yalnız bırakmayacaktık. Formalarımız, atkılarımız ve ‘’Yıkıla Yıkıla’’ pankartımız hazırdı. Aşk ile Düş ile Sevda ile yollara düşme vakti gelmişti.  Gecenin 12sinde Aşti de üzerimizde formalarımız yollardayız… Balıkesir otogardan şehir merkezine dolmuşla indik. Mavilacivert heyecanımız bizi ele veriyor ve Balıkesir 66 Gençlik Taraftar Grubundan Bülent Söğüt abi ile tesadüfen tanıştık. ‘’Maça mı gençler?’’

Tarihi Zağnos Paşa Camii’nin hemen yanındaki Kanaat Lokantasında pideli paça çorbasından sonra yine caminin diğer yanındaki Çınaraltı kahvesinde taze demlenmiş çaylarımızı yudumlarken Bülent abi ile şehir takımlarının genel sorunları temalı sohbetimize başlıyoruz. Yöneticilerin taraftar ile olan iletişimsizlikleri, finansal sıkıntılar ve eksiklikler, şehir-takım bütünleşmesi, arşivcilik, diğer takımların taraftarları ve taraftar grupları ile olumlu olumsuz iletişimleri…  66Gençlik Grubunun kahvaltı daveti üzerine sohbetimize grubun toplandığı çınar kafe de devam ediyoruz.


Taraftar olmayı anlamlaştıran, zenginleştiren en önemli unsur rakiptir yani karşı takım.  Bu nedenle rakibe saygı önceliktir,  öncelik olmalıdır. Kendine takımına duyduğun sevgi rakip takım için nefrete dönüşmemelidir. Hem içerde hem deplasmanda. Sadece sahada ki başarıya odaklanmış bünyelerdeki fanatizm futbolun güzelliklerini elbette göremeyecektir. Sadece  tutkunu olduğumuz renkler farklı. Geri kalan herşey futbol ve renklerin kardeşliği.  Fatih ile beraber  mesafeleri göze alıp sadece arma için düştüğümüz Balıkesir deplasmanında futbolun insanları nasıl yakınlaştırdığını gördük. Bize gösterilen saygı ve sevgi Adana Demirsporlu olmanın gururunu ve onurunu bir kez daha yaşattı. Anladık anlattık. İşte futbolun güzelliği. Herhangi bir yerde karşılaşıp muhattap olma gereği duymayabileceğiniz insanlar size kuş sütü eksik bir kahvaltı masası hazırlayabilir. Hiç çekinmeden en yakın arkadaşları ile tanıştırıp sohbetlerine ortak edebilir.  Sonra aynı arabaya binip karşı trübünlerde aynı maçı izleyip renkleri farklı takımlar için avazınız çıktığı kadar bağırken buluverirsiniz kendinizi. Nasıl da eğlenceli bir hal alır bu futbol.  Dikkat etmeniz gereken şey içinizdeki futbol sevginizin fanatizme mağlup olmamasıdır. Kitle psikolojisine uyup her duyduğunuz tezahürata ve olaylara müdahil olmamanızdır. İşin aslı bana göre tribün kültürü dışarda başlıyor. Bu kültürü içerde de devam ettirmek elimizde… 


Balıkesir deplasmanı güzel dostlukların başlangıcı oldu.  Biz karşılıklı olarak taraftar olmanın gerekliliklerini yerine getirdik. Spor adına dostluk ve kardeşliğimizi pekiştirdik. Dileğimiz bizim Balkes’lerle  yaşadığımız bu ortamı tüm taraftarların yaşaması ve bu ortamın samimiyetini anlaması, hissetmesidir… 


Maç sonrası teknik analizi Mustafa Abi yaptı. Fatih kardeşim de deplasmanın hakkını veren bir yazı yazdı. Benim payıma da bu yazdıklarım düştü.


Velhasıl;

Deplasmandan galip dönüp sevinmek de var, mağlup olup hüzünlenmek de. Mavi Şimşeğimiz Balkes’leri  yenseydi mutlu dönecektik evimize. Olmadı. Evet, ‘’YıkılaYıkıla’’ çok güzel yenildik. Yine de mutluyuz biz ve umutluyuz. Mağlup olsak da sevdamızı büyütüyoruz. Elbet birgün bu hüzünlü deplasman dönüşleri şampiyonluğa yol olacak. Diyoruz ya; Herkes bizden iyi oynayabilir, ama kimse bizim kadar inanamaz.

5 Şubat 2014

Balıkesir Deplasmanı'ndan

Fatih üst üste ikinci deplasmanını yaptı. Attı sırtına Yıkıla Yıkıla pankartımızı, düştü yollara. Bu kez omuz omuzaydık maçta. Ben inanıyorum ki; Demirspor skorda değil, tribünde anlaşılır. Demirsporluluk koltukta değil, yollarda benimsenir. İşte Fatih de bunu yapıyor aslanlar gibi. Demirsporluluğun hakkını veriyor. Sonrasında da bize maç yazısı anlatmıyor. Aslında anlatmayacak elbet. İlk kez yenmiyor Demirspor ve ilk kez de yenilmiyor. İlk kez defans hata yapmıyor, ilk kez forvetlerimiz müthiş gol atmıyor. Deplasman, "futbolcular şöyle oynadı, teknik direktör böyle davrandı"dan çok daha fazlası. Lafı uzatmayayım, top Fatih'te. Eline sağlık Fatih.

"Mesafeleri aldık karşımıza, yine deplasman çekti canımız. “Yıkıla Yıkıla” düştük yollara. Bu sefer yalnız değilim. Birader ile armanın peşindeyiz. Otobüste günün yorgunluğu ile uyuyakalıp gözümü Balıkesir’de açıyorum. Sabahın 7’sinde Balıkesir’deyiz. Şehir merkezine doğru yol alıyoruz. Belediye otobüsünden indik, ne yeriz ne içeriz derken kırmızı montlu bir abi yaklaşıyor yanımıza. Balıkesirspor maçlarını kaçırmayan İstanbul’dan gelen Bülent abi bize Balıkesir’de rehberlik ediyor. Tabi biz olayın rehberlikten öte, gerçek bir ev sahipliği olduğunu sonradan fark ediyoruz.
 
Tıka basa dolu bir çorbacıdan, Çınaraltı adlı bir mekanda çay keyfindeyiz. Burası Balıkesirspor’un efsanelerinin toplandığı mekânlardan. Sevdaya adanan hayatların mekanı. “BALIKESİRSPOR 66 GENÇLİK TARAFTAR GRUBU(Nostalji)” adlı Facebook grupları var. Grupta efsaneler anılıyor, gündemdeki olaylar değerlendiriliyor. Efsane “66 Gençlik taraftar grubu” , deplasman maceraları ve daha bir çok anılar tazeleniyor bizle. Balıkesirspor’un değerlerin yaşatılması adına bir çok çalışmaları var. Karşıyaka maçında rakibin seyirci yasağı olmasına rağmen, Karşıyakalı taraftarlar ile beraber maç izlemek gerçekten takdire şayan. Bırakmıyor Bülent abi. Maç öncesi diğer renktaşları ile buluşuluyor. Güzel karşılıyorlar bizi. Kafa adamlar hepsi, muhabbetleri sarıyor.
Günün finalini geleneksel Balkes kahvaltısında yapıyoruz. Sofra kalabalıklaşıyor. Dostlar artıyor, gönüller birleşiyor. Renklerin kardeşliği resmediliyor. Gözümüz, gönlümüz doyuyor. Uzun sohbetler muhabbetlerden sonra stadın yolunu tutuyoruz. Bir daha ne zaman yolumuz kesişir bilinmez ama biz birbirimizi çok iyi anladık. Mesafeler birleştirdi bizi. Fikirlerimiz uyuştu. Taraftarlığın güzelliklerini gördük.
“Yıkıla Yıkıla” pankartımız da çok ilgi gördü. Daha iyi yenilmek için “Yıkıla Yıkıla” Gerçekten yine çok güzel yenildik. Kazanacağımıza inandığım bir maçtı. Âmâ olmadı. Olsun belki Buca, belki Urfa, belki de Karşıyaka. Daha inanacağımız çok deplasman var.
Balıkesir’de geçmişi o kadar yad ettik ki, efsanelerimiz geldi aklıma. Çünkü biz de efsanelerimizden öğrendik centilmenliği, ahlakı, asla yılmamayı.

Çünkü hala Fofo Yaşıyor. MuharremGulergin.blogspot.com"

4 Şubat 2014

Arda Öztep

Bu sene altyapılarda çok iyi değiliz ama yine de geçmiş yıllardan devam eden güzellikler var, onlardan biri de Arda Öztep.


Onun ismini daha önce de anmıştık altyapı ile ilgili yazılarda. 1998'li Arda, bu sene de gollerine devam ediyor. U16 takımımızın bu sene oynadığı 16 maçta 14 gole imzasını attı. Takımın attığı 29 golün yarısını tek başına kazandırmış oluyor. Üstelik bu gollerin sadece biri penaltıdan. Sezon bitmedi; oynanacak 8 maç daha var. Geçen iki sezon U14 ve U15'lerde 19 ve 16'şar gol atmıştı zaten. Bu yıl da çizgisini koruyor; bu sayılara ulaşması çok rahat olacak. Aman nazar değmesin, allah sakatlık vermesin!

98'li Arda'yı da Yunus gibi, Muhittin gibi, Tolga gibi önceki yıllarda sivrilen pek çok isim gibi başka takımlara verip unutur muyuz, bilmem. Yoksa Demirspor altyapısından ilk kez Türkiye çapında bir golcü çıkarmanın hazırlığına şimdiden başlayabilir miyiz?

3 Şubat 2014

Balıkesir Sonrası

Mağlubiyetten sonra maç yazısı yazmak kolay. Bir sürü eksik yön bulabilir, kabahatliler listesini kabartabilirsiniz. “Bunlar bunlar olmadı, şunlar şunlar olsaydı böyle olmazdı” diyebilirsiniz. Özellikle rakibin pek top oynamadığı bir maçı kaybetmeye çokça hayıflanmanız da olasıdır. Bunların hepsi Balıkesir deplasmanı için konuşabileceğimiz şeyler. Yine de çeteleyi dar tutmak niyetim.
 
Bu dar çetelenin başına Mustafa Uğur’u yazayım. Değişiklileri isabetli değildi, zaman olarak da geç kaldı. Juninho’ya ne oldu? Futbolu mu unuttu? Bu oyuncuyu kazanmayı düşünüyor mu hoca? Yarın takımdan ayrılacak Aybars 87. dakikada oyuna girip ne yapacak? Tekmeye kafa mı sokacak? Mesela Bilal o kadar ısındı ki, buharlaştı kenarda, onu alaydın ya hoca?

Efe de aşırı etkisiz bir oyun oynadı. İlk yarının sonunda kaçırdığı gol için demiyorum. Rakip savunmanın içinde eridi gitti. Takımı yönetemedi. Tat vermedi velhasıl. Ondan beklediklerimizin ölçüsünde, kötü maç çıkarttığında tepkimiz daha fazla oluyor. Daha iyi oynamasını beklemek hakkımız.
 
Gole kadar keyfimiz yerindeydi. Hele ilk yarının sonlarıyla –özellikle 40.dakikadan sonra- ikinci yarının başında daha baskılıydık. Derli toplu, isabetli paslarla ceza sahasına kadar indiğimiz oldu. Golden sonra yüklendik gibi görünse de gerçek bir baskı kuramadık rakip üzerinde. “Maçı bırakmayın” tezahüratı bu sefer çok yerindeydi ama sahadan sesimize karşılık alamadık. Sonuç olarak, yukarı tarafla psikolojik bağımızı kurmayı ileriki haftalara erteledik. Lig uzun, fırsatlar tekrar gelecektir. Mesele, fırsat geldiğinde biz orada olalım, değerlendirelim.


Ankara Tayfası açısından özel bir deplasman oldu diyebilirim. Otobüsle Balıkesir’e ulaşan Nuh ve Fatih Taş kardeşler Balıkesir taraftarı tarafından baş tacı edildiler. Kahvaltılar, yemekler, izzet, ikram… Gel gör ki bu centilmen taraftarın maç sonrası basitlik illetine tutulup “koyduk mu” demesi yakışmadı. Gerçi empati yapalım, bizim taraftar da galip geldiğimiz maç sonlarında organize olarak “koyuyor”. Gönül ister ki böyle fütursuzca koymasın. Karşılarında kilometrelerce yoldan sevdasının peşine gelmiş insanlar var. işte bu noktada devreye tribüncülük giriyor. Deplasman kovalayan insanlar oraya gelen taraftarın derdinden anlarlar, kendileriyle benzerlik kurarlar. Bizim tribünde de, Balıkesir tribününde de deplasman yapmayan, gurbette gurbetçi olmayan taraftarlar empatiden yoksun eylemlerde bulunabiliyorlar. Neyse ki sağduyu sahibi insanlar var Demirspor tribünlerinde. Artık feleğin çemberinde kaçıncı turu attıysak, bu işler bize pek “koymuyor”.


Mağlubiyetler de bize koymuyor. Dönüş yolunda geleneksel postdeplasman sendromu çerçevesinde yine Ezginin Günlüğü, Yeni Türkü, Onur Akın, Müslüm Gürses, Edip Akbayram, Ahmet Kaya, İlhan İrem (o nasıl araya girdi yahu?) vb. onlarca sanatçının şarkıları dinlendi, söylendi. Mağlubiyetler bile neşemizi bozamaz bizim, biz artık o noktayı geçtik çok şükür. İçimiz rahat, alnımız açık, başımız dik bir şekilde Ankara’ya döndük. Bir yandan da sonraki deplasman olasılıklarını düşünerek, planlar kurarak…

Ali İsmail

2 Şubat 2014

Balıkesirspor:1-Adana Demirspor:0

Deplasmandan 1-0 mağlup dönüyoruz. Balıkesir'le oynadığımız son maçlar hep 1-0 bitiyor. Maçta genel olarak 1 puanı hak ettiğimizi düşünüyorum.  Kaçırdığımız net pozisyonlar var. Defansın kötüsü Erdi'nin adamını kaçırmasıyla yediğimiz bir golü çıkaramadık, golden sonra gerekli reaksiyonu gösteremedik.

Pawelek ilk maçında sırıtmadı, golde iyi büyüdü, topa dokundu, çizgiyi geçip geçmediğini TRT'nin kötü açıları nedeniyla anlayamadık. Yiğitcan'ın kritik kademe müdahaleleri oldu. Oğuzhan da takımın eskilerinden gibi, iyi mücadele ediyor.

Rakip ilk yarı iyi alan daralttı ve oyun kurmamızı engelledi. Ortasahada Yusuf ve Efe kayboldu. Yusuf çok pas hatası yaptı, Efe gereken pasları veremedi. Ilk yarınınsonunda kaçırdığı pozisyon da cabası... İkinci yarı istediğimiz gibi açık oynandı ama bu kez de Erçag ve Mehmet Eren'i kullanamadık.

Malum, Mehmet Eren oynamazsa kazanamıyoruz. Rakip Rostand'ı iyi savundu, hep yardımlaşarak aldılar ve döndürmediler. Erçağ'ın düşük formu devam ediyor.

Hakem avantaj kuralını hiç iyi uygulayamadı, zaman zaman kontrolü kaybetti. Balıkesir raraftarı da sürekli devam ettirdiği koymalı tezahüratıyla antipati topladı.

Genel olarak üstümüzdeki takımlara diş geçiremediğimiz ortada. Playoff yolu çok rahat değil. Özellikle kenardan skoru değiştirecek katkı gelmemesi elimizi daraltıyor.

1 Şubat 2014

Balıkesir Deplasmanı

Ankara'dan Balıkesir'e ikinci deplasmanımızı yapacağız yarın. Araç kaldırmadık. Otobüsle ve hususi araçlarımız ile yola koyulacağız.

2010 yılında Yavuz kaptan ve Abdullah başkandan oluşan demir gibi ikili bu deplasmandan üç puan çıkarmıştı. O günleri buradan ve şuradan hatırlayabiliriz. Şimdi bu sefer sayımız biraz daha fazla, yine demir gibiyiz ama Yavuz yok. Benim açımdan buruk bir sene oluyor bu sene. Kısa vadede bu burukluk geçecek gibi görünmüyor. Sabrediyoruz, güzel günler tekrar gelsin diye...

Balıkesir ilk altı içinde, puanı 39. Bizim puanımız ise 31. Şu “altı puanlık maç” klişelerinden birisi bu maç için de uygun. Ayrıca kazanma alışkanlığımızı deplasmanda hem de kağıt üzerinde bizden daha iyi bir takıma karşı sürdürüp sürdüremeyeceğimizi göreceğimiz bir maç olacak.

Balıkesir'den daha fazla gol atmışız; 34'e 36. “Çok daha” fazla yemişiz; 20'ye 34. Bu maç eğer yukarıya göz kırptığımız maç olacaksa bunun gol yememek ile yakından ilişkili olduğunu düşünüyorum. Kazanma alışkanlığının yanına gol yememe alışkanlığını eklemek için zorlu ama etkileyici bir başlangıç olabilir bu maç.

İstanbul'dan, İzmir'den, diğer illerden ve tabii Adana'dan yüzlerce Demirsporlu yine yollara düştü. Deplasmanlarda birbirlerinin büyüdüğünü, yaşlandığını, göbeklendiğini gören bir nesil olduk biz. Güzel olan şu ki, arkadan yeni nesiller geliyor, Demirspor denilen koca çınardan her gün yeni dallar uzuyor, yeni ve taptaze yapraklar fışkırıyor. Ne mutlu bize...

Gelenektendir, bir de deplasman şarkısı paylaşayım. Can sıkıntımızın tavan yaptığı ama yine de vazgeçemediğimiz yaz günlerine özlemle...


"... I know if I go, I'll die happy tonight."