30 Nisan 2010

U16: Adana Demirspor 0: Ankaraspor 3

Kötü başladık. Bir sonraki maçımız 2 Mayıs Pazar günü saat 16:00'da Karşıyaka ile, Adıyamanspor maçımızdan yarım saat sonra başlayacak yani. Bizler Ankara Demirspor maçında olacağız. Pazar günü 3 galibiyet haberi, ne de güzel olur...

Adıyamanspor Maçı Kadınlara Ücretsiz

Öncelikle bu uygulamadan dolayı Yönetimimize tüm kadın taraftarlarımız adına teşekkürlerimi sunuyorum.

2005-2006 sezonunda da böyle bir uygulama vardı. O sezon gittiğim ilk maçta 'Maçlar bayanlara ücretsiz abla' diyerek bilet satmadılar. Girdim maça. İkinci maç direkt kapıya gittim, 'Bilet yok mu' dediler :) Kapılardaki görevlilerin bilgilendirilmeleri önemli bu anlamda.

Pazar günü önemli bir maça çıkıyoruz. İmkanı olan tüm taraftarlarımız, o gün stadda Mavi Şimşekler'i desteklemeye gitmeliler.

Ya kazanacağız, ya kazanacağız. Diğer ihtimalleri aklıma bile getirmiyorum. Zaten DE'nin de dediği gibi çekirge 3 kez sıçramaz, değil mi :)

29 Nisan 2010

Yorumsuz


Tarafsız bir futbolsever Adana Demirsporumuz'u şöyle tanımlamış: ''Taraftarı Şampiyonlar Liginde,takımı 15 yıldır alt liglerde olan futbol takımıdır..!''

Takımı da taraftarıyla aynı ligde görmek dileğiyle...

ahlak-futbol

"Ahlaka dair ne biliyorsam bunu futbola borçluyum. Çünkü top, hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi." (Albert Camus)

Perşembe Konukları#24: Zifiri-"Endüstriyel Futbol"


-------------------------------------------
Bu hafta Perşembe Konukları'nda Zifiri, endüstriyel futbol karşıtlığı meselesinde, Demirsporluların etkisi üzerine gözlemlerini bizimle paylaşıyor. Çeşitli yayın organlarında bu meselenin tartışılma ekseni, Demirsporluların faaliyetleri ve duruşlarından beslenmeye devam ediyor. Zifiri, bu bakış açısının yitirilmemesinin gerekliliğini vurguluyor.

Sizler de demirgibiyiz@gmail.com adresine yazılarınızı göndererek Perşembe konuklarımız arasında yer alabilirsiniz. Daha önceki perşembe yazılarına da "konuk yazar" etiketine tıklayarak göz atabilirsiniz.
------------------------------------------


Endüstriyel spora ve özellikle futbola karşı olmak uzun zamandır ülkemiz medyasında telafuz edilen bir olgu. Bugüne kadar birçok blogdan ve gazeteden takip ettiğim bu konu özellikle 2009 yılında Ankara Tayfası’ndan arkadaşların İtalya’daki Mondiali Antirazzisti’ye katılmaları ve hemen ardından Demirspor’un Livorno ile yaptığı dostluk maçı ile doruk noktasına ulaştı.

Son yıllarda Beşiktaş Çarşı Grubu’nun toplumsal olaylara duyarlılığı ile ilgi çeken futbol seyircisi profilindeki bu değişiklik, Göztepe ve Sakaryaspor taraftar kitlelerinin duyarlılıkları ile dikkati çekmektedir.

Ancak zannediyorum ki, Ankara Tayfası’nın İtalya ziyareti ve Livorno maçı ile ADS taraftarlarının toplumsal konulara duyarlılıkları ve bu olayların özellikle görsel medyada sıkça yer alması ülkemiz insanının da Demirspor’a olan ilgisini arttırmıştır. Artık bir çok medya kuruluşunun yayınlarında futbol olgusu toplumsal olaylarla ilişkilendirildiğinde görsel malzeme olarak Demirspor orijinli resim ve videolar kullanılmaktadır.

İlk başlarda bir Demirspor taraftarı olarak bana mı öyle geliyor derken kısa bir sürede bu kadar üst üste gelen örneğin tesadüf olmayacağını düşünüyorum.

Birgün Gazetesi’nin ilgili nüshasını bulamadım ancak, Süreyyya Evren’in Dalalet adlı köşesinde 3 hafta boyunca (4-18 Nisan 2010) “Endüstriyel Kültüre Karşı” başlığı altında özellikle futbol konusu ele alındı ve fotoğraf olarak ADS-Livorno maçındaki tribün görüntüleri kullanıldı (http://sureyyyabirgun.blogspot.com).

Yine bu ay içinde haftalık Alınteri Gazetesi’nde futbolun metalaşması üzerine kaleme alınan bir makalede Livorno tribünleri üzerine oturtulmuş Demirspor görüntüleri kullanılmış.


Bunların dışında internetteki birçok blogda ve özellikle Forza Livorno ve Solaçık internet sitelerinde Demirspor tribünlerine ait birçok görsel malzeme kullanılmaktadır.

Son yıllarda Demirspor taraftarının “Biz Halkın Takımıyız” söylemi ile gerçekleştirdiği çeşitli etkinlikler ve taraftar kültürünün, ülkemizdeki birçok çevre tarafından dikkatle takip edildiği muhakkaktır. Bu nedenle, Demirspor taraftarlarının oluşturduğu bu entelektüel çizgi, taraftar profili ve Demirsporluluk duruşunun önemli bir misyon oluşturduğu ve gelecek dönemde de bu duruşun devam ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Umutlu Olmak İçin Üç Neden

Kritik'in seyrine dair umutlu olmak için üç neden;

1-Ayak oyunlarına meyletmeyen, kaşar futbolculara benzemeyeceklerini umduğumuz azimli gençler ve onlara şans veren teknik ekip.

2-Hedefe kilitlenmiş ve camiayı başarı için motive eden bir yönetim.

3-Çekirgenin üç kez zıplamaması...

28 Nisan 2010

Tayfa Buluşması'ndan Kesitler

Yaklaşık 30 kişinin katılımıyla buluşmamız gerçekleşti. Karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu, anılar paylaşıldı, bundan sonra neler yapılabileceğine dair kafa yoruldu ve -en eğlenceli kısmı-çıkışta Konur Sokak'tan Yüksel Caddesi'ne Adana Demirspor tezahüratlarıyla ortalık inletildi.

video

Ayaklarınıza, sesinize, yüreğinize sağlık.

Lokomotif


Ankara'daki Demirsporumuz Lokomotif'in 2 Mayıs Pazar günü Cebeci İnönü Stadyumu'nda Düzcespor ile oynayacağı maça Adana Demirspor Ankara Tayfası olarak gidiyoruz. Tüm renkdaşlarımızı bekliyoruz!

Maç saati, buluşma yer ve zamanı ile ilgili ayrıntılı bilgi önümüzdeki günlerde buradan ve Adana Demirspor Ankara Tayfası'nın Facebook adresinden sizlerle paylaşılacaktır.

27 Nisan 2010

Ankara Tayfası Buluşuyor


Yarın toplanıyor Adana Demirspor Ankara Tayfası... İlk buluşmamız geliyor aklıma. Tanımadığımız ancak gözlerinde masmavi duygular parlayan, tüm etiketlerini bir kenara bırakıp DEMİRSPOR aşkının biraraya getirdiği onlarca insanla tanıştık... Abimiz oldular, ablamız oldular, ailemiz oldular.. Evet aile olduk, memleketten yüzlerce kilometre ötede bir ailemiz oldu. Gurbette Demir Gibiyiz diyebildik, maviye boyayabildik bu şehri.

İşte tüm bu duyguları yeniden yaşamak için gideceğim yarın buluşmaya; bu güzel tayfayı tanımayan gurbetteki ŞİMŞEKLER emin olun bu duygu anlatılmaz yaşanır... Sırf bu duygu için bile gelmeye görmeye değer... BEKLİYORUK!!!

Buluşma...

Bugüne kadar gerek demirgibiyiz@gmail.com iletişim adresimize gerekse Facebook Ankara Tayfası sayfamıza tanışma ve biraraya gelme mesajları iletiliyor idi. Biz de 28 Nisan Çarşamba günü (yarın) 19:40'da Ankara Kültürevi'nde biraraya gelelim istedik. Mekanı bilmeyen arkadaşlar için 19:30'da Karanfil Dost Kitabevi önünde olacağız.

Mavi-lacivert renklere gönül verenleri aramızda görmekten mutluluk duyarız.

Bir not...

Bu sene Adıyaman'ı hiç yenemedik.

[herşeyin bir ilki vardır.]

Haftanın Ardından


Bu hafta maçın 4. dakikasında yediğimiz golle 87 dakika boyunca 1-0 mağlup durumda iken, Aydın Tabak'ın 90+1'de attığı 'altın gol'le, düşme potasında Elazığsporla çekişen Diskispor'dan deplasmanda 1 puan aldık. Elazığsporlu taraftarların maç sonunda sahaya girmelerinin nedeni bizim golden haberlerinin olmaması mıydı acaba!

Önümüzdeki hafta Adıyamanspor'a 5 Ocak'ı dar ederek galip geleceğimize inanıyorum. Belediye Vanspor bay zaten. Sahip olduğumuz avantajı iyi değerlendirmeliyiz.

Kritik

Antik Yunanca'da krienin'den gelir kritik sözcüğü. Eleştirmek, yargılamak anlamında. Aynı zamanda, bir yere koymak, yerini belli etmek demek. Durumu analiz edip, eleştirip, yargılayıp bir kategoriye koyma. Ama henüz nerede olduğunu bilememe... Kriz, kritik etmenin somut göstergesi.

"Kalp krizi geçirdi, hastanın durumu kritik": Yaşıyor mu ölü mü bilinmiyor.

"Durumu kritik edeceğiz": Neyiz ne değiliz, göreceğiz.

"Kritik bir müdahale": Skorun değişmesine-değişmemesine sebebiyet verdi.

"Kritik haftalar başlıyor": Bu kez final maçlarını kazanabilecek miyiz?

26 Nisan 2010

Memleketten memlekete...


Vizeleri bitirdik çıktık tatile... Aileye, akrabalara, ev yemeklerine, kebabın hasına ve tabi 5 Ocak cehennemine duyulan hasretle düştük yollara... Doyasıya hasret gidermelerin ardından tekrar geldik Ankara'ya...

Düşündüm de Ankara yolları da memlekete giden yollar gibi... Burda da özlediklerimiz var, Tayfayla yapılan sıcak sohbetler, masmavi besteler, şen şakrak kahkahalar... Özlenmez mi yahu? Hem de çok özledik!!

Sıcak, nemli ve mavi Adana'dan; serin, kuru ve gri Ankara'ya...Uzun lafın kısası memleketten memlekete!!

Demirspor'dan mı bahsetmedik? O yine bildiğimiz gibi; yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi. Bu sefer olacak! Acımızı haykırıp mazimize döneceğiz!!!

25 Nisan 2010

Dk.90

Son dakikada sevinmeyeli ne kadar olmuştu!

Teşekkürler Aydın Tabak. Çok kritik bir gol attın.

[ve teşekkürler Elazığ]

24 Nisan 2010

Dünya Kupası #2

(kaldığı yerden devam)

1998 Dünya Kupası, bizim için "sarsıcıydı". Grup maçları bitmek üzereyken, Ceyhan merkezli deprem, birçoğumuzun yaz aylarını derinden etkiledi. Bizim apartman biraz daha derinden etkilenmiş olacak ki, birkaç hafta içinde ev değiştirdik. Bu nedenle bir turnuva finalini daha zar zor izleyebildim. Yeni evde henüz televizyonu ayarlayamanın hezeyanı ile yeni komşularımızın kapısını çalmak zorunda kalmıştım. İyi bir tanışma!


Bu turnuvada, Danimarka, Nijerya, Hollanda, Hırvatistan aklımda kalmış. Bir de Jamaika! Bu kez sürpriz üçüncü, Hırvatistan'dı. '96'dan kalan antipatimizi bir nebze dindirdiler. ABD-İran maçı ve İran'ın galibiyeti de farklı duygular hissettirmişti.



Bir diğer siyasi anı da, kupayı kazanan Fransa'da, faşist Le Pen'in siyah ağırlıklı bir milli takımın başarısını kabullenmemesiydi. Le Pen'in "black, black, black" çıkışına karşı, takımı sahiplenenler "black, blanc, beur" diyorlardı, yani siyah, beyaz, arap.



Dünya Kupası uzak asyaya taşınırken ben de artık üniversitedeydim. Senegal-Fransa maçını yurtta izlerken büyük bir coşku içindeydim Afrikalı dostlar adına. Daha sonra hepimizi İlhan Mansız'ı sevmeye mecbur etmişlerdi de yine de onlara sempatimi kaybetmemiştim. Tabii bizim memleketin de kupaya iştirak etmesi, kupayla bağımızı değiştiriyordu. Türkiye-Brezilya maçında, İdare Hukuku sınavındaydık. Final dönemine denk gelen grup maçları bir parça buruk geçse de turnuvanın bizim için bir türlü bitmek bilmemesi, milli takımla pek bir bağı olmayan benim için gittikçe sıkıntılı anlar yaratıyordu. Tamam, Japonlara karşı bizim takımı tuttum!

Bir final klasiği olarak 2002 finalini, yine evimde değil, bu kez İstanbul'da, otobüsten iner inmez koşa koşa yetiştiğim kuzenlerin evinde seyrettim. Sürpriz üçüncü Türkiye'ydi; Güney Kore maçında hakemin katlettiği İtalya ise kalbimizdeydi. Akılda kalan iki şey daha: saçma sapan saç kesimleri ve birbirinin tıpatıp aynısı formalar.



(devamı var...)

U16 Finallerinde Grubumuz Belli Oldu

29 Nisan-12 Mayıs tarihlerinde yapılacak Akademi Ligi U16 finallerinde grubumuz belli oldu. A gubunda, Bursaspor, Ankaraspor ve Karşıyaka ile oynayacağız.

İlk maç, 30 Nisan Cuma, 18.00'de Ankaraspor'la. Ardından, 2 Mayıs Pazar 16.00'da Karşıyaka ve 4 Mayıs 16.00'da Bursaspor'la oynuyoruz. Maçlar, Antalya Topkapı Palace ve Mardan Spor Komplekslerinde... Gruplarda ilk ikiye giren, çeyrek finale çıkıyor.

Başarılar çocuklar...

23 Nisan 2010

Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler

Bundan 25 yıl önce haftasonları, Meydan Mahallesi'ndeki 2 katlı evin geniş avlusunda, maç saati gelene kadar, çift kale, teke tek maç yapardık abimle. Duvar pasının gerçekten duvar kullanılarak yapıldığı dönemler... Maç saati gelince eve çıkar, siyah-beyaz televizyonumuzda, belki de grinin tonlarından takım renklerini ayırt ederek, zamanın tek kanalı TRT1'de maç izlerdik.

Bir de babamın beni değil, abimi Demirspor maçlarına götürmesi olayı var çocukluğumdan kalan. Kız çocukları, özellikle de küçüklerse, stada götürülmez; büyükler zaten gidemez. Neyse, bu başka bir yazının konusu olabilir.

Abim büyüdü (ben hala çocuk :)) Buradan binlerce kilometre uzakta, ekonomi alanında doktorasını tamamlayıp Ekonomi Türk isimli bir blog açtı. Blogdaki kalbur üstü yazıları derleyerek ise bir kitap yazdı.

Deniz Gökçe kitabın önsözünde şunları yazmış: "(...) Bu kitap üniversitede okuyan öğrenciler ve kendini geliştirmeye çalışan ve ekonomiye ilgi duyan diğer kesimler için vazgeçilmez bir kaynak olacak. Yazıların en eğlendirici ve öğretici yanı da, havadan hayali veri ekonomi teorisiyle alakası olmayan yorumlar yapan yorumcuların yanlışlarını bir bir ortaya dökmeleri.

Yıllarca ekonomi bilmez, popülist insanlarımız bu "karamsar dinozor yorumcuların" yorumlarını okuyarak yanıldılar. Ekonomide "Hurafeler ve Gerçekler" kitabı ise bu yorumcuların yanlış yorumlarını kullanıp, doğruları da göstererek ekonomi dünyamıza yeni bir soluk getiriyor. Türkiye'nin yeni nesil yazarlarının zihin açıcı yorumlarını beğenerek okuyacağınızı düşünüyorum. Belki bazıları ülkenin şirket olmadığını anlar artık da, şirket kurtarma reçetelerini ülke kurtarma reçetesi diye gündeme getirmez!"

Ekonomi Türk: Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler kitabını %30 indirimle 9,80 TL’ye Liberte Yayınları sitesiden hemen alabilirsiniz.

23 Nisan!!! Neşe doluyor mu insan ?





23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, bu bayramı hissetmesi engellenip, bayram günü evsiz olan, çalışan veya ayrımcılığa maruz kalan tüm çocuklara kutlu olsun!!!

7 Çocuk, 1 Şehir, 1 Millet

Örf ve ananelerimiz böyle buyurur: Kol kırılır yen içinde kalır. Olan olur, ama kimse sesini çıkarmaz, duyulmaz, görülmez; en iyi oynadığımız: 3 Maymun.

7 çocuğa, koca bir şehir yıllarca tecavüz eder. Tecavüzcülerin yaşları 14 ile 70 arasında değişmektedir; büyük çoğunluğu evli ve çocukludur; hatta "eğitimlidir". Koca bir kent ne olup bittiğini bilir, ama "ne gerekiyorsa o yapılır". Gün gelir kol kırılır ve herşey elde kalır.

Yatılı Bölge İlköğretim Okulu'ndan kaçan çocuk (YİBO), foseptikte boğulur; öbürünün yüzüne voleybol topuna vurdu diye kaynar çay dökülür; beriki öğretmenin ayaklarının altında paspas olur; diğeri yerde sürüklenerek göz altına alınır.

Münferit vakalar cumhuriyetinde, egemenlik kayıt şartsız illetindir.

Bugün 23 nisan. Neşe doluyor insan!

22 Nisan 2010

Adanasporlulardan Takımımıza Saldırı!

Daha dün Kulübümüzce liselere yapılan ziyaretleri sevinçle blogumuza taşımıştık ki, resmi sitemizde yer alan bir haberle derin üzüntü duyduk.

Bugün Adana Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi'ne yapılan ziyarette bir grup Adanasporlu taraftarın ziyarete gölge düşürmek amacıyla, takımımızı karşılamaya gelen taraftarlarımıza engel olmaya çalışmaları, futbolcumuz İlhan Aydoğdu'ya bıçak çekme ve takım otobüsümüzü taşlama eylemlerine kadar varan cüretleri sonunda, sezon sonuna kadar yapılması planlar ziyaretlerin iptal edildiği açıklandı.

Kulüp Başkanımız Bekir Çınar yaptığı açıklamada, 3-5 kişi tarafından yapılan terbiyesizliğin tüm Adanaspor camiasına mal edilmemesi gerektiğini belirterek taraftardan tahriklere kapılmamaları ve sağduyulu hareket etmeleri ricasında bulundu.

Bizim de yöneticilerimizden ricamız, pire için yorgan yakılmaması ve gerekli güvenlik tedbirleri alınmak suretiyle ziyaretlere devam edilmesidir. Zaten bu olayları çıkaranların amacı da bu değil midir? Bir avuç densiz yüzünden camiamızın genç taraftarlarını yaşayacakları sevinçten mahrum bırakmayın.

Adana Demirspor, gençlerine ve kentin gençliğine sahip çıkmaya devam etsin; "Adana, Demirsporludur" herkese hatırlatılmaya devam edilsin.

U14 Finallerinden...

U14 Türkiye Finallerine katılan takımımız, Trabzonspor maçı öncesinde:

(foto: tff.org.tr - büyütmek için üzerine tıklayın)

Teşekkürler arkadaşlar, sizinle gurur duyuyoruz!

Madrid: Estadio Santiago Bernabeu

Madrid'deki gündüzümüzün özeti; hostel, Prado Müzesi, togepy'nin Türkiye'den gelişi, maç biletlerini alma, yolda Feldkamp'ı görerek sıcak bir selamlaşma, KFC'de tıkabasa yeme ve stadın yolunu tutma...

Stadın önünde onlarca güzel fotoğraf çektik. Togepy'nin özenle oluşturduğu kareler,ertesi sabah çalınan çantamın içinde o fotoğraf makinesinin de gitmesiyle tarihin derinliklerine gömüldü ki, gidenlerin içinde en çok üzüldüğüm(üz) buydu. İşin trajikomik tarafı, maç akşamı başka bir arkadaşımızın da cüzdanının çalınmasıydı.

Stad tek kelimeyle muhteşemdi. Nou Camp'ta titrediğimi düşününce, Bernabeu tribünlerinin üzerinde bulunan devasa sobalar hayat kurtardı diyebilirim. Beni en çok kızdıran şey ise, sadece bizim bulunduğumuz tribün önüne gerilmiş file idi.

Yenildik ama ezilmedik denir ya, hem öyle oldu (1-0), hem de bence İspanyolları elimizden kaçırdık :) Biraz daha inanmamız mı gerekiyordu, bilemiyorum...

Maçtan sonra çalınan cüzdan için polis aramak, sonrasında karakol aramak ve bulamayınca pes ederek hostela dönmek şeklinde saatlerimizi harcadık. Sabah kahvaltı için Sol Meydanı'nda bir kafede oturduk. Sandalyeye astığım çantamın çalındığını ancak mekandan ayrılacakken farkettik, ruhumuz duymamış ya da bu kadar profesyonellermiş... Karakol, tutanak ve bol gözyaşının ardından, trenle Toledo'ya geçtik.

Toledo'yu en iyi aşağıdaki fotoğraf özetliyor. Endülüs'e gitmişseniz Toledo'yu görmek şart değil, ama Madrid'e gitmişken de hızlı trenle yarım saat mesafedeki bu bakir şehri görmeden dönmemenizi tavsiye ederim.

21 Nisan 2010

"Uzaklarda Taraftar Olmak"

(foto:2007, Bolu deplamanı öncesi)

Aşağıda İzmir, Sezcan, kitap üçlüsünden bahsetmişken, bu üçünün ortak noktası ile bir üçlü çekmek istedim! Sezcan Çamurdan'ın Adana Futbolu kitabına yazdığı süper yazının son bölümü-ki uzakta taraftar olmanın bir nevi özeti:

"Gurbet elde tuttuğunuz takım ekseninde yaşadığınız olayların en keyif verici olanı ise tesadüfen bir tarafdaşınız ile karşılaşmanızdır kuşkusuz. Bu iki şekilde gerçekleşebilir. Birincisi yarı-tesadüfi karşılaşmalar, ikincisi tümüyle tesadüfi karşılaşmalardır. Yarı tesadüfi karşılaşmalarda sizin ya da karşınızdakinin üzerinde Demirsporluluğunuzu belirtecek bir aksesuar (genellikle takım atkınız ve tercihen piyasada satılanlar değil de annenizin o kutsal ellerinin ürünü olanı) bulunur. Takımın renginin mavi-lacivert oluşu bu durumda bir avantajdır çünkü objenin net olarak seçilemediği durumlarda bile bu renklere sahip ürünleri olan tek takım Adana Demirspor olduğundan hata yapma ihtimaliniz yok denecek kadar azalmış olur. Diğer durum tümüyle tesadüfi karşılaşmalardır. Belki yıllar yılı arasanız bile İzmir'de şırdan bulamayacaksınızdır fakat ayaklarınız sizi öyle bir yere götürür, gittiğiniz o yerdeki insanlarla sohbetiniz öyle bir gelişir ki birden bire karşınızdaki insanla aslında ortak bir yanınızın olduğu su yüzüne çıkar. Şırdan yemiş gibi olursunuz. Bu; eşeğin kaybettirilip geri buldurulması örneğine benzer, ama mühim olan o örnekte eşeğini bulan adam gibi sevinçli olmanızı sağlayacak bir durum olmasıdır.

Bir de sorumluluk duygusu vardır ki bu da sizi Demirspor taraftarı ile bulunduğunuz şehirdeki futbolseverler arasında bir köprü konumundaymışsınız gibi hissettirir. Çevrenizdekilerin tanıdığı tek Demirsporlu ya da birkaç Demirsporludan birisinizdir ve malesef takımınız da sizin uzakta olduğunuz yıllarda ulusal ölçekteki başarılardan gittikçe uzaklaşmış, Anadolu'nun diğer şehirlerine pek ulaşamaz olmuştur. Takımınızın bu şehirlerdeki varlığı belli bir yaşın üzerindeki insanların anıları ve skor tahmin oyunlarının kuponlarındaki maçlarınızla sınırlı kalmıştır. Tam bu noktada, bir İzmirlinin kafasındaki Demirspor fotoğrafının en belirgin öğesi siz olmuşsunuzdur istemeden. Fotoğrafın estetik yapısını bozmamaya çalışırsınız.

Kimileri anlamsız bulsa da bir futbol takımını gönülden desteklemek; o kulübün geleceğine dair güzel hayalleri olan insanlar ile bir topluluk oluşturup ortak amaçlar doğrultusunda çabalamak, dayanışma ve kardeşlik ortamı içindeki bireylerden biri olmak, özünde sevgiyle iyi niyet olan ve hissedilmemesi halinin eksiklik olacağını düşündüğüm duygulardır."
(Uzaklarda Taraftar Olmak: Tersine Deplasmanların Mecburi Kabulü, s.224).

Futbol Kitapları:Kafsinkaf

İletişim Yayınları'nın Futbol Kitapları serisinin yeni yayını çıktı: Kafsinkaf. Yiğit Akın'ın derlediği, 13 yazıdan oluşan kitap, futbolun ötesinde bir fenomen olan Karşıyaka'nın ruh halini anlamak için iyi bir giriş niteliği sunuyor.

Karşıyaka ile son 10 yıldaki en kritik maçımız tabii ki 2002'de Denizli'deki play-off finalıydi. "Şampiyon" unvanına eriştiğimiz son maçtı. "Taner'in vuruşu ve gol!"

Ama 2. ligteki statü değişimiyle, şampiyonluğun getirisini pek görememiştik. Ardından 2003-2004 sezonunda, 2A'da aynı gruptaydık; İzmir'de 2-0 kaybetmiştik. Kendi sahamızdaki maçı, Sivasspor maçında aldığımız iki maçlık cezadan dolayı, Konya'da oynadık. 0-0 bitmişti. Bizim Ankara'dan yaptığımız ikinci deplasmandı. (Yozgat'ı da sayarsak üç.) Üç kişi otobüse atlayıp gitmiştik. Düşme potasındaydık. Adana'dan 7-8 otobüs taraftar gelmişti; Karşıyaka'nın hocası Rıdvan Dilmen vardı. O sene düştük.

İzmir şubemiz, "anavarza" Sezcan ile de o yıl tanışmıştık, İzmirspor maçında.

(böyle şeyler işte...)

Lise Ziyaretleri

Kulübün son dönemde sıklaştırdığı keyif verici bir etkinlik: Lise ziyaretleri. Bir ay içinde üçüncü okul ziyareti de gerçekleştirildi. Eminim bu ziyaretler, bir iki fotoğraf karesine sığmayacak kadar coşku yaratıyordur her bir okulda. Heyecan daha ziyaret duyurusuyla başlıyor, şarkılar-marşlar ezberi bir kez daha yoklanıyor, atkılar, formalar daha haftasonu kaldırılmış dolaplardan büyük bir hevesle çıkartılıyordur...

"Takımımızın bizim okulumuza da gelmesi için ne yapmalıyız" diye soran mailler geliyor bize. Sanırım önce okul müdürlüğüne verilecek bu yönde bir istem dilekçesi, ardından okulun kulüple temasa geçmesi yeterli olur. Ben, Erkek Lisesi mezunuyum. Dilekçemi buradan doldurayım: Lütfen, Erkek Lisesi'nin 121 yıllık bahçesini de mavi-laciverte çeviriniz!

(foto:adanademirspor.org.tr)

Köklü bir geleneğe dayanan Demirspor'un, onu geleceğe taşıyacak yeni nesline, tıpkı tribünde olduğu gibi, yönetici ve çalışanlarının da sıkı bir şekilde sahip çıkması gerekiyor. Bu yöndeki talepleri gerçekleştirdiğiniz için, teşekkürler...

20 Nisan 2010

Tren, Gider!

Eyjafjallajökull. Hayır, klavyemin üzerinde kedi dolaşmadı. Bugünlerde birine bu kelimeyi ederseniz size anlamsızca bakmaz. Hatta üç kere arka arkaya doğru söylerseniz, uçak bileti bile kazanabilirsiniz. Ama bir yere gidemezsiniz onunla. Yerine tren verelim?



Buz ülkesinin içinden ateşler fışkırıyor bugünlerde ya da içinde kor kor birikmiş dertler ancak dumanını tüttürebiliyor dışarı. Malum, geçenlerde iflasın eşiğine gelmişlerdi; balıkçılıktan sonra tek geçim kaynakları olan bankacılık sektörü, finans krizinin en büyük kurbanlarından olmuştu. Ama bu sefer İzlanda'nın dumanı, hepimizi sarhoş etti.

Ben olayın iyi yanına bakıyorum. Trenlerimiz dolup taştı! Evet, kürkçü dükkanına geri döndünüz. Sirkeci'nin yolunu hatırladınız! Teşekkürler Eyjafjallajökull. Büyüksün.

Tren, gider. Ağır aksak, dertli dertli, senli benli, dur kalk. Sıcak, soğuk, kül bulutu etki etmez. Sizi Eyjafjallajökull'un eteklerine bırakır. Ateşini de harlar, dumanına duman katar. Katar katar olur, gider. Sakin olunuz. İzlanda'nın başı dumanlı Eyjafjallajökull'u varsa, bu memleketin de kafası dumanlı demiryolları var.

19 Nisan 2010

U14: Adana Demirspor 1: Fenerbahçe 4


Bugün oynanan son grup maçlarında, Fenerbahçe karşısında 4-1 mağlup olduk. Gençlerbirliği ise Trabzonspor'u 3-2 yendi.

Ligler statüsüne göre, takımların birbirleriyle oynadıkları tüm müsabakalar tamamlandıktan sonra, eş puana sahip takımlar kendi aralarındaki müsabaka sonuçlarına göre sıralanacağından, Gençlerbirliği galibiyetinden sonra biz yenmiş olsaydık dahi yarı finale katılamayacaktık.

Grubu lider tamamlayan Fenerbahçe'nin yediği tek golün de bizden geldiğini belirtmeden geçemeyeceğim.

Üç Süper Lig ekibinin arasında yer almamızı sağlayan gençlerimize bir kez daha teşekkürler. Bugün kazanılan tecrübeler, yarın çok işimize yarayacak; yeter ki gençlerimize sahip çıkılmaya devam edilsin...

18 Nisan 2010

Haftanın Ardından...



Maçı Adana Kral FM'den dinledim, tribünü dinledim desem daha doğru olur. Maçın erkenden kopmasıyla tribünler keyifle tezahürat yaptılar, ADS- ADS, Aley Aley, Mavi-Lacivert-Şampiyon-Şimşekler... Orada olmak vardı!

Malatyaspor'un bir de penaltı kaçırdığı maçı 3-0 üstün bitirdik. Gollerimiz sırasıyla Barış, İlhan ve Tayfun'dan geldi. Belediye Vanspor Adıyamanspor karşılaşması ise, Belediye Vanspor'un son dakika golüyle 1-0 sona erdi ve maç fazlası ile Belediye Vanspor ikinciliğe yükseldi.

Haftaya deplasmanda DİSKİ ile karşı karşıya geleceğiz. 1-0 olsun, bizim olsun!

Kebap ve Şalgam Günü-Ankara

tebevolimo.blogspot.com'un çağrısına uyarak, Kebap ve Şalgam Günü'nü kendi yerelimizde kutladık.



Bazı arkadaşlar, günün anlam ve önemine muhalefet ederek ayran içmeyi tercih etti. Bir arkadaş da -adını vererek kendini hedef göstermeyeceğim- gurbette olmanın kahrıyla iki kebabı bana mısın demeden mideye indirdi.



Adana'daki etkinliğin fotoları için buraya tıklayabilirsiniz.

Feridun Düzağaç ve Demirspor

Adana Futbolu kitabını elime alınca Önsöz'den sonra okuduğum ilk yazı Feridun Düzağaç'ınkiydi. Futbol camiasında Beşiktaşlılığı ile konuşulan Düzağaç'ın aslında kalbinin bir yanında da Demirspor olduğunu bildiğimden, Demirspor ile ilgili kaleme aldıklarını merak etmiştim. Zira kendisi de yazısında, bu durumla ilgili olarak DemirStore'da yaşadıklarını şöyle aktarıyordu:

''Maç mahalline yaklaştıkça mavi-lacivert çubuklu ve reklamsız formalar çoğalıyor. Bir delikanlıya soruyorum; ne mutlu ki kentimin takımları da çağın moda gereksiniminin gerisinde duramayıp kurmuşlar 'resmi ürün tezgahlarını'. Uzun kollusu yokmuş madem kısası da yakışmış hem ve üstelik Beşiktaşlıymışım zaten. Satıcı delikanlının şu 'FD' suretimizi bilir de onun çağlarında nasıl bir Demirsporlu taraftar olduğumu bilmez haline tebessümle cevap verip gişeye yöneliyorum.''

Ve neden Demirsporlu olduğunu açıkladığı kısım bence en can alıcı kısmıydı yazısının.

''(...) babam tarafsız ve diğer maç arkadaşım sevgili Sami Dayım Adanasporlu iken neden Demirsporlu olduğumu anlatmak çok kolay değil. Sanki o zamanlarda Adanaspor taraftarları bize göre daha çok ve etkinlerdi. Adalet, eşitlik bağımlısı içimden duruma kendimce müdahale etmek istemiş olmalıydım. Bir de sanki, ne sankisi canım apaçık, Adanaspor fanatiklerinin kale arkası köşesi olan 'Çılgınlar Locası'nda, diğer kale arkasındaki 'Şimşekler Grubu'ndaki kadar keyif ve huzur hissedemiyordum. Ve tartışılmaz hissedilir bir farkla biz Demirsporlular daha kötü gün dostu olmayı başarabiliyor ve daha yaratıcı ve ateşli bir taraftar profili çiziyorduk.''

''5 Ocak'tan Sevgiler...'' - Feridun Düzağaç, Adana Futbolu, S. 235-236.

17 Nisan 2010

U14: Adana Demirspor 1: Trabzonspor 0

U14 finallerinin bugün oynanan ikinci maçında Trabzonspor'u 1-0'lık skorla geçtik. Grubumuzdaki diğer maçta ise Fenerbahçe Gençlerbirliği'ni 6-0 yendi.

Puan durumu şöyle:

Gruplardaki son maçımız 19 Nisan Pazartesi günü Fenerbahçe ile.

Takipteyiz...

Bilmek, sevmek, garipsemek...

Geçenlerde televizyonda kanal kanal dolaşırken NTVspor'da "Portekiz Ligi" özet görüntüleri yakaladım. Bu senenin flaş takımı -yani Portekiz'in Bursa'sı- 'Braga' takımının oynadığı maçtan önemli pozisyonları veriyordu televizyon. Ancak durum bana bayağı bir garip geldi... Aslında bana garip gelen şeyi biliyordum... İçten içe bu duruma seviniyordum ama açmazların içinde kalmış yurdum futbolunu ve ondan da önemlisi Demirspor'umuzu düşündüğümde ise sadece üzülüyordum...

Bilmek

Maçta en çok dikkatimi çeken şey Braga'nın oynadığı deplasman takımının sahasının küçüklüğü ve yetersizliğiydi.(en azından bana öyle gelmişti)
Sonra bir maç özeti daha izledim. "Allah Allah" dedim, gene aynı manzara... Hatta bu sefer saha daha beter durumdaydı, nispeten daha büyüktü ama Portekiz 1. ligi maçı değilde Türkiye 3. Liginde bir maç izler gibiydim.

Tabii sadece sahanın şekli ile alakalı değildi fikrim. Maça aileler topluca, adeta bir mahalle cümbür cemaat gelmiş gibiydi. Her maçta birbirinden renkli sahneler o kısacık maç özetlerine her nasılsa konulmuştu. Bu bile bambaşka bir şeydi ki bizim Süper Lig maç özetlerimizin tartışmalı pozisyonlardan ibaret olduğunu düşününce.

Aslında bu durumu hep biliyorduk. "Bilmek" eylemi bizim için bu durumla alakalı hep vardı. Villareal örneği hala canla başla İspanya'da sahnede. -stad kapasitesi bağlı olduğu kasabanın nüfusu ile baş eden bir takımdır kendisi ama Şampiyonlar Liginde yarı final oynamışlıkları vardır-

Sevmek

İşte tam bu noktada "sevmek" fiili devreye giriyor. Benle birlikte bu yazıyı okuyan bir çok endüstriyelleşmiş futbol karşıtı insanın bu romantizmin tadını damağında hissetmiş olduğuna eminim. "Vay be adamlara bak ya! Sahaları ne halde oynadıkları futbol ve ortam şahane, helal olsun!" dendiğini duyar gibiyim. İşin aslı öyle değil. Birde şu fotoğrafa bakalım. İlk stadın bir farklı yerden çekilmiş fotoğrafı. Aradaki 7 farkı bulabileceğinize eminim.
İşte bu fotoğrafta bize verilen mesaj çok açık aslında "Altyapı"... Elalemin oğlu kendi oynadığı stadın yanına neler neler yapmış. Öyle aman aman bir takım da değil bu takım. Araştırdım antreman sahaları değil. Hemen yan taraftaki stad altyapı takımlarının maçlarını yaptığı saha. Bizde misal "...Fenerbahçe PAF takım maçı Dereağzı tesislerinde oynandı..." Nasıl bir devinim eksikliği içindeyiz siz çözün...

Garipsemek


Bu ise K.Karabükspor'un sahası. Tabii bu fotoğrafı koyarken amacım kötü değil. Bunun bir başarı olduğunu hatırlatmak. Ne demiş Hz. İsa "Sezar'ın hakkı Sezar'a!". Kazanılan başarıdan ötürü tebrik ettiğimiz gibi eleştirmekte hakkımız olacaktır. Karabük'e gidip "misafirperver" Karabük halkından dem vurmayan yoktur. Aynı şekilde internette araya taraya stada ilişkin ancak bu fotoğrafı bulabiliyorsam şapkayı önüne koyması gereken Karabüksporlular bence. Resmi sitelerinin olmamasını geçtim, taraftarın bir şeyler yapması lazım bence bu konuda.
Asıl garipsediğim ise bize dair olanlar. Altyapı sıralaması yapıldığında Türkiye'de her kategoride ilk onda yer alan bir camianın bu potansiyeli kullanması lazım. Ancak benim kafamdaki soru işaretleri sadece Adana Demirspor ile alakalı değil! Şöyle ki ;
Garipsiyorum, çünkü ;
Arda TURAN kendi ağzından, Fabregas'ın 12 yaşında öğrendiği hareketleri ben Rijkaard sayesinde yeni öğreniyorum diyor.
Garipsiyorum, çünkü ;
Türk futbol tarihinin en başarı futbolcusu Hakan ŞÜKÜR fundamental eğitimini 17 yaşında Bursa'da aldı.
Garipsiyorum, çünkü ;
Herkesin hayran olduğu Barcelona takımını Türkiye'deki birçok futbol adamı sadece Allah'ın bir lütfu olarak görmekte, yıllarca uğraş veren Barcelona altyapı ekibini ise elinin tersiyle iterek görmemekte.
Garipsiyorum, çünkü ;
Hiçbir birikimi olmayan futbol yorumcularını başına tac eden futbol camiasından bir şey beklemeye devam ediyorum...
Saygılar...

Madrid: Pasaportumu Kaybettim...

Bir yılı geçti İspanya-Türkiye maçı için yaptığımız seyahatin üzerinden. Pasaportumun da içinde bulunduğu çantamı çaldırdığımdan (kabus!) bir türlü elim bu yazıyı yazmaya gitmemişti. Travmayı atlattım sanırım:) Diğer kısımlara geçmeden 'hayat bilgisi!'

Yurtdışında pasaportunuzu kaybederseniz (veya çaldırırsanız) yapmanız gerekenler:

1. Sakin olmak: Durum sanıldığı kadar vahim değil. Çantanız da gittiyse ve herşeyiniz o çantanın içindeyse aynı şeyi söyleyemeyeceğim!

2. Bir polis merkezine giderek durumu tutanak altına aldırmak: İspanya'da polisler -en azından bize denk gelenler- ingilizce bilmiyorlardı ama, bir telefon numarası vererek bizi ingilizce konuşulan bir merkeze yönlendirdiler.

3. Vesikalık fotoğraf çektirmek: Dikkat edin, boynunuzda tuttuğunuz takımın atkısı olmasın, ben unutmuştum, komik oldu:)

4. Türk Büyükelçiliği/Konsolusluğu'na başvurmak: Bulunduğunuz şehirde varsa şanslısınız, yoksa o şehre ulaşmanız gerekiyor. En iyi kısım bu kısım, çünkü herkes çok yardımcı oluyor (Atkılı fotoğrafa bile söz söylemiyorlar:)) Size beyanınıza istinaden pasaport yerine geçen bir 'Geçici Seyahat Belgesi' ücretsiz düzenleniyor ve o belgeyle ülkeye dönebiliyorsunuz.

5. Türkiye'de havaalanında polis memurlarına hesap vermek: Pasaportu kaybetmiş olmaktan daha kötüsü bu idi benim için. Siz 'geçmiş olsun' dilekleri beklerken, son derece kaba bir biçimde sorgulanıyorsunuz. Sorguyu atlattıktan sonra bavulunuzu alıp dört gözle evinizde olmak istiyorsunuz!

İspanya için özel not: Olay milli maçın ertesi günü, yani pazar günü yaşandığından mesai günü olan pazartesini bekledik. Konsolosluk görevlisi bize neden pazar günü gelmediğimizi sordu. Şaşırdık! O kadar çok kişi 'pasaportumu çaldırdım, uçağıma binemeyeceğim' diyerek aramış ki, Konsolosluk pazar günü açılmış!

Sonraki yazıda Madrid, Toledo ve milli maç...

16 Nisan 2010

TUS - Tuş!


Tayfamızın doktoru, biricik badim togepy, pazar günü 2. kez Tıpta Uzmanlık Sınavı'na girecek. Çok zor olmasına karşın, ilk sınavı da kazanmıştı ancak spor hekimliğini hedeflediği için tercihte bulunmamıştı.

Bu kez hedefine ulaşacağına dair şüphem yok. Dualarım Ankara olması için.

Başarılar badilerin kralı :)

15 Nisan 2010

Dünya Kupası #1

Dünya Kupası'nın başlamasına iki aydan az zaman kaldı. Kupanın karnaval havası her zaman hoşuma gider. Bu renk cümbüşünü kolay kolay bulmak mümkün değil. Dünya gözüyle, Dünya Kupası'nı canlı canlı izlemek en büyük hayallerimden; 2006 bunun için mekan olarak çok uygundu ama ben değildim. Bundan sonra "yapılacaklar" listemin ilk üç sırasında...

Kişisel Dünya Kupası hafızamı yokladım; çıkanlar şöyle:

İlk Dünya Kupam, İtalya 1990. Kupanın maskotunun olduğu cırtcırtlı ayyakkabılar çok modaydı. Doğal olarak bende yoktu. O yıllarda Eskişehir'deydik. Kupadan aklımda kalan üç şey: -Herkes gibi- Roger Milla, şimdilerde erotik sayılabilecek kısa şortlar ve İtalyan rejisinin maç skorunu, kalan süreyi ve giren çıkan oyuncuları gösterdiği nokta noktalı ekran grafiği.



Milla'nın gol sonrası köşe bayrağındaki sevinci, biz Avrupalılar için çığır açıcıydı. ABD'nin adını ilk kez futbol sahasında duyuyordum; Çekoslavakya'yı da son kez...


(Bu tükürüklüyü tanıdınız mı?)

Milla'nın Kamerun'u sürprizin kralını yapıp çeyrek finale yükselmişti. 2-1 öndeyken Lineeker'in gazabına uğradılar. Ondan sonra garip şekilde-aslında garip değil- favorilerle değil hep olası sürprizlerle ilgilendim. Kupanın finalini Çamlıyayla'da, Almancı halamdan getirttiğim siyah beyaz tv'de, zoraki ayarladığımı TRT'de, karıncalı bir ekranda seyretmiştim herkes uyurken. Brehme'nin vuruşu ve Maradona'nın gözyaşları.

Kupadan önce kimsenin tanımadığı, sonrasında da bir daha pek ismini duymadığımız Schilacci de bir diğer sürprizi yaparak gol kralı olmuştu.

Ardından, ABD 1994. Sayelerinde, soccer ile football arasındaki farkı öğrenmiştik. Adana'daki ikinci senemizdi. Kupanın logosunun olduğu bir futbol topum vardı ki, Kameslerin egemenliğinde futbol topu sahibi olmak bir ayrıcalıktı. Maçlar Avrupa'da canlı izlenebilsin diye, ABD'nin en sıcak saatlerinde top oynuyordu garibanlar. Maçlar 22.00 ve 02.00'de yayınlanıyordu. 02'deki maçları izlemek için bizimkilerden zarzor izin alabiliyordum, izin alsam da ancak ilk yarılarına dayanabiliyordum uykusuzluktan.

Kupanın akılda kalanları: Tomas Brolin'in saçları, Letchkov'un keli ve renkli formalar. (Buraya tıklayın)


Bu kupayla birlikte, sürpriz üçüncüler dönemi de başlamış oldu. 2002'de bize de vuracaktı piyango. Ayrıca bu kupanın birçok vetaranı birkaç yıl içinde, Türkiye'nin yolunu tuttu. Letchkov, Kostadinov, Hagi, Kennet Anderson, Taffarel, Salenko gibi...

Kupanın sürprizi tabii ki İsveç ve Bulgaristan'dı. Finali yine yaylada, bu kez renkli televizyonda rahmetli dedemle seyretmiştim. Kaçırdığı penaltı sonrası rahmetlinin bütün suçu Baggio'nun garip saçına kesmesi ve kesif küfrü hala kulaklarımda.





Bu kupa, Bebeto, Romario ikilisinin gol sonrası bebek kutlaması ile de çığır açmıştı. Brezilya'yı şampiyon yapan teknik direktör Parreria da Türkiye'ye gelip, Fenerbahçe'yi 1996'da, 7 yıl aradan sonra şampiyon yaparken, takım birçok maçta sahaya Brezilya 94 formasıyla, sarı düz forma-lacivert şort tertibiyle çıkmıştı. O zamanın Brezilya kaptanı Dunga da şimdi milli takım teknik direktörü.



(devam edecek)

U14: Gençlerbirliği:2-Adana Demirspor:1

U14 finallerinin ilk maçında Gençlerbirliği'ne 2-1 yenildik. Gruptaki diğer maçta Fenerbahçe, Trabzonspor'u 2-0 yendi. Henüz kaybedilmiş birşey yok; haydi çocuklar!

U14'ler ve Bir Soru-Bir Hediye

U14 takımımız bugün saat 17.00'de Gençlerbirliği ile finallerdeki ilk maçını oynuyor. Maçı heyecanla beklerken, onların aracılığı ile sizlere bir hediye de vermek istedik:

Resmi sitemizde U14'lerle ilgili, içler acısı bir Türkçe ile kaleme alınmış, haberi hatalarından arındırıp doğru bir şekilde demirgibiyiz@gmail.com adresine gönderen ilk kişiye Adana Futbolu kitabı hediye!

Hatalı metin şu:

"AdanaDemirspor U 14 Akademi Ligi Türkiye Şampiyonasına katılmak üzere dün akşam Adana dan ayrılarak. Turnuvanın yapılacağı Antalya'ya gitti.U 14 Takım Teknik Sorumlusu İbrahim Çolak Antalyada yapılacak olan. Türkiye Şampiyonasında Adana'yı en iyi şekilde temsil etmek için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.Şampiyonada 4.lü gurupda ilk ikiye kalma mücadelesi verecek olan AdanaDemirspor U 14 ilk maçını,yarın (Perşembe) Gençlerbirliği oynayacak. 17 Nisan cuma günü Trabzonspor, 19 Nisan cumartesi günüde Fenerbahçe ile karşılaşacak olan, AdanaDemirspor U14 burda ilk ikiye kalma mücadelesi verecek.U 14 takımı son 8 takım arasına katılmaya hak kazanırken, yapacağı maçları kazandığı takdirde Türkiye Şampiyonu oalacak."

http://www.adanademirspor.org.tr/haberler/u-14-takimi-15-17-19-nisan-tarihleri-arasinda-yapilacak-turkiye-sampiyonasina-katilmak-uzere-antalya-ya-gitti


Cevaplarınızı bekliyoruz...

(Metne dair düzeltmeyi, önce websitesinden ilgililere bildirmek istedim ancak sitedeki iletişim formu çalışmıyor. Ardından info@adanademirspor.org.tr adresine mail attım ancak bir sonuç çıkmadı.)

Müjdeli Haber

Bundan yaklaşık 1,5 ay önce maddi imkansızlıklar nedeniyle hiçbir genç takımımızın Türkiye finallerine gidemediğini bildirerek, bu durumdan dolayı duyduğumuz üzüntüyü dile getirmiş ve en azından 1 takım için maddi imkanların zorlanabileceği ihtimali üzerinde durmuştuk.

U14'lerimizin Antalya'ya gittiği haberinden sonra, "bir ihtimal" diye düşünerek kulüple görüştük ve U16 Takımımızın da 28 Nisan'da Antalya'ya giderek müsabakalara katılacağını öğrendik.

Gençlerimizin en büyük kazanımının 'tecrübe' olacağı bu karşılaşmalara katılmalarını sağlayan herkese teşekkür eder, gençlerimize müsabakalarda başarılar dileriz.

Resmi Site, Adana, Kurumsallık vs.

Dün akşam Sky Turk'teki Total Futbol programında ilginç bir diyalog yaşandı. Programın sunucusu, Süper Lig'e yükselen Karabükspor'un resmi sitesinin olmadığını ve bu duruma çok şaşırdığını ifade etti. Gerçekten de websitesi sahibi olmanın hiçbir teknik zorluğu bulunmadığı günümüzde, kurumların dış dünyayla iletişiminin en kolay yolu, basit ama derli toplu bir site sahibi olmak. Artık "iletişim çağı"nın bile geride kaldığı "post-iletişim" döneminde dünyanın bir ucuyla anlık temaslar kurmamız mümkünken, websitesi sahibi olmamak, çekme kasetten müzik dinlemekle aynı kefede bile görülebilir.

Bizim resmi sitemizin, birkaç yıl önce kişisel gayretlerle hayata geçirilip kulübe neredeyse zorla teslim edildiğini de biliyoruz. Şimdiki hali, görsel olarak çekici ama, içerik de öyle mi derseniz, ona gün içinde tekrar farklı bir bağlamda değineceğim.

Asıl mesele şu: Ali Ece, bu websitesi muhabbetinin içine bütün hınzırlığıyla dalarak, Sarıyer Kulübü'nün hotmail uzantılı mail adresini söyleyip dalgasını geçti. Sonra da konuyu, Adana'ya getirdi. Hüseyin Ataş'ın da kulaklarını çınlatarak, Adanaspor'un Fransızca konuşan futbolcusuyla söyleşi yapmak istediklerini ama kulüpteki yetkilinin bir türlü kendilerine Fransızca tercüman bulup geri dönmediğini ve konunun yılan hikayesi gibi uzayıp gittiğini söyledi. (Sanırım o kulüp yetkilisini tanıyorum. Adana Futbolu kitabını sunmak için Bayram Akgül'den 1 hafta öncesinde randevu talep edip, daha sonra Ankara'dan yola çıkmadan teyit için tekrar arayıp "geliyoruz şu saatte" diyip, Adana'ya kulüp binasına vardığımızda, güzünü bilgisayar ekranından ayırmadan, "ha o iş olmadı, siz bana bırakın kitabı" diyen kişi olsa gerek. Daha sonra kargo gönderdiğimizde de bir türlü teyit alamamıştık kendisinden.)



Laf biraz uzadı; Ali Ece devamında, "Adanaspor'da para var ama bir söyleşiyi bile ayarlayamadılar, ama Demirspor kalktı Livorno'yu getirdi. Sonra bize kızıyorlar niye bizden bahsetmiyorsunuz dergide diye" dedi.

Aklıma, bir anda "Livorno'ya harcanan parayı topçulara verseydiniz ya, zaten bizi solcu gösteriyorsunuz, PKK'lı bunlar" diyen zihniyet geldi. Memleketin spor tarihine geçen bir olayın, Zizek'in tabiriyle "yamuk bakmak" suretiyle nasıl yorumlanabileceğinin ve -onların sevdiği tabirle- "vizyonsuzluğun" bir örneğiydi. Oysa elin oğlu-ama işin ehli adam-, konuyu öyle bir yerden getirip bağlıyor ki bu meseleye, "vay be, nasıl algılanıyor dışarıdan" dedirtiyor. 21. yüzyılın ikinci onyılına girerken hala kurumsallık tartışmasının içindeyiz ya, marka değeri, saygınlık, falan filan bir ton afilli laf.... İşte işlerin aslında "öyle değil böyle olduğunu" yıllar sonra anlıyoruz ve anlayacağız. Çin'deki kelebek kanadı, okyanusun öte tarafında tsunamiye neden oluyor.

[Livorno'yu getirdik de başımız göğe mi erdi, diyenler olacaktır; evet ermedi, tersine adamları da küme düşürüyoruz. Hep bizim yüzümüzden! Türkiye'ye gelip solculuk taslayacaklarına doğru dürüst lige hazırlansalardı keşke!]

14 Nisan 2010

Demiryolları Yeni Bir Kıskaçta

Demiryolları, son dönemde bir imaj yenileme atağına girmişti. Aslında bu atağın, Demiryolu kültürünü canlandırma ve eskinin bile isteye zarar ettirilen kurumunu yeniden yapılandırma amaçlı değil, özelleştirme sürecinin ve kurumun peyderpey dağıtılmasının bir aşaması olduğu birçok "muhalif" tarafından dile getirilmişti. Onları geri kafalılıkla suçlayanlar, birçok demiryolu hattının sessiz sedasız kapatılması ve tren seferlerinin kaldırılması konusunda pek ses çıkarmadı. Son olarak Marmaray Projesi kapsamında, Kocaeli-Haydarpaşa arasındaki banliyö seferleri de bu yıl içerisinde kaldırılacak. Bugün okuduğum iki yazı, bu konuda net bilgiler veriyor; onları özetleyerek sizlerle paylaşıyorum:

"(...)Halka, 'hızlı tren' diye satılan macera, halkın tren seyahati yapması için planlanmıyor. Defalarca söylendi, bu proje 'prestij projesi'! Ankara-İstanbul arasında hizmete geçse bile, bu trenin dışında başka tren çalıştırılması düşünülmüyor. Şehirlerarası trenler, bölgesel trenler, bu işletmecilik tam olarak hayata geçtiğinde ortadan kaldırılacak. Zaten hızlı tren yol çalışmaları bahanesi ve araya sıkıştırılan 'verimsizlik' yalanı ile, bir çok tren seferden kaldırıldı bile. Kimin aklına gelirdi ki, türünün ve güzergahının tek yolcu treni olan Pamukkale ve Toros Ekspreslerinin “yalan” gerekçelerle ilelebet kaldırılacağı? Ya da İskenderun-Adana arasındaki tek yolcu taşımacılığının sona erdirileceği? Zamanında fark edilseydi, demiryollarının yok edildiği, bugün İzmir bölgesinde banliyö trenleri ile birçok bölgesel yolcu treni çalışıyor olurdu… En son olarak, 01 Ocak 2010 tarihinden itibaren Batı Karadeniz bölgesine giden tek yolcu treni de seferden ilelebet kaldırıldı. Bununla yetinilmeyerek, Malatya’ya kadar giden 4 Eylül Mavi Treni'nin, Kars’a kadar giden 2 yolcu treninden biri olan Erzurum Ekspresi'nin, İzmir’e kadar giden 3 trenden biri olan 9 Eylül Mavi Treni'nin seferlerine son verildi.
(...)
2002 yılından önceki yönetimlerde bile, inşaat, yol yenileme vb. gerekçelerle bu hatlar hiç kapatılmamış, artık sayıları yüzü aşan tren iptalleri yapılmamıştır. Yol yenileme çalışmaları yapılması gereklidir ama bu çalışmalar için hiçbir zaman bir hat komple kapatılmamış, insanlar mağdur edilmemiştir. Avrupa’yı örnek aldığını ve teknolojik gelişmeleri takip ettiğini iddia eden TCDD Yönetimi örnek almak istiyorsa, Lonra-Paris arasındaki demiryolu hattının yapım ve onarım çalışmalarını örnek alsın! Bu demiryolu hattında, bırakın aylarları, yılları, bir gün dahi mevcut demiryolu hattı kapatılmamış, hiçbir tren garı yıkılmamış, aksine bu tarihi ve mimari eserler, mimarların harika çalışmaları ile korunmuş, tadil edilmiştir.
(...)
[2010 içerisinde] Kocaeli(Köseköy)’den başlayıp Halkalı’ya(İstanbul) kadar olan 119 kilometrelik tüm demiryolu hattı komple kapatılacaktır. Böylelikle; tüm banliyö trenleri, tüm konvansiyonel yolcu trenleri(şehirler arası uzun mesafe trenleri), tüm bölgesel trenler(Adapazarı Ekspresi ile Sirkeci’den kalkıp Kapıkule’ye kadar giden bölgesel trenler) ile yük tren taşımacılığına(Derince ve Haydarpaşa liman ile Haydarpaşa feribot bağlantılı) son verilecek!!!
(...)
Projenin etkileri:
Toplumsal açıdan;
-Yüzeyde yapılacak inşaat nedeniyle demiryolunun yakınında yaşayan on binlerce insanın yaşamı, en az iki yıl boyunca şantiyeye dönecektir.
-Bir çok bölgede demiryolunun yanından giden sokak ve cadde yolları kullanılamaz hale geleceği için ayrı bir mağduriyet oluşacaktır.
-Demiryolu güzergahı üzerindeki yaya ve karayolu alt-üst geçitleri de yıkılacağı için, ulaşım her yönü ile aksayacaktır.
-Demiryolu hatlarını iki yıl süreyle kapatmanın İstanbul trafiğine olacak etkisi ile bunun ülke ekonomisine, çevreye ve toplum psikolojisine çok büyük olumsuz etkileri olacaktır.
Ekonomik açıdan;
-Güzergahta bir çok tarihi yapı ve eser olduğu için, bunların taşınması, yıkılıp yeniden yapılması, vb. durumlar artı maliyettir.
-Mevcut hatların sökülmesi ve taşınması artı maliyettir.
-Yanlış güzergah seçimi yüzünden bir çok yerde kamulaştırmaya gidilmek zorunda kalınmış olup, bu da artı maliyettir.
-İnşaat nedeniyle çalıştırılamayacak hatlardan ötürü TCDD'nin 180 milyon YTL zararı olacaktır.
*http://demiryoluhukuku.com/2010/bu-bir-hikaye-degil-gercegin-ta-kendisi-“demiryollari-kapatiliyor”/
*http://kentvedemiryolu.com/icerik.php?id=34

U14'ler Antalya'da

Bildiğiniz üzere, U14 takımımız oynadığı 16 maçın 13'ünde galip gelerek Çukurova Grubu'nu 40 puanla lider bitirmişti. Statü gereği, Türkiye Finalleri'ne katılmaya hak kazanan 8 takım A ve B olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki gruptaki takımlar ve maç programları şöyle:

Tek devreli lig usulüne göre yapılacak grup müsabakaları sonunda, her grupta ilk 2 sırayı alan takımlar yarı finale yükselecek ve yarı final müsabakaları, aşağıda belirtilen takımlar arasında tek maçlı eleme usulüne göre oynanacaktır:

Yarı Final 1. Eşleşme: A Grubu 1.si ile B Grubu 2.si arasında
Yarı Final 2. Eşleşme: B Grubu 1.si ile A Grubu 2.si arasında

Her yaş grubunda, Türkiye Finalleri’nde yarı finallere yükselen 4 takıma TFF tarafından madalya, final müsabakasında galip gelerek “Şampiyon” unvanını alan takıma ise ayrıca kupa verilecektir.

İlk hedef ilk 2'ye kalmak, yüklenin gençler...

Resmi sitede, imla ve kelime hatalarına dair daha dikkatli olunması ricasıyla...