31 Mart 2009

Tarihte Adana Demirspor -6- (Bu kez tarih yok)

Her Salı günü blogumuzda nerelerden geldiğimizi söylüyoruz. Söylemeye de devam edeceğiz. Yalnız, geçen hafta kaldığımız yere bir haftalık bir ara vereceğiz ve "Tarihte Adana Demirspor" köşemizi bu hafta Adana Demirspor'umuzun tarihinde bir mihenk taşı olan onursal başkanımız, uğruna heykelleri dikilen Aytaç DURAK'a ayıracağız. Sayacımızın her gün bıkmadan usanmadan ilerlediğini hatırlatarak başlayalım yazımıza.

Tam 5.000 gün oldu, tam 5.001 gün oldu, tam 5.050 gün oldu, tam 5.060 gün oldu. Bu taraftar Süper Lig'i görmedi ki...

Taraftarımız Süper Lig'i göremeyince o başarıları da göremedi. Bugün bu blogta Tarihte Adana Demirspor diye bir yazı dizisi var ise müsebbibi Aytaç DURAK. Son 15 yılımıza ve Adanamızın son 15 yılına el atan ve bizleri getirdiği nokta ortada olmasına rağmen Adanamızın kendisini yönetmeye layık gördüğü isim o. Adana söyleyeceğini seçimde söylemiş bana da bu hafta nostalji köşesinde Aytaç DURAK'a oy veren Demirspor taraftarına bir hatırlatma yapmak düşmüş.

Buyurun yakın geçmişten Aytaç DURAK:

Adana Demirspor kongrelerini anlamsızlaştıran ve kendisinin icazet vermediği kişinin seçilemediği camianın tek hakimi.

Adem ATILGAN'ın istifasına onay veren...
Osman ÇETİNKAYA'nın yeni yönetimde yer almak için izin istediği (14.06.2007)
Mustafa TUNCEL'in kulüp başkanı olmasına karar verdiğini söyleyen (15.06.2007)
Stoperimiz İlker ÖYMEZ'i kentin diğer takımına ücretsiz verdiği için teşekkür alan (10.08.2007)
Tarsus'taki olaylardan sonra "işi tatlıya bağlamanın yollarını arayacağını" söyleyen ama küçücük ve dev kalpli DEMİR'i görmezden gelen...
Rakip takımların atkısını takan...
Taraftarın evrimine sırtını dönüp ona buna mızmızlanan...
Kendince taraftarın deplasmana gitmesini yasaklayan...
Adanaspor maçında Adana'nın kazanmasını isteyen!!!
Maç sonrasında aşağıdaki açıklamayı yapan:

"Bu kentin valisi, Belediye Başkanı, her iki takımın yöneticileri ve taraftarlar üzerine düşen görevi yaptı. Ligin bitimine iki hafta kala Adana takımlarının el ele 1. Lige yükselmeleri için büyük fırsat doğdu. Artık söz iki takımın futbolcularında."

Görmemişin parası olmuş misali sarı zarflar ile sadaka dağıtan...
Kendisine ait olmayan, işçilerin parasından kesilen kaynaklarla saltanat sürdüren, kendisini Allahlaştıran...

Bizi karanlık çağlara iten...

Bu adamı seçtiniz, değerlerimizi alt üst ettiniz. Siz şimdi çıkıp ben Demirsporluyum dersiniz. Taraftar değil, izleyicisiniz. Devam edin.

Teşekkürler Adana.

Haftaya 1982-1983 sezonundan Antalyaspor maçı ile devam edeceğiz.

Litvanya-Fransa maçından...

Tayfadan İspanya'ya gidenler sağsalim dönmüş, yol yorgunluğu atma aşamasındalar. Onlardan fotoğraf beklerken, Litvanya'daki Demirsporlu Aytaç arkadaşımızın ("Anton Lavey") Litvanya-Fransa maçından gönderdiği kareleri paylaşalım:

Zalgiris Kaunas Darius Gireno Stadyumu,


Teşekkürler Ankara-Teşekkürler Adana!

Avrupa'nın en pahalı suyunu içen, en pahalı sayaçlarını kullanan, memleketin en kötü suyunu kullanan-bizleri damacanalı bir hayata alıştıran, devletin kasasına ve kurumların trilyonlarca borç takan, neredeyse tüm sivil toplum örgütleri-yerel belediye ve üniversitelerle kavgalı, ilke ve ahlaktan yoksun, tartışmayı değil sadece "cırlazmayı" bilen Melih Gökçek, Ankara'yı 5 yıl daha yönetecek.

Melih Gökçek'in Adana şubesi de öyle! Aytaç Durak, bütün sağ partileri dolaşıp hepsinin formasını başkanlık koltuğuna geçirdi. Böylece, siyasetimizin Sergen Yalçın'ı ünvanını da kazandı. Metroyu uzun yıllar tamamlayamayan, Kuzey Adana'yı şaibeli bir şekilde rant alanı haline getiren, Etik Kurumu'nun hakkında olumsuz rapor verdiği, şehri Antep'in-Kayseri'nin-Mersin'in çok gerisinde bırakan Durak, Adana'yı duraklatmaya devam edecek. Hele ki şimdi, iktidar partisinin karşında olmanın getireceği "bana iş yaptırmıyorlar" mazlumluğunu da cebine koyarak...

Durak'a değil, MHP'ye oy verdiğini söyleyen seçmen, AKP karşıtı olduğunu söyleyen seçmen ne yaptığının farkına eminim kısa sürede varacaktır. Çünkü ortada bir parti sorunu değil, Aytaç Durak sorunu var. Artık o sorun, MHP'lilerin sırtında. Taşıyın bakalım...

"Çalsınlar ama çalışsınlar" mantığı, memleket siyasetinin düştüğü seviyeyi gösteriyor aslında. En nihayetinde bu, "benim memurum işini biler" diyen Özal mantığının uzantısı. Seçmen bu; eyvallah-seçmene bunu anlatamayanlara eyvallah değil. "Lanet olsun bu halka", "bu memleketten iş çıkmaz" diye bir kenara oturmak, sinizmdir. Siyaset, tam da bu sinizme karşı bir noktada yer alır.

Bir ayağı Ankara, bir ayağı Adana'da olan bizler için, paçalarımız çamurdan çıkmayacak... Ama kalemimiz bunu dillendirmekten de geri kalmayacak.

Yerel Seçim Propagandaları Paralelinde Zonguldakspor

Belediyelerin, futbolun içine bu denli girmelerinin ardında yatan oy ve rant kaygılarından gerçek taraftarların rahatsız olmaması mümkün değil. Son modalardan biri de alt liglerde yer alan takımların, üst liglerde bir takımı satın alması söylentileri. Bu söylentilerde, Ankara'nın sırıtan yüzü Melih Gökçek genelde başı çekiyor. Öyle zamanlar oluyor ki alakasız bir Ankara takımının isminin Demirspor'la birlikte anıldığı oluyor. Çok gücüme gidiyor.

Melih Gökçek'in, son seçimlerde kaybeden AKP'li Zonguldak Belediye Başkanı Secaattin Gonca'yla da bu tarz bir takım alma-verme flörtü oldu. Geçen yıl, beni çok üzen bir şekilde amatöre düşen yılların Zonguldakspor'unu Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin takımı Bugsaşspor'la birleştirmek için her iki belediye başkanı seçimler öncesinde harekete geçtiler. Futbol Federasyonu'nun genel tavrının (yasal dayanağını bilemiyorum) "birleşecek takımların aynı ilde olmaları gerekir" oluşuna rağmen, Zonguldakspor - Bugsaşspor birleşmesi şenlik gibi duyuruldu. Amatördeki Zonguldakspor'un 2.lige çıkarılacağı haberi, seçim mezesi yapılmaya çalışıldı. Secaattin kalktı Ankara'ya geldi, el sıkışıldı, "müjdeyi Başbakanımız verecek" söylemleri yayıldı.

Gel gör ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Zonguldak'ta AKP'li başkan Secaattin seçilemedi, belediye başkanlığını CHP'nin adayı İsmail Eşref kazandı. Şimdi, henüz net sonuca ulaşmamış olan bu birleşme yeni bir boyut kazanacaktır diye düşünüyorum. İsmail Eşref'i tanımam etmem, spor alanındaki politikalarından haberdar değilim. Ancak en azından "birinin" sırıtışını suratında buz gibi dondurursa, en az gerçek Zonguldakspor taraftarları kadar mutlu olacağım. Şu an "gerçek" Zonguldakspor, 3.lige çıkma mücadelesi veriyor, İstanbul Bayrampaşa'da maçlara hazırlanıyor. Antreman yapacakları sahayı, İstanbul Zonguldaksporlular Derneği kiralayarak takımlarına destek olmuş. Bana kalırsa, Bugsaş'ı, birleşmeyi, bilmemneyi bir kenara bırakıp tüm şehirin odak noktasını bu terfi maçlarına çevirmek, temel konsantrasyonu buraya kanalize etmek gerekiyor. Gerçek Zonguldaksporlu futbolcuların ve teknik ekibin esas ihtiyacının bu olduğu ortada.

Yazıyı, Zonguldakspor düştüğünde ortaya çıkan söylentiler nedeniyle kalemine sarılan bir Zonguldaksporlu'nun sözleriyle bitireyim. Tolga Tezcan şöyle diyor:

"Sakaryaspor’u yenip, liderliğe yerleştiğimiz haftanın puan cetvelinin bir bedeli var mı ? 3-0 lık G.Saray galibiyetini kaç paraya satarsınız ki, paha biçilmez değil mi ?Şimdi insanın içi nasıl acımaz ? Bir Zonguldaklı olarak onurumuz nasıl incinmez ?

Biz Zonguldaksporluyuz.

Bizim şanımız, tarihimiz büyük. Bizim Zonguldak sevdalısı yüreklerimiz büyük. Bizim kırmızı-lacivert madenci formasına olan aşkımız büyük.

Şimdi bıraksınlar bizim tarihimizi satılığa çıkarmayı da, memleketimizi düşürdükleri durumu nasıl temizlerler onun hesabını yapsınlar.

Bizim aşkımız, bizim formamız ve tarihimiz satılık değil."


(Tolga Tezcan'ın yazısının tamamı için: http://www.berezilya.com/bir-zonguldakspor-taraftarinin-feryadi)

Bakış Açısı Sorunu...

Abdülkerim Durmaz, Akhisar maçının ardından "Yenemiyorsan, yenilmeyeceksin" buyurmuş.

Adana Demirspor'un hocasının, ligde geriden gelirken (ve zaman zaman "küme düşüyoruz, farkında mısınız?" diyeceğimiz kadar düşme hattına yaklaşılıyorken) yenerse avantaj sağlayacağı, moral vereceği, takımın umut olabileceği bir maça bakışı bu olamaz, O-LA-MAZ !

Bir insan maçın ardından bunu söylüyorsa, maçın öncesinde de bunu düşündüğünü ortaya koymuş olur. Ayıptır, ben üzerimde mavi-lacivert formayla kıytırık halısaha maçına çıktığımda bile tek düşüncem galibiyet oluyorsa, Abdülkerim Durmaz'ın çok ciddi bir vizyon sorunu olduğu kesindir.

Bu hoca, "berabere kalmak" için mi getirilmiştir? Bu hocanın başarı ölçüsü Türkiye'nin 4. büyük ilinin takımının, lige daha bu sene yükselen bir küçük ilçenin takımıyla deplasmanda berabere kalması mıdır?

Biber gazı yiyen, deplasmana bagajlarda giden, sesini, nefesini, gençliğini, hayatını Demirspor'a adayan taraftarı görüp de yöneticisi gevrek gevrek "futbol, bir haftasonu eğlencesidir" diyorsa; hocasının vizyonu deplasman beraberliklerinden öteye gidemiyorsa yuh olsun öyle yöneticiye de hocaya da!

Abdülkerim Durmaz'ı sevmemek için binlerce nedenim var, bir yenisi daha eklendi. Tebrikler hocam, tebrikler!

30 Mart 2009

Yerel Seçimlerin Ardından...

Geçen sezon bitiminde "Stadyumda, Sokakta, Şehirde, Sandıkta Hesap Soracağız! " demiş, seçimler yaklaştığında da tüm Adana Demirsporluların oy verirken "o günleri" unutmamasını dilemiştik. Dün, kendi adıma eminim ki Adana'da bir çok seçmen, Mavi-Lacivert formaları ruhlarına yapışık bir şekilde gitti sandık başına. Her ne kadar iyi örgütlen-e-memiş olsa da Aytaç Durak saltanatına son vermek isteyen cephenin hiç değilse alttan alttan hissedilen, saltanata korku veren varlığı bile önemli oldu diye düşünüyorum.

Seçimlerin öğrettiği bir şey var bana göre; kimse bu halkın padişahı değil. Kendine çok güvenenler, iktidar koltuğunu aldığında tanrı kompleksine kapılanlar, "bundan sonrası tamamdır" diyenler için önemli dersler içeriyor sonuçlar.

Adana'da henüz kimse kesin olarak "kazandım" diyemiyor 30 Mart 14:00 itibariyle. Diğer illerde olduğu gibi, oyların çalınma söylentileri, hile hurda yapıldığına ilişkin yapılan bildirimler, mide bulandırıcı bir ton olay...Hangi partiden olursa olsun, yerel iktidar sahiplerinin bu denli korktukları başka bir seçim hatırlamıyorum ben. İktidara bu korkuyu ülkenin önemli kesimlerinde yayabilmiş olmanın son derece güzel olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar kendi siyasi görüşüme göre sağda bulsam da CHP'nin dün gece dönem dönem İstanbul'u, Ankara'yı ve Adana'yı önde götürmesini anlamlı ve ülkem adına nefes aldırıcı bulduğumu da eklemeliyim...Adana kesin sonuçlarını merak içerisinde bekliyorum halen...

Ankara'da ise maalesef o müthiş sırıtışla "yola devam" ediyoruz. Mide bulandırıcı söylentilerin en çok dile getirildiği yer Ankara oldu sanırım, bu söylentilere sebebiyet veren çirkinlikler yaşanmamış olsaydı sonuçların çok daha değişik olacağını düşünüyorum. Olmadı, olamadı, oldurmadılar. "Ankara'da bir sürrealist Melih Gökçek", oyununu oynamaya devam edecek bir dönem daha. Yenimahalle'nin AKP'den CHP'ye geçmesi ise olumlu sayabildiğim bir gelişme. Yenimahalle ve Çankaya dışında Ankara'dan bir de Kalecik CHP'li belediye başkanı çıkarmış durumda. Dünyanın en güzel üzümünü yetiştirip en güzel şarabını yapan ilçeye yakın zamanda bir ziyaret hoş olabilir, piknik kapsamında düşünülebilir sanki...

Gelelim kendi adıma en çok sevindiğim sonuçlara. "En çok sevinme"nin Türkiye'de 2 ilçe belediyesinden ibaret oluşu maalesef en büyük yara. Kardeş gördüğüm partilerden ÖDP, Hatay Samandağ ilçesinde ve bir başka kardeş EMEP, Tunceli Mazgirt ilçesinde belediye başkanlıklarını kazandılar. Samandağ ve Mazgirt halkına sevgilerimi iletirken, Artvin Hopa'ya inceden sitem ediyorum ÖDP'den CHP'ye geçtiği için. Sonbahar'ın muhteşem görüntülerinde aşık olmuştum oysa ben Hopa'ya...

%98'lik kısmı açıklanan İl Genel Meclisi sonuçlarına göre ise,

TKP 72481; ÖDP 59660; EMEP 44894 oy aldılar.

Toplayınca 180,000 civarı ediyor.
Yalnızca birkaç stadyum kadar insan...Az görülebilir...

Ancak, motosiklete binmeyi seven Arjantinli bir doktorun, sırf insanlara daha güzel yaşamalarının mümkün olduğunu göstermek için beresini şöyle bir düzeltip "bir şey yapmalı" dediği an yanında kendisi hariç sadece 11 kişi olduğunu unutmamak gerekir...

Klasman Grubu 11.Hafta

Akhisar'dan golsüz beraberlikle döndük. Oysa alacağımız bir galibiyetin yaratcağı psikolojik etki çok büyük olabilirdi. Denizli galip, puan farkı 8 oldu. Çıkmadık candan umut kesilmez elbette ama...Aması var işte...

Futsal Ligi 2.Maçlar

Futsal ligi ilk maçında aldığımız galibiyetin üzerine, ikinci maçta Mersin Toroslar Belediye'ye mağlup olunca işimizi biraz zora soktuk. Gruplardan ilk 2 takım yükselecek, son maçımız Seyhan Belediye ile...İmkansız değil tabi ama zorlu bir maç olacağı kesin...Bakalım...

DSGL 25.Hafta..."Ne biri ne öteki"

DSGL Bölge grupları bölümünü deplasmanda aldığımız güzel bir galibiyetle kapatmış bulunuyoruz. Son hafta bay geçeceğiz. Mersin İdman Yurdu son hafta deplasmanda Adanaspor'la oynayacak.

Ne birinin, ne diğerinin kazanmasını isterim. Berabere kalsınlar, şampiyon çıkalım...

28 Mart 2009

Metro Raydan Çıktı!

Adana'da 12 yıldır tamamlanamayan ama her ne hikmetse seçim öncesine yetişen ve 10 gün önce hizmete açılan metro, raydan çıktı!

http://www.adanahaber.com/haberdetay.asp?haberid=3670

Büyükşehir Belediyesi ise olayı yalanlıyor. Belediye'den yapılan yazılı açıklamaya göre, "Metro raydan çıkmamıştır. Depolama alanında, sefer dışındaki vagonlardan biri test sürüşü sırasında makas aksındaki sapmadan dolayı hat yakınındaki direğe yaslanmıştır."

http://www.kanalahaber.net/habergoster.aspx?kategori=gundem&haberID=2196



Metrocuk, bunca zülme dayanamamış olacak ki direğe biraz yaslanıp soluklanmak istemiş belli ki... Deneme seferi bile olsa ortada bir hata olduğu aşikar... Aytaç Durak'ın siyasi gösterisine dönüşen bu iş, kendisine yakışan bir şekilde gelişim gösterdi. Kenti raydan çıkaran Durak'ın, metrosu da halkın canını tehliye atmaya devam edecek.

Bizim çifte göndermeli pankartımız var; "Raydan Çıktık" demiştik; hem takımın düzensiz gidişine hem de taraftar olarak bizim yol-sınır tanımadan takımın peşinde oluşumuza dair... Bu sloganın gerçeğe dönüştüğünü görmek de üzüntü verici...

26 Mart 2009

Yerel Seçim Mevzuu...

Metin Gül'ün (sitesindeki-tıklayın) yerinde tespiti ve hatırlatması ile, "hesap soracağız" sloganımızın, seçim ayağı geldi çattı. Blogta yerel seçim mevzuuna çok yoğun eğilmedik, çünkü adaylar futbola ve spora dair kayda değer fazlaca söz etmediler. Yine de birkaç noktada bize dokunduğu kadarını aktardık sizlere.(şu yazılara göz atabilirsiniz: Mehmet Ali Bilici'nin sözleri, şimdiki ve eski başkanlarımızın siyasi adaylıkları, Aytaç Durak'ın saçtığı paralar ve parti değişikliği)



Yerel seçimlerin, tüm memleket sathında genel seçim havasına bürünmesi, tabii ki Adana'yı da etkiledi. Adaylar, çoğunlukla proje ve planlarıyla değil de siyasi arenadaki pozisyonlarıyla öne çıktı. AKP'nin tek parti hüviyetine büründüğü siyasi atmosferde, bu durum biraz da kaçınılmazdı.

Adana'nın son 15 yılına damga vuran ve tıpkı memleket sathındaki siyasi irade gibi, yerelde "tek adam" konumuna gelen; hatta iktidar partisine bile kafa tutup, "parti değil benim adım seçilir" diyen Aytaç Durak, anketlerde yine önde görünüyor. Kanımca Demirspor'un aynı dönemdeki gerilemesinde bilinçli ve sistematik etkisi olan Durak, seçilirse kişisel gücünün zirvesine ulaşacağı için, Adana takımlarını ve tabii ki özellikle Demirspor'u peşinden sürüklemeye-kendine muhtaç etmeye devam edecek. "Siyasi etik" ifadesi lügatında yer almayan Durak'ın neler yapabileceğini önceden kestirmek güç. Ama bugüne kadar neler yaptığı bize az çok ipucu veriyor.



Bir Demirsporlu, sırf takım sevgisinden ötürü vereceği oyu değiştirir mi bilinmez. Ama Demirsporlu seçmen, sandık başında, çok sevdiği takımının yaşadığı düşüşün hesabını da yapacaktır diye düşünüyorum. Çünkü Demirspor'un düşüşü, kentin düşüşünden ayrı tutulamaz.

Demirspor kongresinden önce, "Anti-Aytaç koalisyonu" önermiştim. Küskünlerin ve "Aytaç Durak olmadan da bu takım yönetilebilir" diyenleri işbirliğine çağırmıştım. Bu çağrı yankı bulmadı, bu yönde bir birlik gerçekleşmedi. Şimdi seçimler öncesi de siyasi partiler arasında böyle bir bütünlük sağlanamadı. Bu manzarada, Durak'ın şansı biraz daha artıyor.

Ben Ankara'da, siyasi eğilimimden ziyade, "Gökçek gitsin" diyerek oy kullanacağım. Umarım Adana'da benzer şekilde "Aytaç gitsin" koalisyonu başarı gösterir.

Perşembe Konukları #9 : Hulusi Acar "Geçmişe Özlem"

-------------------------------------------------------------------------------
Her hafta Perşembe günleri,"Perşembe Konukları" köşemizde demirgibiyiz@gmail.com adresimize o hafta gelenler içerisinden bir yazıyı, "konuk yazarımız"ın yazısı olarak blogumuza taşıyoruz. Tüm okurlarımız yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a gönderebilirler.

Bu hafta Perşembe konuğumuz, Hulusi Acar. Salı günü basketbol takımımızla ilgili olarak yazdığımız yazının ardından, bize gerçekten çok güzel bilgilerle dolu bir yazı göndermiş. 72-73 sezonunda 2.lig şampiyonu olarak Türkiye Basketbol 1.Ligi'ne yükselen Adana Demirspor'un efsane oyuncularından söz etmiş. 72-73'te Vernit Chualls ve Carl Toteling'li ; 73-74'te Larry G. Austin, Vernel Quaus ve Darryl Reed'li kadromuzla, hem ikinci ligde hem birinci ligde yabancı oyuncu oynatma vizyonuna sahip ilk takımlardan biri olduğumuzu, Türkiye'de ilk siyah basketbolcunun Adana Demirspor'da oynadığını iletmiş. Ayrıca, halen Türkiye'de bir maçta en çok sayı atan basketbolcunun Orhan Calba abimiz olduğunu, rekorunun kırılamadığını söylemiş.

Hulusi Bey bu yazısı ile gerçekten bizim için çok önemli bir alan açmış oldu. Basketbol Federasyonu ile de temasa geçtik, görüşmelerimiz sürüyor (Federasyon'dan Ayhan Abimize ayrıca teşekkür ederiz yardımları için) Kısa bir süre sonra hem Hulusi abimize, hem de basketbolsever tüm Adana Demirsporlular'a güzel bir sürprizimiz olacak.

Hulusi Acar'a teşekkürlerimizle, yazısını Türkiye Basketbol Federasyonu Adana İl Temsilciliği'nden aldığımız fotoğraflarla yayınlıyoruz...

-------------------------------------------------------------------------------
GEÇMİŞE ÖZLEM
Hulusi Acar


Sevgili Ankara Tayfası, Demirspor’a gönül vermiş sevgili çocuklar, Adana’nın gurbetteki medar-ı iftiharları,

Sizin yazdıklarınızı, hele hele geçmişten bahseden yazılarınızı okudukça inanın gözlerim doluyor. Özlemle andığım Demirspor tarihini sayfalarınızda buluyorum. Bugüne bakıyorum, birkaç cesur, birkaç Demirspor ruhuyla dolu, birkaç adam gibi adamın yaptıkları dışında hiçbir şey göremiyorum maalesef. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, siz bu birkaç kişilik kitlenin içerisindesiniz.

Futbol dışında elimizde şu an pek bir şey kalmadı kulüp olarak maalesef. Ancak, sizlerin de çok iyi bildiği gibi geçmişimiz böyle değildi. Çok şaşılarak aktarılan bir İstanbul gazetecisi anısı vardır, hatırlatayım izninizle.

60’lı yıllarda Adana’da yapılacak yüzme yarışlarını izlemek için şehrimize gönderilen bir büyük gazetenin spor muhabiri yarışların ilk gününün ardından şehri dolaşırken etrafta yarış sonuçlarının sorulduğunu duyar. Yarışları merak eden Adanalılar, yalnızca kimin birinci olduğunu ya da rekor kırılıp kırılmadığını değil aynı zamanda ne kadar sürede yüzdüğünü de sorar. Dereceler üzerine yorumlar yapar, kendi değerlendirmelerini ortaya koyarlar.. Kahvelerde bile bunlar konuşulur. Gazetecimiz bu ilgiye şaşkınlığını dile getirmekten kendini alıkoyamaz. Bu bir kültürdür işte. Toplumsal bir kültür.

Su topunda, yüzmede, tramplenle atlamada, masa tenisinde, bisiklette, basketbolda ve elbette futbolda nice büyük isimler yetiştirmiş olan Adana Demirspor, şehrin o dönemki kültürünün de bir aynasıdır aslında. Son yıllarda popüler olan, benim de pek sevdiğim “Adana, Demirsporludur” tezahüratını bu anlamda baştan yazmak gerekir bence çünkü Adana, 1940’tan beri Demirsporludur!!! Adanasporlu kardeşlerim alınmasınlar bu dediklerime, kendilerinin de Adana’ya ve Adana sporuna katkıları asla yadsınamaz. Ancak şu bir gerçektir ki, Demirspor bir ruhtur, bir okuldur, kopmaz bir ağabey-kardeş bağlılığıdır. Demirsporlu olunmaz Demirsporlu doğulmaz da, Demirsporluluk ikinci bir ten gibidir zaten insanın üzerinde. Kalbinin her vuruşunda beslenir. Kişiyle birlikte gelişir, büyür, yaşar. Demirsporluluk bir varoluştur, kendisi bizzat canlı bir varlıktır. Öylesine hissedilir.

Bugün yine sitenizde gezerken basketbol ve bisikletle ilgili yazılarınıza raslayıp yine kalbim güm güm atarken ve ikinci tenim Demirspor ruhu etrafımı sarmışken gerilere gittim. Demirayların, Alaaddinlerin, Tanerlerin, Orhanların basket oynadıkları zamanlara. Basket salonlarını tıklım tıklım dolduran, spora doymayan Adanalılara gittim.

1972 - 1973 Sezonu Türkiye Basketbol 2.Ligi Şampiyonu Adana Demirspor

Biliyormusunuz Orhan’ın rekorunu hala kırabilen olmadı. Orhan Calba, 179-54 yendiğimiz Milli Mensucat maçında tamı tamına 161 sayıyı tek başına attı. Bu bir rekordur! Yanlış bir şekilde bu rekora sahip olduğu söylenen Erman Kunter en fazla 153 sayı atabilmiştir. Şimdi, basketbolseverlerden itirazlar gelecektir, oyunun o dönemden bu döneme kadar çok değiştiğini söyleyecekler, artık hiçbir maçta bu skorlara varılamayacağını iddia ederek rekoru küçük göstermeye çalışacaklardır. Her rekor, her kişi, her olay, kendi içerisinde bulunduğu zaman diliminde değerlendirilir oysa. Orhan, kırdığı rekorda 179 sayının 161’ini atmıştır. Takımın attığı toplam sayıların yüzde 90’ı yapar bu. Buyrun burdan hesaplayın, şimdiki maçlar 179 değil de 79 sayıyla bitiyor olsun ve bana bir tane adam gösterin ki %90’ını atsın kendi takımının sayılarının!

1972 - 1973 Sezonu Adana Demirspor - Modaspor karşılaşmasından

Peki biliyormusunuz Erkekler Basketbol 1.Ligi’ne çıktığımız 1973’te Türkiye’de ilk zenci basketbolcunun bizde oynadığını? Pek güvenilir kaynaklar bu konuda da yanılırlar maalesef. Birçokları ilk zenci basketbolcunun Beşiktaş’a geldiğini iddia eder oysa sözünü ettikleri Dave Philipstir ve Beşiktaş’a gelişi 1978’tir. Adana Demirspor’dan tamı tamına 5 sene sonra!!! Bu bir ileri görüşlülüktür, nasıl Muharrem Gülergin, yüzmede gelişmemiz için 1960’larda Almanların ünlü bir yüzme antrenörünü Adana’ya getirttiyse 1973 yılında yaptığımız bu transfer de aynı kültürün aynı bakış açısının ürünüdür. Bugünlerin moda tabiri olan vizyon kelimesini olur olmadık heryerde kullanlara ders olarak okutulacak örneklerdir bunlar. Vizyon, budur.

Adana Demirspor Basketbol Takımı 1977 - 1978

Maalesef yönetimler aracılığıyla bize unutturulmak istenende işte bu kültürümüzdür. Lütfen çocuklar, sizlerden en büyük ricam aynen şimdi yaptığınız gibi bu ruhunuzu hep korumanız. En başta dedim ya, birkaç kişi kaldı gerçek Demirsporlu olan. Lütfen ama lütfen kendinizi hiç bozmadan, engeller karşısında hiç yılmadan, birbirinizle omuz omuza devam edin. Pes etmeyin, pes yok bizim kitabımızda!

Sizler yalnızca futbol sahalarını değil basketbol salonlarını, yüzme havuzlarını, atletizm pistlerini DEMİRSPOR sesleriyle inleten bir neslin evlatlarısınız! Bunu asla ama asla aklınızdan çıkarmayın!

25 Mart 2009

Futsal Ligi Başladı!

Bu yıl Türkiye'de ilk kez düzenlenen salon futbolu (Futsal) ligi başladı. İlk maçımızı dün gece yaptık. Maçlarımız Çukurova Üniversitesi salonunsa oynanıyor. Statüye göre Adana'da 2 grup var, bu iki grupta ilk 2 sırada yer alan takımlar, Adana finallerini oynayacaklar. Adana finallerinin galibi tek takım, Türkiye Finalleri'ne katılacak ve çeyrek finalden itibaren ülkemizin geri kalan gruplarından gelen takımlarla mücadele edecek. Birinci olan, "Türkiye Şampiyonu" ilan edilecek ve UEFA Futsal Şampiyonası'na katılacak.

Futsal Ligi ilk hafta puan durumu ve toplu sonuçlar yukarıda yer alıyor. İlk maçımızda, Adana Gençlerbirliği'ni 8-6 mağlup etmişiz. Fikstüre göre, 25 Mart'ta Mersin Toroslar Belediye ile ve ardından 1 Nisan'da Seyhan Belediye ile karşılaşacağız.

Bana ilk-2'de yer alıp Adana finallerine rahat kalırız gibi geliyor nedense, neyse susayım nazar değmesin.

Başarılar Futsal takımı!

24 Mart 2009

Bisiklet Takımımız Bile Varmış...

Tarihte Adana Demirspor serisine Disconnectus Erectus'un katkıda bulunması sonrasında günü nostalji günü ilan edip geçmişte bisiklet takımımızın bile var olduğunu, hatta başarılı bir takım olduğumuzu da bari bugün gösterelim, dedim. Umarım okuyucuları fazla boğmamışızdır.

Sene 1950. Mayıs ayındayız.

Sene 2009. Tek maçımız futbol maçı. Ona da yayan gidiyoruz.

Kaynak: Yeni Adana Gazetesi Arşivi

Basketbol?

Adana Demirspor, birçok farklı branşta olduğu gibi, basketbolda da söz sahibi bir kulüptü. "Tarihte Adana Demirspor" gününe, 1 Mayıs 1975'in Tercüman gazetesinden bir küpürle ek yapmak istedim.(Resme tıklayarak detayları okuyabilirsiniz.) O tarihte basketbol takımımız, ulusal basında kendine yer bulacak kadar güçlü. İkinci ligten birinci lige çıkarak, önüne "başarıların devamı" hedefini koymuş...



Tek tek kaybettiğimiz branşlar gibi, amatör düzeyde de olsa basketbol takımımızı yaşatmayı başaramadık.

(foto, anavarza'dan alınmıştır.)

Tarihte Adana Demirspor -5- (28.11.1982)

Geçmişimizi bilmenin önemine bu blogta mümkün olduğunca vurgu yapıyoruz. Nerelerden nerelere geldiğimizi görmemiz, bizlere, aslında nerelerde olmamız ve hedeflerimizi nerelere yönlendirmemiz gerektiğini en iyi şekilde gösterecektir. Blogumuzda her Salı günü temin edebildiğimiz ölçüde arşiv kayıtlarını sizlerle paylaşmak suretiyle geçmişimize uzanacağız ve bu camiayı yönetenler ile futbolculara diyeceğiz ki;

Bize dünümüzü getirin, size yarınlarımızı verelim.
-------------------------------------------------------------------------------

Geçtiğimiz hafta belirttiğimiz üzere bu hafta 1982-1983 sezonunda oynanan Zonguldakspor maçını sayfalarımıza taşıyoruz. Dilemiştik ki; Marmaris'i bu hafta yenelim de geçmişte aldığımız Zonguldak galibiyetini okurken ve şahsım adına yazarken içimizde küçük de olsa bir huzur olsun. Takımımız bu dileğimizi yerine getirdi. Tıpkı 28.11.1982 tarihinde Adanalı futbolseverlerin takımlarından beklentilerinin yerine geldiği gibi.
TRT Radyo-1 ara sıra Zonguldak'a bağlanıp dakika ve skor alırken radyoları başında bekleyen ve heyecanları bir kat daha artan taraftarlarımız bu haftayı mutlu kapatmışlar. Golümüzü Müjdat atmış ama Erol da iyi top oynamış.
Haftanın karmasında Erol'un yanı sıra kaleci Eser de var. Demirsporlu Eser Özaltındere. Dileriz bir gün Ömer kardeşimiz de bir Eser olur, bizim formamız altında.

Haftaya Akhisar deplasmanından galibiyetle dönersek Antalyaspor maçını şöyle yüzümde gidermek istesem de gideremediğim (şebelek) bir gülümsemeyle, huzurla, kenarından köşesinden de olsa umutla yazacağım.

Kaynak: Milliyet Gazetesi Arşivi

23 Mart 2009

DSGL 24.Hafta "Aynı Lanet!"

Bu işte kesin bir pislik var, bir lanet! Herhangi bir zaman diliminde ve herhangi bir ligde "Bitime 3 hafta kala galip gelirse şampiyonluğunu ilan edecek olan" bir Adana Demirspor takımı, galip gelemiyor...Geçen sene, hatırlamak dahi istemediğim Adanaspor maçı ile aynı skorla, 1-0 yenildi gençlerimiz Mersin İdman Yurdu'na...

Liderliğimiz sürüyor, bitime 2 hafta var artık. Ancak, bu 2 haftanın ikincisinde biz bay geçiyoruz, dolayısıyla son 1 maçımız kaldı.

Dayanın be çocuklar, şampiyon çıkın şu gruptan!

Adana Demirspor Kebap ve Şalgam Günü'nden

Yönetimimizin son derece güzel fikriyle şekillendirilen Adana Demirspor Kebap ve Şalgam Günü, 21 Mart Cumartesi günü kutlandı. Bizden Mustava katıldı, Adana'dan dönünce izlenimlerini aktaracaktır diye düşünüyorum. Bundan sonra her sene bu günü kutlamak bize düşüyor, gelenekselleştirmeliyiz mutlaka...

Bu arada bir yandan Mustava'yı beklerken bir yandan kebap özlemiyle yanıp tutuşan bünyelere şifa niyetine fotoğrafları yayınlayalım biz...Fotoğrafları mailimize gönderen Taner Gündoğan'a teşekkür ederiz.

sporadana.com'dan;

Akademi Ligi 21.Hafta "Bölgede Mutlu Son"

Akademi Ligleri'nde bölge grupları müsabakaları tamamlandı. Hem U-14'lerimiz hem de U-15'lerimiz gruplarını ikinci sırada tamamlayarak bölgelerarası gruplara katılma hakkı elde ettiler. Lig boyunca şampiyonluğa çok yakın olduğumuz zamanlar oldu, ben bu çocukları şampiyon sayıyorum sonuç ne olursa olsun. Ellerinize, ayaklarınıza sağlık çocuklar. Şimdi hedef, bölgelerarası gruptan çıkıp Türkiye Finalleri'ne gitmek!

Peki, şimdi yeni rakiplerimiz kim olacak? Statüye göre, Çukurova Bölge 2.si, bundan sonra C Grubu'nda mücadele edecek. Ankara Tayfası için iyi haber, zira hem U-14'ler hem U-15'ler Ankara'ya geliyor! Ankara takımları dışında Galatasaray ve Fenerbahçe rakibimiz oldular. Fikstür henüz belli değil. Başarılar çocuklar, bu gruplardan siz çok rahat çıkacaksınız ben inanıyorum!

Bölgelerarası U-14 C Grubu
Adana Demirspor
Ankaraspor (İç Anadolu 1.si)
Galatasaray (Marmara 3.sü)
Ege Bölge Karması (Ege'de ilk-3'e giremeyen takımların futbolcularından oluşturulacak)

Bölgelerarası U-15 C Grubu
Adana Demirspor
Gençlerbirliği (İç Anadolu 1.si)
Fenerbahçe (Marmara 3.sü)
Ege Bölge Karması (Ege'de ilk-3'e giremeyen takımların futbolcularından oluşturulacak)

Klasman Grubu 10.Hafta "Bir Avuç Gökyüzü"

Uzun zamandır ilk defa her şeyin yolunda gittiği haftalardan biri oldu diyebilirim. Kebap ve Şalgam Günü'nün uğuru mudur, Mustava'nın Afyon maçı öncesi Judas Priest aracılığıyla tuttuğu "bu maçtan sonra her şey iyi olsun" dileği midir sebebi bilmiyorum...Denizli, Akhisar, Turgutlu üçü de puan kaybetti, biz galip gelince bir sıra yükselmiş olduk. Bu hafta Turgutlu bay geçecek, alacağımız bir galibiyet, maç fazlasıyla da olsa bizi 2.sıraya taşıyacak, psikolojisi bile önemli bir kazanım takımı 2.sırada görmenin.

Çetin Altan'ın "Bir Avuç Gökyüzü" isminde, olağanüstü bir romanı var (o kadar öyle ki insan Çetin Altan keşke sadece roman yazarı olsaymış diyor :)) Romanda sürekli olarak "umut" verilen ancak bir türlü o umudu gerçekleştirilmeyen bir kahraman var...Bunun nasıl bir delirme seviyesine varabileceğini sayfa sayfa hissediyor insan...Kahramanımız, sürekli bir avuç gökyüzünün peşinde...

"Kafana göre" yapma Adana Demir, umut verip ardından kahretme artık...İşkencelerin en büyüğü bu...Artık yap numaranı, koy ağırlığını, bitir bu işi...İnan, biraz olsun inan!

22 Mart 2009

Estadio Santiago Bernabeu...

2010 Dünya Kupası elemeleri için grupta en büyük rakibimiz İspanya ile 2 maç oynayacağız.A Milli Takım aday kadrosu da açıklandı.İyice havaya giriliyor artık yavaş yavaş.Maçların ilkini 28 mart Cumartesi Türkiye saati ile 23.00'da Santiago Bernabeu Stadyumunda oynayacağız.Hem milli takımımızın oynayacağı hem de yaklaşık 10 kadar mavi-lacivertli o stadda olacağı için tanıtmak istedim.
Santiago Bernabeu, İspanya'nın başketi olan Madrid'de 1947 yılında açılmış adeta bir efsane.Yapımına 1944'te başlanmış,3 yıl kadar sürmüş yapılması.


İlk açıldığında ismi Estadio Chamartín imiş; ancak Real Madrid stadın ismini daha sonra değiştirmiş ve bugünkü adını almış.

Stad kapasitesi ilk yıllarda 120.000 kadarmış.Ancak UEFA kriterleri gereği,tadilatlar ve koltuklandırmalar sonrası kapasitesi düşürülmüş;şu anda yaklaşık 80.000 kapasitesi var.


Futbol ile ilgilenen herkesin bildiği üzere Real Madrid CF'ye ev sahipliği yapıyor.

Stad yürüyerek şehir merkezinden 45 dakika sürüyor.Aslında çok güzel,şehir merkezinde toplanılıp toplu olarak her maç öncesi bir yürüyüş yapılabilir.Ama onlarda öyle bir kültür var mı bilmiyorum.
Stadı gezmek için özel turlar var.Erişkin,çocuk,öğrenci fiyatlarına göre değişmekle birlikte 7-15 euro arası. Sahaya girip yedek kulübesine oturabiliyorsun.Stadyumda yok yok zaten.Restoranlar,alışveriş merkezleri,müzesi,store...
Maçlar dışında toplantılar,galalar,konserler gibi farklı organizasyonlara da ev sahipliği yapıyor.

En çok merak ettiğim ise deplasman tribünleri idi.Onu da maalesef bulamadım.
İnsan böyle stadları görünce tabi ki özeniyor,iç çekiyor.

Umarım bize de 80.000 kişilik olmasa da 30.000 kişilik,kutu gibi ,tüm tribünleri kapalı masmavi bir Muharrem Gülergin Stadı nasip olur,tüm rakiplerimizi sahaya gömeriz :) Düşünemiyorum bile,kale arkasında Şimşekler Grubu tribünü...Sahaya 2 metre,cefakar maraton ile ADS çekiyoruz...Yine hayallere daldık,gittik uzaklara...
Ustam geldi sırtıma vurdu unut dedi romanları
işçisin sen işçi kal giy dedi tulumları
:)

20 Mart 2009

İspanya Demirsporludur! Çok yakında…

Yarın sabah Madrid’e doğru yola çıkıyoruz. Bavulumuzda formalarımız ve atkılarımız İspanya sokaklarını mavi laciverte bürüyüp döneceğiz. Tabi bolca fotoğrafla birlikte… Bir de İspanya-Türkiye maçını alırsak tadından yenmez. Pek ihtimal verilmese de, Fatih Terim’i, yürekli futbolcularımızı ve Euro 2008’deki başarılarını düşününce, neden olmasın diyorum.

19 Mart 2009

Dostların Sofrasında, Maviliklerin Ortasındayız...

Ankara Tayfası, geniş katılımlı buluşmalarından birini, daha önce duyurduğumuz üzere dün gece Ankara Kültürevi'nde gerçekleştirdi...

Uzun zamandır görüşemediğimiz dostlarla görüştük, yeni arkadaşlarla tanıştık, bol sohbet, bol çay...Masada otururken bir bir baktığım insanların yüzlerinde hep umut görüyorum ben böyle buluşmalarda..."Taraftar" olmayı, söz söylemeyi, ses çıkarmayı bir arada daha güzel yapabilmeyi öğreniyoruz sanki birbirimizden. Mavi bir güç oluyoruz beraber olunca böyle laciverdi gecelerde. Umut oluyoruz...

Katılım sağlayan herkesin ayağına sağlık...

Yalnız, gecenin en güzel sürprizlerinden biri, Penche.net'ten Adanalı abimiz Kold'un gelmesiydi bence. Kold abimize ayrıca bir teşekkür ediyorum. Kendi blogunda, her şeyi çok güzel yazmış aslında, bana söz söylemek düşmez. "Dostların Sofrasında, Maviliklerin Ortasındayız" başlığını da ondan aşırmış bulunuyorum zaten :) Buradan buyrun: http://www.penche.net/?p=2267

Perşembe Konukları #8 : A.Hakan Semercioğlu "Çıkartma Albümleri"

-------------------------------------------------------------------------------
Her hafta Perşembe günleri,"Perşembe Konukları" köşemizde demirgibiyiz@gmail.com adresimize o hafta gelenler içerisinden bir yazıyı, "konuk yazarımız"ın yazısı olarak blogumuza taşıyoruz. Tüm okurlarımız yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a gönderebilirler.

Bu hafta Perşembe konuğumuz, A.Hakan Semercioğlu. Bize gönderdiği mailde çocukluğumuzun büyüleyici güzelliklerinden birinden, çıkartma albümlerinden söz etmiş. Hakan Bey'in macerası 1988 Avrupa Kupası ile başlamış. Yazısı için Euro'88 çıkartma albümü görselleri ararken, Hakan Bey'in anılarından anladığım kadarıyla Hollanda'yı tutuyor olmasına karşın ben o dönemde de büyük bir sevgi beslediğim SSCB Milli Takımı'nın fotoğraflarını da koymadan edemedim. Euro'88'i Dasaev'siz, Zavarov'suz, Belanov'suz anmak olmayacaktı çünkü...Van Basten o golü balına attı diyerek bitireyim sözlerimi :))

Hakan Bey'e teşekkürlerimizle, yazısını, eklediğimiz görsellerle yayınlıyoruz...

-------------------------------------------------------------------------------
ÇIKARTMA ALBÜMLERİ
A.Hakan Semercioğlu


Merhaba Demir Gibiyiz ekibi,

Blogunuzu, diğer birçok futbol bloguyla beraber hevesle takip etmekteyim. Basının yer vermediği belki de yer vermeye değer görmediği ancak bir futbolsever için elzem olan bilgileri okuyuculara ulaştırma konusunda bloglar bence büyük bir devrim. Mevcut spor sitelerinin de olumlu katkılarını yadsıyor değilim ancak blogların haber verme kanalları olmalarının yanısıra blog yazarlarının kişisel anılarını, deneyimlerini, yorumlarını kapsıyor oluşu olaya bambaşka bir renk katıyor inancındayım. Ülkemizde, yanılıyor değilsem, Aceto Balsamico ile başlayan bu blog sevdası güzel yerlere doğru ilerliyor diye düşünüyorum. Tüm bu çerçeve içerisinde, Adana Demirspor’u merkezine almış bir blogla karşı karşıya olmak inanın büyük keyif. O yüzden, öncelikle tüm emekleriniz için teşekkür ederim kendi adıma.

Bloglar, bu kapsamda ben ve benim gibi futbolseverler için bir müptelalık. İzninizle, belki Perşembe köşenizde değerlendirmeyi de düşünürsünüz diyerek, çocukluğumuzdan kalma bir başka futbol müptelalığından söz etmek isterim: Çıkartma Albümleri.

Hayatımda ilk çıkartma albümünü görmem, 8.yaşıma denk gelir. Sokak aralarında, bir tür futbol oynamak için sabahtan akşama top peşinde koştuğumuz ve kimimizin Rıdvan, kimimizin Tanju, kimimizin Feyyaz olduğunu sandığı dönemler. Henüz, bu üçlünün yerini Van Basten, Gullit, Koeman almamış durumda. Euro-88 gibi bir kavramdan çok haberdar değilim, başlayana dek.

Yaz gelmiş ve TRT’de her gün futbol maçları oynanıyor. Değmeyin keyfime. Küçücük çocuğum ve zaten en çok istediğim şey futbolcu olmak. İzlemekten en keyif aldığım şey, maçlar. Benim için büyük nimet. Maçları hafiften izlemeye başlıyorum. Bu arada bir gün, mahallemizdeki okulun karşısındaki kırtasiyenin önünde uzun kuyruklar görüp meraklanıyorum. Ayaklarım beni oraya doğru sürüklüyor, sıraya girip soruyorum. Avrupa Kupası Çıkartma Albümü diyorlar, Panini diyorlar. Çok anlam verememekle beraber bekliyorum ben de.

Kırtasiye, o gün hep bildik havasından biraz daha farklı geliyor bana. Normalde, silgilerin, kurşun kalemlerin ve o dönemde yeni çıkıp çok popüler olan basmalı kalem kutularının oluşturduğu o hava gitmiş yerine çok sonraları hissedeceğim stadyum önü turnike bekleme kuyruğu havası gelmiş. Neyse, ben de elime alıyorum çıkartma albümünü. Bayılıyorum, deliriyorum o an resmen. 2 tane de çıkartma seti alıp, daha kırtasiyenin önünden bir yere uzaklaşamadan yapıştırmaya başlıyorum. Benim gibi yaşıtlarım da aynı durumda. Ona ne çıkmış, bunda fazla ne var derken akşamı ediyorum. Ertesi gün, bir daha !

Ailemden, tüm bunların bir para tuzağı olduğuna ilişkin azarı yemem çok geçmiyor. Elimde haddinden fazla Gullit’i değiştirecek bir grup çıkartma delisi aramayı sürdürüyorum. Bazı futbolcular, ya çok az çıkıyor ha hiç çıkmıyorlar. Çocukluk dönemi tabi, hemen firmanın o yapıştırmaları özellikle üretmediği, bilmemkaç milyona satıldığı söylentileri sarıyor ortalığı. Belki ciddidir de, çünkü hayatımda hiç firmadan sipariş vermeden tamamen setlerden çıkan yapıştırmalarla albümü tamamlayabilene raslamıyorum ben.

Günler kırtasiyeye gidip gelmekle ve mahalle maçlarında Van Basten olmakla geçip gidiyor. 1988’in ardından, bugüne dek oynanan tüm uluslararası turnuvaların çıkartma albümlerini itinayla alıyorum, hala da alırım. Kimisi eksikli duruyor öylece, kimisi internetten verilen siparişlerle tamamlanıyor. Sonunda bugünlere dek geliyorum.

Şimdi düşünüyorum da, kulüpler hiç olmazsa kendileri bu albümlerden her sezon başında yapsalar. Yerel basın aracılığıyla bir promosyon olarak verilse. Çıkartmalarını da maç girişlerinde bilet alanlara bedava olarak ya da büfelerde satarak sağlasa, çok mu masraflıdır? Sanmam. Bir matbaalık işe bakar. Hem yerel basın için farklı bir uygulama olur hem de özellikle Adana Demirspor gibi, Sakaryaspor gibi, Karşıyaka, Göztepe ve sayabileceğim daha birçok kulübün, kendi şehrinin takımını tutma onurunu yaşayan taraftarı için büyük güzellik olur.

Bu güzide takımlarımızı tutan, haftasonlarını stadyumlarda geçiren, aynen benim de bir zamanlar olduğum gibi şimdilerde 8-10 yaşlarında olan çocukların böyle bir hazineye sahip olması tarifsiz bir mutluluk olurdu eminim.

Yönetiminizle ya da basınınızla aranız nasıldır bilmiyorum ama bu önerimi siz de beğenirseniz bir iletin derim. Eğer bir Adana Demirspor Çıkartma Albümü çıkarsa, bunun da ilk taliplilerinden birinin ben olacağıma ilişkin söz veririm.

Son bir not, benim gibi çıkartma albümü delilerinin, albümlerine yapıştırma şerefine erişebildikleri son Demirsporlu, Hasan Şaş oldu yanılmıyorsam. O da, Galatasaray’dan çağırılıp Milli Takım’da yer aldığı 2002 Dünya Kupası Albümü’nde. Adana Demirspor’a ve sizlere, çıkartma albümlerini boydan boya milli futbolcularla süsleyeceğiniz, Süper Lig’li günler diliyorum. Bir de bu noktada ricam olacak, Hasan Şaş üzerine herhangi bir metninizi görmedim takip ettiğim zamandan bu yana. Bu konuya değinmeyi düşünür müsünüz? Oğluna Yusuf Deniz ismini vermiş bir Demirsporlu’dan Che bayraklı bir blogda söz etmemek olmaz diye düşünüyorum.

Saygılarımla,

A.Hakan Semercioğlu