31 Ağustos 2010

Bekir Çınar'ın 'Yayınlanmamış' Röportajı

Gazeteci Vartan Estukyan, geçtiğimiz yıl Adana Demirspor-Livorno maçında Merhum Başkanımız Bekir Çınar'la yaptığı fakat herhangi bir yayın kuruluşuna vermediği röportajı bugün, "BirGün" gazetesinde yayınladı. Gazete, bu röportajı internet sayfasında manşetten verdi. Aynen Aktarıyorum:

Neden bir ‘Barış maçı’ yapma gereği duydunuz?
1997’den beri, İtalya’da ‘ırkçılığa karşı’ bir futbol turnuvası düzenleniyor. O turnuvaya katıldıktan sonra, Livorno taraftarlarıyla bir dostluk bağı oluştu aramızda. Sonra bu dostluk ilişkisi devam etti. Biz de göreve geldikten sonra sezon açılışımızı dost bir takımla yapmak istedik. İlk olarak, bizim gibi demir yolu işçileri tarafından kurulan Levski Sofya takımı ile yapmayı düşündük. Fakat onlar Şampiyonlar Ligi’nde yer aldıkları için yoğun programları nedeniyle gelemeyeceklerini belirttiler. Bizler de Livorno ile görüştük. Livorno’ya biraz kendimizden, ilkelerimizden, felsefemizden ve tabiri caizse asi duruşlu bir kulüp olduğumuzdan bahsettikten sonra teklifimizi kabul ettiler.

Türkiye’de futbol milliyetçi bir dil kullanıyor genellikle. Bu dil içerisinde ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı fazla bir şey yok. Belki biraz Beşiktaş taraftarları eylemleriyle bu duruma karşı koyuyorlar, ancak Beşiktaş’ın yönetiminin ırkçılığa karşı bir tavrı olduğunu zannetmiyorum. Adana Demirspor’un başkanı olarak siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz zaten bütün ulusal basına ve İtalyan basınına bunu beyan ettik. Yönetim olarak ırkçılığa karşıyız, bunu sonuna kadar da destekliyoruz. Buna ek olarak, Adana Demirspor olarak endüstriyel futbola da karşıyız. Kulübümüzün felsefesi, dediğimiz gibi, Livorno ile çok örtüşüyor. Dolayısıyla, biz kendimizi bir şekilde anlattıktan sonra, bu dostluk ve barış maçı organizasyonu gerçekleşmiş oldu.

19 Ocak 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesinden sonraki Alanyaspor maçına ‘Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeni’yiz’ pankartı ile çıkmak istediniz, fakat federasyon buna izin vermedi. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Federasyon, bu pankartı siyasi olarak nitelendirdi, bu yüzden de izin vermedi. Ben o dönem başkan değildim. Kulüp başkanımız Adem Atılgan’dı. Ancak Adana Demirspor taraftarıydım ve hatırlıyorum. Demirspor’un zaten Türkiye’de toplumsal olaylara karşı bir duruşu vardı ve bu nedenle bir tepki koymak istedi. Fakat federasyon izin vermedi. Hrant’ın ölümü bizi derinden yaralayan bir olaydı. Demirspor taraftarları olarak hepimizi derinden üzdü bu olay. Gerekli tepkinin gösterilmesi düşüncesindeydik, ancak buna izin verilmedi.

Geçen hafta, takımların lig maçlarına, ‘Güçlü ordu, güçlü Türkiye’ pankartıyla çıktığını gördük. ‘Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeni’yiz’ pankartı siyasi diye nitelendiriliyor, peki diğer pankart siyasi değil mi?

Türkiye’deki bütün profesyonel futbol takımları bu pankartla maçlara çıktılar. ‘Güçlü ordu’ demenin neresi siyasi, anlamadım. Toplumsal dayanışmayı veya orduya olan bakış açısını, millete, memlekete sahiplenmeyi çağrıştıracak ve bence destekleyici bir pankart. O pankartla bu pankart arasında bir bağ kurmak, şahsi görüşüme göre biraz yanlış geldi.
Demirspor’u sol gelenekten gelen bir kulüp olarak nitelendirebilir miyiz?

Doğrudur. Ben şunu özellikle belirtmek istiyorum. 4 Eylül Cumartesi günü, stadyumda 13 bin seyirci vardı. Sağcısı da, solcusu da, çok uç kutuplarda yer alan taraftarlarımız da vardı. Ancak orada biz Türkiye’ye ve dünyaya sporun birleştirici gücünü haykırdık. Sporun birleştirici, uzlaştırıcı yolunun her zaman bir adım önde olduğunu ve birçok toplumsal olayda da ön plana çıkartılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu mesajı o gün tüm dünyaya verdik diye düşünüyorum ben. Taraftarlar arasında da dediğiniz gibi, solcular çoğunlukta, fakat sağdan da insanlar var. Orta sağa yakın, çok uç sağa yakın insanlar da var Adana Demirspor taraftarı sıfatında. Ben bunu mozaik olarak nitelendiriyorum, Türkiye’nin mozaiği olarak...

...

Sonrasında röportaj, Ankara Tayfasından Onur ve Emrah'la yapılan söyleşiyle devam ediyor...

(Vartan Estukyan - Jiyan.us)

LİNK: http://www.birgun.net/sports_index.php?news_code=1283259494&year=2010&month=08&day=31


30 Ağustos 2010

Yeni Pankartlar ve Protesto

fotoğraflar: adanademirspor.com ve sanaldarbe1940.blogspot.com





(Sensizlik İçimizde Haykıran Gurbet)




Adana Demirspor - Konya Şeker Maç Değerlendirmesi

Geçen sene ilk maç sonunda çok umutlu olduğumu yazmıştım nedense Demirspor taraftarına hep umut veriyor. Ta ki sona gelinceye kadar. Bugün izlediğim takım açıkcası bana yine umut verdi sonu gelir mi gelmez mi bilinmez ?

Takım 4-2-3-1 sistemi ile oynadı bu maçta. Kalede Emrah , sağ bek Atahan , sol bek Caner , ortalarında Murat-Erol , önlerindeki ikili de İlhan ile Ali Kemal , sağ açık Cihan ,sol açık Timuçin , forvet arkası Ali Cemal ve ileride Ertan takımın dizilimiydi. Maçın genelinde mücadele eden bir takım vardı. Mümkün olduğunca pas yapmaya çalıştık. Geçen senenin vur ileriye ne olursa olsun mantığı yoktu. Defansta ise sürekli topun arkasında kaldık saldırmak yerine defansı önde kurarak rakibi sıkıştırdık. Maç boyunca rakibe pozisyon vermedik.Açıkcası geçen seneye bakaraktan bu sene daha mücadeleci daha bu lige uygun bir takım vardı sahada.

Oyuncu değerlendirmesi yapmak gerekirse geçen seneden keşke kalsaydı diyeceğimiz kimse olmayacak gibi duruyor. Kaleci göze batmadı sadece bir çıkışta teraddüt yaşadı onun harici iyiydi. Atahan ile Caner ikisi de çok çok iyiydi. Savunmaları aksamadı ileriye destek verdiler mümkün olduğunca. Erol-Murat ikilisinden Erol'u çok beğendim. Murat ise ortalama bir defans olarak gözüktü. Ön liberolar İlhan ile Ali Kemal'in ikiside iyiydiler. İlhan'ı zaten biliyoruz süpürücü görevini yaptı. Ali Kemal ise hem çok koştu hemde topu oyuna çok iyi soktu. Cihan-Timuçin-Ali Cemal üçlüsüne gelince bugün oynadıkları oyunu beğenmedim. Ali Cemal kondisyon olarak iyi değil. Oyundan sürekli düştü. Cihan ile Timuçin ise isabetli birer orta bile yapamadılar. Oyuncu olarak fena değiller ama nedense bugün istenileni veremediler. Forvet hattına gelirsek Ertan takımın en iyilerindendi. Her topa girmeye çalıştı. Rakip savunmayı sürekli rahatsız etti. Hem mücadele gücü yüksek hem teknik kapasitesi. Arkasında oynayanlar biraz daha verimli olurlarsa çok gol atacaktır. Sonradan oyuna girenlerden; Samet girdi kırmızı gördü çıktı. Burhan oyuna girdiği dakikadan sonra takımı hareketlendirdi. Hava toplarına iyi yükseldi. Sıkışan maçlarda takımı rahatlatacaktır. Ufuk ise son dakikalarda oyuna girdi fikir verecek zaman olmadı.

Sonuç olarak ben kendi adıma ilerisi için bir kez daha umutlandım. Bakalım devamı gelecek mi?

29 Ağustos 2010

''O'' 'nun için...


Beyazları giyecek bugün 5 Ocak tribünleri...''O'' da yanımızda olacak,içimizden biri olarak üzerindeki beyazıyla...Mavi Şimşekler ''Koca Çınar'' için sahaya çıkıyor ve maraton başlıyor.Bu maratonun sonu şampiyonluk olsun! Bekir Çınar için oynayın!!!

28 Ağustos 2010

Sezon Başlıyor

Canımız sıkkın, boğazımız düğüm düğüm, moralimiz bozuk... Zaten yerlerde sürünen şevkimiz, Bekir Çınar'ın vefatıyla iyice yerle bir.

Bir sezon daha başlıyor. Geçen sezon başında vertumnus, Muharrem Gülergin'in sözlerini taşımıştı buraya, 30 Mayıs 1973'te Milliyet'te çıkan sözlerini. Şöyle diyordu FOFO:

"Yılmadık, çalıştık. Kar, yağmur, tipi demeden şehirden şehire dolaştık.

Şampiyonluğumuzu, çalışmamıza borçluyuz. Futbolcu kardeşlerimizin ağzından bugüne dek bir şikayet kelimesi çıkmadı. Hepsi de tek bir şey için and içmişlerdi, o da şampiyonluktu..."
(Tamamını okumak için buraya tıklayın.)

Biraz cesaret, biraz umut, çokça çalışmak!



Yeniden deplasman trenleri, soğuk otogarlar, uykulu molalar... Pankart asan ellere, davulu dinleyen kulaklara güç veren, aynı his.

Yorgunluğa, yılgınlığa, kırgınlığa rağmen sesini daha çok duyurmak; mavilacivert bayrağı yükseltmek için, daha fazla FOFO ruhu... Yıllardır takılı kaldığımız bu çukurdan kurtulmak, kendimizi hatırlamak için, daha fazla FOFO Ruhu... Yeni sezon hayırlı uğurlu olsun.

* Konya Şeker'le maçımız, yarın 20.30'da, 5 Ocak'ta. Şimşekler Grubu, Bekir Çınar'ı anmak için, yarın maça beyaz kıyafetlerle gelinmesi çağrısı yaptı.

25 Ağustos 2010

Konya Şeker üzerine...

Şekerspor'ları severim. Onlar da Demirsporlar gibi, memleketin kalkınma hamlesinin önemli bir parçasıydı. Şeker Fabrikaları, tıpkı demiryolları gibi, kuruldukları tüm yörelerde sosyal ve kültürel yapıyı etkilemiş, bahçeleri-lokalleri-tesisleriyle şehirlerine renk katmıştır; spor kulüpleri de keza bir başka sosyal görevi başarıyla yerine getirmişlerdir yıllarca. Sporun sistemli ve kurumsal bir yapı kazanmasında Şekerspor'un yetiştirdiği isimlerin önemli payları vardır.

Şeker sektörünün bilinçli bir şekilde tırpanlanması ile Şekerspor'lar da birer birer kapılarını kapattı. Sektör, pancar yerine mısırdan şeker elde etmek üzerine yeniden kurgulanıyor. Mısır daha ucuz, üretimi düşük maliyetli ancak şeker oranı da düşük ve sağlığa zararlı yanları bulunuyor. Biz mısırdan daha kaliteli şeker elde etsek de yurtdışındaki biriken mısır şekeri fazlası, üzerimize üzerimize geliyor. Halihazırda mısır, dünyanın -daha doğrusu ABD'nin- mucizevi yiyeceği durumuna geldi. Neredeyse herşeyin içinde mısırın yan ürünü maddeler bulunuyor, inekler bile artık otla değil mısır ürünüyle yemleniyor. (Bu konuyla ilgili, Food Inc. [Gıda A.Ş.] belgeselini hararetle öneririm.)

Türkiye'deki Şeker fabrikaları da birer birer özelleştiriliyor. Pancar'dan şeker üreten fabrikaların ve orta anadolu köylüsünün yıllardır en önemli geçim kaynağı olan pancar üretiminin defteri dürülmek üzere. Yurtdışındaki fazla şekeri alabilmek için, ki bu mısır ürünü şekerdir- kendi elimizdeki pancar kullanmamayı, üretsek bile piyasaya sürmemeyi teercih ediyoruz. Şeker Fabrikalarının deposu ağzına kadar dolu durumda, piyasaya sürülemeyen pancar ürünü şekerlerle... Tabii ki gazlı içecekler başta olmak üzere, gıda sektörü, ucuz mısır şekeri ülkeye gelsin diye bastırıyor. Cargill adlı firma, her türlü hukuki, siyasi, sosyal, beşeri engeli aşarak Bursa yöresinde rahatlıkla kuruldu ve bizim şeker fabrikalarının boğazını sıkmaya devam ediyor. Bir süre gündemi işgal etmişti, Cargill için değiştirilen yasalar nedeniyle ama şimdilerde unutuldu.

Konya Şeker de, ülkenin özel şeker fabrikalarından. Konya Şeker'in Başkanı Recep Konuk, aynı zamanda Pankobirlik Başkanı. Pankobirlik de şeker sektöründeki en önemli güç. Şçünkü şeker fabrikalarının kotalarını belirliyor. Tahimn edebileceğiniz gibi, en fazla kota ve dolayısıyla en fazla kar, Konya Şeker Fabrikası'na ait. Özelleştirme kapsamındaki Bor ve Ilgın Fabrikalarının üzerinde yıllardır "daha az üret" baskısı var.

Yine tahmin edilebileceği gibi, Pankobirlik hükümet kontrolünde. Recep Konuk da, üreticinin kooperatifini yönetmesi nedeniyle, açıktan özelleştirmeye karşı duramıyor ama "farklı bir tür" özelleştirmenin olabileceğini söylüyor. Çünkü, fabrikalar satılınca pancar üreticisi, mecburen şehirlere göç edecek. İsteği, fabrikaların Pankobirlik bünyesinde özelleştirilmesi. Kulağını böööyle gösteriyor özetle. Fabrikalar satılsın ama "bizimkilere" satılsın, diyor. Fabrikalarda örgütlü Türk-İş'e bağlı Şeker-İş, zaten sarı bayrakları sallayıp duruyor her yanda; Tekel işçisine dahi destek vermediler. Satılacak fabrikaların hızla kapatılacağını ve değerli arazilerin satılacağını duymazdan gelerek.

Konya Şekerpor'un onursal başkanı olan Recep Konuk sayesinde, kar eden/özel bir fabrikanın takımı olması ile, kulübün maddi sorunu yok. Hükümetle kuvvetli bağı sayesinde lobisi de iyi. Fabrikanın özelleştirilmesi ile beraber, hızlı bir şekilde amatör kümeden çıktılar, önceki sezon ekstra-play off dahi oynadılar. Geçen sezon başaltı takımı olarak yine önplandaydılar.

Haftasonu oynayacağımız rakibin arkaplanında böyle bir manzara var.

24 Ağustos 2010

Futbolun Zemini

Memleket futbolunda zilyon dolarlar dönüyor; imajlar yenileniyor, sponsorlar gelip gidiyor; her yıl daha renkli, daha parlak, daha gürültülü geçiyor. Ama futbolun oynandığı zeminler gün geçtikçe kötüleşiyor. Liglerin bir kısmı başladı; birçok maç canlı yayınlandı, gördük ki Türkiye'nin her yerinde durum aynı: Futbolun zeminini sağlamlaştırmadan, sadece cilasıyla ilgileniyoruz.



Çünkü futbolu aslında sevmiyoruz. Sevseydik, önce onu oynamak için koşulları iyi hale getirirdik. Stad girişlerinde-çıkışlarında, maç izlerken eziyet çeken taraftar, sahada top süremeyen, çukura takılıp sakatlanan futbolcular....

Sıcaktı, soğuktu, yağmurdu çamurdu derken, şu zeminleri bir tülü adam edemedik. Stadları işin ehline vermiyoruz. Bu iş nasıl yapılır öğrenmiyoruz. Dünyanın başka yerlerinde ne yapılıyor, araştırmıyoruz. "Drenaj" desen, Balkanlarda bir semt olarak biliniyor...

Cebimizde paralarla, plazaların tepesine erdi başımız ama ayaklarımız hala patates tarlasında!

23 Ağustos 2010

Ziraat Türkiye Kupası

Ziraat Türkiye Kupası'nda 2010-2011 sezonu, 1. Kademe maçları ile başlıyor. Toplam 72 takımın yer alacağı Ziraat Türkiye Kupası'nda 1. Kademe kuraları bugün çekildi. Toplam 36 takımın tek maç eleme usulü ile mücadele edeceği 1. kademe maçları 1 ve 2 Eylül tarihlerinde yapılacak. Demirspor'umuzun rakibi ise 3.Lig 3. Grupta yer alan Kırıkhanspor.

Gruptaki eşleşmeler:
Anadolu Üsküdar 1908-Eyüpspor
Güngören Belediyespor-Gaziosmanpaşaspor
Darıca Gençlerbirliği-Gebzespor
Bandırmaspor-TKİ Tavşanlı Linyitspor
Balıkesirspor-Körfezspor
Konya Torku Şekerspor-Göztepe
Torbalıspor-Akhisar Belediyespor
Turgutluspor-Menemen Belediyespor
Tokatspor-Yimpaş Yozgatspor
Türk Telekomspor-Keçiören
Beypazarı Şekerspor-Çorumspor
Keçiörengücü-Bugsaşspor
Akçaabatspor-Araklıspor
Pazarspor-1461 Trabzon
Kırıkhanspor-Adana Demirspor
İskenderun Demirçelikspor-Adıyamanspor
Yeni Malatyaspor-Siirtspor
Belediye Vanspor-Şanlıurfaspor

21 Ağustos 2010

Transferler?

Takımın kadrosu neredeyse baştan aşağı değişti. Okurlarımızdan Taylan Solgun bir dosya hazırlayıp göndermiş yeni transferlerle ilgili, yaklaşık 12 sayfa uzunluğunda koca bir metin. Bu kadar detaya pek gerek var mı bilemiyorum; benim asıl merak ettiğim bu transferlerin maliyetinin ne olduğu ve ilk günlerdeki açıklamalardan sonra 180 derece dönüşün neden yaşandığı.

Mustafa Tuncel göreve geldiğinde, eski yanlışlardan ders aldığını ve bundan sonra futbolcuya çok para harcamayacağını söylemişti. Özellikle menajerlerin oyununa gelmeyeceklerini ve futbolcunun kendisiyle görüşeceklerini de vurgulamıştı (İnanamadık ama gerçekten söyledi). Soner Hoca da gençlerle deneyimlilerin karması, dengeli bir kadro kurmak istediğini belirtti ve oturaklı açıklamaları ile umut verdi.

Bu çizgilerini koruyacakları konusunda şüpheliydim, ki daha önce yazmıştım; beklediğimiz gibi oldu. O açıklamalar bir anda unutuldu.

Şu ana kadar 19 transfer gerçekleşti. İsimlere baktığımızda, yarısı 25 yaşının üzerinde. Belli kariyere sahip oyuncular. Bunların ortalama bir meblağın altında oynamasına imkan yok.

Transferde önce genç oyuncularımıza kapı gösterildi, ardından geçen yılın kadrosundaki önemli isimlere... 30 kişiyi aşan kadro tabii ki aşağı çekilmek zorunda. Eskiler, yenilere ödenen meblağları az çok biliyorlar ki, ücretleri konusunda taviz vermediler. Gençler ise daha en başından planın dışına itildi.

Uzay takım heveslisi Mustafa Tuncel, yine eski günlerine döndüğünü kısa sürede gösterdi. Kulübün bocunu ödeyip, fazla para harcamayacağını söyleyen ve şampiyonluk hedefi koymayan açıklamalardan sonra, bu yapılanlar ne anlama geliyor?

Transfere ne kadar para harcandı? Bunca oyuncudan sonra başarı beklemek hakkımız değil mi? Bir kaç hafta sonra, bu takım daha yeni kuruldu- zaten bu yıl şampiyonluk hedefimiz yoktu palavralarına inanmamız mı bekleniyor?

Bu transferlerin maliyeti nedir ve eski borçlar kapanmadan neye dayanarak yeni borçların altına girildi? Geçen yılki kadroya ufak tefek takviyelerle, yine mütevazı bir takım elde edemez miydik?

Altyapıdan yetişen Ferami'yi, Ömer'i, Mustafa'yı bir çırpıda çizmek, altyapılarla haşırneşir olmuş Soner Hoca'ya yakıştı mı?

Bugüne kadar çok oyuncu geldi geçti, ne yazık ki hepsi birbirine benzedi. "Bu kez çok farklı-çok iyi kadro kurduk" hikayelerine hep inandık. Yine inanırız. Tribünde yine onlar için bağırırız. Aslında onlar için değil taşıdıkları forma ve logo için. Onların isimleri, sadece bu yüzden önemli...

Umarım yeni oyuncuların hepsi başarılı olur ve hepsinin parası ödenebilir.

19 Ağustos 2010

Teşekkür...

Kötü günümüzde gerek internet üzerinden ve gerekse birebir yanımızda olan herkese teşekkür ederiz. Kafamı toparlayıp yazamadım bir türlü birkaç gündür, atlanılmış sanılmasın. Hemen hemen tüm takım taraftarları taziyelerini ilettiler, sağolsunlar.

Mersin İdman Yurdu taraftarları (Şeytanlar Grubu) ve Adanaspor taraftarları (Turbeyler) bildiğim kadarıyla cenazede de bulundular. Kendi adıma söyliyim, çok önemli bu. Gerçekten sağolsunlar. Kulüp bazında resmi taziyeleri de oldu.

İlgiyle takip ettiğim, bazen "aynı benim düşündüğümün turuncusu bu" dediğim Adanaspor taraftar güncesi Kaplanpenche bir "Bekir Çınar Turnuvası" önerdi. Eksik olmasın, hem acılı günümüzde yanımızda oldu hem güzel bir fikir verdi.

Beykoz taraftarlarının Semt Aşığı nedeniyle bendeki yeri apayrı, onlar da acımız paylaştılar...Beşiktaş Çarşı ve Balıkesirspor görebildiğim kadarıyla kendi ana sayfalarına da taşıdılar taziye dileklerini...

Atladığım varsa, göremediğim varsa affola, gözüm pek bir şey görmüyor...

Sağolun...Eksik olmayın hiçbiriniz...

18 Ağustos 2010

O Tesisin Adını Değiştirelim...

İki öneri:

Tesislerin adı değişsin. O uğursuz ad gitsin oradan. "Bekir Çınar Tesisleri" olsun.

A.D'nin solkolu M.T kabul etmez, biliyoruz. Ama diretelim.

(foto:tebevolimo.blogspot.com)

İkinci öneri togepy'den:

Uzun süre Şimşekler Grubu'nun yerleşik olduğu ve grupla özdeşleşen Kapalı B Üst tribünün adı, "Bekir Çınar Tribünü" olsun.

Değişimin ilk ve sembolik adımları olsun...

Adana Demirspor Bir Can Aldı...

Sonunda bu da oldu. Adana Demirspor, bir can aldı. Bir insan, Adana Demirspor nedeniyle hayatına son verdi. Belki tek neden bu değil ama en büyük nedenlerden biri. Bu camia bir insanı öldürdü. Bunun ne demek olduğunun farkındasınız, değil mi?

Elbirliğiyle bir insanı öldürdük. Bunu yapanlara, dur, diyemediğimiz için biz de suçluyuz. Bir araya gelip karşı cepheyi öremediğimiz için suçluyuz...

Yazdık-çizdik. Demirspor, bir talan düzeniyle yönetiliyor; bu ağalık-paşalık dönemi bitsin dedik. Ayakları yere basan, 21. yüzyıla yakışan bir kulüp yönetimi kurulsun istedik. Hesaplar açıklansın, bütçeler şeffaf olsun, kim ne kadar para alıyor-harcıyor-kazanıyor bilinsin dedik. Kişilere bağlı değil, kurumsal bir kimlik olsun istedik. Bir taraftar olarak, kulübün gerçek sahipleri olarak, sesimizi yükselttik. Bu konudaki girişmilere destek verdik, vereceğimizi söyledik, elimizi taşın altına koyduk. Etimiz budumuz belliyken...

Kafana göre değil, kafanı kullan Demirspor dedik.

Ama Demirspor kafasına sıkmaya evam etti.

Bu böyle gitmez. Bekir Çınar'ın ipi hepimizin boynunda. Bu ipi boynumuza asanlar, hala orada yeni ilmekler atmaya devam ediyor yeni boğazlar için. Başkalarını tefecilere mahkum etmenin yollarını arıyorlar. Başkalarının ayağını kaydırmanın planlarını yapıyorlar. Çünkü daha önce söylediğimiz gibi, bunların en iyi yaptığı şey, başkalarına iş yaptırmamak.

Bu bir öfke yazısı değil. Bir öfke patlamasına çağırmıyorum sizi. Ama Demirspor çiftliğinin artık bu ağalar-paşalar-hükümdarlar-tek adamlar elinde talan edilmesine dair birşeyler yapmak gerektiğini hatırlatıyorum. Üç yıla yakın süredir bunu hatırlattık kendi çapımızda; taraftar olarak ne yapabilirizin yollarını aradık. Onun bunun adamı olmakla suçlandık, tehdit edildik. Sonunda bizi de kendilerine benzettiler. Biz de ne için yola çıktığımızı unuttuk. Yorulduk.

Biz, hiç kimse ama herkes, eti budu belliler, etten ve kemikten olanlar, vicdan ve ahlak sahipleri; adı sanı bellisiz taraftarlar; armanın peşinde olanlar; Demirspor'a kafa yoranlar; Bekir Çınar'ın ipinden gereken dersi çıkarmalıyız. Bu ahlaksız girdaptan çıkmalıyız artık.

Demirspor adam öldürüyor beyler! Bunun ne anlama geldiğinin farkındasınız, değil mi?

aytaç aga, büyük adana bürokratları v.b... eserinizle gurur duyun

bir önceki yazıda disconnectus erectus un yazdıklarına ve ben okuyana kadar bırakılan ilk 2 yoruma imzamı atarım. kanuni olarak hiçbir şekilde ispat ya da iddia edemeyiz ama manevi olarak suçlu olduklarını bildiğimiz katilleri biliyoruz.

evet aytaç aga ve onun kulu kölesi olan adana büyükleri. Bekir Çınar bir proje üretti, baltaladınız. Yardım toplamaya çalıştı, toplatmadınız. telefonlarınızı kapattınız, yalnız bıraktınız. çaresizliğe ittiniz. zaten adamı takımın başına getirirken dünya kadar borç batağının altına sokmuştunuz. oradan kurtulmak için çırpındıkça, siz elinden tutup dışarı çekmek yerine bataklığın iyice içine gitmesi için ittirdiniz. yılmadı adam, yılsın diye işyerine zabıtaları saldınız, açık arattınız, boğdunuz, bunalttınız.. belki amacınız bu değildi, sadece size bağlılığını bildirip itaat etmesini istiyordunuz ama iş çığırından çıktı ve sayenizde o güzel insan dayanamayıp aramızdan ayrıldı..

peki bu şehrin aklı başında düşünebilen insanlarının ahlarının peşinizi bırakacağını mı sanıyorsunuz? eğer ilahi bir adalet varsa-ki bence var-başınıza gelecek çok şey var. dileğim camiadan değil , Allahtan bulun yaptıklarınızın cezasını. kim bana katılır bilmem, ama ben zevkle seyredeceğim ,içim soğuyacak siz batarken...

son bir söz: hepinizi toplasak, bir Bekir Çınar etmezsiniz...

17 Ağustos 2010

Bekir Çınar'ı Kim Öldürdü?

Bekir Çınar'ı, Adana Demirspor'un 15 yıllık yönetim mantığı öldürdü. Daha fazla harca, en çok sen harca mantığı öldürdü. En çok transferi sen yap ki en büyük Demirsporlu olasın, en çok para harcayan en iyi başkandır mantığı öldürdü. Onu harcadıkça biriken borçlar öldürdü. En çok borcu takıp giden başkanlar öldürdü. En büyük Demirsporlu geçinip, temliklerini söke söke alan mantık öldürdü.

Bekir Çınar'ı arkadan kuyu kazma mantığı öldürdü. Yüzüne gülüp, ardından işler çeviren iki yüzlüler öldürdü. Kumpas mantığı ve ayak oyunları öldürdü. Destek için kapısında bekledikleri, telefonuna cevap vermeyenler, verdiğinde yüzüne kapatanlar, verdiği sözü tutmayanlar öldürdü. Bekir Çınar'ı projelerine bile isteye taş koyan, onlar yürümesin de Demirspor bana muhtaç kalsın diyen mantık öldürdü.

Bekir Çınar'ı, başkanlıkta başarısız olsun diye kişisel işlerine taş koyan mantık öldürdü. Sadece benim adamım kazansın, diğerleri ne yaparsa yapsın diyen mantık öldürdü. Benden değilsen ne halin varsa gör diyen mantık öldürdü.

Bekir Çınar'ı Adana öldürdü. Ona ve diğer tüm değerlerine sahip çıkamayan koca Adana...

Bekir Çınar'ı kapitalizmin vahşi kar hırsı, ahlaksız bencilliği, körkütük yok etme arzusu öldürdü.

ve onların yeni hedefi biziz. Kendinden başkalarını da düşünen, diğerkam, birlikte yapalım diyen herkes...

16 Ağustos 2010

KOCA ÇINAR...


Sevinin bu büyük başkana dil uzatanlar...O artık yok...Kına yakın!!!

Koca Çınar'ı kaybettik...


Sözün bittiği yer neresiyse, oradayız...

10 Ağustos 2010

Eser Özaltındere'den Adana Günleri...

"takımın kamplarında oynanan oyunlardan en önemlisi 'basra' adı verilen ve piştiye benzeyen bir oyundu. Arkadaşlar arasında sürekli bu oyunu oynardık. Ve bu oyunlar her zaman çok kanlı geçerdi. Birbirimizi kızdırma nedeniyle alınan tad inanılmazdı. Yenilen uzun süre kendine gelemezdi. Özellikle Koza Oteli'nde oynanan oyunlarda rahmetli Şükrü Ağabey'in üzerine çok gidilirdi. O oyunların en aranan ismi yine malzemeci Kelle Kadir ve masör Rıza idi. Diğer çok kızan isim ise Tombik Ahmet'ti. Şükrü Ağabey çok sinirlendiği için, biraz da üzerine gidince zaman zaman kağıtları yırttığı, hatta yediği olurdu. (...)


Biz basrayı Demirspor lokalinde de oynardık. Aynı heyecan orada da yaşanırdı. Bu lokalin müdavimleri çoktu. Hepsi de başlıbaşna özellikli insanlardı; Burun Recai, Kedi Melih, Sabit Oktan, Pilot Nuri, İhsan Ağa, Özbek Özler, Fehri Gez vb... Hatırladığım kadarıyla lokalin işletmesi Puto Mustafa ile Necati Ağabey'e aitti. Pilot Nuri de en büyük basracılardan biriydi. Yüksek sesle konuşması, kahkahaları ve "zort"u çok meşhurdu. (...) Puto Mustafa pek konuşmazdı ama bir konuştu mu gülmekten kırılır geçerdik. Özbek Özler, Adana'nın köklü ailelerinden gelen toprak sahibi saygın bir kişiydi. O da ortamın insanıydı, arada sırada inanılmaz ilginç espriler üretir etrafa neşe saçardı. (...)

Özellikle iklimin müsait olduğu dönemlerde akşam yemeklerini bazen Tefo Mehmet'in yerinde yerdik. Tefo Mehmet abartılı yalanlarıyla meşhurdu ve bunlar Tefo Mehmet fıkralarının ana konusunu oluştururlardı. Onun yeri, baraj yolunda bahçesi olan yeşillikler içerisindeki bir lokantaydı. Ayrıca Tefo'da fasıl da vardı. Özellikle kazandığımız maçlardan sonra orada yemek yemenin farklı bir amacı olurdu. Çünkü, tüm Adana Demirsporlu taraftarlar galibiyeti kutlamak için oraya gelirlerdi. Böylelikle, tebrikleri kabul etmek ve onore olmak imkanını elde ederdik. Tefo'nun yerine takım içerisindeki ağabeylerimzle gittiğimizde ise bayağı bir gırgır yapardık. Çünkü, ağabeylerimiz içinde İsmail Ağabey gibi biri vardı ki, çok mukallit bir insanı; Tefo Mehmet'e, Kelle'ye, fasıldaki tefçiye takılır, neşemize neşe katardı."

(Eser Özaltındere/ "Adana Demirspor Günlerim"/ Adana Futbolu kitabı içinde/ syf.157-159)

Eski Adana'dan fotoğraflar için tıklayın...

9 Ağustos 2010

15.Yıl

"Adana'nın bir devrinde sporla iştigal edip de onunla yol arkadaşlığı yapmamış insan yok gibidir. Kimine hocalık, kimine babalık, anternörlük, idarecilik yapmış bu dev adamın lafı geçtiğinde herkes büyük bir saygı (halen sağ ve karşılarındaymışcasına) ile iç geçirerek Muharrem Ağabey diye lafı açıp kimi zaman gülrek kimi zaman içlenrel anılarını nakleder. 1995 sonrası Demirspor'un tek patronu konumuna gelen Aytaç Durak ise kısa pantolonla tahta perdeli stadyumda maçlarını seyrettiği Muharrem Ağabey'in karizmasının kendisini Demirsporlu yaptığını birkaç kez dile getirmiştir getirmesine de ne hikmetse adını bir bulvara vermeyi veya Demirspor'la özdeşleşen Sular Kavşağı'na onun şahsında bir sporcular heykeli dikmeyi düşünmemiştir. Ve daha acısı bir dönem Gülergin Kanunlarının K'sinin kalmadığı bir kulüp haline gelmiştir Demirspor."
(Hulusi Kılıç/Çukurova'da Sporun Altın Kozası"/Adana Futbolu kitabı içinde/syf. 50)



"'Rıp rıp', 'veren uyuz', 'gidip de dönmemek yok, dönüp de gitmemek yok' gibi yerel tanımlamaların spordaki karşılıklarına baktığımızda bunların günümüz takım sporlarının tktik anlayışının Muharrem Gülergin usülü ifadesi olduğunu görüyoruz. Bu konuda Fatih Terim'in görüşlerine başvuralım: '...sporculuktan sonra teknik direktörlük yaptık, Avrupa'da futbol üzerine eğitim aldık, öğrendiğimiz ve sporcularımıza öğrettiğimiz şeyler, Muharrem Abi'nin bize yıllar önce öğrettiği şeylerin, farklı kelimelerle ifadesinden başka birşey değildir...'

Adana Tren Garı'nda işlettiği lokantada, başarılı sporculara günde iki öğün yemek verilirdi. Bu mekan aynı zamanda Adana Demirspor'un toplanma ve sosyalleşme mekanıydı. Tekrar Turgay Renklikurt'un yorumlarını alalım: '...o lokanta Muharrem Gülergin'in ekmek parası kazanmak için işlettiği bir tezgah değildi. Orası, onun sporda beslenmeye verdiği önemin bir sonucu idi. Yoksa eskiden sporda beslenme diye bierşey bilmezdi kimse, çok çok bir kebap yenirdi, o kadar...'"
(Murat Ayman/"İlle de Sen"/Adana Futbolu kitabı içinde syf.59)



"Bana Adana insanını sevdiren saydıran bir insan tanımıştım. Adı Muharrem Gülergin idi. O dönemden, vefat edene kadar Gülergin demek Adana demekti. Adana demek Gülergin demekti. Öyle saygın bir kişiliği vardı ki, Adana'nın en üst düzeyde yaşayan ve çalışan insanlarının yapamayacağı işleri bir anda hallederdi."
(Coşkun Özarı/"Nur İçinde Yat Muhharrem Ağa"/Adana Futbolu kitabı içinde/syf.62)

7 Ağustos 2010

"Demirsporlu Olmak"

Konuk Yazarımız ve sıkı takipçimiz, Nadir Avşaroğlu, Demirsporlu olmanın kendisi için ne anlama geldiğini aktarıyor. Güzel bir haftasonu yazısı olarak perşembeyi beklemeden ekliyorum. Belki de Nadir Abi'nin yazısı, diğer başka yazarlar ve konuklar için öncü olur; "Demirsporlu Olmak sizin için ne demek?" konseptli yazı serisi başlar, kim bilir?

--

Çocukluğumda oturduğumuz apartmanda, benden iki yaş büyük Yücel Abi vardı, Demirsporluydu. Yücel Abi'yi severdim, o yüzden Demirsporlu oldum.

Hele bir de, kendine artık dar gelen Demirspor formasını bana verince. O formayı ilk defa giyip, evin arkasındaki Vali Sahası’nda maç yapmaya gittiğim günü hiç unutmam. İsmail’in ortası ile bir de kafa golü bile atmıştım.

Bu satırlarda daha önce Geyik1940 yazmıştı.

http://demirgibiyiz.blogspot.com/2010/05/bir-sehir-iki-takm-bir-gozlem.html

O yazının devamında yine Güntekin Onay anlatır. Geçtiğimiz yıllarda Çukurova Üniversitesi'nde bir ödül törenine katılmış, uçağa yetişebilmek için taksi ara sokaklardan gitmiş. Dar Adana sokaklarında, 3 büyük(!) takımın formasından daha çok Demirspor formalı çocuklar dikkatini çekmiş. Kentin diğer takımının formasının esamesi bile yok.

İnsan bir takımı neden tutar, neden taraftarı olur, bilmem. Benim için hala lümpen bir tutum. Ancak insanın bilinci ile yenemediği, yüreğinin derinliklerinden atamadığı bir takım şeyler de var. Aslında taraf olmak, taraftar olmak, safını belirlemek iyi bir şeydir. Dolayısıyla taraftarı olduğun takımda seni bu anlamda temsil edebilmelidir. Belki gençken bir takımı neden tuttuğun anlaşılabilir. Yıllar geçtikçe bu sevdanın küllenmesi beklenir. Amaa...

Demirspor’lu olmak başka bir şeydir.
Bir tutkudur, bir sevdadır, bir duruştur.
Yastığında, düşünde, içindedir
Bir hain bıçak gibi kalbindedir.
Dermanı yoktur, bilirsin.
Seversin…

Çünkü Demirspor,

Gelenekten gelen bir güçle beslenir.
Demirspor özünde bir işçi takımıdır.
Demirspor taraftarının muhalif bir tavrı vardır.

Demirspor taraftarlığı bir tavrın, bir bakış açısının, bir duruşun simgesidir. Aynı kentin takımı Uzan ailesine satıldığında, o takım taraftarlarından çıt çıkmamıştır. Demirspor taraftarları bu durumun yanında çerez sayılabilecek çok daha küçük olaylar için boykotlar, açlık grevleri yapmış, yürüyüşler düzenlemiştir. Bu tavır sayesinde, Adana’nın bazı ileri gelenleri(!) tarafından Sabancı ailesinin Demirspor’u satın alması teklif edildiğinde, cesaret dahi edilememiştir.

Yıllarca alt liglerde oynarsın, sevdanda, tutkunda bir eksilme olmaz. Türkay’ın da yazdığı gibi bilirsin; "Demirspor hangi ligde oynarsa Süper Lig orasıdır". Yerini bilmediğin ilçelerin takımları üst liglerdedir, adını duymadığın belediye takımları seni sollar, belki içerlersin. Bazen kırılır, incinir, burkulur yüreğin. Yine de seversin. Bırak Süper Ligi, Demirspor sokakta oynasa, kaldırımda taraftar olasın gelir.

Bu bir sevdadır.
Bilirsin
Seversin

Bazen de koyar. Bir Mayıs akşamı Ankara sokaklarında dertli dertli yürürken, bir arkadaş düşünceli halini sorar. “TKİ Tavşanlı’ya mı yenildiniz, Tavşanlı hangi ile bağlı, bu Demirspor, bildiğimiz yıllar öncesinin Demirspor’u mu? Şimdi kaçıncı ligdesiniz?”

Oradan kaçasın gelir
Boğazın düğümlenir
O sözler paslı bir bıçak gibi
Yüreğinin derinliklerine saplanır
Ama bitmez sevdan

Aç kalırsın
Susuz kalırsın
Tütünsüz, uykusuz kalırsın
Demirspor sevdası terk etmez seni…

6 Ağustos 2010

FOFO...


Tarihin cilvesi midir? 15 Yıl önce küme düştüğümüz sezon Muharrem Ağabey'i de kaybetmiştik. Demirspor için bir kırılma noktası da diyebileceğimiz bu durum, belki de uzunca bir süre geri gelmeyecek başarılı bir dönemin de kapanışını anlatıyordu bizlere.

Fofo'nun sevenleri 7 Ağustos Cumartesi günü Asri Mezarlıktaki kabristanı başında olacak!

Işıklar içinde yat Muharrem Ağabey...

5 Ağustos 2010

Yeni Sezon Yaklaşırken...

Yeni sezona bir aydan az zaman kaldı. Ne olursa olsun, sezon başlarında bir heyecan duyulur. Bu sene de önce ezeli ve ebedi başkanımız MT'nin 180 derece dönüşü ve Büyük Soner'in vakur açıklamaları ile umutlandık. Daha doğrusu şaşırdık. Daha önce aynı şekilde başlayıp farklı şekilde biten onlarca hikayenin boynu bükük kahramanları olduğumuz için, yine temkinliliğimizi koruyoruz. Önceki yıllarda da aynı temkinlililği gösterdiğimizde, bizi şüphecilikle suçlayanlar da aynı temkinlilikte... Bir şekilde, ortak bir noktada buluşmak, sevindirici. Hiçbir isme, hiçbir teknik adama, hiçbir transfere bütün umudumuzu vermemeyi öğrendik. Umudumuz, hala ve yalnızca demir kanatlarda...

Umutlandıran açıklamalar, yerini eyleme bırakınca, yine benzer görüntüler oluştu. "Paramız yok, ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız, borcumuzu kapatmak birinci görevimiz, kendi oyuncularımıza şans vereceğiz" diyenler, yine selefleri gibi onlarca transferin altına girdiler, altyapıdan oyuncularımıza kapıyı gösterdiler.

Gelen oyuncular, şöyle iyidir böyle başkadır; hiçbir detay benim için önemli değil. Bu mesleğe güven olmaz. Sadece paralarının karşılıklarını vermelerini ve bizi aldatmamalarını istiyoruz, o kadar. Demirspor forması birçoklarına ağır geliyor ve değişime uğruyorlar, bunu da iyi biliyoruz.

MT (özüne dönüp) ve Büyük Soner (bizi yanıltıp), diğerleri gibi olmaya devam edecekler mi, göreceğiz.

Beni bu yıl en çok umutlandıran, Cebeci Stadı'nda Adana Demirspor'u izleme olasılığı. En son 2003'te Şekerspor maçıyla gerçekleşen bu müthiş buluşma, bu yıl değişiklik olmazsa Pursaklarspor aracılığı ile olacak.

İkinci umut, yolların çağrısı... Net Piknik'te, Nefes'te ya da Eski Yeni'de ani bir perşembe/cuma akşamı buluşması sonrası, çantamızı sırtımıza alıp yola çıkma olasılığımız çok fazla. Tehlikeli perşembeler/cumalar bizi bekliyor.

Kutal Texas'a Gidiyor...

Az önce Kutal aradı ve "Texas'a gidiyorum abi, var mı bi isteğin" dedi. "Bufalo üstünde en uzun süre duran Demirsporlu ünvanını al da gel" dedim. "Ayıp ettin abi, bir tane değil sürüsünü idare ederim ben" dedi.



Alacağı ünvan o olmayacak tabii, doktora yapmaya gidiyor bu azimli bilim insanı. Master'ı da Lozan'daydı sanırım. Bize oradan haberler geçmişti birkaç kere. Şimdi beklentimiz, Texas'tan Tom Miks hikayeleri, ABD'nin en muhafazakar eyaletlerinden birinde "ayık olun, hişş" diye kenara çektiği iri kıyım yankileri nasıl Demirsporlu yaptığını anlatması...

Trajik ve bok kokulu Mersin yolculuğunda, satılmış Adanaspor maçında onunlaydık; o bize güç verdi her zaman.

Tayfa'nın davudi sesli babayiğidine, zihni hür, irfanı hür bilim insanına iyi yolculuklar ve bol şans oralarda...