21 Ağustos 2016

Samsunspor:0-Adana Demirspor:0

Sezonun ilk maçında,  yönetimin beceriksizliği yüzünden lisansları çıkmayan yeni transferler yerine altyapı ağırlıklı kadroyla sahadaydık.

Yıllardır takip ettiğimiz gençlerimiz bizi utandırmadı, var olsunlar! Başka takımların değil bizim kapılarımız açık olsun onlara. En kritik 1 puanlarımızdan biri olacak. Sezona moralli başlamak açısından önemli; gençleri bir kenarda unutmamak açısından çok daha önemli bir maç oldu.

Yangın Yerinde Futbol

Memleket yangın yeriyken futbol konuşmak yazmak içimden gelmedi. Devletin içini oyanlar, bombalardan medet umanlar, kan revan derken bütün yaz yanıp kavrulduk. Sezon başlarken acaba Demirspor bizi serinletir mi? Kan ter içindeki ruhumuza bir nebze su verir mi? Yaralarımızi pansuman eder mi? Yoksa acı vermeye devam mı?

Nice kötü sezon basları gördük ama ilk kez lisans çıkarılamama sorunu yaşıyoruz. Maddi sorunlar bütün kuluplerin derdi ama geçen yıldan deneyimli yönetimin bu noktaya gelmemesi gerekirdi. Yepyeni bir takım ve yeni hocayla her şeye sıfırdan başladık. En azından yönetimin devam etmesi, isitkrar gibi görünüyordu ama orada da aynı amatörlüklere devam ediliyor. Hemşehricilik, belediye parasının dışında gelir yaratamama ile eski yönetim, yeni bir şey yapamıyor.

Takımı baştan aşağı yenilemek doğru bir adım değildi, geçen seneden iyi işleyen noktaları korumak gerekirdi. Pote dışında sevindirici hamle az. Fevzi de uzun süreli sakatlığı nedeniyle bizi üzdü. Kadro yine başarı ile başarısızlık arasında çok geniş bir surpriz yelpazesinde gidip gelebilir.

Yıllardır yazdığımız, ilgili kişilerle paylaştığımız, kurumsallaşma,  kalıcı gelir, profesyonellik taleplerini daha geniş çevrelerde dillendirilmesi bizi sevindiriyor. Bu yöndeki adımlarını yönetimden daha güçlü görmek istiyoruz. Özellikle kulubün sosyal medya yönetimi oldukça kötü. Geçen yılın üstüne artı bir seyler koymak zamanı geldi artık. Yoksa siz de unutulup giden kötü Demirspor yönetimlerinden biri olup gideceksiniz. Yangın yerini söndürmek yerine ateşe odun vereceksiniz...

20 Ağustos 2016

Gerçeklere Dönelim...

Sayın Sedat Sözlü,

Lütfen bir anlatır mısınız neler olduğunu? Bizleri aydınlatır mısınız?

Gönderdiğimiz futbolcuyu geri çağırdığımız, yüksek maliyetinden dolayı futbolcumuzu serbest bıraktığımızı okuyoruz.

Bir kaç gün geçiyor, kamp yaptığımız otelden çıkarılacak oluyoruz da son anda ödeme yapılıyor.

Sonra bir bakıyoruz ki; bu kez de lisanslarımız çıkmamış, gerekli para federasyona yatırılamadığı için.

Maddi sıkıntı Adana Demirspor'a özgü değil. Tabi ki sıkıntı çekeceğiz. Ancak biz şok dalgası şeklinde gelecek sıkıntıları hak etmiyoruz. Adana Demirspor taraftarı gibi bir taraftarınız var, kendi dünyanızda takım yönetiyorsunuz.

Şunu demek istiyorum Sedat bey, maddi sıkıntımız var ise taraftara bunu sezon başında söyleyin. Yıllardır bunu bekliyoruz zaten. Bir başkan da çıksın, biz bu sene gencecik, koşan bir takım kuracağız, ortalama bir maliyetimiz olacak ve borçları düşüreceğiz, seneye de şampiyonluğa oynayacak takımın temelini atarken, iyi bir bütçemiz olacak desin.

Yok, bunu demek yerine şampiyonluğun en güçlü adaylarındanız demeyi tercih ediyorsunuz. Hocamız çıkıyor, iddialı demeçler veriyor. Verin, verin de o zaman bize bu şokları yaşatmayın. Derdimiz gençlerle çıkmak veya maçtan alacağımız skor değil ki, kendimizi daha yönetimli bir camianın taraftarı olarak hissetmek istiyoruz.

Bu durumda ne yapacağız, yarın derhal kombinemi alacağım. Alacağım ki; sizden daha iyi hesap sorabileyim. 

Ve artık şu mali verileri konuşalım.

-Kalıcı gelir çalışmamız var mı?
-Varsa neler?
-Mali durumumuz nasıl? 
-Borcumuz ne kadar? Vade yapısı nasıl?
-Temlik alacakları ile devlete olan borçların vadesi ve dağılımı nasıl?
-Bu dönemin bütçesi ne kadar? Bütçe dahilinde nerelerden hangi gelirleri tahsil etmeyi, nerelere hangi harcamaları yapmayı planlıyorsunuz?
-Takım taraftar iletişimine ilişkin adımlar atmayı planlıyor musunuz?
-Kurumsallaşma yönünde bir planınız var mı?

Soruların hiçbiri art niyetli değil. Demirspor'u diğer camialardan ayıran şey, onu büyütüp güzelleştirmek isteyen aşık taraftarı. Demirspor'a ne oluyorsa, biz de parçası olmak istiyoruz.

Sizden de daha şeffaf ve katılımcı bir yönetim sağlamanızı talep ediyoruz. Bir yasal taraftar heyeti oluşturmakla işe başlayabilirsiniz.

Hafta sonu yapacağımız maçın skoru için sevmedik Demirspor'u. Sizden de bu yönde adımlar bekliyoruz. 

17 Haziran 2016

Burs ve Yardım Açıklaması

Ankara Tayfası olarak takvim yılını değil, takımımız gibi sezonu değerlendiriyoruz. Yani 2015/2016 sezonu değerlendirmesi yapacağız.

Tayfamız Demirspor camiası adına bu sezon küçük bütçelerle büyük yürekleri sevindirdi. İsimsiz birçok kahraman var sadece gönüllere hitap eden.

19 kardeşimiz oluşturduğumuz burs havuzuna 9 ay boyunca üşenmeden, sıkılmadan ve kimi zaman kendisini belki de sıkıntıya sokarak katkıda bulundu. Havuzumuzda 8.000 TL birikti ve bu 8.000 TL'yi 9 öğrenci kardeşimize burs olarak dağıttık. Büyük bir olasılıkla bu sene ilk mezunumuzu vereceğiz. Mezun olmaktan kastımız okulu bitirmek değil elbet. Bir işe girmek. Bursumuzu prensip olarak işe girene kadar destek olacak şekilde planladık. Arkadaşımız mezun olunca duyurusunu mutlulukla ayrıca yapacağız.

Bir kardeşimiz vesile oldu, Erzurum'un Hacıömer ilçesi Tekman Köyü ortaokuluna öğretmen olarak atanmış. Çocukların kütüphanesi yokmuş. Seferber olduk koca bir aile olarak. Sonuçta 21 koli kitap ve ayrıca toplam 1.050 TL karşılığı kitap yollandı kütüphaneye. Çocukların atkımızla resimlerini görmekten daha çok, ülkemizin geleceğine belki bir çocuk daha fazla katkı koyacak sayemizde diye düşünmek mutlu etti bizi.

Askerlerimiz çok zor şartlarda yaşıyorlar. Terör doğu illerinde başta olmak üzere her an her yerde karşımıza çıkabiliyor. Benim askerlik yaptığım dönemde komutanım olan bir abimiz eşinin ameliyatı için zor duruma düşmüştü. Yardım edemedik o dönemde kendisine. Ancak peşini de bırakmadık. Zar zor ağzından laf alarak öğrendik ki; çevreye borç yaparak karşılayabilmiş masrafları. Askerlerimiz düşük ücretlerle büyük görevler üstleniyorlar. Komutanımızın doğunun önemli bir yerinde görev yapıyor olması da bizi duygusal açıdan etkiledi ve ondan habersiz küçük çaplı bir yardım kampanyası başlattık. 26 kardeşimiz 1.025 TL topladık ve IBAN numarasını yetkilerimizi kullanarak öğrenme tehdidi ile kendisinden alabildik ve önemli bir jest yaptık.

Adana'dan tribünden bir omuzdaşımızın annesi acil ameliyat için buraya geldi. Kan lazım oldu. Seferber olduk. İstediğimiz sonucu alamadık ama temiz yürekli kardeşlerimi oraya da koşarken görmek bize önemli bir moral oldu. Aynı kardeşlerim Demirsporlu olmayan başka bir yakınımız için de düşünmeden koştular.

Bu blogun yazarları olarak bizler sadece aracıydık çocukların güzelliklerine. Bunu yazmasak piyonu kadar ancak önemli olabildiğimiz bir oyunun kahramanları rolünde hissedecektik kendimizi. Amacımız reklam değil anlayacağınız. Amacımız isimsiz kahramanlara şükran duygularımızı iletmek.

Sağ olun, var olun kardeşlerim.

Demirspor sizlerle güzel.

29 Mayıs 2016

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu. 

Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.  
video

Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek. 

Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Taşınmak için 15 günlük iznim vardı ve ben çocuklarımla birlikte geçireceğim her saniye, her saniye ulan, her saniye değerli iken ne yaptım. Kalktım Adana'ya Elazığ maçına gittim. Sonra, onları iki gün daha görüp tekrar bıraktım ve Konya yollarındaydım. 

Kimseye sormuyorum, asla da sormayacağım cevabını bildiğim soruyu. Böyle baba olur mu? Olmaz. Çok koyuyor bana. Ama daha çok kahreden beni ne biliyor musunuz?

Yine olsa, yine giderim.

İşte bunun için, Allah benim belamı verdi.

27 Mayıs 2016

Olmadı

Olmadı. Çok iyi biliyoruz bu sözü. Deniyoruz, olmuyor. Yine son ana kadar süren, olmayacak şekilde biten bir hikaye. Bizi bu sezon ayakta tutan, bütün sezon penaltıları atan Pote'nin dağlara attığı topla başlayıp süren çöküş. Buraya kadar gelmek elbet önemliydi ama bu taraftarın çilesi ne zaman bitecek bilemiyorum. Yollara düşen 20bin Demirsporlu sevinmek için sevmedi, sadece iyi günde takımın yanında değildi, yine de artık gülmek sevinmek mutlu olmak istiyoruz. Bugün olmadı ama olacak elbet, bugün ya da farke etmez.  Sen yaşa bizlere yeter, yaşa var ol Demirspor.

24 Mayıs 2016

Finaldeyiz

Yine son dakikaya kadar süren heyecan, yine kanserlere krizlere gebe bir final. Demirspor asla işi hemen bitirmez, son ana kadar delirtmeye devam eder. 1. ligteki 4. yılda 3. kez play-offtayız ama ilk kez finaldeyiz. Hem de ikinci yarının başında yediğimiz golle iyice umutsuzluğa düştüğümüz anda, dipten çıkarak gelen son dakika golüyle...

Bir çok istisna birleşti: 1-0 geriden gelip kazanmak, Pote ya da Burak Çalık'ın gol atmadığı bir maçı kazanmak gibi... Bu sene nadiren olan şeylerdi. Bunlardan biri de taraftarın sabrıydı. Son ana kadar sakinliği korudu ve maçın içinde kaldı. Erken bir tepki vermedi. Maç öncesi uyarılar işe yaradı.

21 yıllık Süper Lig özlemine 1 maç uzaktayız. 2009'da Konya'da kaybettiğimiz umutları yine Konya'da bulalım; yeni bir döneme başlayalım.

21 Mayıs 2016

Yönetime Çağrımızdır

Sayın Sedat Sözlü,

Takımımız hepimizin malumu olduğu üzere çok kritik Elazığ rövanş maçına hazırlanıyor. Hepimiz ziyadesi ile gerginiz ve gergin olduğumuz kadar da umutluyuz.

Yine çoğumuzun kabul ettiği üzere taraftarlarımız maalesef maç esnasında ve öncesinde tek ses, tek yürek olamıyor. Camia olarak yönetilmesi zor bir kitle olduğumuzun farkındayız. Ancak eleştirel olmanın eleştirilene verdiği katkı, zarar vermeye başlayana kadardır. Bu zararı sezon içinde çok kez gördük. Net eleştirilerle yönlendirilebilecek bir süreç, maalesef bilinçsiz bir takım taraftarlar tarafından futbolcuların kişiliklerine ilişkin mesele haline getirildi ve futbolcu ile taraftar arasındaki zaten çok sınırlı olan bağlar daha da gevşedi. 

Şimdi makul çoğunluk Elazığ maçı öncesinde ne yapılması gerektiği hususunda fikir sahibi. Takım kötü de oynasa, geriye de düşse, umutlar tükenene kadar elinden gelenin fazlasını yapacak ve sahadaki armayı destekleyecek. Ancak bazı açmazlarımız var. 

1-Bu tür duyurular genelde sosyal medya üzerinden taraftar girişimleri ağırlıklı olmak üzere yapılıyor ve bilinçsiz olarak ya da daha doğrusu tepkisini doğru zamanda veremeyen olarak nitelendirdiğimiz taraftarların bir kısmı sosyal medyayı hiç kullanmıyorlar. Yani tribünlerin çağrısı kendilerine bu aşamada ulaşmıyor.

2-Bir kesim taraftar ise yönetilmesi en zor şeye sahip: Cehalet. Bu taraftarı kontrol etmek oldukça zor olsa da yine de üzerimize düşeni yapmak zorundayız.

Sizlerden basit bir beklentimiz. Umutlar tükenene kadar köstek olunmaması, sadece destek olunmaya odaklanılması veya destek olunmak istenmiyorsa tepkinin maç sonuna saklanması gerektiğini belirten kısa ve sade bir duyuru metni hazırlatmanız ve bu metni maça girecek taraftar sayısı kadar çoğaltıp maç öncesinde koltukların üzerine koyarak ya da her taraftara görevliler tarafından elden verilmesini sağlayarak iletmeniz. 

Yine de engelleyemiyorsak, en azından üstümüze düşeni fazlası ile yapmış oluruz.

Alacağımız bu küçük önlem belki bize final kapısını aralar. Yok saymayalım lütfen. 

20 Mayıs 2016

Demirsporluluk Sanal Değildir, Düşün Yakamızdan...


Ben daha küçücüktüm, 5-6 yaşlarında falan, babamla atışırdık, kızıp beni Demirspor maçlarına götürmediği olurdu. Çıkardım sokaklara, her gelen geçene maçı sorardım. Kaç kaç bitti, nasıl oynadık, kart gördük mü? O yaşta ve o dönemlerde öyle kovalanırdı sevda. 

Pazartesi günleri bir gazetenin iç spor sayfalarından herhangi birinin sağ alt, sol alt köşesinde maçın skorunu bilmeme rağmen o "Demirspor" kelimesini görmek için heyecanla gazeteyi kurcalardım. 

Salı günleri haftanın değerlendirmesi olurdu genelde gazetelerde. Haftanın 11’ine bir Demirsporlu girmiş mi, gelecek haftanın maçında Demirspor’a toto tahmininde kaç veriyorlar gibi sorularla geçirirdim zamanımı. 

İlkokul yıllarımda TRT’de haftada bir gün gecenin geç saatinde alt liglerden görüntüler olurdu. Onları beklerdim, 1 dakika 30 sn.lik bozuk kaliteli bir video kaydı için gece yarılarına kadar ayakta kalırdım. 

Babamdan kaçak maçlara giderdim, dayağını yemesem de fırçasını yemişliğim çoktur. 

Çocuksu şekilde öğrendim ben Demirspor’u sevmeyi. Defalarca küme düştük, defalarca yürek incitici mağlubiyetler gördüm ve çocukça ağladım Demirspor için. Dünyanın en temiz gözyaşlarıydı onlar. Kızdırırdı büyüklerim beni, yine yeniden ağlatmak için. Ağladıkça daha temiz sevdim, daha güzel sevdim. 

Ben şimdiki adı ile Süper Ligi görmüş kuşaktanım. Efsane dönemlerimize yetişemedim ama yine de şanslıyım. Takımımızın çöküş döneminde olgunlaştım. Yani başarı istisna, başarısızlık asıldı. Her başarısızlıkta daha çok sevdim ve inadına tertemiz sevdim. 

Ben Demirspor’u severken ne Periscope vardı, ne Twitter, ne de burası gibi bloglar. 

Ben Demirspor’u sevdiğimde radyo yayınlarına hasrettik. Kulağımızı dayardık süper lig maçlarının bitiminde radyoya, bir maç skoru alabilmek için. 

Bunları neden mi anlatıyorum? 

Çünkü ben ve benim gibi insanlar tertemiz seviyorlar Demirspor’u. Gözyaşlarını akıta akıta büyümüşler. Açlık grevlerini yaşamış veya okumuşlar, eşya piyangolarını, kaçan futbolcuları, beş parasız deplasmanları yaşamışlar ve yaşadıkça bağlanmışlar. Böyle bağlarla bağlanınca insan kıyamıyor takımına. Aman zarar vermeyeyim, diyor. Ben yıprandım bir gülümseme yakalamak için ve benim yüzümden kaçmasın o gülümseme diyor. 

Sevdiğime bunca özenle yaklaşırken ben, birden bir bakıyorum genelde kim olduğu belirsiz, ergen bir MaratonÖmer çıkıyor karşıma. Bir soluma dönüyorum Ads1940Veli, sağıma bakıyorum ForzAds. 

Bu arkadaşlar büyük Demirsporlular! Onsuz yaşayamayan Demirsporlular! O nedenle alabildiğine vuruyorlar anlık skorlara bakıp benim takımıma. Kim bu MaratonÖmer diyorum, yok öyle bir adam yok. Ama adam çıkmış topçuya sallıyor. Adam hadi performansı düşükleri bir kenara bırakıyorum, bu seneden örnek vereyim, Pote’ye sallıyor. Bir başkası çıkıyor, Hüseyin Kala’yı yerden yere vuruyor, 10 dakika sonra Kala gol atıyor, Kala’dan kralı yok. Burak’la uğraşıyor bir kısmı. Bir kısmı Tiago ile. 

Ben çözemedim bu işi ama sanırım bu adamlar çözmüş! İnatla sallayınca bu futbolcular takıma daha bir bağlanıyorlar, daha bir Demirsporlu oluyor, daha bir taraftar için oynuyorlar!!! O yüzden ısrarla devam ediyorlar. 

Sevgili sanal kardeşlerim. Yeter artık, defolun gidin. Düşün bu takımın yakasından. Siz klavye başında orgazm olacaksınız diye, benim sevdam ile oynamayın. Oynatmam diyemiyorum, meydan okuyamıyorum size, yoksunuz ulan. Sanalsınız. Sonra aynaya bakıp, adam veya kadın gördüğünüzü sanıyorsunuz. 

Ben Demirspor’u daha hiç görmemişken sevdim. Tertemiz sevdim. İlk kez yenilmedi benim futbolcum, ilk kez de kazanmayacak. İlk kez hüsran yaşamadı, ilk zaferi de olmayacak. 

Tepkisiz olalım demek değil bu ama, kardeşim, bugün, burada, bu anda, var olmayan kişiler tarafından verilen tepkilerin bu takıma şöyle bir yararı olabilir deyin, ben de bu açıdan düşünmemişim, diyeyim. Yok arkadaş yok. 

Benim takımıma zarar vermeyin arkadaş. 

İlle sahada oynanan oyun ise derdiniz, ille aldığımız skor, bulunduğumuz konum ise probleminiz, Turuncular şampiyon oldu. Gidin onları destekleyin. Düşün bizim yakamızdan. 

Ben çekirdek küçücük ve tertemiz bir kadro ile Demirspor’un moda olmadan sevildiği günleri özledim. 

Vallahi çok özledim.

19 Mayıs 2016

Play-off 1. Maç| Elazığspor:3-Adana Demirspor:2

İlk altının en çok gol yiyen takımı olarak, play-off'un ilk maçında da 3 gol yedik. Bu kadar gol yiyerek başarılı olmak mümkün değil. Yenen goller de çok basit yan top veya duran top hataları. Takım, yolun sonuna gelmiş gibi oynamıyor, sanki hala sezon ortasında ve aynı hatalara devam. Varını yoğunu ortaya koyması gerektiğini bilmiyor gibiyiz... Maç berabere de bitse ikinci maç için umutlu olmayacaktık. Oyunu tutmak, pas yapmak yeterli olmuyor çünkü yaratıcı değiliz. Anıl ve Tiago'nun hücumu tıkama özellikleri decam ediyor. Burak bugün yine yoktu ve herzamanki gibi Pote'nin dokunuşlarına kaldık. İkinci maçta bunların aynısı olacaksa işimiz çok zor. Daha önce yazdığım gibi iyi oynamaktan ziyade inanmışlık görmek istiyor bu taraftar ve kötü oynasak dahi maçı çevirebilecek bir umut istiyoruz.

17 Mayıs 2016

Malatya'da Güvenlik Rezaleti

Malatya Valiliği,  Elazığ maçı hazırlıkları için Malatya'da bulunan takımımızı kentten kovdu! Gerekçe, bir avuç Malatya taraftarının otel önündeki goygoyunu engelleyememek. Valilik kente gelen misafirini kapı dışarı ediyor. Güvenlik sağlamayi  buradan gidin demek olarak anlamış bu yetkililer.  Bu tavırlarınız vatandaşa güven değil, suç işleyenin korunacağı mesajı veriyor. Zalimin değil mağdurun suçlu sayıldığı, kötülüğün normalleştiği ülkede daha nelerle karşılaşacağız bakalım.

Play-Off Öncesi

2015-16 sezonunu 54 puanla tamamladık. İlk altının en çok gol yiyen takımıyız. Geçen sezon da öyleydik ve 56 puanla 1. lig'teki en yüksek puanımızı almıştık. İki sezondur kolay gol yeme alışkanlığını aşamadık. Attığımız 53 golün 33'ü iki isme ait: Pote ve Burak. Play-off'larda Elazığ karşısında bu iki isme alternatif yaratmamız gerekli.

Elazığspor karşısında ilk maçta, kendi iç sıkıntılarımızın sahaya yansıdığı, pek mücadele etmeden 1-0 kaybettiğimiz bir oyun vardı. İkinci maçta ise bu kez rakibin devre arasında yaşadığı sıkıntılardan yeni toparlandığı bir süreçti, bizde kadromuzda değişiklikler yapmıştık ve bu kez 2-1 kazandık. Yani maçlar genelde dengeli geçti ama play-off'ta ruh halinden uzak atmosferde oynandı. Bu kez daha inatçı ve zorlu geçecektir maçlar. Deplasmanda gol atmak bu açıdan önemli.

İlk devreyi lider kapatan Elazığ, son maçta Adanaspor'un son üç haftalık yedek kadrosuyla dağıttğı puanlardan yararlanarak son hafta play-off'a kaldı. Bizim kadar yiyen ama daha az gol atan bir takım. En golcü oyuncusu 6 golle Ümit Tütünci. Goller farklı oyuncular arasında dağılmış durumda. Bu durumu daha tehlikeli hale getirebilir. İlk yarıda 9 gol atan Serdar'ı kaybettikten sonra onun formuna ulaşan kimse olmadı. Gerçi o da gittiği Göztepe'de gol atamadı.

2012'den bu yana 1. ligteki 4. sezonumuzda 3. kere play-offlara kaldık. 2. ligteki playoff tecrübelerimiz de hala canlı. Bu süreci en iyi bilen takım ve tribünüz. O yüzden tecrübelerden yararlanmak gerekli. Geçen seneki playofflarda  en önemli sıkıntımız aşırı beklentiyle girdiğimiz sinir harbini iyi yürütememek oldu. Kendi kendimizin kuyusunu kazdık. Maç içerisindeki dahi oyun kalitesinde düşüş olabilirken iki maçlık oyunlarda gelgitler olabilir. Tribünün daha sakin olması, futbolculara da o sakinliği yansıtması gerekli. Geçen seneki maçta da görüldüğü gibi 3-0lık yenilgi bile son ana kadar çevrilebilir durumda. O yüzden konsantrasyonu kaybetmeden, sakin ama istekli oyunla, tribünde de aynı destekle maça odaklanmak gerek. Hatalı hareketleri, yanlış kararları hemen protesto etmek yerine biraz daha sakin kalıp oyuncunun kendini toplamasına izin vermeliyiz. Tribündeki gücümüz çoğu zaman sahaya telaş olarak yansıyor. Zaten sene içindeki maçlarda pek çok kez tepki verildi. En azından bu maçlarda oyuncuların hatalarını affettirmelerini bekliyoruz. Yılmaz Vural'ın tecrübesiyle takım içi uyumu sağladığını umuyoruz. Çünkü ihtiyacımız olan şey tam da bu; bir takım olabilmek. Bu maçlar birbirine bağlanma ve inanma maçları. Oyun kalitesinden çok, gerçekten isteyen kazanıyor çünkü.



10 Mayıs 2016

Altyapı'da Bu Yıl

Önceki yıllarda Türkiye finallerine gitmesine alışık olduğumuz altyapı takımlarımızda bu sezon beklediğimiz başarıyı göremedik. Sadece U14 takımımız grubunu lider bitirdi. Öneleme maçında 8mayıs'ta Erciş Belediye'yi 3-0 yenen takımımız Türkiye finallerinde boy gösterecek. U14lerimizin rakipleri Altınordu, Beşiktaş, Bursaspor, Kayserispor, Osmanlıspor, Sakaryaspor ve Trabzonspor. Başarılar minik Demirler!

Profesyonelliğe en yakın gençlerimiz U21'ler ve U19Elit'ler, 1.lig takımları arasında 13. ve 10. sıradalar. Son maçınlarıı bu hafta Urfa ile oynayacaklar abileri gibi. U21 için ayrı bir başlık açmak gerek. 

U17'ler 22 maçta hiç berabere kalmadı. 13 galibiyet 9 mağlubiyetle grubunu 4. tamamladı. Ayrıca grubun en çok gol atan takımı oldular. U16'lar da grubunda 4. oldu; iki grupta da G.Antep Bld ve G.Antepspor'un grupta hakimiyeti vardı. U15'ler ise tek beraberlikle grubu 5. tamamladı.

7 Mayıs 2016

Yunus Ünsal'dan 11 Gol

Playoff tantanası başlamadan yazalım. Genelde takım kötü gittiğinde aklımıza gelir altyapı meselesi ama bu seferki öyle değil. Sezon boyu, hafta sonları düzenli olarak yaptığım bir işti, Yunus bu hafta gol attı mı takibi. Altyapımızdan yetişen forvet oyuncusu Yunus Ünsal, bu sene Erzin Bld. formasını terletti. Geçen sene Ankara Demirspor'da ikinci devre gösterdiği atılımı devam ettirdi. Ligte 30 maçta ilk 11 başladı ve 10 gol attı. Bir de kupa maçında golü var. Son üç haftayı boş geçmedi, zaten Erzin de 8 hafta yenilmedi, 5 galibiyet var, son üç hafta 4'er gollü galibiyetler. Bu seriyi daha önce yakalasa belki playoffu bile zorlayabilirdi. Son haftalarda düşmemeyi garantilemenin verdiği rahatlık takıma olumlu yansımış. Yunus Ünsal da profesyonel liglerde kendini rekorunu kırdı. Lige iyi başlamıştı,  sonra biraz duruldi ama son düzlükte yine patlamasını yaptı. Onun gol attığı maçları takımı farklı kazanmış. Altay deplasmanında puan getiren bir golü devar.

Bu ivmesini, neden Demirspor'da devam ettirmesin? 10 gol beklentimiz yok tabii ama belki atacağı 3-4 golle takıma çok büyük katkı verebilir. Yunus, Erzin'de yeteri kadar piştiğini ispatladı bence.

#dellen

Umuda ihtiyacımız olan şu günlerde umut veren, yüz güldüren samimi bir girişim; Selim Ağaçdalı'nın Haluk Levent'le kotardığı şarkı ve klip yayında:

https://youtu.be/C73GWg1dkgY



2 Mayıs 2016

Eski ve Yeni Efsanelerimiz: Ziya ve Pote


Üni-AdanaDemir taraftar oluşumuna mensup kardeşlerim geçen gün güzel bir bilgi notu yayınladılar. Bu bilgi notuna ilişkin kendilerinden küçük bir ilave daha yapmalarını istedim ve araştırmaları neticesinde o bilgilere de ulaşma imkanımız oldu. 

Stresli lig sürecinde çok günlük yaşamaya başladık. Genç kardeşlerimizin bu bilgi notu, bu ortamdan bir anlık da olsa sıyrılmak açısından da güzel oldu. 

Konumuz Pote ve Ziya. Gelmiş geçmiş en golcü iki yabancı futbolcumuz. Demirspor kuşak kuşak taraftar eskitiyor. Küçük de olsam kuzey kale arkasının maraton tribününe bakan kısmında asılı bulunan dev Ziya posterinin bulunduğu dönemleri yaşayabilen şanslı kuşaktanım. Erciyes maçında yerde topa kafası ile uzanan Pote, emeğe ve ekmeğe olan saygısı ile zaten başarısının tesadüf olmadığını ortaya koymuş ve gönüllerimizi bir kez daha fethetmişti. Artık konuşmak için erken olmadığı ümidi ile yeni kuşak Demirsporluların da tanık oldukları bir efsaneleri olduğunu söyleyebiliriz.

Daha fazla uzatmadan sözü Üni-AdanaDemir’e bırakıyorum. Blogumuz tertemiz masmavi duygularınız için her daim açıktır güzel kardeşlerimiz. Teşekkür ederiz.

"87-88, 88-89 sezonlarında Adana Demirsporumuzda oynayan Zijad Svrakic (Ziya Yıldız) kulüp tarihinde en çok gol atan yabancı oyuncu unvanını elinde bulundurmaya devam ediyor. Toplam 77 maçımızda formamızı terletmiş olan efsanemiz Ziya 36 kez fileleri havalandırmış. 

Bir diğer istatistiğe göre Adana Demirspor’da bir sezonda en fazla gol atan yabancı oyuncu rekorunu da Zijad Svrakic (Ziya) elinde bulunduruyordu. Erciyes deplasmanında 20. golünü atan Pote, bu rekora ortak oldu. Pote, eğer kalan 2 haftada 1 gol ve üzeri atabilirse Zijad Svrakic’in rekorunu kırarak bir sezonda en fazla gol atan yabancı oyuncu unvanını eline geçirmiş olacak. 

Ziya 20 gol attığı sezonda toplam 39 maçta forma giymiş. 3142 dakika sahada kalmış. Diğer bir ifade ile Demirspor adına bir sezonluk periyodda her 157 dakikada 1 gol kaydına muvaffak olmuş. Pote ise şu ana kadar toplam 32 maçta oynamış ve 2811 dakika sahada kalmış. Bu da her 140 dakikada bir gol anlamına geliyor. 

Tebe Volimo pankartı ile gönlümüzdeki yerini haykırdığımız Ziya’yı bu vesile ile anıyoruz ve Pote için de gönlümüzdeki yerini haykıracağımız bir hazırlıkta bulunacağımızı belirtmek istiyoruz."

28 Nisan 2016

Basın Açıklaması


KAMUOYUNUN DİKKATİNE ! 

Mavilacivert.com, Şimşekler Grubu, Ankara Tayfası, ADS-Der ve Üni-Adanademir ortak basın açıklamasıdır! 

Yıllarca mücadele ettiğimiz ve 21 yıldır uzak kaldığımız Süper Lig’e yükselebilmek için bu sezona yine büyük yatırım ve umutlarla başladık. Bugün geldiğimiz noktada sezon öncesi hedeflerimizden ve beklentilerimizden çok uzakta kalmış olsak da, henüz hiçbir şeyin bitmediği, matematiksel bile olsa ilk 2’ye girerek direkt bir üst lige çıkma şansımızın hala sürdüğü bir gerçektir. 

Bu noktada biz Demirsporlulara düşen görev; bir sezonumuzun daha heba olmaması için, her zaman olduğundan daha fazla duyarlı ve sabırlı olmak, kenetlenmek, üzerimizdeki bu “kaybetme” psikolojisinden bir an evvel kurtulmak ve hedefe ulaşmak için elimizden gelen her şeyi yapmaktır.

Son haftalarda üst üste gelen puan kayıpları sonrasında yine her zaman olduğu gibi bir takım çevreler gerçek yüzlerini göstermişlerdir! Başta sosyal medyada olmak üzere değişik platformlarda çirkin yüzlerini göstererek, çirkin iftiralarla dört koldan saldıranlar, kargaşa ortamından nemalanan, Demirsporun başarısızlığında mutlu olan ve bugüne kadar asla Demirsporluluk ruhuna sahip olamamış zavallılardır! 

Şehrin istisnasız tüm kesimlerinin kenetlenmesine ve desteğine ihtiyacımızın olduğu bu zorlu günlerde, Adana Emniyeti’nin uygulamalarından da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Anlayamadığımız ve hiçbir zaman açıkça dile getirilmeyen anlamsız bir yasakla; Adana, Tükiye’de maç günleri stadına pankart asılamayan, astırılmayan TEK (!) şehir haline gelmiştir. Bunun yanı sıra Emniyet güçlerinin istisnasız her maçta taraftarlarımıza çocuk, yaşlı, kadın demeden uyguladığı aşırı sert ve baskıcı tutum hem bizlere zarar vermekte hem de orta vadede insanların spordan ve tribünlerden kopma noktasına gelmesi yönünde sonuçlar doğurmaktadır. Bu kapsamda; “Adana Emniyeti’nden, bu konularla ilgili gerekli hassasiyeti göstermesini ve ivedilikle tutumunu değiştirmesini talep ediyoruz”. Bizler vatanını ve milletini seven, Cumhuriyet ilkelerine ve ATA’sına bağlı, hafta içi veya hafta sonu demeden yürekten bağlı olduğu takımına destek vermek için maça giden bu şehrin öz evlatlarıyız!

Diğer yandan elde ettiği şampiyonluğu doyasıya kutlamak yerine, buldukları her fırsatta Adana Demispor’un, Adana’da sahip olduğu ağırlığı ve konumu bir türlü hazmedemeyenler her demeçlerinde, şehrin Demirsporlu’luğundan dert yanmaktadırlar. Herkes tarafından çok iyi bilinmelidir ki; Adana her zaman Demirsporlu olmuştur ve öyle de kalacaktır. 

Son sözlerimiz kulübümüzün idareci ve futbolcularına olacak; 

Sayın Başkan, değerli Yönetim Kurulu üyelerimiz, Sayın Yılmaz VURAL hocamız, ekibi ve tüm kulüp çalışanlarımız! 

Girdiğimiz bu son virajda artık belki de atılacak son adımlar için gizlilik konusuna özellikle hassasiyet göstermenizi rica ediyoruz. “Haber alıyoruz” söylemiyle kulübümüzü karıştıran ve bunu göremediğimizi sanacak kadar zavallı olan, özellikle yerel basındaki bazı kişilerle, içeride olan ve aile arasında kalması gereken her şeyi anında dışarı taşıyanlar başta olmak üzere “hiç kimseyi tesislere sokmayın”! Psikolojik savaş verdiğimiz bu günlerde ayrıca bireysel sosyal medya kullanımlarına lütfen ara verin. Kulüp adına bir açıklama veya bildiri yapmak gerekiyorsa bunu sadece ve sadece Adana Demirspor Kulübü resmi hesapları aracılığı ile yapın. Bunları yapın ki, gereksiz bütün söylenti ve bunların yaratacağı huzursuzluklardan, hiç değilse, son dönemde camiamızı uzak tutalım. 

Ve sevgili futbolcu kardeşlerimiz; 

Bizler çok iyi biliyoruz ki, bu takım mevcut kadrosu ile şu ana kadar yaptığının çok daha fazlasını yapabilecek kapasiteye sahiptir. Bu yıl içerisinde performansınızdan çok memnun olduğumuz, stadı birlikte şarkılar söyleyerek terk ettiğimiz haftalar olduğu gibi, şu veya bu sebeple kötü sonuçlar aldığımız ve maalesef istenmeyen olayların yaşandığı haftaları da yaşadık. 

Şimdi bunların hepsine bir sünger çekme ve geçmişte yaşanan her şeyi unutma zamanıdır! Artık sözün önemli bir kısmı sizde! Ya arkanızda kenetlenmiş koskoca bir şehrin hayallerini, sezon boyunca verilmiş tüm emekleri hiçe sayıp, önceki yıllarda yaşanmış hüsranlardan bir fark yaratmadan, olduğumuz yerde kalacağız… Ya da kalan haftalar için kader birliği yapıp, ayağa kalkacak, bu gidişata dur diyerek 21 yıldır özlenen hasreti bitirip 76 yıllık maziye sahip olan bu “Büyük Camia”nın tarihine geçeceksiniz. 

BİZLER BU TAKIMIN BAŞARISI, CAMİANIN BİRLİĞİ VE BERABERLİĞİ İÇİN BUGÜNE KADAR OLDUĞU GİBİ, BUGÜN DE YÜREĞİMİZİ ORTAYA KOYMAYA VE HER TÜRLÜ FEDAKÂRLIĞI YAPMAYA HAZIRIZ! 
BU UĞURDA GÖZÜMÜZÜ KIRPMADAN CANIMIZI DAHİ VERİRİZ! BÜTÜN AÇIK YÜREKLİLİĞİMİZLE İFADE EDİYORUZ Kİ, BU TAKIMIN BU SENE ŞAMPİYON OLACAĞINA OLAN İNANCIMIZ TAMDIR. 

Saygılarımızla!

25 Nisan 2016

Sayın Yönetim, Gelin Yara Saralım


Yönetim gücünü elinde bulundurmak mutlak hükmetmeyi gerektirmez. İstişare ve tecrübelerden yararlanmak önemlidir. Kendi yönetimimize söylüyorum bunu. Kaderimize söylüyorum desem yeridir. 

Demirspor’a gelen neredeyse hiçbir yönetim ben başarısız olayım, taraftarı kahredeyim, kanser edeyim diye gelmiyor. Yeni umutlar ve enerji ile yönetime talip oluyor ve iyi şeyler yapmaya çalışıyor. Ben şimdiki yönetimin de iyi niyetinden şüphe etmiyorum. Ancak mezarlık yolları iyi niyet taşları ile örülü. Mevcut yönetimimiz de diğer yönetimler gibi geçmişin hatalarını tekrarlamaktan vazgeçmedi. Vazgeçmedi kelimesi de doğru değil aslında, çünkü geçmişi tekrarladığını bilmiyordu bizim yönetimimiz de. İşin acı olan kısmı şu. Her yeni yönetim Demirspor camiasını tecrübe edecek ve yaşayarak öğrenecek diye, biz taraftarlar aynı acıyı tekrar tekrar çekiyoruz. Heba olup gidiyoruz, kaybolan yıllarımızın muhasebesini yapmadığımız için de yeni bir sezona yine yeni umutlarla girip aynı hüsranlara hazırlanıyoruz. 

Yıllardır ama yıllardır yazıyoruz, çiziyoruz. Demirspor camiasında tecrübeli ve teknik insanlar var. Muhasebe alanında var, sağlık alanında var, sanat alanında var, finans alanında var, işletmecilikte var. Var oğlu var. Bu insanlar kendi uzmanlık alanları ile değil de nasıl Demirsporlu oldukları ile akılda kalan insanlar. Vizyonu biraz geniş tutup bu insanlara danışsanız belki size farklı şeyler söyleyecekler. Belki sizleri hata yapmaktan koruyacaklar, belki de sizinle birlikte hata yaptıkları için yükünüze omuz verecekler. Bu adamlar kalıcı gelir projeleri üretiyor, bu adamlar kurumsal yönetim tüzükleri hazırlıyor, bu adamlar kulübün önemli hukuki davalarına gönüllü olarak çözüm arıyor, bu adamlar kulübün tarihini yazıyor, bu adamların borçluluk yapısına ilişkin, altyapıya ilişkin söyleyecekleri var. Transfer politikasına ilişkin söyleyecekleri var. Bu adamlar tribünün içinde, bir nefes ötenizde sayın yönetim ama çevrenizde değil. Vizyonunuzu genişletin, kararı siz uygulayın ama akıl aldığınız çevreyi genişletin. Hiç zor olmasa gerek. 

Gerek duyulması halinde bir heyet oluşturulsun bu adamlardan, resmi bir heyet. Camianın her kesiminden can parçalarını bir araya toplasın ve başlasın bu adamlar üretmeye, yükünüze omuz vermeye, bakarsınız bir şeyler değişir. Evet ilk konumuz resmi bir taraftar heyeti oluşturulması. 

Gelelim yönetimin tenkitlerine: 

Diğer yönetimlerden farklı olarak maddi olanaklarınızın da yüksekliği ile temlik koymayıp borç yapmayacağınızı söyleyerek sene başından taraftara arzu ettiği şampiyonluğu verdiniz. Biz kendi ayakları üzerinde durabilen bir Demirspor istiyoruz. Borcu olmayan, varlıkları olan bir Demirspor. Bizim için asıl şampiyonluk burada. Umarız bu sözlerin arkasındasınızdır ve temlik koymadan, borç yapmadan seneyi kapatmışızdır. Eğer temlik konulmadı ise temlikli eski yönetici alacakları kadar borcumuz azalmış olacaktır. 

Biz sizden şampiyonluk beklemedik, gelecek senelerde şampiyon olacak bir iskelet oluşturmanızı istedik. Size bizi şampiyon yap diye baskı kurmadık. Bu ortamı siz oluşturdunuz. Biz sizden savaşan ve birbiri ile uyumlu bir kadro bekledik. Karakterli bir kadro. Bu kadronun taşları bu sene yerine oturacak, gelecek sene kilit birkaç transfer ile güçlendirilecek ve ligi domine edecekti. Ancak siz hemen olsun istediniz. Bir şeyleri hemen istemenin maliyetli olacağı açıktı. Milyon TL’leri yığdınız kulübe. O milyon TL’ler mütevazi ama karakterli ve genç bir takım için yığılmış olsa idi, belki borcumuz bitmişti. 

Para ile iyi futbolcular alınabilir ancak iyi takım kurulacağının garantisi yoktur. Nitekim pahalı ama ruhsuz bir kadro ile kanser olduk. Yıllarca dedik ki; genç adam kirlenmemiştir veya daha az kirlenmiştir. Onları motive etmek kolaydır, savaştırmak, onlarla birlikte savaşmak kolaydır. Bize genç ve mücadeleci bir takım verin. Vermediniz. Şimdi kendi kurduğunuz takım size ihanet ediyor. Milyon TL’leri alıp, emeğinize ihanet ediyor. Kusura bakmayın sayın yönetim, emeğinize ihanet edilmesinin taşlarını siz döşediniz. 

Teknik ekip seçiminiz başından beri hatalıydı. Demirspor taraftarı duygusaldır. Bir duruş yaratıp, o duruşu benimsemeye ve benimsetmeye çalışır. Kadın bir muhabiri dövme noktasına gelen birini takımın başına getirmeniz hataydı. Bize yakışmadı. Ama gelince sırt dönmedik. Bıktık çünkü krizlerden, kavgalardan ve dedik ki; madem geldi, artık bizimdir. Osman Hoca takımı gerdikçe gerdi, futbol oynatmadı ve top oynamadığımız haftaları sükunetle geçirdik. Masaya yumruğunuzu vurmadınız, vurduğunuzda hem çok geçti, hem yanlıştı. 

Denizli ile deplasmanda berabere kaldığımızda o yumruk masaya vurulacaktı. Bolu’daki rezil yenilgide vurulacaktı. Erciyes maçı sonrasında iş hocaya bırakılmayacaktı. Demirspor futbolcusu baston yutmuş gibi oynayamaz. Şu saçma kayıplara bir bakın. 10 kişilik Bolu’dan bir, Denizli deplasmanından 2 puan daha alsa idik bugün rakipleri titretiyorduk. Bu ihanete imkan verdiniz. Sonraki sahamızdaki Denizli yenilgisi, Malatya beraberliği, Giresun mağlubiyeti hep bu disiplinsizliklerin sonucu idi. 

Osman Hoca’ya biz burada olduğumuz müddetçe o da burada olacak dediniz. Üç hafta sonra adamı yolladınız. Bu kadar çelişkili beyan veren bir yönetimin sözlerine futbolcular nasıl güvenebilir! Takım içindeki güven ortamı zaten yok gibiydi, o da zedelendi. Osman Hoca ile olmuyordu diyelim. O halde Bolu’dan sonra yollayacaktınız, gelen teknik ekibe de takımı yönlendirebilmesi için zaman verecektiniz. Yapmadınız. Tayfur Hoca’yı ateş çemberinin içine attınız. O da buna gönüllü oldu. 

Dünyanın parasını döktünüz bu takıma. Osman Hoca gönderildikten sonra Tayfur Hoca mı getirilmeliydi Allah aşkına. Hoca başarılı da olabilirdi ama bunu test edecek riski almamalıydık. Başarısı kanıtlanmış bir hoca gelmeli idi ve başarısız olsa idi derdiniz ki; "en iyi hocayı getirdik ama olmadı". Şimdi Tayfur Hoca’nın başarısızlığının sorumlusu sizsiniz. 

Bir diğer husus, defalarca yazdık. Yaş ortalaması yüksek takımda hakim olan futbolculardır. Futbolcuların üzerine oynayan kaybeder diye. Kimse oralı olmadı. Osman Hoca, emek hırsızı dedi futbolcularına, eyvah dedik. O emek hırsızı dediği futbolcular, madem öyle, işte böyle dediler, o lafı yedirdiler hocaya, oynamadılar ve gönderdiler. Tayfur Hoca geldi, ilk kriz anında futbolcular oynamıyor dedi. Yine yazdık, yine eyvah dedik. Yine aynı sonucu aldık. 

Anlamıyorum, anlamakta güçlük çekiyorum, hakim olamadığın bir yapıya savaş açıp o yapı ile birlikte zafer elde etmeyi beklemek nasıl bir şey? Mümkün mü böyle bir şey? 

Bunun üzerine dedik ki; Tayfur Hoca bu takım için çok beyefendi kaçtı. Olmadı, bu futbolcuları yönetemedi, onlarla arkadaş olup motive de edemedi. O halde iş işten geçmeden onların dilinden anlayan birini getirin. 

Ercan Albay’ın ismini verdik. Bayılmıyorum Ercan Albay’a. Hatta çok olumlu duygular besleyemiyorum nedense. Ama kendisi iki kriz ortamında takımı ve taraftarı toplamayı başardı. Metin Türel tarzı sert bir teknik adam. Kriz yöneticisi. Bizi toplarsa o toplar dedik. Toplayamazsa da gözü kara bir adamdır, oynamayan futbolcuyu döver, cezalandırır, bizim içimizi soğutur dedik. Tayfur Hoca’da ısrar ettiniz. Ne oldu, Tayfur Hoca ile futbolcu ilişkisi yine öngördüğümüz gibi çıktı. Yine baltalandık ve rakiplerin birer birer puan kaybettikleri haftalarda kan kaybetmeye devam ettik. Sorumlusu kim? Sizsiniz. 

Bilmediğimiz şeyler olduğunu söyleyenler olacaktır. İnanın bu sözleri de çok duyduk. Konuşursam ortalık karışır diyenleri. Zor değil ki; ortalık zaten durgun değil, bırakın karışsın. Biz alışkınız kaoslara. Yeter ki şeffaf olsun yönetim tarzımız. 

Başka bir husus. Tıpkı diğer yönetimlerin yaptığı gibi, siz de sıfırdan kadro kurdunuz. Osman Hoca istedi ise bunu ona olmaz diyemediniz. 

Bir fotoğraf var, iyi bakın ona. Tribünlerden aşağıya koltuklar yağmış, ortalık toz duman, o koltukların hemen arkasında futbolcular. Taraftar ile konuşuyorlar. Nasıl konuşabiliyorlar, çünkü kötü oynadılar ama davalarını satmadılar. Yapamadılar ama ihanet etmediler. Yürekten savaştılar. Hakan ÇİNEMRE idi onlar, Abdülkerim BARDAKÇI idi, Beykan ŞİMŞEK idi, Tayfur BİNGÖL idi, Artun AKÇAKIN idi, Yiğitcan ERDOĞAN idi. Kalan kardeşlerimizi dostlarından ayırdınız. Bu savaşçı iskeleti bozdunuz. Biz bunlarla orta sıralarda oynasaydık ama dimdik olsaydık. Şimdi şampiyonluk ihtimalimiz var, boynumuz bükük. Sorumlusu kim? Sizsiniz. 

Sayın yönetim. İyi niyetinizden asla şüphe etmiyorum. Gelin yol yakınken bizlere kulak verin. İlk iş olarak taraftar heyetini toplayın, ikinci iş olarak Tayfur Hoca’ya teşekkür edin. Ercan ALBAY veya onun tarzında bir teknik adam ile Erciyes karşısına çıkalım. Gelin yeniden başlayalım, seneye de şampiyonluk değil, karakterli bir iskelet kurulması gerekirse seve seve destekleriz. Gelin geleceğimizi birlikte inşa edelim. Bizlere kulaklarınızı tıkamayın. Bakarsınız kanser de iyileşir.

20 Nisan 2016

Kalıcı Gelir


Çok eskilerde yazdığım yazıları kurcaladım biraz. Bulduklarımın özetini vereceğim buraya. 

Sene 2010. 

Kentin Valisi Boluspor’a üç adet otobüs tahsis edilmesine yardımcı olmuş. Bir otobüsün parasının yarısını da üstlenmeyi kabul etmiş. 
Bolu belediye başkanı şehrin Abant gişelerini Boluspor’a tahsis etmiş. 
4 tane de fırın vermiş. 
Daha önce Kızılay’ın işletmekte olduğu büfelerin ihalesini bu kez Kızılay ve Boluspor’a ortaklaşa vermiş. 
Şehrin tüm sokak ve caddelerinin otopark ihalesini Boluspor almış. 

Sene 2009. 

Otoparkı olan futbol takımlarından örnekler. 

Alanyaspor, Kasımpaşaspor, Kaş Gençlikspor, Boluspor, Yeşilköy SK, Karagümrükspor, Keçiörengücüspor, Beyşehir Belediyespor, Sakaryaspor, Bandırmaspor, Arnavutköyspor, Burdurspor, Elazığspor, Uşakspor, Gençlerbirliği, Ankaragücü ve Ankaraspor otoparkları. 

Demirspor’a otopark ihale etmek mevzuata aykırı ise misal aylık 10.000 TL’ye kiralayın. 

Sayın Hüseyin SÖZLÜ, siyasete ve siyasilere mesafeli duran bir oluşum olarak yürekten ifade ediyorum, Adana’da belki de yakın dönemin en çok çalışan ve üreten siyasetçisisiniz. 

Adana futboluna aktarmış olduğunuz kaynakları da duyuyoruz. 

Ancak izin verin bazı basit örnekler vereyim. 

Demirspor öyle günler yaşadı ki; 

10.000 TL tutarındaki deplasman masraflarını karşılayan iş adamına şükranlarını iletti. 

Basın karşısında yöneticileri sarı zarflar içindeki paralarla aşağılandı. 

Gençlerini maddi imkansızlıktan Türkiye çapındaki turnuvalara gönderemedi. 

Eline baklava alan geldi tesislerde reklamını yaptı. 

Tesislerde çalışan emekçiler evlerine aş götüremediler. 

Elektriksiz kaldık ve kalmakla tehdit edildik. 

Demem o ki; bugün elinizden geleni yapmanız bizi bugün mutlu eder ama yarınımızı kurtarmayabilir. Yarınlar için nefes imkanları yaratmalıyız kendimize. Bunu sizin döneminizde yapamazsak sizin emeklerinize de yazık olacak. 

Gelin Adana Demirspor’un efsanesi olun, gelin gerçek anlamda yıllar boyunca unutulmayacak, kazanılan her kuruşta dualarla anılacak bir belediye başkanı olun. 

Artık sizden kalıcı gelir bekliyoruz. 

Sayın Sözlü, eğer bunu yapamıyorsanız örneği deyin ki; başımdan müfettiş eksik olmuyor, elim kolum bağlı. Yapamıyorum. 

O zaman mevzuatını araştıralım. Yapılacak olanlara ilişkin kendi teknik tecrübemizle sizlere gönüllü danışmanlık yapalım. 

Demirspor taraftarıyız biz. Demirspor’a bir adım hizmet etmek isteyenler için ayaklarımız su toplayana kadar koşmakla geçer ömrümüz. 

Ayaklarımız yorulmak istiyor sayın SÖZLÜ, kalıcı gelir istiyoruz.

19 Nisan 2016

Anlamlı Deplasman


Balıkesir deplasmanı gittiğim en anlamlı deplasmanlardan biri oldu. 

Dünyanın kilometresini, emeğini, enerjini, paranı hiçbir skor beklentisi olmaksızın, hatta yenileceğini bile bile harcamak ne kadar garip değil mi? Bu duygunun bir adı var işte: Armanın peşinde olmak. İnsana büyük bir haz veriyor, armanın peşinde olan diğer insanlarla –bu camianın içinde olmayanlara kolaylıkla anlamsız gelecek şekilde- bir arada bir boşluğun mücadelesini vermek. 

Dün tribünde sessizliğin inanılmaz bir sesi vardı. 16 saat yol gitmiş adamlar suskun bir şekilde sahaya bakıyorlardı. Televizyon karşısında da susabilecek adamlar, sessizliği haykırıyordu usulca. 

Futbolcuların tavırlarına, oynanan oyuna hiç gelmeyeceğim. Onu da ele alacağız elbet. 

Ancak bize rağmen, bize inat alınan bir galibiyet var ortada. Bize atıldığı sanılan goller. 

Sanırım armanın peşinde koşmak biraz da bu. Sana gol attığını düşünen bir kitlenin sana gol atmasını istiyorsun. Seni yenmesini, seni ezmesini. 

Çocuklar inanma diye tezahürat yaparken otobüste, gol yemişliğin verdiği mutlulukla dönmeyi hissedebilen tüm şimşeklere binlerce selam olsun.

15 Nisan 2016

Biz Bu Filmi İzledik, Siz Yenisiniz!!!


Tam bir rezalet söz konusu. Dediğimiz yapılmadığı için değil elbet. Değerlendirme açısından ciddi sorunlar yaşanıyor. Buradan bizim algıladıklarımızla yönetimin ve hocanın algısının çok farklılaştığı sonucunu çıkarıyoruz. 

Elbette, yönetme gücünü elinde bulunduran kararı alacak. Ama biz taraftarız. Sedat SÖZLÜ gördüğümüz ilk başkan değil, son da değil. Tayfur Hoca da ne ilk ne son hoca. Biz buradayız, onlar geçici. Biz tecrübeliyiz, onlar toy. Kusura bakmasınlar. 

Osman Hoca, istifa ederken ne dedi? Bu futbolcular sizin emeğinizi çaldı, dedi. Hırsız dedi adamlara. Sonra aynı adamlarla, asıl adamlarla yoluna devam etmeye kalktı. Peki sonucunda ne oldu? Futbolcular oynamadı, hocayı yolladılar. Osman hoca da akıl almaz hareketleri ve kararları ile futbolcuları haklı çıkaracak bir konuma düşürdü kendini. 

Tayfur Hoca, Denizli maçı öncesinde Giresun maçına atıfta bulunarak, futbolcuların oynamadığını ifade etti. O gün şahsi sosyal medya hesabım üzerinden, kaşarlanmış bir taraftar olarak futbolcuları itham eden hocaların başarılı olamayacağını söyledim. Maalesef bu öngörüm Denizli maçında doğrulandı. 

Sonra Hoca istifa etti. Yönetim, hocanın istifasını kabul etmedi. Peki hoca ne yaptı, ilk beyanında futbolcular oynamıyor dedi. İhaleyi futbolculara yıktı. Başkan ne yaptı, kalan 5 maçımızı kazanmak istiyoruz dedi. 

Önce soralım. Affedersiniz, 5 maçı kiminle kazanmayı planlıyorsunuz? 
Bu tabloda kimi nasıl motive etmeyi planlıyorsunuz? 
Azıcık şansımız var, elleriniz ile yok ettiğinizin farkında mısınız? 

Sonra işin diğer tarafına bakalım. Bu ortamda futbolcuların dediğini yaparsak, ruhsuzlar için mağdur hocayı yakmış olmaz mıyız? 
Bu bize yakışır mı? 
Bu hali ile düşününce yakışmaz. 

Ama şunları göz ardı etmeyelim. 

Tayfur Hoca iyi bir kadroya geldi. Osman Hoca tarafından bunaltılmış, baskılanmış bir takımı toparlamak için geldi. Yapması gereken tek şey, stresi kaldırmak, takıma biraz hareket getirmekti. 

Peki, O’nun döneminde ne oldu? Takım var olan hareket kabiliyetini de yitirdi. Çok beyefendi kaldı bizim ligimize hoca. Hırslı olamadı. Elindeki malzemeyi kullanamadı. Oyuncularına ruh katmayı başaramadı ve maalesef onların oyuncağı oldu. 

Yönetim çıkıp şunu dese idi hareketi bize yakışır ve anlamlı olurdu: 

“Biz bu topçuların bu ruhsuzluklarına meydan verip, hocamızı onlara yedirmeyeceğiz. Oynamak istemeyen oynamasın, burası Adana, hodri meydan. Gerekirse şampiyon da olmayız, ama kimsenin oyuncağı da olmayız.” 

Bunun yerine aynı topçulara bel bağlamayı tercih etti ve kendi ayaklarına sıktı. 

Dilerim ben yanılırım ama yönetimlerin bilmediği bir şey var. Kendilerinin ilk kez içinde oldukları sinema filmini biz yıllardır izliyoruz. Mutlu sonla bitmiyor bu film. 

Sıra yönetimin hakkını vermeye geldi. Bir sonraki yazıda.

Harç Tutmadı hatta Bitti.. Yapı Paydos

Memleketin hali ortadayken futbol konuşup yazmak içimden gelmedi; bir süredir yazmıyordum. Kötülüğün, sıradanlığın, ölümün normalleştiği kan gölüne dönmüş ülkede içimiz kapkara olmuşken buna bir de Demirspor'un vurduğu darbeler ekleniyor.

Onur'un yazdığı gibi isteğimiz canını dişine takan, yenilse de arkasında durabileceğimiz bir takımdı. Olmadı. Biz galibiyetlere alışkın, zafer şarkıları söylemeye yatkın bir ahali değiliz. Ona  rağmen canımız sıkılıyorsa, sizlerin ruhsuzluğuna, halsizliğine ve isteksizliğinedir sevgili futbolcular... Aranızda bir kişi bile, "ya küme düşen takıma yeniliyoruz, bu bana yakışmaz" demiyor mu acaba. Tribünlere oynamayın, kendiniz için oynayın, futbol onurunuz için oynayın... dedik ama dinletemedik. Memleket futbolunda karakteri sağlam futbolcu bulmak da zor. O yüzden geçen sene canı gönülden mücadele eden genç ve hırslı kiralık oyunculara hemen yol vermemek gerekirdi.

Aslında mevzu en başından hatalarla örülmüştü. Ne yazık ki yönetim yersiz yere çıtayı çok yükseltti. Şampiyonluk vaadi doğru değildi. İyi futbol oynayan, ligi maç maç düşünen, istekli arzulu bir takım vaadedilmeliydi. Önce playoff sonra ilk iki hedefi konmalıydı. Adım adım gitmeliydik. Beklenti çok yükseltildi. Takıma ve futbolculara çok güvenmiş olabilirler. Ama iddialı olmak, elindeki malzemeyi iyi tanımaktan geçer. Futbolcular da daha olmadan olduk havasına girdi belki bu yüzden. Yönetimin takım ve kamuoyu üstünde etkisi olumlu değil olumsuz işledi. Yönetim bu süreci yönetmeyi beceremedi. Şimdi playoff bile tehlikede.

İkincisi, bence en büyük hata, Osman Özköylü'nün geri gelmesiydi. Hırsını, azmini taktir ettik, eyvallah ama Osman Hoca zaten kendi kurduğu takıma iyi futbol oynatamadı. Futbolcuları suçlayıp gitti, döndüğünde yeni baştan başlayacağını düşündük ama göstermelik bir iki kaç değişiklikle yola devam etti. Madem gönderilecekti, o zaman devre arasında yeni hoca ve onun seçeceği yeni futbolcularla devam edilmeliydi. O da olmadı. Gelen Tayfur Hoca'nın yapacağı çok bir şey yoktu. Sadece takıma yeni bir hava katması gerekiyordu. Anıl'ı sahaya sürmek iyi bir hamleydi, başta tuttu gibi göründü. Ama Anıl o kadar kilolu ki ilk bir kaç haftalık futbol özlemi sonucundaki iyi oyunu dışında yine ağırlığından hareket demeyen birine dönüştü.

Tek tek futbolcuları analiz etmek yersiz olur. Çünkü bireysel hatalardan ziyade takım olamamak bizim sorunumuz. Yine de sezon başından beri "Burak'ı arkaya kaçıralım, Pote'ye versin o da atsın" dışında taktiğimiz yok. Burak dışında Pote'yi besleyen olmazsa gol atamıyoruz. Tiago iki serbest vuruş dışında hiç bir şey yapmadı, tersine hücum düzenini bozdu. Hüseyin'e kızdık, yedeğe çekildi ama kurtarıcı olarak ona sarılıyoruz hala. Onun da gazı kaçtı tabii. Hücumcu ortasaha eksikliğini çok hissettik. Savunmacı ortasaha ihtiyacını da Murat Akyüz'le kapattık ama bu sefer de Attamah'ın aklı bir yerlere gitti; oynamamaya başladı. Devre arasındaki en iyi transfer kaleci Fevzi imiş, o olmasa zaten çok önceden havlu atmıştık. Onur Akbay da defansı toparladı ama yeterli olmadı. Ger, kalan transferler boşa para israfı...

Velhasıl Osman Özköylü'nün attığı harç tutmadı, kendi de tutturamadı başkası da. Bu harç, futbolcular üzerinde disiplinli bir etki yapacak teknik direktörle tutturulabilirdi. Disiplinden kastettiğim bağırıp çağırmak değil. Taktik deha da aramıyoruz. Biraz takım olmak yeterli. Ama bizde kötü oynayan oyuncu, bir hafta kızağa çekilse de ikinci hafta oynayacağından emin. Formayı garanti görüyor. Belki de en baştan bunun garantisi verilmiş, bilemiyoruz...

Futbolcuyu iyi oynatacak bir sistemi yönetim-teknik direktör işbirliği ile yaratamadıktan sonra başarı gelmez. Futbolcunun kafasına göre takılması en büyük sıkıntı ve futbolumuzda sıkça yaşanan bir durum. Bunu başka takımlarda da görüyoruz. Sahada işi yapan onlar, ama o işi iyi planlayacak ve onları yönetecek olanlar dışarıdakiler. Dışarısı çökünce içerisi de çöküyor. Bütün bu yıkıntının altında taraftar kalıyor yine...

Ercan ALBAY Göreve, Acilen


Defalarca sustuk, biz futboldan anlamayız dedik. Bize de taktiksel anlamda mucizeler sunulmasını istemedik. Basit bir isteğimiz vardı. Kazanan değil, savaşan takım. Bu takımı şampiyonluk havasına taraftar sokmadı. Bu konuları ayrıntılı bir şekilde tartışacağız elbet. 

Ancak bir şekilde bu potaya girdik ve ipler bizim elimizde iken, başkalarının eline hediye etmek çok ağır geliyor bizlere. Yine başkaları şampiyon olsun mesele değil, ama biz vermeyelim onlara, onlar alsın. 

İçinde bulunulan durumda acilen aksiyon almamız gerekiyor. Gördük ki; Tayfur Hoca ile bu iş olmuyor. Hoca değerlendirmesine girmenin alemi yok. Basit bir şekilde söylüyoruz. Tayfur Hoca ile acilen yollar ayrılmalı ve acilen başka bir isimle değil Ercan ALBAY ile anlaşılmalı. 

Ercan ALBAY çok büyük adam olduğu için değil, futbol profesörü olduğu için değil. Ama kriz yöneticisidir bu adam. Biz bu sınavdan Ercan ALBAY’ın defalarca alnının akıyla çıktığını, mucizeler yarattığını gördük. Şu anda da artık bir mucizeye ihtiyacımız var. 

Baktık mucize gerçekleşmiyor. Yine Ercan ALBAY’ı istiyoruz. Çünkü bu adam sert ve disiplinli bir adam. Canım cicim ile değil, yeri geldiğinde dayak ile takım yönetiyor. 

Sayın yönetim, binbir emek ile kurduğunuz takım ruhunu kaybetmiş durumda ve özverinize ihanet ediyor. Bu ihanetten dönmenin, dönülemiyorsa cezasını vermenin bir aracına ihtiyacımız var. Bu kişi Ercan ALBAY’dır. 

Acilen, hiç beklemeden göreve getirmelisiniz. Kendi emeklerinizin de heba olmaması için. Harekete geçin!!!

11 Nisan 2016

Yenilin ama Savaşmadan Değil...

Sözüm sadece futbolculara değil. Hatta aslında içinde bulunduğumuz kırgınlığın temel sebebi hepsinden önce yönetimimizdir. Açıklayalım. Dağınık bir yazı, takımımız gibi dalgalı, o düşünceden bu düşünceye savrulan, saçma sapan bir ruh hali içindeyiz. Ama yine de açıklamaya çalışalım.

Anlamsız Puan Kayıpları, Bir Demirspor hastalığı bu. Anlamsızca puan kaybedip kendi ayağımıza sıkıyoruz. O kadar sudan nedenlerle kahrediyoruz ki kendimizi. Dünyanın adaleti yok ve bu adaletsizliği kendi elimizle güçlendiriyoruz. 

Biz Alanya ile deplasmanda 2-2 berabere kaldık, aslan gibi savaştık. Yenilebilirdik de. Sahamızda Alanya’ya karşı maçı can-ı gönülden istedik ve berabere kaldık. Yine yenilebilirdik. 

Karabük bizi hakkı ile Adana’da yendi. Kendi evinde de yenebilirdi. 

Samsun ile deplasmanda berabere kaldık. Maç kesinlikle bizim hakkımızdı. 

Sahamızda Giresun’a kaybettik. Bence adamlar iyi oynadılar ve yendiler ama biz de oyunu çevirmek için savaştık. 

Sahamızdaki Balıkesir maçı. Böyle olmayabilirdi, ama 90+3’de gol yemek de var futbolda. 

Hatta deplasmandaki Altınordu beraberliğine bile stresin yarattığı olağan tutukluk ve risk almama isteği diyelim. 

Adanaspor maçında varlık gösteremedik ama derbi maçtır, anlayışla karşılanabilir bir ölçüde. 

Bu puan kayıplarına ağzımızı açıp tek kelime etmiyoruz. Zaten ligdeki durumumuzu da bu olağan puan kayıpları değil aşağıdaki anlamsızlıklar şekillendiriyor. 

Sahamızdaki Antep mağlubiyeti. Lideriz, savaşıp kazanıyoruz ilk 4 haftada. Ve sonrasında berbat bir oyun. Çok ama çok saçma. 

Deplasmandaki Elazığ mağlubiyeti. Olacak gibi değil. Baston yutmuş gibi bir takım. 

Kayseri Erciyes ile sahamızda oynadığımız maç. Anlamı yok. Anlatılmaz. 

Denizlispor deplasmanı. Golü attıktan sonra anlamsızca durmamız. 

Boluspor deplasmanı. Hava şartları ile anlatılamayacak kadar saçma. 

Göztepe galibiyetinin ikinci yarısından sonra, Giresun deplasmanındaki bu tutuk oyun. Bir mantığı yok. 

Bu saçmalıklardan iki tanesi yaşanmamış olsa idi, bambaşka şeyler konuşuyorduk bugün. 

İyi de bu hakkı bu takıma kim veriyor? Bizi anlamsızlıklar içinde test etme hakkını bu takıma kim veriyor? 

Demirspor taraftarı diğer taraftarlardan farklı. Birçok taraftar takımını tutar, sever, destekler. Bizim taraftar takımı ile nefes alır, yaşar. Hayatının sembolü, kimi için anlamı, kimi için parçasıdır. 

O halde Demirspor taraftarına uygun kadrolar oluşturulmalıdır. Demirspor taraftarı gibi yaşayabilecek bir kadro oluşturulmalıdır. Bunu yapamayan yönetim bugünkü üzüntülerimizin ilk kaynağıdır. Kusura bakmasın kimse. 

Hakan Çinemre’nin alnındaki kan ile kiralık olmasına karşın kendi geleceğinden çok takımı düşünerek oynamasını unutanlar olabilir, ben unutmadım. Artist Beykan’ın sahada nasıl savaşçı ve yeri geldiğinde çirkefçe de olsa kazanma azmini unutmadım. Tayfur Bingöl’ü unutmadım. Kendisi de Alanya’daki performansı ile unutmamıza imkan vermiyor zaten. Abdülkerim Bardakçı’nın mücadelesini ve Demirspor sevgisini unutmadım. Yedek Artun’un dahi istekliliği çıkmıyor aklımdan. Yiğitcan’ın tüm hatalarına rağmen takımı için savaşması. 

Bu saydığım isimler ne uğruna kaybedildi? Zamanında Erçağ’ın başka bir yöneticinin adamı diye damgalanması gibi değil mi? Ya da Erman Özgür solcu diye, sağcı yönetim tarafından tercih edilmemiş olabilir mi? Bu gençler önceki yönetimin transferleri diye göz ardı edilmiş midir acaba? 

Tam içinde olmadan bilmek mümkün değil ama bir şeyi açık seçik biliyorum. Takımın bu sene önceki senelere kıyasla maddi sıkıntısı yok. Önceki senelerin bütçeleri de hiç fena değildi. Bu durumda maddi olanaklar bu futbolcuları elde tutmaya yeterdi ama tercih edilmedi. Yani savaşçı olduğu kesin olan gencecik, koşan takımın dağılmasına göz yumuldu. Sormayalım mı neden diye? 

Osman Hoca! Önce gelmesini, sonra gitmesini istemedik. Gelmesi de hataydı, gönderildiği hafta da hataydı. Yeni teknik adamın takımını maçlar içinde tanıması zorunluluk arz etti. Bu zorunluluğu biz taraftarlar mı yarattık? Hep futbolcuları ve teknik adamları mı suçlayacağız? 

Tayfur Hoca, zor bir ortama gelmedi aslında. Takım kaliteli bir takımdı. Ancak üretkenliği düşmüş, potansiyelini ortaya koyamayan, keyif vermeyen bir futbol oynuyordu. Yapılması gereken, takımı biraz daha iyiye götürmek, biraz kımıldatmaktı, hepsi bu kadar. Küme düşen takımdan şampiyon takım yaratması beklenmedi kendisinden. Hiç kolay maçı olmadı, hakkını yemeyelim ama biz takım savaşma gücünü yitirmesin, hatırlasın istedik. Osman hoca aşırı agresifliği ile takımı frenlerken, Tayfur hoca aşırı dinginliği ile frenliyor gibi hissediyorum. Takıma hırs versin yeter, gerisi zaten gelecek. Anlayamıyorum. Benim sınırlı futbol bilgim bu dengeleri çözmek için yeterli değil. 

Peki, Osman Hoca’yı göndermek riskti. Bunu yönetim de ifade etti. Büyük bir bütçe ile oynayan, şampiyonluğu tek hedef olarak koyan bir takımın, bu hedefe uygun hoca getirmemesi de bir risk değil mi? Tayfur Hoca başarısız olur demiyorum ama kendini kanıtlaması gereken bir hoca. Kanıtlamışlar tercih edilse daha az risk alınmış olmaz mıydı? Bir hocayı gönderirken alınan riskin en azından kağıt üzerinde yerine alınan ile bertaraf edilmesi gerekmiyor muydu? Umarım Tayfur Hoca, artık görünürde kolay olan rakiplerden gerekli puanları alarak bizi mutlu eder ama bu sonuç bile ortada bir yönetimsel hatanın olmadığı anlamına gelmez. 

Son bir soru? Bu sene bütçeyi hiç sormadık. Sormadık çünkü yönetim dedi ki; temlik yok, haciz yok. Bu yönetimin takımdan alacağı olmayacak. Bu beyanın meali şudur: Borçlar en az temlikli iddaa gelirleri kadar azalmış olmak zorundadır. Borçlarımız azaldı mı? Sayın yönetimimiz, bizi maddi yapı konusunda bilgilendirebilirseniz mutlu oluruz. 

Zor değil, taraftarı anlamak. Zor değil, onların mücadelesini hissetmek. Zor değil, onların dörtte biri kadar da olsa savaşmak. 

İnanmıyorsan çıkma sahaya, savaşacaksan taraftar burada.

2 Nisan 2016

Çıkan Kısmın Özeti

Bir süredir bloga yazmamışız. Ama bu süre zarfında boş durmadık Ankara Tayfası olarak. Her hafta halı saha maçları vesilesiyle buluşmaya devam ettik. Yeni arkadaşlar tanıdık, eskileriyle gönül bağımızı kuvvetlendirdik.

Karabük deplasmanına gittik. Grup cezalıydı ve tarih yine bize Demirspor'u yalnız bırakmama misyonu yüklemişti. Tayfa olarak çok yüksek bir sayı yakaladık; bir midibüs ve bir volt ile gittik. Şimşeğimizi yalnız bırakmadık. Zorlu deplasmandan bir puan ile döndük.

Ardından biletlerin rekor sürede tükendiği bir Adana derbisi yaşadık. Bu sefer deplasmanı tersine yaparak Adana yolunu tuttuk. Skor ve oyun istediğimizin çok uzağında olsa da tribünde olmanın hazzını yaşadık.

Biz geçen zamanı yine Demirspor'la yaşadık. Umudumuzu yitirmeden, yılgınlığa düşmeden yaşadık.

Geleceği de onunla yaşayacağımız gibi...

9 Şubat 2016

Mesele Skor Değil...

Mesele skor değil ama bunu olumsuz skorda dile getirmiş olmamız bu şekilde sorgulanmamıza yol açabilir yine de bir not düşmekte fayda var. Bu notu takımdan daha çok Osman Hoca ile ilgili düşmek zorunda olduğumuzu hissediyorum.

Gerek eski Demirspor tecrübeleri, gerek Osman Hoca'nın samimiyeti ve hırsı, gerek futbolcuların belirgin vurdumduymazlığı ve gerekse istikrar arzusu Osman Hoca'nın geri çağırılması üzerinde belirleyici rol oynadı. Ancak Hoca döner dönmez yapması gerekenlere ilişkin düşüncelerimizi söyleyip, bunları yapmayacaksa dönmesinin pek anlamı olmayacağını da önceki yazılarımızda vurguladık. 

Bugün gelinen noktada sonuç değil ama oyun anlamında alınan yolun hedeflenen yolun gerisinde kaldığını görüyoruz. Sonuç noktasında değil, zira 5 maçtır yeni Osman Hoca dönemine tanık oluyoruz ve 10 puanımız var. Kötü diyemeyiz. Hatta her 5 maçta bu ortalamayı tuttursak şampiyon da oluruz.

Oyun anlamında alınan yola ilişkin de vurgulamamız lazım, artık kolay gol yemiyoruz. Defansif anlamda açıklarımızı kapatmış görünüyoruz. Hedefin gerisinde kalmamız ise ofansif anlamda yeteneklerimizi kullanamamış olmamızdan kaynaklanıyor.

Üretim kabiliyetimizi yitiriyoruz. Evet Samsun'u yendik ama Tiago'nun serbest atışı ile. Çok yaratıcı olamadık o maçta. Karşıyaka maçında "işte bu" dediğimiz anlar oldu ama rakip çok zayıftı, kıstas olamazdı. Altınordu ve Şanlıurfa maçlarını transferlerimiz ile eksiklerimizi gidermemiş olduğumuz için değerlendirme dışı bırakıyorum.

Ligin en çok gol atan ikinci takımıyız. Ancak bunu ilk yarı performansımıza borçluyuz. Ligimizin belki de en iyi hücum hattına sahip olup, ikinci Osman Hoca döneminde bu derece tutuk oynamamıza anlam veremiyorum. 

Bol pas yapmamız, topun bizde kalmasını sağlıyor ve yediğimiz golleri azaltıyor ama bu paslar hep yana-hep yana veya geriye olunca girdiğimiz pozisyonları da azaltıyor. Devre arasını da geride bıraktık, biz neden dikine gidemiyoruz, bu yapıda oyuncumuz neden yok? Oyuncumuz var ise taktiğimiz neden buna dönük değil? Her kim ise bu dikine oynayacak adam onu neden kullanmıyoruz? Oyun kurgusu da dikine oynayacakmışız izlenimi vermiyor. Burak Çalık yok iken adam eksiltemiyoruz, rakip defansları zorlayamıyoruz. E Burak Çalık ilk yarıda bizdeydi. Demek ki bu tipte bir alternatif veya ikinci oyuncu almamışız veya kullanamıyoruz.

Bir diğer husus. Bolu maçı özelinde 1-0 yenilmek ile 3-0 yenilmek arasında fark var mı? Bence yok. Tüm riskleri alıp saldıralım demiyorum, yine ihtiyatlı olalım, 10 kişi kalmış rakipten ikinci golü yememek için defansı bozmayalım ama bir maç içi taktik değiştirmek gerekmiyor mu? Ben zaten aşırı taktik bilgisi olan bir adam değilim. Ancak bir son 10 dakika, vazgeçtim 6-7 dakika doldur-boşalt yapamıyor muyuz biz? Yapabiliyorsak neden yapmıyoruz? Ceza sahasına veya hemen önüne 4-5 futbolcumuz yığılsa zaten Bolu çıkamayacak, oralarda karambol yaratmaya neden uğraşmıyoruz?

Maçın sonları. Artık puanımız gidecek, gidiyor. Neden hırslanmıyor topçularımız? Neden dakika başı yatan Bolulu futbolcuları kolundan tutup kaldırmıyor, neden en azından bizi gaza getirmiyor? Neden pres yapmıyor?

Bunu da geçiyorum. Zemin kötü diyoruz. Tamam zemin kötü, inkar edemeyiz. Peki kaç topumuz kötü zemin nedeni ile sekti de pozisyonu engelledi, kaç öldürücü pasımıza kötü zemin engel oldu? Zemin kötü olduğu için havadan kaç orta yaptık? Ben sorularıma yanıtlar alamıyorum kendi içimde. İddia da etmiyorum futbol konusunda ehil olduğumu. O nedenle, derinlemesine sorular soramıyorum da sormuyorum da. Basit bir taraftarım ve futbolun basit kurallarına ilişkin basit sorular soruyorum. Basit cevaplar arıyorum. Daha doğrusu basit önlemler alınmasını bekliyorum. Basit bir soru daha sorayım.

90. dakikada Anıl'ın oyuna alınmasının gerekçesi nedir? Bu soruyu ben kendime sorduğumda cevabını bulamıyorum. Zaman geçirmek desem, gerideyiz. Oyunu toparlamak desem, uzatmalar başlamış. Serbest atış var ve Tiago oyunda değil desem, değil. Korner mi gerekçe? Korner atsın diye mi? Ben anlayamıyorum. Yoksa sorum mu basit değil?

Sonuç olarak Osman Hocam, bizim takımımız borç batağındaki bir takım ve yönetim bu takıma mali sıkıntı yaşatmıyor. Transfer konusunda da özverili çalıştılar. Size ortam sunulmuyor ise zaten başarı gelmeyecektir, ışık olmayan yerde durmazsınız, durmamalısınız. Size imkanlar sağlanıyor ise göreviniz bu imkanları kullanmak değil mi? Sorun futbolculardan kaynaklanıyor, demeye artık zerre kadar hakkınız yok. "Emek hırsızı" dediniz bu adamlara, yönetim de "al neşteri vur" dedi, devre arasına girdik. Takviyeleri de siz yaptınız, diye biliyoruz. 

Sayın Hocam, bence mesele büyük değil. Bence çok stres altındasınız. Bir rahatlayın, biraz basitleştirin hayatınızı. Gereksiz soru işaretlerini atın kafanızdan. Küçük önlemlerle büyük işler yapabilir bu takım. O küçük önlemleri siz rahatlıkla alabilirsiniz. Lütfen alın. Bizim sizin başarınıza ihtiyacımız var. Başarıdan kastı bu taraftarın (gerçek taraftarı kastediyorum) hiçbir zaman ilk planda şampiyonluk olmamıştır. Başarı futbolun doğrularını yapan ama daha önemlisi yapmaya çalışan bir takım olabilmektir bizim için. Bunları yapalım, şampiyon olamazsak birlikte ağlarız. En azından biz bize ağlarız hocam. Lütfen, lütfen.  

28 Aralık 2015

75 Yaşındayız

Aslında manevisin sen, değerini biz yüklüyoruz sana. Ancak o kadar çok biziz ki; maneviyatın ete kemiğe bürünüyor. O nedenle kavga ediyoruz seninle, o nedenle kızıyoruz sana. Sana anlamlar, karakterler yüklüyoruz. Hatta siyasi bir misyon verdiğimiz de oluyor. Bunca ete kemiğe bürünmüşlükte senin doğum gününü kutlamamak olur mu? İyi ki doğdun Demirsporum. İyi ki hayatımın koyu laciverti, apaçık mavisi oldun.

Hayata karşı savaşlarımızı senin üzerinden veriyoruz Demirsporum. 
Hayatın acımasızlığına senin üzerinden isyan ediyoruz.
Bir şeyleri değiştirme duygusunu senin vesilen ile hayata geçirmeyi istiyoruz.
En kötü günümüzde gülümseyebilmek için seni arıyoruz.
En iyi günümüzde kahrolarak insan olduğumuzu seninle hatırlıyoruz.
Cebimizdeki üç kuruşu sana harcayıp, bir mücadeleye destek olma arzusunu seninle tatmin ediyoruz.
Deplasmanlara gidiyor, çayımızı aşımızı bölüşüyoruz da paylaşabilmeyi tadıyoruz seninle.
Belki normalde uğraşmayacağımız insani bağışlar için senin adını duyurma hevesi güdülüyor bizi.

Kısacası sen bizim insan yanımızsın.
Senin doğum günün ya bugün. 
Aslında hayata ve insanlığa merhaba diyen bizleriz seninle.

Var ol Demirspor, var et Demirspor.
Nice 75 yıllara. 

İlanda yer alan tarih bilgilerini yazım aşamasında olan ADS tarihi kitabımız için sansürlemiş bulunuyoruz.

27 Aralık 2015

Adana Demirspor:2-Ş.Urfaspor:0

2015'in ve devrenin son maçında 3 puanı aldık. İlk kez iki hafta üst üste gol yemedik. Kendi sahamızdaki kötü performansımız maç öncesi tedirgin olmamıza neden olsa da, muhtemelen bazıları son kez Demirspor forması giyen topçular bu kez istekliydi. Maçı kazanmayı gerçekten istediler.  (Anıl ve fazla kiloları bile hareketliydi!) Belki de gidenlerden olmak istemiyorlardır. İkinci devre öncesi potada kalmak için önemli bir maçtı. Haftaiçi hakkında spekülasyon yapılan Pote, özellikle ilk yarı sahanın en iyisiydi.

23 Aralık 2015

Yine Menajerler

Biri geçen yıldan diğer 4 yıl önceden iki yazı, isimler farklı ama konu aynı, değişmeyen dert: Aman menajerlere dikkat! Bir devre arası transfer furyası öncesi, yine oyuna getiriliyoruz, komediden trajediye...

http://www.adanademirspor.net/2011/06/teknik-direktor-ve-transfer-donemi.html

http://www.adanademirspor.net/2015/01/devre-aras-kadro-degisiklikleri.html




Özgür Ortaç Yeniden Milli Takım'da

Altyapı oyuncumuz Özgür Ortaç, U15 Milli Takım'ın İngiltere ile oynayacağı maçın aday kadrosunda yer alıyor. 21 Aralık'ta İngiltere ile oynanan ilk maçta 90 dakika forma giyen Özgür, daha önce üç kez U14 bir kez de U15 milli takım formaları giymişti.

Özgür'ü tebrik ediyoruz!

Özgür'ün milli formaya seçilmesi ile ilgili haber-yorum için bknz: http://www.siporcu.com/detay-sol-ayagi-raket-gibi-kisiligi-10-numara