Maçı anlatmayacağım. Başka bir konu var, onu yazayım da tarihe not düşülsün, sonra unutuyorum. O anlarda çok yakalayamadık ama baya matrak bir şeydi aslında. Sonradan çok güldük.
Maç öncesi rutin kontrollerdeyiz. Önce polisler üstümüzü aradı, pankartlara baktılar. Resimlerde üstümdeki tişörtü görmüşsünüzdür, İstanbul Tayfası’ndaki kardeşlerin ön ayak oldukları bir çalışma. Gayet güzel baskısı ve şekliyle çok sevdiğim bir tişörttür. Elimde de bu şeklin bayrak hali, İbrahim İlya kardeşimin ve mavilacivert.com’un şahane marifeti…
O tişört...
Bayrak poşetin içinde. Polis bu ne diyor, açıyorum göğsümü, işte bu şeklin bayrak halidir diyorum. Açar mısın diyorlar, tabii diyerek bayrağı eşimle birlikte açıyoruz. Dev gibi bayrak, deniz gibi dalgalanıyor elimizde. Tek yıldızlı komiser üstünde durmuyor, tamam geçin diyor. Yıkıla Yıkıla, Gurbette Demir Gibiyiz, bayrağımız kontrolden geçti. Her şey yolunda…
Şimdi biz polisi atlattık ya, gerisi hava cıva diyoruz. Nereden bilelim özel güvenlikte bugün manyaklar matinesiymiş, normal insanların arasına psikopatın birisi sızmış… Eleman Rıdvan Tunç kardeşimin ve mavisimsekler.com sitesinden bir arkadaşın kameralarını içeri almamak için direniyor. Etraf daha kalabalık değil, grup daha intikal etmemiş. Biz de elimizdekilerle kapıya yaklaşıyoruz. Onların tartışması durulur gibi oluyor. Elemana yaklaşıyorum, üstümü aratıp stada gireceğim. Bu arada pankartları alamayız içeri diyor. Neden diyoruz. Bir gün önceden getirip stada girmeniz ve asmanız gerekir diyor. Biz Ankara’dan geldik, bir gün önce nasıl gelelim, daha bunun Adana’dan gelenleri var, böyle uygulama mı olur diyoruz. Bu sefer ne yazıyor pankartlarda diyor. Açıyoruz pankartları. Heyecanlı heyecanlı ve seri şekilde konuşan, hafif uzun boylu, benden yapılı bir tip. Konuşması kibar, ağzını açtığında kurallardan kaidelerden bahsediyor. Bunun imkanı yok diyoruz, böyle bir uygulamanın pratik uygulanabilirliği yok. Kameralar konusunda neye karar veriliyor hatırlamıyorum ama arkadaşlar beklemeye geçiyorlar. Bizim pankartlar için de gerilim hafiften tırmanırken çok ilginç bir şey oluyor. Hayatımda ilk defa belki de son defa karşılaşacağım bir şey.
Eleman benim elimdekini daha görmemiş. Sende ne var diyor, bayrak diyorum. Ne var bayrağın üstünde”, “işte bu var” ve tayfa polarımın önünü açıyorum. Zaten az önce polise de göstermiştim. Bu şekilden var diyorum. Eleman bakıyor, seni bu şekilde içeri almam diyor. Nasıl diyorum. Almam, sen bu şeklin ne olduğunu biliyor musun diyor? Lan şekle bakıyorum yukarıdan, işte diyorum, tren var, bunlar kanat, 1940 var, sanırım bunlar da defne dalı, takımın adı… derken içimden “eyvah, kırmızı yıldıza kafayı taktı, sol öğeler var diye gıcıklık yapacak” diyorum. Adam sözümü bitirmeme izin vermiyor. Konuşuyor:
-Tarikat sembolü bu. Alamam seni içeri. Tahrik unsuru var. İçerde birileri bundan tahrik olurlarsa, olay çıkarsa bizi topa dikerler, bunu biliyor musun?
-Ne tarikatı, ne sembolü?
-Sen bilmiyorsun bu amblemin anlamını
-Yav işte takım, Demirspor…
-Hayır, illuminati sembolü!
-Ney!!
-İlluminati. Ben seni bu tişörtle içeri almam.
-Sen ne diyorsun?
-Ben üniversite mezunuyum, çok iyi bilirim bu işleri. (burada omzuma bir iki pıt pıt vuruyor)
-Bakele, ben iki üniversite bitirdim. Saçmalama! (ufaktan şafak atıyor bende)
Tanıdık geldi mi?
Nutkum tutuluyor, dilim kesiliyor. Yani bir milyon tane şey duymayı beklerken, illuminati! Vay anasını be! Etrafımda ne kadar insan varsa, eşim, diğer özel güvenlikler, Adana’dan gelen emniyet, diğer taraftarlar, stad görevlisi bir amca… herkes bana sakin ol, sakin ol diyor. Ben o kadar şaşkınım ki. Bu manyak eleman herkesi sindirmiş. Kimse de “lan manyaklaşma” diyemiyor. Ağzını açtığı zaman kitaptan, kuraldan konuşuyor. Yanına da üniversite mezuniyetini eklemiş. Ne diyeyim ki ben buna.
Aslında olay aşırı komik ama playoffa kalma maçı, stresliyiz, hafif yorgunluk var, yani herif gerdikçe geriyor. Herkes bana sakin ol diyor. Bir kenara geçip beklemeye başlıyoruz. Görevli polis gelecek, o karar verecek. Bürokrasi forever. Olsun, polis de olsa mantıklı bir adam gelme ihtimali var. Nitekim bize eşlik eden sivil sakin ve mantıklıydı. Ben ısrarla sorun çıkmasın diye çabaladığımızı söylüyorum.
Samsun emniyetinden bir sivil polis geliyor. Bizim manyak eleman ona anlatmaya başlıyor, bla bla… Benim göğsümdeki logoya dokunuyor, elini itiyorum, indir elini bana dokunamazsın diyorum. Bana izah edeceğini söylüyor. Seni dinlemiyorum, senle konuşmuyorum diyorum, gözümü yumuyorum, ağzımı fermuarlama işareti yapıyorum, ifrit oluyor. Polis pankartlarda ve tişörtte sorun olmadığını söylüyor. Bayrak işini başka bir polise soracak. Tişört konusunda olur mu öyle şey diyor, bu tişört yüzünden içeri almama gibi bir durum olamaz. Bayrak için diğer polis geliyor, az önceki yek yıldızlı komiser. Bu abimiz ben aradım ya bunları, geçin dedim ya diyor. Manyak herif polise, sen alsan da ben almam diyor, polis de sen kim oluyorsun be diye kükrüyor. Olay böylece tatlıya bağlanıyor. Tek yıldızlı içimizi soğutuyor. Haberci arkadaşların kameraları da stada girebildi bu arada.
Bu arada azar azar bizim taraftar da kapıda birikmeye başlamış, benim tartışmama şahit olmuşlardı. Harbi Adanalı olan bu abi ve kardeşlerim tişörtümün fotoğrafını çekip tarikat hatırası alalım dediler. Eğer psiko eleman bu adamlarla tartışmaya girseydi sağlam dişi kalmazdı. Allah manyağın yüzüne baktı.
Polis, özel güvenlik, saha görevlileri... Hepsi sakinliğimiz için beni ve eşimi tebrik etti. Arıza çıkartacak zaman var, çıkartmayacak zaman var. Şimdi sakinlik zamanı.
Uğrunda İlluminatici de olduk Adana Demir’im. Tarikat için başvuruları kabul ediyorum. Ne de olsa temsilcisiyim, kafaya koydum liderliğe de oynayacağım. Bir yandan baktığında heyecan verici, böyle masonlar, tapınakçılar, Da Vinci falan. Ayağını denk al Vatikan, sıra sana da gelecek…
Alem böyle kardeşlik görmedi