31 Aralık 2020

Cüneyt Hoca'yla İlk Yenilgi

 2020'yi yenilgiyle kapattık; covid nedeniyle ertelenen İstanbulspor maçında öne geçmemize rağmen 3-1 kaybettik. Bu sezon ilk kez gol attığımız maçta yenildik. İkinci devrenin hemen başında Chedjou'nun kırmızı kartı ve ilk yarıda 1-0 öndeyken Emircan'ın karşı karşıya kaçırdığı pozisyon da bu noktada etkili oldu. İlk yarının son maçında Menemenspor ile oynayacağız, onu kazanıp ilk 6 içinde kalmamız gerekiyor.

Şuanda ilk 6'da olan takımlardan sadece Tuzla'yı yenip Samsun ile berabere kaldık. Puanları görece zayıf takımlardan topladık. Cüneyt Hoca ile yaşanan hava değişikliğinin etkili olması için bu ortadaki maçları kazanmamız gerekli.

2020'yi yine bir play-off finalini kaybederek geride bıraktık. Artık bu sezon bu durumlara düşmeyelim. Açık bir şekilde söylemek gerekirse bu sezon play-off'a kalma, net bir başarısızlıktır. Tek hedef, ilk iki olmalı.

28 Aralık 2020

Demirspor 80 Yaşında!

80 yaşındayız! Cumhuriyet değerleriyle örtüşecek şekilde, kamucu hedeflerle, bir kişiyle değil hep birlikte! Birlikte yapalım, birlikte yönetelim, bizim çocuklar yapsın, çalışsın, başarsın diyen bir camia... Adana'yı gururlandıran, Çukurova'nın övünç kaynağı, pek çok kulübe de ilham veren, hatta bizzat adını veren bir spor kulübü. Cenup Yıldızı!

75. yılda Onur Biçer, Demirspor tarihine ve arşivine dair çalışmalar yaparken aslında 28 Aralık değil farklı bir tarihin kuruluş günü olması gerektiğini belgeleriyle bulmuştu, ancak bir şekilde resmi kayıtlarda 28 Aralık devam ediyor. http://www.adanademirspor.net/2015/12/75-yasndayz.html

70. Yılda da bugüne kadar tek örneği olacak şekilde gurbette bir söyleşiyle Demirspor'un kuruluşunu kutlamıştık; onu da eski kayıtlardan çıkarıp hatırlayalım: 


Bu yıldönümünü de alt liglerde kutlasak da Demirspor taraftarıyla her zaman en üstte!

21 Aralık 2020

Cüneyt Hoca Dokunuşu

 Bu kez ufak bir dokunuş, bildiğimiz isimden geldi; bilindik bir hamle. Cüneyt Dumlupınar, takımın başında çıktığı iki maçta farkını gösterdi. Önce hafta içi, 2008'ten sonra bir kez daha, Trabzon'u kupada yendik. Orada penaltı şansımızın da geri döndüğünü umuyorum. Bugün de, yine hafta içi sayılır, şu anda ligin lideri Tuzla'yı net bir oyunla ve skorla yendik. İlk yarıda gelen 3 golle... 

Tabii ki hoca değişiklikleri genelde ilk birkaç maçta olumlu etki eder. Belki gelecek haftayı da beklemeliyiz daha net konuşmak için. Ama hemen hemen aynı kadro ile bambaşka bir oyun oynanabileceğini gördük. Sadece ileri doğru biraz daha hamle... Zaten gol atabilen bir takımız; önemli olan bunu teşvik etmek. Puan alamadığımız maçlar, gol atamadığımız maçlar oldu. 

Geçen 12 hafta, sadece Ümit Hoca'nın kabız oyunu nedeniyle değil Başkan'ın onca eleştiriye rağmen ısrarından vazgeçmemesiyle heba edildi. Başabaş giden bu ligte kaybedilen her puanın ne kadar kıymetli olduğunu daha geçen yaz deneyimledik. Bu değişimin arayı kapatıcı etkiler olmasını umuyorum.


14 Aralık 2020

Kriz

Dünkü Giresun yenilgisiyle Demirspor'da yeni bir kriz başladı. Teknik direktör Ümit Özat istifa ederken/ettirilirken geçen yıl bizi play-off'a taşıyan ve sezon başı hazırlığında yer alan Cüneyt Dumlupınar yeniden göreve getirildi; futbolculardan Volkan Şen ve (önce gönderilip sonra sezon başlayınca geri getirilen) Erkan Zengin'den kulüp bulması istendi; menajer Metin Korkmaz'ın takımla bağı kesildi ancak hala yönetim kurulu üyesi. 

İşin özeti, sezon başında kurulan takım ve onu kuran vizyon çatırdadı. Şu anda o bağı kuran tek unsur, Başkan'ın varlığı. Ancak o da tartışılıyor. Çünkü bu son hamleleri, sezon başından beri ona yapılan önerilerin toplamıydı; takımda işlerin kötü gittiği defalarca belirtildi ancak o hatasında ısrar etti ve şimdi birden keskin hamle geldi. Başkan'a verilen destek, son dönemlerde kimseye verilmedi. Maddi gücüne rağmen başarı gelmedi. Siyasal pozisyonu, iş hayatı içindeki onca tartışma Demirspor'un imajını sarssa da takımın başarısı için her şeyi sineye çekecek taraftar tarafından göz ardı edildi. Ama memleket siyasetine sinmiş her şeyi ben bilirim tavrı, eleştirilere verdiği yanıtlarda belliydi. 

Taraftarın sabrı bir yerde taşar. Kimse, Demirspor'dan üstün değildir. Teknik direktör ve hoca göndermek, futbolumuzun bir klişesi; çözüm için bulduğu kolay yol. Önemli olan, meseleye bakış açısı; vizyon. Her şeyi tek başına yapıp, sonra sorumluluk bende diyerek işin içinden çıkmak mı (çıktığında ortada yıkılmış bir takım kalacak) yoksa ortak akılla hareket etmek mi? 

Artık çok para harcanarak değil, doğru para harcanarak başarılı olunacağı düşüncesi güçleniyor. O zaman, parayı ve doğru insanları bir araya getirmek gerekiyor. Nasıl?  Siyasal ve maddi güçle değil, yoldan geçerken Demirsporlu olanlarla değil, Demirspor'un başarısını kişisel ikbalinin önüne koyanlarla, tribünden gelen güçle, yıllarını Demirspor'a vermiş, Demirspor için ömür törpüleyenlerle... 

Futbolcu da o vizyona bakacak ve "hmm bunlar bu işe baş koymuş ben de üstüme düşeni yapayım" diyecek. 

Bu yıllardır yapılmadı, bugün yapılabilir mi göreceğiz. Yapan da zaten Demirspor tarihine geçecek.


13 Aralık 2020

Aynı Demirspor

Adana Demirspor, aynı Demirspor. Futbolcuların saha dışındaki ayak oyunları, sahada olmayan kafaları, teknik direktör-futbolcu uçurumları, siyasi ve parasal güce sahip yönetime destek ama onların yanlışlarda sürekli ısrarı... 

2008'ten beri yazdıklarımızın üzerine, bu sezonki 5 yazımdan alıntılar:

"Yönetim kurulu diye bir şey yok. Tek bir kişinin, yanındaki menajerle beraber kişisel kararları var. Bu kararlar geçen sezon başında çok tartışmalıydı; sonra toparladılar ve yaptıkları hamleler işe yaradı. (...) 

Yaşlı futbolcuların en iyi yapığı şey, bu operasyonlar. Geçen yıl bizi son ana kadar taşıyan yaşlı grubun bu yıl neler yapacağı tartışmalı."

"Takım içi uyum, arkadaşlık, saha dışı ilişkiler, yıllardır bildiğimiz gibi, her zaman saha içindeki 90 dakikadan çok daha önemli. Dışarıda neler oluyor? Takımın havası nasıl? Hafta içi antrenmanlar, takımın kalitesini artırıyor mu yoksa sadece ter mi atıyorlar?"

"Beklediğimiz Demirspor hala yok ortada.  (...) Şapkadan tavşan çıkararak, anlık kişisel performanslarla ayakta kalmaya devam ediyoruz. "

"Kadro kalitesinin sahaya yansımadığını, takımın hala rayına oturmadığını artık herkes görüyor. Ümit Özat'ın da bu açık seçik gerçeğe karşı bir şeyler yapması gerekiyor."

"Kaliteli ayakların yarattığı farkın dışında takımın birlikte bir görünümü yok. Kısacası, takım değiliz.

Açıkçası takımın herhangi bir planı, oyun düzeni, sistemi, taktiği yok."


Sonuç, "taraftarız biz çekeriz cefa" mı olacak hala...



3 Aralık 2020

Yalçın Çetinkaya: Çelişki

 Takipçilerimizden Yalçın Çetinkaya'nın (@yyalcin1940) yazısını yayınlıyoruz:

Mavi camia olarak Süper Lig özlemimizin 26. yılındayız. 26 senedir gelmeyen şampiyonluk, travma yaratan maçlar, kaybedilen finaller bir taraftan; kötü yönetimler, alt ligler, maddi sıkıntılar diğer taraftan bizleri "sabır taşı olsa çatlardı" noktasına getirdi. Buna rağmen taraftar olarak, bazen kırık notlarımız olsa da, desteğimizi hiç esirgemedik; inancımızı hiç kaybetmedik ve ülkenin en iyi, en tutkulu  tribünlerinden biri olduk.

Murat Sancak başkanlığında üçüncü yılımızdayız. Altyapı ve tesisleşme hamleleri, reklam ve sponsorluklar, transferlerin zamanında yapılması, geniş kadro, futbolcu ve çalışanların maaşlarının gecikmemesi gibi şeyler uzun süredir özlemini duyduğumuz konulardı. Ayrıca Başkan'ın ciddi bir zamanını Demirspor'a ayırdığı da bir gerçek. Kurumsallaşma adına atılan bazı adımlar bizleri mutlu etse de bunlarla çelişen başka adımlar kafamızda soru işareti yaratıyor.

Başkanın gelmesiyle beraber iki senede, bir yarı final ve bir final kaybettik. Şampiyon olabilir miydik, evet olabilirdik; kısmet olmadı ama kısmet olması için yapılan hamleler doğru muydu? 

Çok oyuncu geldi, yıldız oyuncular geldi, özelikle geçen seneki 2. devre kurulan kadro şampiyonluğu çok hak ediyordu. Hem sahadaki oyunla hem de topladığı 37 puanla. Ama 1. devrede yapılan yanlışların sonucunu ve toplanan 24 puanı kurtaramadı. 1 puanın bile ne kadar önemli olduğunu bir kez daha üzülerek öğrendik.

Kurumsallaşmayı her alanda olduğu gibi kadro istikrarı, teknik direktör seçimi, çok transfer değil doğru transfer, sistem gibi sahada başarıyı getirecek dinamikler üzerine de kurmak gerekiyor. 

Taraftarın son günlerde ciddi tepki vermesine neden olan çelişki de bu noktada başlıyor. Bu ligde başarılı olmuş, şampiyonluk yaşamış, en azından belirli bir sistemde futbol oynatmaya çalışan bir sürü teknik direktör var. İrfan Buz, Mehmet Altıparmak, Yücel İldiz gibi. Kadro kalitesi ve genişliği bakımından bize en yakın olan iki takım Altay ve Samsunspor'a bakıyoruz, birinde süper lig şampiyonu Ertuğrul Sağlam, diğerinde Yücel İldiz.

İki ayrı 11 kursak şampiyonluğa oynayacak takım kuruluyor ve ligin en şaşaalı takımının başına, açık ara şampiyon olması gereken takıma Ümit Özat getiriliyor. Üstelik penaltıyla şampiyonluğu kaçırmış, geçen sene 2. yarı kadronun hakkını vererek çok iyi top oynatmış, playoff'taki oyun tatmin etmese de, bu sene için şansı hak eden bir teknik direktör ligin başlamasına 1 ay kala gönderiliyor. Bu durum bile oldukça çelişkiliydi.

Getirilen antrenör çalıştırdığı bütün takımlarda başarısız olmuş, Gençlerbirliği'ni küme düşürmüş, daha önce gönderdiğiniz bir antrenör olunca, taraftarlardan da tepki gelmesini normal karşılamak gerekiyor. 

Hadi diyelim ki herkes ikinci şansı hak eder. Ama 10 haftada elimizde olana bakalım:

Zayıf takımlardan alınmış galibiyetler (bazılarından onu da alamadık) uzun top şişirme dışında hiçbir sistemi olmayan bir takım, az pozisyona giren, bol pozisyon veren, tamamen bireysel oyuncu performansına dayalı maçlar, rakiplerine hiçbir şekilde üstünlük kuramamak ve galip gelememek... 

Bunun sonucunda ne var? Teknik direktörün başarısızlığı havada, zeminde, hakemde, pandemide, kadroda, tribünlerde olmayan taraftarda bulması var. Kendine dair, hiçbir özeleştiri yapmaması, değişimin olmaması var.

Kibirli, adaletsiz ve son derece yetersiz olmasından dolayı biz taraftar olarak eleştiriyor, Bolu maçından beri yolların ayrılması gerektiğini düşünüyoruz. Süper Lig'ten güçlü bir takımın gelmediği, mevcut ligin bu lig tarihinin en zayıf ligi olduğu, bunun tersine hem maddi hem kadro olarak çok güçlü olduğumuz bir yılda, çok rahat şampiyon olmamız gerekiyor. 

Hayatta tabii ki kısmet, kader, şans önemli faktörler ama doğru hamleleri yapmak da önemli. Hiçbir sene olmadığımız kadar şampiyonluğa yakın olduğumuz bu sezonda harcanan paraların, zamanın, verilen emeklerin, beklenen 26 yılın doğru hamlelerle karşılık bulmasını istiyoruz. Sabredeceksek bile, doğru kişi için sabredelim istiyoruz.

Burada Başkan Murat Sancak'ın gideceği yol önemli. Kendisinin çok sevdiğini söylediği Alanyaspor Başkanı'nın başarısı ortada. Yakaladıkları sürdürülebilir, kurumsal bir başarı var. Transferler, kadro yapısı, sistem, teknik direktör seçimi, istikrar, oyuncu izleme ekibi, menajer, saha içinde geldikleri nokta... 4 sene önce finalde kaybettiğimiz, ilk defa tarihinde Süper Lig'e çıkmış bir takımdan bahsediyoruz. 

Önümüzdeki günlerde, Demirspor için ciddi vakit harcayan, belirli bir kurumsallaşma sürecine sokan (eksikler tabii ki var: kalıcı gelir, bütçe, mali tablo vb) Başkan'ın "eleştirirseniz bırakıp giderim" dediğini mi, canı isteyince kulübün resmî hesabını yorumlara kapattığını mı ve sadece benim dediğim oluru mu göreceğiz? Yoksa başarıyı getirecek doğru sistemi ve kurumsallaşmayı yerleştirecek Demirspor tarihinde önemli bir yere sahip olacak bir başkanı mı göreceğiz?

Umarım son yazdığım olur da, 
motorları Maviliklere süreriz...

29 Kasım 2020

Takım Değiliz

Geçen hafta zayıf Eskişehir karşısında yine boşa harcanan bir yarı ve 1-0 geriye düştükten sonra rakibin oyundan düşmesiyle çevrilen maç vardı. Bu hafta daha diri rakip karşısında bu yapamadık; yediğimiz gole cevap veremedik. Eskişehir maçının oyun çeviren dokunuşları, Yunus Akgün ve Emircan bu hafta 11'deydi. Yunus'un hareketli oyununa karşı Emircan'ın hayalet gibi gezdiğini söylemek mümkün. İkinci yarı yine Volkan Şen ve Pa Dibba tercihlerine dönülse de takım ritm yaratamadı. Erkan Zengin'in son dakikada kaçırdığı penaltı, günü kurtarmamızı engelledi.

Salgından nasibini alan takım, İstanbul maçına çıkamamıştı; sonra Milli maç arası geldi. Bu süreçte doğru düzgün antreman yapılmadığı malum. Geniş kadronun yararını kupa maçında gördük ama hiçbir maça aynı kadroyla çıkamıyoruz, takımın beraber oynama alışkanlığı oluşmuyor. Kaliteli ayakların yarattığı farkın dışında takımın birlikte bir görünümü yok. Kısacası, takım değiliz.

Açıkçası takımın herhangi bir planı, oyun düzeni, sistemi, taktiği yok. Volkan Şen ve Erkan Zengin'in getirdiği topları bir şekilde Mehmet Akyüz'e aktarmak dışında... Diğer oyuncuların ekstra performansları ve kişisel eforlarıyla ayakta duran bir ekip var. Geçen 10 maçta, şu anda ilk 6'da olan takımlardan Keçiören'e yenildik, Samsun'la berabere kaldık; 7. olan Altay'a da yenildik. Bu 3 maçta da 1-0 geriye düştük. Onun dışında oynayıp kazandıklarımızın ligin zayıf takımları olduğu görüldü. Önümüzdeki haftalarda yukarıdaki takımlara oynayacağız ve bu durumumuz umut vermiyor.

1 Kasım 2020

İtalyan Dokunuşu

Şapkadan tavşan çıkararak, anlık kişisel performanslarla ayakta kalmaya devam ediyoruz. Geçen hafta Mehmet Akyüz'ün kaleyi bulan 3 şutunun da gol olmasıyla hat-trick'i Bandırma deplasmanında rahat gibi görünen bir galibiyet almamızı sağlamıştı. Halbuki sahada doğru düzgün bir oyun yoktu. 

Bu haftaya kadar oynadığımız takımlar ligin görece zayıf takımlarıydı ve kaliteli ayaklarımızla takımın vasat oyunu fazla bir puan kaybına neden olmadı. Ancak bu hafta ilk kez şampiyonluğa oynayan Samsunspor'la karşılaşırken takımın tıkanık oyunu iyice belli oldu.  İlk İtalyan oyuncumuz Lanzafame'nin ilk golüyle 1 puanı kurtardık.

Son 5 dakikalarda oyuna giren ve bu maça kadar Bolu maçındaki kafa vuruşu kadar topla doğru dürüst temas etmeyen Lanzafame bugün kritik bir gol attı. Uzatma dakikalarında, Litvanyalı kalecimiz Zubas'ın kurtarışı da aynı derecede önemliydi. Yabancı katkısının bu ligte çok önemli olduğunu daha önce söylemiştim. Janoseviç ve Pawelek'ten sonra 1. ligteki 3. yabancı kalecimiz şu ana kadar güven verdi. Bugün geçen haftaki gibi Erkan Zengin'in etkisiz oyunu da kadar değer bir eksiklik. 

Kadro kalitesinin sahaya yansımadığını, takımın hala rayına oturmadığını artık herkes görüyor. Ümit Özat'ın da bu açık seçik gerçeğe karşı bir şeyler yapması gerekiyor.

22 Ekim 2020

Toparlanma?

Milli maç arasından sonra iki maçlık periyotta önce Altay'a deplasmanda 1-0 yenildik sonra hafta içi Ümraniye'yi içeride 4-2 yendik. Öncesindeki A.Ş. maçıyla birlikte iki maçta gol atamamış ve durgun takımın 4 golle toparlanması iyi. Ama açık ki 2-0'dan 2-2'ye gelen maçta Erkan Zengin etkisi maçı kopardı.

Bu oyuncunun transfer sezonu biterken takıma katılması, uzun süre takımdan ayrı kalmasına rağmen önce yedek sonra 11'de sahaya çıkması eleştirilebilir. Ancak Volkan Şen'in de yokluğuyla beraber takımın topu ileri taşıyamama hali açıktı. Takımın büyük oranda değişmeyen kadrosu ve geçen sezonun sonlarındaki üçer dörder gollü galibiyetleri özleme haliyle birleşince Ümit Özat'a yönelik eleştiriler arttı. En nihayetindeki elindeki kadronun hakkını veremediği düşünülüyor; haklı bir eleştiri...

Ama Ümit Özat'ın bunu yapacağı geçen seneden belliydi; hocanın bir oyun mentalitesi var ve onu uygulamak istiyor. Geçen seneki 3 maçlık periyodun ardından kovulduğunda da iki maçta gol atamamıştık ama yememiştik de... Hocanın kafası, önce gol yememek üzerine kurulu. Ama Demirsporlunun buna tahammülü kalmadı, sorun bu. Elindeki kadroyu da düşününce artık bam bam oynayan bir takım izlemek istiyor. Hocanın temkinli oyunuyla -ki futbolda genel eğilim artık bu, hoca haksız değil- ile taraftarın uçan kaçan oyun isteği arasında uçurum var.

Bu uçurumun nedeni, kağıt üstüne iyi oyuncunun sahada her istenileni yapacağını düşünmek. Oyuncu makine değil. Makine haline gelirse başka bir şey oluyor zaten. Futbolcu çoğu zaman ne hocayı ne taraftarı inliyor. Yıllardır neyi biliyorsa onu yapıyor. Kas hafızası diyelim... Yapabileceklerini değiştirmek için başka bir şey lazım. Futbolcuyu ne paraya boğarak, belki zamanında ödeme yapmak işe yarayabilir, ne sadece alkışlayıp sadece eleştirerek değiştirebiliriz. Bunların hepsi kısmen etkili. 

Takımın kalitesi denen şey, istenilen oyun için tek başına yeterli kriter değil. Bizim takımın kalitesi hiç bir zaman ortalamanın altında olmadı. Ama iyi kaliteyi iyi vizyonla birleştiremedik bir türlü. Bence sorun bu. Oyunun kalitesi, takımın uyumuyla ilişkili. Birlikte hareket etmeyi bilen bir "takım" başarılı olur. Bizse iki maç üst üste aynı kadroyla sahaya çıkamıyoruz. Eleştirilecekse belki buradan bir hat çizilebilir. Takım içi uyum, arkadaşlık, saha dışı ilişkiler, yıllardır bildiğimiz gibi, her zaman saha içindeki 90 dakikadan çok daha önemli. Dışarıda neler oluyor? Takımın havası nasıl? Hafta içi antremanlar, takımın kalitesini artırıyor mu yoksa sadece ter mi atıyorlar?

Takımın toparlanması, Erkan'ın 15-20 dk.lık ya da başka birinin şapkadan tavşan çıkarmasıyla ilgili olmamalı. Takımın birlikte uyumunu sağlayamazsak, yıllardır gördüğümüz manzara tekrarlanır. Bu işin parayla, süper transferlerle, harika oyuncularla olmadığını yıllar öncesinde biliyoruz. Ümit Özat'tan beklenti de bu uyumu ve birlikteliği sağlamak.


4 Ekim 2020

Beklediğimiz Demirspor Hala Yok

Geçen yazıda transfere ihtiyaç olduğunu yazmıştım; Süper Lig tecrübeli oyuncular takıma katıldı. Lig başladıktan sonraki transferlerin uyum göstermesi hep zaman alır. Geçen seneki etkiyle ilk 4 hafta devam ettik. Mehmet Akyüz'ü topla buluşturup onun yeteneğiyle ayaktayız. Pa Dibba kalitesi yabancı açığımızı kısmen kapatıyor. Orta sahada Erkan Zengin yokluğunu kapatmak zor olacak. 

Takımda kumaş ve istek var ancak bunu koordine edecek isim, teknik direktör. Ümit Özat geçen sene olduğu gibi, her maça farklı 11'le çıkıyor. Yine geçen sene onun dönemindeki gibi kısır bir takım görüntüsü var. Rakipler bu haftaya kadar geri çekildi ve biz de topa sahip olup pozisyon bulsak da kadronun gösterdiği rahat maç beklentisi hala gerçekleşmedi. 

Son olarak, normalde 2. Ligte olması gereken şehrin şirket takımıyla karşılaştık ve kötü bir oyunla beraberliğe razı olduk. Rakibin oynatmamaktan başka derdi yoktu zaten. 

Sonuçta beklediğimiz Demirspor hala yok ortada.