30 Ağustos 2014

Adana Demirspor:1-Denizlispor:1

İlk maçta tek puan alabildik, kendi sahamızda kötü sonuç. Golümüz Beykan'dan geldi. İlk yarıda  gol dışında, maçın başlarında Mulenga ve golden sonra da Timur'la pozisyonumuz var. İkinci yarıda ise net bir pozisyon yok. Oyuncular henüz hazır değil. Mulenga bu haliyle Rostand'dan kötü. Orta sahada Alaattin'den başka topu ileri taşıyan oyuncumuz yok. Takımda genel olara organize olmakta sorun var, topu iyi dolaştırsak da daha kim ne yapacağını tam bilmiyor. Mücadelenin sonuca yansımadığı bir maç oldu.

29 Ağustos 2014

Yeni Sezonda Başarı

Yeni sezona başlıyoruz. Geçen seneki kadrodan as takımda olmayan birkaç oyuncuya gecikmeli de olsa çok sayıda futbolcu ekledik. Çoğunlukla yolu Erciyes ve Karabük'ten geçen topçular... Arka arkaya 1. Ligte şampiyonluk yaşayan, Süper Lig tecrübesi olan, deneyimli ve genç bir karma var elimizde. Hurşut, Ali ve Hüseyin gibi Süper Lig'in iyileri de kadroya katıldı. Siyahi forvetimiz, Fransız ve Hollanda ligi deneyimli Mulenga'dan beklentimiz yüksek. Eğer bu isimlerden bir "takım" kurulabilir, ödemeler düzgün yapılırsa başarılı olmak mümkün.

Bununla birlikte U21 takımımız da -passoligsiz seyredebilirsiniz!- yine odağımızda olacak; Demirspor'umuzun köklerini taşımaya devam edecekler.

Bu sezon başarı, saha içinde olduğu kadar gelecek yıllara borçsuz, kalıcı gelir kaynakları yaratmış, kurumsallaşma yolunda adım atmış bir kulüp olmakla da ölçülecek. Daha önce olduğu gibi bundan sonra da bu konu hep gündemimizde olacak.


Kalıcı Gelirler Hakkında

Dün ADS-Der’in Kalıcı gelir ile ilgili açıklamasını okuduk. Bu açıklamaya katıldığımızı ve içinde bulunduğumuz ekonomik darboğazdan bizi çıkarmayı hedefleyen her türlü hareketin içinde olmayı görev saydığımızı belirtmek isteriz. 

Defalarca söyledik yine söyleyelim. Adana Demirspor’un elde ettiği gelirler, buna belediyeden gelenler de dahildir, giderlerini karşılamaya yetmemektedir ve aradaki fark mecburen borç ile karşılanmaktadır. Ve her borç alışımızda yeni temliklerle karşılaştığımız için her sezon giderlerimiz gelirlerimizi daha çok aşmaktadır. 

Adana Demirspor’un bu zinciri kırabilmek için kalıcı gelire ihtiyacı vardır. Kalıcı geliri çeşitli açılardan değerlendirmek mümkündür. 

1-Her sene temlikli olması nedeni ile tahsil edemediğimiz İddaa ve Federasyon gelirleri, temlik yükünün ortadan kaldırılması ile boşa çıkarılırsa Adana Demirspor doğrudan en büyük kalıcı gelirine kavuşacaktır. 

2-Adana Demirspor kulübü tabana yaygın kalıcı gelir projeleri üretmek ve taraftarının maddi desteğini yanında hissetmek zorundadır. Tabana yaygın kalıcı gelir projelerimizi birçok kez blogda paylaşmış ve ayrıca talep eden yönetim kurullarına da sunmuştuk. Gerekirse çalışmaları detaylandırmaya ve tekrar sunmaya hazırız. 

3-Adana Demirspor kulübü iş adamlarına ve iş hayatına yönelik kalıcı gelir projeleri hazırlamalıdır. 

Üç başlık altında değerlendirdiğimiz bu kalıcı gelir adımları bir noktada kesişmektedir: Siyasi otorite ve devlet erkanı. 

Bugün temlik yükünü kırmanın yolları; 
a) Belediyenin hibelerini artırması yolu ile gelirlerin giderleri aşması 
b) Siyasi otoritenin baskı ve desteği ile kulübe tek seferlik yüklü gelir getirecek organizasyonlara girişilmesi 
c) Temlik sahiplerinin temliklerini yeniden yapılandırması 
d) Kalıcı gelirler ile gideri aşacak şekilde gelir sahibi olunmasıdır. 

Bugün tabana yaygın kalıcı gelir projesi örnekleri, 

a) halı saha, 
b) otopark, 
c) muhtelif yerlerde bağış sandıkları kurulması gibi projelerdir. 

Bugün iş çevresine yönelik kalıcı gelir projeleri, 
a) benzin istasyonları ile çalışma yapılması, 
b) AVM’ler ile çalışma yapılması gibi projelerdir. 

Bugün tek seferlik ilave gelir elde etme projeleri 
a) Takıma sponsorluk bulma, 
b) Takıma forma reklamı bulma gibi projelerdir. 

Tüm bu projeleri (belki SMS projesi bunun dışında tutulabilir) Adana’nın güç odaklarından bağımsız bir şekilde yapmak maalesef mümkün değildir. Bunun olmadığını, taraftarın kendi kısıtlı imkanları ile büyük gelirlerin akacağı havuzlar oluşturma potansiyelinden ve ilgisinden çok uzakta olduğunu defalarca anlattık, örneklendirdik. İş çevresinin “Demirspor kentin değeridir, Adana, Demirsporludur” gibi gerekçeler ile harekete geçecek yakınlık düzeyinde olmadığını, hatta ve hatta Demirspor’a zerre ilgi duymadıklarını ve daha da ötesi Demirspor’a elini verenin kolunu kaptıracağı algısı nedeni ile uzak durmaya çalıştıklarını işleyip durduk. Demirspor’un doğru bir iş birliği ile siyasiler açısından oy deposu haline gelebileceğini ama bu tezi harekete geçirecek dinamiklerin suskun olduğunu belirttik. 

Sonuç olarak taleplerin doğru bir şekilde siyasilere ve güç odaklarına iletilmesi ve siyasilerin doğru şekilde yönlendirilerek kulüp üzerinde ilgi ve desteklerinin sağlanması kaçınılmaz görünüyor. Bu noktadan hareketle kalıcı gelire ilişkin adımları destekliyor ve bu tür çağrıların Adana Demirspor’da etkili olan tüm oluşumlarca desteklenmesinin çağrının etki derecesini artırması açısından faydalı olacağını düşünüyoruz.

26 Ağustos 2014

Passolig'e Dair

Gencay kardeşimin yazısının alacağı tepkileri bekledim kendi görüşümü yazmak için. Çok olumlu tepki aldığını belirtmeliyim. Passolig gibi bir uygulamaya karşıyım. Bu tür uygulamalar futbolun ruhunu öldüren, onu mekanikleştiren uygulamalar.

Gelir konusunda Gencay'ın verdiği bilgiler de çok doğru, çok yerinde. Kargo ücretinden, EFT-havale ücretinden, gecikme faizlerinden, bilet işlem ücretlerinden cebimize tek kuruş para girmiyor. Yıllık kesintileri de dikkate aldığımızda Demirspor için harcadığımız her 10 TL'nin yaklaşık 6 TL'sini aslında Demirspor'a vermediğimizi kabul etmek durumundayız. Bu yönüyle bu sistem rezalet, mide bulandırıcı. 

Yalnız bu değerlendirmeyi yaparken Demirspor'un maddi durumunu ve diğer gerçeklerini de belirtmek gerekiyor. Maalesef Passolig üzerinden yapılan ekonomik değerlendirme vurucu ama ziyadesi ile farazi. 100.000 Passolig kartı sayısı bizim için hayal. 

Şöyle ki; Adana Demirspor kulübü bugüne kadar 3 tane kredi kartı projesi yaptı. Flexi kart, Maximum kart ve yürürlüğe girmeyen Denizbank bonus kart. Bunlardan ilk ikisinde kulübün gelir kazanabilmesi için 1500-2000 kişinin kart sahibi olması gerekiyordu ve bu kartlardan kart işletim ücreti alınmıyordu. Bu kota doldurulamadığı için Demirspor'un kasasına tek kuruş girmedi. Bu kredi kartından 100.000 adet satılabilse idi Demirspor'un belki de en büyük kalıcı geliri olacaktı. Takım ile ilgili harcanan her kuruşun %90'ı Demirspor'un kasasına girecekti. Takım ile ilgili olmayan her harcamanın %0,6'sı civarında bir para da kulübün kasasına girecekti. Yani bakkaldan aldığın ekmeği kredi kartı ile alırsan banka Demirspor'a para ödeyecekti. Ayrıca bir bağış kampanyası ile birleştirilip sunulsa idi piyasaya Gencay kardeşimin verileri altında aylık 1 TL bağış ile Demirspor'un yılda 1,2 milyon TL minimum kalıcı geliri olacaktı. Ortalama 2 TL bağış ile 2,4 milyon TL, ortalama 5 TL bağış ile 6 milyon TL. Harcamalar üzerinden gelecek gelirleri hariç tutuyorum. 

Bu hesapları yaparken 100.000 rakamı yerine 5.000 rakamını ideal koyduk kendimize. Yani yılda 60.000 TL kulübe bağış yolu ile gelir gelse yeterdi. Harcamalardan da 10.000 TL gelse razıydık. Yılda 70.000 TL'ye fittik. Onu bile başaramadık. 

Burada bankaların da muhafazakar tutumu vardı. Türkiye'nin 4. büyük kenti iken sıralamada 5.liğe gerileyen Adana, kredi kartı borcu ödememe listesinde de Türkiye'nin ilk üç şehri arasındaydı. Bankalar da başvuruların bir kısmını reddettiler. Ama kabul etmek lazım yeterli başvuru olmadı. 

Bekir ÇINAR yöneticiler tarafından sevilmedi ama taraftara hitap ettiği için çok önemli bir kesimin göz bebeği idi. 28 Mayıs gecesi, yardım gecesi Demirspor'un tarihine geçti, kara bir anı olarak. 58.000 TL para toplanabildi ancak. 58.000 taraftardan 1'er TL yardım gelmiş olsa idi çok anlamlı olurdu ama yine tabana yayılamadı. Samet kumbarasını bağışladı, muhtelif taraftar bağışlarda bulundu, bir iş adamı 25.000 TL bağışladı da 58.000 TL bu şekilde ödendi. Başkan utanıp paraları bağışçılara iade etmişti. 

Yani söz konusu para olunca ve işin içinde zorlama olmayınca Demirspor taraftarı maalesef kayıptı. 

Demirspor ortalama 15.000 taraftara da oynamadı maalesef. Ortalama taraftar sayısında en yakın rakibimize fark attık ama ortalamamız 10.000 biletli seyirci (iki ayrı kaynağın ortalamasını alarak bu sonuca ulaştım.). Demirspor taraftarı kente de hakim ama genel anlamda baktığımız zaman maraton, kapalı, kale arkası taraftarı hep aynı kişiler. Ne olursa olsun maçlara giden kişiler. Yani kabaca 10.000 kişilik ortalama taraftarın 6.000 kişisi aynı kişiler diyebiliriz. Geriye 4.000 kişilik bir değişen kesim kalıyor. Bunların da en iyimser varsayımla 12.000 kişiden oluştuğunu varsaysak, Demirspor'u statta sürekli izleyenlerin sayısı 18.000. Biz bu 18.000 kişiye 1.500 tane ücretsiz kredi kartı satamadık. Bunlardan kulübe ayda 1 TL minimum sınırdan gelir kazandıramadık. Yapsak yılda 216.000 TL kalıcı gelirimiz vardı alt sınırdan. 

İşin içine para ve tercih girince tabana yaygınlığı sağlayamadık, takıma sahip çıkamadık. Şimdi Passolig denen bir uygulama getirdiler. Şu anda 5.000 kişi almış bu kartı. Ya kartı alırsın ya Demirspor'u yerinde izleyemezsin demişler. Ayrıca başvuruları da reddetmemişler. Kredi kartı olmamış ama banka kartı vermişler. Her şekilde başvuranlar bir kart sahibi olmuş. 5.000 kişi gitmiş almış. Geçici kart sahiplerini saymıyorum. Şimşekler Grubu da alacağım demiş ama en az 2.000 kişilik o potansiyeli de saymıyorum. 5.000 kişiden 75.000 TL para toplanmış. Bunun takriben 30.000 TL'si kulübün kasasına girmiş. Çok yazık 45.000 TL bizim kasamıza girmedi. 

Peki biz 5.000 taraftardan 6 TL kulübe bağış yapın deseydik alabilecek miydik? Şimşekler Grubu zamanında açlık grevi yaptı, 5.000 taraftar cebinden bağışta bulunup kulübü kurtardı mı, kulübe destek oldu mu? Gelir durumu az daha iyi olanlar kongre üyeliklerine sahip çıkıp, üye olup, kalıcı gelir yarattı mı? 

Olmuyor, maalesef yerden göğe kadar hak versek de olmuyor. Demirspor taraftarının yapısı bu. Demirspor taraftarı örgütlü değil. Yönlendirilmeye müsait de değil. Sonuna kadar özgür. Elini de cebine atmıyor. Demirspor taraftarı tabana yaygın şekilde takımına katkı koysa bugün bizim sırtımızı kimse yere getiremezdi. Ama biz bugün çok ciddi maddi sıkıntı yaşıyoruz. Biz bugün belediye olmadan borç batağından kurtulamıyoruz. Birey olarak isyanlarımız kitleye sirayet etmediği için, kitlenin pek de umurunda olmadığı için bir sonuç alamıyoruz. 

En önemli neden ekonomik neden. En önemli gelir kaynağımız, şah damarımız iddaa ve federasyon gelirleri ama temlikli. En büyük gelir kaynağımızdan mahrumuz. Ama Passolig denen sömürü düzeninde gelirimize yöneticiler temlik koyamıyorlar. Yani bankalar 10 TL'nin 6 TL'sini alıyor ama 4 TL bize veriyor. Bizim yöneticilerimiz anlık değerlendirildiğinde 10 TL'lik gelirimizin 10 TL'sini kendilerine alıyorlar. Bakacak olursak yaşamamız açısından Passolig çok daha insaflı. Biz en makulünü, en idealini hayata koyamadık. Daha iyi bir seçenek de ortaya koyamadık. Kulübün kasasına girecek her kuruşa da muhtacız. Benim bakış açım bu. 

Demirspor maneviyatın takımı. Geçenlerde yazmıştım. Aklı ile hareket etse idi Adanalı, Demirsporlu olmazdı. özellikle son 20 yılda hiç olmazdı. Demirsporlu maneviyat adamı. O nedenle inadına büyüyor. Gencay kardeşim çok haklı. Savunduğum şeyden tiksiniyorum ama Demirspor'un maneviyatını bitirmeye Passolig'in gücü yetmez. 

Fişleme konusuna gelince. Passolig'e antitez olarak kendi kredi kartını ileri sürüyorsak fişlenmeyi peşinen kabul ediyoruz demektir. Devletin fişlemek için gerçekten de Passolig'e ihtiyacı yok. Ekonomik hayata çok entegreyiz. Her şekilde taraftarı fişlemek mümkün. 

Şiddeti engelleme konusunda ise Gencay'a sonuna kadar katılıyorum. Passolig bu konuda fasa fiso'dur. İstense engellenir. Zaten yazıda da belirtilmiş. Maç günü imza zorunluluğu var sabıkalılar açısından. Tribünlerde kameralar var. Kural koyuyorsan onu uygulayacaksın. Uygulamıyorsan Passolig bunu çözer demek çok ama çok mantıksız. Sadece algı yönetimi, sadece yalan.

Sonuç, iğreniyorum bu sömürüden ama Passolig kartı aldım. Örgütlü taraftar karşı çıksın, ben kulübümün gelirini kendim sağlarım desin. Ben bankalara para yedirmem, bankaya vereceğime kulübüme daha çok veririm desin, kartımı derhal iptal ettireceğim. Passolig karşıtlığının da bayraktarlığına adayım. Mevcut koşullar altında ise sistemin çaresiz bir parçasıyım. Teşekkür ederim Gencay kardeşim. 

24 Ağustos 2014

Metin Kurt

Metin Kurt'un vefatının ikinci yılı, toprağı bol olsun... Çizgi Metin'le ilgili yazılarımız bakmak isterseniz:  http://www.adanademirspor.net/search?q=metin+kurt 


22 Ağustos 2014

Konuk Yazar-Yerli Sinema: Aşkımız Passolig'e Karşı

Gencay SİVUK kardeşimiz sağolsun isteğimi kırmadı Passolig uygulamasının karşısında bir taraftar olarak düşüncelerini ayrıntılı olarak kaleme aldı. Uygulama hakkında daha net fikir oluşturabilmek açısından Gencay'ın yazısının çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Tam bir Demirspor taraftarı gibi duygusal ve yüreği ile hareket eden ve olabildiğince rasyonel bir yazı kaleme almış. Passolig uygulamasına ilişkin kendi düşüncelerimi bu yazıya yansıtmayacağım. Bu güzel yazıyı gölgelememek adına ayrı bir yazı ile görüşlerimi paylaşacağım. Gencay'a teşekkür ediyoruz.

"YERLİ SİNEMA: AŞKIMIZ PASSOLİG'E KARŞI 

"En büyük üzüntüm futbolun her geçen gün, futbolun daha da dışına kayması." İnsan 1996 yılında kaybettiğimiz, 70'lerin Almanya'sının ünlü teknik direktörü Helmut Schön'ün bu sözünü görünce; ''Acaba Schön 2014 Türkiye'sinde futbolun halini görse ne derdi?'' diye sormadan edemiyor. Daha çocukken büyüsüne kapıldığımız futbol, şu günlerde e-bilet, nam-ı diğer Passolig zımbırtısı yüzünden platonik aşkımız olma yolunda hızla ilerliyor. Passolig, en kısa haliyle, 6222 sayılı Kanun çerçevesinde maçlara tüm kişisel bilgilerimizin kayıtlı olduğu bir kartla giriş imkanı sağlayan bir sistem. Kafa karışıklığını gidermek amacıyla Passolig denilen uygulamayı 2 farklı temel yönden ele almak daha doğru olur; Maddi ve Manevi. Önce bu uygulamayı getirenlerin, yöneticilerin sevdiği ''maddi'' açıdan bakalım. 

Passolig'in pazarlayıcılarının yarattığı algı operasyonunun bir numaralı mottosu; ''Gelirlerin direkt tuttuğunuz takıma gideceği'' yalanı. Resmi internet sitelerinde yazan bilgiye göre, karta sahip olmak için online başvurumuz sonucunda ödeyeceğimiz ve ''her sene yenilemek zorunda olduğumuz'' kart ücreti 15 ve 25 TL arası değişmekte. Yine sitede yazan bilgiye göre bu kart ücretinin 7.95 liralık kısmıysa banka tarafından kesilmekte. Yani Demirspor özelinden konuşursak aldığımız kart bedelinin sadece %47'si kulübümüze gidiyor. Keza kartın kargo ile ulaştırılması sonucu ödeyeceğimiz 5-10 liralık kargo ücretinin kulübe gelir olarak hiç bir katkısı yok (%0). 

Passolig kartımıza para yüklemesi yaparken yine kulübümüze vermek yerine bankaya vereceğimiz cebimizden alınacak EFT, havale ücretlerinden yine takımımıza aktarılan bir kazanç yok (%0). 

Tüm bunların dışında, Passolig kartımıza yükleteceğimiz her maç bileti için 2 TL işlem ücreti kesiliyor. Maraton bilet fiyatımız 10 lira ama biz bilete 12 lira verip 2 lira fazla parayı kulübe değil Passolig'e veriyoruz. En basit hesapla, maçlarını 10-15 bin seyirciye oynayan Demirspor'un, taraftarının cebinden her maç 20.000-30.000 TL arası bir miktar çalınıyor. Sezon içerisinde 17 maç yaptığımızı varsayarsak sevdalısı olduğumuz kulüp yerine Passolig kartının sahibi olan şirkete bir sezonda 510.000 TL (17 maç x 30.000 TL) para veriyoruz bu sistemle. Kulübün bu alınan işlem ücretlerinden kazancıysa yine yok (%0). 

Tüm bu standartlar üzerinden farazi bir iktisadi değerlendirme yapalım. 100.000 Demirspor Passolig Kartı sayısına ulaşıldığında ve her maçımızı 15.000 seyirciye oynadığımızda, aşığı olduğumuz kulübümüze vermek yerine her sene Passolig hakkına sahip şirkete ve aracı kurumlara ödediğimiz rakam tamı tamına 2.305.000 TL. Yazıyla da yazalım ki daha kolay anlaşılsın, iki trilyon üç yüz beş bin TL. (Kart ücreti=100.000x7.95, kargo ücreti=100.000x10 TL ve 17 iç saha maçının işlem bedelleri=510.000 TL TOPLAM= 2 Trilyon 305 bin TL) Ufak bir dip not: Üstelik Passolig kartına yükleme yaparken bizlerden kesilecek EFT, havale ücretleri de bu hesaba dahil değil. 2 küsür trilyon iyi para...''Peki Demirspor'un toplam borcu ne kadardı?'' 

Passolig'in bir de kredi kartı versiyonu var.Yine resmi internet sitelerinde yazan bilgiye göre bu kart sayesinde harcamalarımızla takımımıza katkı sağlama imkanı doğacak(mış). Kulübümüze aktarılacak meblağ hakkında ise en ufak bir bilgi yok. Örneğin aylık 1000 TL harcamamın kaç lirası kulübüme gidecek, kaç lirası aracı kurumlara veya bankacılık işlemlerine gidecek bilinmiyor. Bizim cebimizden çıkacak gecikme faizi,kart bedeli gibi ücretlerin yine Demirsporla bir alakası yok. Kısacası yukarıda yaptığımız maddi çıkarımlar kredi kartı versiyonu içinde geçerli, tek farkı Passolig yöneticilerinin sevdamızdan nemalanmaları için gereken pasta payı biraz daha geniş. 

Detaylı değerlendirmeye girmeye gerek yok bana kalırsa, bu teze hemen bir anti-tez üretip sorusunu soralım: ''Takımımıza kredi kartıyla yaptığımız harcamalardan katkı sağlamak için neden illa Passolig kullanalım?'' Kulüpler taraftarları için en mantıklı, en hesaplı, daha kolay elde edibilen, daha çok gelir getiren kredi kartları için farklı bankalara yönelip, taraftarının nerelere harcama yapacağını daha iyi bildiklerinden ve buna yönelik kampanyalar da hazırlayabilirler. Keza Demirspor 2009'dan beri zaten kendi kredi kartını taraftarının beğenisine sunuyor. Taraftar-kulüp ilişkisine neden bir 3. kurum dayatma sistemiyle dahil oluyor? 

Passolig'in maddi zararlarını değerlendirirken unutulmaması gereken en büyük örnekse taraftar sayılarındaki mutlak düşüş. 2013/14 futbol sezonu sonundaki seyirci sayılarına ve bu yaz satılan kombine sayılarına bakarsak stadlarda seyirci sayısının bariz azalacağı kaçınılmaz bir son. Süper Lig ve 1. Lig takımlarının stad kapasitesi toplamı 756.000 iken satılan Passolig sayısı sezonun başlamasına 2 hafta kala sadece 146.011. Her passolig sahibinin her hafta stada gitmeyeceğini de varsayarsak maçları 500-1000 kişiye oynayan takımlar nasıl gelir kazanacak bu da ayrı bir tartışma konusu. 

Passolig'in ''tessera del tifoso'' ismiyle İtalya dışında hiç bir ülkede bir muadilinin bulunmadığını belirtirken, İtalya'da dahi taraftar sayılarının yaklaşık yüzde 20 azaldığını ve hatta Roma, Padova, Cagliari gibi kulüplerin kendi kartlarını piyasa sürdüğünü belirterek maddi analizimizi noktalayalım. 

Futbolun kardeşidir maneviyat... ''Futbol arsada güzeldir, borsada değil.'' demişti rahmetli Metin Kurt. Bugün futbolun borsada da güçlü olduğu ülkeler taraftarları tribüne çekmek için her yolu denerken, bizdeyse uzaklaştırmak için her yol deneniyor. Passolig'in maddi zararları bir kenara, manevi zararları da oldukça büyük. Demirspor maddiyatın değil maneviyatın ekolüdür, bunun zararını en fazla hissedecek kulüplerden birisi olacaktır muhakkak. 

Bir kere Passolig, genç-yaşlı, çoluk-çocuk demeden herkesin maça Passolig kartıyla girmesini zorunlu kılan bir sistem. Üstelik başvururken T.C. Kimlik No'muza kadar tüm bilgilerimizi veriyoruz. Fişlenmemiz, kişisel bilgilerimiz kullanılarak kullanılmamız an meselesi. Demirspor'a halkın takımı diyoruz eyvallah, peki bu halkın ne kadarı Passolig'e sahip olabilecek? Muhtemel Passolig yüzünden stadlarımızda göremeyeceğimiz taraftarlar manzaralarından bazıları; 


Passolig pazarlayıcılarının yarattığı algı operasyonlarından birisi de Passolig'in karaborsayı önleyeceği yalanı. Halbuki Passolig karaborsayı daha da kolaylaştırabiliyor. Resmi internet sitesindeki açıklamaya göre; kartımıza tanımladığımız maç biletini başkasına aktarabiliyoruz. Parasını ise banka havalesiyle ya da elden alıyoruz. Passolig sayesinde bilete daha kolay ulaşacağını sananlar hiç düşündüler mi acaba, ilginin çok yüksek olduğu bir maçta, örneğin 6. haftadaki Adanaspor maçında, satışa çıkarılacak 2000 bilete internet sayesinde alakasız insanlar sahip olursa.Oluşacak karaborsa nasıl engellenecek? Biletlerin yarısının gişelerden, yarısının internetten satılması daha mantıklı bir sistem olmaz mı? 

Passolig savunucu az bir zümrenin savunduğu en bariz görüş; ''bilet almak için gişeye gitme derdi artık olmayacak'' görüşü. Bunun da Passolig'le en ufak alakasının olmadığını belirtelim. İnternet üzerinden bilet satışı zaten Biletix gibi sitelerden senelerdir yapılmakta. Hatta isteyen kulüpler biletlerini kendi internet sitelerinden dahi satabilmekte. Demirspor'un da bu sisteme geçmesi zaten gerekli, ama bunun için Passolig'e gerek var mıydı? 

Keza ''Futbolda şiddet bitecek'' görüşü var. Futbolda şiddetin bitmesi Passolig savunucularının değil, herkesin dileği. Peki şiddet nasıl bitmeli? Bir ülke düşünün, sokaklarını geçtim, meclisinde dahi şiddet, küfür var.Sanki tüm ülke opera dinliyor, halkımız sanat aşığı ama tribünler küfür ediyor. Futbol hayatın ta kendisidir, sokakların yansımasıdır. Sokaklardaki şiddet bitmeden, futboldaki şiddet nasıl bitecek. Hadi diyelim ki ülkede tek şiddet yeri tribünler. Eee peki bu ülkede yasalar yok mu? Emniyet güçleri 6222 sayılı kanunla savcı kararına gerek duymadan zaten stad içerisinde istedikleri gibi gözaltı yapabiliyorlar. O futbol programlarının jeneriklerinde kullanmayı çok sevdiği meşalelerden bir tane yaktığınızda dahi gözaltına alınıp nöbetçi mahkemeyle adam öldürme cezasına eşdeğer cezalar alıyorsunuz. Minimum 1600 TL para cezasına çarptırılıp, 2 yıl stadlardan uzaklaştırılıyorsunuz, hatta hapse giriyorsunuz. Maç günleri maç saatinde emniyete gidip imza atmak zorunda bırakılıyorsunuz. Eee Passolig'in burada ne artısı var? Heralde düşünülen sistem; Passolig yüzünden stadlarda seyirci kalmayacak,haliyle şiddette bitecek. En iyi komedi filmi dalında Oscar ödülü Passolig'e gidiyor bu konuda. 

Şu yazıyı okuyan insanların muhtemelen en az yarısı ''Kaç yaşında Demirsporlu oldunuz?'' sorusuna ''çok küçük yaşta'' cevabını verir. Hani ''aşk paylaştıkça güzeldir'' sözü vardır ya, sorarım biz futbol aşkımızı Passolig'le nasıl paylaşacağız? Kolundan tutup küçük kardeşimizi, başka şehirden gelmiş arkadaşımızı,sevdiğimizi nasıl maça getireceğiz, ''Bak bu Demirspor, bu cefakar maraton, şurada Şimşekler var hiç susmazlar'' nasıl diyebileceğiz? Artık ''maçımıza 2 kere gelen adamın ömür boyu Demirsporlu olabilmesi için'' zaten önce Demirspor Passolig'e sahip olması gerekiyor. İroniye gel! 

İşte bizde vaziyet budur Herr Schön. Cennette de passolig yok di mi?"

20 Ağustos 2014

Belediyeden Kulübe Kaynak Aktarımı

Adana Demirspor için belki de bundan daha önemli bir konu yok. Geçmişi yönlendiren geleceği etkileyen, çalkantıların ve durulmaların temelinde hep bu işlemler yatıyor. Ankara Tayfası'nın kulüp belediye ilişkilerindeki yaklaşımı her zaman kulübün bağımsızlığı temelinde kuruldu. Bu bağımsızlığı belediye ile kulüp arasındaki ilişkilerde karşılıklı saygı ile sağlamak gerektiğini vurguladık. Belediyenin kulübe kaynak aktarımlarını bir şov ve yönetim malzemesi olarak kullanmamasının önemine değindik. Aytaç Durak döneminde ağırlıklı olmak üzere karşılaştığımız kötü manzaralar kentin idari birimleri ile özellikle önemli taraftar kitleleri arasında kopuş ve önyargılara yol açtı.

Bugün kulübün tesislerinin isminin Aytaç Durak olmasından içi sızlamayan taraftar oldukça azdır diye düşünüyorum. 

Birbirine yakın oranlarda oy dağılımının olduğu Adana gibi bir kentte hayatını Demirspor üzerinden yaşayan ve anlamlandıran çok önemli bir kitle ve oy potansiyeli olduğu gerçeğini her zaman aklımızın bir köşesinde tutmalıyız. Bu bağlamda bir siyasinin arkasında Demirspor taraftarının önemli bölümünün desteğini algılaması ona önemli ölçüde avantaj sağlayacaktır. 

Yerel seçimler sonrasında büyükşehir belediyesi Sayın SÖZLÜ'ye emanet edildi. Başkanın bizim kulübün onursal başkanı olması için kulübe ilave bir değer katmasına gerek yok. Yöneticiler tarafından sürekli saygı ile yad edilmesi, belki tesis isimlerinden en fiyakalısının kendi ismini taşıması da oldukça kolay ve olağan. Ancak bence daha önemli olan sayın SÖZLÜ'ye gösterilecek saygının onun işgal ettiği makam yerine şahsına gösterilmesidir. Yarın belediye makamından ayrıldığında da olumlu anılabilmesi, kendisine gönül borcumuz olmasıdır. Koltuktan kalkar kalkmaz saygıyı yitirmekle koltuktan bağımsız olarak saygıya layık görülmek elbette farklı şeyler. 

Bir Demirspor taraftarı olarak belediyenin uygulamalarını farklı isimler altında yıllardır izliyoruz. O nedenle beklentilerimiz açık. Artık tıpkı kulüpte olduğu gibi belediye kulüp ilişkilerinde de eski usullerin terk edilmesini, samimiyetin ön plana çıkmasını arzu ediyoruz.

Bugün herkes biliyor ki; en küçük mahalle takımlarının bile otopark, halı saha gibi kalıcı gelirleri varken ve bu gelirler kentin idari yöneticileri eli ile o takımlara kazandırılmışken böyle bir kalıcı gelirimizin olmasını eski belediye yönetimleri istememiştir. Kendi ayakları üzerinde duran bir Demirspor siyasi otoritelerce arzu edilmemiştir. O siyasiler, kendilerine muhtaç olanlardan saygı, taraftardan ise beddua almışlardır.

Belediyenin önünde böyle bir imkan vardır. Bize kalıcı gelir tahsis ederek bu zinciri kırabilir.

Denklemin ikinci tarafı Adana Demirspor'un mali yapısı ile ilgilidir. Bugün kulübün esaslı tüm gelirleri temliklere gitmekte, belediyeden gelen kaynak, devamlılığı olmayan bir kaç karşılıksız gelir ile yöneticilerin kulübe aktardığı kaynaklarla da yeni transferler yapılmakta, primler ödenmekte, personelin maaşı yatırılmakta, kısaca idare edilmektedir. Tablo açıktır, borç hızla artmaktadır. Temlikli olanlar dahil, belediyeden gelen aktarımlar da dahil kulübün gelirleri kulübün ayakta kalmasına yetmemekte, borçlanmak zorunluluk olmaktadır. Oysa bugün kulübün temlik konulmuş borcu olmasa Adana Demirspor kendi ayakları üzerinde durabilecek, gelecek kaygısı yaşamayacaktır. Kulübün en önemli gelir kaynağından tek kuruş tahsil edememesi kadar acı ve vahim bir durum olabilir mi?

Bu tabloyu gerek mevcut yönetim ve gerekse potansiyel yöneticiler bilmektedir. Bu nedenle kongre sürecinde gerek mevcut yönetim ve gerekse potansiyel adaylar belediye ile istişare içinde hareket etme gereği hissetmişlerdir. Nitekim Selahattin AYDOĞDU da kongreden önce belediyenin desteği olmaksızın bu mali tablo ile bu işi yürütmenin imkansız olduğunu açıkça dile getirmiştir.

Belediye Başkanı sayın SÖZLÜ de taraf göz etmeksizin Demirspor kulübünün, yönetiminin yanında olduğunu, onlara destek olacağını ifade etmiştir. Daha açık bir şekilde söyleyecek olursam sayın SÖZLÜ kongre öncesinde herhangi bir potansiyel adaya ben sana destek vermem demiş olsa idi o aday perde arkasındaki yarışa giremezdi. Sayın SÖZLÜ kongre öncesinde Selahattin AYDOĞDU'ya belediye kaynaklarını unut dese idi bugün AYDOĞDU başkan değildi. 

Şimdi içinde bulunulan tabloda belediyeden kaynak aktarımının yapılmayabileceği, yapılsa dahi beklentileri karşılayamayabileceği konuşuluyor. Söylenti dahi olsa bu durumun çok sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki;

-Sıfırdan bir takım kuruldu. Bu takım kaliteli isimleri bünyesine kattı ve yaş ortalamasını da düşürdü. İki değerli spor adamını bünyesine kattı. İzlediğimiz kadarı ile atmosfer oldukça iyi. Bu tabloyu hangi gerekçe ile olursa olsun bozmamak gerekir.

-Kurulan bu takım çok güçlü takımların olduğu bir ligde mücadele edecek. İlk beş hafta maçlarımız görece kolay olacak sonra zor bir fikstür bizi bekliyor. Bu beş haftayı olanca az kayıpla atlatmak zorundayız. Aksi takdirde umutlarımız kabusa evrilebilir. Bu riskin doğmasına izin vermemek, vesile olmamak gerekir.

Öte yandan sayın SÖZLÜ ile birlikte eski yönetim anlayışının bırakılması ve kulübün batağa sürüklenmesinin izlenmesindense borçların eritilmesine katkı konulması beklenmektedir. Kulüp gelirleri ile giderlerini karşılayacak mali yapıda değildir ve yakın zamanda Sakaryaspor, Kocaelispor, Ankaragücü gibi takımların düştüğü duruma düşme tehlikesi yaşamaktadır. Ya da bu borçların eritilmesi gerekmektedir. Asıl savaş sahada değil ekonomik alanda verilmelidir. 

Bu kapsamda belediyenin yönetim ayırt etmeksizin borçların eritilmesi, çarkın döndürülmesi için rol oynaması gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu rolü oynamayacaksa kayyum eliyle takımın yönetilmesinde hayır vardır. Mevcut yönetimin desteklenmesi düşünülmüyor ise belediye tarafından;

-kongre sürecinden sonra nelerin değiştiği, 
-mevcut yönetimin hangi icraatini yerine getirmediği,
-başka bir yönetime destek verilmesinin planlanıp planlanmadığı,
-böyle bir yönetim var ise o yönetimin tercih gerekçelerinin ne olduğu

gibi konularda açıklama yapması uygun olacaktır. Gönül ister ki; belediye bu atalet zincirini kırsın, değişime öncülük etsin. Zaman gösterecek.

Ankaragücü Maçı Değerlendirmeleri

Aslan kardeşlerime teşekkür ederek maça ilişkin kısa değerlendirmelerimizi yazalım istedik.  

-Futbolcuların hepsi çok istekliler ama kişi bazında tam olarak hazır denebilecek futbolcu saptayamıyoruz. Kalecilerimizi hariç tutabiliriz. Serdar takımı geriden çok iyi yönlendirdi.

-Orta saha tecrübeli ve savaşçı ama yaratıcı değil.

-Beykan bileklerine hakim ama çok tutuyor, paylaşım yönü zayıf.

-Maç genelde ortada geçti. Her iki takım da oyun kuramadı. Daha ziyade duran toplardan pozisyonlar oldu.

Maçtan kareler




19 Ağustos 2014

Belgeler Konuşsun...

Adana Demirspor her zaman dedikodunun hüküm sürdüğü bir camia oldu. Bir şeye yorum yapmaya, analiz yapmaya kalktığımızda ve hatta bir şeyleri öğrenmek istediğimizde "siz bilmezsiniz, siz anlamazsınız, siz gerçekleri bilmiyorsunuz" dendi hep bize. Gerçekleri bilenler, anlayanlar, analiz edenler Demirspor'u eski şaşaalı günlerine döndürebildiler mi, manzara ortada.

Yöneticiler görevi bıraktılar, "zor şartlarda devralmıştık" dediler, "konuşursam ortalık karışır" dediler, "takım olumsuz etkilenir" dediler, dediler de dediler. Teknik adamlar bize şöyle yapıldı, böyle yapıldı, biz şunu bunu yaptık dediler ama "bildiklerimi anlatsam ortalık karışır, takım kötü etkilenir" de dediler. Neticede kimse konuşmadı.

Bekir ÇINAR'ın eksik yönlerini bile bile ateşli savunucusu olduk. Kaybedene oynamaya alışmış bir topluluk olarak o kaybedenin de yanında olduk. Bu dönemde ve sonrasında yöneticiler bize hep ÇINAR'ı kötüledi. Sadece yaptığı borç ile değil, maddi bir çok konudan kötüledi. Bunlardan delillendirilebilecek olanlar vardı. "Biz kimsenin adamı değiliz, babam olsa belgesini yayınlarız, yollayın" dedik. Ama hiç belge çıkmadı ortaya. Dedikodu imparatorluğu gerçeklerin üstünü örtmeye devam etti.

İnsanlar insanları dedikodulara istinaden sevdi, birbirlerinden dedikodulara istinaden nefret ettiler. Bu süreçte belgeli olan tek bir şey vardı, o da başarısızlık. Maddi ve manevi anlamda çürümüşlük. Dedikodu kazanı kaynarken, alt yapıdan bir tane oyuncu çıkaramadık örneğin, borçlarımızı eritmek bir yana katladık, bir tane adam akıllı kalıcı gelir projesi üretemedik. Üretilme girişimleri de yine dedikoduların kurbanı oldu. 

Dün yine dedikodu savaşı vardı sosyal medyada, ancak dedikodunun savaşı ilk kez belgeli savaşa döndü. Ben kendi adıma çok memnun oldum. Demirspor yönetimi deyince akla gelen kesim hakkında ilk kez belgeli değerlendirme yapabilme imkanına kavuştum. Ya Demirspor'da yöneticilik yapan herkes sütten çıkmış ak kaşıktı ve şanssızlık eseri yıllarca başarısızdık, ya da bu para veya hırs denen kavram sütün rengini bulandırıyordu. 

Gönlüm ister ki savaş devam etsin. Ne kadar arsızlık, yolsuzluk ve hatta iyi niyete rağmen hata varsa ortaya çıksın. Çıksın ki; bundan sonra başa gelecek olanlar ortaya çıkan belgeleri de dikkate alarak atlarını daha özenli koştursunlar. 

Şimdi somutlaştırayım elimden geldiğince kısa bir şekilde. 

Dün Mehmet GÖKOĞLU ile ilgili bir belge yayınlandı. Şimdi durup dururken yönetimde olmayan bir şahsın belgesi nasıl yayınlanır, neden yayınlanır, kesinlikle ama kesinlikle bir nedeni var. Kediye kedi demek lazım, bir savaş var. Savaşın bir tarafı twitter dedikodularına göre Mehmet GÖKOĞLU'nun belediyeden Demirspor'a yapılacak maddi desteği kesmeyi amaçladığını, bu amaçla girişimlerde bulunduğunu ileri sürüyor. Savaşın diğer tarafı da mevcut yönetimin belediyeden para gelmeyeceğini anladığını ve bu ihaleyi durup dururken işin bir parçası olmayan Mehmet GÖKOĞLU'na yıkarak kendini aklamaya, kendini masumlaştırmaya çalıştığını ileri sürüyor.

Her iki iddia bir yerde kesişiyor. Belediyeden para gelmeyecek gibi görünüyor. Gelmeyecek olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir sonraki yazının konusu yapacağım. 

Yayınlanan belgelere de değineyim kısaca. 

Yayınlanan ilk belgede 27.02.2012 düzenleme tarihli 500.000 TL tutarlı bir senet görüyoruz. Senedin borçlusu Demirspor, alacaklısı Mehmet GÖKOĞLU. 30.09.2012 vadeli bir senet olduğu görülüyor. Kulübümüzün çift imzası ve mührü ile düzenlenmiş bir senet. İmzalayanlar arasında Mehmet GÖKOĞLU yok. Ancak Mehmet GÖKOĞLU'nun senedi Mehmet Özlem KOÇ isimli bir şahsa ciro ettiği görülüyor. İddiaya göre Mehmet Özlem KOÇ Mehmet GÖKOĞLU'nun çalışanı. 

İkinci belge bir icra kaydını içeriyor. İcra kaydının düzenlendiği tarih 23.11.2012. Senedin vadesinin dolumundan yaklaşık iki ay sonra düzenlenmiş. İcra kaydına göre senede uygulanacak yıllık faiz %17,75 oranında. Bu faiz kaydına istinaden sosyal medyaya Mehmet GÖKOĞLU'nun 500.000 TL'lik alacağını 750.000 TL yapması isimli bir iddia düştü. 

Mehmet GÖKOĞLU da 14.12.2012 tarihli dilekçesi ile senede faiz takibi yapmayacağının belgesini sundu. 

Neticede gördük ki; Mehmet GÖKOĞLU alacağının faizine takip yürütmemiş. Ancak başka şeyler de gördük ve bazı sorular da oluştu. 

-Öncelikle en güçlü alacak temlik iken neden temlik koymak yerine icraya gider ki bir yönetici diye düşündük. Buna bulabildiğimiz yanıt, bir dönem içinde kulübün gelirini aşacak tutarda temlik koyulamayacağı oldu. Kulübün beyan edilen gelir tutarı tamamen temlikli olduğundan senedin icraya verildiği, temlik koyulamayacağı bilgisini aldık.

-Ama sonradan düşününce senedin vadesi neden 30.09.2012 olarak belirlendi diye soruyorum kendime. Temlik konulabilse idi temlikte uzun kuyruklar olduğundan en az iki sene sonra tahsil sırası gelecekti. Belki amaç oydu. Ama burada da senet icraya verilmekle birlikte bir icra işleminin yapılmadığı belirtiliyor. Yine de örneğin senet vadesi 2014 yılı olarak da yazılabilirdi. Açıklamaya muhtaç bir durum var ortada. 

-Bir diğer husus, Mehmet Özlem KOÇ isimli vatandaşın Mehmet GÖKOĞLU'nun çalışanı olup olmadığı. Bu iddiayı GÖKOĞLU yalanlamadı. O dönemde GÖKOĞLU'nun 760.000 TL alacağı olduğu, 260.000 TL hibe ettiği ifade edildi. Ben de öyle bir şey hatırlıyorum açıkçası. Ancak şunu soruyorum. 260.000 TL hibe eden biri, diğer temliklerde isminin geçmesine müdahale etmez iken neden icrayı başka bir şahıs üstünden yürütür? İcrada adının geçmesini mi istemez, eğer öyle ise icranın kötü bir şey olduğunu kabul etmiş mi olur?

Suçlanan kişilerin akılda soru işareti bırakmamak adına bu konuda her türlü bilgiyi paylaşmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

Kanaatimce yayınlanmış olan bu belgeler bu haliyle basit bir polemik yaratmaktan öteye gidemez. Bu haliyle, bu bilgi ve belge düzeyiyle herhangi bir eski yöneticiye karşı iddialarda bulunmak bir anlam ifade etmez. Yönetime talebimdir, dilerlerse resmi olarak müracaat da edebilirim. Şu bilgileri versinler bana:

1-Temlik tutarına ilişkin yasal bir kısıtlama var mıdır? Anılan dönemde var mıydı?
2-Kulübün belirtilen icra dosyasında alacaklı tarafından herhangi bir takip işlemi yapılmış mıdır?
3-O dönemde ismi zikredilen yönetici tarafından konulmuş temlik var mıdır?

Son söz, tüzükte değişiklik yapılmasına ve banka kanalı ile yapılmayan harcamalara konulan temliklerin hükümsüz olmasına, işlemin karşı tarafından resmi onay alınmaksızın belgesiz yapılan harcamaların talep edilemeyeceğine ilişkin maddeler konulmasına camianın yaklaşımı nedir?

Konu özünde maddi yapı konusudur ve bu durumun eski usullerle çözülemeyeceği açıktır. 

18 Ağustos 2014

Takımımıza İlişkin Değerlendirmelerimiz

Bu haftasonumuzu Ankara'ya kampa gelen Demirsporumuz ile dolu dolu geçirdik. Cumartesi günü takımı antrenman yaptığı tesislerde ziyaret ettik ve kendi arasında yaptığı çift kale maçı gözlemleme imkanı bulduk. Pazar günü de Gölbaşıspor ile yapılan hazırlık maçını yerinde seyrettik. 

Arkadaşlarımızla kendi çapımızda yaptığımız istişareler sonucunda takıma ilişkin değerlendirmelerimiz şu şekilde:

Emre Selen için gerçekten üzülüyoruz. Kaleyi bu kadar güçlendirmek gerekir miydi, emin değilim. Daha doğrusu kalemiz Emre'nin en azından ikinci kaleci olduğu durumda güçsüz olur muydu, emin değilim. Gerek Tolga ve gerekse Serdar kalede güven veriyorlar. Dün oynanan maçta kalemizi Tolga korudu. Kalede güven veren bir duruş sergileyen Tolga dün yapılan maçta sağ çaprazdan çekilen bir şutu da güzel bir şekilde çıkardı. Muhtemelen Serdar birinci Tolga ikinci kaleci olacaktır.

Defansın göbeğinde Gölbaşı karşısında Yiğitcan ve Fazlı oynadı. Defansif anlamda alternatifimiz fazla. Son gelen Attamah ile birlikte defans blogu fena durmuyor. Attamah'ı geldiğinin ertesi gününde takım içinde yapılan çift kale maçta izleme imkanı bulduk. İlk idmandaki performansı çok bir anlam ifade etmese de iki tane güzel top kesti ve garanti paslarla hatasız oynadı. Maç sonunda yapılan şut çalışmasında öyle bir beklentimiz olmasa da oldukça başarılıydı. Atletik bir yapısı var. Arkaya atılan toplarda geçit vermeyeceğini ümit ediyoruz. Tek handikapı kısa boylu olması. Yiğitcan, Gölbaşı maçının başında biraz bocalasa da iyi çalıştı. Güzel toplar kesti, hırslıydı ve çok savaştı. Fazlı fiziğini iyi kullandı, iyi pozisyon aldı.

Sağbekte Ferhat oynadı önünde de Tayfun oynadı Gençlerbirliği'nden gelen. Ferhat antrenmanda Tayfun ile çok uyumlu oynadı. İyi bindirmeler yaptı. Ancak maçta daha kontrollü idiler. Golü de Ferhat'ın ortasından bulduk. Ara ara iyi ileri çıkışlar yaptı. Tayfun daha önde oynadı. Çıkış yaptığımızda tehlikeli oluyoruz. Sağ kanadımızdan memnun kaldık. Tayfun maçta görece etkisiz kaldı ama isabetli bir transfer olduğunu düşünüyoruz. Bileklerine hakim, oyunu okumayı bilen bir görüntü sergiledi. 

Sol kanat açısından aynı performansı göremedik. Sol bekte Abdülkerim Bardakçı oynadı. Sol açıkta çok adamımız yok aslında. Zaman zaman Beykan'ı gördük. Bir ara da Tayfun yer değiştirip sol açığa geçti. Beykan serbest oynamaya daha yatkın olsa gerek, zira kanatta pek etkili olamadı. Abdülkerim Bardakçı'nın hamlelerinin daha sert olması gerekiyor. Sol açıktaki yetersizlik nedeni ile yaptığı bindirmeler esnasında defansta açıklar verdik. 

İkinci yarıda sol bekte altyapımızdan İzzet oynadı. Biz İzzet'i beğendik. Fiziği de iyi. Bu çocuğu kazanabiliriz. Hocaların üzerinde durması gerekiyor. Zayıf olan sol tarafımızda yeni transfer yapılmaz ise İzzet'i izleme imkanımız olabilir. 

Defansın önünde Hakan Söyler oynadı. Defansif ön libero mevkiinde oynayan Hakan agresif bir görüntü çizdi. Mustafa'nın bu seneki kart yükümüzü çekmeye aday arkadaşımız belli oldu, söylemine tebessümle katılıyoruz. Hakan kesici görevini iyi yaptı. Zaman zaman topu da iyi kullandı. Alaattin de onun önünde oynadı. Alaattin'i ben çok beğendim. Hep iyi top dağıttı hem hırslıydı, defansa da yardıma geldi. Top çaldı. Bileklerine hakimdi. İkinci yarıda Alaattin'in yerine giren Umut Sözen de başarılıydı. Alaattin ile birlikte oyuna zenginlik katacaklar. Birbirinin alternatifi durumunda olan bu iki oyuncudan Alaattin'in daha fazla forma bulacağınını düşünüyoruz. Alaattin daha sağlamcı, Umut daha savaşçı. Umut'un kaptırdığı toplar sorun yaratabilir. 

Orta sahanın solunda Beykan oynayacak diye düşünüyoruz. Bileklerine hakim hızlı bir oyuncu. Serbest oynar daha ziyade. Oyunun kilitlendiği dönemlerde etkili olabilecektir. Ancak dün Gölbaşı maçında Beykan ceza sahası içinde ve yakınında şahsi oynama, çalım atma düşüncesi ile üç tane pozisyonu harcadı. Bunun üzerine de Ünal Hoca tarafından uyarılarak kenara alındı. Takım oyununa daha fazla entegre olursa Beykan seyir zevki yüksek bir futbolcu olacaktır.    

İkinci yarıda Mesut Saray girdi oyuna. Fazla etkili olamadı. Mesut'un kendini daha fazla göstermesi gerekiyor. Umut'u, Beykan'ı, Tayfun'u, Alaattin'i kesmesi zor görünüyor. Ancak lig uzun bir maraton. Alternatifli kadro oluşturmak önemli. 

Forvette Timur ile Özgürcan oynadı. Hem antrenman maçında hem de Gölbaşı ile yapılan maçta bu iki oyuncu yan yana oynadılar. Antrenman maçında her iki oyuncuyu da çok beğenmekle birlikte Özgürcan oldukça etkili idi. Antrenmanda kanatlardan oynadık, çok tehlikeli ataklar izledik. Maçta ise Gölbaşı çok kapandı, merkezden oynamak durumunda kaldık ve fazla etkili olamadık. Merkezden oynadığımızda hoca bu iki oyuncunun sıkça şut çekmesini istedi ama başarılı olduğumuz söylenemez. Maçta özellikle Timur çok savaşçı idi. Geriye gelip orta sahadan sol taraftan çok top aldı. Sol kanadın eksikliğini gidermeye çalıştı. Timur bu sene çok iyi işler çıkaracağa benziyor. Mulenga'nın da gelmesi ile ileri uçta forma rekabeti yaşanacak.  

Yunus ikinci yarıda oyuna girdi. Daha özgüvenli idi. Çok hızlı idi. Topla birlikte kaleye arkası dönük iken hızla dönebiliyor. İkinci yarıda tek forvet oynadı. İki kez ofsayta yakalandı. Mücadeleci idi ama bu zengin forvet yapısında şansı az genç kardeşimizin. Savaşmayı asla bırakmaması lazım. 

Takım son iki sezona göre daha hareketli. Yaş ortalamamızın düşmesi de bu tablonun oluşmasında etkili elbette. Şampiyonluk vs. konuşmak istemiyoruz. Hem neredeyse tamamı yenilenen bir kadroyuz, hem rakipleri görmedik hem de asıl önceliğimiz ekonomik anlamda taşların yerine oturması. Bu takımın ödemeleri yapılırsa güzel bir sene geçireceğimizi söyleyebiliriz. 

Henüz takım hüviyetinde değiliz. İyi ve savaşan futbolcu topluluğuyuz. Alışma evresi yaşıyoruz ama bu evreyi çabuk tamamlamak zorundayız. Ligin altıncı haftası ile birlikte rakiplerimiz görece sert olacak. Bu nedenle ilk beş haftada mümkün olduğunca puan toplamalı, kazanarak takım olabilmeliyiz. Aksi takdirde bizi ümitlendiren bu tablo kabusumuz da olabilir. 

Görünen o ki, passolig uygulaması en büyük gücümüz olan taraftara da büyük sekte vuracak. O konuyu ayrıca blogda işleyeceğiz. 


17 Ağustos 2014

Antreman Ziyareti


Ankara'ya gelen takımızı yalnız bırakmadı Tayfa, hem yeni kadroyu gözlemleme hem de teknik ekiple görüşme fırsatı yakaladık.

Fotolar, Fatih Taş- Ankara Tayfası Facebook grubu.


16 Ağustos 2014

4 Yıl Oldu

"Bekir Çınar'ı projelerine bile isteye taş koyan, onlar yürümesin de Demirspor bana muhtaç kalsın diyen mantık öldürdü."

Rahmetle anıyoruz...

http://www.adanademirspor.net/2010/08/bekir-cnar-kim-oldurdu.html

13 Ağustos 2014

Sezon Açılışı

İlk hafta programı açıklandı; Denizli ile cumartesi 8'de oynuyoruz; heyecanımız artıyor, takımımızı özledik, formamızı, renklerimizi özledik; yeni transferleri merak ediyoruz ama passolig saçmalığı reklamlarıyla katlanarak büyüyor. Tribünde kaç kişi olacak belirsiz. Belli ki ilk haftalara özgü olarak bu uygulama tam olarak hayata geçemeyecek, bir geçiş süreci olacak.

Lige kalan 15 günlük süre içinde Cumhuriyet Kupası maçları ile hazırlanacağız. Yönetimin sezon açılışı için de planlar yapası, imajı açısından iyi olacaktır. Hem yeni futbolcuların tanıtımı, hem de ilk maça giremeyecek olan taraftarların takımlarıyla buluşması için bir organizasyon gerekli diye düşünüyorum.

11 Ağustos 2014

Passolig

Türkiye yeni bir döneme girerken ve tek adam rejimi kurumsal hale gelirken gelecek hakkında umutlu olmak oldukça zor. Memlekette her şey daha kötüye gidiyor duygusu içindeyiz. Verdiğimiz mücadelelerin sonuçsuz kalmasından yoruluyoruz. Yine de "mücadeleye devam" fısıltısı düşen omuzlarımızı biraz az olsun ayağa kaldırıyor; birlikte olduğumuz dostlara omuz vermek nefes aldırıyor.

Tek adamlara karşı birlikte olmanın, birlikte iş yapmanın, farklılıklarıyla bir arada kalmanın altınızı hep çizdik; eylemlerimizde bunu gösterdik. bizim gibi düşünenler kadar, düşünmeyenlerle de yol aldık; sinerji lafına kanmadan dayanışma ruhunu ateşledik. Demirspor'da onca farklı sesin arasında işbirliği yapmak, asgari müşterekleri bulmak oldukça zor. En basitinden bir transferin iyi mi kötü mü gerekli mi gereksiz mi olduğu üstüne bile onlarca yorum yapılabilir.

Yine de memleketin bu karamsar havasında sezonun yaklaşıyor olması, yine Demirsporlu dostlarla gönül gönüle verecek olmak insanı umutlandırıyor.

Bu sefer de önümüze tribünde omuz omuza olmayı engelleyecek passolig zımbırtısı çıktı. Bununla ilgili Nisan ayında ve daha sonra yazmıştık. Taraftarı müşteri yapan, bizi bankalara bağımlı kılan sistemin bir ürünü. Bu işin tribüne, futbola zarar vereceği ortada. Yine de ben her koşulda takımımı desteklemek istiyorum diyip alan arkadaşlara bir şey demek mümkün değil. Zaten gelen sayılar satışların çok az olduğunu gösteriyor. Toplu tepkiler bu uygulamayı durdurmak için bir etken olabilir ama bir kere kulüpler tamam dedikten sonra biraz zor görünüyor. Kulüplerin bu meseleye karşı taraftarının yanında olması gerekirdi ancak onlar tabii ki sistemin işleyişinde birer parça.

Transfer haberlerinin bizi mutlu ettiği seneleri geçtik artık; iyi ve kötü sahada belli oluyor; en iyi oyucu oynayan oyuncudur. Ama belli ki onu destekleyecek taraftar sayısı ilk haftalarda çok düşük olacak. böyle olunca taraftarın gücünü futbolcuya hissettirmek pek mümkün olmayacak.

Passolig'in engellediği tribüne ulaşmak için, taraftarın topluca bir açıklama yapıp bunu kulübe ulaştırması ya da kulübün acilen bu kararını gözden geçirmesi gerekir.

3 Ağustos 2014

Transfer ve Kalıcı Gelir

Demirspor'da yönetimlerin her yaptığını kötülemekle her yaptığını övmek arasında bir çizgi geliştiremedik. Ya hep ya hiççi bir tavır uzun süredir tribüne hakim. Hele ki sosyal medyanın etkisi arttıkça bu iki ucun keskinliği de arttı. Benim kendimce eleştirel destek dediğim, iyisinei de kötüsünü de söyleme isteği, genel olarak blogta yaptığımız şey, artık pek çoklarınca yeterli görülmüyor, onlar daha fazla sertlik ya da koşulsuz destek istiyorlar. Belki de bu kadar ortada kalmayı başka türlü isimlendiriyorladır, bilemem. Ama yönetimde isimlerden ziyade politikaları tartışmaya çalışıyoruz. Kimseyle kişisel bağımızın olmaması bize yardımcı oluyor.  Tabii ki bu kadar dışarıdan yazınca hata yaptığımız da oldu, alınmasını beğenmediğimiz topçular iyi çıktı, ya da umut bağladıklarımız bizi üzdü, şüphe duyduğumuz yöneyimler bizi şampiyon yaptı vs.

Bu güne kadar tüm yönetimlerin aynı derecede başarısız olduğu konular, transferden para kazanamamak ve kalıcı gelir yaratamamak oldu. Ne yetiştirdiğimiz ne de bonservisi elimizde olan oyuncuları kulübe katkı yaparak satabildik, tersine zarar ettik. Kalıcı gelir konusunda zaten blogtaki 3bin küsür yazının içinde öyle veya böyle değinildi. Sol üst köşedeki arama kısmına kalıcı gelir yazıp çıkan listeye göz atabilirsiniz. şimdi bir sezon öncesi daha kadro baştan aşağı yenilenirken, umut ederim ki, gelecek sezon başı da böyle bir yazı yazmam. Transfer beklentimiz daha doğrusu ortada bir takım olmadığı içinzorunluluğumuz,  yavaş yavaş karşılanıyor. Yönetimin önceki dönemlerin hatasını yapmaması için hesabını kitabını iyi yapmasını umuyorum.

31 Temmuz 2014

Şampiyon Takımın Ruhu

Şampiyon kadrodan en son olarak Şener de ayrıldı. Erçağ'dan sonra Şener'in de ayrılmasına çok üzüldüm. Yıllar sonra gelen şampiyonluğun en önemli oyuncularındandı neticede. Futbol hayatında kendisine başarılar dilerim.

Onun da gitmesiyle sanırım Rıdvan'dan başka sürekli olarak kadroda kalan olmadı. İlhan Aydoğdu gitti, geri geldi. Altyapıdaki oyunculardan da şampiyon olduğumuz seneden kalanlar vardır elbette.

Yalnız "şampiyon takımın ruhu" dediğim şey gerçekten varsa, bu şampiyon takımda yer almak, antrenmana çıkmak, fiziken burada olmaktan daha fazla bir şey. Birbirine kenetlenen insanlar olmakla ilgili daha çok. Bir kişinin savaşçı ruhu yeterli gelmez. Bir çok ruhun savaşmaya karar vermesi ile, büyüyen bir ruh ile şampiyon olunabilir. 

Demirspor böyle büyük bir ruhu üç - dört senede adım adım eritti, küçülttü. Hani plansız, programsızız diyoruz ya, hakikaten öyleyiz. Bırak on - on beş yılı, bir ay sonrasını planlayamıyoruz. Söze gelince "Demirspor büyük camiadır, büyük bir değerdir, Adana'nın markasıdır" nakaratını tekrarlıyoruz. Yahu, bir marka bu kadar örselenir mi, markaya bu kadar zarar verilir mi?

Gerçi, Türkiye'nin dünyada kaç markası var ki, Adana Demirspor bir marka olsun, olabilsin, peh!

1940'ta kurulmak, Türkiye Şampiyonluğu, yıllarca süper ligde yer almak, efsane futbolcular yetiştirmek vs. bu takımı marka haline getiremediyse bundan sonra Allah aşkına Demirspor markasından bahsetmeyin.

Şampiyon takımın ruhunu muhafaza edemediniz, şampiyon kadroyu muhafaza edemediniz, güçlendirmek kolayken başa dönmeyi tercih ettiniz.

Örneğin altyapıda Erçağ'ın, Şener'in futbolcu yetiştireceği, Erman Özgür'ün kulübede olabileceği bir yapı yaratsaydınız...

Başaramasaydık bile en azından "denedik" derdik. Sadece sizin değil, hepimizin icraatı olurdu bu.

Şampiyonluk ruhu, şampiyon takımın ruhu yaşardı.


Bazen bu başkanlar, yöneticiler hakikaten Demirspor sevdalısı mı diye kendi kendime soruyorum. Demirsporlu'nun Demirspor'a ettiğini kimse etmemiştir, muhtemelen de edemez...

22 Temmuz 2014

Şampiyon!

Sabah Gencay arkadaşımız (@gencay1940) twitlemiş; Demirspor'a dair hiç bir olumlu haber duymazken şu güzellikleri yeniden hatırlamak güzel olur... Yıllar sonra gelen şampiyonluk sevinci için şu oyunculara hakkıyla teşekkür ettik mi? 



Şener de...


Erçağ'dan sonra Şener'i de kaybetmişiz; şu takımın birkaç yıldır sembol olan isimleri gidiyor, takım kimliği diye bir şey kalmıyor. Yazık!

Şu yazıyı bize yazdırmıştı sağolsun, elleri dert görmesin:


18 Temmuz 2014

Transfer?

Aydoğdu yönetiminin artık transfer adımlarını atması gerekiyor. Bugüne kadar ses seda yok. Beklentimiz büyük ve pahalı transferler değil. Derli toplu bir takım. Ama ne bir açıklama,  ne bir açıklanan bir bütçe, ne de bir şeyler olacağına dair belirti var. Yönetim seçildikten sonra artık iş zamanı demiştim ama iş göremedikçe karamsarlık artıyor. Ligin başlamasına 1 ay kaldı, ve artık 1 takımımız olmasını istiyoruz.


Fikstür Belli Oldu

Fikstür belli oldu, ilk hafta Denizlispor ile içeride oynuyoruz. Milli maç nedeniyle iki haftalık aranın ardından deplasmanda Giresunspor, içeride Alanyaspor, deplasmanda Boluspor ve içeride Kayserispor'un ardından yeniden milli maç arası ve 6. hafta'da Adanaspor'la oynuyoruz.

Tam liste: http://www.tff.org/default.aspx?pageID=1043

Haftalık fikstür: http://www.tff.org/default.aspx?pageID=142

16 Temmuz 2014

Mali Değerlendirme -2

İlk yazıda kulübün lisans alması sorununa değinmiştik. Bu yazıda ise yönetimin mali yapısı hakkında fikir beyan etmeye çalışacağım.

Selahattin AYDOĞDU'nun canlı yayında eski sponsor desteğinin olmadığını ve ilaveten yönetimin belediyenin desteği olmaksızın yürütülmesinin zor olduğunu açıklaması ile aynı zamanlarda Adana Büyükşehir Belediyesi spor fonu uygulamasına son verileceğini açıkladı.

Bu husus Demirspor'un belediyelerin elinde oyuncak edilmesinin önüne geçmesi açısından olumlu olmakla birlikte mevcut borç yapısı içinde ödemelerin nasıl çevrileceği hususunda da kuşkular uyandırdı. Bir ara sosyal medyada otopark gelirlerinin takımımıza aktarılması temennisi ile bir kampanya başlatıldı. Yürekten desteklediğimiz bu kampanya hedefine ulaştı mı bilemiyoruz ancak yıl içerisinde belediyeden aktarılan kaynakları sadece otopark gelirleri ile telafi etmek mümkün değil.

Yönetimin maddi yapısı bende bazı soru işaretleri uyandırıyor. Elektrik faturalarının uzunca bir süre ödenmemesi, futbolcuların alacaklarının ödenmemesi ve bu suretle serbest kalmaları bir noktaya kadar Selahattin AYDOĞDU yönetiminin eski yönetim anlayışına gösterdiği sessiz bir tepki olarak değerlendirilebilir.

Ancak elde tutulacağı söylenen Juninho'nun başka bir takımın forması ile görüntülenmesi ve yine anlaşıldığı söylenen Nurettin'in başka bir takım ile anlaştığına yönelik haberler çıkması mali yapı açısından sıkıntıların olduğu izlenimi uyandırıyor.

Diğer taraftan futbol piyasasının bilindik iki ismi olan Ünal KARAMAN ve Samet AYBABA'nın takıma getirilmesinin de -ortada paranın önüne geçen ciddi dostluk bağları yoksa- önemli bir maliyetinin olduğunu sanıyorum. Öte yandan futbolcuların kayda değer bölümü ile yollar ayrıldı. Bu demek oluyor ki; yine fazla sayıda transfer yapılacak. Bunun da bir maliyeti olacak. İlerleyen dönemde peşinatı olacak, primi olacak.

Yılda yaklaşık 2 milyon TL gelir getiren (aylık 250 bin TL X 8 ay) iddaa gelirleri zaten bizim değil, eski yönetimlerin. 41 tane icra dosyası olduğu belirtildi. 

Bu tabloda yönetimin kamudan sakladığı bir projesi veya bir kaynağı olmak zorunda. İşin içinden çıkmak mümkün görünmüyor. Yönetim aradaki farkı cebinden koysa buna temlik koyacak, sezonu neresinden baksak 4 milyon TL borç artışı ile kapatacağız gibi görünüyor.

Kombine gelirleri, forma gelirleri, kongre üyeliği aidatı gelircikleri, olursa otopark gelirleri, ve hatta Türkiye Kupası ve maç yayın gelirleri tüm bu yükün altından kalkmaya yeterli olamadı bugüne kadar. Kredi kartı projemizi halka açamadık. Katılım sağlayamadık. Nesine.com üzerinden çok fazla oyun oynandığını ve kulübe gelir kaldığını da sanmıyorum. 

Hocaların şampiyonluk söylemlerini dile getirmesi, şampiyonluğun güçlü ve genelde maliyetli kadro gerektirmesi de gelirine göre harcama ilkesinin uygulanabilirliği açısından şüpheler uyandırıyor. Oysa gönlümden ortalara oynayan ama iskeletini oluşturan ve borç yükünü azaltan bir takım ve yönetim geçiyor. Bence asıl savaş ekonomik alanda verilmeli ve borçların azaltılması şampiyonluk gibi değerlendirilmeli.  

Tüm bu tabloyu göz önünde bulundurduğumda, yönetimin açıklamalarının da çok yetersiz olduğunu dikkate alarak geleceğe pek iyimser bakabildiğimi söyleyemeyeceğim.

13 Temmuz 2014

Dünya Kupası Bitiyor

Dünya Kupası, futbolun zirvesi olarak lanse edilir çoğunlukla ancak Dünya Kupası, dünyanın kupası olmaktan çok uzaktı bu sefer. Gelir dağılımdaki adaletsizliğin, fakirliğin, yoksulluğun dünya kupası oldu. Kupa başlamadan önce Brezilya'da bolca gösteri, grev yapıldı. Protestocular bir ölçüde kupanın güncelliği ile taleplerini gündeme getirmeyi başardılar. Kupa olmasaydı hiçbirisinden kimsenin haberi bile olmayacaktı.

Brezilya 2014 benim aklımda Brezilya'nın yarı finalde aldığı sonuçla beraber tezatlıkların futbolun önüne geçtiği, şöhretli takımların kollandığı, gönlümüzdeki takımların (hani biz yoksak, illa birisini destekleriz ya) turnuvaya yine en başlarda veda ettiği bir turnuva olarak kalacak-tı. Kalacaktı diyorum çünkü biz Demirsporlu'ların gönüllerinin takımı olan Arjantin finalde! Hem de yarı finalde turuncuyu bir marka olarak benimsemiş Hollanda'yı bertaraf ederek!

Şimdi sıra tıkır tıkır işleyen Alman dişlilerinin arasından sağ çıkabilmekte. Demirspor olarak finallerde mavinin şanssızlığını geçtiğimiz yıllarda kırar gibi olmuştuk. Bu gece manevi desteğimizi Arjantine armağan edeceğiz. İnşallah iyi giden bir şeyi dinamitlemiyoruzdur...

10 Temmuz 2014

Ünal Karaman ve Samet Aybaba

Yeni teknik direktörümüz Ünal Karaman oldu. Samet Aybaba da sportif direktörlüğe getirildi. http://www.mavisimsekler.com/adana-demirspor/samet-aybaba-ve-unal-karaman-imzaladi.html

Son olarak Trabzonspor'da antrenör olan Karaman, 2007-08'de Konyaspor'un ve ardından Ankaragücü'nde teknik direktörlük yapmıştı. Kendilerine başarılar dileriz. Öncelikle takım içi disiplin sonra da teknik taktik konularda yetki onlarda. Beklentilerimiz yüksek.

Bu iki simin biri saha içi, diğeri dışarıyla ilgilenecek. Bu tip durumlarda görev ve yetki alanları sıklıkla birbirine karışabilir; öncelikle bu dengenin iyi ayarlanması lazım.

Her iki isme de ne kadar para ödeneceğine dair açıklama yapılmadı. Ayrıca eski teknik direktör Ercan Albay'a yapılacak ödemeler de olacaktır mutlaka. Kulübün transfer bütçesinin önemli bir kısmı kulübeye harcanmış olacak bu durumda. Daha en baştan gelir-gider dengesinin bozulmamasını umuyorum.

İmza töreninin dikkat çeken bir yönü de Büyükşehir Belediye Başkanı Sözlü'nün orada bulunmasıydı. Siyasal bağlantıları nedeniyle olabilir. Onun dışında kulübe destek vermek isteğinde de olabilir. Destek tabii ki iyidir ancak bugüne kadar belediyeden gelen desteklerin pek hayırlı olmadığını biliyoruz. Sözlü'nün bu "açık" desteklerinin sağlam temellere oturmasını dilerim.

9 Temmuz 2014

Burs

Bu sene Ankara Tayfası olarak yaptığımız ve ömür boyu gurur duyacağımız bir faaliyet oldu burs vermemiz. Tabi Ankara Tayfası tek başına yapmadı bu işi. Yaptığımız işe inanan, bize güvenen dostlar da havuzumuza katkı koydular. İlk bursumuzu yanlış hatırlamıyorsam Kasım ayında verdik ve Haziran ayı itibarı ile burslara ara verdik. 4 öğrenci kardeşimize ayda 90'ar TL kaynak aktardık. Birçoğu öğrencilerden veya yeni işe başlamış olan çalışanlardan oluşan küçük bir grubuz biz. Bu nedenle toplamda havuzda yaklaşık 3.000 TL toplayıp bunu kardeşlerimize aktarmaktan kıvanç duyduk.

Havuza katkı koyan dostlar yeni dönemde de katkılarına devam edeceklerini belirttiler. İsteğimiz yeni dönemde havuzun genişlemesi ve hem burs verdiğimiz kardeşlerimize daha fazla tutarda burs vermek ve hem de burs verdiğimiz öğrenci sayısını artırmak. Hepimiz öğrenci olduk, öğrencilikten sonra iş bulmanın ne kadar zor olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle burs verdiğimiz kardeşlerimize onlar mezun olduktan sonra da işe girene kadar destek olmaya (en azından iş sınavları sürecinde) devam etmeyi arzuluyoruz. 

Son sözüm havuza katkı koyan tüm dostlara. Tayfa adına böyle bir manevi hazza ortak olan, bu gururu bizimle birlikte yaşamayı tercih eden dostlara ne kadar teşekkür etsem azdır. 

Sağolun güzel yürekli insanlar. 

Mali Değerlendirme -1 (Lisans Sorunu)

Selahattin AYDOĞDU yönetimini daha önceki yöneticilere karşı destekledim, eski yönetim anlayışına karşı yeni bir isim olarak desteklenmesi gerektiğini düşündüm ve hala da öyle düşünüyorum. Kongre üyeliklerine ilişkin radikal düzenlemesini kendim de üyelikten çıkarılmış olmama rağmen destekledim ve destekliyorum. Kulağa farklı gelen söylemlere ihtiyaç duymaktan kaynaklanan bir destek bu belki de, bilemiyorum.

AYDOĞDU yönetimi kongrede yeniden seçilerek ateşten bir gömlek giydi. Kendisini gerçekten çok ama çok zor bir dönem bekliyor. Bu zorluk takımın şampiyonluğa oynaması gerektiğinden kaynaklanan bir zorluk değil. Ankara Tayfası olarak şampiyonluktan ziyade ekonomik sürdürülebilirliğin sağlanmasının asıl başarı olduğunu hep savunduk. Yine aynı düşünce yapısı ile ekonomik olarak bütçesini en azından biraz daha yürütebilir, bu sene ve belki önümüzdeki sene için düşmeyecek, ortalara oynayıp geleceğin temellerini oluşturacak bir takım kurmak daha doğru geliyor bana.

Ama tüm bunların nasıl yapılabileceğini mevcut tabloda çözebilmiş değilim. Zaman gösterecek. Ancak Juninho'nun elde tutulacağı söylenmesine karşın alacaklarından dolayı fesih bildirimi ile kulübümüzden ayrılması ekonomik yapımız hakkında olumsuz bir sinyal olarak kendisini gösterdi.

Diğer futbolcular ile yola devam edilmeyeceği ve hatta o futbolculara karşı tepkili olunduğu ifade edilmiş olduğundan bunların alacaklarının ödenmemesini yorumsuz geçiştiriyorduk. Ancak Juninho olayı bu tabloyu bozdu.

Şimdi önümüzde zor bir dönem var. Eski futbolcularının ödemesini yapmaması nedeni ile federasyon ile karşı karşıya gelecek olan takımımız bu borçları ödemediği takdirde lige katılamayacak veya bize hep bu şekilde söylendi. İşin aslı neymiş bakalım.

Konu TFF'nin Lisans Talimatnamesinin 23 üncü maddesinde düzenlenmiş. Bu maddede kulüplerin Mart ayı sonuna kadar lisans başvurusunda bulunması gerektiği söyleniyor. Lisans için gerekli mali kriterler arasında ise diğer futbol kulüplerine vadesi geçmiş borcun bulunmaması, personele, SGK'ya ve vergi dairelerine vadesi geçmiş borcun bulunmaması sayılıyor. Vadesi geçmiş borcun bulunmaması kavramının kapsamına yapılandırılmış borçların girmediğini sanıyorum.

Ayrıca Talimatname'nin 68 inci maddesi uyarınca federasyon tarafından dikkate alınan borçlar bir önceki 31 Aralık tarihinden önceki döneme ilişkin borçlar olarak değerlendiriliyor.

Bir de yaptırımlara bakalım. Alt lige düşürülme ve Türkiye Kupası müsabakalarına katılamama cezası sadece başvuruda bulunulmaması halinde uygulanır diyor 23. maddede. 25 inci maddede ise lisans alınamazsa, yani kriterler yerine getirilemezse neler olacağı açıklanmış. Buna göre önce kriterlerin yerine getirilmesi için takıma süre veriliyor. Bu süre içinde eksiklikler tamamlanmaz ise kulüp lisans alamıyor, lisans alamamanın yaptırımı ise EK XI'de belirtilmiş. 

Yukarıda belirttiğim mali kriterlere uyulmaması halinde önce uyarı ve 30 gün içinde düzeltme ihtarı yapılıyor. Yine uyulmaz ise 80.000 TL ceza uygulanıyor ve bir 30 gün daha veriliyor. Yine uyulmaz ise 3 puan silme cezası uygulanıyor. Diğer bir ifade ile lige alınmama cezası sadece lisans için başvurmama halinde uygulanıyor. Başvurulması ama alınamaması halinde takımın sahaya çıkamayacağı söylentisi en yumuşatılmış tabir ile mevzuat ile uyumlu değil. 

Özetleyelim. 

AYDOĞDU yönetimi ulusal kulüp lisansı almak için 31.03.2014 tarihine kadar federasyona başvurmuş ise takımın lige katılmaması söz konusu değil.

31.03.2014 tarihinde yapılan başvuruda uyulması gereken mali kriterler 31.12.2013 dönemi öncesine ilişkin borçlara ilişkin mali kriterler; yani Mustafa TUNCEL, Önder SERİN, Mehmet GÖKOĞLU ve önceki yönetimlerin yapmış oldukları borçlarla ilgili. 

AYDOĞDU'nun alacaklarını ödememesi nedeni ile federasyona başvuran futbolcuların kulübe lisans talimatları doğrultusunda ilave yaptırım getirebileceği en erken tarih 01.05.2015.

Bir kavram kargaşasını ortadan kaldırdıktan sonra diğer yazılarda kulübün mali bünyesini ve potansiyel sorunları analiz etmeye devam edeceğiz.

5 Temmuz 2014

Twiiter'daki Hesaplar

Twitter'da Demirsporla ilgili hesaplar sürekli artıyor. Onlar arttıkça karmaşa da artiyor. Kendi ismiyle yazmayan ya da fake (sahte) olduğunu düşündüğünüz hesapları takip etmemenizi öneriyorum. Yazdıklarını retweet yapıp tanıtımlarını da yapmayın derim. Boşuna laf yetiştirip kendinizi yormayın. Sürekli spekülasyon yaparak, ona buna laf atıp, internette ortalığı karıştırmaktan başka bir şeye yaramıyorlar.

3 Temmuz 2014

Küfür!

Daha önce de yazmıştım bununla alakalı bir şeyler. Tribünde kalabalıkların içinde saklanıp veya internette sahte kimliklerle küfür eden zihniyetten tiksinmemek imkansız.

Adamın kafası bir şeylere kızıyor, tepesi atıyor, bazen de sırf laf olsun diye kalkıyor topçunun, hocanın, yöneticinin, rakibin, hakemin anasından başlıyor,sülalesinden çıkıyor, işin içine bacısını hatta çoluk çocuğunu karıştırıyor. Nasıl bu kadar rahat davranıyor, nasıl bu kadar insanlıktan çıkıyor? Birincisi cahil! İstediği kadar doğruları söylesin, ağız ishali olan bu adamın dediklerinin hükmü yok.

İkincisi korkak! Kimi zaman tellerin arkasından, karşı tribünden, internet aracılığı ile evinden odasından rahatça küfrediyor. Küfrettiği kişiler tellerle, duvarlarla ondan korunmuyor, aksine o teller, duvarlar, kapılar onu küfrettiklerinden koruyor. Kaldırın bakalım telleri, şöyle karşı karşıya 3 metre mesafe olsun, kolay olur mu öyle sövmek? Adana küçük yer. Delikanlıysa bu mert vatandaş sokakta küfrüne muhatap olanla karşılaştığında sövmeyi bir deneyiverse de dayağın hasını yeyiverse.

Bu tip adamlarla internette mücadele etmek çoğunlukla yorucu ve yıpratıcı. En isabetlisi yok saymak. Savcılığa suç duyurusunda bulunmak da bir sonuca varabilir. Tribündeyken ise böyle bir tipin etrafında kalabalık olunursa sonuç alınabilir..

Geçen günlerde yeni yönetimde yer alan Zübeyt Şendur kendisine yönelik ahlaksızca saldırılardan dolayı istifa etmişti. Kendisi Adanasporlu veya Galatasaraylı olabilir. Biz de bunu eleştirebiliriz. Ama en hafif tabirle, aşağılık ve kahpece küfür etmeye kimsenin hakkı yok. Aynı haksızlık şu an Demirspor camiasında herkese yapılıyor ve korkarım bu bir camia geleneği haline geliyor. Selahattin Aydoğdu ateşten gömleği tekrar sırtına geçirdi. Ama doğrularıyla ama yanlışlarıyla bir şeyler yapmak gayretinde olduğunu düşünüyorum. En basitinden Erçağ'ın ve Juninho'nun gitmesi bizi taraftar olarak yaraladı. Şimdi bunun telafisini bekliyoruz. Beklerken de kimseye bela okumuyor, ahlak sınırlarından ayrılmıyoruz. Çünkü Demirspor sevgimizi kişilere endekslemedik. Millet ilk fırsatta mübarek sayılan bir ayda kahır bela okumaktan geri kalmıyor!

Diğer taraftan potansiyel başkan adaylarından Mehmet Gökoğlu veya Ali Uğur Akbaş veya Aydoğdu'ya muhalefet olan herhangi birine de aynı dozda küfürlü mesajlar yağıyor. Yahu arkadaş, tamam Demirspor'u seviyoruz ama insanlıktan bu kadar mı çıktık? Bu kadar mı yozlaştık? Böyle olmaz, olmamalı. Herkes birisinin evladı, babası, eşi... İnsan hiç mi kendisini onların yerine koymaz? Empati kurmak bu kadar zor olmamalı.

Bana kolaya kaçıyorlarmış gibi geliyor bunu söylediklerinde ama bazen yöneticilerin veya taraftarların şu lafına hak vermiyor değilim:"Bu gidişle Demirspor'da yöneticilik yapacak kimse koymayacaklar." Doğru, kimse hem para verip hem de kendisine sövdürmek istemez. İnternetin yaygınlaşmasıyla herkesin bir gözü internette artık. Yöneticilerin veya yönetici adaylarının da. Her yazılanı okuyor, kamuoyunun nabzını internetten tutuyorlar. Böyle bir mecrada insanın kendisine edilen küfürlere karşı sakin kalabilmesi gerçekten çok zor. Sakin kalabilenleri tebrik etmek ve onlara helal olsun demek gerek.

Bu işin bitirilmesi, en azından azaltılması yolunda şöyle bir önerim var. Bu işten en fazla mustarip olanlar, örneğin Aydoğdu ve Gökoğlu beraberce, el ele halkın karşısına çıksınlar; "biz bu işten çok çekiyoruz, çok rahatsızız. Bundan sonra ikimizden birisinin kişilik haklarına saldıranlara karşı birleşip yasalar dahilinde en sert şekilde cevap vereceğiz. Demirspor sevgisi ve mücadelesi ayrı, insanlık mücadelesi ayrı" desinler. İki tarafı da destekleyenler böylece eleştirilerinde daha insani davranabilir belki de. Samimiyetle küfüre karşı savaş açanlara toplumun her kesiminden mutlaka destek gelecektir diye düşünüyorum.

Juninho Kalmalı

İki sezondur takımı ayakta tutan isimleri bir bir kaybediyoruz. Sahada olması taraftara güven veren, canını dişine takarak oynayan Erçağ'ın ardından önemli gol silahımız Juninho da takımla bağlarını koparıyor. Geçen sezon performansları düşmüştü doğru. Ama bu oyuncuların kadroda kalması önemliydi. Çünkü sadece saha içi değil takımın kimliği de önemlidir. Takımın baştan aşağı değişmesi her zaman sıkıntı yaratır. Bu eski ve önemli isimleri kadroda tutmalıydık.

Demirspor'la özdeşleşmiş,  taraftarın gönlünü kazanmış kaç isim var son 15 yılda? Bu potansiyele sahip isimlerin biraz vefa, biraz özveri, biraz karşılıklı güvenle gerçekten "bizim" olmasını bu ve bundan sonraki tüm yönetimlerin görevidir.

29 Haziran 2014

Kongre Sürecine Dair

Sosyal medyada bir yöneticimizin kentin diğer takımını tuttuğunu ve bunu en azından zamanında beyan etmekten geri durmadığını belirten haberler dolaşıyor. Demirspor'un diğer takım ile münasebetleri taraftar açısından eskisi gibi değildir, şahsım açısından da olamaz. Bizi kapatmaya yeltenen bir kulüp ve buna karşı gelmeyen taraftarların olduğu bir camianın mensubunun bize yönetici olmasına gönlüm razı gelmiyor. Konu Demirspor ise iyi ilişkiler ve hatta maddiyat temini, Demirspor'un değerlerinden sonra gelmelidir. Yönetim bu duruma açıklama getirmeli, yalanlama yapmayacaksa gerekeni yapmalıdır. İyi ilişkiler sonucunda maddi destek temin ediliyorsa bu kişinin yönetim içinde olması şart değildir. 

Bu süreçte Demirspor'daki monarşik anlayışın mevcut ve potansiyel yöneticilerde aynen sürdüğünü görmüş olduk. Selahattin Aydoğdu yönetimi aday çıkmaması halinde yeni isimlerle yoluna devam edeceğini açıklarken listesi ile ilgili ser verip sır vermedi. Böylece kamuoyunun elinden listeyi değerlendirme imkanını ve kendisinin daha da fazla yıpratılması riskini almış oldu. 

Öte yandan Selahattin Aydoğdu'ya rakip olma potansiyelindeki yöneticiler aslında yönetime gelmeleri halinde pek de bir şeyin değişmeyeceğini son dakikaya kadar bir liste oluşturmayarak ortaya koydular. Bu eski kongrelerimizde de hep olagelen bir şeydi. Önce kimse Demirspor'a sahip çıkmaz, sonra son dakika listesi olarak kurtarıcılarımız gelir ve bizi öcü kayyumdan kurtarırdı. Sonra da kayyuma şükredecek maddi yapı ve çökmüş maneviyat ile bırakır ve film küçük değişikliklerle yeniden oynanırdı. Gördük ki olmayan ama olan aday adayları bıraktıkları, bıraktığımız gibiler. 

Bu olagelişe Selahattin Aydoğdu'nun son vereceği söyleniyor. Yönetim listesini kulübe kongreye 3 gün kala sunmayan adaylar kongrede aday olamayacaklarmış söylenenlere göre. Başlangıçta ciddi kaoslar (listedeki adayları çekilmeye ikna turları, adayları yıpratma girişimleri, habersiz listeye yazıldığını söyleyip çekilen adaylar vs.) oluşturacak bir uygulama ama monarşiye son verme açısından etkili olabilir. 

Gerek Ramazan ayına girmemiz ve gerekse kongrenin bir şekilde sonuçlanması nedeni ile gerginlik bir süre azalacaktır. Yeni yönetimin işi çok zor olacak, başarılar diliyorum. 

Yönetim hakkındaki beklentileri bir sonraki yazıda yazabilmeyi umut ediyorum.

27 Haziran 2014

Artık İş Zamanı

Selahattin Aydoğdu yeniden başkan seçildi.  Yeni yönetim şöyle: http://www.mavisimsekler.com/adana-demirspor/adana-demirspor-yeni-yonetim-kadrosu.html

H.Sözlü pek çok kişiyi hayal kırıklığına uğrattı,  Demirspor'un da çok değerli 1 haftasını yedi. Keşke en baştan daha ortada ve birleştirici bir rol üstlenseydi. Belediyesiz bir yönetim iyidir. Bundan sonra Aydoğdu'nun mazaret değil iş üretmesi gerekiyor. Artık yeni sezona konsantre olmalıyız.