1 Kasım 2020

İtalyan Dokunuşu

Şapkadan tavşan çıkararak, anlık kişisel performanslarla ayakta kalmaya devam ediyoruz. Geçen hafta Mehmet Akyüz'ün kaleyi bulan 3 şutunun da gol olmasıyla hat-trick'i Bandırma deplasmanında rahat gibi görünen bir galibiyet almamızı sağlamıştı. Halbuki sahada doğru düzgün bir oyun yoktu. 

Bu haftaya kadar oynadığımız takımlar ligin görece zayıf takımlarıydı ve kaliteli ayaklarımızla takımın vasat oyunu fazla bir puan kaybına neden olmadı. Ancak bu hafta ilk kez şampiyonluğa oynayan Samsunspor'la karşılaşırken takımın tıkanık oyunu iyice belli oldu.  İlk İtalyan oyuncumuz Lanzafame'nin ilk golüyle 1 puanı kurtardık.

Son 5 dakikalarda oyuna giren ve bu maça kadar Bolu maçındaki kafa vuruşu kadar topla doğru dürüst temas etmeyen Lanzafame bugün kritik bir gol attı. Uzatma dakikalarında, Litvanyalı kalecimiz Zubas'ın kurtarışı da aynı derecede önemliydi. Yabancı katkısının bu ligte çok önemli olduğunu daha önce söylemiştim. Janoseviç ve Pawelek'ten sonra 1. ligteki 3. yabancı kalecimiz şu ana kadar güven verdi. Bugün geçen haftaki gibi Erkan Zengin'in etkisiz oyunu da kadar değer bir eksiklik. 

Kadro kalitesinin sahaya yansımadığını, takımın hala rayına oturmadığını artık herkes görüyor. Ümit Özat'ın da bu açık seçik gerçeğe karşı bir şeyler yapması gerekiyor.

22 Ekim 2020

Toparlanma?

Milli maç arasından sonra iki maçlık periyotta önce Altay'a deplasmanda 1-0 yenildik sonra hafta içi Ümraniye'yi içeride 4-2 yendik. Öncesindeki A.Ş. maçıyla birlikte iki maçta gol atamamış ve durgun takımın 4 golle toparlanması iyi. Ama açık ki 2-0'dan 2-2'ye gelen maçta Erkan Zengin etkisi maçı kopardı.

Bu oyuncunun transfer sezonu biterken takıma katılması, uzun süre takımdan ayrı kalmasına rağmen önce yedek sonra 11'de sahaya çıkması eleştirilebilir. Ancak Volkan Şen'in de yokluğuyla beraber takımın topu ileri taşıyamama hali açıktı. Takımın büyük oranda değişmeyen kadrosu ve geçen sezonun sonlarındaki üçer dörder gollü galibiyetleri özleme haliyle birleşince Ümit Özat'a yönelik eleştiriler arttı. En nihayetindeki elindeki kadronun hakkını veremediği düşünülüyor; haklı bir eleştiri...

Ama Ümit Özat'ın bunu yapacağı geçen seneden belliydi; hocanın bir oyun mentalitesi var ve onu uygulamak istiyor. Geçen seneki 3 maçlık periyodun ardından kovulduğunda da iki maçta gol atamamıştık ama yememiştik de... Hocanın kafası, önce gol yememek üzerine kurulu. Ama Demirsporlunun buna tahammülü kalmadı, sorun bu. Elindeki kadroyu da düşününce artık bam bam oynayan bir takım izlemek istiyor. Hocanın temkinli oyunuyla -ki futbolda genel eğilim artık bu, hoca haksız değil- ile taraftarın uçan kaçan oyun isteği arasında uçurum var.

Bu uçurumun nedeni, kağıt üstüne iyi oyuncunun sahada her istenileni yapacağını düşünmek. Oyuncu makine değil. Makine haline gelirse başka bir şey oluyor zaten. Futbolcu çoğu zaman ne hocayı ne taraftarı inliyor. Yıllardır neyi biliyorsa onu yapıyor. Kas hafızası diyelim... Yapabileceklerini değiştirmek için başka bir şey lazım. Futbolcuyu ne paraya boğarak, belki zamanında ödeme yapmak işe yarayabilir, ne sadece alkışlayıp sadece eleştirerek değiştirebiliriz. Bunların hepsi kısmen etkili. 

Takımın kalitesi denen şey, istenilen oyun için tek başına yeterli kriter değil. Bizim takımın kalitesi hiç bir zaman ortalamanın altında olmadı. Ama iyi kaliteyi iyi vizyonla birleştiremedik bir türlü. Bence sorun bu. Oyunun kalitesi, takımın uyumuyla ilişkili. Birlikte hareket etmeyi bilen bir "takım" başarılı olur. Bizse iki maç üst üste aynı kadroyla sahaya çıkamıyoruz. Eleştirilecekse belki buradan bir hat çizilebilir. Takım içi uyum, arkadaşlık, saha dışı ilişkiler, yıllardır bildiğimiz gibi, her zaman saha içindeki 90 dakikadan çok daha önemli. Dışarıda neler oluyor? Takımın havası nasıl? Hafta içi antremanlar, takımın kalitesini artırıyor mu yoksa sadece ter mi atıyorlar?

Takımın toparlanması, Erkan'ın 15-20 dk.lık ya da başka birinin şapkadan tavşan çıkarmasıyla ilgili olmamalı. Takımın birlikte uyumunu sağlayamazsak, yıllardır gördüğümüz manzara tekrarlanır. Bu işin parayla, süper transferlerle, harika oyuncularla olmadığını yıllar öncesinde biliyoruz. Ümit Özat'tan beklenti de bu uyumu ve birlikteliği sağlamak.


4 Ekim 2020

Beklediğimiz Demirspor Hala Yok

Geçen yazıda transfere ihtiyaç olduğunu yazmıştım; Süper Lig tecrübeli oyuncular takıma katıldı. Lig başladıktan sonraki transferlerin uyum göstermesi hep zaman alır. Geçen seneki etkiyle ilk 4 hafta devam ettik. Mehmet Akyüz'ü topla buluşturup onun yeteneğiyle ayaktayız. Pa Dibba kalitesi yabancı açığımızı kısmen kapatıyor. Orta sahada Erkan Zengin yokluğunu kapatmak zor olacak. 

Takımda kumaş ve istek var ancak bunu koordine edecek isim, teknik direktör. Ümit Özat geçen sene olduğu gibi, her maça farklı 11'le çıkıyor. Yine geçen sene onun dönemindeki gibi kısır bir takım görüntüsü var. Rakipler bu haftaya kadar geri çekildi ve biz de topa sahip olup pozisyon bulsak da kadronun gösterdiği rahat maç beklentisi hala gerçekleşmedi. 

Son olarak, normalde 2. Ligte olması gereken şehrin şirket takımıyla karşılaştık ve kötü bir oyunla beraberliğe razı olduk. Rakibin oynatmamaktan başka derdi yoktu zaten. 

Sonuçta beklediğimiz Demirspor hala yok ortada. 

13 Eylül 2020

Yeni Sezon Başlıyor

2020-2021 sezonu bizim için bugün başlıyor. Geçen sezon hem alışık olduğumuz hem alışmaktan bıktığımız duyguları yaşadık. Son haftalarda yükselen ivmeyle ilk ikiye girip, beklenmedik bir beraberlikle play-offa kalmamız, sonra finale çıkıp yine son anda hayalkırıklığına düştüğümüz, umutlanıp kahrolduğumuz günler... 2008'ten beri yazdığımız bu blogta, başarıdan ziyade hep üzüntülerden bahsettik. Başarıya gidecek yolun kendimizce güzergahını anlatmaya çalışarak... Yıllar önce çok az kişinin dillendirdiği o noktalar, neredeyse şimdi herkesin fikir birliği ettiği konular oldu. Ama buna rağmen başarı gelmeyince de artık sinirler iyice geriliyor. 

Sezon sonunda TFF'nin garabet kararları ile yine tartışmalı günler geçirdik. Düşmenin kaldırılması saçmalığıyla 21 takımlı hale gelen Süper Lig'e play-off finalisti Demirspor alınmalı mıydı? 3. tamamladığımız lig performansı, ligin en çok gol atan takımı olmak, penaltılarla kaybettiğimiz play-off finali gibi  pek çok nesnel gösterge, illa ki birtakım seçilecekse onun bizim olmamızı kolaylaştırıyordu. Ancak bu seçimin, Başkan'ın siyasi bağlantıları ve pozisyonuna bağlı olacağına yönelik kanaat de çok yüksekti. Meşruluğu zaten tartışmalı bir TFF yönetiminin alacağı bu karar hiç kimseyi tam anlamıyla mutlu etmeyecekti. Adana'daki siyasi dengelerin yarışması da bu tartışmanın gereksiz yere uzamasına neden oldu. Öte yandan Demirspor, her şeyiyle tadı tuzu kaçmış Süper Lig'e keyif getirirdi. Ama biz vura vura, devire devire gittiğimiz bir Süper Lig istedik. Lekenecek bir lütufla değil. Bu sene öyle olmasını bekliyoruz.

Yönetim de aynı şekilde devam. Geçen 10 yılda sürekli başkan, yönetim, para/parasızlık, gelen giden futbolcuların girdabına alışık olduğumuzdan, son iki sezon bu konularda oldukça durağan geçti. Kararlı bir başkan var. Para da onda. Bu yönetimi desteklememiz için yeterli gerekçeler gibi görünüyor. Yılların hayalkırıklığının bir an önce bitmesini istiyoruz. Önceki kriz dönemlerine göre eleştirecek daha az şey var. 

Ancak şurası da kesin bir gerçek: Bu istikrarlı ve paralı yönetime rağmen başarısız bir takım var sahada. İki sezondur play-off'ta elenmek, bu kadro ve bu kadar iddialı bir yönetim için başarı değil. Başkanın siyasi pozisyonu, bize herhangi bir siyasi destek getirmedi. Getirmemeli de zaten. Ancak ülke öyle bir hale geldi ki, normal ve şaibesiz hiçbir alan kalmadı. Zaten futbol başlı başına bir bataklık haline geldi.

Bu bataklıkta yönetimlerden ve futbolculardan beklenti çok basitti; işini iyi yapmaları. Parasal denge, kadro içi denge ve teknik ekipte denge. Bunların hiçbirini tam olarak sağlayamadılar. Bugüne kadar neredeyse hiçbir yönetimi/başkanı canı gönülden desteklemedim. Futbolcular, zaten ortalama 6 ay kalıp gittiler; pek çoğuyla duygusal bir bağ kuramadık. Bugün de ortada bir yönetim kurulu yok aslında. Tek bir kişinin, yanındaki menajerle beraber kişisel kararları var. Bu kararlar geçen sezon başında çok tartışmalıydı; sonra toparladılar ve yaptıkları hamleler işe yaradı. Başarı isteyen Demirspor taraftarı da kendini bu hedefe kilitleyen bu iki kişiye destek verdi.  Bugün de veriyor. Onların da taraftarla diyaloğu iyi. Ancak artık bu desteğin karşısında başarıyı artık hemen, bir an önce istiyorlar. 

İki sezon önce, gelecek ani başarının aslında uzun vadede bir başarısızlık olacağını yazmıştım. Yakın tarihimiz, hızla yükselip hızla düşen takımlar çöplüğüyle dolu. Beklediğimiz olmadı; hızla yükselmedik. Bu bir yandan iyi oldu. Ancak hala ayaklarımız yere sağlam basıyor mu, bilemiyorum. Çünkü kulübün girdaplarında neler oluyor, buna dair pek fikrimiz yok.

Kısa yaz döneminde takımda Erkan Zengin ve Adil Demirbağ'ın gidişi haricinde kritik bir değişiklik yok. Yine lig başlamadan son anda teknik direktör değişikliğiyle, geçen sezona başladığımız Ümit Özat ekibin başına geldi. Teknik direktör değişiklikleri geçen 2 yılın en can sıkan yanıydı. Bunlarda futbolcuların talepleri de fazlasıyla etkili oldu gibi... Yaşlı futbolcuların en iyi yapığı şey, bu operasyonlar. Geçen yıl bizi son ana kadar taşıyan yaşlı grubun bu yıl neler yapacağı tartışmalı. Yine Pote'den sonra yüzümüzün gülmediği yabancı oyuncu desteği de ne düzeyde gelecek bilemiyoruz. Normalde transfer isteyen biri olmama rağmen bu yıl takıma birkaç genç ve etkili isim eklemek gerekli diye düşünüyorum.

12 yıldır yazıp çizdiğimiz gibi, isimlerden değil Demirspor'dan yanayız. Yerimiz tribün. Taraftarın sesi, sahada yankı bulsun istiyoruz. Her ne kadar seyircisiz başlayan sezonda bunu sağlamak en azından ilk yarıda mümkün olmasa da taraftarın ne istediğini herkes iyi biliyor... O zaman herkes işini yapsın ve bunu iyi yapsın istiyoruz. 

31 Temmuz 2020

Play-off Final / Adana Demirspor: 5 - Karagümrük: 6

Yine bir hayalin kenarından döndük... Denedik ve daha iyi yenildik. 

2008'den beri yazıyoruz blogta; bi tek 2012'de şampiyonluk şarkıları söyledik. Onun dışında hep hayaller, hedefler, ilkeler, daha güçlü bir camia olmak için öneriler sunduk, düşündük. Bu maçta istediklerimize ulaşmış olmayı istedik. Sevinçlerin daha büyüğü, daha güzeli olsun istedik. Acıların daha büyüğü ve daha derini oldu.

"Olsun, canın sağolsun, dün neysen bugün de osun..."

Seviyoruz işte var mı diyeceğin! 

26 Temmuz 2020

Play-Off 2. Maç / Adana Demirspor: 4 - Bursaspor: 1

Vura vura dağıta dağıta finale çıktık! Ayağına sağlık herkesin... Erkan'ın penaltısının ardından Rassoul, Berk ve Mehmet Akyüz'ün golleriyle darmadağın ettik rakibi.  Sezonda Adana'daki maçla aynı skor oldu.

Finaldeki rakip, ilk maçtaki dezavantajlı skora rağmen deplasmanda kazanan Karagümrük oldu. Ligte iki maç da berabere bitmişti. 

Gol atıyoruz, yeter ki az yiyelim. Hem camia olarak deneyimliyiz, hem deneyimli oyuncularımız var; bu ikisini birleştirmek gerekiyor. Bugüne kadar deneyimli/yaşlı oyunculardan dilimiz yanmıştı, bu kez yüzümüzü güldürsünler istiyoruz.

23 Temmuz 2020

Play-Off 1. Maç / Bursaspor: 0 - Adana Demirspor: 0

Play-offun ilk maçında ağırlıklı olarak ikinci maçı düşünerek oynadık gibi görünüyor. Kontra toplarla gol arayan deplasman ekibiydik; ilk yarıda da net pozisyonlarımız var. Bir süredir 11'de başlamayan Berk Yıldız'la hücumda fırsatlar kovaladık. Bursa ise Seleznov'un sahte penaltı arayışları ve yan toplara odaklanmış gibiydi. Onların da kornerden net pozisyonları var. Kurtuluş bu kez hata yapmadı ve şans da yer yer yanımızdaydı. 

Bu sezon Eylül'den bu yana ilk kez 0-0'lık bir maç yaşadık; sezona arka arkaya golsüz beraberliklerle girmiştik. Tabii ilk yarıdan bu yana çok şey değişti, ikinci devrede bolca attığımız-yediğimiz maçlara göre farklı bir skor oldu. En son gol atamadığımız maç, Aralık ayındaki Altay deplasmanıydı. Gol yemediğimiz son haftaki İstanbulspor maçı dışında önceki 16 maçta gol atıp ve yemişiz. Gol yemediğimiz son maç ilk devredeki yine İstanbulspor maçıydı.

Pazar günü bu sezon ikinci devredeki yediğimizden çok atma halini sürdürürsek, kısacası kazanırsak!, finaldeyiz. 

18 Temmuz 2020

Adana Demirspor: 3 - İstanbulspor: 0

İlk iki olmadı, yine playofflara kaldık. 5. Kez olunca başarı gibi hissetmiyoruz artık. Hele ki iki senedir "büyük oynayan" yönetimi görünce...

İlk kez üçüncü olarak playoff potasında kalıyoruz. Pandemi sonrası tek beraberliğimiz bize pahalıya mal oldu, toplamda son yedi maçta tek beraberlikti. Aslında ilk yarının sonuna göre çok iyi durumdayız ama yükselen trendi burada tamamlayamamak üzücü oldu. Belki de Erzurum galibiyetine çok sevindik... Umutlandık ve üzüldük...

Bir yandan da çok keyifli takımız. 8 yıldır 1. Ligteyiz ve her sene ya çıkmaya ya düşmeye oyunuyoruz, boş sezonumuz yok.

Altay beraberliği kadar, iç sahada kaybettiğimiz Menemen, Eskişehir maçları; pandemi öncesi Akhisar maçı bugünkü hayalkırıklığının asıl nedenleri gibi görünüyor. 

12 Temmuz 2020

Ümraniye: 2 - Adana Demirspor: 3

Deplasmanda kazandık ancak Altay beklediğimiz puanı alamadı. 10 maçtır kaybetmeyen, her maçta gol atan ve 5 maçtır içeride kazanan Altay, bu maçta gol atamadı ve kazanamadı. 

Biz de 2si penaltıyla 3-0 yaptıktan sonra yine işi zora soktuk ve kalp krizlerine sürüklendik. Bu sene çok atıp çok yiyoruz. Neyse ki yediğimizden çok attık. Geçen hafta hariç... Şimdi gelecek haftayı bekleyeceğiz.

İlk devre iç sahada kaybedilen Menemen ve Eskişehir maçları şimdi çok daha değerlendi. 

5 Temmuz 2020

Adana Demirspor:2 - Altay:2

Bu kez kritik maçı kazanamadık ama 10 kişi kalmamıza rağmen de yenilmedik. Kazansak çok rahatlardık ama Demirsporlu rahatlamaz! Yine son haftaya, son ana kadar gidecek bir heyecan olacak. 

İki hafta önce Adil'in yaptığı sorumsuzluğu bu hafta Traore yaptı ve takımı 10 kişi bıraktı. Geçen haftanın tersine 1-0 öne geçip 2-1 yenik duruma düştük ama neyse ki erken reaksiyonla beraberliğe getirdik maçı. Haftalardır yenilmeyen ve içeride kazanıp dışarıda berabere kalarak iyi bir seri yakalayan Altay, serisini sürdürdü. Süper Lig'te son Altay ile oynamıştık Mayıs 1995'te, bu da 1.ligteki son maçlardan biri olsun... 

Haftaya Altay-Erzurum maçının olması avantaj ve bizim Ümraniye deplasmanında kazanmamız lazım.