30 Eylül 2014

Burslar İkinci Dönem

Ankara Tayfası olarak en gurur duyduğumuz icraatimiz olan Ankara'da yaşayan Demirsporlu kardeşlerimize verdiğimiz burslarda ikinci döneme giriyoruz.

Geçen sene 4 kardeşimize ayda 90 TL burs vermiştik. Havuzumuzda Tayfa'ya fiilen ve/veya yürekten katılan büyüklerimiz ve arkadaşlarımızın desteği ile aylık 360 TL toplamıştık. Katılım tutarı minimum 20 TL idi. İsteyen daha fazla miktar ile katkıda bulundu elbet. 

Burs alan arkadaşların bulundukları ortamda burs aldıklarının bilinmemesi, onların kendilerini mahçup hissetmemeleri için isimlerini burs verenlerden dahi gizledik. Tabi yine de talep ederlerse burs dağıtımına ilişkin hesap hareketlerini kendilerine verebileceğimizi söyleyerek şeffaf olduğumuzu vurguladık.

Burs alan arkadaşlara da kimlerin burs verdiğini söylemedik. Sonuç olarak Demirspor'un geleceğinde bir şekilde rol alacak bir kuşağa çok küçük de olsa bir katkı sağlamanın hazzını yaşadık.

Şimdi aynı ilkeler ile ikinci sezona giriyoruz. 

Burs alan arkadaşlarımızdan üç tanesi burs almaya devam edecek. Geçen sene havuza katkı koyan büyüklerimiz ile arkadaşlarımızın hepsi bu sene de havuza katkı koyacaklarını beyan ettiler. Bu kapsamda bir arkadaşımıza daha en az 90 TL burs vereceğiz ayda. 

Burs verebileceğimiz kişi sayısı ve burs miktarı havuza ilave katkı koymak isteyen olursa artabilecek. 

Sonuç olarak; burs almak isteyen arkadaşlarımızın demirgibiyiz@gmail.com adresinden ve Facebook grubumuzda kurucu konumunda bulunan Onur BİÇER, Mustafa UÇAR ve Yavuz YILDIRIM'a özel mesaj göndermek sureti ile ulaşabileceklerini beyan ediyoruz. 

Ankara dışından burs vermek istemediğimizi, burs verdiğimiz arkadaşlar ile yüzyüze tanışmak ve bir arada olmak istediğimizi vurgulayalım. 

Burs vermek isteyen arkadaş ve büyüklerimiz de yukarıdaki kanallardan veya doğrudan bize ulaşırlarsa destekleri için müteşekkir oluruz. Halihazırda havuzda olan veya havuza dahil olmak isteyen gönüllülerin havuzun işleyişine ilişkin önerilerine de açığız. 

Saygı ve sevgilerimizle,

ANKARA TAYFASI

29 Eylül 2014

Tayfa Bolu'daydı


Bolu'daki müthiş deplasman tribününde, her zamanki gibi Ankara Tayfası da yerini aldı. 










28 Eylül 2014

Boluspor:0-Adana Demirspor: 3

Tribünde beste şov, sahada gol şov! Eskinin yerine yeniyi koyuyoruz, Son yıllarda galip gelemediğimiz Bolu deplasmanından 3 golle dönüyoruz. Uzun süredir bu kadar rahat bir deplasman galibiyetimiz olmamıştı. Gollerde, Ali'nin, Mulenga'nın, Tayfur'un pasları çok önemliydi. Orta sahadaki baskımız iyiydi,  kaleyi bulan toplarımız gol oldu. Kalede Serdar iki kritik kurtarışıyla bizi ayakta tuttu.

Ayağınıza sağlık çocuklar!

Bolu; Tanıdık Bir Deplasman

Ankara'ya yakınlığı ile her zaman kafadan gidilecek olarak işaretlenen bir şehir, Bolu. Önceki iki sezon ligi açtığımız, bu sezon da ikinci deplasman rotamız olan Bolu'ya karşı dışarda pek başarılı olduğumuz söylenemez.

2007'de bir midibüsle, geçen iki senede de minibüslerle ziyaret ettiğimz şehirden 3 puanla dönememiştik. 2007 sonrasındaki karşılaşmalar, "sezon başının günahı olmaz"la avunduğumuz dönemlerdi. Bugün artık sezon başını iyi geçmenin moraliyle Bolu'ya gidiyoruz. 3 puan umudumuz canlı...
Bu sefer nasıl bir hikaye ile döneceğiz bu maceredan? Bakalım, görelim...

27 Eylül 2014

Eskinin Yerine Yeni

Geçen haftadan kalan keyif, hafta 4-1'lik Güngören galibiyetiyle devam etti. Maçtan önce akla gelen kötü hatıralar, bu sezonun iyi geçeceğine dair umutlara bıraktı yerini.  Aslında Güngören'in suçu yoktu, onlara mağlup olmamızı sağlayan isimlere sövmeliydik, futbolcusundan yöneticisine... Bir daha öyle adamları bağrımıza basmamız gerektiğini hatırlattı bu maç bize. Kötü günleri iyilerle değiştirelim, madem eskinin yerine yenisini yaratıyoruz, Bolu'dan da galibiyetle dönelim!

21 Eylül 2014

Adana Demirspor:3-Alanyaspor:1

Giresun'dan sonra 1.ligin bir diğer yeni takımını da yendik, puanımızı 7 yaptık. Goller Mulenga ve Oğuzhan'dan. Bursa'dan kiralanan Oğuzhan geçen yıl A2'de attığı tek golden sonra bu gollerle  1.lige merhaba demiş oldu. Ünal Karaman'ın devre arası müdahalesi ve taraftarın desteği ile 3 puan geldi. Sezon iyi başladı,  nazar değmesin, böyle devam etsin.

20 Eylül 2014

Hasret

Aydoğdu yönetimi sosyal medyayı boşlamıyor. Özellikle benim gibi twitteri yakından takip edenler son zamanlarda twitterde kulübün resmi hesabından ( @AdsKulubu) gelen güzel twitler ile mutlu oluyorlar. Aşağıya bir örneğini ekliyorum.

Kulübün sosyal medyaya ilgisi için yetkililere teşekkür eder, devamını dileriz...


16 Eylül 2014

Türkiye Kupası Hakkında

Türkiye Kupası'nda kuralar çekilmiş. Buna göre rakibimiz İstanbul Güngörenspor olmuş.

Daha önce defalarca yazdık yine yazalım.

Türkiye Kupası bir gelir kaynağıdır. Yayın gelirleri vardır, ilave iddaa gelirleri vardır, yanlış bilmiyorsak galibiyet başına gelir vardır. Mevcut borç yapısı ile Adana Demirspor kulübünün tek kuruş gelire sırt dönecek lüksü yoktur.

Bu nedenle Türkiye Kupası asla angarya olarak görülmemelidir. 

Ayrıca hafta içi maçlarının takımın performansını olumsuz etkilediği tezi kanıtlanmış, kezin bir tez değildir. Bana göre bu performansa alışan bir takım için olumlu dahi etkileyebilecektir. 

Demirspor takımı hiçbir maça kaybetmek için çıkmamalıdır. 

Takımımızdan başarılı bir kupa performansı bekliyoruz.

15 Eylül 2014

Geçmiş Olsun Beykan



Giresunspor maçının son anlarında omzunun üstüne düşen genç oyuncumuz Beykan'ın sargılı bandajlı hali twitter'da paylaşılmış. Geçmiş olsun diyoruz, hemen düzel de gir yeniden takıma!


14 Eylül 2014

Giresunspor:0-Adana Demirspor:1



Delasmandan üç puanla dönüyoruz, bilindik tabirle "plakayı yazdık". Maçta tek pozisyonumuz gol oldu, Mulenga'nın ayağından. Oyuna gergin başlayıp sarı kart gören Cumali'nin yerine oyuna giren Timur hücuma katkı yaptı ama Tayfur'un pası golün hazırlayıcısıydı. Takımın en iyisi Attamah son saniyede gereksiz yere kırmızı kart gördü, haftaya yok, maçın en kötü yanı bu oldu. Takımda genel olarak bir uyum sorunu dikkat çekiyor.
Genel olarak orta saha mücadelesi şeklinde ve temposuz geçen maçta bulduğumuz pozisyonu değerlendirmek bizim için artı.

Deplasmana giden arkadaşlarımıza kazasız belasız yolculuklar...


Yeniden Başlıyoruz



Gereksiz milli maç arasıyla koptuğumuz Lig havasına bugün geri dönüyoruz. Arada basketbolda Dünya Kupası heyecanı, adrenalinimizi yüksek tuttu neyseki. Tribün emekçileri yeni pankartlar hazırlarken deplasmancılar da kendi imkanlarıyla yola koyuldu. Bugün Giresun'da tayfadan arkadaşlar tribünde olacak, pankartlar asılacak. Kötü hatıralarımızı iyiye çevirelim, ilk galibiyetimizi elde edelim!


10 Eylül 2014

Yeni Pankartlar


Bir süredir teker  teker fotoları geliyordu internete, şimdi hepsini birden görüntülemiş arkadaşlar, fotoyu Rıdvan Tunç'tan (@fuzeselami) aldım.  Emeği geçen herkesin eline sağlık,  2008-2010 ruhu geri dönsün tribüne...


3 Eylül 2014

Rüyalar Gerçek Olsa...

Her çocuk yeni bir umut, yeni bir başlangıç, daha güzel yarınlar.

Yavuz ve Ebru kardeşlerimizin bu sabaha karşı Rüya isminde bir bebekleri oldu. Tayfamızın en genç, en dinamik üyesi hepimizi mutlu etti.

Hoş geldin Rüya!

Rüyalarımızı seninle oyunlar oynadığımız dönemlerde gerçekleştirebilmeyi diliyoruz.

Kardeşlerimizi tebrik ediyoruz, yeğenimize ailesi ile sağlıklı, mutlu, başarılı bir ömür diliyoruz.

2 Eylül 2014

Passolig Değerlendirmeleri #4

Passolig uygulaması ile ilgili bir değerlendirme de takipçimiz Ömer Durmuş'tan geldi; Ömer Bey bu hafta 5 Ocak'ta yaşadığı deneyimi paylaşmış:

"Ben de passo lig uygulaması ve uygulamanın tribünlere yansıması hakkında bir iki şey karalamak ve sizlerle paylaşmak istedim.

Öncelikle passo lig uygulamasını görmeden, yaşamadan olumlu yahut olumsuz fikir beyan etmek istemediğim için maçı yaşadıktan sonra fikirlerimi artık daha rahat paylaşabilirim.

Bir kere aslında uygulamanın pazarlanış şekli, maçı benim gibi takip eden bir tribün insanı için çok mantıklı, nasıl mı?

1)Daha Ekonomik;
Her yıl 17 maç üzerinden peşin ödeyerek kombinemi alıyorum fakat takım ortalama 3-4 maç ceza yiyor, 1-2 de hastalık, seyahat falan olsa toplam 5-6 maç zaten ücretini ödediğim maça gidemiyordum. Şimdi ise gidebileceğim maçın ücretini ödeyeceğim. Üstelik vadeli.

2)Bilet Almak Daha Kolay;
Kombine yoksa , sahte bilet kaygısı ile sadece maç günü satışa çıkan biletler, maçtan 3-4 saat önce açılan gişelerde satılıyor ve özellikle önemli maçlar öncesinde izdihamlar, kavgalar, hırgürler arasında zar zor bilet alınabiliyorsa alınıyordu. Şimdi günler öncesinden ,bilgisayarın başında rahat bir şekilde bilet alınabiliyor.

3) Daha Tüketici Odaklı;
Talebim, parasını ödediğim her üründe olduğu gibi bu işte de isteğimi(koltuğu) seçerek, seçme hakkımı kullanabilmekti ki o imkanı passo kart sunuyor.

4) Daha Koruyucu;
Sonuçta herkes yerine oturacağından koltuk kıran, çevreye rahatsızlık veren, evladımın yanında küfürün bile adabını aşarak sarf edilen sözler, jestler, mimikler azalacak veya olmayacak. Biz de çolumuzla, çocuğumuzla rahat rahat tribünde, marşlar, şarkılar eşliğinde gönül verdiğimiz takımın maçlarını izleyeceğiz.

Peki öyle mi; Ne yazık ki bana pazarladıkları ürün karşılığında oluşan tüm beklentilerimin hepsi yalanmış.

Biletimi günler önce özenle aldım ve maça -yine de bir saat önce-girdim. Stadın en fazla ücret ödenerek girilen tribününde, yerimden 4 blok ileride başka koltuğa razı oldum,o da tribünler boş olduğu için. Sezonun ilk maçı fakat koltuklar yine leş gibi, bazıları kırık. Maçın başlamasına 20 dakika kala alt bölümde oturanların tamamı yukarı çıktı, hiç bir görevli en ufacık bir uyarıda bulunmadı. Maç başladı 3 sıra önümde oturan 3-5 kafadar zaten maçı hiç izlemiyorlar sadece birbirlerine küfür ediyorlardı, su savaşına başladılar , ön sıramda oturan 13 yaşlarına iki arkadaş sırılsıklam ıslanınca biraz sitem etmeye kalktılar, çocukları dayaktan zor kurtardık.

Maç çıkısı anladım ki bu kartın sporda şiddeti önleme, insan gibi maç izleyebilme, ödediğin ücretin karşılığını verebilme vs ile ilgili en ufacık bir kaygısı yok.Futbol müşterisinin paralarını ceplerinden, iktidarı rahatsız edenleri ise tribünlerden toplamaktan başka derdi yok."

1 Eylül 2014

Passolig'i Değerlendirmeye Devam Ediyoruz

Tayfamızdan Nuh kardeşimiz Passolig'e ilişkin düşüncelerini güzel ve etkili bir dil ile kaleme almış. Bu tartışmanın kesilmemesi bilinçlenme ve düşünceleri şekillendirme, körü körüne destek veya köstek olmama açısından faydalı olacak. Görüşü olan herkesi blogumuza bekliyoruz. Teşekkürler Nuh kardeşim.

"Sezonun ilk haftası itibari ile spor camiasının eğlence anahtarı olarak sunulan Passolig stadlarımıza kabus gibi çöktü. Tribünlerdeki taraftar sayısı yok denecek kadar az. ilerleyen haftalarda uygulanmak istenen sistem yerli yerine oturacak mı yoksa tamamıyla çökecek mi hep beraber göreceğiz, fakat bu sistem; bilet satmaktan ziyade bağlı kurumunun mevduat bankacılığı yapması için müşteri toplamaktan başka bir şey değildir. Kanun kulüplere e-bileti şart koşuyor ‘Passolig’i değil! Kulüpler marketlerin,AVM'lerin, otobüs firmalarının indirim kartı gibi bir kartla taraftarı e-bilete geçirmek yerine taraftarını banka müşterisi yaptı. Futbol her geçen gün, futboldan farklı bir şey olmaya başladı. Endüstriyel futbolun kapanları arasına sıkıştık. Nasıl kurtulmalı, ne yapmalı! Taraftar grupları bu işi bir araya gelip çözmeli. Ön ayak olmalı. Bizi müşteri gibi görmeleri engellenmeli. Bu mecburiyete son verilmeli ve e-bilet uygulama hakkı kulüplere bırakılmalıdır. 

Passolig; spor camiasına stad kapılarını kilitleyen anahtarın ta kendisidir. 

"Futbolun ruhu tribünlerdir. Tribünler bizimdir.""

Kaynaklar: www.mavisimsekler.com
@espanaa

30 Ağustos 2014

Adana Demirspor:1-Denizlispor:1

İlk maçta tek puan alabildik, kendi sahamızda kötü sonuç. Golümüz Beykan'dan geldi. İlk yarıda  gol dışında, maçın başlarında Mulenga ve golden sonra da Timur'la pozisyonumuz var. İkinci yarıda ise net bir pozisyon yok. Oyuncular henüz hazır değil. Mulenga bu haliyle Rostand'dan kötü. Orta sahada Alaattin'den başka topu ileri taşıyan oyuncumuz yok. Takımda genel olara organize olmakta sorun var, topu iyi dolaştırsak da daha kim ne yapacağını tam bilmiyor. Mücadelenin sonuca yansımadığı bir maç oldu.

29 Ağustos 2014

Yeni Sezonda Başarı

Yeni sezona başlıyoruz. Geçen seneki kadrodan as takımda olmayan birkaç oyuncuya gecikmeli de olsa çok sayıda futbolcu ekledik. Çoğunlukla yolu Erciyes ve Karabük'ten geçen topçular... Arka arkaya 1. Ligte şampiyonluk yaşayan, Süper Lig tecrübesi olan, deneyimli ve genç bir karma var elimizde. Hurşut, Ali ve Hüseyin gibi Süper Lig'in iyileri de kadroya katıldı. Siyahi forvetimiz, Fransız ve Hollanda ligi deneyimli Mulenga'dan beklentimiz yüksek. Eğer bu isimlerden bir "takım" kurulabilir, ödemeler düzgün yapılırsa başarılı olmak mümkün.

Bununla birlikte U21 takımımız da -passoligsiz seyredebilirsiniz!- yine odağımızda olacak; Demirspor'umuzun köklerini taşımaya devam edecekler.

Bu sezon başarı, saha içinde olduğu kadar gelecek yıllara borçsuz, kalıcı gelir kaynakları yaratmış, kurumsallaşma yolunda adım atmış bir kulüp olmakla da ölçülecek. Daha önce olduğu gibi bundan sonra da bu konu hep gündemimizde olacak.


Kalıcı Gelirler Hakkında

Dün ADS-Der’in Kalıcı gelir ile ilgili açıklamasını okuduk. Bu açıklamaya katıldığımızı ve içinde bulunduğumuz ekonomik darboğazdan bizi çıkarmayı hedefleyen her türlü hareketin içinde olmayı görev saydığımızı belirtmek isteriz. 

Defalarca söyledik yine söyleyelim. Adana Demirspor’un elde ettiği gelirler, buna belediyeden gelenler de dahildir, giderlerini karşılamaya yetmemektedir ve aradaki fark mecburen borç ile karşılanmaktadır. Ve her borç alışımızda yeni temliklerle karşılaştığımız için her sezon giderlerimiz gelirlerimizi daha çok aşmaktadır. 

Adana Demirspor’un bu zinciri kırabilmek için kalıcı gelire ihtiyacı vardır. Kalıcı geliri çeşitli açılardan değerlendirmek mümkündür. 

1-Her sene temlikli olması nedeni ile tahsil edemediğimiz İddaa ve Federasyon gelirleri, temlik yükünün ortadan kaldırılması ile boşa çıkarılırsa Adana Demirspor doğrudan en büyük kalıcı gelirine kavuşacaktır. 

2-Adana Demirspor kulübü tabana yaygın kalıcı gelir projeleri üretmek ve taraftarının maddi desteğini yanında hissetmek zorundadır. Tabana yaygın kalıcı gelir projelerimizi birçok kez blogda paylaşmış ve ayrıca talep eden yönetim kurullarına da sunmuştuk. Gerekirse çalışmaları detaylandırmaya ve tekrar sunmaya hazırız. 

3-Adana Demirspor kulübü iş adamlarına ve iş hayatına yönelik kalıcı gelir projeleri hazırlamalıdır. 

Üç başlık altında değerlendirdiğimiz bu kalıcı gelir adımları bir noktada kesişmektedir: Siyasi otorite ve devlet erkanı. 

Bugün temlik yükünü kırmanın yolları; 
a) Belediyenin hibelerini artırması yolu ile gelirlerin giderleri aşması 
b) Siyasi otoritenin baskı ve desteği ile kulübe tek seferlik yüklü gelir getirecek organizasyonlara girişilmesi 
c) Temlik sahiplerinin temliklerini yeniden yapılandırması 
d) Kalıcı gelirler ile gideri aşacak şekilde gelir sahibi olunmasıdır. 

Bugün tabana yaygın kalıcı gelir projesi örnekleri, 

a) halı saha, 
b) otopark, 
c) muhtelif yerlerde bağış sandıkları kurulması gibi projelerdir. 

Bugün iş çevresine yönelik kalıcı gelir projeleri, 
a) benzin istasyonları ile çalışma yapılması, 
b) AVM’ler ile çalışma yapılması gibi projelerdir. 

Bugün tek seferlik ilave gelir elde etme projeleri 
a) Takıma sponsorluk bulma, 
b) Takıma forma reklamı bulma gibi projelerdir. 

Tüm bu projeleri (belki SMS projesi bunun dışında tutulabilir) Adana’nın güç odaklarından bağımsız bir şekilde yapmak maalesef mümkün değildir. Bunun olmadığını, taraftarın kendi kısıtlı imkanları ile büyük gelirlerin akacağı havuzlar oluşturma potansiyelinden ve ilgisinden çok uzakta olduğunu defalarca anlattık, örneklendirdik. İş çevresinin “Demirspor kentin değeridir, Adana, Demirsporludur” gibi gerekçeler ile harekete geçecek yakınlık düzeyinde olmadığını, hatta ve hatta Demirspor’a zerre ilgi duymadıklarını ve daha da ötesi Demirspor’a elini verenin kolunu kaptıracağı algısı nedeni ile uzak durmaya çalıştıklarını işleyip durduk. Demirspor’un doğru bir iş birliği ile siyasiler açısından oy deposu haline gelebileceğini ama bu tezi harekete geçirecek dinamiklerin suskun olduğunu belirttik. 

Sonuç olarak taleplerin doğru bir şekilde siyasilere ve güç odaklarına iletilmesi ve siyasilerin doğru şekilde yönlendirilerek kulüp üzerinde ilgi ve desteklerinin sağlanması kaçınılmaz görünüyor. Bu noktadan hareketle kalıcı gelire ilişkin adımları destekliyor ve bu tür çağrıların Adana Demirspor’da etkili olan tüm oluşumlarca desteklenmesinin çağrının etki derecesini artırması açısından faydalı olacağını düşünüyoruz.

26 Ağustos 2014

Passolig'e Dair

Gencay kardeşimin yazısının alacağı tepkileri bekledim kendi görüşümü yazmak için. Çok olumlu tepki aldığını belirtmeliyim. Passolig gibi bir uygulamaya karşıyım. Bu tür uygulamalar futbolun ruhunu öldüren, onu mekanikleştiren uygulamalar.

Gelir konusunda Gencay'ın verdiği bilgiler de çok doğru, çok yerinde. Kargo ücretinden, EFT-havale ücretinden, gecikme faizlerinden, bilet işlem ücretlerinden cebimize tek kuruş para girmiyor. Yıllık kesintileri de dikkate aldığımızda Demirspor için harcadığımız her 10 TL'nin yaklaşık 6 TL'sini aslında Demirspor'a vermediğimizi kabul etmek durumundayız. Bu yönüyle bu sistem rezalet, mide bulandırıcı. 

Yalnız bu değerlendirmeyi yaparken Demirspor'un maddi durumunu ve diğer gerçeklerini de belirtmek gerekiyor. Maalesef Passolig üzerinden yapılan ekonomik değerlendirme vurucu ama ziyadesi ile farazi. 100.000 Passolig kartı sayısı bizim için hayal. 

Şöyle ki; Adana Demirspor kulübü bugüne kadar 3 tane kredi kartı projesi yaptı. Flexi kart, Maximum kart ve yürürlüğe girmeyen Denizbank bonus kart. Bunlardan ilk ikisinde kulübün gelir kazanabilmesi için 1500-2000 kişinin kart sahibi olması gerekiyordu ve bu kartlardan kart işletim ücreti alınmıyordu. Bu kota doldurulamadığı için Demirspor'un kasasına tek kuruş girmedi. Bu kredi kartından 100.000 adet satılabilse idi Demirspor'un belki de en büyük kalıcı geliri olacaktı. Takım ile ilgili harcanan her kuruşun %90'ı Demirspor'un kasasına girecekti. Takım ile ilgili olmayan her harcamanın %0,6'sı civarında bir para da kulübün kasasına girecekti. Yani bakkaldan aldığın ekmeği kredi kartı ile alırsan banka Demirspor'a para ödeyecekti. Ayrıca bir bağış kampanyası ile birleştirilip sunulsa idi piyasaya Gencay kardeşimin verileri altında aylık 1 TL bağış ile Demirspor'un yılda 1,2 milyon TL minimum kalıcı geliri olacaktı. Ortalama 2 TL bağış ile 2,4 milyon TL, ortalama 5 TL bağış ile 6 milyon TL. Harcamalar üzerinden gelecek gelirleri hariç tutuyorum. 

Bu hesapları yaparken 100.000 rakamı yerine 5.000 rakamını ideal koyduk kendimize. Yani yılda 60.000 TL kulübe bağış yolu ile gelir gelse yeterdi. Harcamalardan da 10.000 TL gelse razıydık. Yılda 70.000 TL'ye fittik. Onu bile başaramadık. 

Burada bankaların da muhafazakar tutumu vardı. Türkiye'nin 4. büyük kenti iken sıralamada 5.liğe gerileyen Adana, kredi kartı borcu ödememe listesinde de Türkiye'nin ilk üç şehri arasındaydı. Bankalar da başvuruların bir kısmını reddettiler. Ama kabul etmek lazım yeterli başvuru olmadı. 

Bekir ÇINAR yöneticiler tarafından sevilmedi ama taraftara hitap ettiği için çok önemli bir kesimin göz bebeği idi. 28 Mayıs gecesi, yardım gecesi Demirspor'un tarihine geçti, kara bir anı olarak. 58.000 TL para toplanabildi ancak. 58.000 taraftardan 1'er TL yardım gelmiş olsa idi çok anlamlı olurdu ama yine tabana yayılamadı. Samet kumbarasını bağışladı, muhtelif taraftar bağışlarda bulundu, bir iş adamı 25.000 TL bağışladı da 58.000 TL bu şekilde ödendi. Başkan utanıp paraları bağışçılara iade etmişti. 

Yani söz konusu para olunca ve işin içinde zorlama olmayınca Demirspor taraftarı maalesef kayıptı. 

Demirspor ortalama 15.000 taraftara da oynamadı maalesef. Ortalama taraftar sayısında en yakın rakibimize fark attık ama ortalamamız 10.000 biletli seyirci (iki ayrı kaynağın ortalamasını alarak bu sonuca ulaştım.). Demirspor taraftarı kente de hakim ama genel anlamda baktığımız zaman maraton, kapalı, kale arkası taraftarı hep aynı kişiler. Ne olursa olsun maçlara giden kişiler. Yani kabaca 10.000 kişilik ortalama taraftarın 6.000 kişisi aynı kişiler diyebiliriz. Geriye 4.000 kişilik bir değişen kesim kalıyor. Bunların da en iyimser varsayımla 12.000 kişiden oluştuğunu varsaysak, Demirspor'u statta sürekli izleyenlerin sayısı 18.000. Biz bu 18.000 kişiye 1.500 tane ücretsiz kredi kartı satamadık. Bunlardan kulübe ayda 1 TL minimum sınırdan gelir kazandıramadık. Yapsak yılda 216.000 TL kalıcı gelirimiz vardı alt sınırdan. 

İşin içine para ve tercih girince tabana yaygınlığı sağlayamadık, takıma sahip çıkamadık. Şimdi Passolig denen bir uygulama getirdiler. Şu anda 5.000 kişi almış bu kartı. Ya kartı alırsın ya Demirspor'u yerinde izleyemezsin demişler. Ayrıca başvuruları da reddetmemişler. Kredi kartı olmamış ama banka kartı vermişler. Her şekilde başvuranlar bir kart sahibi olmuş. 5.000 kişi gitmiş almış. Geçici kart sahiplerini saymıyorum. Şimşekler Grubu da alacağım demiş ama en az 2.000 kişilik o potansiyeli de saymıyorum. 5.000 kişiden 75.000 TL para toplanmış. Bunun takriben 30.000 TL'si kulübün kasasına girmiş. Çok yazık 45.000 TL bizim kasamıza girmedi. 

Peki biz 5.000 taraftardan 6 TL kulübe bağış yapın deseydik alabilecek miydik? Şimşekler Grubu zamanında açlık grevi yaptı, 5.000 taraftar cebinden bağışta bulunup kulübü kurtardı mı, kulübe destek oldu mu? Gelir durumu az daha iyi olanlar kongre üyeliklerine sahip çıkıp, üye olup, kalıcı gelir yarattı mı? 

Olmuyor, maalesef yerden göğe kadar hak versek de olmuyor. Demirspor taraftarının yapısı bu. Demirspor taraftarı örgütlü değil. Yönlendirilmeye müsait de değil. Sonuna kadar özgür. Elini de cebine atmıyor. Demirspor taraftarı tabana yaygın şekilde takımına katkı koysa bugün bizim sırtımızı kimse yere getiremezdi. Ama biz bugün çok ciddi maddi sıkıntı yaşıyoruz. Biz bugün belediye olmadan borç batağından kurtulamıyoruz. Birey olarak isyanlarımız kitleye sirayet etmediği için, kitlenin pek de umurunda olmadığı için bir sonuç alamıyoruz. 

En önemli neden ekonomik neden. En önemli gelir kaynağımız, şah damarımız iddaa ve federasyon gelirleri ama temlikli. En büyük gelir kaynağımızdan mahrumuz. Ama Passolig denen sömürü düzeninde gelirimize yöneticiler temlik koyamıyorlar. Yani bankalar 10 TL'nin 6 TL'sini alıyor ama 4 TL bize veriyor. Bizim yöneticilerimiz anlık değerlendirildiğinde 10 TL'lik gelirimizin 10 TL'sini kendilerine alıyorlar. Bakacak olursak yaşamamız açısından Passolig çok daha insaflı. Biz en makulünü, en idealini hayata koyamadık. Daha iyi bir seçenek de ortaya koyamadık. Kulübün kasasına girecek her kuruşa da muhtacız. Benim bakış açım bu. 

Demirspor maneviyatın takımı. Geçenlerde yazmıştım. Aklı ile hareket etse idi Adanalı, Demirsporlu olmazdı. özellikle son 20 yılda hiç olmazdı. Demirsporlu maneviyat adamı. O nedenle inadına büyüyor. Gencay kardeşim çok haklı. Savunduğum şeyden tiksiniyorum ama Demirspor'un maneviyatını bitirmeye Passolig'in gücü yetmez. 

Fişleme konusuna gelince. Passolig'e antitez olarak kendi kredi kartını ileri sürüyorsak fişlenmeyi peşinen kabul ediyoruz demektir. Devletin fişlemek için gerçekten de Passolig'e ihtiyacı yok. Ekonomik hayata çok entegreyiz. Her şekilde taraftarı fişlemek mümkün. 

Şiddeti engelleme konusunda ise Gencay'a sonuna kadar katılıyorum. Passolig bu konuda fasa fiso'dur. İstense engellenir. Zaten yazıda da belirtilmiş. Maç günü imza zorunluluğu var sabıkalılar açısından. Tribünlerde kameralar var. Kural koyuyorsan onu uygulayacaksın. Uygulamıyorsan Passolig bunu çözer demek çok ama çok mantıksız. Sadece algı yönetimi, sadece yalan.

Sonuç, iğreniyorum bu sömürüden ama Passolig kartı aldım. Örgütlü taraftar karşı çıksın, ben kulübümün gelirini kendim sağlarım desin. Ben bankalara para yedirmem, bankaya vereceğime kulübüme daha çok veririm desin, kartımı derhal iptal ettireceğim. Passolig karşıtlığının da bayraktarlığına adayım. Mevcut koşullar altında ise sistemin çaresiz bir parçasıyım. Teşekkür ederim Gencay kardeşim. 

24 Ağustos 2014

Metin Kurt

Metin Kurt'un vefatının ikinci yılı, toprağı bol olsun... Çizgi Metin'le ilgili yazılarımız bakmak isterseniz:  http://www.adanademirspor.net/search?q=metin+kurt 


22 Ağustos 2014

Konuk Yazar-Yerli Sinema: Aşkımız Passolig'e Karşı

Gencay SİVUK kardeşimiz sağolsun isteğimi kırmadı Passolig uygulamasının karşısında bir taraftar olarak düşüncelerini ayrıntılı olarak kaleme aldı. Uygulama hakkında daha net fikir oluşturabilmek açısından Gencay'ın yazısının çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Tam bir Demirspor taraftarı gibi duygusal ve yüreği ile hareket eden ve olabildiğince rasyonel bir yazı kaleme almış. Passolig uygulamasına ilişkin kendi düşüncelerimi bu yazıya yansıtmayacağım. Bu güzel yazıyı gölgelememek adına ayrı bir yazı ile görüşlerimi paylaşacağım. Gencay'a teşekkür ediyoruz.

"YERLİ SİNEMA: AŞKIMIZ PASSOLİG'E KARŞI 

"En büyük üzüntüm futbolun her geçen gün, futbolun daha da dışına kayması." İnsan 1996 yılında kaybettiğimiz, 70'lerin Almanya'sının ünlü teknik direktörü Helmut Schön'ün bu sözünü görünce; ''Acaba Schön 2014 Türkiye'sinde futbolun halini görse ne derdi?'' diye sormadan edemiyor. Daha çocukken büyüsüne kapıldığımız futbol, şu günlerde e-bilet, nam-ı diğer Passolig zımbırtısı yüzünden platonik aşkımız olma yolunda hızla ilerliyor. Passolig, en kısa haliyle, 6222 sayılı Kanun çerçevesinde maçlara tüm kişisel bilgilerimizin kayıtlı olduğu bir kartla giriş imkanı sağlayan bir sistem. Kafa karışıklığını gidermek amacıyla Passolig denilen uygulamayı 2 farklı temel yönden ele almak daha doğru olur; Maddi ve Manevi. Önce bu uygulamayı getirenlerin, yöneticilerin sevdiği ''maddi'' açıdan bakalım. 

Passolig'in pazarlayıcılarının yarattığı algı operasyonunun bir numaralı mottosu; ''Gelirlerin direkt tuttuğunuz takıma gideceği'' yalanı. Resmi internet sitelerinde yazan bilgiye göre, karta sahip olmak için online başvurumuz sonucunda ödeyeceğimiz ve ''her sene yenilemek zorunda olduğumuz'' kart ücreti 15 ve 25 TL arası değişmekte. Yine sitede yazan bilgiye göre bu kart ücretinin 7.95 liralık kısmıysa banka tarafından kesilmekte. Yani Demirspor özelinden konuşursak aldığımız kart bedelinin sadece %47'si kulübümüze gidiyor. Keza kartın kargo ile ulaştırılması sonucu ödeyeceğimiz 5-10 liralık kargo ücretinin kulübe gelir olarak hiç bir katkısı yok (%0). 

Passolig kartımıza para yüklemesi yaparken yine kulübümüze vermek yerine bankaya vereceğimiz cebimizden alınacak EFT, havale ücretlerinden yine takımımıza aktarılan bir kazanç yok (%0). 

Tüm bunların dışında, Passolig kartımıza yükleteceğimiz her maç bileti için 2 TL işlem ücreti kesiliyor. Maraton bilet fiyatımız 10 lira ama biz bilete 12 lira verip 2 lira fazla parayı kulübe değil Passolig'e veriyoruz. En basit hesapla, maçlarını 10-15 bin seyirciye oynayan Demirspor'un, taraftarının cebinden her maç 20.000-30.000 TL arası bir miktar çalınıyor. Sezon içerisinde 17 maç yaptığımızı varsayarsak sevdalısı olduğumuz kulüp yerine Passolig kartının sahibi olan şirkete bir sezonda 510.000 TL (17 maç x 30.000 TL) para veriyoruz bu sistemle. Kulübün bu alınan işlem ücretlerinden kazancıysa yine yok (%0). 

Tüm bu standartlar üzerinden farazi bir iktisadi değerlendirme yapalım. 100.000 Demirspor Passolig Kartı sayısına ulaşıldığında ve her maçımızı 15.000 seyirciye oynadığımızda, aşığı olduğumuz kulübümüze vermek yerine her sene Passolig hakkına sahip şirkete ve aracı kurumlara ödediğimiz rakam tamı tamına 2.305.000 TL. Yazıyla da yazalım ki daha kolay anlaşılsın, iki trilyon üç yüz beş bin TL. (Kart ücreti=100.000x7.95, kargo ücreti=100.000x10 TL ve 17 iç saha maçının işlem bedelleri=510.000 TL TOPLAM= 2 Trilyon 305 bin TL) Ufak bir dip not: Üstelik Passolig kartına yükleme yaparken bizlerden kesilecek EFT, havale ücretleri de bu hesaba dahil değil. 2 küsür trilyon iyi para...''Peki Demirspor'un toplam borcu ne kadardı?'' 

Passolig'in bir de kredi kartı versiyonu var.Yine resmi internet sitelerinde yazan bilgiye göre bu kart sayesinde harcamalarımızla takımımıza katkı sağlama imkanı doğacak(mış). Kulübümüze aktarılacak meblağ hakkında ise en ufak bir bilgi yok. Örneğin aylık 1000 TL harcamamın kaç lirası kulübüme gidecek, kaç lirası aracı kurumlara veya bankacılık işlemlerine gidecek bilinmiyor. Bizim cebimizden çıkacak gecikme faizi,kart bedeli gibi ücretlerin yine Demirsporla bir alakası yok. Kısacası yukarıda yaptığımız maddi çıkarımlar kredi kartı versiyonu içinde geçerli, tek farkı Passolig yöneticilerinin sevdamızdan nemalanmaları için gereken pasta payı biraz daha geniş. 

Detaylı değerlendirmeye girmeye gerek yok bana kalırsa, bu teze hemen bir anti-tez üretip sorusunu soralım: ''Takımımıza kredi kartıyla yaptığımız harcamalardan katkı sağlamak için neden illa Passolig kullanalım?'' Kulüpler taraftarları için en mantıklı, en hesaplı, daha kolay elde edibilen, daha çok gelir getiren kredi kartları için farklı bankalara yönelip, taraftarının nerelere harcama yapacağını daha iyi bildiklerinden ve buna yönelik kampanyalar da hazırlayabilirler. Keza Demirspor 2009'dan beri zaten kendi kredi kartını taraftarının beğenisine sunuyor. Taraftar-kulüp ilişkisine neden bir 3. kurum dayatma sistemiyle dahil oluyor? 

Passolig'in maddi zararlarını değerlendirirken unutulmaması gereken en büyük örnekse taraftar sayılarındaki mutlak düşüş. 2013/14 futbol sezonu sonundaki seyirci sayılarına ve bu yaz satılan kombine sayılarına bakarsak stadlarda seyirci sayısının bariz azalacağı kaçınılmaz bir son. Süper Lig ve 1. Lig takımlarının stad kapasitesi toplamı 756.000 iken satılan Passolig sayısı sezonun başlamasına 2 hafta kala sadece 146.011. Her passolig sahibinin her hafta stada gitmeyeceğini de varsayarsak maçları 500-1000 kişiye oynayan takımlar nasıl gelir kazanacak bu da ayrı bir tartışma konusu. 

Passolig'in ''tessera del tifoso'' ismiyle İtalya dışında hiç bir ülkede bir muadilinin bulunmadığını belirtirken, İtalya'da dahi taraftar sayılarının yaklaşık yüzde 20 azaldığını ve hatta Roma, Padova, Cagliari gibi kulüplerin kendi kartlarını piyasa sürdüğünü belirterek maddi analizimizi noktalayalım. 

Futbolun kardeşidir maneviyat... ''Futbol arsada güzeldir, borsada değil.'' demişti rahmetli Metin Kurt. Bugün futbolun borsada da güçlü olduğu ülkeler taraftarları tribüne çekmek için her yolu denerken, bizdeyse uzaklaştırmak için her yol deneniyor. Passolig'in maddi zararları bir kenara, manevi zararları da oldukça büyük. Demirspor maddiyatın değil maneviyatın ekolüdür, bunun zararını en fazla hissedecek kulüplerden birisi olacaktır muhakkak. 

Bir kere Passolig, genç-yaşlı, çoluk-çocuk demeden herkesin maça Passolig kartıyla girmesini zorunlu kılan bir sistem. Üstelik başvururken T.C. Kimlik No'muza kadar tüm bilgilerimizi veriyoruz. Fişlenmemiz, kişisel bilgilerimiz kullanılarak kullanılmamız an meselesi. Demirspor'a halkın takımı diyoruz eyvallah, peki bu halkın ne kadarı Passolig'e sahip olabilecek? Muhtemel Passolig yüzünden stadlarımızda göremeyeceğimiz taraftarlar manzaralarından bazıları; 


Passolig pazarlayıcılarının yarattığı algı operasyonlarından birisi de Passolig'in karaborsayı önleyeceği yalanı. Halbuki Passolig karaborsayı daha da kolaylaştırabiliyor. Resmi internet sitesindeki açıklamaya göre; kartımıza tanımladığımız maç biletini başkasına aktarabiliyoruz. Parasını ise banka havalesiyle ya da elden alıyoruz. Passolig sayesinde bilete daha kolay ulaşacağını sananlar hiç düşündüler mi acaba, ilginin çok yüksek olduğu bir maçta, örneğin 6. haftadaki Adanaspor maçında, satışa çıkarılacak 2000 bilete internet sayesinde alakasız insanlar sahip olursa.Oluşacak karaborsa nasıl engellenecek? Biletlerin yarısının gişelerden, yarısının internetten satılması daha mantıklı bir sistem olmaz mı? 

Passolig savunucu az bir zümrenin savunduğu en bariz görüş; ''bilet almak için gişeye gitme derdi artık olmayacak'' görüşü. Bunun da Passolig'le en ufak alakasının olmadığını belirtelim. İnternet üzerinden bilet satışı zaten Biletix gibi sitelerden senelerdir yapılmakta. Hatta isteyen kulüpler biletlerini kendi internet sitelerinden dahi satabilmekte. Demirspor'un da bu sisteme geçmesi zaten gerekli, ama bunun için Passolig'e gerek var mıydı? 

Keza ''Futbolda şiddet bitecek'' görüşü var. Futbolda şiddetin bitmesi Passolig savunucularının değil, herkesin dileği. Peki şiddet nasıl bitmeli? Bir ülke düşünün, sokaklarını geçtim, meclisinde dahi şiddet, küfür var.Sanki tüm ülke opera dinliyor, halkımız sanat aşığı ama tribünler küfür ediyor. Futbol hayatın ta kendisidir, sokakların yansımasıdır. Sokaklardaki şiddet bitmeden, futboldaki şiddet nasıl bitecek. Hadi diyelim ki ülkede tek şiddet yeri tribünler. Eee peki bu ülkede yasalar yok mu? Emniyet güçleri 6222 sayılı kanunla savcı kararına gerek duymadan zaten stad içerisinde istedikleri gibi gözaltı yapabiliyorlar. O futbol programlarının jeneriklerinde kullanmayı çok sevdiği meşalelerden bir tane yaktığınızda dahi gözaltına alınıp nöbetçi mahkemeyle adam öldürme cezasına eşdeğer cezalar alıyorsunuz. Minimum 1600 TL para cezasına çarptırılıp, 2 yıl stadlardan uzaklaştırılıyorsunuz, hatta hapse giriyorsunuz. Maç günleri maç saatinde emniyete gidip imza atmak zorunda bırakılıyorsunuz. Eee Passolig'in burada ne artısı var? Heralde düşünülen sistem; Passolig yüzünden stadlarda seyirci kalmayacak,haliyle şiddette bitecek. En iyi komedi filmi dalında Oscar ödülü Passolig'e gidiyor bu konuda. 

Şu yazıyı okuyan insanların muhtemelen en az yarısı ''Kaç yaşında Demirsporlu oldunuz?'' sorusuna ''çok küçük yaşta'' cevabını verir. Hani ''aşk paylaştıkça güzeldir'' sözü vardır ya, sorarım biz futbol aşkımızı Passolig'le nasıl paylaşacağız? Kolundan tutup küçük kardeşimizi, başka şehirden gelmiş arkadaşımızı,sevdiğimizi nasıl maça getireceğiz, ''Bak bu Demirspor, bu cefakar maraton, şurada Şimşekler var hiç susmazlar'' nasıl diyebileceğiz? Artık ''maçımıza 2 kere gelen adamın ömür boyu Demirsporlu olabilmesi için'' zaten önce Demirspor Passolig'e sahip olması gerekiyor. İroniye gel! 

İşte bizde vaziyet budur Herr Schön. Cennette de passolig yok di mi?"

20 Ağustos 2014

Belediyeden Kulübe Kaynak Aktarımı

Adana Demirspor için belki de bundan daha önemli bir konu yok. Geçmişi yönlendiren geleceği etkileyen, çalkantıların ve durulmaların temelinde hep bu işlemler yatıyor. Ankara Tayfası'nın kulüp belediye ilişkilerindeki yaklaşımı her zaman kulübün bağımsızlığı temelinde kuruldu. Bu bağımsızlığı belediye ile kulüp arasındaki ilişkilerde karşılıklı saygı ile sağlamak gerektiğini vurguladık. Belediyenin kulübe kaynak aktarımlarını bir şov ve yönetim malzemesi olarak kullanmamasının önemine değindik. Aytaç Durak döneminde ağırlıklı olmak üzere karşılaştığımız kötü manzaralar kentin idari birimleri ile özellikle önemli taraftar kitleleri arasında kopuş ve önyargılara yol açtı.

Bugün kulübün tesislerinin isminin Aytaç Durak olmasından içi sızlamayan taraftar oldukça azdır diye düşünüyorum. 

Birbirine yakın oranlarda oy dağılımının olduğu Adana gibi bir kentte hayatını Demirspor üzerinden yaşayan ve anlamlandıran çok önemli bir kitle ve oy potansiyeli olduğu gerçeğini her zaman aklımızın bir köşesinde tutmalıyız. Bu bağlamda bir siyasinin arkasında Demirspor taraftarının önemli bölümünün desteğini algılaması ona önemli ölçüde avantaj sağlayacaktır. 

Yerel seçimler sonrasında büyükşehir belediyesi Sayın SÖZLÜ'ye emanet edildi. Başkanın bizim kulübün onursal başkanı olması için kulübe ilave bir değer katmasına gerek yok. Yöneticiler tarafından sürekli saygı ile yad edilmesi, belki tesis isimlerinden en fiyakalısının kendi ismini taşıması da oldukça kolay ve olağan. Ancak bence daha önemli olan sayın SÖZLÜ'ye gösterilecek saygının onun işgal ettiği makam yerine şahsına gösterilmesidir. Yarın belediye makamından ayrıldığında da olumlu anılabilmesi, kendisine gönül borcumuz olmasıdır. Koltuktan kalkar kalkmaz saygıyı yitirmekle koltuktan bağımsız olarak saygıya layık görülmek elbette farklı şeyler. 

Bir Demirspor taraftarı olarak belediyenin uygulamalarını farklı isimler altında yıllardır izliyoruz. O nedenle beklentilerimiz açık. Artık tıpkı kulüpte olduğu gibi belediye kulüp ilişkilerinde de eski usullerin terk edilmesini, samimiyetin ön plana çıkmasını arzu ediyoruz.

Bugün herkes biliyor ki; en küçük mahalle takımlarının bile otopark, halı saha gibi kalıcı gelirleri varken ve bu gelirler kentin idari yöneticileri eli ile o takımlara kazandırılmışken böyle bir kalıcı gelirimizin olmasını eski belediye yönetimleri istememiştir. Kendi ayakları üzerinde duran bir Demirspor siyasi otoritelerce arzu edilmemiştir. O siyasiler, kendilerine muhtaç olanlardan saygı, taraftardan ise beddua almışlardır.

Belediyenin önünde böyle bir imkan vardır. Bize kalıcı gelir tahsis ederek bu zinciri kırabilir.

Denklemin ikinci tarafı Adana Demirspor'un mali yapısı ile ilgilidir. Bugün kulübün esaslı tüm gelirleri temliklere gitmekte, belediyeden gelen kaynak, devamlılığı olmayan bir kaç karşılıksız gelir ile yöneticilerin kulübe aktardığı kaynaklarla da yeni transferler yapılmakta, primler ödenmekte, personelin maaşı yatırılmakta, kısaca idare edilmektedir. Tablo açıktır, borç hızla artmaktadır. Temlikli olanlar dahil, belediyeden gelen aktarımlar da dahil kulübün gelirleri kulübün ayakta kalmasına yetmemekte, borçlanmak zorunluluk olmaktadır. Oysa bugün kulübün temlik konulmuş borcu olmasa Adana Demirspor kendi ayakları üzerinde durabilecek, gelecek kaygısı yaşamayacaktır. Kulübün en önemli gelir kaynağından tek kuruş tahsil edememesi kadar acı ve vahim bir durum olabilir mi?

Bu tabloyu gerek mevcut yönetim ve gerekse potansiyel yöneticiler bilmektedir. Bu nedenle kongre sürecinde gerek mevcut yönetim ve gerekse potansiyel adaylar belediye ile istişare içinde hareket etme gereği hissetmişlerdir. Nitekim Selahattin AYDOĞDU da kongreden önce belediyenin desteği olmaksızın bu mali tablo ile bu işi yürütmenin imkansız olduğunu açıkça dile getirmiştir.

Belediye Başkanı sayın SÖZLÜ de taraf göz etmeksizin Demirspor kulübünün, yönetiminin yanında olduğunu, onlara destek olacağını ifade etmiştir. Daha açık bir şekilde söyleyecek olursam sayın SÖZLÜ kongre öncesinde herhangi bir potansiyel adaya ben sana destek vermem demiş olsa idi o aday perde arkasındaki yarışa giremezdi. Sayın SÖZLÜ kongre öncesinde Selahattin AYDOĞDU'ya belediye kaynaklarını unut dese idi bugün AYDOĞDU başkan değildi. 

Şimdi içinde bulunulan tabloda belediyeden kaynak aktarımının yapılmayabileceği, yapılsa dahi beklentileri karşılayamayabileceği konuşuluyor. Söylenti dahi olsa bu durumun çok sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki;

-Sıfırdan bir takım kuruldu. Bu takım kaliteli isimleri bünyesine kattı ve yaş ortalamasını da düşürdü. İki değerli spor adamını bünyesine kattı. İzlediğimiz kadarı ile atmosfer oldukça iyi. Bu tabloyu hangi gerekçe ile olursa olsun bozmamak gerekir.

-Kurulan bu takım çok güçlü takımların olduğu bir ligde mücadele edecek. İlk beş hafta maçlarımız görece kolay olacak sonra zor bir fikstür bizi bekliyor. Bu beş haftayı olanca az kayıpla atlatmak zorundayız. Aksi takdirde umutlarımız kabusa evrilebilir. Bu riskin doğmasına izin vermemek, vesile olmamak gerekir.

Öte yandan sayın SÖZLÜ ile birlikte eski yönetim anlayışının bırakılması ve kulübün batağa sürüklenmesinin izlenmesindense borçların eritilmesine katkı konulması beklenmektedir. Kulüp gelirleri ile giderlerini karşılayacak mali yapıda değildir ve yakın zamanda Sakaryaspor, Kocaelispor, Ankaragücü gibi takımların düştüğü duruma düşme tehlikesi yaşamaktadır. Ya da bu borçların eritilmesi gerekmektedir. Asıl savaş sahada değil ekonomik alanda verilmelidir. 

Bu kapsamda belediyenin yönetim ayırt etmeksizin borçların eritilmesi, çarkın döndürülmesi için rol oynaması gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu rolü oynamayacaksa kayyum eliyle takımın yönetilmesinde hayır vardır. Mevcut yönetimin desteklenmesi düşünülmüyor ise belediye tarafından;

-kongre sürecinden sonra nelerin değiştiği, 
-mevcut yönetimin hangi icraatini yerine getirmediği,
-başka bir yönetime destek verilmesinin planlanıp planlanmadığı,
-böyle bir yönetim var ise o yönetimin tercih gerekçelerinin ne olduğu

gibi konularda açıklama yapması uygun olacaktır. Gönül ister ki; belediye bu atalet zincirini kırsın, değişime öncülük etsin. Zaman gösterecek.

Ankaragücü Maçı Değerlendirmeleri

Aslan kardeşlerime teşekkür ederek maça ilişkin kısa değerlendirmelerimizi yazalım istedik.  

-Futbolcuların hepsi çok istekliler ama kişi bazında tam olarak hazır denebilecek futbolcu saptayamıyoruz. Kalecilerimizi hariç tutabiliriz. Serdar takımı geriden çok iyi yönlendirdi.

-Orta saha tecrübeli ve savaşçı ama yaratıcı değil.

-Beykan bileklerine hakim ama çok tutuyor, paylaşım yönü zayıf.

-Maç genelde ortada geçti. Her iki takım da oyun kuramadı. Daha ziyade duran toplardan pozisyonlar oldu.

Maçtan kareler




19 Ağustos 2014

Belgeler Konuşsun...

Adana Demirspor her zaman dedikodunun hüküm sürdüğü bir camia oldu. Bir şeye yorum yapmaya, analiz yapmaya kalktığımızda ve hatta bir şeyleri öğrenmek istediğimizde "siz bilmezsiniz, siz anlamazsınız, siz gerçekleri bilmiyorsunuz" dendi hep bize. Gerçekleri bilenler, anlayanlar, analiz edenler Demirspor'u eski şaşaalı günlerine döndürebildiler mi, manzara ortada.

Yöneticiler görevi bıraktılar, "zor şartlarda devralmıştık" dediler, "konuşursam ortalık karışır" dediler, "takım olumsuz etkilenir" dediler, dediler de dediler. Teknik adamlar bize şöyle yapıldı, böyle yapıldı, biz şunu bunu yaptık dediler ama "bildiklerimi anlatsam ortalık karışır, takım kötü etkilenir" de dediler. Neticede kimse konuşmadı.

Bekir ÇINAR'ın eksik yönlerini bile bile ateşli savunucusu olduk. Kaybedene oynamaya alışmış bir topluluk olarak o kaybedenin de yanında olduk. Bu dönemde ve sonrasında yöneticiler bize hep ÇINAR'ı kötüledi. Sadece yaptığı borç ile değil, maddi bir çok konudan kötüledi. Bunlardan delillendirilebilecek olanlar vardı. "Biz kimsenin adamı değiliz, babam olsa belgesini yayınlarız, yollayın" dedik. Ama hiç belge çıkmadı ortaya. Dedikodu imparatorluğu gerçeklerin üstünü örtmeye devam etti.

İnsanlar insanları dedikodulara istinaden sevdi, birbirlerinden dedikodulara istinaden nefret ettiler. Bu süreçte belgeli olan tek bir şey vardı, o da başarısızlık. Maddi ve manevi anlamda çürümüşlük. Dedikodu kazanı kaynarken, alt yapıdan bir tane oyuncu çıkaramadık örneğin, borçlarımızı eritmek bir yana katladık, bir tane adam akıllı kalıcı gelir projesi üretemedik. Üretilme girişimleri de yine dedikoduların kurbanı oldu. 

Dün yine dedikodu savaşı vardı sosyal medyada, ancak dedikodunun savaşı ilk kez belgeli savaşa döndü. Ben kendi adıma çok memnun oldum. Demirspor yönetimi deyince akla gelen kesim hakkında ilk kez belgeli değerlendirme yapabilme imkanına kavuştum. Ya Demirspor'da yöneticilik yapan herkes sütten çıkmış ak kaşıktı ve şanssızlık eseri yıllarca başarısızdık, ya da bu para veya hırs denen kavram sütün rengini bulandırıyordu. 

Gönlüm ister ki savaş devam etsin. Ne kadar arsızlık, yolsuzluk ve hatta iyi niyete rağmen hata varsa ortaya çıksın. Çıksın ki; bundan sonra başa gelecek olanlar ortaya çıkan belgeleri de dikkate alarak atlarını daha özenli koştursunlar. 

Şimdi somutlaştırayım elimden geldiğince kısa bir şekilde. 

Dün Mehmet GÖKOĞLU ile ilgili bir belge yayınlandı. Şimdi durup dururken yönetimde olmayan bir şahsın belgesi nasıl yayınlanır, neden yayınlanır, kesinlikle ama kesinlikle bir nedeni var. Kediye kedi demek lazım, bir savaş var. Savaşın bir tarafı twitter dedikodularına göre Mehmet GÖKOĞLU'nun belediyeden Demirspor'a yapılacak maddi desteği kesmeyi amaçladığını, bu amaçla girişimlerde bulunduğunu ileri sürüyor. Savaşın diğer tarafı da mevcut yönetimin belediyeden para gelmeyeceğini anladığını ve bu ihaleyi durup dururken işin bir parçası olmayan Mehmet GÖKOĞLU'na yıkarak kendini aklamaya, kendini masumlaştırmaya çalıştığını ileri sürüyor.

Her iki iddia bir yerde kesişiyor. Belediyeden para gelmeyecek gibi görünüyor. Gelmeyecek olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir sonraki yazının konusu yapacağım. 

Yayınlanan belgelere de değineyim kısaca. 

Yayınlanan ilk belgede 27.02.2012 düzenleme tarihli 500.000 TL tutarlı bir senet görüyoruz. Senedin borçlusu Demirspor, alacaklısı Mehmet GÖKOĞLU. 30.09.2012 vadeli bir senet olduğu görülüyor. Kulübümüzün çift imzası ve mührü ile düzenlenmiş bir senet. İmzalayanlar arasında Mehmet GÖKOĞLU yok. Ancak Mehmet GÖKOĞLU'nun senedi Mehmet Özlem KOÇ isimli bir şahsa ciro ettiği görülüyor. İddiaya göre Mehmet Özlem KOÇ Mehmet GÖKOĞLU'nun çalışanı. 

İkinci belge bir icra kaydını içeriyor. İcra kaydının düzenlendiği tarih 23.11.2012. Senedin vadesinin dolumundan yaklaşık iki ay sonra düzenlenmiş. İcra kaydına göre senede uygulanacak yıllık faiz %17,75 oranında. Bu faiz kaydına istinaden sosyal medyaya Mehmet GÖKOĞLU'nun 500.000 TL'lik alacağını 750.000 TL yapması isimli bir iddia düştü. 

Mehmet GÖKOĞLU da 14.12.2012 tarihli dilekçesi ile senede faiz takibi yapmayacağının belgesini sundu. 

Neticede gördük ki; Mehmet GÖKOĞLU alacağının faizine takip yürütmemiş. Ancak başka şeyler de gördük ve bazı sorular da oluştu. 

-Öncelikle en güçlü alacak temlik iken neden temlik koymak yerine icraya gider ki bir yönetici diye düşündük. Buna bulabildiğimiz yanıt, bir dönem içinde kulübün gelirini aşacak tutarda temlik koyulamayacağı oldu. Kulübün beyan edilen gelir tutarı tamamen temlikli olduğundan senedin icraya verildiği, temlik koyulamayacağı bilgisini aldık.

-Ama sonradan düşününce senedin vadesi neden 30.09.2012 olarak belirlendi diye soruyorum kendime. Temlik konulabilse idi temlikte uzun kuyruklar olduğundan en az iki sene sonra tahsil sırası gelecekti. Belki amaç oydu. Ama burada da senet icraya verilmekle birlikte bir icra işleminin yapılmadığı belirtiliyor. Yine de örneğin senet vadesi 2014 yılı olarak da yazılabilirdi. Açıklamaya muhtaç bir durum var ortada. 

-Bir diğer husus, Mehmet Özlem KOÇ isimli vatandaşın Mehmet GÖKOĞLU'nun çalışanı olup olmadığı. Bu iddiayı GÖKOĞLU yalanlamadı. O dönemde GÖKOĞLU'nun 760.000 TL alacağı olduğu, 260.000 TL hibe ettiği ifade edildi. Ben de öyle bir şey hatırlıyorum açıkçası. Ancak şunu soruyorum. 260.000 TL hibe eden biri, diğer temliklerde isminin geçmesine müdahale etmez iken neden icrayı başka bir şahıs üstünden yürütür? İcrada adının geçmesini mi istemez, eğer öyle ise icranın kötü bir şey olduğunu kabul etmiş mi olur?

Suçlanan kişilerin akılda soru işareti bırakmamak adına bu konuda her türlü bilgiyi paylaşmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

Kanaatimce yayınlanmış olan bu belgeler bu haliyle basit bir polemik yaratmaktan öteye gidemez. Bu haliyle, bu bilgi ve belge düzeyiyle herhangi bir eski yöneticiye karşı iddialarda bulunmak bir anlam ifade etmez. Yönetime talebimdir, dilerlerse resmi olarak müracaat da edebilirim. Şu bilgileri versinler bana:

1-Temlik tutarına ilişkin yasal bir kısıtlama var mıdır? Anılan dönemde var mıydı?
2-Kulübün belirtilen icra dosyasında alacaklı tarafından herhangi bir takip işlemi yapılmış mıdır?
3-O dönemde ismi zikredilen yönetici tarafından konulmuş temlik var mıdır?

Son söz, tüzükte değişiklik yapılmasına ve banka kanalı ile yapılmayan harcamalara konulan temliklerin hükümsüz olmasına, işlemin karşı tarafından resmi onay alınmaksızın belgesiz yapılan harcamaların talep edilemeyeceğine ilişkin maddeler konulmasına camianın yaklaşımı nedir?

Konu özünde maddi yapı konusudur ve bu durumun eski usullerle çözülemeyeceği açıktır. 

18 Ağustos 2014

Takımımıza İlişkin Değerlendirmelerimiz

Bu haftasonumuzu Ankara'ya kampa gelen Demirsporumuz ile dolu dolu geçirdik. Cumartesi günü takımı antrenman yaptığı tesislerde ziyaret ettik ve kendi arasında yaptığı çift kale maçı gözlemleme imkanı bulduk. Pazar günü de Gölbaşıspor ile yapılan hazırlık maçını yerinde seyrettik. 

Arkadaşlarımızla kendi çapımızda yaptığımız istişareler sonucunda takıma ilişkin değerlendirmelerimiz şu şekilde:

Emre Selen için gerçekten üzülüyoruz. Kaleyi bu kadar güçlendirmek gerekir miydi, emin değilim. Daha doğrusu kalemiz Emre'nin en azından ikinci kaleci olduğu durumda güçsüz olur muydu, emin değilim. Gerek Tolga ve gerekse Serdar kalede güven veriyorlar. Dün oynanan maçta kalemizi Tolga korudu. Kalede güven veren bir duruş sergileyen Tolga dün yapılan maçta sağ çaprazdan çekilen bir şutu da güzel bir şekilde çıkardı. Muhtemelen Serdar birinci Tolga ikinci kaleci olacaktır.

Defansın göbeğinde Gölbaşı karşısında Yiğitcan ve Fazlı oynadı. Defansif anlamda alternatifimiz fazla. Son gelen Attamah ile birlikte defans blogu fena durmuyor. Attamah'ı geldiğinin ertesi gününde takım içinde yapılan çift kale maçta izleme imkanı bulduk. İlk idmandaki performansı çok bir anlam ifade etmese de iki tane güzel top kesti ve garanti paslarla hatasız oynadı. Maç sonunda yapılan şut çalışmasında öyle bir beklentimiz olmasa da oldukça başarılıydı. Atletik bir yapısı var. Arkaya atılan toplarda geçit vermeyeceğini ümit ediyoruz. Tek handikapı kısa boylu olması. Yiğitcan, Gölbaşı maçının başında biraz bocalasa da iyi çalıştı. Güzel toplar kesti, hırslıydı ve çok savaştı. Fazlı fiziğini iyi kullandı, iyi pozisyon aldı.

Sağbekte Ferhat oynadı önünde de Tayfun oynadı Gençlerbirliği'nden gelen. Ferhat antrenmanda Tayfun ile çok uyumlu oynadı. İyi bindirmeler yaptı. Ancak maçta daha kontrollü idiler. Golü de Ferhat'ın ortasından bulduk. Ara ara iyi ileri çıkışlar yaptı. Tayfun daha önde oynadı. Çıkış yaptığımızda tehlikeli oluyoruz. Sağ kanadımızdan memnun kaldık. Tayfun maçta görece etkisiz kaldı ama isabetli bir transfer olduğunu düşünüyoruz. Bileklerine hakim, oyunu okumayı bilen bir görüntü sergiledi. 

Sol kanat açısından aynı performansı göremedik. Sol bekte Abdülkerim Bardakçı oynadı. Sol açıkta çok adamımız yok aslında. Zaman zaman Beykan'ı gördük. Bir ara da Tayfun yer değiştirip sol açığa geçti. Beykan serbest oynamaya daha yatkın olsa gerek, zira kanatta pek etkili olamadı. Abdülkerim Bardakçı'nın hamlelerinin daha sert olması gerekiyor. Sol açıktaki yetersizlik nedeni ile yaptığı bindirmeler esnasında defansta açıklar verdik. 

İkinci yarıda sol bekte altyapımızdan İzzet oynadı. Biz İzzet'i beğendik. Fiziği de iyi. Bu çocuğu kazanabiliriz. Hocaların üzerinde durması gerekiyor. Zayıf olan sol tarafımızda yeni transfer yapılmaz ise İzzet'i izleme imkanımız olabilir. 

Defansın önünde Hakan Söyler oynadı. Defansif ön libero mevkiinde oynayan Hakan agresif bir görüntü çizdi. Mustafa'nın bu seneki kart yükümüzü çekmeye aday arkadaşımız belli oldu, söylemine tebessümle katılıyoruz. Hakan kesici görevini iyi yaptı. Zaman zaman topu da iyi kullandı. Alaattin de onun önünde oynadı. Alaattin'i ben çok beğendim. Hep iyi top dağıttı hem hırslıydı, defansa da yardıma geldi. Top çaldı. Bileklerine hakimdi. İkinci yarıda Alaattin'in yerine giren Umut Sözen de başarılıydı. Alaattin ile birlikte oyuna zenginlik katacaklar. Birbirinin alternatifi durumunda olan bu iki oyuncudan Alaattin'in daha fazla forma bulacağınını düşünüyoruz. Alaattin daha sağlamcı, Umut daha savaşçı. Umut'un kaptırdığı toplar sorun yaratabilir. 

Orta sahanın solunda Beykan oynayacak diye düşünüyoruz. Bileklerine hakim hızlı bir oyuncu. Serbest oynar daha ziyade. Oyunun kilitlendiği dönemlerde etkili olabilecektir. Ancak dün Gölbaşı maçında Beykan ceza sahası içinde ve yakınında şahsi oynama, çalım atma düşüncesi ile üç tane pozisyonu harcadı. Bunun üzerine de Ünal Hoca tarafından uyarılarak kenara alındı. Takım oyununa daha fazla entegre olursa Beykan seyir zevki yüksek bir futbolcu olacaktır.    

İkinci yarıda Mesut Saray girdi oyuna. Fazla etkili olamadı. Mesut'un kendini daha fazla göstermesi gerekiyor. Umut'u, Beykan'ı, Tayfun'u, Alaattin'i kesmesi zor görünüyor. Ancak lig uzun bir maraton. Alternatifli kadro oluşturmak önemli. 

Forvette Timur ile Özgürcan oynadı. Hem antrenman maçında hem de Gölbaşı ile yapılan maçta bu iki oyuncu yan yana oynadılar. Antrenman maçında her iki oyuncuyu da çok beğenmekle birlikte Özgürcan oldukça etkili idi. Antrenmanda kanatlardan oynadık, çok tehlikeli ataklar izledik. Maçta ise Gölbaşı çok kapandı, merkezden oynamak durumunda kaldık ve fazla etkili olamadık. Merkezden oynadığımızda hoca bu iki oyuncunun sıkça şut çekmesini istedi ama başarılı olduğumuz söylenemez. Maçta özellikle Timur çok savaşçı idi. Geriye gelip orta sahadan sol taraftan çok top aldı. Sol kanadın eksikliğini gidermeye çalıştı. Timur bu sene çok iyi işler çıkaracağa benziyor. Mulenga'nın da gelmesi ile ileri uçta forma rekabeti yaşanacak.  

Yunus ikinci yarıda oyuna girdi. Daha özgüvenli idi. Çok hızlı idi. Topla birlikte kaleye arkası dönük iken hızla dönebiliyor. İkinci yarıda tek forvet oynadı. İki kez ofsayta yakalandı. Mücadeleci idi ama bu zengin forvet yapısında şansı az genç kardeşimizin. Savaşmayı asla bırakmaması lazım. 

Takım son iki sezona göre daha hareketli. Yaş ortalamamızın düşmesi de bu tablonun oluşmasında etkili elbette. Şampiyonluk vs. konuşmak istemiyoruz. Hem neredeyse tamamı yenilenen bir kadroyuz, hem rakipleri görmedik hem de asıl önceliğimiz ekonomik anlamda taşların yerine oturması. Bu takımın ödemeleri yapılırsa güzel bir sene geçireceğimizi söyleyebiliriz. 

Henüz takım hüviyetinde değiliz. İyi ve savaşan futbolcu topluluğuyuz. Alışma evresi yaşıyoruz ama bu evreyi çabuk tamamlamak zorundayız. Ligin altıncı haftası ile birlikte rakiplerimiz görece sert olacak. Bu nedenle ilk beş haftada mümkün olduğunca puan toplamalı, kazanarak takım olabilmeliyiz. Aksi takdirde bizi ümitlendiren bu tablo kabusumuz da olabilir. 

Görünen o ki, passolig uygulaması en büyük gücümüz olan taraftara da büyük sekte vuracak. O konuyu ayrıca blogda işleyeceğiz. 


17 Ağustos 2014

Antreman Ziyareti


Ankara'ya gelen takımızı yalnız bırakmadı Tayfa, hem yeni kadroyu gözlemleme hem de teknik ekiple görüşme fırsatı yakaladık.

Fotolar, Fatih Taş- Ankara Tayfası Facebook grubu.


16 Ağustos 2014

4 Yıl Oldu

"Bekir Çınar'ı projelerine bile isteye taş koyan, onlar yürümesin de Demirspor bana muhtaç kalsın diyen mantık öldürdü."

Rahmetle anıyoruz...

http://www.adanademirspor.net/2010/08/bekir-cnar-kim-oldurdu.html

13 Ağustos 2014

Sezon Açılışı

İlk hafta programı açıklandı; Denizli ile cumartesi 8'de oynuyoruz; heyecanımız artıyor, takımımızı özledik, formamızı, renklerimizi özledik; yeni transferleri merak ediyoruz ama passolig saçmalığı reklamlarıyla katlanarak büyüyor. Tribünde kaç kişi olacak belirsiz. Belli ki ilk haftalara özgü olarak bu uygulama tam olarak hayata geçemeyecek, bir geçiş süreci olacak.

Lige kalan 15 günlük süre içinde Cumhuriyet Kupası maçları ile hazırlanacağız. Yönetimin sezon açılışı için de planlar yapası, imajı açısından iyi olacaktır. Hem yeni futbolcuların tanıtımı, hem de ilk maça giremeyecek olan taraftarların takımlarıyla buluşması için bir organizasyon gerekli diye düşünüyorum.

11 Ağustos 2014

Passolig

Türkiye yeni bir döneme girerken ve tek adam rejimi kurumsal hale gelirken gelecek hakkında umutlu olmak oldukça zor. Memlekette her şey daha kötüye gidiyor duygusu içindeyiz. Verdiğimiz mücadelelerin sonuçsuz kalmasından yoruluyoruz. Yine de "mücadeleye devam" fısıltısı düşen omuzlarımızı biraz az olsun ayağa kaldırıyor; birlikte olduğumuz dostlara omuz vermek nefes aldırıyor.

Tek adamlara karşı birlikte olmanın, birlikte iş yapmanın, farklılıklarıyla bir arada kalmanın altınızı hep çizdik; eylemlerimizde bunu gösterdik. bizim gibi düşünenler kadar, düşünmeyenlerle de yol aldık; sinerji lafına kanmadan dayanışma ruhunu ateşledik. Demirspor'da onca farklı sesin arasında işbirliği yapmak, asgari müşterekleri bulmak oldukça zor. En basitinden bir transferin iyi mi kötü mü gerekli mi gereksiz mi olduğu üstüne bile onlarca yorum yapılabilir.

Yine de memleketin bu karamsar havasında sezonun yaklaşıyor olması, yine Demirsporlu dostlarla gönül gönüle verecek olmak insanı umutlandırıyor.

Bu sefer de önümüze tribünde omuz omuza olmayı engelleyecek passolig zımbırtısı çıktı. Bununla ilgili Nisan ayında ve daha sonra yazmıştık. Taraftarı müşteri yapan, bizi bankalara bağımlı kılan sistemin bir ürünü. Bu işin tribüne, futbola zarar vereceği ortada. Yine de ben her koşulda takımımı desteklemek istiyorum diyip alan arkadaşlara bir şey demek mümkün değil. Zaten gelen sayılar satışların çok az olduğunu gösteriyor. Toplu tepkiler bu uygulamayı durdurmak için bir etken olabilir ama bir kere kulüpler tamam dedikten sonra biraz zor görünüyor. Kulüplerin bu meseleye karşı taraftarının yanında olması gerekirdi ancak onlar tabii ki sistemin işleyişinde birer parça.

Transfer haberlerinin bizi mutlu ettiği seneleri geçtik artık; iyi ve kötü sahada belli oluyor; en iyi oyucu oynayan oyuncudur. Ama belli ki onu destekleyecek taraftar sayısı ilk haftalarda çok düşük olacak. böyle olunca taraftarın gücünü futbolcuya hissettirmek pek mümkün olmayacak.

Passolig'in engellediği tribüne ulaşmak için, taraftarın topluca bir açıklama yapıp bunu kulübe ulaştırması ya da kulübün acilen bu kararını gözden geçirmesi gerekir.

3 Ağustos 2014

Transfer ve Kalıcı Gelir

Demirspor'da yönetimlerin her yaptığını kötülemekle her yaptığını övmek arasında bir çizgi geliştiremedik. Ya hep ya hiççi bir tavır uzun süredir tribüne hakim. Hele ki sosyal medyanın etkisi arttıkça bu iki ucun keskinliği de arttı. Benim kendimce eleştirel destek dediğim, iyisinei de kötüsünü de söyleme isteği, genel olarak blogta yaptığımız şey, artık pek çoklarınca yeterli görülmüyor, onlar daha fazla sertlik ya da koşulsuz destek istiyorlar. Belki de bu kadar ortada kalmayı başka türlü isimlendiriyorladır, bilemem. Ama yönetimde isimlerden ziyade politikaları tartışmaya çalışıyoruz. Kimseyle kişisel bağımızın olmaması bize yardımcı oluyor.  Tabii ki bu kadar dışarıdan yazınca hata yaptığımız da oldu, alınmasını beğenmediğimiz topçular iyi çıktı, ya da umut bağladıklarımız bizi üzdü, şüphe duyduğumuz yöneyimler bizi şampiyon yaptı vs.

Bu güne kadar tüm yönetimlerin aynı derecede başarısız olduğu konular, transferden para kazanamamak ve kalıcı gelir yaratamamak oldu. Ne yetiştirdiğimiz ne de bonservisi elimizde olan oyuncuları kulübe katkı yaparak satabildik, tersine zarar ettik. Kalıcı gelir konusunda zaten blogtaki 3bin küsür yazının içinde öyle veya böyle değinildi. Sol üst köşedeki arama kısmına kalıcı gelir yazıp çıkan listeye göz atabilirsiniz. şimdi bir sezon öncesi daha kadro baştan aşağı yenilenirken, umut ederim ki, gelecek sezon başı da böyle bir yazı yazmam. Transfer beklentimiz daha doğrusu ortada bir takım olmadığı içinzorunluluğumuz,  yavaş yavaş karşılanıyor. Yönetimin önceki dönemlerin hatasını yapmaması için hesabını kitabını iyi yapmasını umuyorum.