26 Şubat 2015

1600 Ruh, Tek Bir Beden

Kayseri Kadir Has Stadı deplasman tribünü, cumartesi günü tarihi günlerinden birini yaşayacak. 1600 Demirsporlu her bir koltuğunu doldurdu oranın, oturmak için değil tabii ki; sesleriyle o stadı yıkmak için. Sadece Adana'dan değil, Niğde, Aksaray, Kırşehir ve Ankara'dan mavi-lacivert ruhlar, Kayseri'de tek bir bedene dönüşecek.

İnanın çocuklar, sauadaki 11 bedene demirden kanatlar olacaksınız!

24 Şubat 2015

Kritik Maçları Kazanmak

Haftasonu Kayseri ile liderlik mücadelesine çıkıyoruz. Demirspor yakın tarihinin en kritik maçlarından biri olacak. 20 yıl sonra ilk kez bu kadar yakınız Türkiye liglerinin tepesine. 2012'deki 2.lig şampiyonluğunun ardından yeniden bu heyecanı, bu sefer daha fazlasıyla yaşıyoruz.

Kayseri maçını, 2012'deki Körfez maçına benzetiyorum.  2.ligte şampiyon olduğumuz sene, son 3 haftaya girilirken play-off mücadelesinin 1 basamak uzağındaydık. Takım çok da umut vaad etmezken, rakibimiz son haftaların flaş takımı Körfezspor'du. Küme düşen Adıyaman'ı deplasmanda zorlanarak yendikten sonra  Körfezspor, şimdi adı Kocaeli Birlik oldu, çok da umutlu olmadığımız bir rakipti. Kazanamazsak şansımız kalmıyordu ve o maçı 1-0 alarak play-off potasına girdik, ardından son haftadaki deplasman galibiyetiyle birden kendimizi Denizli'de bulmuştuk. Körfez maçında değişen kaderimiz, Balıkesir ve Bugsaş maçlarındaki mucizevi galibiyetlerle taçlanıp Fethiye finaline kadar ulaşmıştık. Kritik maçları kazanmayı pek beceremeyen Demirspor, 2012'yi şampiyon tamamladı. O sezon istikrarsız sonuçlar alan takım, devre başında lider Bandırma'yı da deplasmanda yenerek kaderini değiştireceğinin işaretlerini vermişti aslında.

Bu sezon tabii ki her şey daha farklı, takım güven veriyor ve bu maç son şansımız değil ama kırılma maçlarını kazanma alışkanlığını yeniden hatırlayıp yeniden şampiyonluk güzergahına girelim!

23 Şubat 2015

Beko'dan Özür Bekliyoruz

Biz de Beko reklamının bizi rencide ettiğini düşünüyoruz. Sportif olarak başarısızlığın hazımsızlığı değil bu. Öyle olsa, hazımsız olsak her ortamda bunun yaygarasını kopartırız. Ancak geçmişle böyle bir sorunumuz yok. Rövanşta 1-1 berabere kalmıştık zaten.

Sonuçta bu golleri biz yedik. Sahada yenilmekten çok daha büyük acıları çekti bu camia. O yüzden on gol yemek koymaz bize.

Ancaaak...

Bu başarısızlık ya da başarı üzerinden reklam filmi çekip, bunun ekmeğini yemeye gelince "orada bir dur kardeşim" diyeceğiz elbet. Bu beni üzer, rencide eder. Yarama tuz basıp, üzerimde tepinip kendinize efsaneler yaratırken bana buzdolabı da satmaya kalkarsanız, en kibar ifadeyle "oha, yavaş" derim.

Dolabınızı almıyorum, ütünüzü de. El blendırınız da sizin olsun. Bu zamana kadar yerli malı felsefesi ile evimizi doldurduk, ürünleri beğenerek kullandık ama kalkıp bizi çiğneyin demedik.

Beşiktaş kulübü yönetimi bu reklam filmine onay vermemeliydi. Hiçbir takımı küçük düşürme ihtimali içeren bir reklam filmi çekilmemeli.

Mavilacivert.com'un kampanyasını destekliyoruz. Reklamın hala yayındaysa kaldırılmasını, camiamızdan özür dilenmesini istiyoruz.

Amacımız cadı avı değil, vandallık değil. Demokratik, saygılı, dozunda bir tepki göstermek. Twitterdeki etiketi takip etmek de yerinde olacaktır.

Kafasında soru işareti olanlar için şu soru gayet belirleyici olabilir:
Eyyy Beko (böyle daha etkili oluyor), eğer Fenerbahçe'ye sponsor olsaydın "biz bu forma ile ezeli rakibimize altı gol attık" diyebilir miydin, diyemez miydin?"

Bunun cevabı belli. Adana'yı bu kadar hafife almayın ağalar, almayın.

Protesto metni, www.mavilacivert.com giriş sayfasında bulunmaktadır.


On Beş Dakikalık Maç

Maçın ilk yetmiş beş dakikasını neden oynamıyoruz? Giresun, Alanya maçlarında donukluk, savrukluk, inançsızlık... Bu maçın son on beş dakikası kalana kadar aklımız nerede?

Bolu yetmişinci dakikaya doğru sonra fizik olarak düşmeye başladı. Ünal hocanın müdahaleleri yerinde ve zamanındaydı. Adam akıllı ilk pozisyonumuz olan Özgürcan'ın ceza sahası içinde sırtı dönük kontrol edip dönerek kaleye gönderdiği şutun pası Timur'dan geldi. Bu pozisyondan sonra ataklarımız arttı. Özellikle Hüseyin sağ kanada dinamizm getirdi. Ortaladığı topta son haftaların suskun ismi Oğuzhan'ın dürtmesini kaleci ve direk önlerken kanatlardan aşamadığımız Bolu'yu arkaya attığımız bir topla -Hakan uzattı sanıyorum- avlayabildik. Timur haftalar sonra dönüşünü golle müjdeliyordu. Formanın altına da "şüphesiz Allah her şeyi bilen ve haberdar olandır" (Hucurat -13) ayetini yazmıştı.

Ünal hoca "genç çocuklar" kavramı üzerinden gitmiş. Destek istemiş. Destekse sonuna kadar destek oluyoruz, olacağız. Genç bir takımız, kabul. Ama buralara bu arkadaşlarla geldik. Hoca aslında bu maça ilişkin değil, sezonun belki son altı - yedi haftası için peşinen konuştu. O günlerin stresi sıkıntısı daha fazla olacak. Genç kardeşlere destek daha da fazla gerekecek. Bir şekilde tüm camia olarak üstesinden gelmemiz gereken bir yükün altına gireceğiz. Başarabilirsek sonu şampiyonluk olacak.

Maçın özetine buradan ulaşabilirsiniz.

Timur, Tayfur ve Hüseyin'in dönüşleri pek muhteşem oldu. "Neredesiniz be birader" dedirttiler. Darısı Yiğitcan'a olsun.

Umut Gündoğan süratle takımın ahengine katılsa pek güzel olur. Kiralık demek misafir demek değil. İyi oynamanın sırrı iyi arkadaş olmakta bence.

Beykan, iyisin, hassın, yer yer isteklisin yer yer kafana göresin. Fenerbahçe'ye şampiyonluk yaşamış oyuncu olarak dönmek istiyorsan bir tavsiye: Pozisyonun içindesin veya değilsin. Top iki adım ötende. Faul itirazında bulunuyorsun. Sen topa küsüyorsun, arkanı dönüyorsun, hakeme bir şeyler diyorsun. Top iki adımda halbuki, almaya çalışsan ya. Giresun maçında da faul yaptılar diye topu bıraktın iki pozisyonda. Çok zor kazanılıyor o top, kolayca bırakma. Bu maçın on dördüncü dakikasından bahsediyorum. Müsait zamanında izlersen sevinirim.

Attamah'a ayrı paragraf. Hem savunmada hem ileride iyi işler yaptı. Sahanın en çok koşanlarındandı. Ünal hocanın bankolarından ve takımın ağır işçilerinden. Her geçen gün kendine daha çok güveniyor. Takım arkadaşları da ona daha çok güveniyorlar. Bu hafta da sahanın nispeten iyilerindendi.

Rakiplerin ikram yarışına giriştiği haftada kazanan olduk. Haftaya gidilecek Kayseri deplasmanı hem zirve mücadelesinin hem de Adana'daki maçın rövanşı anlamında pek çok şeye gebe olacak. "Gurbette Demir Gibiyiz" ve "Yıkıla Yıkıla" yine yollara düşecek gibi görünüyor.

22 Şubat 2015

Adana Demirspor:1-Boluspor:0

Tek tek basaraktan devam ediyoruz. Çok zor ve kritik bir galibiyet, rakiplerin kayıplarını değerlendirmeliydik. Belki onun gerginliği ya da rahatlığı, bilemiyorum, takım bir türlü ağırlığını koyamadı. İkinci yarı biraz yüklenince, önce direkten dönen top, sonra Timur'un hızı ve gol!

Oğuzhan neredeyse her topu kaybetti, Umut geçen haftadan iyiydi ama hala oyunu çözecek oyunu oynamıyor. Mesut ve Attamah'ın mücadelesi, direnç katıyor ama ileri itmiyor bizi. Özgürcan'ı besleyemiyoruz, kanatları kullanamıyoruz. Hurşut hala çok kötü. Ali Tandoğan'dan sonra etkili ortalar göremiyoruz, Yiğitcan da olmayınca duran toplardan gol bulamıyoruz. İlk yarı neredeyse hiç organize atağımız olmadı. Neyse ki ikinci Hüseyin ve Timur, sene başındaki kadronun iyileri maçı alamızı sağladı.

Kzzanmak güzledir her zaman. Bu hafta daha da güzel oldu.

21 Şubat 2015

Ateş Bizi Çağırıyor

Bizim ligi forse eden bir takım henüz ortaya çıkmadı. Çıkacağa da benzemiyor. İlerleyen haftalarda küme düşmeme derdine düşecek takımlar, yukarıyı zorlayan takımlar falan derken ortalık iyice can pazarı olacak. Hal böyleyken rakiplerimizin puan kayıplarının olmasına şaşırmamak lazım.

Onlara şaşırmamak kadar, kendi kayıplarımızda da dünyanın sonunun geldiğini düşünmemek gerekli. Tamam, hepimiz istiyoruz bize sunulan fırsatları değerlendirmeyi. Yine de bu dakikaya kadar oynadığımız futbol kalitesi ortadayken ve bunu yükseltme şansı kısıtlıyken maksimum istekle maçlara asılmaktan başka çaremiz yok. Mücadele edince, saha dışı faktörler devreye girmedikçe, şansımız da yaver gittikçe biz bu ligi son haftaya kadar zorlayacağız.

İç sahada takımın tedirginlikten kurtulması şart. Giresun maçının ilk yarısında ruh gibi gezindik. Ev sahibi isek daha hırslı, kovalayan, ısıran taraf olmalıyız. Biz ısırmazsak ısırılan taraf oluyoruz. Tempoyu, oyunu kabul ettiren biz oldukça rakibi hataya zorlayabiliriz.

Rakiplerin puan kaybettiği haftaların gerilimi daha bir yüksek olur. Ateş çemberine atlayan aslan misali, yanmadan geçmek için aslan yürekli olmak gerekir.

Bizim takım maşallah aslan yürekli. Yürüyün be aslanlar, önce Bolu, sonra Kayseri... Şampiyonluk niyetine...

19 Şubat 2015

#UtançKoridorunaHayır

Türk polisi kaskının altına sakladığı yüzünü bu kez dün gece oynanan Altay-Göztepe maçı sonrası gösterdi. Maç sonu bekletilen statta bekletilen Göztepe taraftarına, dahası soğuktan korunmak için tribün altına giren insanların üzerine biber gazı atıldı; sert müdahale sokaklarda da devam etti. Taraftar polisin taraftarı daha kolay dövmek için oluşturduğu koridorla stat dışına çıkarılmıştı.  (Yaşananları detaylı okumak için bknz: https://eksisozluk.com/entry/49289707)

Ölümler ülkesi Türkiye'de güvenliğimizi sağlamakla görevli polisler, bizzat güvensizliğin sembolü olmuş durumda. Maç sonu yaşananları telefonuyla videoya çeken ve kayıdın başında polise sevgilerini sunan vatandaşa polisin ettiği küfür de kayıtlara geçti.

Mecliste iç güvenlik paketinin yasalaşmasının ardından artık bu küfürleri etmemesi için hiç bir nedeni olmayacak. Zaten yasadan hukuktan habersiz, kendini memleketin sahibi zanneden polis, sokak ortasında istediği gibi silah kullanabilecek. Taraftarı, tribünleri düşman gibi gören Türk polisinin işi bu yasayla daha da kolaylaşırken sokakta yürümenin bile tehlikeli olduğu memlekette statta maç izlemek iyice güvensiz hale gelecek.

17 Şubat 2015

Şener Abi...

Ben bu tribünle, memleket memleket gezerken, ben bu yollarda, bir dinlenme tesisinde otobüsün etrafındaki insanlarda...

Tanıdığım yüzlerle mutlu olurken, "bu çocuk ne kadar büyümüş", "vay, elemanın saçları amma seyrelmiş", "bu ne göbek birader, az dikkat et", derken...

"Bu abiyle abla geliyor ya her maça, valla helal olsun ikisine de" diyemeyeceksem artık...

Hayatın içinde bunlar varsa, kimse kalmayacaksa sonsuza ve bir gün sonra bile artık yokuz diyebiliyorsak...

Biz de o gün geldiğinde "iyi bir Demirsporluydu" diye anılalım, Şener abi gibi. Bu onur bize yeter.

Şener abiye ise bolca rahmet, azapsız bir kabir, oradan bile Demirspor'u izleme imkanı ver yarabbim.


Görüşmek üzere abi, yolların bittiği mavi göklerde buluşmak üzere...



Foto: @gundeminfo 

"Tribünde Bir Ömür"



Bilal Nur arkadaşımızın hazırladığı ve biz Ankara Tayfası üyelerinin de yazılarının yer aldığı, tribün ve deplasman anılarından oluşan Tribünde Bir Ömür kitabı, Karahan Kitapevi Yayınları'ndan çıktı. Emeği geçenlerin eline sağlık... Kitabı internetten satın almak mümkün. Şu linklerden inceleyebilirsiniz: 



16 Şubat 2015

Alanyalı Taraftarın Gözünden

Alanya deplasmanına 10 otobüs Demirsporlu gitti; bunun yanı sıra Antalya ve çevresinde yaşayanlar ve Ankara'dan yola düşen Tayfa üyeleri de vardı. Blogta Demirspor taraftarının ne güzel ne muhteşem olduğunu yazmak istemiyoruz artık; sadece taraftar övgüsü üzerinden yazılar yazmamaya çalışıyoruz çünkü bu artık bir Türkiye gerçeği, taraftarla ilişkili başka konular, taraftarın yönetimlere etki edebilmesi bizim için daha önemli.

Ancak bir Alanyaspor taraftarı, Cem Cemalettin Balcı'nın demirgibiyiz@gmail.com adresine gönderdiği maili, kendisinin de izniyle paylaşmak istedik. "Dışarı"dan nasıl göründüğümüzü ortaya koymak için, Sayın Balcı'ya teşekkür ediyoruz, buyrun:

"Merhaba,dün Alanya-Adanademirspor maçına gittim.Alanya da yaşadığım için hafta sonları ptt 1.ligi takip ediyorum.Maça gelen Demirspor taraftarları gerçekten harikaydı.90 dk tam destek verdiler,stad onların sesiyle inledi .En güzeli de ne bir küfür,ne bir taşkınlık,sadece takımlarını destekleyip döndüler,bizleri kendilerine hayran bıraktılar.Marşları halen kulaklarımda:Çocuklar inanın ,inanın çocuklar…

Umarım süper lige çıkarsınız,çünki hak ettiğiniz yer orası, Selamlar."

15 Şubat 2015

Alanyaspor: 1- Adana Demirspor: 0

Takım olmanın üstüne her maç bir iki oyuncunun ekstra performansıyla ayakta kaldığımızı yazmıştım. Bu maç kimse o ekstrayı ortaya koyamadı.

Savunmada Yiğitcan'ın eksikliğini hissediyoruz. İlk dakikalardan itibaren Alanya istekliydi ve üstümüze geldi. Rakibi karşılasak da topları oyuna iyi sokamıyoruz. Hüseyin eksikliği de burada hisediliyor, Beykan da olmayınca topu ileri taşıyacak oyuncumuz yoktu. Umut ve Mesut çok fazla pas hatası yaptı. Oğuzhan bu ağır zemine rağmen ısrarla topla oynadı ve sürekli top kaybetti. Attamah'ın mücadelesi iyiydi ama Demizli'deki gibi skora yönelik olmadı. İlk yarıdan uzaktan şutlarla etkili olmaya çalıştık ama net pozisyon üretemedik. Alanya'nın en net pzosyonunda isd yeni kaleci Buda zamanında kalesini terk etti.

Tam gole yakın olduğumuz, pozisyon bulduğumuz sıralarda arka arkaya iki hatayla rakibe zoraki gol attırdık.  Hücumda yaratıcı oyuncu eksikliği hissediyoruz. Yan toplardan da gol bulamayınca zorlanıyoruz. Özgürcan'ın saman alevi görünürlüğü bu maçta yeterli olmadı.

Yeni transferlerin en çok dakika bulduğu maç oldu. Tek maçla kritik yapmak doğru değil ama takımı daha iyi hale getirdiklerini söylemek güç.

14 Şubat 2015

Özgecan Aslan

Yine bir kadın öldürüldü vahşice, bu kez yanı başımızda, hepimizin yolunun kesiştiği yerlerde, bizim yöre insanının canını emanet ettiği TOK minibüslerinde. Bu durumun bireysel sapıklıkla, kişisel günahla, gözü kararmayla falan açıklanabilir yanı yok artık.  Bu kolektif bir düşüncenin ürünü cinayetler. İktidarın kadını aşağılayan her adımının günlük hayatta yansımasi bunlar. Memleketin el birliğiyle zeminini hazırladığı olaylar. Sokakta kadın dövmenin normalleşmesinden başlayıp, tek başına gezen her kadının tehdit altında olduğu,  yolda yalnız yürümekten korkar hale geldiğimiz bir dönem.  Ama durun, iç güvenlik yasası çıkıyor, "sık ulan sık"çı polisimiz bizi koruyacak! Özgecan'ın ve anıtsayac.com'a giren her kadın cinayetinin müsebbibi, Türk halkının vahşi iradesi ne yazık ki.

11 Şubat 2015

Kurumsallaşmanın Özü...

Dün ADS Store'un profesyonel yönetimi bir açıklama yaptı. Dedi ki; özünde korsan ürün kullanma kullandırma. Bu slogana aslında hiç karşı çıkmadık biz. Hatta destekledik. Cebimizden bir kuruş çıkacaksa bunun yaklaşık %20'si kulübe gitsin, fena mı olur, dedik. Halen de korsan ürün kullanılmamasını destekliyoruz.

Ancak dün yapmış oldukları açıklama hukukun genel bir ilkesinin arkasına sığınarak diş gösterme niteliğindeydi. Nedir o ilke; hukuki hakların kullanılacağının beyanı tehdit kapsamına girmez.  

Biz aslında kendi üstümüze almadık bu açıklamayı, her ne kadar bizler de atkı ve polar vs. yaptıran oluşumlardan biri olsak da. Bu daha ziyade firmanın kendi yatırımlarından beklenen verimi alamamasının bir yansımasıydı bizce.

Bir firma bir kulüp ile anlaşma imzalayacak. İmzaladığı anlaşma uyarınca maliyetlere katlanacak. Buna ADS Store adı ile açacağı dükkanların her türlü maliyeti de dahil olacak vs. Elbette öncelikle yatırım maliyetini kurtarmak ve sonrasında kar etmek isteyecek. Üstelik yatırım maliyeti kurtarılana kadar ürünler üzerinden kulübe aktarım yapmama gibi bir seçenek de sunulmamış firmaya bildiğim kadarı ile. Bu karı elde etmek için ürün çeşitliliğini artırmak zorunda. Bu da ilave üretim maliyeti yaratacak firmaya. 

Bu karlılığa erişmek için piyasasına hakim olmaya çalışacak doğal olarak. Ve piyasaya hakim oldukça kulübümüz daha çok kazanacak. Bizim ise borcumuz gırtlağa dayanmış, gelecek her kuruşa ihtiyacımız var. Bu nedenle buradan gelecek gelire de fazlası ile sıcak bakıyorum.

İyi ama bu profesyonel yönetim, bu profesyonel kalıcı gelir kaynağı, bu kurumsallık nasıl yürütülmeli? Nasıl davranmalı büyürken?

Eğer Demirspor taraftarına ürün satacaksanız Demirspor taraftarını tanıyacaksınız. Demirspor taraftarının bugün Türkiye çapında gıpta ile nasıl izlendiğini irdeleyeceksiniz. Yani kendi pazarınızı öncelikle hissedeceksiniz, pazarınızın bir parçası olacaksınız.

Demirspor taraftarı kimdir, biz biraz yardımcı olalım size.

Demirspor taraftarı kendi kilosunun onlarca kat ağırlığındaki boyalı el yapımı pankartları asabilmek için kimsenin göze alamayacağı yerlere çıkan gözü kara, kendi kara çocuklardır.

Demirspor taraftarı Adana'da dolmuş parası bulamazken son parasını deplasman otobüsünün bagajına bavul gibi girebilmek için veren taraftardır.

Demirspor taraftarı kumbarasında biriktirdiği 3 kuruşu kulübüne vermek isteyen Samet'tir.

Zamanında açlık grevi yapan kitledir.

Demirspor taraftarı maç kuyruklarında ellerinde bileti olan abilerine masum gözlerle onunla bire iki yapması için rica eden kara çocuklardır.

Ve işin en acı yanı ne biliyor musunuz? Demirspor taraftarı, sizin lisanslı ürün alınması için duygularımızı ölümüne sömürdüğünüz o boyacı çocuklardır.

Bu gerçeği asla ve asla göz ardı etmeyelim kurumsallaşırken. Geçmişimizi de özümüzü de unutmayalım. Pazarımızın farkında olalım.

Demem o ki; siz özel bir şirketsiniz, yatırım yaptınız, maliyetlere katlandınız ve kar etmek istiyorsunuz. Biz de sizin büyümeniz ve güçlenmeniz yoluyla kulübümüze para girmesini, elimize daha çok ürün ulaşmasını istiyoruz. Bundan mutluluk da duyuyoruz. Takip mi yapacaksınız, yapın, icra mı başlatacaksınız başlatın. Münferit tespitlerle pazarınıza dadananları savcılığa mı vereceksiniz, verin. 

Ama lütfen bunları yaparken o kullandığınız boyacı çocukları, Samet'i incitmeyin. Kırmadan dökmeden, naralar atmadan da yapabilirsiniz bunu. 

Siz işinizi güzel yapın, kimsede olmayanları üretin, yaratıcı olun, fiyat çeşitlendirmesi yapın. Taraftar, -o boyacı çocuk dahil- sizden zaten alacaktır. Ayrıca işportacıdan alışveriş yapan dar gelirli taraftarın bunu yapması için iki neden vardır bence:

1. O üründen sizde yoktur.
2. O ürün sizde onun alamayacağı kadar pahalıdır.

İkisinde de suçlu taraftar değil bence.

Son bir şey daha. Siz ürünlerimizin üretim ve sunumunu devraldıktan sonra biz kulübümüz bizim sloganlarımızı resmi olarak kullanacak diye mutlu olmuştuk.

Teşekkürler edecektik size. Gurbette Demir Gibiyiz'in yaratıcısı olarak kulübümüzün şiarımızı yaşatıyor olmasından gurur duyuyoruz diyecektik. Mesela #dellen'i kullandınız. Mutlu olmuştuk. Üretici taraftarı dinliyor, taraftar üreticiye sunuyor diyor seviniyorduk.

Şimdi siz bize "Gurbette Demir Gibiyiz"i kullanamazsınız diyorsunuz sanki. Ya da "Dayan Yarına İnan"ı siz diyeceksiniz biz diyemeyeceğiz, diyorsunuz sanki. 

Naçizane tavsiyem, bunu demeyin. Pazarınızı iyi tanıyın. Yazık olur yatırımınıza. 

Not: Siz uygun şartlar sunun, biz ürünlerimizi store üzerinden yaptıralım. Buna da varız. Kendi ürünlerini bastıran taraftarların sizlerin en büyük alıcı kitlesi olduğu hususunu da pazar değerlendirmesi notlarınıza ekleyin.

Başarılar dileriz.

10 Şubat 2015

Bir Kupa Gitti, Kaldı Biri...

Türkiye Kupası'na bu şekilde veda etmek üzücüydü. İyi mücadele ettiğimiz grup maçlarında Rize'yi yenememenin ceremesini çektik.

Beşiktaş'ı İstanbul'da yenmek şu ana kadar sezonun en mutlu anlarından birisiydi. İkinci maçta da oyundan düştüğümüz dakikalarda cezamızı kestiler. Direnebilirdik, olmadı. Üzüldük ama kahrolmadık.

Rize'yi Adana'da yenebilmek grubun heyecanını yüksek tutmak açısından önemliydi. Fena da oynamadık. Beraberlik Rize'yi yukarı taşımaya yetiyordu, gerekeni aldılar. Biz de işi matematiğe bağladık.

Sarıyer'in durup durup dişini bize geçirmesi planda yoktu. Hesapta biz yenip akşam mini bir stres yaşama hayalleri kuruyorduk.

Neticede Türkiye Kupası hayallerini seneye bıraktık.

Peki ya şampiyonluk kupası. O da seneye mi kalacak? Puan tablosundaki yerimize bakıp da "yazık olur, hakkaten yazık olur" diyorum. İyi bir hava yakaladık, sonuna kadar götürebilme gücümüz olacaktır. Sakatlar düzelirse, devre arası transferleri tam randımana kavuşursa, şans yanımızda olursa neden olmasın?

Sezon başına süratli bir dönüş yapalım. İlk dört maç çok kritik, alabildiğimiz kadar puan alıp sonraki ölüm koridoruna girmeliyiz diyorduk. Burada tökezlersek hedef ligde kalmak bile olabilirdi. Ama üç galibiyet, bir beraberlik ile belli bir hava yakalayıp sonraki maçlarda kaybetme lüksüne sahip olduk. Nitekim Kayseri, A.Ş., Antalya, Elazığ maçları kabusumuz oldular.

Yine aynı durumdayız. Bu sefer küme meselesi yok ama direk çıkma şansımızı kaybedebiliriz. "Biz de varız" demeye devam etmek ve sezon başına benzer bir performans için Alanya ve Bolu'ya Denizli tarifesinden uygulamaya ihtiyaç var.

Gözleri Alanya'ya diktik. Hatta biletleri bile aldık ha! "Telafisi mümkün olmayan haftalar"dan az önceki haftalardayız...



8 Şubat 2015

Adana Demirspor:1-Giresunspor:1

Kendi sahamızda iki puan kaybettik. Deplasmanda olsa sevinebileceğimiz skor, taraftar desteğine rağmen olunca üzülüyoruz. Devre arası analizinde, maçları koparamamaktan yakınmıştım. O hattan devam ediyoruz. İyi oynasak bile, yeterli hamleyi yapamıyoruz. Biraz daha yaratıcılık gerek belki.

Golü erken bulsak, yesek bile ikinci atabilirdik ama pozisyonsuz ilk yarının ardından gol gecikince roparlamakta zorlandık. İyi yanı, yeni transfer Artun'un haftaiçinden sonra yine gol atması.

Ancak Takımda bir rahatlama olduğu, kupanın son maçlarından belliydi. Sarıyer'e kaybeden takım, bu tür maçlarda konsantrasyon sorunu yaşadığını ortaya koydu. Tabii ki her maçı kazanamayız ama puan kaybetme lüksünü daha yukarılardaki takımlara karşı kullanmalıyız. Giresun son haftaların iyi takımıydı, deplasman performansı iyiydi ve yine iyi bir deplasman mqçı çıkardı. Ünal Hoca'nın bu takıma asıl kimliğini veren disiplin olayının üstüne gitmesi gerekli. Ayrıca yeni transferlerin şimdiki kadroyu zorlayıp rekabeti de artırması gerekiyor.

3 Şubat 2015

Hişt Hişt Geliyor!

Hişt hişt geliyor, gümbür gümbür ediyor yollar, zemin titriyor içimiz gibi, demir kanatlı katarlar mavi-lacivert lokomitifin ardından dağları tepeleri aşıyor. Hiç gelmez sandığımız, sesini duyup da kendini göremediğimiz mavi-lacivert şampiyonluk ufukta beliriyor. Gün gelir bu dertler biter diyen Demirsporlu, kolları koparcasına kazana kömür yüklüyor, ateş harlanıyor yürekte, geliyoruz vakit tamam diyor! Ha gayret makinist, şapkanı iyice yerleştir kafana, kıs gözlerini, o tepelerin ardında seni bekleyen on binler var, lokomotifin kazanı gibi dolu ve ateşli yürekleriyle heyecanla seni bekliyorlar...

2 Şubat 2015

Denizlispor:3-Adana Demirspor:4

İçeride dışarıda kazanan bir takım olduk, helal olsun çocuklar! Yenik duruma duruma düştüğümüz maçı çok sakin bir şekilde çevirdik. İkinci yarı da rölantide giden oyun karşılıklı gollerle biraz gerginleşti ama 4 gol atıp 3 puan alamasaydık çok yazık olurdu.

Bir önceki yazıda değinmiştim, takım olan bu ekipte bir iki ismin ekstra performansı, rakibi çözmeye yetiyor. Bu kez Attamah oldu bu isim. Cumali biraz daha geride oynayınca hücumda kendini gösterdi, ilk kez golle buluştuğu maçta duble yaptı.

Savunmada Yiğitcan'ın eksikliği hissedildi. Yağmurlu zeminde hata yapmaya müsait ortamda, takım skor üstünlüğüne erişince bazı hatalar masum görülebilir ama yine de maç bitmeden kazandık havasına girmemeli, bunu geçen hafta da yaşadık. Maça asılınca alıyoruz ama bırakınca da hemen kaybetme ihtimali yaşıyoruz.

Yine de günün sonunda mutluyuz ve yolumuza devam ediyoruz. Teşekkürler çocuklar!

İkinci Yarıya Başlarken

İkinci yarının ilk maçında  deplasmanda Denizli ile oynuyoruz. İlk yarıda beklediğimizin çok üstünde bir yerde tamamlamıştık, son birkac haftada bizim iyi skorlarımıza rakiplerin kötü sonuçları eklenince ilk ikide bulduk kendimizi. Bu hafta da deplasmandan puanla dönmek yerimizi sağlamlaştıracak.

Çok gol atmayan ama az yiyen bir takımız; çoğunlukla tek farklı galibiyetlerle sonuca gittiğimiz maçlar yaşadık. İlk golü attığımız zaman maçlar kontrolümüzde geçiyor. Deplasmanda veya iç sahada çok farklı oyun tarzımız yok. Maçlar kontrolümüzde geçse de baskımız altında geçmiyor. Ayrılmadan önce Ali Tandoğan'ın, iyi oynadığı zamanlarda Tayfur'un bindirmeleri sonuca gitmemizi kolaylaştırdı. Orta sahadan Beykan ve Mesut'tan destek aldığımız zaman da işimiz kolaylaştı. Oğuzhan'ın hareketliliği, bal yapamayan arı olmaktan çıkıp zamanında verilen paslara dönüştüğünde skor bulduk. Dolayısıyla skor bulmakta zorlanmıyoruz ama maçları koparmakta zorlanıyoruz. İyi bir "takım" olduk ama fark yaratmak için her hafta bir oyuncunun ekstra performansı gerekiyor.

Yeni transferlerin de bu uyumu bozmamasını ve ekstra perfomans işini üstlenmelerini bekliyoruz.

26 Ocak 2015

Bir Taraftar, Bir Özgürcan, Bir Emre Meselesi

Yavuz yazısında güzel yerlere temas etmiş. Tespitlerinin tümüne katılıyorum. Futbol olarak istediğimiz anlarda topu indirip güzel bir pas trafiği üretebiliyoruz. Gol bölgesine çok rahat inebilecek bireysel yetenekte oyuncularımız var.

"Takım oyunu" kavramı bizim için hala uzak görünüyor ama "takım içi arkadaşlık" günden güne artıyor. Şaban penaltı yaptırıyor, Abdülkerim ona moral veriyor, Emre hatalı bir gol yiyor, takım ona destek oluyor, özel hayatlarında yan yanalar, yüzleri gülüyor... Örnekler uzuyor, saha içi iletişim gelişiyor, arkadaşının hatasını kapatma ön plana çıkıyor. Bunların sonucu puan hanesine yazılıyor. İlk yarının sonunda puan tablosundaki yerimizi sadece iyi oynayarak kazanmadık, biraz da birbirimizi severek kazandık.

Maç başlamadan az önce twitterde Özgürcan ile ilgili bazı yorumlar okudum. Bazısı masumane, bazısı yaralayıcı tarzda yorumlardı. Ayrıca daha önce bu kardeşimizin kendisini eleştiren bir taraftara gayet kibar cevap verdiğini de okumuştum. Birincisi bir kimse bu kadar ağır eleştirilmeyi hak edecek bir davranışta bulunmalı, ki Özgürcan bulunmadı. İkincisi acımasızca eleştirilmek için çok kötü performans göstermesi gerekir, ki maçtan önce oynadığı maç ve attığı gol sayılarına ilişkin bir tablo paylaştım, o kadar da kötü değil. Üçüncüsü, bir insan kötücüldür, ukaladır, umarsızdır vs. eleştirirsiniz. E bu adam işinde, gücünde, ekmeğinin peşinde, göründüğü kadarıyla beyefendi, taraftarla ilişki kurmaktan çekinmeyen birisi. Dördüncüsü, sahaya çıkanlar Demirspor forması giyiyor. O formayı giyiyorlarsa onlara sallamak bu kadar sıradan bir davranış olmamalı. Böyle adama bu şekilde dalmak en hafif tabirle yüreksizliktir.

Özgürcan örneği, Demirspor tribünlerinin aşması gereken bir durumu teşkil ediyor. Bir kısım taraftarın bir huyu var, sezon başında bir oyuncuya kafayı takıyor. Mesela geçen senelerden Erçağ... Adam gidiyor geliyor Erçağ'a sallıyor. Sanki Erçağ gitse Demirspor leblebi gibi gol atacak vs...  "Okumuş" taraftarlardan bile öyle yorumlar duyuyorum ki bazen, "pes artık" diyorum. İlla eleştirecekseniz, o oyuncuyu oraya getiren, performansı çok kötüyse bile ona tahammül eden yönetimi, teknik ekibi eleştirin. Tellerin ardından, güvenli bir bölgeden, size cevap veremeyecek birisine sürekli sataşmak ile sınırlı sığ dünyanızı aşın.

Emre Selen, Adana çocuklarının önünde bir model olarak ışıldamaya başladı. Son maçın dramatik kahramanı oldu. Maçı önce biraz rakibe itti, sonra tam anlamıyla geri getirdi. Ellerine sağlık! Selahattin Aydoğdu yönetiminin şu ana kadar yaptığı en çılgınca iş bu. Acaba bu kararı başkan mı aldı, yoksa Ünal veya Samet hoca mı? Her kim düşündüyse helal olsun. Bu konu hakkında sorularım var:

- Emre ile devam edilecek mi? Yeni bir kaleci alınacak mı?
- Emre'nin teknik / fizik gelişimi için mevcut teknik kadro yeterli mi? Psikolojik destek verilecek mi?
- Emre'ye biz destek oluruz, sabrederiz ama işler ters giderse yönetim bu baskıyı göğüsleyebilir mi?

Tespit ve temennilerim ise şu şekilde:

- Emre, kendisini hiç durmadan geliştirmek zorunda. Aklını, fikrini, bedenini bu işe tamamiyle vermeli.
- Özellikle yan top zaafı uzaydan görülebilecek kadar büyük. Her maç penaltı olmaz ama onlarca yan top olur. Penaltıyı yesin ama diğerlerini değil.
- Bundan sonra hiç bir taraftarın, yöneticinin, hocanın, basın mensubunun altyapıdan bir oyuncu için "bu çocuk daha ham, bu ligi kaldıramaz, pişsin sonra gelsin" deme lüksü, hakkı, şansı yoktur. Bu bahis kapanmıştır. Beşiktaş'a karşı iki defa, ligin tepesindeyken, bunun stresinin yaşandığı maçlarda sahaya çıkan bir oyuncumuz var. Artık bu şansı tüm genç oyuncularımız kovalamalı. Biz sonuna kadar destek oluruz onlara.

Son olarak bu yılın sloganı olan #DELLEN, bu haftalık #SELLEN ile değişti desek yeridir. Daha çok dellenmelerimiz olsun inşallah.

24 Ocak 2015

Altınordu:1-Adana Demirspor:3

"Hayatı monoton olanları Demirspor'a davet ediyoruz"  diyerek maçı özetledi Mustafa. Demirsporluya rahat maç izlemek haram ama sonunda #dellen diyebiliyoruz! Yedek takımla Beşiktaş'a yenilince üzüldüğümüz bir sezon yaşıyoruz, an itibariyle ilk ikideyiz ve ilk devreyi müthiş yerde tamamladık.

Maçta bulduğumuz pozisyonları gole çevirerek rahatladık. Özgürcan kalitesine yakışan tek dokunuşlarla bizi rahatlattı. Ama 2-0'dan sonra gol yeme alışkanlığımız devam etti, 5 dkakiada maç gitti geldi. Emre Selen penaltı kurtararak ilk goldeki hatasını affettirdi ve kaledeki yerini sağlamlaştırdı. Ancak özellikle yan toplar konusunda çok çalışmalı. Bu konuda ekibimiz Emre'ye yardımcı olmalı.

Haftaiçi oynanan maçın yorgunluğu hissedildi ama özellikle Oğuzhan'ın hareketli oyunu dikkat çekti. Beykan'ı daha aktif görmek istiyoruz. Zeminin kötülüğü onun teknik kapasitesini kötü etkilemiştir.  Attamah da sağlam durdu ve sahanın iyilerindi. Yiğitcan kaptan, defans hattını toparladı. Mesut ve Ferhat ise güven vermedi.

Yeni bir macera başlıyor. Artık her hafta daha değerli.

21 Ocak 2015

Adana Demirspor:1-Beşiktaş:4

Beşiktaş'a yenilmek normal ama kötü oynayarak yenilmek kötü. Maçta doğru dürüst pozisyonumuz yok. Beşiktaş'ın istekli olması,  önde basıp bize top yaptırmaması organize olmamızı zorlaştırdı. İlk yarıda oyunun içindeydik ama ikinci yarı skoru korumaya döndük. Rakibin yıldızı Demba Ba'nın harika şutu oyunu çözdü, hemen ardından yenen gol asıl düşünmemiz gereken şey. 3-4 kişinin içinde rahatça vurdurduk kafayı. Cenk'in frikiği de skoru belirledi.

Süper Lig yolundaysak, Süper Lig takımlarına kafa tutmamız gerekli. İlk maçta gördüğümüz isteği, bu muhteşem taraftarın önünde de görmek isterdik. Ünal hoca maçtan sonraki açıklamasında transfer isteğini açıkça dile getirdi. Bu kadro ikinci devre zorlanır.

17 Ocak 2015

Yönetimin Sessizliği

Demirspor taraftarı geçtiğimiz haftayı transfer haberi bekleyerek geçirdi. İlk 11'den 4 oyuncusunu kaybeden takımın en azından bu boşlukları doldurması bekleniyordu. Yönetimin sessizliği nedeniyle, kulübe yakın gazetecilerin ve idari personelin yazıp çizdikleri gündem oluşturdu. Yönetimin iletişim konusunda hatalı olduğunu söyleyebilirim.

Sosyal medyayı aktif kullanmaya çalışan bir yönetimin, futbolcu ismi vermese de, görüşmelerimiz var veya yok diye kamuoyunu bilgilendirici, düzenli açıklamalar yapması gerekiyordu.

Basın sözcümüz ya da halkla ilişkiler birimlerimiz iyi çalışmıyor. Kulübün yaratılan gündemlerle yıpranmaması için gündemi kendinin yönetmesi lazım. Kulübün profesyonellıği derken biraz da bunu kastediyoruz, ortadaki kakafoniyi durdurmayı başarmak. Belli ki yine sezon başında olduğu gibi,  az ama doğru para harcamak istiyor lar.Mantıklı. Ancak hedefi şampiyonluk olarak yükseltince, beklentiler de yükseliyor. Şampiyonluk yerine, ilk 6 hedefi ortaya konsa belki bu kadar beklenti oluşmazdı. Transfer için henüz zaman var. Eski Bucalı ve GSli Umut, açığı kısmen kapatır. Ama o da uzun süredir 90dklık performans sergilemiyor. Takımında düzenli oynayan bir isim gerekiyor şu anda. Kadro yetersiz değil ama yarıştığımız takımların gerisinde.

Haftaiçi Beşiktaş kupa maçıyla ikinci yarıya ciddi bir başlangıç yapıyoruz. Kötü bir sonuç yönetime karşı eleştirileri yükseltecektir. İlk yarıda yükselen havanın kötüye dönmemesini istiyoruz.

12 Ocak 2015

İstanbul Zehirlenmesi

Her ne kadar geçtiğimiz gün, devre arası transferleri kulübeyi güçlendirmeli diye yazsam da olayların gelişimi pek öyle olmayacak gibi duruyor. Mulenga'nın gidişinin ardından yabancı forvet arayışlarının artması, dahası Süper Lig etiketli önemli isimlerin konuşulması Demirspor taraftarını "heyecanlandırıyor". Bu heyecanı anlıyorum, yıllardır gelen başarısızlıkların sonunda bizim takımda da iyi futbolcuların olması, hedefe giden yolda güçlü bir kadronun olması bekleniyor. Ama hak vermiyorum! Sürekli bomba transfer, sürpriz transfer, büyük transfer, çilek, krema beklentisi, İstanbul takımlarının her transfer döneminde medyayı ablukaya almalarının bir sonucu içimize kadar işlemiş.

Bence bu, İstanbul zehirlenmesi! Yarın bir gün Süper Lig'e çıkarsak, bu beklentilerin daha da artacağından korkuyorum. Demirspor taraftarının başarının büyük oyuncularla değil emektar ve hırslı oyuncularla geldiğini biliyor olması lazım. Büyük transfer, takım içinde kime kaç para veriliyor tartışmalarına (çünkü ödenen net paralar açıklanmıyor); ona bu kadar veriliyorsa bana da şu kadar verilsin diye futbolcular arası huzursuzluğa neden olabilir. Ayrıca bugüne kadar ismine, deneyimine güvenerek takımı alt üst eden pek çok futbolcunun Demirspor'dan geçip gittiğini de unutmayalım.

Sözün özü iyi futbolcu transfer edilsin, ama takım içi denge bozulmasın.

10 Ocak 2015

Devre Arası Kadro Değişiklikleri

Adana Demirspor,  uzun yıllar kadro istikrarı yakalamakta zorlandı, sezon başı alelacele toplanan kadrolar devre aralarında neredeyse tamamen değişti. Tabii bu mesele, parasal güçle ilgili; parasını alamayan ya da alamayacağını düşünen oyuncu kendine başka bir yer buluyor. Son bir iki sezonda bu durumu daha az yaşadık. Kadromuz baştan aşağı değişmedi. Bu sezon da iyi giden kadronun bozulacağını düşünmüyorduk. Ancak Ali Tandoğan ve Alaattin Tosun'un ayrılışlarının ardından son olarak Mulenga'nın da para nedeniyle tek tarafli fesih yaptığı haberi moralleri bozdu. Ali ve Alaattin ilk 11 kalitesinde deneyimli oyunculardı, Mulenga'nın katkısı ise zaten tartışılmaz. Bu isimlerin yerine henüz bir adım atmadı yönetim.

Açıkçası sezon başında en iyi yapılan işlerden biri dengeli bir dağılımla, çok para harcanmadan yapılan transferlerdi. Yıllardır isteğimiz buydu. Başarı uğruna kontrolsüz yapılan harcamalar, bugün memleket futbolunun en üstten en alta en büyük sorunu zaten. O yüzden devre aralarında da çok para harcamadan takım içi dengeyi bozmamak gerekli.

Devre arası transferlerin başarı oranı oldukça düşüktür; kimse iyi futbolcusunu bırakmaz ya da iyi oyuncu durduk yere kulübünden ayrılmaz. Bu dönemde büyük transfer beklemek hatalı olur. Ne yazık ki sezon başındaki kötü anlaşmalar kulüpleri zora sokuyor. Futbolcular ve menajerleri takımları parmağında oynatıyor. Yıllarca çektiğimiz sıkıntı buydu. Neyse ki yavaş yavaş bu yanlıştan dönülüyor. Futbolcularının emeğinin verilmesi oldukça önemli ama toplamda camianın her kesiminin  -yönetimin, taraftarın, teknik ekibin- emeklerini zayi edici bir tutum da takınılmamalı. Devre arasında yapılacak en iyi iş, bazı mevkilere iyi birer yedek olacak, ceza veya sakatlık durumunda devreye sokulabilecek isimlerle kulübeyi güçlendirmektir fikrindeyim.

4 Ocak 2015

Adana Demirspor:2 - Buca:0

Çok önemli bir galibiyet! Kırılma maçlarını, alt sıra takımlarına kazanamama alışkanlığımızı yenmek adına önemliydi bu galibiyet. Bu kadar çok gol kaçırıp sonunda kazanmak daha güzel. Atamayana atarlar ilkesi işlemedi. Direkten dönen, altıpastan kaçan gollerin sonunda kilidi Beykan'ın frikiği çözdü. Oyuna sonradan giren Oğuzhan fişi çekti.

İlk yarıda tempo yükseltemeyen,  organize olamayan bir Demirspor vardı.  Konsantrasyon sorunu olduğu belliydi. Hurşut'tan beklediğimiz oyunu bir türlü göremiyoruz. Mesut da kritik paslarda hatalı olunca ataklar başlamadan bitti.

İkinci yarıda istekli bir takım, bu kez şanssızlığına takıldı. Acaba yine olmayacak mı derken goller geldi. Devreyi müthiş tamamladık. Artık hedef büyütmek, daha iyisinin hesabını yapmak gerekecek.

3 Ocak 2015

Şampiyonluk Denklemi

Ben şampiyonluk havasına tam olarak giremediğimden, diğer takımlar ne yapmış, sonuçlar nasıl diye pek bakmıyorum. Hele hele henüz "kimden kaç puan almalıyız" tarzı çok bilinmeyenli denklemlerle uğraşmıyor ya da "kim kiminle nerede oynayacak" gibi magazinsel bir merakla fikstürü didiklemiyorum. Çoğunlukla haftalık yaşıyorum diyebilirim.

Şampiyonluk, bir temenni olarak hep aklımda ama "şampiyonluğa oynamak" denilen şey sadece üç puan almakla alakalı değil. Camianın tüm bileşenlerinin bunu hedef olarak koyması lazım. Sene başında böyle bir hedefle yola çıkılmadığından mıdır, yılların "kaybeden" imajını henüz yenemediğimizden midir nedir, ağız dolusu şampiyonluk konuşamıyorum.

Selahattin Aydoğdu'nun bu seneki yönetimi takımı geç kurmasına rağmen kaliteli oyuncu seçimi, ekonomik rakamlarla anlaşılması, belediye ile yürütülen iyi ilişkiler ve taraftar nezdinde yaratılan samimi ortam ile işlerin düzenli gittiğine dair bir inanç oluşturuyor.

Şampiyonluk konuşabilmem için takımın kazanmayı alışkanlık haline getirmesi, taraftarın sabırlı olması ve taşkınlıktan kaçınması (maçın 10. dakikasında herhangi bir topçuya küfür etmemesi ya da twitterden sallamaması), yönetimin ödemeler konusunda elinden geleni yapması, belediye'nin bu oyunun finansal tarafında yer alması yani herkesin bir şekilde "halkın takımı"nın yanında olması gerekmekte.

Belediye için ekstra birkaç cümle edesim var. Aytaç Durak ekolünden çok çektik. "Ben spordan anlamam" deyip bürokratlarını yolluyordu. Sivilleşme diye bas bas bağırmamız belediyenin sağlayacağı gelirlere sırt dönmek için değil, takımın "belediyespor" olmasının yarattığı yıkımlara engel olunması içindi. Bu yönetim anlayışı iflas etmiştir, çağ dışıdır, karanlıktır ve her türlü suistimale açıktır. Demirspor yönetimleri tekrar aynı düşünceyle oluşturulmasın artık. Aydoğdu ve Sözlü'nün birlikte çalışma sinerjisi yükseldikçe Demirspor tekrar "kazanan" takım oluyor. Demirspor kazanınca önce Adana kazanıyor, insanları kazanıyor. Bu camiadaki herkes kazanıyor. Artık doğruları yapmanın yoluna girdik, takipçisi olalım...

Camia bileşenlerinden birisi olarak yerel basından bahsetmedim. İyi niyetli, taraftar ruhuyla yayın yapan bir iki internet sitesinin haricindekiler olmasalar da olur. Hatta daha iyi olur.

29 Aralık 2014

Bize Göre Deplasman...

Hasan Kalkancı kardeşimiz çok güzel yazdı Beşiktaş-Demirspor maçı sonrası duygularını. Sonra da Doğan abi hemen pazar boşluğunu buldu ve oraya yerleşti :) Şakası bir yana dolu dolu, duygusal gecemizi Hasan kardeşimizin paylaşımları özetliyordu, biz de ufak katkılar koyduk bu paylaşımlarına. Aşağıda olduğu gibi aktarıyoruz. Eline sağlık Hasan.

"Bu galibiyet 90 dakikalık bir maçtan ibaret değil. 

Çok çileler çekildi 20 senelik süreçte! 

Durak’lama devrinden bugüne devam eden ihanetlerin, biz olmazsak kulüp kapanır masallarıyla geçen yılların biriktirdiği psikolojik savaş var bu galibiyette! 

Kapalı kapılar ardında zengin edilen menajerlerin, torpilli oyuncuların, komisyon transferlerinin hikayesi var. Bakırköy’de 4-0 ile 3.lige düşürülen gençliğin, Bursa’da 1-0 dan 5-1’e uzanan derin Demirspor’un hikayesi var, Konya’da kaybedilen şampiyonluk sonrası soyunma odasındaki yumrukların hikayesi, hainlerle ve bastırılmış taraftarın mücadelesinin hikayesi var. 

Aç susuz gidilen deplasmanların, açlık grevi yapan taraftarın, akıtılan göz yaşlarının, stadda bir avuç taraftara oynanan maçların, bitti denen yerde ortaya çıkan Behzat Hocanın hikayesi… 

Önce namuslu hocalara… “hayatını Adana Demirspor’ a adamış bu büyük taraftara sonsuz saygım ve şükranlarım var” 

3.ligde geçen yılların, Abdulkerim’in, Metin Yıldız’ın, Durmuş Ali’nin hikayeleri var. 

Ercan Albay’ın play-off destanlarının, Bugsaş maçında finali getiren Şener Özcan’ın, Emre Hasan’ın, Soner’in hikayesi var, içimizden çıkıp umutları yeşerten Bekir Çınar’ın hikayesi var, taraftar sohbetleri arasında “Demirspor kaçıncı ligde şimdi? 2 mi 3 mü” deyip aşağılayıcı geçiştirmenin, İngiltere’deki Şefik abinin bir maç için binlerce km. yolu göze almasının hikayesi var, evlilik yıl dönümünü kocasız geçiren eşlerin hikayesi var, SON NEFESİNE dek her anında Demirspor’u yaşayan Ahmet Kocabey abimin, Tuğrul dayının, kanserin son evresinde dahi Demirspor’u dilinden düşürmeyen Özkan kardeşimin, armayı yalnız bırakmak olmaz deyip HER deplasmana giden Ramazan Ölçer’in, çocuklarına Demir ismi vererek geleceğe miras bırakan babaların, deplasmana giden oğullarına dua eden anaların, yıllarını bu uğurda harcayan Hasan Kısacık, Serkan Ayvataş, Ferhat Özden, Şevki Kalkancı, Onur Biçer ve nice ismini sayamadığım demir yüreğin çoook hikayesi var bu galibiyetin arkasında… 

Bir galibiyetle bahar gelmez bilirim… Zaten bahar yaşatmayı da sevmez Demirspor’um… 

Sen Yaşa bizlere yeter…"

Bu güzel paylaşımlara o gün şöyle katkı koymuştuk gönlümüzden, deplasman yolculuklarının güzelliklerine de atıf yaparak. Güzel dialoglar oldu. Aktarmaya fazlası ile değer. 

"Tribünde duygulanınca ve hatta ağlayınca sanarlar ki; bir İstanbul takımını yendiğimize verilen tepkiler bunlar. Sanarlar ki; o kadar basittir ve gelip geçicidir duygularımız. Sanarlar ki; maçtan maça yaşarız. Öyle mi oysa!

Yıllar içinde maçtan maça değil yaşamımız, yıldan yıla ölümümüz. Dirilmeye hasretimiz, dirilişe duygularımız. Ah yıllar ah!!!"

"Serkan Ayvataş: benim de gözümün önünden film şeridi gibi geçti o bataklık yılları ve çok duygulandım. Ferami, Mustafa ve diğer gençlerle Adana'da Maraş'ı yendiğimiz maçta Mustafa Uçar'a telefonda penaltıyı anlatırken ikimiz de ağlamıştık. Mersin maçı dönüşü Volkan Tanır ile hayatımızın en kötü günlerinden birini yaşadık. Daha neler neler! Anlatmakla bitmez!"

"Onur Biçer: Küme düşer demişlerdi tekerine çomak soktuklarımız ADS için, attığımız gole sevinmeyen ADS'liler vardı. O galibiyeti bin İstanbul takımı galibiyetine değişmem."

"Hasan Kalkancı: Çok kitap yazdırır bu hikayeler."

"Serkan Ayvataş: Antalya'daki Malatya maçı, Denizli finali, Ah bir de Bekir Çınar görebilseydi :((("

"Hasan Kalkancı: Zaten bu duygusallıkta geçen yılları ve kaybettiğimiz Demirsporluları düşünürken çöktü yüreğime..."

"Serkan Ayvataş: Biz Demirsporlular çok duygusal adamlarız aslında."

Oradan aldım kendi sazımı elime ve devam ettim uzayan giden deplasman dönüş yollarından.

"Duygusala bağladık devam edelim. 

Deplasman yolculukları güzeldir, besteler yaparsın yollarda, dostlar olur, yoldaşların, kardeşin olur. Şarkılar söylersin yollarda, kısık sesin inci gibi gelir kulaklara, bıkmadan güler, yeri gelir ağlarsın.

Deplasman yolculukları güzeldir. Daha bir sensindir o asfaltın üzerinde ve yanında bir dünya sen vardır, yalnız değilsindir.

Nereye baksak mavi, yelkenimizde deli rüzgar, eksiğiz ama deliyiz. (Yavuz, Abdullah, Ankara Tayfası)"

28 Aralık 2014

Çok Yaşa Demirspor

Biz olmazsak Yenice'den öteye gidemezsiniz diyenlere inat; bizi Kozan Stadlarına mahrum bırakanlara, Silifkesporlara Firat Üni.lere rakip edenlere inat, taraftarın gücüyle #AdanaDemirspor74YıldırAyakta

Mavi Lacivert Yaşamak - 16

Kürşat İşler kardeşimiz Hasan'dan gelen ortayı yakalıyor ve duygularını bizlerle paylaşıyor...


"Hasan Çakalcı kardeşimin oyunu açan pasında fizik üstünlüğümü (!) de kullanarak Timur Ekiz den önce topu kontrol ediyorum. Epey geç gelse de, işler ve şehir dışılar nedeniyle unutulduğumuzu düşündürse de pası için öz hemşerime Osmaniyeli tayfadaşıma teşekkürlerimi sunuyorum

Adana Demirspor deyince tarifi imkansız bir platonik aşk, bolca hüzün, gözyaşı, sapasağlam dostluklar, özden öte abiler, ablalar, kardeşler, birlikte yaşanılan onlarca güzel anı, deplasmanlar gibi pek çok şey geliyor insanın aklına. Onlarca abim, ablam, kardeşim oldu Demirspor sayesinde evimden yüzlerce km uzakta, "Gurbette Demir Gibiyiz" demeyi öğrendik hep birlikte. Sımsıkı tutunarak, masmavi hayaller, masmavi bestelerle ısıttık Ankara'nın ayazını.

Pek çok mutluluk dolu, hüzün dolu anı olsa da mavi-lacivert hafızamda; beni en çok etkileyenler hep yolda, sokakta, metroda, otogarda vs karşılaşılan hiç tanımadığım ve aynı benim gibi Demirsporla yaşayan renktaşlarım olmuştur. Bunlardan sonuncusu Ankara'da mavi-lacivert aşkı tek başına onlarca yıldır yaşayan 70 yaşlarında emekli öğretmen Haydar hocayla karşılaşmamız oldu. Sabah sporu yaparken takmış olduğu Adana Demirspor beresiyle tanıdım onu, ürkek bir selamlaşmanın ardından saatlerce süren eğlenceli, hüzünlü ve etkileyici bir sohbetin ardından tayfayla da tanıştıracağımın sözünü vererek ayrıldık Haydar hocayla.

Demirspor'u anlatırken birbirimize; dolan gözlerimiz ve içimizdeki çocuksu mutluluktan sonra durdum, masmavi gökyüzünden içime deriiiin bir nefes çekerek dedim ki "iyi ki Adana Demirsporluyum."

Fizik üstünlüğümü (!) kullanarak nam-ı diğer Togepy'den çaldığım topu, şık bir ara pasla Timur Ekiz'in önüne tekrar bırakıyorum. Saygılar."

Mavi Lacivert Yaşamak - 15

Tayfanın en "konuşkan" simalarından Hasan Çakalcı kardeşimiz pası alıp topu sürüyor. Dinliyoruz...



"Pasın için teşekkürler Ömer Faruk Canpolat, bir an için unutulduğumu zannettim .Bu güzel pas gelmeseydi araya girip topu kendim alacaktım.


Hayatımın en güzel günlerinin Adana’da geçmesine rağmen ben ADS’yi Ankara’da sizlerin sayesinde yakından tanıma fırsatı buldum. ADS’nin tribün videoları ilgimi çekti. Sonra facebookta ADS ile sayfaları beğenirken bizim tayfayı da eklemişim. Onur abinin yoğun ısrarı üzerine halı saha maçlarına gelmeye başladım. Bu ısrarlar her ne kadar beni tedirgin etse de kendime güvenip gelmeye başladım. Velhasıl, tribünde gördüğüm takım aşkını tayfada ve Ankaraspor (şu an ki Osmanlıspor) maçında gördüm. 3 - 0 yenilmemize rağmen içimde bir mutluluk vardı. Artık ben de tam olarak ADANA DEMİRSPORLU birisi olmuştum.


Topu fazla ayağımda tutmayarak ortamı Kürşad İşler ve Timur Ekiz'in olduğu yere açıyorum."