31 Aralık 2010

Mutlu Yıllar...


"yıllar geçse de
ömür bitse de,
mavi lacivert geliyoruz!"

diyenlerin, yeni yılı kutlu olsun...

30 Aralık 2010

Konuk Yazar: "Bir Hüseyin Özcan Yazısı..."

----
Son dönemde takım olan gelişmelerden oldukça rahatsız olan ve bunu hararetli bir şekilde dile getiren Müslüm arkadaşımızdan bu kez daha mutedil bi yazı! Eski teknik direktörümüz Hüseyin Özcan'a dair hislerini dile getiriyor Müslüm ve onun duruşunu Muhsin Bey'le eşleştiriyor.

Konuk yazarlarımızın katkılarını bekliyoruz...
----


Demirspor’dan Bir “Muhsin Bey” Geçti...

Takım elbisesiyle, görünüşüyle çok “eski moda”ydı. Çok geçmeden duruşuyla, hali tavrıyla da uzaklardan, başka dünyalardan olduğu anlaşıldı. Sadece takımın başındayken değil, giderken de farklı kaldı.

Kolalı yakalarımızın, üç kuruş için özene bezene doldurulan fişlerin serili olduğu evlerimizin dünyasından geliyordu sanki. Adı sanı duyulmamıştı. “Şanlı” başarıları, yüksek yerlerde hatırlı tanıdıkları yoktu. Zaten büyük başarılar beklenerek de getirilmedi. Şimdiki gibi 9 trilyonlardan bahsedilmiyordu o günlerde. Bıyık altından gülerek, “Diğer takımlar nasıl olsa ikinci yarı parasız kalacak” diyen bir başkanımız da yoktu. “Kümede kalsak yeter”di. 4-5 başarısız oyuncunun gönderilmesi üzerine, altyapıdan gençler alınmıştı takıma. Hem umutlu, hem de umutsuzduk. Sportif başarı beklemiyorduk ama doğru olan yapılmıştı, biliyorduk. Demirspor bozkırına çekirdekler atılmıştı. Belki her biri yeşerecek, büyüyecek, senelerce hizmet edecekti bu takıma. Olmadı. Takım beklenilenin ötesinde başarılı bir takım oldu. Lider olarak grubu tamamladık ve Antalya’ya gittik. Kaderin bir cilvesi gibi, Hüseyin Hoca’nın memleketi sayılacak Antalya’ya. “Yoksa olacak mı?” dedik. Olmadı. Ama olsaydı, en olması gereken insanlarla, en olması gereken şekilde, bize en çok yakışan şekilde ve insanlarla olacaktı. Bugün daha iyi anlıyorum bunu. Tek kale oynadığımız maçta, bizi penaltılarla yenen Tavşanlı, daha sonraki rakiplerini kolayca yenerek çıktı 1. Lig’e. Evet, belki de Tayfun altı pastan atsaydı, biz çıkacaktık. Hem de düşmezsek iyi dediğimiz sezonda. Peki sonra ne oldu? Eski yönetimin adamı oldu, Hüseyin Hoca. Gönderildi. Gönderdiler.

Baskın verilen belediyelerin, menfaat kavgalarının dünyasına uzaktı. Onlar da istemedi zaten Hüseyin Hoca’yı. Sen Demirspor aşkı için canına kıyan yönetimin Hoca’ sısın, seninle işimiz olmaz dediler. O da, yeni yönetimin önünü açmak için “istifa etti”. Gidişi de kendine yakışır şekilde oldu. Şimdilerde hiçbir takım yönetmiyor Hüseyin Hoca. Beğenmiyor hiç birini, Demirspor’dan sonra. Meğer mavi-lacivert sevda ona da bulaşmış. Ne çok sevmiş meğerse bizi, o kısa ama güzel zamanlarda. Şimdi belki Muhsin Bey gibi çiçekleriyle konuşuyor evinde. Affet bizi Hocam, kendimizi kurtarmamız lazımdı, “Ali Nazik” gibi. Şan lazımdı, şöhret lazımdı, trilyonlar lazımdı. Uğraşamazdık altyapıyla filan. “Kurtarabildiniz mi bari? diye sor bize, acı acı gülerek. Sonra şapkanı al ve uzaklaş usulca, Muhsin Bey gibi.

29 Aralık 2010

Bir zamanlar...

28 Aralık 2010

70. Yıl: Yeni Beste

"Güneş gibi doğdu şehrimize sevdan,

Yıllardır yazıldı mavi bir destan!

İstasyon Meydanı'nda yükselen haykırışlar..

70 Yıl sonra yine yürüyoruz yılmadan!"

27 Aralık 2010

70.Yıl: Söyleşimiz, Kanal A'da...

Ankara'da düzenlediğimiz "Adana Demirspor 70 Yaşında" söyleşisi, bu akşam 20.30'da Kanal A'da Spor Güncel adıyla yayınlanacak. Yayının gerçekleşmesini sağlayan Ergun Kara'ya teşekkür ediyoruz...

Kanal A'yı izlemek için: http://onlineyayin.net/tv_yayin_fms.asp?id=256

70.Yıl:İstanbul'da 70 Ağaç, 70 Meşale

İstanbul'daki arkadaşlar, kendi aralarında topladıkları parayla, TEMA'nın Kayapınar Hatıra Ormanı'na 70 fidan bağışı yaptılar. Bağış, Bekir Çınar adına adına yapıldı.



Tayfa ayrıca yarın, 28 aralık salı akşamı, 19.00'da Haydarpaşa Garı'nda toplanarak, 19.40'da 70 meşale yakacak ve 70. yılımızı bir kez de görsel şölenle kutlayacak.

Teşekkürler arkadaşlar...

Detaylar için, tebevolimo.blogspot.com

26 Aralık 2010

70. Yıl: "Resmi" Kutlama, Salı Günü

Kuruluş tarihi 28.12.1940 olan Adana Demirspor'un kulüp tarafından organize edilen resmi 70. yıl kutlaması, 28 Aralık salı günü yapılacak. Kutlama, kulüp binası önünden yürüyüşle başlayacak, Atatürk Parkı'nda saygı duruşu ve basın açıklaması ile son bulacak. Kutlamaya, Şimşekler Grubu ve Adana Demirsporlular Derneği de katılacak.

Perşembe günü başkan Mustafa Tuncel, bu konuda bir basın açıklaması yaparak tüm Demirsporluları bu etkinliğe davet etmişti. Tuncel, açıklamasında "Herkes formasını giysin, mavi lacivert kaşkolunu, flamasını alsın Demirspor sevgisini anlatan en güzel pankartını hazırlasın ve bu anlamlı yürüyüşe katılsın. Adana Demirspor halkın takımıdır. Adana Demirsporlu ülkesini sever Ata’sına bağlıdır. Kuruluş yıldönümümüzde bütün Demirsporluları Büyük Önder Atatürk’ün manevi huzurunda saygı duruşuna davet ediyorum" ifadelerine yer vermişti (http://www.adanademirspor.org.tr/haberler/ulu-cinarimiz-70-yasinda.

Kulübün daha kapsamlı bir programla bu yıldönümünü kutlamasını dilerdik ancak unutulmaması ve bu konuda bir girişimin olması da sevindirici elbet.

Adana'daki arkadaşları etkinliğe katılmaya davet ediyorum. Demirsporluların birliktelikten gelen gücünü birkez daha gösterelim. Grup, salı günü, saat 13.00'te İstasyon Meydanı'nda toplanarak idari binaya geçecek.

23 Aralık 2010

Söyleşiden Notlar#3

Söyleşinin açılış konuşmasını izlemek için tıklayın: http://www.youtube.com/watch?v=ZT5yckonzeM

Ayrıca Anadolu Ajansı'nın geçtiği haber, ajansspor.com da yayınlandı; okumak için buraya tıklayın.






Söyleşinin gerçekleşmesinde emekleri geçen, tayfamızın değerli üyeleri, Göktuğ Ügü'ye, Türkay(ADS) Gül'e, Abdullah Çömek'e, stickerlarımızı hazırlayan Fırat Ateş'e, sertifikalarımızı hazırlayan ve orada olamasa da önerileri ile bizi güçlendiren Mustafa Uçar'a, salonun ayarlanmasında aracı olan Nadir Avşaroğlu'na; ayrıca kamera kayıt ve fotoğraf desteği için Ömer Faruk İslim'e özellikle teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Var olun!

Söyleşiden Notlar#2

"DEMİRSPOR'U KİMSE YERİNDEN SÖKEMEMİŞTİR"



Söyleşinin en keyifli anlarının, Adana futbolu kitabı yazarlarından, gazeteci-yazar Metin Gören'in eski Adana ve Demirspor’la ilgili anıları olduğunu söyleyebiliriz. Demirspor'un en başarılı kadrosuyla birlikte futbol oynadığını anlatan Metin Gören, daha sonraki dönemde yönetimsel hataların Demirspor'u frenlediğini vurguladı. Bu hataların giderilmesi için ellerinden geleni yaptıklarını söyleyen Gören, camiadaki çapakların temizlenmeden sportif başarının gelemeyeceğinin altını çizdi. Demirspor'un eski dönemlerde de İstanbul takımları kadar paralar harcadağını, en iyi tesislerde kamplar yapıldığını söyleyen Gören,Demirspor'un her konuda büyük potansiyeli olduğunu vurguladı.

Demirspor’un kuruluş amacı itibariyle birçok kulüpten farklılaştığını söyleyen Gören, “Demirspor ruhundaki temel öğe her zaman yerinde kalmıştır. Yıllardır süren kötü yönetimlere rağmen Demirspor’u kimse yerinden sökememiştir” dedi. Adana Demirspor’un işçi sınıfından çıkıp Adana’ya mal olduğunu ve Demirspor camiası içinde ağaların işçi, işçilerin de ağa olduğunu söyledi.

Metin Gören gelen bir soru üzerine, Adanaspor'un kuruluşunun da Adana Demirspor yönetimlerinin hatasının bir sonucu olduğunu sözlerine ekledi.



Eski hakemlerden Cem Papila, aslen Zonguldaklı olduğunu ve Zonguldakspor ile Adana Demirspor’un köklerinin birbibirine benzediğini belirterek, bu iki takım tribünleri araında daha yoğun bir bağ kurulması gerektiğini vurguladı. Papila, “Livorno maçı sonrası oluşan semptatinin devamı için, Demirsporlular yeni girişimlerde bulunmalı. Taraftarlar arasında bağ kurulması bunun ilk adımı olabilir” dedi. Adana'da maç yönetmenin kendisi için büyük keyif olduğunu söyleyen Papila, 5 Ocak Stadı'nın çimlerinin kokusunu bile sevdiğini belirtti. Papila, Adana futbol kültürünün farklılığını koruması için taraftarlara büyük görev düşütüğünü de kaydetti.

Söyleşiden Notlar#1

"Adana Demirspor 70 Yaşında" söyleşisinde öne çıkan başlıklar şöyleydi:

Açılış konuşmasında, Demirspor'un kuruluş felsefesi gereği, "biz" olma, birlikte hareket etme, ortak olanı birlikte geliştirme gibi dinamiklere dayandığını ve ilk yıllarda gelen önemli başarıların bu ilkelerin doğru şekilde yerine getirilmesiyle yakalandığını belirttim. Gittikçe mekanikleşen, sayısallaşan, bol sıfırlı transfer ücretlerine, ihale bedellerine indirgenen futbolumuzda, futbolu sevmenin başka değerlere dayanabileceğini ve Adana Demirspor'un da bu farklılığı sembolize ettiğini vurguladım. Takımın artık camianın başarılarından ziyade tribünün başarısı ile anıldığını ve kuruluşundaki değerlerin tribünlerin omuzlarında yükseldiğini belirttim.

"BİZE KULAK VEREN TEK BAŞKAN, BEKİR ÇINAR'DI"

Şimşekler Grubu liderlerinden Adem Tel, "bugüne kadarki yönetimler kalıcı gelir ve altyapı konusundaki önerilerimizi hiç dinlemedi. Bize kulak veren tek başkan, Bekir Çınar'dı. Eğer yaşasaydı çok önemli projelere imza atacaktı" dedi.

Adem Abi konuşmasında, Adana Demirspor taraftarının gelişim sürecini anlatırken, 1994'ten itibaren tribünde örgütlü bir yapının geliştiğini söyledi. 1995'ten bu yana Süper Ligi görmeyen bir tribünün hala nasıl bu kadar tutkulu ve takımına bağlı olduğu sorusu etrafında konuşan Adem Tel, ilk dönemlerden itibaren okullarda ve mahallelerde temsilciler belirlediklerini ve onlarla sürekli toplantılar gerçekleştirdiklerini anlattı. Amaçlarının her zaman ülke çapında saygı duyulan bir grup olmak olduğunun altını çizen Adem Abi, Adana'da Aytaç Durak'a boyun eğmeyen tek kitlenin Adana Demirspor taraftarı olduğunu söyledi. "Aytaç Durak kentteki herkesi sindirdi ama Demirpor tribünlerini sindiremedi" diyen tribün lideri, Demirspor'un bugünkü başarısız konumunda baş sorumlunun yanlış yönetimler ve ona çanak tutan yerel basın olduğunu kaydetti. "Şampiyon takımlar dağıtıldı, kadrolar tamamen değiştirilip yanlış transferler yapıldı" diyen Tel, "Bekir Çınar, Adana Demirspor taraftarını dinleyen tek başkandı, o bizim önerilerimize kulak verdi. Eğer yaşasaydı çok önemli projelere imza atacaktı" dedi.



Adem Tel konuşmasında ayrıca, efsane lider Muharrem Gülergin'in ruhundan sapmamak için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini vurguladı. İzleyicilerden gelen bir soru üzerine de, siyasi duruşlarının Adana Demirsporluluklarının önüne geçmeyeceğini söyleyerek, "şehirdeki muhalif ve asi duruşumuzu ise kimsenin engellemesine izin vermeyiz" dedi.

"FUTBOL ORTAMI, DEMOKRATİKLEŞTİRİLEBİLİR"

Avukat ve spor yazarı Akif Kurtuluş, Adana Demirspor'un futbol ortamının demokratik bir ruha kavuşturulabileceğinin en güzel simgesi olduğunu söyledi.

Amatör futbolculuk günlerinde Demirspor'a karşı oynadığını ve sutopu takımıyla da Adana'ya geldiklerini vurgulayan Kurtuluş, Adana Demirspor'un bir futbol kulübü olmasının ötesinde bir spor kulübü olduğunu belirtti. Akif Kurtuluş, başarı endeksli bir spor ortamının karşısında Adana Demirspor'u sevenlerin farklı bir konumda olduğunu vurguladı. "Solculuk hastalığına yakalandığından beri" futbol neden sevilir sorusunu çevresine anlatmakta zorlandığını söyleyen yazar, "hayatın içinde ne varsa futbolda da o var. Biz mücadele ettiğimiz sürece hayatı ve futbolu dönüştürebiliriz. Futbol ortamı demokratikleştirilebilir. Demirspor tribünleri de bunun bir göstergesidir" dedi. Tamamen demokratik veya muhalif bir takımın olamayacağını, ancak buna dair çabaların olabileceğini söyleyen Kurtuluş, Adana Demirsporluların bu çabaları gösterdiklerinin altını çizdi. Bekir Çınar'ın siyasi çizgisinden sapmak adına "tribünleri istediği için" Livorno projesine sahip çıktığını vurgulayan Akif Kurtuluş "takım değiştirmek zor biliyorum ama yeniden bir tercih imkanım olsa ben böyle bir takımın taraftarı olmak isterdim" şeklinde konuştu.

22 Aralık 2010

70. Yılımızı Söyleşiyle Andık...

"Adana Demirspor 70 yaşında" söyleşisini başarıyla gerçekleştirdik. Etkinlik sonunda herkesin memnun olduğunu gördüm; umarım kayda değer bir iş çıkarmışızdır. Konuşmalar oldukça iyiydi; özellikle Akif Kurtuluş'un sözleri sanki bizim blogta yazılanların bir özetiydi! Metin Gören ağabeyimiz de eski Adana ve Demirspor üzerine nüktedan sözler söyledi. Adana'dan etkinliğimize katılan Adem Tel, Demirspor tribünlerinin dünü ve bugünü üzerine söylenmesi gerekenleri özetledi ve Şimşekler Grubu ile ilgili soruları içtenlikle yanıtladı.

Detayları daha sonra girmek üzere, şimdilik fotolardan birkaç örnekle yetinelim:






18 Aralık 2010

Çarşamba Günü Söyleşimiz Var!

70. yılımızı bir söyleşi ile kutluyoruz. Herşeyi kulüpten beklememek lazım, taraftar kendi organizasyonunu kendi yapıyor:

---
22 ARALIK 2010 ÇARŞAMBA / SAAT: 18.30
MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI EĞİTİM SALONU


Adres: Selanik Cad. 19/7, Yeşim Apt. Kat. 3 Kızılay Ankara
---

Konuşmacılar:

Metin Gören (Adana Futbolu kitabı yazarlarından, gazeteci)

Akif Kurtuluş (Spor Yazarı-Avukat)

Adem Tel (Adana Demirspor Taraftarlar Derneği-Şimşekler Grubu liderlerinden)

Cem Papila (Eski Hakem)

---

"2010 yılı biterken Adana Demirspor da 70. yaşını kutluyor. 1940 yılında kamusal bir amaç etrafında örgütlenen Demirspor geleneğinin yaşayan en önemli parçası olan Adana Demirspor, bu önemli sene-i devriyesini üstten üçüncü ligde kutlasa da, taraftarları için sahada olan bitenden daha fazla bir anlam taşıyor.

Demiryolları işçileri ve çalışanlarının kurup, Çukurova’dan memleket sathına ulaşan başarıların sahibi olan Adana Demirspor, futbol kültürümüzün en önemli simgelerinden biri durumunda. Memleket futbolunun emekleme döneminde, sistematik futbol anlayışını yöresinde ilk kez uygulayan ve bir çok kulübe bu konuda rehberlik eden Adana Demirspor, Türkiye milli liginde Ankara, İstanbul, İzmir illeri dışında temsil edilme başarısını gösteren ilk takım olma ünvanını taşıyor. Yöresinde uzun yıllar şampiyonluğu kimseye kaptırmadıktan sonra, sınırları zorlayıp ulusal çapta da başarısını kanıtlamış bir takım. Önce Türkiye üçüncülüğü ve ardında 1953-54 sezonunda Türkiye Şampiyonu olan ve 1960’da da birinci lige kabul edilen Adana Demirspor, iletişim ve ulaşım imkanlarının sınırlı olduğu dönemlerde uluslararası temaslar kurmuş, yabancı takımları Adana’da konuk etmiş ve başka ülkelere davet edilmiş bir takım. Büyük takımların korkulu rüyası olmuş bir deplasman, bir futbol kültürünün taşıyıcısı…

1994’ten bu yana liglerin en üst kademesinden ve futboluyla korku salmaktan uzak olsa da, tribünleri ve taraftarları ile her zaman seviyenin en üstünde olmuş bir camia… Yıllardır alt liglerde oynamasına rağmen, her zaman önemli bir kitleyi peşinden sürükleyen Demirspor, hem içeride hem dışarıda taraftar desteğinden mahrum kalmaz. Tribünlerinin son yıllardaki gelişimiyle, önce yöresinde ardından yurt çapında örnek alınan, yolundan gidilen Adana Demirspor’un taraftarları, İtalya’da düzenlenen Irkçılık Karşıtı Dünya Kupası’na katılarak, bu organizasyona Türkiye’den ilk katılımı gerçekleştirdi; ardından yine muhalif niteliğiyle tanınan İtalya’nın Livorno takımını Adana’da konuk etti. Manidar sloganları, isyankar marşları, tribün şovları ile artık Demirspor taraftarı, kulübün bulunduğu sınırların çok ötesinde bir güç olmuş durumda.

Adana Demirspor’un 70. yaşını da kulübün değil taraftarın kutlaması daha manidar olacaktır. 70 yıllık çınar, onu geleceğe taşıyacak gençlerin omzunda bir asrı devirecek.

“Adana Demirspor 70 yaşında!” söyleşisi, Adana Futbolu kitabı editörlerinden Yavuz Yıldırım’ın moderatörlüğünde, Adana Futbolu kitabı yazarlarından gazeteci Metin Gören, avukat-spor yazarı Akif Kurtuluş ve Adana Demirspor Taraftarlar Derneği ve Şimşekler Grubu’ndan Adem Tel’in katılımı ile, memleket futbolunda Adana Demirspor’un yeri ve önemi, tribün kültürünün futbol ve gündelik yaşam üzerindeki etkisi ile, endüstriyelleşen futbolda yaratılacak kaçış hatlarını konu edinmeyi amaçlıyor…"

17 Aralık 2010

70 Yaşındayız!

Daha önceki bir yazıda belirttiğim gibi, Adana Demirspor 70 yılı geride bırakıyor 2010 itibariyle. Bir süredir sağ menüde, Fırat Ateş'in yaptığı bir logoyla açılıyor blog. 70 Yaşındayız! Demirspor biz yeni neslin omuzlarında 100.yılını tamamlayacak. Bugüne kadar, Demirspor kurucu ilkelerini fazlasıyla yerine getirdi ve memleket futbolunda kamusal bir bilinç ve spor kültürünün yaygınlaşması konusunda önemli adımlar attı. Kurumsal kimliği ile şehirdeki gücünü birleştirip, önce Çukurova'da sistemli bir futbol anlayışını geliştirdi ardından ulusal ligde bu deneyimi paylaştı. Son dönemlerde sahadaki başarılardan çok tribünleriyle öne çıktı; yine orada da öncülük yaptı ve başta yöre takımları olmak üzere memleket sathında örnek alınan, yolu izlenen bir güç haline geldi. 100. yıla giderken bizlerin görevi, 70 yıllık çınarın kurucu ilkelerini daha da ileri taşımak ve tribünde geliştirdiği duruşun da geri gitmesine izin vermemek.

Adana Demirspor, Demirsporlar geleneğinin ve kamusal spor bilincinin en güçlü taşıyıcısı olarak 70 yıllık bir çınar haline geldi; köklerini derinlere saldı. Gücümüzü bu tarihsel derinlikten alıyoruz ve almaya devam edeceğiz.

70 yılda neler oldu bitti? Bunların bir kısmını Adana Futbolu kitabında, Adana Demirspor'la ilgili sayfalarda dile getirdik. Şimdi bu sembolik yılı, yine taraftarların organize ettiği bir söyleşi ile anmak istiyoruz. Detaylarını hafta sonu buradan duyuracağız.

16 Aralık 2010

İlk Yarı Bitti...

Bir sezonun daha yarısını geride bıraktık ve bir kez daha canımız sıkkın; umudumuz kırık. Genel olarak ilk yarıya baktığımızda, ne başarılıyız ne de başarısız. Başaltının hassas bir noktasındayız. Sezon başında kadro tamamen değiştiği için, yeni bir yönetim ve yeni bir teknik heyet geldiğinden, kimse "şunu yaparız-bu olur" diyemiyordu. Kötümser senaryolar hariç. Kötümserliğin tutması her zaman daha olasıdır. Özellikle Demirspor gibi muammaların olduğu bir camiada...

Baştan başlarsak, Mustafa Tuncel, Aytaç Durak'a ihanet edip, sağ kolluktan baş koltuğa geçince Adana'da yeni bir "tek adam" dönemi başladı. Malum, Mustafa Tuncel'n halini tavrını da biliyoruz; pek öyle diyaloğa-muhabbete açık biri değil; daha çok deklarasyona-asıp kesmeye yakın. Öyle olunca, rahmetli Bekir Çınar döneminin tersine tribünle yönetim arasında sıcak temaslar kurulamadı. Başkan, parasını bastırıp -ne kadar harcadığını bilmiyoruz- kadroyu baştan aşağı değiştirdi. Ama Tuncel önceki başarısız başkanlık dönemlerinden ders almış gibiydi: Bu sefer daha ayakları yere basan açıklamalar yaptı. Örneğin menajerlere para kaptırmayacağız dedi ki bu çok önemsenmesi gereken bir durumdu. Soner Hoca'nın başlangıçtaki aklı selim açıklamaları da bize umut verdi.

Buradaki asıl mesele, kadro baştan aşağı değişip tonlarca para harcanırken, takımın şampiyonluk iddiası olmadığına dair açıklamalardı. Bu açıklama, tabii ki olası bir başarısızlığın önünü almak için yapılmış erken bir açıklamaydı. Başarılı olsaydık da, "bakın gördünüz mü, iddiasızken bile başarılı olduk" denecekti. Öyle birşey olmadı. O zaman aylar önce sorduğumuz soru hala erinde: Kadroyu tamamen değiştirmeye gerek var mıydı? Geçen yılki kadro, gençlerle desteklenmiş ekip de aynı puanı alamaz mıydı? (Cevabı hepimiz biliyoruz.)

Sezona fikstür dezavantajıyla başladık: İddialı takımlarla erken maçlar yaptık. Genel izlenim, takımın mücadeleci olduğu ama hücuma çıkamadığı yönündeydi. Bu sorunu devre boyunca aşamadık. Orta sahadan hücuma akarken tıkanıyoruz. Bulduğumuz pozisyonları da değerlendiremiyoruz. Genel olarak hücumcu bir takım değiliz.

Tek tek maçlara baktığımızda, içerideki Tokat mağlubiyeti dışında pek de sürpriz bir sonuç yok. Dışarıda Pursaklar'ı yenebilirdik veya Van ile Kocaeli'den puan çıkarabilirdik. Ama Pursaklar bizle oynadığı dönemde çok formdaydı; Kocaeli de bizimle birlikte çıkışa geçti. Kaldı ki Demirspor yıllardır sonsıradaki takımlara puan vermeye çok meyilli. Dışarıda sadece Balıkesir'i ve Of'u yendik. Deplasman galibiyetimiz çok az. En nihayetinde, bulunduğumuz puandan en fazla 5-6 puan daha fazla olabilirdik ki bu da bizi pek yukarı taşımayacaktı. Grupta 10'dan fazla takımın averajı eksi veya 0-2 arasında; sadece ilk iki sıra, iki basamaklı averaja ulaştı. Demek ki dengeli bir grup ve arka arkaya birkaç galibiyet bizi yukarı taşır ama birkaç mağlubiyet de düşme potasına indirir.

Sonuç olarak tek adam Mustafa Tuncel'in gözetiminde, mali sorun yaşamıyor gibi göründüğümüz bir dönemde, kadro Soner Hoca'yla birlikte kurulumuşken ve geçen yıla tamamen sünger çekilmişken, daha başarılı olabilirdik. Sanırım iç sorunlar buna engel oldu. Kimi futbolcuların, yerel medya ve menajerler aracılığı ile yine ayak oyunlarına bulaşma ihtimalleri güçlü. Soner Hoca'nın talimatları sahaya yansımıyor olabilir. Yine de hocanın, yönetimin desteğiyle, takım içi disiplini sağlayıp, devre başında artık mazaretsiz-hakem hatalarına sığınmadan bu takımı ayağa kaldırması gerekiyor.

Mustafa Tuncel'in de başarısız başkanlık dönemlerini unutturmak için bu camiaya başarı borcu var.

İlk yarının en önemli eksiklerinden biri de, trbinün güzel-güçlü-kalabalık deplasman yapma eksikliğiydi. Grup, sadece Kocaeli ve Telekom maçlarına hatrı sayılır bir kalabalıkla gelebildi.

En nihayetinde ikinci yarı, camianın her aşamasında hissedilen bir tedirginlikle başlayacak. (TFF'nin sitesinde, devrenin ilk maçı diğer takımlar için 16 ocak görünürken, bizim maç için 19 ocak çarşamba gürünüyor.)

15 Aralık 2010

Pendikspor:1-Adana Demirspor:0

İlk yarının son maçında Pedik'e 1-0 yenildik ve liderle aramızdaki puan farkı 13'e çıktı.

Sakatlıklar nedeniyle, yeni isimler 11deydi: Emrah, Atahan, Hakan, Murat, Caner, Cihan, Koray, Timuçin, Ertan, Aydın, Ali Kemal


İkinci yarı 16 Ocak'ta Konya Şeker deplasmanı ile başlıyor. 1 aylık sürede, artık Soner Hoca'nın istedği kadroyu kurup, mazarete mahal vermeden istikarlı bir takım kurması gerekir. En azından playoff'ları kaçırmayalım.

Bu arada spor01.com yeni bir rezalete daha imza atarak, maç haberinde, gruptaki diğer maçların skorlarını yanlış verdi. Haftanın sonuçları şöyle:

1461 Trabzonspor:4-Türk Telekom:2
Balıkesirspor:2-Dardanel:0
Elazığspor:1-Tarsus İ.Y.:0
Fethiye:2-Eyüp:0
Kocaeli:2-Sakarya:0
Konya Şeker:0-Ofspor:1
Pursaklar:3-Belediye Van:0
Tokat:1-Ş.Urfa:1

Haftanın sürprizi, Ofspor ve Pursaklar'dan. Aşağıdaki kaynama devam ediyor.

14 Aralık 2010

Pendik...



20 Nisan 2008'te oradaydık; en güzel deplasmanlarımızdan biriydi; galibiyetle ve gülen gözlerle dönmüştük. Bu kez orada olamayacağız ama İstanbul Tayfası, Pendik Stadı'nda mavilacivert atkıları yükseltecek.

12 Aralık 2010

Takım İçi Disiplin

Beklenen oldu; takım içi disiplini sağlamanın ve kadro revizyonunun ilk adımı atıldı: 8 ouyuncu ile yollar ayrıldı. Bugüne kadar kadroya pek giremeyen oyuncular... Aralarında kağıt üstünde yetenekli isimler olabilir ancak takımın patronu olan teknik direktörle iyi geçinemedikleri ve istenen performansa gelmedikleri sürece, takımda yer bulamalarına imkan yok. Kadromuzun 40 kişiden oluştuğunu düşünürsek, böylesi durumda olup boşuna para harcadığımız daha birçok isim var diye düşünüyorum.

Takımı, menajerlerin kapı arkalarındaki kulisleri ve futbolcuların basınla temasları değil, teknik direktörün ve ona güvenen yönetimin şekillendirmesi gerekiyor. Biz yıllardır, kulislerdeki ayak oyunlarından fazlasıyla çektik. hocaya başka, yöneticiye başka konuşan futbolcuların, menajerleri ve yerel basındaki maşaları ile ne kumpaslar çevirdiklerini ve bunların bize nasıl acı sonuçlar yarattığını biliyoruz. Son günlerde yine buna benzer durumlar yaşanıyor.

Takım içi disiplinin sağlanması, ikinci yarıdaki performansımız için birincil derecede önemli. Soner Hoca'nın ekibiyle birlikte acilen disiplini sağlaması ve futbolcularla gerekirse bire bir görüşüp, kimlerle yola devam edeceğini kararlaştırması gerekli. 8 oyuncuyla yolların ayrılması bunun ilk adımı olabilir.

11 Aralık 2010

Zıkkımın Kökü (1992)

Demirgibiyiz'de sanat kuşağı "İkisi de Cesurdu"dan sonra yine bir "Adanalı" filmle devam ediyor; Zıkkımın Kökü...

Filmin tanıtımına geçmeden önce Sevgili yazarımız Muzaffer İzgü'nün yaşamına kısa bir göz atalım:

Muzaffer İzgü Kimdir?

1933’de Adana’da doğdu. Küçük yaşlardan itibaren bulaşıkçılık, garsonluk, pamuk işçiliği, seyyar satıcılık gibi çeşitli işlerde çalıştı. Diyarbakır İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. 1979’da emekliye ayrılarak sadece yazılarıyla ilgilendi. İlk mizah yazıları Akbaba dergisinde yayınlandı. Özel tiyatrolarda oynanan, radyolarda yayınlanan oyun ve skeçleriyle ün yaptı. Ulusal ve uluslararası düzeyde pekçok ödül kazandı. Eserlerinde güldürmekten çok düşündürmeyi amaçlayan İzgü, toplumsal çarpıklıklara sınıfsal açıdan bakarak Anadolu insanının sorunlarını kara mizah yöntemiyle yansıtır.

İlk kitabı Gecekondu, 1970 yılında Remzi Kitabevi tarafından yayımlanır, bunu 1971 yılında İlyas Efendi, 1972 yılında Halo Dayı adlı kitabı izler. Atilla İlhan ile tanıştıktan sonra kitaplarını Bilgi Yayınevi'nde yayımlayan İzgü'nün bu yayınevi tarafından basılan ilk kitabı Donumdaki Para (1977 ) olur. Bilgi Yayınevi, İzgü'nün 42 roman ve öykü kitabını, 73 çocuk kitabını yayımlamıştır.

Bu kısa tanıtımdan sonra filme geçebiliriz...

Zıkkımın Kökü (1992)

Yönetmen:
Memduh Ün

Oyuncular:
Emre Akyıldız (Muzo)
Menderes Samancılar (Muzo'nun Babası)
Meriç Başaran (Havva)
Elif İnci (Raziye)
Sırrı Elitaş (Papaz)

Müzik:
Cahit Berkay

Film özünde Muzaffer İzgü'nün kendi çocukluk hikayesidir. Küçük Muzo (Emre Akyıldız), yoksul bir ailenin çocuğudur. Adana'da bir gecekonduda, annesi, trahomlu ağabeyi ve işsiz babasıyla (Menderes Samancılar) birlikte yaşamaktadır. Muzo, mahallede darı satarak, ev kirasını bile veremeyecek kadar büyük bir sıkıntıya düşen yoksul ailesine katkıda bulunmaya çalışır. Balonları çok seven, ama parasızlıktan onlara sahip olamayıp balon satıcılarının peşine takılarak düşler kuran Muzonun çocuk yüreğinde asıl tutkusu sinemadır. Eski film parçalarını birbirine ekleyerek, tahtadan yapılmış bir oyuncak göstericiyle, mahalle arkadaşlarına sinemacılık yapar. Aradan 10 yıl geçmiştir. Sevimli bir delikanlı olan Muzo, yeni komşularının kızı ile ilk aşkını yaşar. Bu sevdanın sonunda evlilik gündeme gelirse de Muzo, okumayı seçecektir.

O yılların Adana’sı, yazlık sinemaları, gecekondu mahalleleri, sıcağı vs. arka fonda akarken Muzo’nun gözünden izlediğimiz emek, çaba, kaybetmenin üzüntüsü, kazanmanın sevinci ve okuma isteği, yer yer kahkahayla güldürüp yer yer inceden iç burkar. Yönetmen Memduh Ün'ün incelikli anlatımı ile yokluğu, yoksulluğu, 8-9 yaşında bir çocuğun zorluklar karşısındaki taş gibi iradesini, bir an bile ajite etmeden ama acısını duyumsayarak izleriz. Türk Sinemasının yüz akı filmlerindendir Zıkkımın Kökü.

Filmin aldığı ödüller şöyle:
*1993 Adana Altın Koza en iyi film ödülü
*1993 Asturias en iyi yönetmen ödülü
*1993 Udaipur en iyi film ödülü
*1993 Sur en iyi film ödülü
*1993 Paris en iyi film ve çocuk sineması ödülleri
*1993 Mannheim en iyi film ödülü
*1994 Tokyo en iyi film

10 Aralık 2010

Bağış Erten'in Yazısı...

Bugün Bağış Erten, Radikal'deki köşesinde, son dönemde tribünde ve sokakta artan şiddet meselesine dair çok yerinde tespitler yapmış; okumayanlar için altını çizmek gereken noktaları buraya alıyorum ve yazının tamamına da göz atılmasını öneriyorum.

"Uzun zamandır uğraşıyorsunuz, ama olmuyor. Gerçek taraftar da sesini yükseltiyor, öğrenciler de. Bir gün gelecek o çok sevdiğiniz ‘bir grup kendini bilmez’ de futbol adına iktidarlar tarafından kullanılmaktan bıkacaklar. Ama siz asıl, müşteri muamelesi gören taraftarlar, köhnemiş eğitim sistemine karşı duran öğrenciler, farklı bir kitleselleşme talep eden tüm gençler isyan edecek diye korkuyor, dayak atıyorsunuz. (...)

Tribündekilerin dertlerine kulak vermeniz gerek. Şiddetten beslenenlere değil, gerçek tribün insanlarına. Almanya’da kulüp ler niye taraftar temsilcilerini yönetime alıyorlar, bir düşünün. Sorunların üzerini örtmeyin, onlarla yüzleşin. Yani işin bu tara-fından bir bakmaya çalışın. Yoksa hangi ceza olursa olsun, işinize geldiğinde kullandığınız o “üç beş kendini bilmez” de, insan muamelesi görmedikçe yükselen tribünlerin gerçek öfkesi de bitmez."


Yazının tamamı için buraya tıklayın.

DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ



10 Aralık İnsan Hakları günü bugün. Bu dünyada, ırkcılık, ayrımcılık, insan ticareti, cocuk istismarı, dini sömürü gibi durumlar olmadığı için herkes eğlenebilir(!). İnsan hakkının yalnızca nefes almak olmadığını anla, farklılığa saygı göster !!

"Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir."

9 Aralık 2010

Burası SBF...

Burası SBF; muktedirlerin değil öğrencilerin, üniversitenin gerçek sahibi ve olmazsa olmaz unsurlarının söz söylediği yer. Üniversitelerle ilgili olup bitene seyirci kalmayıp söz isteyen, konuşan, tartışan, üreten ve yeri geldiğinde tepkisini veren yer. Burada, her söylediğinizi alkışlayacak, her istediğinizi manşet yapacak, memleketi istediğiniz gibi çekip çevirirken seyirci kalacak bir kitle yok. Sizin özgürlük anlayışınız, sandık demokrasiniz, mecliste inen kalkan elleriniz yok. Burada, kara şemsiyeler altında kalmaya mahkumsunuz; çünkü burası sizin heryere çevirdiğiniz çiftliklerinizden farklı... Burası, her yerde sözünü geçirenlerin, herkesi parmağında oynatanların, namlunun ucuna koyanların kurallarının tersine çevrildiği ve ayakların baş olduğu yer.



Burada, ağzını burnunu kırdığınız öğrencinin, tekmeleyerek yerde sürüklediğiniz eylemcilerin hesabını yumurtayı kafanıza yiyerek verirsiniz.

Burası SBF, burdan çıkış yok!

Kampüsler her daim toplumsal direncin fitilinin ateşlendiği, gidişata dur demenin yollarının arandığı, gençliğin sesini yükselttiği alanlar olmuştu. Öğrenci muhalefetinin giderek sönümlendiği dönemde, yaşananlara tepkisiz kalmayıp güçlü bir irade gösteren SBF'li öğrencileri can-ı gönülden kutluyorum.

Haftanın Ardından

Haftalar biraz hızlı ilerliyor. Bir haftaya sıkışan iki maçta 4 puan aldık. Pursaklar 7 maçtır kaybetmiyor ve bu süreçte iki deplasman galibiyeti aldı; haftanın dikkat çekeni: Dardanel Konya Şeker'i yendi. Ofspor içeride kazanamıyor. Tarsus, kıpırdanmakta... Alt taraf kaynıyor. Garip bi' gruptayız: 18 takımdan 10'u eksi averajda. Gelecek çarşamba Pendik'i yenersek, devre sonunda yerimizi iyice belli etmiş olacağız.

Ha gayret!


8 Aralık 2010

Adana Demirspor 2 - 1 Fethiyespor

Kritik haftada zor da olsa galip geldik. İlk yarısı beraberlikle biten karşılaşmada, ikinci yarıda üst üste bulduğumuz gollerle 2-0 öne geçsekte özellikle defanstaki zaafiyetlerden kaynaklı rakip Fethiyespor boğucu ataklarla durumu 2-1'e getirdi. Yan hakemin maçı katletmesiyle de iyice oyun konsantrasyonu bozulan takımımızda Burhan kırmızı kart gördü. Haftaya yine kritik virajdayız (Pendik maçı)...

Adana Demirspor:
Emrah, Atahan, Murat, Hakan, Volkan (Dk. 40 Hasan), İlhan, Koray , Ali Kemal, Aydın (Dk. 68 Timuçin), Burhan, Ertan (Dk. 85 Evren)

Fethiyespor:
Oğuzhan, Sabri, Ali, Nuri, Ökkeş (Dk. 84 Murat), Abuzer, Kazım, Selahattin, Salim, Serkan, Uğur

Goller:
Dk. 48 Burhan, Dk. 52 Ertan (Adana Demirspor), Dk. 68 Kazım (Fethiyespor)

Sarı kartlar:
Dk. 33 Kazım, Dk. 44 Uğur, Dk. 79 Oğuzhan, Dk. 90 3 Serkan (Fethiyespor), Dk. 86 Murat, Dk. 90 2 Emrah (Adana Demirspor)

Kırmızı kartlar:
Dk. 79 Burhan (Adana Demirspor)

7 Aralık 2010

"Gurbette Miyiz?"!

Şöyle yazarsam daha anlaşılır olur: "gurbetteMİYiz! Mersin İdman Yurtlu taraftarların, Kartal deplasmanında açtıkları, yeni pankartı.

Demirspor tribünleri, herzaman ilham verir. Şehir içinde, dışında, uzakta... Güzel bir his!

6 Aralık 2010

Gol Atamamak...

İlk yarının sonu gelirken, temel sorunumuz gol atamamak. Bu sorun artık, haftalık form durumu, gününde olmamak, beceriksizlik vs'den bağımsız bir hal aldı.

Spekülasyonlardan hoşlanmam, komplo teorisi üretmeyi sevmem. Ama yoğun bir bilgi kirliliği, net olmayan durumlar ve sonuçta iyi işlemeyen bir takım var. Yerel basın, zaten hak getire; hiçbirimiz güvenmiyoruz tarafsızlıklarına. Bu karmaşada bir taraftar olarak, "ne oluyor kardeşim" diye sorup, parçaları birleştirdiğimde yine burnuma pis kokular geliyor.

En son Pursaklar maçında gözlemlediğim, oyuncuların gol atmak "istememesi". Yoksa o gollerin nasıl kaçırıldığını açıklayamayız. Eğer -iyiniyetli olup- tek sorunun beceriksizlik olduğunu söylersek, 14 haftadır bir türlü düzelemeyen bu beceriksizliğin nedenini sorgulamak lazım.

Önemli bir kesim, Soner Hoca'nın gitmesini istiyor. Bu arkadaşların neden futbolculara güvenip de teknik direktöre güvenmediğini anlamıyorum. Yıllardır sorunumuz, hangi futbulcunun oynayıp oynamayacağına hocanın değil dışarıdan karar verilmesi. Bence şuanda da sorun hocada değil. Sorun sahada ve kulislerde... Soner Hoca üzerinde oyunlar oynanıyor diye düşünüyorum. Soner Hoca, çok fazla para harcamadan belli bir seviyede takım kurdu. Ama bu camianın harcına işleyen birşey var: Çok para harcamak. Tabii ki bu harcanan paradan, dolaylı kesimler yararlanıyor. Bu camianın bugüne kadar başına iş açan temel şeylerden biri, birilerini mutlu etmek için çok transfer yapılması ve çok para harcanması idi. Bu yıl da bunu tekrarlamak istiyorlar.

Elimizde bir gerçek daha var ki, bugüne kadar güvendiğimiz ve sadece üzerindeki forma için desteklediğimiz futbolcular, yerel basınla-menajerlerle bağları güçlendirip yöneticiyi, teknik hocayı köşeye sıkıştırmaya meyilli. Çokça futbolcu gelip gitti ama camianın kör noktalarını tutanlar değişmediği için, futbolcuların da işlerin gidişatını "çözmesi" pek zaman almıyor.

Kötüniyetli olabilirim, yanılıyor olabilirim ama benim analizim bu yönde. İş, sahadaki futbolcularda bitiyor ve orada birşeyler dönüyor. Yönetimin Soner Hoca'nın arkasında durup, hocanın da takım içi disiplini sağlaması ve gerekenleri yapması gerekiyor.

5 Aralık 2010

Pursaklar Deplasmanı #3

Ankara'dan gidilebilecek en yakın deplasmanı yaptık, stada yürüyerek ulaştık marşlarla, bestelerle... Meteorolijinin sağanak yağışlı olarak verdiği hava durumu gerçeğe dönüşmedi. Tam da Cebeci Stadı'na yakışır şekilde Ankara'nın gri seması altında pankartlarla fotoğraflar çektirildikten sonra girdik stada.

Maçın ilk yarısında kayda değer bir oyun yoktu sahada, net pozisyonlar olduğu da söylenemez. İkinci yarıda Pursaklarspor'u kendi sahalarına hapsettik. Nefes aldırmadık desek yeridir. Ama Demirspor bize 'mutlak gol pozisyonları nasıl harcanır'ı gösterdi bugün. Herşey iyi, güzel, son vuruş yok! Yapacak birşey de yoktu böyle olunca, bir kaza golü yememek için dua etmekten başka!

Sonuç olarak, ortaya çıkan tablo futbolcularımızın biraz daha gayretli ve istekli olmaları gerektiğini bir kez daha gösterdi. Ligin üst sıralarından kopmamak, Konya T. Şekerspor ve Elazığspor ile olan puan farkını azaltmak için bu tür maçları bir şekilde kazanmamız gerekiyor, zira Pursaklarspor gibi takımlara kaybedilen puanları ilerleyen zamanlarda arar hale gelebiliriz.

Biraz daha gayret...

Pursaklar Deplasmanı #2








Pursaklar Deplasmanı #1

Bugün bize en yakın deplasmanlardan birinde, ev sahipliğimizi elimizden geldiğince yaptık; parkta 60-70 kişiydik; tekten gelenlerle statta 100'ü geçtik. Grup yoktu, sesimiz gür çıkmadı. Sahadakiler bir garipti, sinirler gerildi... Sahadan anlatacak pek bi şey yok, bizim kanatta olan bitenler şöyle:

Kurtuluş Parkı'nda buluştuk...




Altgeçit ve Cebeci Pazarı...


Müslüm Gürses'ten "Yıkıla Yıkıla..."



Stat Girişi...

4 Aralık 2010

"Mamak Türküsü"

Bu şarkıyı yazılarımızda pekçok kez kullandık; dizelerinden ilham aldık, mırıldandık... Ankara'da olup, uzakları düşünüp, başı dumanlı, başı dertli, içi kömür karası olup bu şarkıyı anmamak olmaz zaten. Deplasmana gitmeye karar verdiğinde kömür kokusu yapışırken genzine, bu şarkıyı dillendirmemek olmaz. Ama şimdi tam yerinde, Mamak'ın yanıbaşında onu bir kere daha anmak lazım. Cebeci'nin sırtını dayadığı, Mamak'ın türküsü... Yanıbaşımızdaki deplasmana gitmeden önce, gitmekte direnen bir sonbaharda...

Dinleyin.

"geldiğimizde otlar yemyeşildi
ve kuzeydeydi güneş
kömür deposu boşaldı işte
mamak'a sonbahar geldi

güneş altında tutsaklar
geçen sonbahara bakıyorlar
şirin mi şirin gecekondu evleri
samsun asfaltında otomobiller
ne güzeldir yollarda olmak şimdi
"

3 Aralık 2010

"Yanan Tarihi Bir Bina Mıdır?"


(foto:Orhan Cem Çetin)

Haydarpaşa Garı'nı yaktılar. İstanbul manzarasının bizim için en değerli yanında kara bir yara açtılar. Güzelim gar, alışveriş merkezi ve otel yapılmak isteniyor. Tıpkı demiryollarını parça parça özelleştirme projesi gibi, Haydarpaşa için de bir süredir devam eden biçim değiştirme planında somut bir adım attılar. Haydarpaşamızı yaktılar. Bile isteye, projelerinin bir parçası olarak...

kentvedemiryolu.com'da, Mutlu Binark, -kendisiyle Ankara Garı'nda yürüttükleri bir çalışmada tanışma şansımız olmuştu ve atkımızı da hediye etmiştik- şöyle yazmış:

"Haydarpaşa Garının üst katında TCDD 1. Bölge Müdürlüğü bulunmaktadır ve Edirne'den Eskişehir'e kadar uzanan demiryolu hattı trafiği bu Müdürlük tarafından yönetilmektedir. Gar binasının zemin katı, yolcuların Gar'ın bildikleri "yüzünü" oluşturmaktadır. Bu zemin katta Haydarpaşa Gar Müdürlüğü hizmet vermektedir. Banliyö trenleri, ana hat trenlerinin ve yük trenlerinin rutin içinde akışından sorumludur bu birim. Gar alanı peronlar bittikten sonra da devam etmektedir: manevra ya da şimdiki adı ile tren teşkil alanı; cer/makine bakım alanı ve Avrupa'dan gelen yük trenlerinin aktarmasının yapıldığı liman alanı. Tüm bu farklı hizmet birimleri birbirini tümler, her bir hizmet birbirine eklenir. Peronları kullanan yolcular çoğu zaman bu görünmez emek gücünün varlığının ve emeğinin pek de farkında değildir. Aslında Haydarpaşa Gar ve limanı alanı "üretim" demektir, üretim ise "yaşam" demektir...

Haydarpaşa Garı kolektif belleğimizde gerek Türk filmleri gerekse edebiyat yapıtları dolayımı ile Anadolu'nun İstanbul'da simgeleşen Batı'sına göç, siyasal ve toplumsal eylemlerin kamusal alanı, demiryolculuk mesleği bağlamında somutlaşan üretim ile zamana ve uzama yayılmış "yaşam" anlamına gelmektedir. Gar Binasında çeşitli birimlerde farklı üretim alanlarında çalışan demiryolcular, banliyö ve ana hat yolcuları, büfede, berberde, gar lokantasında çalışan esnaf, hamallar ve taksi şöförleri, herkes Haydarpaşa Gar'ındaki yaşam olgusunu birlikte oluşturur ve yapıya "can" katar.(...)

Haydarpaşa Garı'nın otele dönüştürülmesi planları, Garın gezilecek görülecek fakat içinden yaşamın/üretimin geçmediği bir tüketim alanına dönüşmesi fikrini doğallaştırmaya ve kanıksatmaya başlamıştı. Bu anlam kaymasına "simgesel çökertme"de denebilir. Bu simgesel çökertme uygulamalarında bir kademe daha: ama bu sefer maddi bir olgu olarak. 28 Kasım 2010'da bir ihmal sonucu meydana geldiği düşünülen Haydarpaşa Gar binasındaki yangın yukarıda aktardıklarım nedeniyle sadece bir yangın değil, sözde tarihkültürseviciler tarafından demiryolu kültürünün, içinden yaşam geçen bir can'ın ateşe atılmasıdır kanımca.
"

Yazının tamamını okumak için buraya tıklayın.

Yaşam alanlarımızı, sembollerimizi ele geçirmek ve dönüştürmek istiyorlar; bunun için her türlü pisliği yapmaya hazırlar.

2 Aralık 2010

Pursaklar Maçı...

Pazar günü, 13.30'da Cebeci İnönü Stadı'nda oynanacak Pursaklar-Adana Demirspor maçı için, saat 12.00'de Kurtuluş Parkı'nda toplanalım, stada birlikte gidelim. Parkın, Kıbrıs Cad./İtfaiye tarafında...

Mavi-lacivert bayrağı birlikte yükseltelim!

Film: İkisi de Cesurdu (1963)

Bundan böyle haftada bir gün bloğumuzun kültür ve sanat başlığı altında bir film, roman, yazar vs. gibi başlıklarda öznel fikirlerimizle tanıtım yapacağız. Bu konuda ilk adımı ben atıyorum ve blog yazarı arkadaşlarımın da katkılarını bekliyorum. Bu girişimin bloğumuzun içeriğini zenginleştireceğini, sayfamızı takip eden arkadaşlarımıza ve okurlarımıza bir katkısı olacağını düşünüyorum. Ve paylaşacağımız eserlerin yaşamımızda kimi parallelikler taşıyan türlerine daha çok yer vermeye özen göstereceğimizi belirterek sözlerimi bitiriyorum.

FİLM:
İKİSİ DE CESURDU (1963)

Yönetmen:
Ferit Ceylan

Senaryo:
Yılmaz Güney

Oyuncular:
Yılmaz Güney
Samim Meriç
Semra Sar
Hilal Esen

Tamamı Adana'da çekilmiş filmin ana teması cinayet suçundan ötürü iyi halden sürgüne gönderilen bir kabadayının (Ali Duran) hikayesini işliyor. Filmin arka fonunda akıp giden Altmışlı yılların Adana'sı görsel bir şölen gibidir, İstasyon Tren Garı, Büyüksaat, Kalekapısı, Ulus Çaybahçesi, Demirköprü, Taşköprü, İnsan Manzaraları vs.

"The Gunfighter" adlı western'den uyarlanan filmde Ali Duran (Yılmaz Güney) silahını bırakmış beladan uzak durmaya yemin etmiş ve anasıyla mektuplaşmalarında bir daha belalı işlere bulaşmayacağına söz vermiştir. Sürgünde kaldığı Otel'in karşısındaki evde yaşayan küçük kız Hilal'le Tren Garındaki banklarda oturup geçip giden vagonları izler, gideceği günün hayalini kurar, sesli düşüncelerle yaşamını sorgular Ali Duran. Fakat belalı yaşamı peşini bırakmaz, kente Ali Duran'ın geldiğini öğrenen eski düşmanlarından Kara Yalçın (Samim Meriç) Ali Duran'ı bulmaya koyulur. Aslında her iki kabadayı birbirlerine karşı içten içe saygı duyar fakat onlar için dünya "raconlar dünyasıdır".

Günler, aylar geçer Ali Duran'ın sürgün cezası biter, Trenle döneceği gün bir Bar'da Kara Yalçınla karşılaşırlar, Kara Yalçın'ın saldırısına kayıtsız kalır fakat kendisini öldürmeyi amaçlayan Kara Yalçın'a direnmek zorundadır. Filmin final sahnesi izleyiciler için bir başka sürprizi barındırır. Kabadayılar dünyasına giriş yapmak isteyen bir başka kabadayı özentisi serseri namını duyurmak için tesadüfen karşılaştığı bu iki kabadayıyı kurşun yağmuruna tutar, ve Adana sokakları bu serserinin naralarıyla inler, "-İkisini de ben vurdum! Kara Yalçın'ı ben vurdum! Ali Duran'ı ben vurdum!.."Ali Duran olay yerinden kaçıp kanlar içinde Tren Garına gelir, onu götürecek vagonlar hareket ederken Anasına verdiği sözü tutamamış olmanın verdiği derin üzüntüyle ve iç konuşmalarıyla raylar üzerinde son nefesini verir...

Film "avantür" diye tabir edilen kategoride olsa da Yönetmen Ferit Ceylan'ın estetik anlatımıyla basitlikten uzak haliyle şiirsel bir öyküye dönüşüyor.

1 Aralık 2010

Geldiğinde öyle çok yakışacaksın ki Cebeci'ye...

Uzungemiciler Sokağı'na uzanan o devasa yokuşun başında kaç kez durdum bilmiyorum...

Kaçında "ulan tepende oturan adam olmasa çekilecek çile değilsin yemin ederim" deyip parasızlıktan yürüdüm o yokuşu? Ve kaçında bu defa elimde dolu dolu siyah poşetlerle artan parayı taksiye verip pis pis sırıttım o yola?

Kaçında boynumda Göktuğ Kaptan'ın hediyesi "ilk" atkım vardı?

Kaçında maça gitmek için Yavuz'da kalacaktım?

Kaçında maçtan dönüyordum?

Kaçında galip gelmiştik ve kaçında hüzün vardı?

Kaç-kaçtı?

Cebeci'de hep berabereydi...

Cebeci, dünyanın en berabere semtiydi çünkü...

Öğrenci miydi, memur muydu, gri miydi, çirkin miydi, güzel miydi? Söz konusu Cebeciyse bunların hepsiydi ve bunların hiçbiriydi...Cebeci'nin kimseyi sıkı presle boğup hızlı ataklarla gol atma gibi bir amacı yoktu ve Cebeci'nin ne kendisine atak yapacak kadar kayda değer iz bırakıp "yeneceğim seni Cebeci!" diye bağıracak bir düşmanı ne de aslına bakarsanız gol yiyebileceği bir kalesi vardı...Cebeci kimseye ilişmezdi...Ankara'nın göbeğindeki semti, Ankara'da yıllarca yaşayıp duymasanız, görmeseniz bile olurdu...Yokluğunu hissetmediğiniz gibi varlığını da -açık söyliyim- pek umursamazdınız...

Zira tevellütü neredeyse Tanzimat'a dayanan bir elin parmağı kadar kalmış "hakiki" Cebecili birkaç abinin her üç rakı sofrasının iki buçuğunda anlatmaktan vazgeçmediği birkaç tatlı Ankara kabadayısı hikayesi ve geçici bir süre Cebeci'de konaklamış Mülkiye, Hukuk, İletişim, efendime söyliyim Eğitim Fakültesi öğrencisinin birçoğuna zoraki gülümsenen kekremsi anıları haricinde zihinlere yer etme gibi bir özelliği yoktur Cebeci'nin...

Velev ki içinde Demirsporlular yaşıyor olmasın...

Daha geniş alayım; bir taraftarın takımı ile kurduğu duygusal bağın, taraftar olmayanlar için ne denli anlamsız geldiği mevhumunuz...Anlamıyorlar, saçma buluyorlar, eleştiriyorlar (ooff kibar olmak ne zor...geveliyorlar işte, bikbikbik ötüyorlar!) Genetik yapılarımız farklı taraftar olmayanlarla, hücre çekirdeklerimiz daha bir değişik, evrimin farklı basamaklarında yer alıyoruz, beyinlerimiz ve kalplerimiz daha farklı çalışıyor, anlaşamıyoruz...

Neden deplasman yaptığımızı soruyorlar örneğin...Oysa atıyorum 5 Eylül 2010 Pazar günü ne yaptıklarını hatırlamıyorlar bile bunu sorarken...Sucuklu yumurtayla başladıkları günü artık film izleyerek mi gazetelere dalarak mı ne yaparak geçirdilerse o gün onlarda bir iz bırakmıyor. Oysa misal Yavuz 5 Eylül 2010 Pazar gününü Balıkesir deplasmanında geçiriyor, bin tane anı biriktiriyor, o tarihi mıh gibi kazıyor hayatının o akışının içine...

Neden deplasman yaptığımızı soruyorlar...Çünkü bizim 5 Eylül 2010'larımız var...Anlamadıkları bir sevdanın peşinde biriktirdiğimiz tomar tomar anılarımız var...

Hal böyle olunca, taraftarın işbu tarifsiz sevgisi, takımı dışındaki alanlara da sirayet ediyor...Taraftar, atkıyla, pankartla, armayla, formayla kurduğu bağı şehirle, semtle, stadyumla, stadyumun yanından geçen dolmuş hattıyla, tren yollarıyla da kurmaya başlıyor...

Cebeci de böyle işte...Üstelik onun içinde Demirsporlular yaşıyor. Mütevaziliğe hiç lüzum yok, Demirsporlular duygusal bağlarını çok daha derinden kuruyor...

Dünyanın bu en berabere semtinin içinde deplasman sabahlarında pankart taşıdığımız sokaklar var bizim...Stadyumun yanında Adana'ya kaldırdığımız "tersine deplase" otobüslerimiz...Merdivenlerinde "Bizik...!" çekimlerine katıldığımız güneşli günlerimiz...Duvarlarına ADS yazdığımız alt geçitlerimiz...Günlerimiz, gecelerimiz, kolkola girişlerimiz, küslüklerimiz ve umutlarımız var..."Ankara Tayfası"nın içinden hani neredeyse bir "Cebeci Tayfası" çıkaracak kadar Demirsporlumuz var o semtte...

Yapayalnız bir stadı var Cebeci'nin...İçinde Ankara Demirspor'un top oynadığı...O tribünlerde bağırmışlığımız var bizim, Ankara üzerinden ses dalgasını Adana'yla paylaşmaya çalışarak...Dünyanın en berabere semtinin en hüzünlü stadı...Olmayan koltuklarında ayak izlerimiz var...

Şimdi, Demirspor Cebeci'ye geliyor bu hafta...Ben hayatımda ilk defa izleyeceğim Cebeci'de Demirspor'u...Hani hiçbir şey bilmiyor olsam, stadyumun fotoğraflarını koysalar önüme "tamam" derim "burası bir Demirspor'un stadı"...O kadar Demirsporlu bir stada, Adana Demirspor geliyor şimdi...

Semt, mekan, tarih, mimari, gri, kasvet, neşe, Demirspor kardeşliği, yakınından geçen tren yolu, merdivenleri, demir kollukları...Demirspor, deplasmana değil kendi Ankara'daki yuvasına geliyor şimdi...

İçim kıpır kıpır be dostlar!

Gel artık!
Geldiğinde öyle çok yakışacaksın ki Cebeci'ye...