30 Kasım 2010

Cebeci ve Biz

Cebeci Stadı'nı seviyoruz. Biz; o ve ben, belki de diğerleri. Bir miktar insan en nihayetinde. Ama az. Şimdilik. Cebeci'yi ve stadını seviyoruz. Onun metrukluğunda, izbeliğinde, sessizliğinde birşeyler buluyoruz. Aslında bulmyoruz, daha çok arıyoruz. Olabilir mi acaba diyoruz. Onun yıkılmışlığında, yorgunluğunda, unutulmuşluğunda birşeyler hissediyoruz. Tam göbeğindeki semtin koşturmacasına o kocaman sırtını dönüp kendi içine kapanmasında bir anlam seziyoruz. Gündelik koşturmanın, hercümercin, sürüncemenin içinde nasıl oluyor da bu kadar mağrur kalıyor, şaşıyoruz. Aslında bunların hiçbiri olmuyor olabilir; hepsini biz yüklüyoruz ona. Biz anlam veriyoruz. Tıpkı renk-logo-forma birleşimindeki bir takımı, kendi anlam dünyamızda yeniden yeniden kurup, diğer binlerce anlamla birleştirip, bambaşka bir hale getirdiğimiz gibi. Biz var ediyoruz.

Cebeci Stadı'nı seviyoruz, çünkü bir başka Demirspor'a daha ev sahipliği yapıyor. Biz o sahadaki Demirspor'un demir kanatlarına tutunup, Torolasrın ötesine uçuyoruz. Sahadakine "biz Demirsporluyuz" diye haykırırken, sesimizi Torosların ötesine taşıyoruz; "Lokomotif" diye gürlerken bir katarı Kırıkkale-Yerköy-Boğazlıyan-Niğde-Pozantı üzerinden sefere çıkarıyoruz. Onun sessizliğimizle itiyoruz. Sahadakilerin toplamından daha az olan tribündekilerin sessizliğiyle... Herbirinin ayrı derdi, tasası ile. Yavaş gidiyor o yüzden. Çoğu zaman rötar yapıyor. Ama varıyor. Öyle ya da böyle varacak gittiği yere. Biliyoruz. Aslında bilmiyoruz, sadece hissediyoruz. Sadece bir his.

Pazar günü, Cebeci'ye, bizim Demirspor geliyor. Seviniyoruz. Ama çok belli etmeden, içten içe, sessizce; hergün önünden geçerken kısa bir an gözgöze gelip, ona göz kırparken bunu ona fısıldıyorum. Sana geleceğiz, diyorum Cebeci'ye. Huzuruna geleceğiz. Al bizi... Al ve bütün eskimişliğinle sev. Çünkü ancak senin sevgin yaralarımıza ilaç olur. Öyle olup olmayacağını bilmiyoruz. Sadece hissediyoruz. Sadece bir his.

29 Kasım 2010

"Zifiri" Diyor ki;

"Zifiri" Nadir Ağabey'imizin çağrısıdır;

"İlk devreyi iyi bir yerde bitirmek için
Geriye üç tane iç saha maçımız kaldı.

Pursaklar maçı Ankara’da;
Fethiye maçı Adana’da;
Pendik maçı İstanbul’da.

Ankara ve İstanbul Tayfalarına düşen görev
Bu maçları iç saha maçlarına çevirmek.

İlk maç; Pursaklar...

Ankara’da memur, işçi, asker olarak çalışanlar,
Ankara’nın çeşitli üniversitelerindeki öğrenciler,
Askeri ve polis okullarındaki öğrenciler,
Çevre illerdeki dostlar,
Kısacası Ankara’daki tüm Adanalılar,
Ve Demirspor’a gönül verenler,
Gurbette Demir Gibi Duranlar ...

Cebeci Stadında 5 Ocak’ı yaşamak için
DEMİRSPOR’umuz için
PAZARA YİNE BULUŞUYORUZ"

Haftanın Ardından...

Telekom ve Şeker yenik duruma düşmesine rağmen puan ve puanlar çıkardı. Pursaklar deplasmanda kazandı. Telekom ve Elazığ'ın puan kaybettiği haftada, başaltının zirvesindeyiz. Fark 8 puan. İlk yarıda son üç haftaya girilirken farkın açılmasına izin vermemeliyiz; kapanması ise üsttekilerin performansına bağlı...


27 Kasım 2010

Adana Demirspor:1 - Eyüpspor:0

14. hafta maçında Eyüpspor'u 1-0 yendik. Gol, Ertan Koç'tan. 1 puan ardımızdaki rakibe karşı iyi bir üç puan oldu. Yine net pozisyonlar kaçtı... İki takım da maçı 10kişi tamamladı. Bizden Murat Akça kırmızı kart gördü.

Maça,
1. EMRAH TUNCEL
2. UFUK ARSLAN
16. VOLKAN KÜRŞAT BEKİROĞLU
44. MURAT AKÇA
4. HAKAN AKBAŞ
47. İLHAN AYDOĞDU
58. ALİ KEMAL YÜKSEKER
29. BURHAN COŞKUN
9. ERTAN KOÇ
88. AYDIN TUNA
8. KORAY KURT,

11'i ile başladık.

Haftaya rakip, Pursaklarspor. Demirspor pazar günü Cebeci'de olacak...

25 Kasım 2010

Kadına Karşı Şiddetle Mücadele...

Blogun ilk zamanlarında bu yana, kadın-spor-gündelik hayat-şiddet ekseinde haberler vererek, tam da erkeklern hakim olduğu bir alan olan futbol blgoları üzerinden kadına karşı şiddete kontra çekmeye çabalıyoruz. Bugün, 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü'nde bir kez daha hatırlamamız gereken durumlar var.

Adalet Bakanlığı verilerine göre 2002'de 66 olan kadın cinayeti, 2007'de 1077'ye, 2009'da ilk 7 ayında 953'e ulaştı. Resmi olmayan verilere göre 2009'da 1126 kadın öldürüldü.

Türkiye'de 2007'de Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat'ın "Türkiye'de Kadına Yönelik Şiddet" araştırması sonuçlarına göre;

* Her üç kadından birinin fiziksel şiddet görüyor.

* Her 100 kadından 35'i "Hayatı boyunca" eşinden en az bir kez fiziksel şiddet görüyor.

* Kocalarından boşanmış veya ayrılmış kadınların fiziksel şiddet deneyimi yüzde 78,

Diğer detaylara buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

İstanbul Feminist Kolektifi'nin kadincinayetlerineisyandayiz.blogspot.com adresinden yayın yapan blogu da, kadına karşı şiddetin siyasi kültürün bir parçası olduğu teziyle, bu konuda aktif mücadele sürdüren ve takip edilmesi gereken bir yer.

Ankara'da 27 Kasım cumartesi günü saat 14.00'te TAKSAV'da, Eğitim Sen Ankara Şubeleri'nin Kadın Karşı Şiddetle Mücadele üzerine düzenlediği bir panel var. TAKSAV, Atatürk Bul. No:127 Kat:10'da.

Bir diğer not; çoğunluğu Müslüman ülkelerdeki kadın hikayelerinin anlatıldığı film festivalinden filmleri, http://womensvoicesnow.org/watch adresinde izleyebilirsiniz. Türkiye'den, Güliz Sağlam'ın çektiği ve direnişteki DESA işçisi Emine Arslan'ın hikayesini anlatan bir film (Like A Bird in the Cage) de var; izleyip oylayarak online destek verebilirsiniz. Ayrıca "In the Morning" ve "Double Life of Burcu" adlı, yine Türkiyeli hikayelerin anlatıldığı filmler de var.

23 Kasım 2010

Eyüp Maçı, Cumartesi...

Bu hafta sahamızda Eyüpspor'la yapacağımız maç, cumartesi günü oynanacak. Maç, saat 13.30'da.

Altyapı'da Bu Hafta

Yıllardır süren altyapı takibimiz, yerel basını da harekete geçirmiş görünüyor. Artık U18 maçlarının kritiğini haftalık olarak İrfan İşisağ'ın kaleminden spor01.com'da görebiliyoruz. Teşekkürler...

U18'te, Hatayspor'u 2-0 yendik. Serdar Döndü, bu sezon 5. golünü attı. 9. hafta sonunda yenilgisiz liderliğimiz sürüyor.


U17'de de 9.hafta sonunda yenilgisiz lideriz.


U16'da Tarsus'u yendik; 4 galibiyet 4 beraberlik 1 mağlubiyetle ikinci sıradayız.


U15'te ikinci yarı başladı; Adana Gençlerbirliği'ni yendik, 6 galibiyet 1 mağlubiyetle lideriz.


U14'te de ikinci devre bu hafta başladı; 5 galibiyet 2 mağlubiyetle ikinci sıradayız.

İçinden Tren Geçen Filmler

beyazperde.com'un şu adresteki (tıklayın) haberinde, sinema tarihinde öne çıkan "tren filmleri" sıralanmış. Liste şöyle;

"Büyük Tren Soygunu (The Great Train Robbery) (1903)
Hem sinema tarihinin ilk filmlerinden biri, hem de ilk tren filmi, hem de ilk western! Pek çok ilk olma özelliğini barındırarak listenin ilk sırasına yerleşen "Büyük Tren Soygunu" gösterildiği dönemde 'en çok seyirci çeken' film olma ünvanını da elinde bulunduruyor.

Trendeki Yabancı (Strangers on a Train)(1951)
Usta yönetmen Alfred Hitchcock'un filmlerinde trenleri kullanmayı sevdiği bilinir. Trendeki Yabancı'da yönetmen, Patricia Highsmith'ın romanından yaptığı bir uyarlama ile seyirci karşısına çıkmış. Döneminde çok sıradan bir konu eleştirilerine maruz kalmış olsa da, Hitchcock'un filmi tartışılmasız bir klasik...

Şark Expresinde Cinayet (Murder On The Orient Express)(1974)1934 tarihli Agatha Christie'nin aynı adlı romanından bir Sidney Lumet uyarlaması olan film, Ingrid Bergman'lı, Albert Finney'li,Lauren Bacall'lı kadrosuyla efsane olsa da, İstanbul'da ve Sirkeci Garı'nda geçen sahneleri zamanı için oryantalist bakış açısına sahip olması nedeniyle oldukça eleştirilmişti...

The Taking of Pelham One Two Three (1974)Joseph Sargent tarafından gene bir roman uyarlaması olarak sinemaya aktarılan ve aksiyon, suç, gerilim üçgeninde geçen film, daha sonra televizyon için yeniden çekildiyse de aynı etki yaratamamıştı. Haydutlara verdiği Mavi, Yeşil, Kahverengi ve Gri adlarının ise ilerleyen yıllarda Tarantino'ya ilham verdiğini de hatırlamak gerek...

Silver Streak (1976)1970'lerden bir başka miras olan Silver Streak, Arthur Hiller yönetmenliğinde çekilen, aksiyon, komedi, suç ve romantizmin içiçe geçtiği bir seyirlik. Aynı zamanda Richard Pryor, Gene Wilder ve Jill Clayburgh'un baş rollerini paylaştığı film 1981'de Türkiye'de de gösterilmişti...




Firar Treni (Runaway Train) (1985)Senaryosuna Akira Kurosawa'nın eli değen Firar Treni, suç, kaçış, insanlık ve kendini sorgulama ekseninde geçen, hem karakter analizi hem de olay örgüsü açısından takdir toplayan bir film. Yönetmenliğini Andrei Konchalovsky'nin yaptığı filmin baş rollerinde Jon Voight, Eric Roberts ve Rebecca De Mornay yer alıyor.

Annemi Trenden Nasıl Atarım (Throw Momma from the Train) (1987)Bir Danny DeVito komedisi olan film, 1980'lerin hala ilk akla gelen suç ve mizah karışımı yapımlardan biri.



Seçkinin yakın tarihe dair listeye aldığı tren filmleri ise şunlar:

Kuşatma Altında 2 (Under Siege 2: Dark Territory) (1995)

Kutup Ekspresi (The Polar Express) (2004)

The Darjeeling Limited(2007)

Sibirya Ekspresi (Transsiberian)(2008)"
--

Liste uzatılabilir, değiştirilebilir; örneğin şu adreste (http://tinylink.in/92Q), Trains Magazine'in yaptığı 100 filmlik listenin kritiği var (İngilizce). Bu adreste de (http://tinylink.in/92P) "Top Train Movies" başlığıyla farklı bir liste var.

Tren ve sinema diyince benim aklıma hemen, Kusturica'nın Bir Mucizedir Yaşamak(Zivot Je Cudo-2004) ve tabii ki Kartal Tibet'in Mesudiyeli Mesut'un (Şener Şen) hikayesi, Milyarder (1986) filmleri geliyor.

21 Kasım 2010

Konuk Yazar #28- "Bir Derdim Var"

Of'a giderek takımı yalnız bırakmayan birkaç Demirsporludan ve blogumuzun yakın takipçilerinden Müslüm, deplasman dönüşü, bayram tatilinde ve belki de Van yenilgisile hislenmiş olmalı ki yarı şaka yarı ciddi bir yazı yazmış, takımın durumunu ironik bir şekilde analiz etmiş. Biz de "Konuk Yazar" olarak yazısına yer veriyoruz. Kendimize dair dokundurmaları ve göndermeleri not ederek...

Konuk yazar olarak bloga katkılarınızı bekliyoruz.

---

BİR DERDİM VAR

Canım çok sıkkın dostlarım, paylaşmak istiyorum sizlerle de. Çok kızdım çook!! Kime mi? Tabii ki Atahan'a. Adam gol atıp duruyor. Birader, sen forvet misin? Forvetsen söyle, yedek kulübesinde yerin hazır. Oh sıcacık! Hem bizi kızdırıyorsun, hem kendin yoruluyorsun. Sevgili dostlar, bu oyuncu bir çok maçta takımın taktiksel dizilişi olan (8-1-1)i bozdu alenen. Soner Hoca acilen bir çözüm bulmalı bu duruma.

Bir de eleştiriyorlar Hocayı bilir bilmez. Neymiş dörtlü defans! Dört kişi defans mı olur efenim. Koyacaksın 4 tane de onların önüne kapı gibi. Gör bakalım o zaman takımı. Futbol çok değişti çok, oynamak önemli değil yav, herkes oynar ona bakarsan. Asıl mesele oynatmamak. Defans, defans, defans. Ben bunu bilir bunu söylerim hep. Bu oyuncu, bir de frikik atıyor, ceza sahası çevresinden, duran toplardan golleriyle biliniyormuş. Böyle adam alınır mı efenim? Neyse, olmuş bir kere. Ama atmasın artık frikik mirikik. Bir arkadası gelir şişirir içeriye, onun yerine. Yazık değil mi? Ya o frikik gol olmazsa, döner de kalemize gelirse maazallah, o zaman ne olacak? Sorarım size... Beraberlik gider dostlar, altın değerinde bir puan gitti gider ki, evlerden ırak. Onun için en güzeli dk. 85'te Aytek'in girmesidir. İki pozisyon bulursak, daha ne! Son dakikada biri girerse yeneriz, girmezse de yenilmeyiz. Nasıl ama? Bundan iyi taktik mi olur? Dedim ya, oynayarak herkes kazanır, önemli olan oynamadan kazanmaktır. Hem ne denmiştir, "Gavur çalışır, Türk yer" denmiştir. Bunu bile bilmeyenler, hala güzel oyun, koşan takım diyenler var efenim. Yav, hadi bunu bilmiyorsunuz. Yunanistan diye bir takım var, oynamadan Avrupa Şampiyonu oldu, onu da mı duymadınız?

Neymiş göze hoş gelen futbolmuş. Futbol göze hoş gelir mi Allah aşkına? Dans mı bu, bale mi, tiyatro mu? Yoksa podyumda manken mi yürütüyoruz? İnsan niçin maça gelir sorarım size? Şöyle bir yeşillik görsün, şehrin sıkıntısından, stresinden kurtulsun, temiz hava alsın. Öyle değil mi dostlar? Şimdi ne gerek var pozisyon yaratıp milleti heyecanlandırmaya, strese sokmaya, hele hele gol atıp da gürültü patırtı çıkarmaya? Kalbi olan var, tansiyonu, şekeri olan var. Düşünmek lazım bunları hep. Ama düşünen nerde efenim, nerdeee!! Biz hepsini düşünüyoruz çok şükür. Şimdi gol atıyorsun da ne oluyor? Üzmüyor musun rakip takımı? oyuncularını, taraftarlarını? Ne güzel söyledi Şenol Güneş Hoca, cenaze evinde düğün olmaz! Olmaz Efenim, olmaaaaz!Onun için en güzel sonuç beraberliktir. Dostluktur, barıştır, kardeşliktir. Sen emekten yanayız de, dayanışmadan yanayız, ırkçılığa, ayrımcılığa karşıyız de, sonra da karşındaki takıma gol atmaya çalış, yenmeye çalış. Baştan yanlış, tutarsız bir durum bir kere.


Velhasıl-ı kelam, demirspor bu sezon oynadığı futbolla gerçek kimliğine kavusmustur, şükürler olsun. Yalnız futbolcularımız, daha dikkatli olmalıdır. Mustafa Kemal'in dediği gibi, Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Nedir efendim satıh? Yüzeydir, sahadır yani. Onun için futbolcularımız saldıran değil, savunan; zalim değil, mazlum olacaktır. Kanının son damlasına kadar, markaj yapacak, top kesecek, oyun bozacaktır. Sonuç olarak, şu an geldiğimiz nokta, hiç de kötü değildir. Belki sekizli defans sistemini tanıtma ve yaygınlaştırma gibi bir tarihsel görevi bile yerine getirebiliriz. Bundan sonrası için ise, takımımıza, daima golsüz beraberlikler, o da olmazsa şimdiye kadar olduğu gibi, tek farklı galibiyetler diliyorum (Trabzon yol kazası efenim, saymayalım onu).

Not: Bu geldiğimiz aşamayı daha da ilerilere taşımak için, kulübümüze acilen savunma sporları şubesi açılması gerekiyor. En yakın zamanda girişimlere ve kamuoyu çalışmalarına başlıyorum, sizin de desteklerinizi bekliyorum.

1940

Blogun 1940. yazısını geride bıraktık. Üç yılı aşkın süredir, Demirspor'u daha iyi bir noktaya taşıma mücadelesine, en iyi yaptığımız işi daha iyi yapmaya çalışarak, kendimizce katkı sunduk. 1940 kere, Demirspor'un daha iyi yönetilebileceğini, eski hataları tekrarlamaması için geçmişten ders almak gerektiğini, mücadele için birliktelik azmini güçlendirmeyi, kişisel hikayeleri, oradan çıkan kitlesel sonuçları, pankartları, şarkıları, sözleri-şiirleri dillendirip durduk; durup durup koştuk, çantamızı alıp deplasmana aktık, damladık, biriktik, aktık; tükendik, gücendik, söylendik, küstük ve birbirimizi yedik. 1940 kere Demirspor için, Demirsporlular için, kendimiz ve başkaları için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. 1940 kere, mavi-lacivert bayrağı yukarı taşımanın yollarını araştırdık, sorduk, dinledik, beğenmediğimiz görüşlere de yer verdik, bizi kızdıranları da dinledik. 1940 kere, demir kanatların bizi daha yukarı taşıması için çırpınıp durduk sırtımızdaki ağırlıkla.

Memleketin Demirsporlarının en şanlısını, en başarılısını, en çok destek alanını ve Demirsporların tam da yapmak istediği olan o birlikte mücadele ruhunu en çok taşıyanını, 1940 kere yere göğe sığdıramadık-yerin dibine geçirdik-elden ele taşıdık-kulaktan kulağa anlattık-yürekten yüreğe paylaşıtk. Yeni Demirsporlular kazandırdık, yeni Demirsporlularla tanıştık, Demirsporlu olmayanlara da ulaştık temas kurduk, halka halka çoğaldık; halkın içinden yolumuza devam ettik.

Adana Demirspor da 70. yılını geride bırakıyor. Bu aralık ayında Demirsporumuz yeni bir yaşına girecek. Adana Demirspor'u, taraftarının oluduğu yere taşımayı, onunla birlikte kendimizi de geliştirmeyi görev edindik. 70 yıllık çınar, bugünkü konumunu hak etmiyor. 1940 kere daha söyleyip, yazalım; birlikte düşünelim ve mücadele edelim; "70 yıllık çınara bu ayıp olmaz, 3. lig bize yakışmaz".

16 Kasım 2010

Mutlu Bayramlar

Gurbetten butun dostlarin bayramini en icten dileklerimle kutlarim. Orada sevdiklerinizle olmanin ne kadar guzel birsey oldugunu unutmayin. Nice masmavi bayramlara!

14 Kasım 2010

Ofspor:0-Adana Demirspor:1

İki haftalık deplasman sürecinin ilkinden 3 puan aldık; Of'ta plakayı yazdık. Golümüzü Burhan Coşkun attı. Burhan'ın 7. golü oldu. En son deplasman galibiyetimizi, Balkesir'de almıştık. Bir sonraki maç için, kuzayden doğuya uzanıyoruz; 17 Kasım Çarşamba, saat 12.00'de Belediye Vanspor ile oynuyoruz.

Rakiplerin puan kaybettiği haftada kazanmak çok iyi oldu. Yine başaltına yükseldik ve üstümüzdeki Sakarya ve Telekom'la puanları eşitledik.


"Tayfa" Kelimesinin Olduğu Atkılar...

Şimşekler Grubu, "tayfa" kelimesinin olduğu atkılarla maça gelinmemesini istedi. Son dönemlerde, mahalle isimleri ile birleşik "tayfa" ifadesinin kullanıldığı atkılar yapılmaya başlanmış; bunların kullanımı bazı ayrılıkların temelini atacağına dair bir endişe var.

Bu kelimenin kullanılmasında, bizim ekibin, Ankara'nın etkisi oldukça fazla oldu sanırım. Bizden önce de tabii ki kullanılıyordur ama blogun ve Ankara Tayfası'nın popülerleşmesi, maçlarda görünür olması ve Demirspor gündeminde söz sahibi olmasıyla, "tayfa" kelimesinin de kullanım hızı arttı. Bloga gelip görüşlerini açıklayanların sayısı arttıkça, tayfa kelimesi bizimle özdeşleşmeye başladı. Şimdi nedenini bilerek veya bilmeyerek, Adana'da da küçük oluşumlar, arkadaş grupları kendilerine bu ismi veriyor gibi görünüyor.

Biz en baştan beri, grupla hareket etmeyi en azından onların neler yaptığını dikkatle izlemeyi ve maçlarda onlarla olmayı önemsedik, buna dikkat ettik. Ayrı düşündüğümüz noktalar olsa da bunu onlara ifade etmekten çekinmedik. Ben kişisel olarak, Adana'da Demirspor'la ilgili birşeyler yapma girişimlerinin, gruptan ayrı olarak hayata geçemeyeceğini düşünüyorum. Zaten onların tribün kültürüne dair yapıp ettikleriyle de her zaman övündük. Dolayısıyla Tayfa kelimesi, bizim için ayrılığın işleneceği bir zemin olmadı; sadece gurbette sayıca azken bir arada olmanın güvenini yansıttı; deplasmanlara birlikte gitmenin huzurunu verdi. Onun dışında yekpare bir bütün olmadı. Kendi içinde birçok noktada ayrı düşünen bir ekibin böylesi bir girişim içinde olması da beklenemez zaten.

Dolayısıyla Adana'dakilerin de tayfa kelimesiyle belki iyiniyetli bir şekilde attıkları adımların, yaptıkları atkı veya pankartların, Şimşekler Grubu'nun bütünlüğüne zarar verme tehlikesi var. Demirspor'un tek taraftar grubu Şimşekler Grubu'dur ve bu kitlesellik dışardan yıpratılmaya çalışılıyor. Bizim bu kitleyi Demirspor'un gidişatında daha etkili söz sahibi yapmamız gerekiyor. Tribün Demirspor'un yönlendirici gücü olmalı ki kimi zaman bunu başardık.

Birlikte kalabilmenin ve daha güçlü olmanın yollarını düşünmeliyiz. Söz konusu atkılar, bu yollardan biri değil; tersine tehlikeli bir güzergah...

12 Kasım 2010

Teknik Direktör Göndermek

Memleket futbolunun ve ftbolseverinin iliklerine işlemiş bir hastalık var: Teknik direktör göndermek. En büyük tutkularımızdan biri, bu. Bugün kadar nice başarılar yaşamış, kupalar kaldırmış, takımları şampiyon yapmış ya da kümede tutmuş kişiler geldi geçti takımlarımızdan... Ama hepsinin sonu aynı oldu: Gönderildiler! Şampiyonların kaderi gönderilmek olurken yeniyetmelerin bundan nasiplenmemesi mümkün mü? Birisi stajyerdir; öbürü köylüdür; berikinin büyük takım tecrübesi yoktur vb. Gönderilmek için sürekli nedenler üretebiliriz. Israrla bunu gündemde tutarız ve ilk fırsatta iplerini çekeriz. Yanlış plan-program yapan, kötü para harcayan yönetimler ya da her türlü kumpasın içine girip maç seçen, diledikleri hafta oynayıp dilediklerinde oynamayan futbolcular değil, ipi ilk çekilen teknik direktörlerdir.

Halbuki teknik direktörleri göndermeden önce, ta en başta onu takımın başına getirirken belli bir plan program içinde olmak gerekmez mi? Dahası o kişi işini iyi yapmıyorsa, yapmadığı düşünülüyorsa bunun koşullarını araştırmak daha iyi bir yol değil mi? Takım içinde sorunu, teknik direktörün daha iyi iş yapabilmesi için neler gerektiğini araştırmak gerekmez mi? Yönetimin gerekli düzenlemeleri yapması gerekmez mi?

Bugünlerde Adana Demirspor için de benzer ezber tekrarlanıyor: "Soner hoca ile bu iş olmaz","bu hafta yenilirsek hoca kesin gitmeli" vs.

Teknik direktörü göndermenin alternatifi nedir? Yerine neyi-kimi koyacaksınız? Kafanızda bir teknik direktör var da yönetime onun gelmesi için lobi mi yapıyorsunuz? Bu hocanın gitmesinden ve başka birinin gelmesinden nasıl bir medet umuyorsunuz?

Hocanın kadro tercihlerinden ben de memnun değilim. Bazı futbolcuları ısrarla yedek soyundurması, tek forvette ısrar etmesi bana da sıkıntı veriyor. Peki, kadro kurulması konusunda yönetimle koordineli bir şekilde çalışmış, tümüyle olmasa da
kadroyu bu hoca kurmuş, oyuncuları o belirlemiş, beraber kamp yapmış ve hepsini yakından tanımışken, şimdi sorun sadece teknik direktörde midir?

Biz geçmişte Behzat Çınar, Sadi Tekelioğlu gibi efendi isimleri, sadece işiyle ilgilenenleri harcadık. Onun yanında Metin Yıldız, Abdulkerim Durmaz gibi takıma hiçbirşey vermeyen isimlere fazlasıyla sabrettik. Levent Eriş'i şampiyonluk yolundayken, kendimizden önce bir üst lige transfer ettik! Teknik direktör karnemiz pek iç açıcı değil. Durum buyken, şimdi Soner Hoca'ya biraz daha sabır göstermemiz ve futbolcularla ilgili bir sorun varsa bunu çözmesi için ona destek vermemiz daha iyi olmaz mı?

Hoca'nın yeterli tecrübesinin olmadığını savunnanlar da var. Lütfen; Demirspor, TFF 2. Lig takımı; yaşadığı mali sıkıntılar ortada. Hangi tecrübeli, başarılı, kendini ispat etmiş kişi Demirspor'a gelir ve kendini bu takıma adar?

Teknik direktör göndermek, bir tür tüketim alışkanlığı haline gelmiş durumda. Bu alışkanlığa yenik düşmemek gerekiyor. Soner Hoca'nın gönderilmesine dair gündem yaratanlar, bence yanlış yapıyor.

11 Kasım 2010

Erdal'ın Kanalı, İnternette

"Erdal'ın Kanalı" belgeseli, çeşitli festivallerde boy gösterdikten sonra, yönetmeni Murat Ayman tarafından sanal aleme sunuldu. Filmi, artık internetten izleyebilirsiniz:

http://www.vimeo.com/16645883

Filmin, daha çok kişiye ulaşması için güzel bir adım...

10 Kasım 2010

Sen gittin gideli hiçbir şey eskisi gibi değil...


Sen gittin gideli hiç kimse trende poz vermiyor paşam...

8 Kasım 2010

Ekranın Ardı...



Bir aracın üzerine yerleştirilmiş iki LCD ekran TV ve büyük hoparlörlerin karşısında ısırılan dudaklar, yolunan saçlar, sıkılan omuzlar, "bakamayacağım ulan" hezeyanları, sesimizi içeri duyurmalıyız heyecanı!

Bu adamların nereye baktığı belli: Yıllardır beslenen umudun, yutkunulan öfkenin, geçilen yolların, günlerin ve gecelerin biriktirdiği hisle; birkaç metre ötelerinde, hemen o duvarın arkasında dökülen terlere anlam katmak için, "dayan be Demir" demek için ordalar. Ellerinde olsa kablolardan sızıp yeşil çimlerin köklerinden çıkacaklar, hoparlörlerin titreşiminden içeride boş duvarlara çarpıp dönen seslere karışacaklar, "buradayız, seninleyiz, yeter ki oyna, Şimşek gibi oyna" diyecekler.

Belki bizim gurbette, uzaklarda hemen her hafta hissettiğimiz kabloları yeme, ekranı yumruklama öfkesi içindeler. Onlar da bir haftalığına, birkaç metreliğine gurbetteler. Televizyonun, internetin karşısındalar. Bu insanlar, ekranın kölesi olmuş değil, ekranın ardındaki olmuş durumda.

Haftanın Ardından

Çok kaçırıp kolaygol yediğimiz bir haftada, Dardanel'i 3-2 ile geçtik; Burhan son dakikada çok kritik bir gole imza attı ve 11. haftada 8.golüne ulaştı, takımın toplamda 13 golü olduğunu hatırlarsak tek başına takımı taşıyor diyebiliriz Burhan için; nazardan saklasın!

Yukarıdakilerin puan kaybettiği haftada, bu 3 puan çok iyi oldu. Asıl sürpriz, Kocaelispor'un lider Şekerspor'u yenmesi oldu ki böylece liderlik el değiştirdi. Kocaeli, 10 puana ulaştı; 6 puanı silinmese bizimle aynı yerde olacaktı.


6 Kasım 2010

Çanakkale Maçı...

Yarın (pazar), Çanakkale Dardanelspor ile 5 Ocak'ta oynuyoruz; Tarsus maçından gelen seyircisiz oynama cezamız yüzünden, tribünler boş olacak ama stad dışı aynı hareketliliğini yaşayacak ve "dışarıdan destek" gücü yine devreye girecek.

Maç, Adana yerel kanalı Kanal A tarafından yayınlanacak. www.kanalahaber.net adresindeki canlı yayın linkinden maç takip edilebilir, tabii site çökmezse!

Çanakkale deyince birçoğumuzun aklına 1994 yılı geliyor. Ankara'daki finalde 2-1 kazandığımız ve eski adıyla 1. Lig yenisiyle Süper Lige yükseldiğimiz, 31 Mayıs 1994 tarihi. Geçtiğimiz aylarda Fırat Ateş, çok güzel tasvir etmişti o günü ve rahmetli Bekir Çınar, da yorum bırakmıştı o yazıya. (okumak için buraya tıklayın)




O tarihten sonra 2003-2004 sezonunda yine kritik maçlarda karşılaşmıştık, bu sefer aynı kategoride kümede kalma şavaşı verirken; Kasım 2003'teki Adana'daki maçta 5-2 yenilmiş ve ağır bir yara almıştık ki asıl yara, maç boyu hakem kararları ile çılgına dönen taraftarın sahaya girip hakeme müdahalesi ve ardından alınan cezalarla olmuştu. O maçta tribündeydim; grupla birlikte Kapalı A Üst'te ve yükselen gerilem bizzat tanıklık etmiştim.


(fotoğraflar: Milliyet arşivi)

En yakın olarak da 2008'de bu sefer yine şampiyonluk mücadelesi verirken, uzay takımımızla birlikte iki maçta da Dardanel'i yenmiştik ki deplasmandaki maça Ankara'dan giderek, en uzak deplasmana gitme amacımızı o yıl için gerçekleştirmiştik.




Bu hafıza tazelemenin ardından, yarın, yeni bir sayfaya daha zafer notunu düşmek umuduyla...

4 Kasım 2010

Cebeci'de Bu Hafta


Cebeci Stadı'nda bu hafta iki maç var; Cumartesi günü saat 13.30'da Ankara Demirspor, İnegölspor ile oynuyor. Lokomotif, sezona iyi başladı ama 4 haftadır kazanamıyor; 3 beraberlik 1 mağlubiyetle orta sıralara indi.

Cumartesi öğleden sonrasını Cebeci açığında, karakış bastırmadan, pastırma yazının gevterici güneşi altında geçirebiliriz belki...

Pazar günü 13.30'da da grubumuzdaki rakiplerimiz Pursaklarspor ile Tarsus İdman Yurdu Cebeci çayırısnda karşılaşacak.

(fotoğraf:Mustafa Uçar)

3 Kasım 2010

"Demiryolu Öyküleri"

Sel Yayıncılık'tan güzel bir kitap çıktı. "Demiryolu Öyküleri", Türk edebiyatının farklı kalemlerinden demiryolu ile ilgili öykü ve denemeleri bir araya getiriyor. Kitabı, Kemal Varol yayına hazırlamış. Demiryoluseverlerin kitaplığında bulunması gereken bir derleme...



Kitabın, Radikal Kitap'ta çıkan tanıtım yazısını okumak için buraya tıklayın.

1 Kasım 2010

"Şimşek Gibi Oynayın!"

Dün Telekom maçında, 1-0 mağlupken "saldır mavi şimşekler" melodisi bir anda "şimşek gibi oynayın"a dönüştü. "Oyna, oyna, oynasana lan!!"ın bize yakışan, üsturuplu bir versiyonu...

Peki, "şimşek gibi oynayın" demek, ne anlama geliyor? Nasıl "şimşek gibi oynanır"? Yine bir eşleştirme ile söylemek gerekirse, "tribünde bizsek sahada sensin" demektir. "Bizler inandık, siz de inanın, bizim için bu maçı alın"ın klişeden uzak, en güzel ifadesidir.

Şimşek gibi oynamak, giydiğin formanın, bulunduğun camianın neliğini ve niceliğini anlamakla, tribünün bir gürültü değil bir gelenek olduğunu hatırlamakla, sizin yapılanların tm bir karşılığını sağlamakla mümkündür. Şimşek gibi oynayın, nerede olduğunuzu hatırlayın! Vurmadan, kırmadan ama yılmadan, usanmadan size verilen desteğin ve evet, aldığınız paraların, imza attığınız sözleşmelerin gereği olarak bu işi yapın. İşinizi yapın. Sadece bunu istiyoruz.

Biz tribünde görevimizi yapıyoruz. "Hep inandık, yıkılmadık, en kötü gününde dimdik ayaktaydık". Haydi şimdi sıra sizde sevgili futbolcular, bu inanca karşılık verin. Biraz daha zorlayın kendinizi, kaslarınız yansın, ciğeriniz patlasın, gözlerinizden ateş fışkırsın, koşun koşun, "saldırın durmadan, bu taraftar arkanızda her zaman!" Şimşek gibi çakın rakiplerinizin üstüne...

"Vazgeçmedik bir an armadan", sırf o logoyu taşıdığınız için yanındayız; "bak bizler eleleyiz, seninle birlikteyiz"; burdayız hala, acılara tutunuyoruz, "sonsuz inanç var size"; siz de "maçı bırakmayın!"

Şimşek gibi oynayın, lokomotif gibi titretin yeri göğü; kara trenler gibi gürüldeyin, göğsünüzdeki demir kanatlarla yükselin; oynayın!

Size ve bize yakışanı yapın...

Haftanın Ardından

Bu hafta grupta sürpriz bir sonuç yok. Deplasmanda 1 puana sevinebiliriz; yukarıdan kopmamamız için önümüzdeki pazar Dardanel'i puansız göndermek gerek.