27 Mart 2017

Kaybederken Kazanmak...

Demirspor böyle bir camia olagelmiştir hep. Kaybettikçe kazanır. 

Nasıl Yenilmez Armada olduk biz? Nasıl efsane yüzücüler çıkardık?

Kaybederek. Anlatayım. 

Adanamızda baraj gölümüz yoktu. İnşası yeni başlamıştı ve sürekli su baskınları oluyordu. Ortalık bataklıktı ve Adanalı yüzücüler temellerini Seyhan nehrinin Çukurova gibi bağımsız, kontrol edilemez sularında mücadele ederek kazandılar. Kaybederken kazandılar hep. Kanallarda boğulanları ararlardı boğazlarına kadar gelen sular içinde ve böylesi bir günde Mecit GÜLERGİN, abisine derin bir keder miras bırakacak hastalığa yakalandı. Demirsporumuz ve Adanamız önemli bir yüzücüsünü kaybedecek ama bu mücadele bize yüzmede altın çağ yaşatacaktı.

Başka bir örnek vereyim. Terörist diyorlardı bize terörist. Adana'da tribün terörünü yaratıyorduk kimilerine göre, şehrin ileri gelenlerinin tekerlerine çomak soktuğumuz için. Kulüp binamızı kaybettik, gözbebeğimizi. Paramızı pulumuzu kaybettik. Açlık grevleri ile eşya piyangoları ile onurlu bir mücadele verdi taraftarımız. Bugün dünün teröristi, moda oldu. Şimdi gıpta ile bakılan teröristlerden olmak istiyor, tribüne Türkiye'nin herhangi bir yerinden kulak verenler. Kaybederken kazandık biz. 

Yaramız taze ama bunun çok güzel bir örneği idi Yastık Dayı. Baksan yaşayışına, haline tavrına; tam bir kaybedendi o. Kendine bakmazdı, sağlığını kaybetti. Parasını kaybetti. Aç gezdi çoğu zaman. Ama hepimizden çok tribündeydi. Ey Demirsporlu! Yarın sen öleceksin, öleceksin ve iyi Demirsporluydu diyecekler ve sonra unutulacaksın. Ya Yastık Dayı? O kaybederken kazananlardan. Demirspor'un gerçek kültüründen geliyor. O kalbimizin tam orta yerinde duruverecek her daim.

İftihar ettiğimiz pankartımız var bizim. Yıkıla Yıkıla. "Kötüysem, düşkünsem kime ne bundan" dedi Müslüm baba ve kaybederken kazandı o da. Yani bizim gibiydi. Demirspor'un temelleri gibi.

Şimdi bu kadar dolu ve duygusal içerikten çok küçük bir kazanç öyküsüne bağlayacağım konuyu. Çok gündelik, belki çok geçici. Konu Ahmetcan.

Kimseye değil bu yazı. Sadece Engin Hocamıza.

Sayın Hocam, 9 haftada kapatmamız gereken 10 puanlık farkımız var. İmkansız değil ama daha büyük kazançlar mümkün. Kendi ideal dediğimiz kadromuz ile ancak 10 puan farkla girebildik 25. haftaya. Biz kaybediyoruz Hocam. Gerekirse bir kere de Ahmetcan ile kaybedelim.

Biz kaybederken kazanırız. Geleceğimizi kazanırız. Bize gençlerimizi verin. Bunu yapabilecek kudret sizde var. Bir şeyleri değiştirin Demirspor'da. Bir bakmışsınız bize dünümüzü vermişsiniz. 

Ahmetcan'a şans verin hocam.

20 Mart 2017

Mehmet Yiğit ve Arkadaşları

İşini iyi yapan herkes, övgüyü hak eder. İyi yapmıyorsa da eleştiriyi... Bu iyi yapmama, kusurdan ziyade kötü niyeti bilerek kötü yapmayı içeriyorsa daha da ağır eleştirilir. Futbolda işini iyi yapmamak, iyi antreman yapmamayla başlar, takım içi huzursuzluk çıkarmak, hocayla kötü geçinmeye kadar gider... Bunları yapmak kadar, meslektaşlarının emeğine saygı da önemlidir. Aslında Batı'nın fair-play diye genelleştirdiği kavram bu. Adil oyun. Adil derken, sadece kurallara uygunluk değil daha da ötesi kimsenin hakkını yemeden bu işi yapmak gerekiyor. Batı'nın ahlaksızlığını değil iyi yönlerini alalım değil mi? Oyunu kuralına göre oynayalım. Kaçak güreşmemek gibi. Kul hakkı yememek de diyelim.

Sorsan manevi değerleri yüksek, vatanperver pek çok futbolcunun bu meseleleri çok önemsediğini görüyoruz. Aynı sektörden ekmek yediği adamları köşeye sıkıştırmak, maç sırasında onların hakkını yemek, kazanacakken adil bir şekilde kazanmamak. Evet, yasal olarak kazandınız, kuralları belirleyen hakemin ve onun temsil ettiği federasyonun çizgilerinin dışına çıkmadınız. Ama ya vicdanların?

Pazar günü Elazığspor'da Mehmet Yiğit ve arkadaşları, 3 puanı adil bir şekilde almadı. Çünkü başta Rezil hakem Onur Karabaş, federasyonun kendine verdiği yetkiye dayanarak maçı mahvetti. Kimle işbirliği yaptı? En ufak faulde canı çıkmışçasına yerde kıvranan, rakibini rol yaparak eksik bırakan, Onur Karabaş'ın mahvettiği maçı iyice sevimsiz hale getirerek. Kısacası fair-play'e aykırı davranarak.

Bu yazdıklarımın mahvolmuş futbol ortamımızda hiç bir anlam ifade etmediğini biliyorum. Bizim başımıza gelen başka takımların da başına geliyor, çünkü balık baştan kokuyor; Federasyon bu ülke futbolunu yönetemiyor, tersine içinden çıkılmaz bir hale sokuyor. Adamcılık, paraya tapmak, kayırmacılık içlerine işlemiş, bunu değiştirmek için de hiç bir şey yapmıyorlar. Bağıranın sözünü geçirdiği bir kültüre angaje olmuşlar çünkü.

Bu kocaman çerçevede, bozulmuş düzende, Mehmet Yiğit ve arkadaşları da, rezil hakem Onur Karabaş da oyunu kendi bildikleri oyuna göre oynuyor. Güzelleştirerek değil kötüleştirerek. Sonra taraftar niye kızıyor, holiganizm niye artıyor diye soruyorlar. Bu haksızlıkların kızgınlaştırdığı, suça sürüklediği taraftarları sanki doğuştan canavar gibi gösteriyorlar. Peki sizin uçunuz yok mu futbolda artan şiddette?

Twitter hesabında beni bilen bilir demiş Mehmet Yiğit. Seni işinle biliyoruz Mehmet, pazar günü yaptığın, çünkü ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, maneviyatı yüksek bir futbolcu olarak işini en iyi yapan ülkesini çok sevendir diyorum sana ve sen evrensel anlamda işini iyi yapmadın. Ama federasyon ve hakemlerin sevdiği işi yaptın. Oyunu bozdun. Ama biz futbolu size rağmen seviyoruz; sevmeye devam edeceğiz, oyunu sizi değil.


19 Mart 2017

#RezilOnurKarabaş

Hakemlerden dert yanmayı sevmeyiz ama bugünkü Elazığ maçındaki rezalet, hakem hatası değil katliamıydı. Onur Karabaş aleyhimize hatalı kırmızı kart, hatalı penaltı verdi, ele çarpmayan pozisyonlarda aleyhimize faul çaldı, ikili mücadelelere izin vermedi, hocamızı tribüne gönderdi... Sonuçta kayıp giden bir maç. Hakemden başka bir şeyi konuşmanın mümkün olmadığı bir maç. Rezillik!

12 Mart 2017

İçerideki Puan Kayıpları

Bu sezon iç sahada çok puan kaybettik; sezona damga vuran konulardan biri oldu. İçsahada 16 puan alabildik, lig 14.süyüz. İçsahada İyi mücadeleyi skora çeviremiyoruz. Manisa maçının da ilk 15 dakikasında 2-3 net pozisyonu gole çevirsek özgüvenimiz yerine gelirdi, atamadıkça rakibin direnci arttı. Golü sezonun kötülerinden Sercan attı, daha kötüsü Waldison 70 dakika bizi eksik oynattı. Bu oyuncunun hiç bir katkısı olmadığı ortada.Benzer oyun planı aynı sonuçları doğuruyor. Engin Hoca'nın alternatifleri denememesi aynı standartların ötesine geçmemizi engelliyor. Sonuçta ortasira takımı olarak yola devam ediyoruz.

5 Mart 2017

Tebe Volimo'dan Sonra Je t'aime

Bu sezonun özeti, Pote atıyor ve ayakta kalıyoruz. Pote playoff umutlarımızı ayakta tutarken, ulaştığı 36 golle Demirspor tarihinin bir başka golcü forveti Ziya Yıldız'ı yakaladı. Yugoslav vatandaşlığından Türk vatandaşlığına geçen, Zijad Švrakić ismini Ziya Yıldız'a çeviren ve mackolik.com kayıtlarına göre iki sezonda (1987-88'de 20, 88-89'da 16) 36 golle Demirspor tarihinin en golcü oyuncularından olan Ziya'yı yakalayan Pote için de artık bir pankart vakti geldi. Bildiğiniz gibi, Ziya Yıldız, Tebe Volimo (sizi seviyoruz) pankartına ilham veren oyuncularımızdan. O pankartın hikayesini 2008'te Vertumnus anlatmıştı: http://www.adanademirspor.net/2008/04/tebe-volimo.html

Pote'nin Ziya Yıldız'la yarıştığını da geçen sene Mayıs ayında Üni-Adanademir'den arkadaşların kaleminden okumuştuk: http://www.adanademirspor.net/2016/05/eski-ve-yeni-efsanelerimiz-ziya-ve-pote.html

Ziya Yıldız geçen kasım ayında ADS-DER'in organize ettiği Adama Demirspor Tarihiyle Buluşuyor etkinliğine de katılmıştı.

Ziya Yıldızlara adanan Tebe Volimo pankartından sonra Beninli Pote için anadilinden bir Je T'aime (Fransızca Seni Seviyorum) pankartı güzel olmaz mı?

Pote Türk vatandaşlığına geçse ne ad alır diye de düşünmüyor değilim!