Ana içeriğe atla

Taraftarlık Üzerine

Taraftarlık üzerine birkaç kelime edesim var. Çoğunlukla kendime dair tespitlerden yola çıktığımı söyleyebilirim.

Demirspor’un size ait olduğuna, sizin de ona ait olduğunuza dair bir hissiniz var mı? Benim var da.

Sevgilinizin vesikalığı gibi ufaltıp cebinizde taşıdığınız kadar sahiplendiğinizi, stadyumda on binler arasında ve onun maviliği içinde kaybolduğunuzu (mutlu bir kayboluş bu) düşünüyor musunuz? Bir yabancıyla (Demirspor’a yabancı) konuşurken her daim Demirspor’u övüyor, en kötü günde bile kuyruğu dik tutuyor musunuz? Tamam, siz onu kendinizin görüyorsunuz ve bunda haklısınız. Kendini savunamayacak bir nesnenin savunmasını tüm dünyaya karşı yapmaya heveslisiniz. “Avukatı mısın kardeşim?” diyenlere, gururla “evet avukatıyım!” dersiniz. Bunu her Demirsporlu kendine hak görür. Bunda ters veya yanlış bir şey yok bana göre.

Demirspor, onu sevenlerce paylaşılıp bölüşülen, sonunda herkesin payına ufacık parçalar düşen bir “şey” değil. Aksine paylaşmak için sofraya oturanlar ortadaki kazana kaşıklarını her daldırdıklarında kazanın içindeki yemek mucizevi biçimde artıyor, tatlanıyor. Alınan her kaşıkta yemek hem çoğalıyor, hem de kazanı yeniden kaşıklamak için büyük bir istek doğuruyor. Böylece kazana bir kez kaşık daldıran, ikinci kaşığında farklı bir yemeğin tadını alıyor. Ömür boyunca o sofranın müdavimi oluyor.

İşin kerameti kazanın ne kadar değerli olduğu değil. İşlemesinde, yapıldığı toprakta, işçiliğinde de değil. Demirspor denen kazan “anlam”dan yapılmış, onun üzerine oturuyor. Çok sevilmesindeki neden, öncelikle onu sevenlerin kendisine yüklediği anlamlarda gizli. Genelde gelenek dediğimiz şey (bu konu tartışmalı gerçi) geleceğe giden yola hem kaynaklık, hem rehberlik eder. “Geçmiş” denilen şey çoğunlukla özlem duygusu doğuran ve onu besleyen bir kavramdır. Demirspor, geleneği olan ve “geçmiş”te büyük başarılar almış köklü bir değerdir. Bugün onu sahiplenmenin anlamı buralarda saklı. Her taraftarın kendi öznel anlam dünyasının yanında, Demirspor’un bu büyük değeri farklılıklarımızı aşıp hepimizi aynı çatı altında topluyor. Bu değerin gelecekte de muhtemel başarılar alması için mücadele etmek, onu sonsuza dek yaşatmak düşüncesi her hafta bizleri stadyumlara çekiyor.

Kendi mevcudiyetine anlam arayanların Demirspor’a gönül vermesi boşa değildir…

Yorumlar

yavuzy dedi ki…
Yedikçe büyüyen ve haz veren bir pasta! Bazıları eksiltmeye çalışsa da taraftar Demirspor'u üretmeye devam ediyor.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beşiktaş: 3 - Adana Demirspor: 3

 Demirspor bu; her an her şey mümkün. Oyuncular değişse de hem dibe vurup hem son saniyeye kadar heyecan yaşatmak geleneği değişmiyor.  İstanbul'da İnönü'de 3-0'dan maç çevirmek büyük iş. Takımın gerçek gücünü gösterdiği, belki de sezona merhaba dediğimiz maç oldu... Balotelli beklediğimiz patlamayı yaptı; İstanbul' da olması tesadüf değil. İlk yarıda acemice hatalar, Sinan ve Ferhat'ın dağılması, rakibin dalga dalga gelişini durduramamak can sıktı. Aslında kötü değildik ama rakip çok iyi başladı. İkinci yarı başında 3. Golü de yiyince moraller bozuldu. Ama işte Demirspor bu! Yaptı yapacağını... Rakibin oyuncu değişikliklerini lehimize çevirdik. 60. Dakikadan sonra Vargas ve Balotelli'nin şutları son dakikaya kadar umudu taşıdı. Assombalonga'nın dokunuşuyla 1 puana uzandık. Tebrikler, teşekkürler takım; devamı gelsin... 

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla