Ana içeriğe atla

Derbinin Önemi

Derbinin önemi, tarihsel çekişmeden kaynaklanıyor. Bu çekişmenin parasal yönü de var kültürel yönü de... Onlar bizi beğenmedi, ayrıldılar; şirketleştiler; biz onları beğenmedik ama onları da geçemedik.

Ama bu  çekişme çoğunlukla Demirspor'un aleyhine işliyor. Kentin diğer kanadında gemiler tırlar tıkırında yürürken, bizim gemilerimizi iş bilmez kaptanlarımız hep karaya oturttu. Kentin ileri gelenleri, güya Demirspor'a sahip çıkmak adına hep Demirspor'a zarar verdi. Bir iki iyi niyetli istisna insan dışında Demirspor için birşeyler yaptığını söyleyenler aslında içten içe onu boşaltıyordu. Demirspor pastası paylaşılmak adına hep ağız sulandırdı yıllardır; güya bizi sahiplenenler, bu pastayı sadece tek başına yemek istedi. Pastayla derdi olmayan taraftar, bu ağzı yüzü kirli insanlara gidin ellerini yıkayın demekten bıktı usandı.

En son 2008'teki maçta yine bizi sahiplenen Aytaç Durak'ın attığı kazıkla 5 yıl kaybettik. İki takımı birden çıkaracağız diye ellerine yüzlerine bulaştırdılar işleri. Demirsporlu futbolcular da bu işe ayak uydurdu, teknik direktöre (Sadi Tekelioğlu) karşı çıktı; ona rağmen işler yaptı. Sonuçta 5 yılımız heba oldu. O maçta bir kırılma yaşasaydık, başka şeyler konuşuyor olabilecektik. Ama biz 5 yıldır, yönetimden bahsediyoruz; istifalarını istiyoruz.

Aytaç Durak sonrası da işler değişmedi. Bu seferki tek adam Mehmet Gökoğlu. Yine herşeyi eline yüzüne bulaştırdı. Şimdi yine bir Adanaspor maçı kırılma noktası. Taraftarın sıktığı diş kırılmak, beklettiği sabır taşmak üzere... Her ne kadar bu sezonki 3. hocamız Mustafa Uğur, bu maçın yolun sonu olmadığını söylese de bu maçtaki yenilgi artık istifa talebinin sözel olarak kalmasında son nokta olur; bundan sonra fiili süreç işleyebilir. Umarız ki olmaz.

Adana derbilerinde fark yaratan unsur, tribündür; Demirspor tribünüdür. Demirsporlular yarın son birkez daha ya sabır diyip takımını destekleyecek. Bundan sonra ne olacağı ise meçhul...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Karagümrük: 4 - Adana Demirspor: 0

 Kötü başladığımız lige daha da kötüye giderek devam ediyoruz. Çok net bir yenilgiyle gerçeğin tokatını yedik: Sorun Samet Aybaba'da değildi.  Balotelli'yi kontrol altında tutsun diye gelen İtalyan hoca, 15 günde takımı daha iyi hale getirmek yerine tamamen dağıtmış. Çok kötü bir oyunla farklı bir yenilgi aldık ve umarım bu alınan yanlış kararların geri dönüşü için bir dönüm noktası olur. Bir kişinin keyfiyle takım yönetilmez!