5 Ekim 2012

Maraton Yarı Yarıya Olmalı

Güvenlik Kurulu, bizi bizden daha iyi bilen çok bilmiş abilerin, kararı gereği Adana Derbisinde maratonun yarı yarıya olma durumu iptal edilmiş ve rakip takıma sadece güney kale arkası verilmiş. Muhtemelen ikinci maçta da benzer durum olacak.

Güvenlik Kurulu güvenlik sağlayamayacağını itiraf ediyorsa zaten bırakıp gitsinler bu işleri... Demirspor-Adanaspor derbisini, İstanbullaştırmaya çalışanlar gözlerini kulaklarını azıcık bu tarafa çevirsinler:

2008'teki maç öncesi vertumnus'un yazısını okusunlar:

http://www.adanademirspor.net/2008/02/derbiye-doru.html

"Pazar günü Adanaspor maçı var. Uzun yıllardır tartışılagelir; derbi aynı şehrin takımlarının oynadığı maç mıdır, yoksa büyük adledilen takımların kendi aralarındaki maçları da derbi sayılır mı? Dünyanın üç büyük derbisinden biri gerçekten bu ülkede mi vuku bulmaktadır? Barcelona'ya sempati duyunca, bir diğer tarafta Boca Juniorslı mı olmak icap eder? Aşağı mahalleyle yapılan ve tartışmalı bir "taş üstü" golle sonuçlanan Mesnevi Sokak - Yeşilyurt Sokak maçı derbi değil de nedir? O maçta bizzat yer alarak, Yeşilyurt Sokak kalesini koruyan bendeniz, Mesnevi Sokak'tan bir kıza dut gibi aşık olamaz mıyım? Saçları gece karası, kıvrım kıvrım dalgalı kızın gözlerinin içine baka baka bir de penaltı çıkarmaz mıyım? Çıkarırım. Üstüne göz bile kırparım elma şekeri yanaklı ilk aşkıma. Daha da pembe, daha da kırmızı olur o yanaklar.

Neyse, benim özel hayatımı bir kenara bırakacak olursa, "derby" denilen kavram ilk olarak 1861 yılında ortaya çıkmış. 1857 senesinde şu an dünyanın resmi ilk futbol kulübü sayılan Sheffield Football Clup kurulmuş. 3 yıl sonra, 1860'da Hallam Football Clup ortaya çıkmış. Sheffield'daki abiler (ki sanıyorum şu an depar atmayı bırakın iki pas yapamayacak kadar vefat etmiş haldelerdir - ruhları rahat uyusun) 3 yıl boyunca kendi aralarında top çevirerek bir kulüp daha kurulmasını beklemişler. Sheffield Football Clup'dan ziyade "Sheffield Sürekli Olarak Ortada Sıçan Oynamaktan Hunharca Keyif Alanlar Clup" olarak anabileceğimiz bu dönemin ardından nihayet 1861 yılında iki takım karşı karşıya gelmiş. İlk "derby" de bu sayede vuku bulmuş.
Sheffield FC, bugün dünya futboluna belki "kademe anlayışı", "4-4-2", "ön libero" gibi kavramları getirmemiş. Lakin, adamların bence bundan çok daha önemli bir katkısı olmuş modern futbola: kalelerde üst direk kullanılmasını bir kural olarak kabul etmişler. Ortada henüz bir "kademe anlayışı" olmadığı için haliyle futbol dünyasında Sakallı Tavernacı Ömer Üründül de yok. Üst direği monte edip, bizi kim eleştirir diye bakmadan rahat rahat oynamışlar toplarını.

Gelelim bugünlere, Pazar günü Adanaspor karşısında oynayacağımız maç, bir derbi. Sheffield FC - Hallam FC derbilerine benzemiyor. Boca - River'ı da andıran bir tarafı yok bence. Barcelona - Real maçlarına benzetmeye çalışsam, zorlama bir benzetme yapmış olacağım. Man.United - Man.City desem, şu blogu takip eden siz güzel okuyucuya sağlam bir yalan söyleyeceğim. Galatasaray - Fenerbahçe yazsam, bir tarafınızla güleceksiniz bana.
Bu derbi, Mesnevi Sokak - Yeşilyurt Sokak derbisine benziyor en çok. Aynı fırından ekmek alan çocukların derbisi bu, aynı okullara gidip beraber disipline verilen öğrencilerin, aynı sıcaktan aynı gece uyuyamayıp donla balkonda sigara yakan babaların, aynı dantel örneğini birbirinden alıp sehpaya örtü yapan annelerin derbisi, aynı kulağı işitmeyen dedelerin ve aynı bacağında varis çıkan ninelerin.

Ama bu en çok, aynı kıza aşık olan; bunca aynılığın içinde birbirinden "çok farklı" delikanlıların derbisi. Birçok şey aynı olabilir ama aşk hiçbir zaman "aynı" olmaz çünkü...

Mavi Şimşek!
Saçları gece karası!
Yanakları elma şekeri!
O kız için!
Oyna!
Oyna!
Oyna!

İyi oynayan kazansın. Demirspor iyi oynasın."

Hiç yorum yok: