Ana içeriğe atla

Maraton Yarı Yarıya Olmalı

Güvenlik Kurulu, bizi bizden daha iyi bilen çok bilmiş abilerin, kararı gereği Adana Derbisinde maratonun yarı yarıya olma durumu iptal edilmiş ve rakip takıma sadece güney kale arkası verilmiş. Muhtemelen ikinci maçta da benzer durum olacak.

Güvenlik Kurulu güvenlik sağlayamayacağını itiraf ediyorsa zaten bırakıp gitsinler bu işleri... Demirspor-Adanaspor derbisini, İstanbullaştırmaya çalışanlar gözlerini kulaklarını azıcık bu tarafa çevirsinler:

2008'teki maç öncesi vertumnus'un yazısını okusunlar:

http://www.adanademirspor.net/2008/02/derbiye-doru.html

"Pazar günü Adanaspor maçı var. Uzun yıllardır tartışılagelir; derbi aynı şehrin takımlarının oynadığı maç mıdır, yoksa büyük adledilen takımların kendi aralarındaki maçları da derbi sayılır mı? Dünyanın üç büyük derbisinden biri gerçekten bu ülkede mi vuku bulmaktadır? Barcelona'ya sempati duyunca, bir diğer tarafta Boca Juniorslı mı olmak icap eder? Aşağı mahalleyle yapılan ve tartışmalı bir "taş üstü" golle sonuçlanan Mesnevi Sokak - Yeşilyurt Sokak maçı derbi değil de nedir? O maçta bizzat yer alarak, Yeşilyurt Sokak kalesini koruyan bendeniz, Mesnevi Sokak'tan bir kıza dut gibi aşık olamaz mıyım? Saçları gece karası, kıvrım kıvrım dalgalı kızın gözlerinin içine baka baka bir de penaltı çıkarmaz mıyım? Çıkarırım. Üstüne göz bile kırparım elma şekeri yanaklı ilk aşkıma. Daha da pembe, daha da kırmızı olur o yanaklar.

Neyse, benim özel hayatımı bir kenara bırakacak olursa, "derby" denilen kavram ilk olarak 1861 yılında ortaya çıkmış. 1857 senesinde şu an dünyanın resmi ilk futbol kulübü sayılan Sheffield Football Clup kurulmuş. 3 yıl sonra, 1860'da Hallam Football Clup ortaya çıkmış. Sheffield'daki abiler (ki sanıyorum şu an depar atmayı bırakın iki pas yapamayacak kadar vefat etmiş haldelerdir - ruhları rahat uyusun) 3 yıl boyunca kendi aralarında top çevirerek bir kulüp daha kurulmasını beklemişler. Sheffield Football Clup'dan ziyade "Sheffield Sürekli Olarak Ortada Sıçan Oynamaktan Hunharca Keyif Alanlar Clup" olarak anabileceğimiz bu dönemin ardından nihayet 1861 yılında iki takım karşı karşıya gelmiş. İlk "derby" de bu sayede vuku bulmuş.
Sheffield FC, bugün dünya futboluna belki "kademe anlayışı", "4-4-2", "ön libero" gibi kavramları getirmemiş. Lakin, adamların bence bundan çok daha önemli bir katkısı olmuş modern futbola: kalelerde üst direk kullanılmasını bir kural olarak kabul etmişler. Ortada henüz bir "kademe anlayışı" olmadığı için haliyle futbol dünyasında Sakallı Tavernacı Ömer Üründül de yok. Üst direği monte edip, bizi kim eleştirir diye bakmadan rahat rahat oynamışlar toplarını.

Gelelim bugünlere, Pazar günü Adanaspor karşısında oynayacağımız maç, bir derbi. Sheffield FC - Hallam FC derbilerine benzemiyor. Boca - River'ı da andıran bir tarafı yok bence. Barcelona - Real maçlarına benzetmeye çalışsam, zorlama bir benzetme yapmış olacağım. Man.United - Man.City desem, şu blogu takip eden siz güzel okuyucuya sağlam bir yalan söyleyeceğim. Galatasaray - Fenerbahçe yazsam, bir tarafınızla güleceksiniz bana.
Bu derbi, Mesnevi Sokak - Yeşilyurt Sokak derbisine benziyor en çok. Aynı fırından ekmek alan çocukların derbisi bu, aynı okullara gidip beraber disipline verilen öğrencilerin, aynı sıcaktan aynı gece uyuyamayıp donla balkonda sigara yakan babaların, aynı dantel örneğini birbirinden alıp sehpaya örtü yapan annelerin derbisi, aynı kulağı işitmeyen dedelerin ve aynı bacağında varis çıkan ninelerin.

Ama bu en çok, aynı kıza aşık olan; bunca aynılığın içinde birbirinden "çok farklı" delikanlıların derbisi. Birçok şey aynı olabilir ama aşk hiçbir zaman "aynı" olmaz çünkü...

Mavi Şimşek!
Saçları gece karası!
Yanakları elma şekeri!
O kız için!
Oyna!
Oyna!
Oyna!

İyi oynayan kazansın. Demirspor iyi oynasın."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Yeni Sezon Başlıyor

2020-2021 sezonu bizim için bugün başlıyor. Geçen sezon hem alışık olduğumuz hem alışmaktan bıktığımız duyguları yaşadık. Son haftalarda yükselen ivmeyle ilk ikiye girip, beklenmedik bir beraberlikle play-offa kalmamız, sonra finale çıkıp yine son anda hayalkırıklığına düştüğümüz, umutlanıp kahrolduğumuz günler... 2008'ten beri yazdığımız bu blogta, başarıdan ziyade hep üzüntülerden bahsettik. Başarıya gidecek yolun kendimizce güzergahını anlatmaya çalışarak... Yıllar önce çok az kişinin dillendirdiği o noktalar, neredeyse şimdi herkesin fikir birliği ettiği konular oldu. Ama buna rağmen başarı gelmeyince de artık sinirler iyice geriliyor.  Sezon sonunda TFF'nin garabet kararları ile yine tartışmalı günler geçirdik. Düşmenin kaldırılması saçmalığıyla 21 takımlı hale gelen Süper Lig'e play-off finalisti Demirspor alınmalı mıydı? 3. tamamladığımız lig performansı, ligin en çok gol atan takımı olmak, penaltılarla kaybettiğimiz play-off finali gibi  pek çok nesnel gösterge, ill