Ana içeriğe atla

Derbinin İyileri Kötüleri

Geçen sezon ikinci maçtan sonra yine böyle bir başlık atmıştım; bu sefer de yapalım. Derbinin tabii ki en iyi yanı, yine geçen sefer olduğu gibi 2000 kişiyle stadı ele geçiren Demirspor taraftarıydı. Her ne kadar pek çok bilet konusunda grup by-pass edilmeye çalışılsa ve biletler tribünde destek yerine oturmayı seçenlere dağıtılmak istense de grup güçlü bir şekilde desteğini verdi. Farklı bestelerle renk kattılar.

Desteğin tv'den net şekilde duyulmasını TRT'nin mikrofon kısma politikasına bağlayanlar var. Etkisi olabilir, ama tamamen bunla ilgisi olduğunu düşünmek safdillik olur. Derbinin ve tabii diğer maçların da kötülerinden biri TRT'nin yayıncılığıydı. Kötü açılar, kötü kamera tercihleri ile zaman zaman kontrolü kaybettiler. Maçın başında Demirspor kalecisi olarak Ramazan Kurşunlu'yu yazdıklarını da hatırlatalım. TRT küfür olayına karşı mikrofonları zaman zaman kısıyor. Bu maç sırasında da tribünün sesi bazen duyuldu bazen yükseldi. Adanaspor tribünlerinin maratonlarını kullanmayı becerememesi seslerinin güçlü duyulmasını engelledi. Demirspor maratonu her an tezahürata hazır ve çoğyu zaman grubu bu konuda dürtüklerken Adanaspor maratonunun oturmayı tercih ediyor.

İyilerden biri de, Adanasporların kale arkasında hazırladığı 3 boyutlu görsel-girişimdi. Bir ilk olması açısından iyiydi. Demirspor tribünün geçme adına çok çabaladıkları açık. Tüm tribünü kaplayan pankart işini de önce 2008'deki yine deplasmandaki Adana Derbisi'nde "Tribünde Bizsek Sahada Sensin"le, yukarıdan sarkıtma biçiniyle de "Sahipsiz Adana" ve "İçimizden Biri" pankartlarıyla Şimşekler Grubu başlatmıştı. Arkadan geldikleri için bu tip yeni girişimlere ihtiyaç duyuyorlar; fikir olarak güzel ama uygulama olarak aynı derecede iyi değildi. Yine de tebrikler. Maç başında maratonda açılan pankartın ise herhangi bir özelliği yoktu. Kaplan metaforunun, ABD takımlarına esinle şirket günlerinin başında Güntekin Onay'dan geldiğini hatırlatmak gerekli. Daha öncesinde Adanaspor'un kaplanlıkla bir teması yoktu.

Bir diğer iyi, spiker Erdoğan Arıkan'ın pankart yasaklarına değinmesiydi. Zaten derbinin en kötüsü pankart yasaklarıydı. Meşalesiz, pankartsız tribünde seyircilerin eli kolu bağlanıyor. Neyse ki bu engeli sesleriyle aşan asi çocuklar var bu kentte.

Sahada kendisinden bekleneni veremeyen Dorge Rostand'ın gol atması tabii ki iyilerdendi. Veli ile iyi boğuştu. Yine de 9 haftada 2 gol, bunca para verilen bir forvet ve her maç oynayan bir oyuncu için berbat bir istatistik. İlk kez forma giyen kaleci Recep,  bence güven verdi. Sezon başından beri iyilerimiz Efe ve Erçağ bu kez beklenin altında kalsa da orta saha mücadelesi şweklinde geçen maçta çok yoruldular. İkinci yarı oyuna giren Yusuf da maç eksiğine rağmen sırıtmadı. kötülerimizden biri, Özgür'dü. Kritik yerlerde yaptığı fauller ve adam kaçırmaları ile bizi sıkıntıya soktu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ