Ana içeriğe atla

Gençlerbirliği 90 Yaşında

Tevellütü 14 Mart 1923'e dayanan Gençlerbirliği, 90. yaşını kutluyor. Ankara'nın memur, bürokrat, okumuş, bu nedenle biraz da elit yüzünü sembolize eden kırmızı-siyahlı takımın sakin tribünleri, futbol keşmekeşine pek karışmayan duruşuyla ayrı bir yere sahip. Her ne kadar İlhan Cavcav sultasını kıramamış da olsa, yönetimden bağımsız, otonom bir taraftarlık halini geliştirebilmeleri açısından büyük iş başardılar. Alkaralar ve onunla ilişkili/mesafeli Karakızıl ekibi, farklı bir tribün kültürünün temsilcileri.

Ankara'da yaşayan öğrencilik günlerini geçiren herkes bir şekilde Gençlerbirliği maçına gitmiştir. Bilet bulması kolaydır, stada girmesi de öyle. Benim iki sene Gençlerbirliği kombinem oldu.  Pek çok Gençlerbirlikli arkadaş edindim. 2007-08 sezonunda Türkiye Kupası'nda karşılaştığımızda bizlerle muhabbetleri ayrıca önemliydi. Ankara'da ilk maçı Sakarya Cad.'de beraber seyretmiştik. Ankara'daki ikinci maçta da neredeyse onlardan kalabalıktık tribünde. Ama onların kalabalık olma, gürültü çıkarma gibi bir dertleri olmadı hiç. Düzenli deplasman yapan bir ekibin olduğunun da altını çizmek gerekli. Avrupa maçlarında bile deplasman tribününde pankartları oldu her zaman! Her zaman iyi takımları oldu, iyi yabancı transferleri yaptılar. Gerçekten de "Gençler"e özel bir önem verdiler.

Ankara'daki ilk halı saha maçlarımızın birini Gençlerbirliklilerle, onların tesisinde çim sahada yaptığımızı da hatırlatalım.

Ayrıca Mustafa ile birlikte 2004 senesinde Türkiye Kupası finali için Gençler taraftarı ile birlikte Olimpiyat Stadı'na da gitmiştik. Ben bir yıl öncesinde yine Trabzonspor'la oynanan, bu sefer Antalya'daki kupa finalinde onlarla birlikte yola çıkıp tribündeki yerimi almıştım.

Gençlerbirliği'nin Cavcav antipatisine karşı tribüncüler arasında sevilmesinin önemli bir nedeni tabii ki Tanıl Bora etkisi. (Bora, 'Takımdan Ayrı Düz Koşu' kitabındaki 'Nasıl Gençlerli Oldum' yazısında hikayenin başlangıcını anlatıyor) Tanıl Bora ve Ankaralı entelijansiyanın Gençler'e gösterdiği sempati ve destek, neredeyse kulübün tarihini yeniden yazma noktasına erişmiş durumda. Belki onlar da olmasa daha küçük bir azınlığa dönüşecek camia, "dışarıya" açılmayı bu akademik  grubun sayesinde başardı diyebiliriz.

İnterneti çok iyi kullanan Gençlerbirliklerin, uzun süredir faaliyet gösteren www.gencler.org, www.alkaralar.org (bir süredir kapalı) sgibi taraftar sitelerinin yanında 90. yıl kutlamalarını gayet profesyonel çekimlerle yansıtan www.genclerbirligi.org.tr adresli resmi siteleri de var.

Buradan , Livorno maçı için Adana'ya da gelen Mehmet Ali Çetinkaya, bizi birkaç kez radyo programlarında konuk eden Barış Karacasu'ya ve tabii ki Adana Futbolu kitabı için bizi yüreklendiren Tanıl Bora hocamıza özel selamlarımla birlikte tüm Gençlerbirliklilerin 90. yaşlarını kutlarım.

* Eurosport sitesindeki özel yazılara ayrıca bakılmasını öneririm:

 http://tr.eurosport.com/futbol/super-lig/2012-2013/genclerbirligi-90-yasinda_sto3665481/story.shtml

http://tr.eurosport.com/futbol/super-lig/2012-2013/super-lig-cim-sahalardan-sokaklara-genclerbirligi_sto3665558/story.shtml




Yorumlar

coulibaly dedi ki…
Ankara'da geçen 5 senelik öğrenciliğim boyunca pek çok kez maçlarına gitmiştim. Bizim tribün kültüründen sonra açıkçası ilk başlarda çok sakin, biraz da sıkıcı gelmişti ama sonradan alışmıştım. Hem kendi takımlarına hem de deplasman takımına, tribününe, hakemlere skora bakmaksızın kötü söz söylemeyen tek tribüne sahiptir Gençlerbirliği. Pek çok açıdan Premier lig tribünlerine de benzetebiliriz. Bir kaç maça gittikten sonra aynı mahalleden, sokaktan arkadaşınız gibi maça gelenlerin bir çoğuyla muhabbet edecek kadar ve futbolu iyi bilen çekirdek bir tayfası vardır. Türk futbolunda belli bir duruşa, kültüre sahip ender kulüplerden. Ben futbolda dolu tribünlere oynayan, ateşli, biraz çılgın maçın gidişatını değiştirebilen yani kısacası bizim gibi tribün kültürü olan takımları genelde severim. Ama bazen istisnalar da oluyor, dediğim tanıma uyan Ankaragücü'nü ne kadar sevmiyorsam, bu kendi halindeki takımı o kadar sevip, saygı duyuyorum. Nice yıllara Haydii Gençlerr diyelim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fenerbahçe: 4 - Adana Demirspor: 2

 Yine hakemin hatalı kararlarının damga vurduğu maçta sezonun ilk yenilgisini aldık. Aleyhimize verilen yanlış penaltı, lehimize önce verilip sonra yanlış ofsayt kararı ile verilmeyen penaltı, rakip oyuncuya gösterilmeyen kartlarla birlikte iyi oynadığımız maçtan puan alamadık. Deplasman takımı gibi oynayarak hızlı hücumlarla ilk yarıda farkı ikiye çıkaran rakibe karşı ev sahibi gibi oynadık; iyi top yaptık, ilk dakikalardaki baskıyı iyi kırdık. İlk yarıda bir gol bulabilsek skor farklı olabilirdi. Yine de 3-0'dan sonra oyundan kopmayıp skoru 3-2'ye getirmek başarıydı. Tek kaleye döndürdüğümüz maç son dakikalardaki kırmızı kart ve 4. golle tamamlandı. Fenerbahçe'nin bu sene iyi yaptığı kolay skor bulma işini, zaten aksayan defansımızla durdurmamız kolay olmadı. Ligin en iyi top oynayan takımını izlemek için tribüne koşan Fenerbahçeliler, müthiş bir deplasman tribünü görerek evlerine döndüler; hafta içi maçta taraftarımız gece 1'e kadar tribünde bekletildi. Hafta içi bir

Sezon Değerlendirmesi-II

 Oyuncular üzerinden bu sezona bakacak olursak, öncelikle yaz transferlerinde ses getiren Balotelli ve Belhanda ikilisinden başlamak gerekli sanırım.  Balotelli bütün tacizlere, önyargılara ve maç içinde hakemlerin veya rakip oyuncuların kışkırtmalarına rağmen verimli bir sezon geçirdi. Son haftadaki patlamasıyla beraber hem takımı hem ligin en golcü oyuncularından oldu. 18 lig ve 1 kupa golüyle iyi bir performans sergiledi. Golleri dışında da atakları yönlendirmesi, şut tehdidi ve rakip savunmayı yıpratmasıyla iyi bir forvetin yapması gerekenleri büyük oranda yaptı. Ama Malatya maçında olduğu gibi çok pozisyon kaçırdığı maçlarda da canımızı sıktı.  Belhanda ile ilgili duygularımı önceki yazılarda belirtmiştim. En son GS maçındaki yaptıklarıyla iyice gözümüzden düştü. Transfer olduğunda 10 gole ulaşsa yeter diye düşünüyordum; çok uzak kaldı o beklentiden. Onun dışında maç içindeki pas tercihleri, istikrarsızlığı ile bu sezonun en büyük hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Benzer şekilde A

Sezon Değerlendirmesi-I

 Sezon sonunda genel bir değerlendirme yapma zamanı; daha sonra oyuncular için de ayrıca bir yazı düşünüyorum.  28 yıl sonra yükseldiğimiz Süper Lig'te beklediğimizin üstünde bir performans sergilediğimiz açık. Ama bir yandan da sezon içindeki yükselişleri düşündüğümüzde sezon sonunda buruk bir tat var ağzımızda. Daha iyisi olabilirdi fikri... Son 6 haftada 5 mağlubiyetle başaltından orta sıralara savrulmak can sıktı. Geçen sezon şampiyonluk yolunda çok iyi ilerleyen haftalar, bu kez Süper Lig'te, "neyse bu kadarı da yeter" günlerine dönüştü.. Yine de Başkan'ın sezon içinde ifade ettiği ilk 10 hedefini gerçekleştirmiş olduk. 38 maçlık sezonu 15 galibiyet 10 beraberlik 13 mağlubiyet; 60 atılan ve 47 yenen gol ile 55 puanla 9. sırada tamamladık. 24. haftada 3. sıraya kadar yükselmişken sert bir düşüş oldu. Son haftadaki 7-0'lık Göztepe galibiyeti gol sayısını uçurdu. Balotelli 5 golle yıldızlaştı ve bir maçta en çok gol atan yabancı oyuncumuz oldu. Bu sonuç kend