Ana içeriğe atla

Perşembe Konukları #4 : Sarı "Godot'yu Beklerken"

-------------------------------------------------------------------------------
Her hafta Perşembe günleri,"Perşembe Konukları" köşemizde demirgibiyiz@gmail.com adresimize o hafta gelenler içerisinden bir yazıyı, "konuk yazarımız"ın yazısı olarak blogumuza taşıyoruz. Tüm okurlarımız yazılarını demirgibiyiz@gmail.com 'a gönderebilirler.

Bu hafta Perşembe konuğumuz Ankara Tayfası'nın hayli yakında tanıdığı bir isim. Köftesini dünyada hemen hemen hiçbir şeye değişmeyecek kadar Akhisarlı; yazılarıyla, Ekşi Sözlük'ün mizah damarına yeni bir rota verebilecek kadar zeki, Ankara Tayfası polarını üstünden çıkarmayacak kadar bizden biri. Eksik olmasın, bize de yazdı bir şeyler. "Bir gün seni Demirspor deplasmanına getireceğim" sözümü tekrarlayarak, teşekkürlerimle sözü ona bırakıyorum....

-------------------------------------------------------------------------------
GODOT'YU BEKLERKEN
Sarı


Sevgili Ankara Tayfası,

Görüyorum ki bir süredir Perşembe günlerini konuk yazarlara ayırıyorsunuz. Çok değerli abiler, konuk yazar olarak Adana Demirspor hakkında şahane yazılar kaleme alıyorlar. Ben de, nacizane hem içinizden biri olarak ve hem de size dışarıdan bakan bir gözle bir şeyler karalamak istedim.

İstedim istemesine de, bu kararı aldığımdan beri ne zaman klavyenin başına otursam kendimi çok kısa bir süre sonra yedek klübesindeki Aragones gibi ekrana bakar hale buldum. Sonrasında ise “dur bi haberturk.com’a gireyim, günün sıcak gelişmelerini alayım. İlgi çekici haberlerin altına ‘bravo 14:23, yuh olsun sana 15:01’ diye yorumlar bırakayım” diyerek konudan uzaklaştım.

Ama yazmam gerekiyordu. Bilmem, belki de biraz abartıyordum bu yazma meselesini. Ekşi Sözlük’te okuduğum bir entry vardı, “godot’yu beklerken oyununda godot’yu oynamak”la ilgili, işte oradaki giyinip kuşanmış evinde oturup rolünü bekleyen adam gibi davranıyor olabilirdim ama yapmalıydım. Anlatmam gereken bir hikayem vardı.

Artık kişiliğinin bir parçası haline gelmiş o derin boşluğu dolduracak, coşkuyla tutunabileceği ve sevincin de kederin de en sahicisini ona vaadeden yıllardır aradığı her ne idiyse onu sonunda bulduğunu bana söylediğinde ben vertumnus’un delirmeye çok yaklaştığını düşündüğümü ona çaktırmamaya çalışıyordum. “tabi abi” dedim, “çok şahane olur.”

Oysa ki ne “vertumnus” vardı henüz karşımda o gün ne de maviden sonra ilk aklıma düşen kelime lacivertti. Sadece, dostumun internet üzerinden tanıştığı insanlarla buluşmanın, “ae o” sesleriyle ve ekseni etrafında dönen kel kafalı adamıyla belleklerimizde yer etmiş ICQ günlerinden kalma tatlı bir hayal olduğunu bilmemesine şaşırıyordum. Üstelik hayali kurulanların aksine, bu buluşmanın karşı tarafının hemcins (bildiğin erkek) olduğunu düşündükçe üzülüyor, hemcins sayısının birden fazla olması ihtimali karşısında ise telaşlanıyordum. Elden bir şey gelmedi, gitti.

Döndüğünde yanında iki tane adam vardı. Ayrılmaz üçlü sonunda birbirini bulmuş gibiydi. Bense, bu senaryoda hem grubun içinde olan ama bir yandan da bağımsız hareket eden karakteri kendime yakıştırırken Dartanyan de geldi, ekip tamamlandı. Ama ben yılmadım dostlarım, baktım hepsi de dalyan gibi, palat gibi çocuklar. Dedim bir kavga olsa, bir yerde benden kaynaklanan bir tatsızlık çıksa bu yiğitler kesin benimle birlikte tutuşurlar kavgaya. Kavga anı öncesi gerginliğinde ilk hareketi başlatma kararlılık ve cesaretini gözlerinden okuyabiliyordum çünkü. İşte o anda aradığım adamları sonunda bulduğumu anlamıştım.

Sakın yanlış anlamayın beni, burada kesinlikle Ankara Tayfası’nın kavga yanlısı, şiddete yatkın adamlar olduğunu söylemiyorum. Bilakis, her birinin, buğulu sesli şarkıcı Baha inceliğinde adamlar olduğunu düşünüyorum. Ancak, yeri geldiğinde de canlı yayında stüdyoyu basan Boys Anılar grubu kadar azimli ve kararlı olabileceklerini biliyorum.

Ben de buna güvendim. Yıllardır beklediğim büyük bir kavga vardı ve bir türlü gelmek bilmeyen bu kavga yüzünden sürekli bir tedirginlik hissi içime yerleşip oturmuştu sanki. Şöyle temiz, bir araba dolusu dayak yesem rahatlayacak gibiydim. Ama artık içim rahattı. Ortada bir dayak varsa da birlikte yiyecektik.

Bundan sonra büyük kavgayı beklemeye başladık. Daha doğrusu ben başladım. Bilmem, belki de biraz abartıyordum bu kavga meselesini. Ekşi Sözlük’te okuduğum bir entry vardı, “godot’yu beklerken oyununda godot’yu oynamak”la ilgili, işte oradaki giyinip kuşanmış evinde oturup rolünü bekleyen adam gibi davranıyor olabilirdim ama yapmalıydım. Bitirmem gereken bir hikayem vardı.

Çok geçmedi üzerinden, ben vertumnus’un henüz daha delirmediğini anlayıp rahatladım.

Biraz geçti üzerinden, delirenin salt vertumnus değil, o ve etrafındaki bir grup insan olduğunu ve delirmenin ne kadar şahane bir ruh hali olabileceğini gördüm.

Aylar geçti üzerinden, ben İstanbul’da bir evde, bir öğleden sonra, Mavi Şimşekler’in Konya’daki final maçını izlerken umutlandım, sonra üzüldüm, üzüntüm sinire döndü, gittim bir bira açtım, rahatladım.

Beklenen kavga ise hiç gelmedi.

Evet, ne dedik en başta? Bir zamanlar maviyle lacivertin kardeşliğinden bihaber yaşardık. Bugün ise taraftarlığın iki türlü olabileceğini biliyorum: Bir takım tutmak ve Demirsporlu olmak. Ben malesef hala takım tutuyorum.

Not: Yazıyı “takım tuttuğumu” söyleyerek bitirmek istemezdim, hepinizi çok seviyorum.

Yorumlar

Onur BİÇER dedi ki…
Sarı Yavuz eline sağlık, çok güzel ama güzel olması önemli değil çok içten yazmışsın. Mutlu ettin beni.
serdanka dedi ki…
Akhisar sporun sembol ismi "Sarı" bizimle birlikte özgürleşecek ;) yada feneri bırakıp "Mavi Şimşeğe" dönecek... Dur bakalım herşeyi zaman gösterecek ama bende seni seviyom lann herşeye rağmen :))))

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sezon Değerlendirmesi-II

 Oyuncular üzerinden bu sezona bakacak olursak, öncelikle yaz transferlerinde ses getiren Balotelli ve Belhanda ikilisinden başlamak gerekli sanırım.  Balotelli bütün tacizlere, önyargılara ve maç içinde hakemlerin veya rakip oyuncuların kışkırtmalarına rağmen verimli bir sezon geçirdi. Son haftadaki patlamasıyla beraber hem takımı hem ligin en golcü oyuncularından oldu. 18 lig ve 1 kupa golüyle iyi bir performans sergiledi. Golleri dışında da atakları yönlendirmesi, şut tehdidi ve rakip savunmayı yıpratmasıyla iyi bir forvetin yapması gerekenleri büyük oranda yaptı. Ama Malatya maçında olduğu gibi çok pozisyon kaçırdığı maçlarda da canımızı sıktı.  Belhanda ile ilgili duygularımı önceki yazılarda belirtmiştim. En son GS maçındaki yaptıklarıyla iyice gözümüzden düştü. Transfer olduğunda 10 gole ulaşsa yeter diye düşünüyordum; çok uzak kaldı o beklentiden. Onun dışında maç içindeki pas tercihleri, istikrarsızlığı ile bu sezonun en büyük hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Benzer şekilde A

Adana Demirspor: 3 - Sivasspor: 0

Geçen sezonun tersine bu yıl süper bir başlangıç yaptık; üçer gollü, iki de iki. Geçen sezon Giresun'a karşı deplasmanda, Sivas'a da içeride can sıkıntısı yenilgiler almıştık. Onları da düşününce ayrı bir güzellik oldu... Böylece ilk kez Süper Lig'e iki galibiyetle başlamış olduk. Pazartesi maçlarıyla kesinleşecek olsa da yine ilk kez Süper Lig'te birinci sırayı gördük.  Takım cumartesi akşamı makine gibi çalıştı. Oyunu sürklase etti. Genelde sezon başı klişelerinden olan "henüz takım oturmadı/hazır değiliz" mazereti bu sene bize uğramamış oldu. Aynı teknik adam ve tamamen değişmemiş kadronun bunda payı büyük. Vargas'ın yokluğunda 11'e yerleşen Belhanda şansını iyi kullanıyor. Onyekuru-Akintola ile desteklenmiş hücum hattı iyi işliyor. Genelde maçlarda gol yeriz ama bu kez rakibe kaleyi kapattık, o açıdan da iyi bir performans oldu.  Geçen sezondaki çıtayı yukarı taşımak için mücadeleye devam!

Fenerbahçe: 4 - Adana Demirspor: 2

 Yine hakemin hatalı kararlarının damga vurduğu maçta sezonun ilk yenilgisini aldık. Aleyhimize verilen yanlış penaltı, lehimize önce verilip sonra yanlış ofsayt kararı ile verilmeyen penaltı, rakip oyuncuya gösterilmeyen kartlarla birlikte iyi oynadığımız maçtan puan alamadık. Deplasman takımı gibi oynayarak hızlı hücumlarla ilk yarıda farkı ikiye çıkaran rakibe karşı ev sahibi gibi oynadık; iyi top yaptık, ilk dakikalardaki baskıyı iyi kırdık. İlk yarıda bir gol bulabilsek skor farklı olabilirdi. Yine de 3-0'dan sonra oyundan kopmayıp skoru 3-2'ye getirmek başarıydı. Tek kaleye döndürdüğümüz maç son dakikalardaki kırmızı kart ve 4. golle tamamlandı. Fenerbahçe'nin bu sene iyi yaptığı kolay skor bulma işini, zaten aksayan defansımızla durdurmamız kolay olmadı. Ligin en iyi top oynayan takımını izlemek için tribüne koşan Fenerbahçeliler, müthiş bir deplasman tribünü görerek evlerine döndüler; hafta içi maçta taraftarımız gece 1'e kadar tribünde bekletildi. Hafta içi bir