29 Ağustos 2012

Bolu Deplasmanında

Taraftarlığın deplasman yapma boyutu beni çok cezbediyor. İşten güçten zaman yaratıp kaçabildiğim şehirler kişisel taraftarlık tarihimin en güzel hatıralarını oluşturuyor. Tabii iyi anlaştığım bir ekiple beraber yol yapmak bu işin önemli unsurlarından.

Bolu’ya da bu hislerle ulaştım. Eşim ve çocuğum ile sabah 08:30’da Taşucu’nda başlayan yolculuğumuz 15:45’te Bolu’da sona erdi. Eşim Nazife’nin muhteşem şoförlüğü olmasaydı yetişmemiz mümkün değildi. Demirspor tribünlerine böyle müstesna bir taraftar kazandırdığım için mutlu ve gururluyum. Ayrıca bunca yol ve yorgunluk çekip, hatta hayatlarımızı tehlikeye atıp bu maça yetişebildiğimiz için de gurur duyuyorum, bununla övünüyorum. Yaptığımızın saçma ve gereksiz olduğunu söyleyen çıkacaktır mutlaka. Yine de biz deplasman tribününde yer almaktan, Demirspor’u temsil etmekten ve pankartlarımızı asmaktan onur duyduk, bu onur bize yeter.

Takımımız deplasmanda ve ligin ilk maçında olmalarına rağmen iyi bir görüntü verdi. Forvet ve defans bölgelerine takviyeyi şart görüyorum. Yabancılar bu bölgelere derman olacaklar diye düşünürken iki yabancının işinin yattığı duyumları geldi. Yönetim bu bakımdan sınıfta kalıyor. Kurumsal yönetime ilişkin eleştirilerimi biraz ileriye öteleyip iyi bir kadro kurmalarını bekliyorum ancak şu ana kadar forveti olmayan bir takım kurabildiler. Lig maratonunu kaldırabilecek oyuncuları en kısa zamanda tedarik etmeleri gerekiyor. Bununla beraber, forvete oyuncu alsalar da, almasalar da Muhittin Tümbül’den faydalanmalarını beklemek en doğal hakkım. Osman hocadan bu kardeşimizde ısrarcı olmasını ve onu takımımıza kazandırmasını bekliyorum. Aynı şekilde kaleci Emre Selen’in de gelecekte takımımızın kalesini devralmasına yönelik bir planlama yapılmasını ve bu kardeşimizin bu doğrultuda hazırlanmasını istiyorum. Gönül ister ki geçen sene uğurlarında deplasman bile yaptığımız kardeşlerimizin hepsini A takımda görelim. Böyle bir yönetim anlayışına bir gün ulaşabilmek dileğiyle…

Hiç yorum yok: