Ana içeriğe atla

Yenilin ama Savaşmadan Değil...

Sözüm sadece futbolculara değil. Hatta aslında içinde bulunduğumuz kırgınlığın temel sebebi hepsinden önce yönetimimizdir. Açıklayalım. Dağınık bir yazı, takımımız gibi dalgalı, o düşünceden bu düşünceye savrulan, saçma sapan bir ruh hali içindeyiz. Ama yine de açıklamaya çalışalım.

Anlamsız Puan Kayıpları, Bir Demirspor hastalığı bu. Anlamsızca puan kaybedip kendi ayağımıza sıkıyoruz. O kadar sudan nedenlerle kahrediyoruz ki kendimizi. Dünyanın adaleti yok ve bu adaletsizliği kendi elimizle güçlendiriyoruz. 

Biz Alanya ile deplasmanda 2-2 berabere kaldık, aslan gibi savaştık. Yenilebilirdik de. Sahamızda Alanya’ya karşı maçı can-ı gönülden istedik ve berabere kaldık. Yine yenilebilirdik. 

Karabük bizi hakkı ile Adana’da yendi. Kendi evinde de yenebilirdi. 

Samsun ile deplasmanda berabere kaldık. Maç kesinlikle bizim hakkımızdı. 

Sahamızda Giresun’a kaybettik. Bence adamlar iyi oynadılar ve yendiler ama biz de oyunu çevirmek için savaştık. 

Sahamızdaki Balıkesir maçı. Böyle olmayabilirdi, ama 90+3’de gol yemek de var futbolda. 

Hatta deplasmandaki Altınordu beraberliğine bile stresin yarattığı olağan tutukluk ve risk almama isteği diyelim. 

Adanaspor maçında varlık gösteremedik ama derbi maçtır, anlayışla karşılanabilir bir ölçüde. 

Bu puan kayıplarına ağzımızı açıp tek kelime etmiyoruz. Zaten ligdeki durumumuzu da bu olağan puan kayıpları değil aşağıdaki anlamsızlıklar şekillendiriyor. 

Sahamızdaki Antep mağlubiyeti. Lideriz, savaşıp kazanıyoruz ilk 4 haftada. Ve sonrasında berbat bir oyun. Çok ama çok saçma. 

Deplasmandaki Elazığ mağlubiyeti. Olacak gibi değil. Baston yutmuş gibi bir takım. 

Kayseri Erciyes ile sahamızda oynadığımız maç. Anlamı yok. Anlatılmaz. 

Denizlispor deplasmanı. Golü attıktan sonra anlamsızca durmamız. 

Boluspor deplasmanı. Hava şartları ile anlatılamayacak kadar saçma. 

Göztepe galibiyetinin ikinci yarısından sonra, Giresun deplasmanındaki bu tutuk oyun. Bir mantığı yok. 

Bu saçmalıklardan iki tanesi yaşanmamış olsa idi, bambaşka şeyler konuşuyorduk bugün. 

İyi de bu hakkı bu takıma kim veriyor? Bizi anlamsızlıklar içinde test etme hakkını bu takıma kim veriyor? 

Demirspor taraftarı diğer taraftarlardan farklı. Birçok taraftar takımını tutar, sever, destekler. Bizim taraftar takımı ile nefes alır, yaşar. Hayatının sembolü, kimi için anlamı, kimi için parçasıdır. 

O halde Demirspor taraftarına uygun kadrolar oluşturulmalıdır. Demirspor taraftarı gibi yaşayabilecek bir kadro oluşturulmalıdır. Bunu yapamayan yönetim bugünkü üzüntülerimizin ilk kaynağıdır. Kusura bakmasın kimse. 

Hakan Çinemre’nin alnındaki kan ile kiralık olmasına karşın kendi geleceğinden çok takımı düşünerek oynamasını unutanlar olabilir, ben unutmadım. Artist Beykan’ın sahada nasıl savaşçı ve yeri geldiğinde çirkefçe de olsa kazanma azmini unutmadım. Tayfur Bingöl’ü unutmadım. Kendisi de Alanya’daki performansı ile unutmamıza imkan vermiyor zaten. Abdülkerim Bardakçı’nın mücadelesini ve Demirspor sevgisini unutmadım. Yedek Artun’un dahi istekliliği çıkmıyor aklımdan. Yiğitcan’ın tüm hatalarına rağmen takımı için savaşması. 

Bu saydığım isimler ne uğruna kaybedildi? Zamanında Erçağ’ın başka bir yöneticinin adamı diye damgalanması gibi değil mi? Ya da Erman Özgür solcu diye, sağcı yönetim tarafından tercih edilmemiş olabilir mi? Bu gençler önceki yönetimin transferleri diye göz ardı edilmiş midir acaba? 

Tam içinde olmadan bilmek mümkün değil ama bir şeyi açık seçik biliyorum. Takımın bu sene önceki senelere kıyasla maddi sıkıntısı yok. Önceki senelerin bütçeleri de hiç fena değildi. Bu durumda maddi olanaklar bu futbolcuları elde tutmaya yeterdi ama tercih edilmedi. Yani savaşçı olduğu kesin olan gencecik, koşan takımın dağılmasına göz yumuldu. Sormayalım mı neden diye? 

Osman Hoca! Önce gelmesini, sonra gitmesini istemedik. Gelmesi de hataydı, gönderildiği hafta da hataydı. Yeni teknik adamın takımını maçlar içinde tanıması zorunluluk arz etti. Bu zorunluluğu biz taraftarlar mı yarattık? Hep futbolcuları ve teknik adamları mı suçlayacağız? 

Tayfur Hoca, zor bir ortama gelmedi aslında. Takım kaliteli bir takımdı. Ancak üretkenliği düşmüş, potansiyelini ortaya koyamayan, keyif vermeyen bir futbol oynuyordu. Yapılması gereken, takımı biraz daha iyiye götürmek, biraz kımıldatmaktı, hepsi bu kadar. Küme düşen takımdan şampiyon takım yaratması beklenmedi kendisinden. Hiç kolay maçı olmadı, hakkını yemeyelim ama biz takım savaşma gücünü yitirmesin, hatırlasın istedik. Osman hoca aşırı agresifliği ile takımı frenlerken, Tayfur hoca aşırı dinginliği ile frenliyor gibi hissediyorum. Takıma hırs versin yeter, gerisi zaten gelecek. Anlayamıyorum. Benim sınırlı futbol bilgim bu dengeleri çözmek için yeterli değil. 

Peki, Osman Hoca’yı göndermek riskti. Bunu yönetim de ifade etti. Büyük bir bütçe ile oynayan, şampiyonluğu tek hedef olarak koyan bir takımın, bu hedefe uygun hoca getirmemesi de bir risk değil mi? Tayfur Hoca başarısız olur demiyorum ama kendini kanıtlaması gereken bir hoca. Kanıtlamışlar tercih edilse daha az risk alınmış olmaz mıydı? Bir hocayı gönderirken alınan riskin en azından kağıt üzerinde yerine alınan ile bertaraf edilmesi gerekmiyor muydu? Umarım Tayfur Hoca, artık görünürde kolay olan rakiplerden gerekli puanları alarak bizi mutlu eder ama bu sonuç bile ortada bir yönetimsel hatanın olmadığı anlamına gelmez. 

Son bir soru? Bu sene bütçeyi hiç sormadık. Sormadık çünkü yönetim dedi ki; temlik yok, haciz yok. Bu yönetimin takımdan alacağı olmayacak. Bu beyanın meali şudur: Borçlar en az temlikli iddaa gelirleri kadar azalmış olmak zorundadır. Borçlarımız azaldı mı? Sayın yönetimimiz, bizi maddi yapı konusunda bilgilendirebilirseniz mutlu oluruz. 

Zor değil, taraftarı anlamak. Zor değil, onların mücadelesini hissetmek. Zor değil, onların dörtte biri kadar da olsa savaşmak. 

İnanmıyorsan çıkma sahaya, savaşacaksan taraftar burada.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Yeni Sezon Başlıyor

2020-2021 sezonu bizim için bugün başlıyor. Geçen sezon hem alışık olduğumuz hem alışmaktan bıktığımız duyguları yaşadık. Son haftalarda yükselen ivmeyle ilk ikiye girip, beklenmedik bir beraberlikle play-offa kalmamız, sonra finale çıkıp yine son anda hayalkırıklığına düştüğümüz, umutlanıp kahrolduğumuz günler... 2008'ten beri yazdığımız bu blogta, başarıdan ziyade hep üzüntülerden bahsettik. Başarıya gidecek yolun kendimizce güzergahını anlatmaya çalışarak... Yıllar önce çok az kişinin dillendirdiği o noktalar, neredeyse şimdi herkesin fikir birliği ettiği konular oldu. Ama buna rağmen başarı gelmeyince de artık sinirler iyice geriliyor.  Sezon sonunda TFF'nin garabet kararları ile yine tartışmalı günler geçirdik. Düşmenin kaldırılması saçmalığıyla 21 takımlı hale gelen Süper Lig'e play-off finalisti Demirspor alınmalı mıydı? 3. tamamladığımız lig performansı, ligin en çok gol atan takımı olmak, penaltılarla kaybettiğimiz play-off finali gibi  pek çok nesnel gösterge, ill