Ana içeriğe atla

Konya Deplasmanından #2

Ankara Tayfası'nın Konya deplasmanı izlenimleri devam ediyor; bu seferki yazı Gökhan Arıkan'dan. Çağatay'ın aksine yola Ankara'dan, hızlı trenle çıkan Gökhan'ın kalemi "hız ve politika" meselesine de değiniyor:

"Ayak uyduramıyor muyuz, yeni olan garip mi oluyor; Ankara – Konya hattında hızlı tren var artık. İnsan bundan yüz yıl öncesini hayal ediyor, demiryolu. Haftalarca süren mesafelerin günlere, saatlere inmesi; hız. Charlie Chaplin, Büyük Diktatör filminin sonunda kürsü başına geçip attığı nutukta hep aynı vurguyu yapıyor: Hız. Deplasmana gitmek uzun saatler boyu sohbet, yolculuk demekti, iki çay içmeye fırsat bulmadan Konya'da bulduk kendimizi. 1940'larda bildiğimiz buharlı lokomotifler, Kara Kurtlar da aynıydı, hız. Demiryolu bu modern vurguya sahipti, demir, çelik, sanayi, kalkınma, ve saire. Demirspor ise madalyonun öteki yüzü, fabrika bacalarından dünyayı karartan dumanların arasından umut, işçi, insan, dayanışma, şehir, şehrin emekçileri. 

Bizler, demiryollarının mümkün kıldığı sanayinin diğer yüzüydük. Ücretinin tümünü asla tam almayan çalışanlar, o ücreti evde bekleyen kadınlar, o ücretle okuyan çocuklar. Bir şeylerimiz hep tam olmadı; gelirimiz düzenliydi, maaşlarımız aylıktı, ama asla verdiğimizin hepsini geri almadık. Bu yarım kalan parça, emeğimizin asla bize tam olarak dönmemesindendi. Eksik olan etrafında dayanışma, işverenin vermediğini birbirimizden giderme; ücretimiz kısıktı, ama umudumuz açık. Biz birbirimizin yüzünde bulduk umudu.

Demirsporlu, belki bu yüzden kendini tam olarak ancak tribünde hissetti. Tüm olduğunu, müdahil olduğunu, ancak yenen gol sonrası küfür ederken, yanındakinin daha kallavi küfründe buldu, atılan gol sonrası tanımadığı insanlara sarılırken buldu; neyi, devam etme kudretini. O kudret topçulardan değil, kitlenin kendisinden. Demirspor'a hangi topçu gelse, ilk söylediği buna benzer bir cümle, hangi topçu gitse, özleyeceğini söylediği buna benzer bir cümle; taraftar diyorlar ya, bakmayın bu futbol ağzına, biz kendimize tarafız, kitleyiz.

Kimsa pay çıkarmasın kendine, Konya deplasmanından bir puanı kotaran bizlerdik. Çağrımıza kendini veren topçularımızdı, biz bağırdıkça koşan, koştukça daha çok bağırdığımız, ve tüm maçı son on dakikaya sığdıran topçularımız. Ola ki bir takım son dakikalara iki farkla mağlup girsin, beklenen tribünlerin boşalmasıdır. Ha deyin, deplasman tribünü, polis dışarı salmaz, o taraftar niye bağırmaya devam etsin ki. Mağlupsun, otur oturduğun yerde, bırak ev sahibi tribün galibiyetin tadını çıkarsın. Yok, bizik, Hız ile gelmişiz, son on dakikaya tüm maçı sığdırırız. Muzaffer komutanın kibriyle değil de, galip ordunun eri gibi rahatça bir gülümsemeyle evimize döneriz. Zaten her savaşta biz ölüyoruz, olacakları bilmenin rahatlığıyla, çokluğumuzla, bir dahaki deplasmanı bekleriz, yensek de bizik, yenilsek de bizik."

Yorumlar

serdanka dedi ki…
"...bir dahaki deplasmanı bekleriz, yensek de bizik, yenilsek de bizik..." Bu mudur? Budur :)))
Onur BİÇER dedi ki…
Çok güzel bir yazı olmuş, eline sağlık.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fenerbahçe: 4 - Adana Demirspor: 2

 Yine hakemin hatalı kararlarının damga vurduğu maçta sezonun ilk yenilgisini aldık. Aleyhimize verilen yanlış penaltı, lehimize önce verilip sonra yanlış ofsayt kararı ile verilmeyen penaltı, rakip oyuncuya gösterilmeyen kartlarla birlikte iyi oynadığımız maçtan puan alamadık. Deplasman takımı gibi oynayarak hızlı hücumlarla ilk yarıda farkı ikiye çıkaran rakibe karşı ev sahibi gibi oynadık; iyi top yaptık, ilk dakikalardaki baskıyı iyi kırdık. İlk yarıda bir gol bulabilsek skor farklı olabilirdi. Yine de 3-0'dan sonra oyundan kopmayıp skoru 3-2'ye getirmek başarıydı. Tek kaleye döndürdüğümüz maç son dakikalardaki kırmızı kart ve 4. golle tamamlandı. Fenerbahçe'nin bu sene iyi yaptığı kolay skor bulma işini, zaten aksayan defansımızla durdurmamız kolay olmadı. Ligin en iyi top oynayan takımını izlemek için tribüne koşan Fenerbahçeliler, müthiş bir deplasman tribünü görerek evlerine döndüler; hafta içi maçta taraftarımız gece 1'e kadar tribünde bekletildi. Hafta içi bir

Sezon Değerlendirmesi-II

 Oyuncular üzerinden bu sezona bakacak olursak, öncelikle yaz transferlerinde ses getiren Balotelli ve Belhanda ikilisinden başlamak gerekli sanırım.  Balotelli bütün tacizlere, önyargılara ve maç içinde hakemlerin veya rakip oyuncuların kışkırtmalarına rağmen verimli bir sezon geçirdi. Son haftadaki patlamasıyla beraber hem takımı hem ligin en golcü oyuncularından oldu. 18 lig ve 1 kupa golüyle iyi bir performans sergiledi. Golleri dışında da atakları yönlendirmesi, şut tehdidi ve rakip savunmayı yıpratmasıyla iyi bir forvetin yapması gerekenleri büyük oranda yaptı. Ama Malatya maçında olduğu gibi çok pozisyon kaçırdığı maçlarda da canımızı sıktı.  Belhanda ile ilgili duygularımı önceki yazılarda belirtmiştim. En son GS maçındaki yaptıklarıyla iyice gözümüzden düştü. Transfer olduğunda 10 gole ulaşsa yeter diye düşünüyordum; çok uzak kaldı o beklentiden. Onun dışında maç içindeki pas tercihleri, istikrarsızlığı ile bu sezonun en büyük hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Benzer şekilde A

Sezon Değerlendirmesi-I

 Sezon sonunda genel bir değerlendirme yapma zamanı; daha sonra oyuncular için de ayrıca bir yazı düşünüyorum.  28 yıl sonra yükseldiğimiz Süper Lig'te beklediğimizin üstünde bir performans sergilediğimiz açık. Ama bir yandan da sezon içindeki yükselişleri düşündüğümüzde sezon sonunda buruk bir tat var ağzımızda. Daha iyisi olabilirdi fikri... Son 6 haftada 5 mağlubiyetle başaltından orta sıralara savrulmak can sıktı. Geçen sezon şampiyonluk yolunda çok iyi ilerleyen haftalar, bu kez Süper Lig'te, "neyse bu kadarı da yeter" günlerine dönüştü.. Yine de Başkan'ın sezon içinde ifade ettiği ilk 10 hedefini gerçekleştirmiş olduk. 38 maçlık sezonu 15 galibiyet 10 beraberlik 13 mağlubiyet; 60 atılan ve 47 yenen gol ile 55 puanla 9. sırada tamamladık. 24. haftada 3. sıraya kadar yükselmişken sert bir düşüş oldu. Son haftadaki 7-0'lık Göztepe galibiyeti gol sayısını uçurdu. Balotelli 5 golle yıldızlaştı ve bir maçta en çok gol atan yabancı oyuncumuz oldu. Bu sonuç kend