Ana içeriğe atla

Perşembe Konukları #25 - "Hakan Gülergin"

-----------------------------------
Perşembe yazılarında konuğumuz yine Zifiri ve çocukluk arkadaşı Hakan Gülergin... Erken yaşta kaybettiğimiz Hakan Gülergin, Muharrem Gülergin'in oğluydu. Gülerginleri bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz.

Muharrem Gülergin ve ailesinin hikayesini, Adana Futbolu kitabında Hulusi Kılıç'ın yazısında okuyabilirsiniz.

Konuk yazar olmak için yazılarınızı demirgibiyiz@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

------------------------------------

Çocukluğumun, delikanlılığımın, gençliğimin kentidir, Adana. Ancak ben turunç kokan kentimden ayrılalı 30 yıl oldu.

Benim çocukluğumun Adana’sında herkes top oynardı. Ben Cemalpaşa Mahallesi’nin, Gazipaşa Bulvarı’nın çocuğuyum. Bizim evin hemen arkasında Adana’nın en önemli futbol alanlarından biri olan Vali Sahası vardı (şimdiki Ariplex Sinemasının karşısı). Büyüklerimizden meydan kalırsa biz de top oynardık.

Bizim mahalle takımının en önemli oyuncularından biri aynı zamanda sınıf arkadaşım olan Hakan Gülergin’di. Hakan aynı zamanda Demirspor’un genç takımında oynaması ve babası Muharrem Gülergin’in kendisi ile özel olarak ilgilenmesi nedeniyle bizim takımın gözdesi idi. Bu nedenle, aynı takımda olmamıza rağmen kendisini kıskanırdık.

Ben belki de biraz şanslıydım. Hakan’la okulda da arkadaştım. Orada da okul bahçesinde beraber top oynardık. Okul çıkışında da, Hıfzısıhha’nın sokağında top oynardık. Kısacası çocukluk yaşlarımda hep top oynardık. Hele bir de yaz ayları ise, okul yok, eve dönme yok, akşam geç olur, bizi tutabilene aşk olsun. Bahsettiğim bu maçlarımızda hem mahalle arkadaşım, hep sınıf arkadaşım, hem de yakın bir dostum olan Hakan Gülergin hep vardı.

Hakan Demirspor sevdalısıydı. Muharrem Gülergin’in oğlu olduğunu bilen stat görevlileri Hakan’ı ve bizleri çok da sorgulamadan stada “beleş” alırlar, biz de cebimizde kalan 3-5 kuruşla şalgam içerdik.

Tam bıyıklarımızın yeni terlemeye başladığı 1976 yılında, Hakan babası ile İstanbul’dayken ve Demirspor-Mersin İdman Yurdu maçına yetişebilmek için havaalanına giderken, onu kaybettik. En iyi Demirsporlulardan birini, Demirspor yolunda kaybettik.


Hala benim hatıralarımda onunla yaptığımız maçlar,
Seyrettiğimiz Demirspor maçları var.
Ve hala onu unutmayan ve yaşatan dostları var.

ZİFİRİ

Yorumlar

Yergökmavi dedi ki…
Aynı yerde,aynı maçları,Hıfsısahanının orda,vali konağının sahası-şimdi apartmanların olduğu yer-çocukluğum ,gençliğim vaybe.İyide kardeşim demekki beraber oynamışlığımız vardır mutlaka.O zamanlar orda bir gima açılmıştı..
Hemen onun yanında otururdum ailemle.Bazen babam maçlara izin vermezdi.Gol sesleri geldikçe çıldırırdım,sonra ne yapar eder kaçardım stada,maçagirmenin bir yolunu arardım..Hey güzel çocukluğum.Bahar aylarında turunç çiçekleri kokan güzel Adanamın güzel semti...
tek çare altyapı dedi ki…
ben de bir olayı anlatmak istiyorum.yıl 1974 yada 1975 küçükler katogorisinde türkiye penaltı yarışması yapılıyor ve penalltı yarışmasını trt canlı yayınlıyor.finale kalan 3 kişi adanademirsporlu hakan gülergin,samsunsporlu tanju çolak,izmirsporlu levent eriş'ti.levent eriş birinci,hakan ikinci olmuştu.toprağı bol olsun.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Karagümrük: 4 - Adana Demirspor: 0

 Kötü başladığımız lige daha da kötüye giderek devam ediyoruz. Çok net bir yenilgiyle gerçeğin tokatını yedik: Sorun Samet Aybaba'da değildi.  Balotelli'yi kontrol altında tutsun diye gelen İtalyan hoca, 15 günde takımı daha iyi hale getirmek yerine tamamen dağıtmış. Çok kötü bir oyunla farklı bir yenilgi aldık ve umarım bu alınan yanlış kararların geri dönüşü için bir dönüm noktası olur. Bir kişinin keyfiyle takım yönetilmez!