22 Ocak 2010

Vur Adanalı Vur

Öyle bir noktaya geldik ki... Aklımızın ucundan bile geçmeyen sıfatları bize yakıştırıp yazanlara mı bakalım, neredeyse Demirspor düşmanı ilan edildiğimize mi bakalım? Nereye baksak kapkara bir duman olmuş yorumlar, etrafımızı kapatmaya, nefes aldırmamaya, sesimizi kesmeye çalışıyor.

Halbuki; geçmişi sürekli deşen biziz, hataları ortaya koyan biziz, "bu kulüp nasıl daha iyi olur" diye geceleri uyku uyuyamayan biziz. Yüzlerce yanlış yapılan bir camiada ses çıkarmaya çalışan biziz. E, bu kadar çok sevmenin de bir bedeli olmalı değil mi? Kitleleri yönlendirmek gibi bir misyonumuz olmadı. Her kulübün hayatta kalması için yapması şart olan bazı doğrular vardır, bunları dile getirdik, ısrarla, bıkmadan. Adana'daki kısır siyasetin ve spor ortamının dışında kalabildiğimiz için olayları daha açık görebildiğimiz de oldu, bu uzaklığın bilgi eksikliği doğurduğu ve yanıldığımız da oldu elbette.

Yanılgılarımızdan dolayı üzüldük ama yüzümüzü kızartacak bir yanlışa da düşmedik diye düşünüyorum.

Bu ve bundan önceki yönetimlere yönelik, yapılması gerektiğini düşündüğümüz girişimler hakkında yüzlerce yazı yazdık, öneriler sunduk. Ne yazık ki, son yönetim haricinde itibar eden çıkmadı. Onlar da dikkate aldıkları fikirleri uygulamaya geçirdiler ama daha önemli konularda hata yapmaktan geri durmadılar. Mesela Behzat hocanın gönderilmesi konusu hala canımızı yakmaktadır.

Peki bu, bizi herhangi birisinin kuklası, maşası, sözcüsü, yalakası yapmaya yeter mi? Eğer yeter deniyorsa, bir kimse eğer kukla olmak istemiyorsa kimsenin herhangi bir icraatini bile beğenmemeli, alkışlamamalıdır. Böyle yoz bir düşünce olabilir mi?

Okuduğum yorumlarda insanlar "siyah ya da beyaz" yaklaşımı içinde oluyorlar. Siyah dediklerinden nefret ediyor, siyahı savunan veya arada gri renkte olanları de siyahın içine rahatlıkla atıyorlar. Bana göre bu şekilde hiç bir şey çözülmez, hiç bir sorunun üstesinden gelinmez. Bu şekilde düşünmekte ısrar eden birisiyle tartışmak da anlamsız, kime neyi izah edebiliriz ki?

Şunu içim çok rahat olarak söyleyebilirim ki, ne ben ne de bu bloga yazan kardeşlerimden birisi; kimsenin adamı değiliz, maşası değiliz, kuklası değiliz. Hiç bir şey ispat etmek gibi, cevap vermek gibi bir zorunluluğumuz da yoktur kimseye. Merak eden olursa blogu geriye doğru okuyabilir. Sayfalarca yazıyla anlaşılabilecek tek gerçek Demirspor'un her alanda yücelmesini isteyen ve onurla, gururla ve içlerindeki Demirspor sevgisiyle yaşayan insanların cümleleridir.

Şahsımıza yapılan çirkin ithamları bir yana bırakıp yarınki maçımıza odaklanma zamanıdır şimdi. Derdimiz, dermanımız, özlemimiz, aşkımız, davamız Adana Demirspor yarın sahaya çıkıyor. Belki de en sıkıntılı dönemlerinden birisine başlıyor. Sonunda ne olacak, bugünden kestirmek zor, güç.

Son olarak... Bu takım nereye giderse gitsin, nereye düşerse düşsün peşini bırakmayacak olanlara sesleniyorum, bu karanlığa yolculukta beraber miyiz? Yoksa uçurumdan el birliği ile itecek miyiz koca Lokomotifi? Cevap yüreklerimizde. Başka yerde değil...

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Sayın onur biçer, bu takım yakında bekirspor olacak. Bu dediğimi iyi araştır. yakında bekirspor aş. olacağız. Senden rica ediyorum bunu araştır.

Onur BİÇER dedi ki...

Artık kendimi sonuçsuz kavgaların içine atmayacağım. Yastığa başımı rahat koyuyorum. Kendimi boşuna yıpratıyorum. İşim ve özel hayatım dışında kalan enerjimi çözülemeyecek polemiklere değil, kulübün gelişmesine harcayacağım. Yıpranmaya kapatıyorum kendimi.

Onur BİÇER dedi ki...

Tamam, araştırırım.

disconnectus erectus dedi ki...

Mesele Adana'yla ilgili olduğu kadar bizimle de ilgili. Evet, onlar daha fazla spor01, daha fazla sporadana, daha fazla Dayı, daha fazla Yıldırmaz istiyor. Suya sabuna dokunmayan, birlik beraberlik şarkıları söyleyen, transfer isteyen, analiz etmeyen, bağlantı kurmayan, idare eden ama irade göstermeyen yazılar... Biz yazdıkça, birçoğunun canı sıkılıyor. Yazmanın güzelliği de bu zaten.

Lakin, bu blogun iki yılı aşkın sürede bir çerçeve oturttuğunu, kırmızı çizgileri olduğunu, eleştirel destek gibi bi format geliştirdiğini anlatamadık sanırım. Buranın bir forum olmadığını, isteyenin istediğini yazamayacağını anlatamadık. Adsızlar bize ev ödevleri veriyor araştırmamız için. Buna izin vermemek gerekirdi en baştan. Bu kırmızı çizgileri hatırlatıp, bir tavrımız olduğunu söylediğimizde yine aynı yorumcular, bizi özensizlikle suçladığında da sessiz kaldık. Okuyucular bize ayar verdiğinde, blogu korumadık. Birbirimize destek olmadık.

Adanalı, birinin adamı olmadan yorum yapılabileceğini unuttu uzun bi süredir. Biz bunu yeniden hatırlatıyoruz. ve gerçekten biz yazdıkça, "birileri kahrolmaya devam edecek".