Ana içeriğe atla

Dinamo Mesken...

Nefes alırken sorun yok, nefes verirken burnumun içi yanıyor. Kılcal damarlarımı hissediyorum, alkol yaktıkça. Rakının son yudumu genzimde dolanıp duruyor. Sigara, dudaklarımı kavruklaştırmış, susamışım bir de. Bir arabanın içinde, şöför koltuğunun hemen yanında oturuyorum. Bu kaçıncı böyle oturuşum, bilmiyorum...

Alkollü gecelerin ta en sonuna kalan bir Sarı Yavuz, bir Disconnectus Erectus, bir Serdanka, bir ben varım. Toplu bir cümbüşle başlayan, hani klişe tabirle "kah güldüğümüz, kah beste girdiğimiz, kah hüzünlendiğimiz" gecenin en sonunda, o dolu dolu masadan geriye bu adamlar kalıyor. Bir neşe sürüyor içimde bir yerde ya, bir de hüzün çökmeye başlıyor. Alkollü gecelerin ta en sonunda Serdanka'nın arabasında eve dönüyorum. Burnumun içindeki kılcal damarlar yanıyor...

Bir güzel adeti var Serdanka'nın. Ben binince arabaya, benim sevdiğim "o şarkı"yı çalıyor hemen. İkimizde konuşmadan bir yerlere dalıyoruz, kimbilir onun aklından neler geçiyor, kimbilir benim aklımdan neler...O şarkı bittikten sonra biliyorum, Serdanka bu defa kendi sevdiği o "diğer şarkı"yı çalacak...Arada sözler çalınıyor kulağıma Serdanka'nın şarkısından;

"...Babam benim içimde
Rüzgar var sesinde
Sahile koşan bu dalgalar dörtnala atlar gibi
Özgürce yaşa hayatı süzülen kuşlar gibi
Kaybolma, adressiz mektuplar gibi
Kaybolma, kumlardaki harfler gibi..."


Serdanka'nın sesi yükseliyor eşlik ederken, ben yokmuşum, o araba yokmuş, o yol yokmuş gibi. Babasına seslenir gibi...Benim sesim yükseliyor eşlik ederken, hiçbir şey yokmuş ve bir tek babam varmış gibi...Şarkının sözleriyle beraber içimdeki birçok şeyi söylerken buluyorum kendimi, babam karşımda...

Aklımın yettiği yaştan beri "baba" olarak bildiğim adamın, gençliğini, çocukluğunu, ben yaşlarının halini çok sonradan dinledikçe benim için babamın nasıl farklılaştığını düşünüyorum. Ben yaşımdaki babamın, votka içtikten sonra eve dönüş yolunda hangi şarkıyı mırıldandığını düşünüyorum 1970'lerin Bursa sokaklarında...Serdanka'ya bakıyorum, Bursa sokaklarında Serdanka'yı buluyorum...Ankara Tayfası'nın hayatı Adana'dan çok Bursa'da geçmiş iki elemanıyız biz. Sakarya Caddesi'nde her içişte Arap Şükrü'yü hatırlamamız belki bu yüzden. Tunalı'dan geçerken dilimizin ucuna "Çekirge" gelmesi, bu yüzden...Şimdi bir şarkıyla, babam, ben, Serdanka Bursa'dayız, Altıparmak'ta, Çekirge'de...Mesken'de...

70'li yıllara denk geliyor babamın bana anlattığı ilk yaşları, amcam biraz daha küçük. Bu yüzden amcam koşuyor dar Bursa sokaklarında arkasına bastığı ayakkabılarla fırına. Durum kötüyse ekmek almak için, para varsa sıcacık tahinli pide. Kahvaltıdan sonra çıkıyor babam evden. Çalışmaya gidiyor. Berberde önce çırak, sonra kalfa. Teknik lisede elektrik öğrencisi. Bir Almanya hayali gelmiş oturmuş memlekete, babam da okul bitince kuraya yazılıp işçi olarak Almanya'ya gitmeyi düşünüyor. Lisenin haylazı, Bursaspor tribünlerinin has amigolarından babam. "Maç günleri en güzel kıyafetlerimi giyerdim ben" diye anlatıyor çok sonraları, "pırıl pırıl giderdim stada, cepte para yok tabi doğru düzgün, sıradakilerden birileri kimi zaman oğlum der, kimi zaman kardeşim der, 2'ye 1 yapıp girilir içeri..." Berber çırağı, elektrik öğrencisi babam, o dönem Bursa'sının bir tribün aşığı...Bir diğeri "Erkan Abi"...Nam-ı diğer; "Sarı Erkan"...Yalnız, tuttukları takımlar farklı. Babam, Bursasporlu...Erkan Abi, "Dinamo Mesken"li...

Resmi adıyla "Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü"; taraftarının, futbolcusunun, mahallesinin verdiği adla "Dinamo Mesken", Bursa'nın has solcu mahallelerinden Mesken'in takımı...İsim, tahmin edilebileceği üzere 1942 yılında Alman işgali altındaki Kiev'de, tüm tehditlere aldırmadan sahaya çıkıp Almanları bir güzel yenen ve ardından futbolcuları kurşuna dizilen Dinamo Kiev'den geliyor.

“Formaya aşıktık biz. Forma almaya gücümüz olmadığı için herkes fanilasıyla gelirdi. Arkalarına numara yapıştırırdık. Maçımız 11.00′deyken sabahın 05.00′inde, karanlıkta kulüpte beklediğimizi biliyorum. Böyle bir ruhtu bizi birbirimize bağlayan” diyor yıllar sonra orta sahanın hücuma dönük oyuncusu Özcan...Bülent, bir başka kulüpten Dinamo Mesken'e gelebilmek için bonservisini cepten ödüyor. İbrahim, evlendiğinin ertesi günü kupa maçına çıkıyor. Tomas Or­han, Yakalı Mehmet, Komando Musta­fa, Avanta Kemal, Saatçi Ali, Kamyon Vedat, Arnavut Özcan, Sarı Erkan hatıralardan bugüne ulaşan efsane isimler oluyor...

Solcu mahallenin "Dinamo" kod adlı takımı, "futbol oynamak" dışında hiçbir suç işlemiyor. Hemen hepsi siyasi arenada bir umut için mücadele verirken, kulübe mümkün olduğunca siyaset karıştırmamaya çalışıyorlar. Ancak gün geçtikçe polisin kulübü ziyaretleri artıyor. Kulübün deplasman yapmak için mahalle halkından gönüllü para toplama girişimleri, "haraç alıyormuşsunuz" olarak adlandırılıyor. Takım sahaya çıktığında rakip tribünler bağırmaya başlıyor : "Moskova, dışarı!"

12 Eylül geliyor ardından...Ülke, mahalle mahalle sorgulanırken, Mesken de nasibini alıyor elbette. Darbe, mahallenin üzerinden geçiyor. "Dinamo Mesken", darbe tarafından "Milli değerlere açıktan saldırı" suçlamasıyla kapatılıyor, futbolcular yargılanıyor...Dünya üzerinde örneği ender görülen bir biçimde darbe, herhangi bir suç işlemeyen bir futbol kulübüne saldırıyor...

Ve arada yıllar geçiyor...Berber çırağı babam, gitmiyor Almanya'ya, Ankara'ya yerleşiyor. Ben doğuyorum, büyüyorum ve alkolün burnumun kılcal damarlarını yaktığı yaşlara geliyorum.

Ve yanımda Serdanka...Bursa'nın kötü kömür kokan mahallelerinden, çamur sahalarına inip top peşinde koşmuş Serdanka...Müzikçalarda "babam benim içimde" diyen bir ses, iki koca adamın gözlerinde biraz buğu...

Ve bir haber..."Dinamo Mesken yeniden kuruldu"...Babam, içimden çıkıyor, ben yaştaki babam oluyor ansızın. Altıparmak'a doğru koşmaya başlıyor. İki adım önünde Sarı Erkan. Bu defa duyuyorum babamın mırıldandığı şarkıyı, "Yıllardan sonra, yollardan sonra, yeniden yanyana onlar" sözleri çalınıyor kulağıma...Bu defa "Meskenspor" adıyla, mahalle yeniden yeşil sahalarda...

Ve geçen bu yılların, Sarı Erkan'ın yüzünde oluşturduğu çizgileri görüyorum...En derin çizgi Dinamo Mesken'in kapandığı gün oluşmuş diye hissediyorum, bir sonraki 12 Eylül cunta zamanında, bir sonraki setlerde sabahlarken, bir sonraki çekim arasında acı çay içerken, bir sonraki "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar"ın montajında, bir sonraki "Gemide"nin galasında...Dinamo Mesken'in amigosu Sarı Erkan'ı görüyorum, Erkan Can olduğu yaştan, benim yaşıma geri dönüyor sanki...Boynunda Dinamo Mesken atkısı, direğe çıkmış Sarı...

Tekrar hoşgeldin ben yaştaki babam,
Hoşgeldin Sarı Erkan,
Hoşgeldin Dinamo Mesken!

Ne iyi ettin de geldin...
Daha bir güçlü, daha bir umutluyum şimdi...

Yorumlar

Anonim dedi ki…
Seninle aynı takımı tuttuğum için gurur duyuyorum. Millet baksında Demirsporluların içinde neler var görsün. İyi bir edebiyatçısın, kalemine sağlık. Gözlerinden öperim benim tribün kardeşim. Adana, Demirsporludur.
serdanka dedi ki…
Ağlattın lan beni...
Anonim dedi ki…
bakmakta fayda var hocam:

http://www.meskenliyiz.biz/

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Yeni Sezon Başlıyor

2020-2021 sezonu bizim için bugün başlıyor. Geçen sezon hem alışık olduğumuz hem alışmaktan bıktığımız duyguları yaşadık. Son haftalarda yükselen ivmeyle ilk ikiye girip, beklenmedik bir beraberlikle play-offa kalmamız, sonra finale çıkıp yine son anda hayalkırıklığına düştüğümüz, umutlanıp kahrolduğumuz günler... 2008'ten beri yazdığımız bu blogta, başarıdan ziyade hep üzüntülerden bahsettik. Başarıya gidecek yolun kendimizce güzergahını anlatmaya çalışarak... Yıllar önce çok az kişinin dillendirdiği o noktalar, neredeyse şimdi herkesin fikir birliği ettiği konular oldu. Ama buna rağmen başarı gelmeyince de artık sinirler iyice geriliyor.  Sezon sonunda TFF'nin garabet kararları ile yine tartışmalı günler geçirdik. Düşmenin kaldırılması saçmalığıyla 21 takımlı hale gelen Süper Lig'e play-off finalisti Demirspor alınmalı mıydı? 3. tamamladığımız lig performansı, ligin en çok gol atan takımı olmak, penaltılarla kaybettiğimiz play-off finali gibi  pek çok nesnel gösterge, ill