26 Aralık 2008

Dinamo Mesken...

Nefes alırken sorun yok, nefes verirken burnumun içi yanıyor. Kılcal damarlarımı hissediyorum, alkol yaktıkça. Rakının son yudumu genzimde dolanıp duruyor. Sigara, dudaklarımı kavruklaştırmış, susamışım bir de. Bir arabanın içinde, şöför koltuğunun hemen yanında oturuyorum. Bu kaçıncı böyle oturuşum, bilmiyorum...

Alkollü gecelerin ta en sonuna kalan bir Sarı Yavuz, bir Disconnectus Erectus, bir Serdanka, bir ben varım. Toplu bir cümbüşle başlayan, hani klişe tabirle "kah güldüğümüz, kah beste girdiğimiz, kah hüzünlendiğimiz" gecenin en sonunda, o dolu dolu masadan geriye bu adamlar kalıyor. Bir neşe sürüyor içimde bir yerde ya, bir de hüzün çökmeye başlıyor. Alkollü gecelerin ta en sonunda Serdanka'nın arabasında eve dönüyorum. Burnumun içindeki kılcal damarlar yanıyor...

Bir güzel adeti var Serdanka'nın. Ben binince arabaya, benim sevdiğim "o şarkı"yı çalıyor hemen. İkimizde konuşmadan bir yerlere dalıyoruz, kimbilir onun aklından neler geçiyor, kimbilir benim aklımdan neler...O şarkı bittikten sonra biliyorum, Serdanka bu defa kendi sevdiği o "diğer şarkı"yı çalacak...Arada sözler çalınıyor kulağıma Serdanka'nın şarkısından;

"...Babam benim içimde
Rüzgar var sesinde
Sahile koşan bu dalgalar dörtnala atlar gibi
Özgürce yaşa hayatı süzülen kuşlar gibi
Kaybolma, adressiz mektuplar gibi
Kaybolma, kumlardaki harfler gibi..."


Serdanka'nın sesi yükseliyor eşlik ederken, ben yokmuşum, o araba yokmuş, o yol yokmuş gibi. Babasına seslenir gibi...Benim sesim yükseliyor eşlik ederken, hiçbir şey yokmuş ve bir tek babam varmış gibi...Şarkının sözleriyle beraber içimdeki birçok şeyi söylerken buluyorum kendimi, babam karşımda...

Aklımın yettiği yaştan beri "baba" olarak bildiğim adamın, gençliğini, çocukluğunu, ben yaşlarının halini çok sonradan dinledikçe benim için babamın nasıl farklılaştığını düşünüyorum. Ben yaşımdaki babamın, votka içtikten sonra eve dönüş yolunda hangi şarkıyı mırıldandığını düşünüyorum 1970'lerin Bursa sokaklarında...Serdanka'ya bakıyorum, Bursa sokaklarında Serdanka'yı buluyorum...Ankara Tayfası'nın hayatı Adana'dan çok Bursa'da geçmiş iki elemanıyız biz. Sakarya Caddesi'nde her içişte Arap Şükrü'yü hatırlamamız belki bu yüzden. Tunalı'dan geçerken dilimizin ucuna "Çekirge" gelmesi, bu yüzden...Şimdi bir şarkıyla, babam, ben, Serdanka Bursa'dayız, Altıparmak'ta, Çekirge'de...Mesken'de...

70'li yıllara denk geliyor babamın bana anlattığı ilk yaşları, amcam biraz daha küçük. Bu yüzden amcam koşuyor dar Bursa sokaklarında arkasına bastığı ayakkabılarla fırına. Durum kötüyse ekmek almak için, para varsa sıcacık tahinli pide. Kahvaltıdan sonra çıkıyor babam evden. Çalışmaya gidiyor. Berberde önce çırak, sonra kalfa. Teknik lisede elektrik öğrencisi. Bir Almanya hayali gelmiş oturmuş memlekete, babam da okul bitince kuraya yazılıp işçi olarak Almanya'ya gitmeyi düşünüyor. Lisenin haylazı, Bursaspor tribünlerinin has amigolarından babam. "Maç günleri en güzel kıyafetlerimi giyerdim ben" diye anlatıyor çok sonraları, "pırıl pırıl giderdim stada, cepte para yok tabi doğru düzgün, sıradakilerden birileri kimi zaman oğlum der, kimi zaman kardeşim der, 2'ye 1 yapıp girilir içeri..." Berber çırağı, elektrik öğrencisi babam, o dönem Bursa'sının bir tribün aşığı...Bir diğeri "Erkan Abi"...Nam-ı diğer; "Sarı Erkan"...Yalnız, tuttukları takımlar farklı. Babam, Bursasporlu...Erkan Abi, "Dinamo Mesken"li...

Resmi adıyla "Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü"; taraftarının, futbolcusunun, mahallesinin verdiği adla "Dinamo Mesken", Bursa'nın has solcu mahallelerinden Mesken'in takımı...İsim, tahmin edilebileceği üzere 1942 yılında Alman işgali altındaki Kiev'de, tüm tehditlere aldırmadan sahaya çıkıp Almanları bir güzel yenen ve ardından futbolcuları kurşuna dizilen Dinamo Kiev'den geliyor.

“Formaya aşıktık biz. Forma almaya gücümüz olmadığı için herkes fanilasıyla gelirdi. Arkalarına numara yapıştırırdık. Maçımız 11.00′deyken sabahın 05.00′inde, karanlıkta kulüpte beklediğimizi biliyorum. Böyle bir ruhtu bizi birbirimize bağlayan” diyor yıllar sonra orta sahanın hücuma dönük oyuncusu Özcan...Bülent, bir başka kulüpten Dinamo Mesken'e gelebilmek için bonservisini cepten ödüyor. İbrahim, evlendiğinin ertesi günü kupa maçına çıkıyor. Tomas Or­han, Yakalı Mehmet, Komando Musta­fa, Avanta Kemal, Saatçi Ali, Kamyon Vedat, Arnavut Özcan, Sarı Erkan hatıralardan bugüne ulaşan efsane isimler oluyor...

Solcu mahallenin "Dinamo" kod adlı takımı, "futbol oynamak" dışında hiçbir suç işlemiyor. Hemen hepsi siyasi arenada bir umut için mücadele verirken, kulübe mümkün olduğunca siyaset karıştırmamaya çalışıyorlar. Ancak gün geçtikçe polisin kulübü ziyaretleri artıyor. Kulübün deplasman yapmak için mahalle halkından gönüllü para toplama girişimleri, "haraç alıyormuşsunuz" olarak adlandırılıyor. Takım sahaya çıktığında rakip tribünler bağırmaya başlıyor : "Moskova, dışarı!"

12 Eylül geliyor ardından...Ülke, mahalle mahalle sorgulanırken, Mesken de nasibini alıyor elbette. Darbe, mahallenin üzerinden geçiyor. "Dinamo Mesken", darbe tarafından "Milli değerlere açıktan saldırı" suçlamasıyla kapatılıyor, futbolcular yargılanıyor...Dünya üzerinde örneği ender görülen bir biçimde darbe, herhangi bir suç işlemeyen bir futbol kulübüne saldırıyor...

Ve arada yıllar geçiyor...Berber çırağı babam, gitmiyor Almanya'ya, Ankara'ya yerleşiyor. Ben doğuyorum, büyüyorum ve alkolün burnumun kılcal damarlarını yaktığı yaşlara geliyorum.

Ve yanımda Serdanka...Bursa'nın kötü kömür kokan mahallelerinden, çamur sahalarına inip top peşinde koşmuş Serdanka...Müzikçalarda "babam benim içimde" diyen bir ses, iki koca adamın gözlerinde biraz buğu...

Ve bir haber..."Dinamo Mesken yeniden kuruldu"...Babam, içimden çıkıyor, ben yaştaki babam oluyor ansızın. Altıparmak'a doğru koşmaya başlıyor. İki adım önünde Sarı Erkan. Bu defa duyuyorum babamın mırıldandığı şarkıyı, "Yıllardan sonra, yollardan sonra, yeniden yanyana onlar" sözleri çalınıyor kulağıma...Bu defa "Meskenspor" adıyla, mahalle yeniden yeşil sahalarda...

Ve geçen bu yılların, Sarı Erkan'ın yüzünde oluşturduğu çizgileri görüyorum...En derin çizgi Dinamo Mesken'in kapandığı gün oluşmuş diye hissediyorum, bir sonraki 12 Eylül cunta zamanında, bir sonraki setlerde sabahlarken, bir sonraki çekim arasında acı çay içerken, bir sonraki "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar"ın montajında, bir sonraki "Gemide"nin galasında...Dinamo Mesken'in amigosu Sarı Erkan'ı görüyorum, Erkan Can olduğu yaştan, benim yaşıma geri dönüyor sanki...Boynunda Dinamo Mesken atkısı, direğe çıkmış Sarı...

Tekrar hoşgeldin ben yaştaki babam,
Hoşgeldin Sarı Erkan,
Hoşgeldin Dinamo Mesken!

Ne iyi ettin de geldin...
Daha bir güçlü, daha bir umutluyum şimdi...

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Seninle aynı takımı tuttuğum için gurur duyuyorum. Millet baksında Demirsporluların içinde neler var görsün. İyi bir edebiyatçısın, kalemine sağlık. Gözlerinden öperim benim tribün kardeşim. Adana, Demirsporludur.

serdanka dedi ki...

Ağlattın lan beni...

Adsız dedi ki...

bakmakta fayda var hocam:

http://www.meskenliyiz.biz/