Ana içeriğe atla

Yalçın Çetinkaya: Çelişki

 Takipçilerimizden Yalçın Çetinkaya'nın (@yyalcin1940) yazısını yayınlıyoruz:

Mavi camia olarak Süper Lig özlemimizin 26. yılındayız. 26 senedir gelmeyen şampiyonluk, travma yaratan maçlar, kaybedilen finaller bir taraftan; kötü yönetimler, alt ligler, maddi sıkıntılar diğer taraftan bizleri "sabır taşı olsa çatlardı" noktasına getirdi. Buna rağmen taraftar olarak, bazen kırık notlarımız olsa da, desteğimizi hiç esirgemedik; inancımızı hiç kaybetmedik ve ülkenin en iyi, en tutkulu  tribünlerinden biri olduk.

Murat Sancak başkanlığında üçüncü yılımızdayız. Altyapı ve tesisleşme hamleleri, reklam ve sponsorluklar, transferlerin zamanında yapılması, geniş kadro, futbolcu ve çalışanların maaşlarının gecikmemesi gibi şeyler uzun süredir özlemini duyduğumuz konulardı. Ayrıca Başkan'ın ciddi bir zamanını Demirspor'a ayırdığı da bir gerçek. Kurumsallaşma adına atılan bazı adımlar bizleri mutlu etse de bunlarla çelişen başka adımlar kafamızda soru işareti yaratıyor.

Başkanın gelmesiyle beraber iki senede, bir yarı final ve bir final kaybettik. Şampiyon olabilir miydik, evet olabilirdik; kısmet olmadı ama kısmet olması için yapılan hamleler doğru muydu? 

Çok oyuncu geldi, yıldız oyuncular geldi, özelikle geçen seneki 2. devre kurulan kadro şampiyonluğu çok hak ediyordu. Hem sahadaki oyunla hem de topladığı 37 puanla. Ama 1. devrede yapılan yanlışların sonucunu ve toplanan 24 puanı kurtaramadı. 1 puanın bile ne kadar önemli olduğunu bir kez daha üzülerek öğrendik.

Kurumsallaşmayı her alanda olduğu gibi kadro istikrarı, teknik direktör seçimi, çok transfer değil doğru transfer, sistem gibi sahada başarıyı getirecek dinamikler üzerine de kurmak gerekiyor. 

Taraftarın son günlerde ciddi tepki vermesine neden olan çelişki de bu noktada başlıyor. Bu ligde başarılı olmuş, şampiyonluk yaşamış, en azından belirli bir sistemde futbol oynatmaya çalışan bir sürü teknik direktör var. İrfan Buz, Mehmet Altıparmak, Yücel İldiz gibi. Kadro kalitesi ve genişliği bakımından bize en yakın olan iki takım Altay ve Samsunspor'a bakıyoruz, birinde süper lig şampiyonu Ertuğrul Sağlam, diğerinde Yücel İldiz.

İki ayrı 11 kursak şampiyonluğa oynayacak takım kuruluyor ve ligin en şaşaalı takımının başına, açık ara şampiyon olması gereken takıma Ümit Özat getiriliyor. Üstelik penaltıyla şampiyonluğu kaçırmış, geçen sene 2. yarı kadronun hakkını vererek çok iyi top oynatmış, playoff'taki oyun tatmin etmese de, bu sene için şansı hak eden bir teknik direktör ligin başlamasına 1 ay kala gönderiliyor. Bu durum bile oldukça çelişkiliydi.

Getirilen antrenör çalıştırdığı bütün takımlarda başarısız olmuş, Gençlerbirliği'ni küme düşürmüş, daha önce gönderdiğiniz bir antrenör olunca, taraftarlardan da tepki gelmesini normal karşılamak gerekiyor. 

Hadi diyelim ki herkes ikinci şansı hak eder. Ama 10 haftada elimizde olana bakalım:

Zayıf takımlardan alınmış galibiyetler (bazılarından onu da alamadık) uzun top şişirme dışında hiçbir sistemi olmayan bir takım, az pozisyona giren, bol pozisyon veren, tamamen bireysel oyuncu performansına dayalı maçlar, rakiplerine hiçbir şekilde üstünlük kuramamak ve galip gelememek... 

Bunun sonucunda ne var? Teknik direktörün başarısızlığı havada, zeminde, hakemde, pandemide, kadroda, tribünlerde olmayan taraftarda bulması var. Kendine dair, hiçbir özeleştiri yapmaması, değişimin olmaması var.

Kibirli, adaletsiz ve son derece yetersiz olmasından dolayı biz taraftar olarak eleştiriyor, Bolu maçından beri yolların ayrılması gerektiğini düşünüyoruz. Süper Lig'ten güçlü bir takımın gelmediği, mevcut ligin bu lig tarihinin en zayıf ligi olduğu, bunun tersine hem maddi hem kadro olarak çok güçlü olduğumuz bir yılda, çok rahat şampiyon olmamız gerekiyor. 

Hayatta tabii ki kısmet, kader, şans önemli faktörler ama doğru hamleleri yapmak da önemli. Hiçbir sene olmadığımız kadar şampiyonluğa yakın olduğumuz bu sezonda harcanan paraların, zamanın, verilen emeklerin, beklenen 26 yılın doğru hamlelerle karşılık bulmasını istiyoruz. Sabredeceksek bile, doğru kişi için sabredelim istiyoruz.

Burada Başkan Murat Sancak'ın gideceği yol önemli. Kendisinin çok sevdiğini söylediği Alanyaspor Başkanı'nın başarısı ortada. Yakaladıkları sürdürülebilir, kurumsal bir başarı var. Transferler, kadro yapısı, sistem, teknik direktör seçimi, istikrar, oyuncu izleme ekibi, menajer, saha içinde geldikleri nokta... 4 sene önce finalde kaybettiğimiz, ilk defa tarihinde Süper Lig'e çıkmış bir takımdan bahsediyoruz. 

Önümüzdeki günlerde, Demirspor için ciddi vakit harcayan, belirli bir kurumsallaşma sürecine sokan (eksikler tabii ki var: kalıcı gelir, bütçe, mali tablo vb) Başkan'ın "eleştirirseniz bırakıp giderim" dediğini mi, canı isteyince kulübün resmî hesabını yorumlara kapattığını mı ve sadece benim dediğim oluru mu göreceğiz? Yoksa başarıyı getirecek doğru sistemi ve kurumsallaşmayı yerleştirecek Demirspor tarihinde önemli bir yere sahip olacak bir başkanı mı göreceğiz?

Umarım son yazdığım olur da, 
motorları Maviliklere süreriz...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

Beşiktaş: 3 - Adana Demirspor: 3

 Demirspor bu; her an her şey mümkün. Oyuncular değişse de hem dibe vurup hem son saniyeye kadar heyecan yaşatmak geleneği değişmiyor.  İstanbul'da İnönü'de 3-0'dan maç çevirmek büyük iş. Takımın gerçek gücünü gösterdiği, belki de sezona merhaba dediğimiz maç oldu... Balotelli beklediğimiz patlamayı yaptı; İstanbul' da olması tesadüf değil. İlk yarıda acemice hatalar, Sinan ve Ferhat'ın dağılması, rakibin dalga dalga gelişini durduramamak can sıktı. Aslında kötü değildik ama rakip çok iyi başladı. İkinci yarı başında 3. Golü de yiyince moraller bozuldu. Ama işte Demirspor bu! Yaptı yapacağını... Rakibin oyuncu değişikliklerini lehimize çevirdik. 60. Dakikadan sonra Vargas ve Balotelli'nin şutları son dakikaya kadar umudu taşıdı. Assombalonga'nın dokunuşuyla 1 puana uzandık. Tebrikler, teşekkürler takım; devamı gelsin... 

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla