Ana içeriğe atla

Yeni Sezon Başlıyor

2020-2021 sezonu bizim için bugün başlıyor. Geçen sezon hem alışık olduğumuz hem alışmaktan bıktığımız duyguları yaşadık. Son haftalarda yükselen ivmeyle ilk ikiye girip, beklenmedik bir beraberlikle play-offa kalmamız, sonra finale çıkıp yine son anda hayalkırıklığına düştüğümüz, umutlanıp kahrolduğumuz günler... 2008'ten beri yazdığımız bu blogta, başarıdan ziyade hep üzüntülerden bahsettik. Başarıya gidecek yolun kendimizce güzergahını anlatmaya çalışarak... Yıllar önce çok az kişinin dillendirdiği o noktalar, neredeyse şimdi herkesin fikir birliği ettiği konular oldu. Ama buna rağmen başarı gelmeyince de artık sinirler iyice geriliyor. 

Sezon sonunda TFF'nin garabet kararları ile yine tartışmalı günler geçirdik. Düşmenin kaldırılması saçmalığıyla 21 takımlı hale gelen Süper Lig'e play-off finalisti Demirspor alınmalı mıydı? 3. tamamladığımız lig performansı, ligin en çok gol atan takımı olmak, penaltılarla kaybettiğimiz play-off finali gibi  pek çok nesnel gösterge, illa ki birtakım seçilecekse onun bizim olmamızı kolaylaştırıyordu. Ancak bu seçimin, Başkan'ın siyasi bağlantıları ve pozisyonuna bağlı olacağına yönelik kanaat de çok yüksekti. Meşruluğu zaten tartışmalı bir TFF yönetiminin alacağı bu karar hiç kimseyi tam anlamıyla mutlu etmeyecekti. Adana'daki siyasi dengelerin yarışması da bu tartışmanın gereksiz yere uzamasına neden oldu. Öte yandan Demirspor, her şeyiyle tadı tuzu kaçmış Süper Lig'e keyif getirirdi. Ama biz vura vura, devire devire gittiğimiz bir Süper Lig istedik. Lekenecek bir lütufla değil. Bu sene öyle olmasını bekliyoruz.

Yönetim de aynı şekilde devam. Geçen 10 yılda sürekli başkan, yönetim, para/parasızlık, gelen giden futbolcuların girdabına alışık olduğumuzdan, son iki sezon bu konularda oldukça durağan geçti. Kararlı bir başkan var. Para da onda. Bu yönetimi desteklememiz için yeterli gerekçeler gibi görünüyor. Yılların hayalkırıklığının bir an önce bitmesini istiyoruz. Önceki kriz dönemlerine göre eleştirecek daha az şey var. 

Ancak şurası da kesin bir gerçek: Bu istikrarlı ve paralı yönetime rağmen başarısız bir takım var sahada. İki sezondur play-off'ta elenmek, bu kadro ve bu kadar iddialı bir yönetim için başarı değil. Başkanın siyasi pozisyonu, bize herhangi bir siyasi destek getirmedi. Getirmemeli de zaten. Ancak ülke öyle bir hale geldi ki, normal ve şaibesiz hiçbir alan kalmadı. Zaten futbol başlı başına bir bataklık haline geldi.

Bu bataklıkta yönetimlerden ve futbolculardan beklenti çok basitti; işini iyi yapmaları. Parasal denge, kadro içi denge ve teknik ekipte denge. Bunların hiçbirini tam olarak sağlayamadılar. Bugüne kadar neredeyse hiçbir yönetimi/başkanı canı gönülden desteklemedim. Futbolcular, zaten ortalama 6 ay kalıp gittiler; pek çoğuyla duygusal bir bağ kuramadık. Bugün de ortada bir yönetim kurulu yok aslında. Tek bir kişinin, yanındaki menajerle beraber kişisel kararları var. Bu kararlar geçen sezon başında çok tartışmalıydı; sonra toparladılar ve yaptıkları hamleler işe yaradı. Başarı isteyen Demirspor taraftarı da kendini bu hedefe kilitleyen bu iki kişiye destek verdi.  Bugün de veriyor. Onların da taraftarla diyaloğu iyi. Ancak artık bu desteğin karşısında başarıyı artık hemen, bir an önce istiyorlar. 

İki sezon önce, gelecek ani başarının aslında uzun vadede bir başarısızlık olacağını yazmıştım. Yakın tarihimiz, hızla yükselip hızla düşen takımlar çöplüğüyle dolu. Beklediğimiz olmadı; hızla yükselmedik. Bu bir yandan iyi oldu. Ancak hala ayaklarımız yere sağlam basıyor mu, bilemiyorum. Çünkü kulübün girdaplarında neler oluyor, buna dair pek fikrimiz yok.

Kısa yaz döneminde takımda Erkan Zengin ve Adil Demirbağ'ın gidişi haricinde kritik bir değişiklik yok. Yine lig başlamadan son anda teknik direktör değişikliğiyle, geçen sezona başladığımız Ümit Özat ekibin başına geldi. Teknik direktör değişiklikleri geçen 2 yılın en can sıkan yanıydı. Bunlarda futbolcuların talepleri de fazlasıyla etkili oldu gibi... Yaşlı futbolcuların en iyi yapığı şey, bu operasyonlar. Geçen yıl bizi son ana kadar taşıyan yaşlı grubun bu yıl neler yapacağı tartışmalı. Yine Pote'den sonra yüzümüzün gülmediği yabancı oyuncu desteği de ne düzeyde gelecek bilemiyoruz. Normalde transfer isteyen biri olmama rağmen bu yıl takıma birkaç genç ve etkili isim eklemek gerekli diye düşünüyorum.

12 yıldır yazıp çizdiğimiz gibi, isimlerden değil Demirspor'dan yanayız. Yerimiz tribün. Taraftarın sesi, sahada yankı bulsun istiyoruz. Her ne kadar seyircisiz başlayan sezonda bunu sağlamak en azından ilk yarıda mümkün olmasa da taraftarın ne istediğini herkes iyi biliyor... O zaman herkes işini yapsın ve bunu iyi yapsın istiyoruz. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fenerbahçe: 4 - Adana Demirspor: 2

 Yine hakemin hatalı kararlarının damga vurduğu maçta sezonun ilk yenilgisini aldık. Aleyhimize verilen yanlış penaltı, lehimize önce verilip sonra yanlış ofsayt kararı ile verilmeyen penaltı, rakip oyuncuya gösterilmeyen kartlarla birlikte iyi oynadığımız maçtan puan alamadık. Deplasman takımı gibi oynayarak hızlı hücumlarla ilk yarıda farkı ikiye çıkaran rakibe karşı ev sahibi gibi oynadık; iyi top yaptık, ilk dakikalardaki baskıyı iyi kırdık. İlk yarıda bir gol bulabilsek skor farklı olabilirdi. Yine de 3-0'dan sonra oyundan kopmayıp skoru 3-2'ye getirmek başarıydı. Tek kaleye döndürdüğümüz maç son dakikalardaki kırmızı kart ve 4. golle tamamlandı. Fenerbahçe'nin bu sene iyi yaptığı kolay skor bulma işini, zaten aksayan defansımızla durdurmamız kolay olmadı. Ligin en iyi top oynayan takımını izlemek için tribüne koşan Fenerbahçeliler, müthiş bir deplasman tribünü görerek evlerine döndüler; hafta içi maçta taraftarımız gece 1'e kadar tribünde bekletildi. Hafta içi bir

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ

Altay: 1 - Adana Demirspor: 3

 Ne bir skorla harika bir deplasman galibiyeti! Alt sıramızdaki rakibe geçit vermemek kadar bir yandan da uzun süredir Altay'a karşı devam eden şansızlığımızın kırılması açısından süper! Yıllardır Süper Lig deyince aklımıza gelen son maç/son yenilgi ile hafızamızda yer eden Altay, 1. lig maceramızda canımızı sıkmaya devam etmişti. Geçen sezon iki maçta da yenilmiştik. Galibiyetin bu açılardan da çeşitli anlamları var. Aslında ilk yarıda kopabilecek maç, ikinci yarının başında yenen golle can sıkıcı bir hale geldi ama arka arkaya bulduğumuz iki golle rahatladık. Yunus yine kilidi açan vuruşla üçüncü golüne ulaşırken, Assambalonga ligte 5'ledi; Akintola da geçe sezonki performansını hatırlatan güzel bir vuruşla ikinci golünü attı.  Takım kolay gol yemezse bir şekilde maç içinde toparlamayı başarıyor. Bir kez daha ilk golü attığımız maçta puan aldık. Alttaki takımların yenilmesiyle beraber ligin orta sıralarına daha güvenle tutunmaya başladık.