Ana içeriğe atla

Adana Demirspor: 4 - Altınordu: 2

23 maçta 43 gol. Maç başına 1,8 gol ortalaması. Bu sene 4. kez ilk yarıda 3 gol attık. Kolay kolay rastlanacak bir istatistik değil.

Nereden baksak tarihi bir sezon yaşıyoruz. 1 aralık'taki yazımda yönümüzün düşmeme olduğunu yazmışım. 2 ayda bambaşka bir noktaya geldik. Bana hem onu hem bunu yazdıran Demirspor! Devre arası transferleri ilk kez bu kadar etkili.

Erkan Zengin, bize gelmeden önce uzun süre maç oynamadı. Hafta içi başka, maç performansı farklıdır. Zaten pas ve teknik yetenek üzerine kurulu bir oyunu var. Koşmak ya da mücadele etmek gibi bir iddiası yok. Ama burası Demirspor! Başka yerde sorun olmayacak şeyler, burads sorun olur. Nasıl ki skor anlarında adını övgüyle anıyorsak mücadele gereken anlarda da bizi eksik bırakıyor. Maç 90 dakika, iyi olan anları ne kadar çoğaltırsak o kadar iyi. Bazen 5 dk bile fark ettiriyor. Kadronun gücü o 5 dk'larda belli oluyor. Hele ki bugünkü gibi taraftarın cezalı olduğu günlerde...

Oyuncular, teknik direktörü aşan bir noktada. Başarı, uyumla gelir. Yönetim, teknik ekip, saha, tribün. Biz hep tribünün önde sahanın geride, yönetimin en geride olduğu yıllar yaşadık. Bu sene işler daha uyumlu ama en kötüsü teknik ekip gibi görünüyor. Ama Türkiye'de başarılı diyeceğimiz kaç teknik direktör var ki? Uğur hocanın da sahaya ve tribüne uyum göstermesi gerekiyor, dersine iyi çalışarak. Çünkü burası Demirspor!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ