10 Aralık 2016

10 Kişiye İçeride Kaybetmek

Kendi sahamızda maç kaybederek başarılı olma şansımız yok. İyi başladığımız, iyi mücadele ettiğimiz maçları lehimize bitiremiyoruz. Nedeni de yaratıcı oyuncu eksikliği. Sıradan oyunculardan kurulu bir ekibiz. Pote dışında skora etki edecek oyuncumuz olmayınca alternatif yaratamıyoruz. Geçen yazıda eleştirdiğim, umut bağladığımız Sercan bugün asist yaptı ama kondisyon eksikliği maçtan kısa sürede kopmasına neden oldu.

Yılların değişmeyen gerçeği olarak 10 kişi kalan rakiplere karşı zorlanıyoruz. Boluspor zaten yıllardır zor yendiğimiz bir takım. Kupa dahil son 3 maçlarını kaybetmişlerdi ama bizi yenerek moral kazandılar. Bugün gayet iyi oynayan ve ikinci golü attıran Emre Kılınç, 6 yıldır Bolu'da oynuyor. Böyle bir oyuncumuz yok yıllardır. İki yıl oynayan oyuncuyu kahraman görüyoruz, altyapı desen bize en uzak ülke...

 Gelecek iki maçımız da zirvedeki takımlara karşı. Onlarla da aynı senaryolar olacak. Mücadele azmine skoru katamazsak sonumuz kötü.  Yukarıyla fark açılıyor ve düşme potası daha yaklaşıyor. Devre arasında acil takviye ve kadro değişikliği şart. Hangi parayla,  bilmiyorum. Sezon başında harcanan ve boşa gittiği belli olan paraları da ayrıca konuşalım...

1 yorum:

Rüzgar DEMİR dedi ki...

Avrupa genelinde ülkeler, klüplere alt yapı teşviklerinde bulunur. Klüplerin bu uygulamaları artık benliğinde hissetmesi için de, bunu yasaya dönüştürür. En basit Almanya örneğin de bunu görürüz. Ne yazık ki bizim ülkemiz de bugüne kadar böyle yaptırımlar olmadı. Cehalet futbola bakış açısını bile farklı yaptı. Futbolun klüp başkanları, yöneticileri ve spor adamlarından tutun da, basın yayın da kim varsa en sonuna kadar herkes, bu işin ya magazinsel kısmını seçti ya da duygusal kısmını seçti. O yüzden Adana DEMİRSPOR'un bu yönetimi ve ya ondan önce bulunan yönetimlerine çok kızamıyor insan. Neden altyapı ve bu işin bilimsel konularına, daha çok kurumsallasmaya gidemedi diye. Zaten ülke genelinde bu konularda bütün anlayışlar tezek çukuru. ''Bizimkiler'' den farklılık beklemek hayal olurdu.


Örneğin son 4-5 yıldan günümüze bütün yöneticilerimiz sosyal medyayı kullanır. Hepsi bir şekilde iş güç sahibi insanlardır. Öyle ''cahil'' insanlarda değillerdir hani. Şirketleri vardır, avukatları vardır, büyük büyük iş hacimleri vardır vs. Ya hu arkadaş. Bir tek gün Adana Demirspor için bir tuğla koydunuz mu ? Maddi bir katkıdan ziyade, profesyonel, ilkeleri olan, yeniliğe açık, bilime açık, başarıdan önce klubün yapısı ve değerlerini ön plan da tutan, tüzüğe işlenmiş katkılardan bahsediyorum. Biz size bizi ''MİLAN'' yapın demedik. Biz zaten Adana Demirsporuz; bizi ait olduğumuz değerlerle yönetin dedik. Ve ya bir Dortmund, Barcelona, Arsenal yapısı gibi hayali birşey de istemedik. Mesela bizi bir ''NANTES'' yapabilirdiniz. Şu an da Fransa liginin sonlarında yer alan bu takım napıyor biliyormusunuz ? 2000 yılında tüzüklerine işledikleri bir maddeyle, her yıl 5-10 aralığında futbolcuyu as takıma gönderme zorunluluğu getirmiş. Ve kurdukları altyapı futbol akademisinde yetişen 50 futbolcu, Fransa milli takım formasını giymiştir. Belki Nantes formasını giyerken olmasa da, NANTES patentli 50 oyuncudan bahsediyorum. Bunun yarısını başaralım Türkiye'de, kendi stadımızı kendimiz yaparız.


Şimdi yine bir Demirspor'a özgü kısır döngü sürecine giriyoruz. Engin hoca devre arasında topçu istiyormuş. İşin rengi yine belli oldu. Süper ligin yedeklerinden iki adam gelir iyi paraya imza atar, diğerleri kazan kaldırır, 2 futbolcu kadro dışı kalır, hakemler kıymaya devam eder, klüp başkanı twitterindan meclise yürüyeceğini açıklar, olan yine klübe, yine çilekeş taraftara olur. Çünkü hiç bir futbolcu senin değerin değil. Senin terbiyeni almamış. Bekle dersin beklemez, oyna dersin oynamaz. Bakalım neler olacak göreceğiz.


Dönemsel başarılar gelip geçicidir. Büyük paralar harcayıp lige çıkarsın ama temelin çürük olduğu için, 50 milyon borçlanır geri düşersin. Hele ki bizim yönetimler borç yapmayı sever; eminim 70-80 milyon borçla geri düşürürler bizi.


Yorum yazayım derken destan yazmışım. Anlayışınıza sığınıyorum.