Ana içeriğe atla

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu. 

Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.  

Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek. 

Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Taşınmak için 15 günlük iznim vardı ve ben çocuklarımla birlikte geçireceğim her saniye, her saniye ulan, her saniye değerli iken ne yaptım. Kalktım Adana'ya Elazığ maçına gittim. Sonra, onları iki gün daha görüp tekrar bıraktım ve Konya yollarındaydım. 

Kimseye sormuyorum, asla da sormayacağım cevabını bildiğim soruyu. Böyle baba olur mu? Olmaz. Çok koyuyor bana. Ama daha çok kahreden beni ne biliyor musunuz?

Yine olsa, yine giderim.

İşte bunun için, Allah benim belamı verdi.

Yorumlar

erik dalında kiraz dedi ki…
o gün bir abi-kardeş, amca-yeğen neyse işte iki kişi önümde duruyordu. genç olan içinde umutlar azaldıkça çocuğun başını öpüp durdu. devre arasında ufaklığın omzuna dokunup rahat ol, bizim bu maç dedim. maç sonunda çocuğun yüzüne bakamadım. ömrümce bu kadar utandığımı hatırlamıyorum. kaybedelim, hep kaybedelim ne olur yani ama çocuklar..

çalmayın lan çocukların umudunu.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nesrin'in Hikayesi : "15 Saat 47 Dakika…Ve Toprak…"

Ön-Not: Nesrin Olgun Aslan’ın hikayesini yazmaya başladığımda kimi zaman soğuk bir suyun ve karanlığın içinde, kimi zaman sonunda varabildiğim bir kıyıda hissettim kendimi. Yazmaya devam ederken önce zor tutuyordum gözyaşlarımı, bir noktadan sonra akmaya başladı hepsi. Yazımı, ağlayarak bitirebildim ancak…Kendisinin web sitesinden (http://www.nesrinolgun.com) ve dönemin Hürriyet Londra Temsilcisi Faruk Zapçı’nın anılarından yararlandım, teşekkürlerimi sunuyorum…Çok uzatmadan, Nesrin’in Hikayesi’ne başlıyorum… 1964 Adana Yüzme havuzunun kenarında 7 yaşında kara kuru bir kız çocuğu duruyor. Havuzun içinde Adana Demirspor Kulübü yüzücüleri. Erkekler çoğunlukta. Küçük kız etrafına bakıyor. Sadece 4 kız çocuğu var. Nesrin, Adana Demirspor’un 4 kızından biri oluyor o gün…Giriyor havuza. 1973 – 1975 Adana Nesrin, 16 yaşında. Yüzüyor. 7 yaşında girdiği havuzdan, kısa mesafede 100’e yakın madalya ve şilt çıkartıyor. Kışları masa tenisi oynuyor, Türkiye 2.liği, Türkiye 3.lüğü var. 17 yaşında mar...

Tehlikeli Hareketler...

Mondiali den gelen güzel haberler içimizi açarken, yüzümüzden gülücüklerin eksilmemesi temennisi ile başlamak istiyorum yazıma.. Onur kardeşimin yazdığı "Mavi Lacivert, turuncu beyaz Adana" yazısını okumamdan çok kısa bir süre sonra, bir haber portalında rastladığım bir olayla irkildim.. "Bursasporlu taraftarlar, İstanbul takımlarının Bursa'da açtığı mağaza ve futbol okullarına tepki gösterdi" diye başlıyordu yazı , Atatürk stadı önünde yaklaşık 200 taraftarın toplanarak İstanbul takımlarının Futbol okullarını ve ürünlerini Bursa şehrinde görmek istemediklerini bir protesto eylemiyle açıkladıklarını bildiriyordu.. Bu grup adına açıklama yapan şahsı muhterem(!) ''Açık ve net olarak söylüyoruz. Bu son uyarımızdır. Bunun yanısıra, bu takımlara ait tanıtıcı ilanların asılmasına izin veren Bursa Büyükşehir Belediyesi ile mağazaların bulunduğu alışveriş merkezlerini de kınıyoruz'' diye de eklemiş .. Blogumuzda okuduğum bu yazının hemen ardından bu habe...

Bu Takım Ne Çalışıyor?

 En son bu sezon nasıl bitecek diye sormuştum, şimdi de bu takım ne çalışıyor diye soralım. Hafta içi antrenmanlar, bilmem ne maçına hazırlıklarımıza devam ediyoruz falan filan, instagram paylaşımları... Bırakın artık şu paylaşımları. Siz ne çalışıyorsunuz alla'sen?  Bu kadar hafta sadece gol yememe üzerine çalışasınız biraz iş görür, 6 yerine 5, 5 yerine 4 yersiniz. Siz hafta içi ne çalışıyorsunuz sevgili gençler; siz ne çalıştırıyorsunuz sayın teknik ekip? Bu takımın bir onuru, bir geçmişi, daha yeni edinilmiş başarıları var. Sizin işiniz bunların üstünü örtmek mi?  Instagram paylaşımlarını kapatın, maç öncesi kadro forma falan paylaşmayın artık...