Ana içeriğe atla

Unutma Demirsporlu

Ne de çok üzüldük öyle değil mi geride bıraktığımız hafta sonunda? O kadar üzüldük ki; yer yer kendi kimliğimizi unutup, yakın -üstelik çok yakın- geçmişimizi unutup takımımıza yer yer acımasızca yüklendik. 

Oysa biz "sadece yeter, yaşasın renkler" diyenlerdik, biz "sen yaşa bizlere yeter" diyenlerdik. Bir klasik olduğu üzere "sevdamızı şampiyonluk uzak olsa da büyütenlerdik".

Bu şekilde sevdamızı büyütürken nasıl da bekledik içten içe şampiyonluğu değil mi? Nasıl gizlemişiz o çocuğu karlı buzlu puslu havalarda kalbimizin en gizemli ve en sıcak yerinde, hem de kendimize bile göstermeden! İşte bu çocuk kıpır kıpır, büyük bir heyecanla çıktı ortaya gizlendiği, unutulduğu yerden. O heyecanı ile "ben senin şampiyonluğu isteyen yanınım" diye haykırdı bize. 

O çocuk bize dedi ki; "renkler yaşasın" diyen sensin ama "haykır acını, dön mazine" diyen de sensin. O çocuk bize dedi ki; "sen yaşa" diyen de sensin ama "süper lig görmeden gömmeyin bizi" diyen de. 

Bu gelgitleri yüzümüze yüzümüze vurdu o çocuk. 

İç dünyamızda saklı kalan ve tüm varlığı ile kendisini gösteren o duyguya neden "çocuk" diyoruz peki? Çünkü onun istediği şeyin ne olduğunu çoğumuz yaşamadık, çoğumuz çok küçükken yaşadık, çoğumuz çooook özledik. 

Biz hep sıkıntımızı yaşadık, parasızlığımızı, çaresizliğimizi yaşadık. Son dakikada yıkılışları yaşadık, yalnızlığımızı yaşadık. Ayak oyunlarına kurban edilişimizi yaşadık. Yok edilme gayretlerine direnişimizi yaşadık. Bu yönümüzle hiç çocuk olmadık ve çocuk olamadan olgunlaştık, yaşlandık, ruhen yaşlanıyoruz.

Bugün tam da o nedenle şampiyonluk için haykıran çocuğun sesi çok ama çok fazla çıkıyor. Ne güzel bir çocuk tınısı kulaklarımızı dolduruyor, kalbimizi titretiyor. 

Uzatmamaya özen göstereceğim. Demirsporlu! Sen, ben, hepimiz! O çocuğu olgunluğumuzla eğitmeliyiz. O çocuğun sevincine, isteklerine hak verirken o çocuğun çocukça bize zarar vermesinin önüne geçmeliyiz.

Unutma Demirsporlu, geçtiğimiz senelerde 3-0'dan maç versen herkeste ama herkeste "maçı satıp satmadığımıza, futbolcuların bahis oynayıp oynamadığına vs." yönelik şüpheler olurdu. Şimdi bunun zerresi yok hiçbirimizde. Konsantre olamadık ve yenildik, hepsi bu.

Unutma Demirsporlu, sen yıllarca genç, koşan, mücadele eden bir takım istedin. "Yenil ama savaş, gerisi önemli değil" dedin. Şimdi böyle bir takımın var.

Demirsporlu kardeşim. Seninle oynardı, duygularınla oynardı futbolcuların. Sonra sanki üzülmüş gibi çimleri yolar, şov yapardı. Otobüse binmesi ile birlikte ağzına sakızını alır, kulağına kulaklığını takar dünyayı umursamazdı. Şimdi sahada ağlayan topçuların, boynu bükük futbolcuların, moralini aradan kaç gün geçmiş olmasına karşın düzeltemeyecek hassasiyette sana ve işine saygı duyan bir takımın var.

Unutma Demirsporlu. Sen yıllarca hep çevrende karakterli hocaların karaktersiz hocalara yem edildiğine şahit oldun. Şimdi aslan gibi bir teknik adamın var.

Demirsporlu, sen borç sarmalından, siyasi otoritenin sana davranış şeklinden yakındın hep. Şimdi seni borç sarmalından kurtarmaya çalışan bir yönetimin, sana saygı duyan ve el veren siyasi otoritelerin var.

Demirsporlu, sen yırtınırdın unutma. "Yönetim duy bu sesi" derdin de kapı-duvar olurdu her yer. Çok çok daha rahat bir şekilde iletişim kurabileceğin, isteklerine çözüm getirmeye en azından çalışan gayet iyi niyetli ve dinamik bir yönetimin var.

Demirsporlu sen yılların olgunlaştırdığı insansın. Yıllardır bu günler için olgunlaştın, yıprandın sen. Neden yıprandığını, neden böyle olduğunu unutma. Skora üzül ama skor taraftarı olma. Bu değerlerimizi incitme. Destek ol ona. 

O destek belki de kulaklarına çok güzel bir çocuk sesi getirecek: Şaaaaaaampiiiiyonnnn!!! 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ