Ana içeriğe atla

"Fikstür Kolay Değil"

Yalçın Çetinkaya arkadaşımız, fikstürün kolay olduğuna dair yapılan yorumlara karşı çıkıyor. Her maçın ayrı önemi olduğunu unutmamak lazım gerçekten. Okuyalım:

"Antalyaspor maçından sonra, gerek sosyal medyadaki yorumlarda, gerekse bazı fan sayfalarında, haber sitelerinde kalan maçların daha kolay olduğu gibi tehlikeli bir düşünce hakim…

Orduspor hariç ligdeki hemen her takımın hedefi olduğunu düşünürsek (ligde kalmak ya da play off oynamak), kalan haftalarda çıkacağımız her maçın ne kadar zor olacağını kestirmek zor değil. Direkt rakibimiz olan Kayseri ve Antalya deplasmanlarından puanla ayrılmak, derbide galip gelmek çok önemliyse de bunu takip eden maçlarda da bu başarıyı göstermek aynı derece önemli.
Hatta üçüncü sıradaki rakibimiz Osmanlıspor ile aramızdaki puan farkının sadece 1 olduğunu düşünürsek, mümkün olan en az puan kaybıyla yola devam etmeliyiz. Bunun için bir şampiyonluk klişesi olan içeride 3, dışarıda 1 puan yerine, içeride 3 dışarıda 3 puan amacıyla oynamamız gerektiğini düşünüyorum. Son haftalarda rakiplerin birbiriyle oynaması avantaj gibi görünse de, o zamana kadar işlerin değişebileceğini unutmamakta fayda var.

Geride bıraktığımız maçlarda, alt sıralardaki takımlara karşı pozisyona girmekte sıkıntı çektiğimizi de düşünürsek, kalan fikstürün hiçte kolay olmadığı anlaşılıyor. Rakiplerimizin beklenmedik, sürpriz sayılacak puan kayıplarıyla ikinci sıraya yerleştik. Onların yaptığı hatayı biz yapmayıp, sezon sonuna kadar ipleri elimizde tutalım."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nesrin'in Hikayesi : "15 Saat 47 Dakika…Ve Toprak…"

Ön-Not: Nesrin Olgun Aslan’ın hikayesini yazmaya başladığımda kimi zaman soğuk bir suyun ve karanlığın içinde, kimi zaman sonunda varabildiğim bir kıyıda hissettim kendimi. Yazmaya devam ederken önce zor tutuyordum gözyaşlarımı, bir noktadan sonra akmaya başladı hepsi. Yazımı, ağlayarak bitirebildim ancak…Kendisinin web sitesinden (http://www.nesrinolgun.com) ve dönemin Hürriyet Londra Temsilcisi Faruk Zapçı’nın anılarından yararlandım, teşekkürlerimi sunuyorum…Çok uzatmadan, Nesrin’in Hikayesi’ne başlıyorum… 1964 Adana Yüzme havuzunun kenarında 7 yaşında kara kuru bir kız çocuğu duruyor. Havuzun içinde Adana Demirspor Kulübü yüzücüleri. Erkekler çoğunlukta. Küçük kız etrafına bakıyor. Sadece 4 kız çocuğu var. Nesrin, Adana Demirspor’un 4 kızından biri oluyor o gün…Giriyor havuza. 1973 – 1975 Adana Nesrin, 16 yaşında. Yüzüyor. 7 yaşında girdiği havuzdan, kısa mesafede 100’e yakın madalya ve şilt çıkartıyor. Kışları masa tenisi oynuyor, Türkiye 2.liği, Türkiye 3.lüğü var. 17 yaşında mar...

Tehlikeli Hareketler...

Mondiali den gelen güzel haberler içimizi açarken, yüzümüzden gülücüklerin eksilmemesi temennisi ile başlamak istiyorum yazıma.. Onur kardeşimin yazdığı "Mavi Lacivert, turuncu beyaz Adana" yazısını okumamdan çok kısa bir süre sonra, bir haber portalında rastladığım bir olayla irkildim.. "Bursasporlu taraftarlar, İstanbul takımlarının Bursa'da açtığı mağaza ve futbol okullarına tepki gösterdi" diye başlıyordu yazı , Atatürk stadı önünde yaklaşık 200 taraftarın toplanarak İstanbul takımlarının Futbol okullarını ve ürünlerini Bursa şehrinde görmek istemediklerini bir protesto eylemiyle açıkladıklarını bildiriyordu.. Bu grup adına açıklama yapan şahsı muhterem(!) ''Açık ve net olarak söylüyoruz. Bu son uyarımızdır. Bunun yanısıra, bu takımlara ait tanıtıcı ilanların asılmasına izin veren Bursa Büyükşehir Belediyesi ile mağazaların bulunduğu alışveriş merkezlerini de kınıyoruz'' diye de eklemiş .. Blogumuzda okuduğum bu yazının hemen ardından bu habe...

Ahmet Abi...

"O Deli, Kara Çocuk"* Ahmet Kaya; "mümkünse farzedin yaşamamıştır..." Rüzgârım ancak böyle büyük olabilirdi. Ama sen benim için hep kürkçü dükkânı oldun. Ne zaman rakı içmek istesem ya da elimde bir birayla Kadıköy'ün oradaki kayalıklarda otursam, sen vardın dilimde, hangi şarkın olursa olsun, fark etmedi ... Ahmet Kaya, bence Başım Belada albümünün kapağındaki fotoğraftan, dünyaya biraz kostak, az buçuk kibirle bakan, tehlikeli şiir okuyan bir adamdı. O fotoğrafta, üzerindeki palto, babamın uzun yıllar giydiği pal-toya handiyse aynı denecek kadar benziyordu. Hayata sataşan bir adamdı Kaya, tekinsiz... Başım Belada çıktığında yazdı. Çınarcık'a gidiyordum o yaz. Mavi Marmara vapurunun üst katında mavi tahta masalar ve sandalyeler vardı. Biraya başladığıma göre lisede olmalıyım. Tek başına, kirpikleri gölgeli bir çocuk. Nasıl unuturum sözleri: "Bizi güllerin iklimi tüketti / Dudağı yoran bir söze kırıldık / O vahşi beyaz at / Alıp başını gitti / Bir yaz ...