Ana içeriğe atla

Derbi Sonrası

Futbolda romantizm bir yere kadar iyidir, taraftarı zinde tutar, hayal kurarsınız, bugünü aşmak için size bir imkan verir. Ama romantizmi abartınca iyice basit komediye dönüyor iş.

Uzan Baba'ların, Bayram Baba'ların şakşakçılarının, 5 ocak'ı tek renge çevirenlerin, hemşehrisi düştügünde sırtını dönenlerin, o çok sövdügünüz Belediye ile 2008'te maç alanların, İstanbulluların hissedarlarının, sarı-lacivertlerlerden renk değiştirenlerin nasıl İnce Memed-Abdi Aga muhabbeti yapabildiğini anlamıyorum; stadı dolduramayanların kentten bahsetmesi komedi mi fars mı, romantizm mi fabl mı, nereye oturtsak bilemiyorum.

Tamam romantik takılın ama gerçek edebiyatı buna alet etmeyin bari, kendi uyduruk edebiyatınızda takılı kalın. Adana adının geçtiği her yerde Demirspor peşinden gelir; her gün bu gerçeklerle boğuşuyorsunuz; emek, sanat, edebiyat, tarih, siyaset fark etmez. Dünyayı azıcık somut analiz edenler biliyor bu gerçeği. Demirspor taraftarının izlerini takip ederek yollarını bulanların kafalarını kaldırıp dünyaya bakması gerekiyor artık. Hemşehri tavsiyesi...

Yorumlar

Unknown dedi ki…
sizi doğrudan adanaspor veya miy üzerine yazdığınızı görmemiştim uzun süredir, oldukça kızdırmışlar anlaşılan, haklısınız evet utanmasalar yaşar kemal adanasporludur diyecekler. tabutundaki demirspor atkısını da görmediler sanırım.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ