Ana içeriğe atla

Kayserispor:3-Adana Demirspor:3

Şampiyonluk yolunda en önemli maçlardan biriydi; hükümetin takımına karşı 3-0'dan maç çevirdik; üzülüyoruz, seviniyoruz ama Demirsporlu olmaktan gurur duyuyoruz. Tribünde 1600 Şimşeğin, ev sahibine deplasmanı yaşattığı bir maç daha oldu. Kayseri tribünü (?) yaptığı terbiyesizliklere rağmen taraftarlık dersi aldı.


Maça çok kolay goller yiyerek başladık. Kaleyi bulan ilk şut gol oldu, on kere denese yapamayacağı vuruşu ilk seferde hedefi buldu. İkinci golde yine "Ah Yiğitcan" dedik; iki stoper arasında Nobre kafayı vurdu, ki maç boyu o kafaları vurmaya devam etti. Yiğitcan'ın acilen dönmesi gerekli. İlk yarıda topu bir türlü ileri taşıyamadık. Son bir kaç haftadır ilk yarılarda maça bir türlü konsantre olamıyoruz. Bunada bir çözüm bulunmalı.

İkinci yarıya da gol yiyerek başlayınca maç bitti derken, Demirspor sürprizini yaptı yine, bu kez tersinden. Artun'un golleriyle maça tutunduk ve Özgürcan'la puanı aldık.

Oğuzhan ve yeni transfer Umut takıma zarar veren hatalar yapıyor.  Umut'un vurdumduymazlığı, yürüyerek oynaması bizi delirtiyor. Oğuzhan ise top ayağına yakışsa da bir türlü veremediği paslarla kendini yakıyor. Ünal hoca buna el koyacaktır diye umuyorum. Neyse ki Attamah iki kişilik oynadı da hataları kapattı.

Artun devrenin en katkı koyan transferi oldu. Özgürcan da yine kritik golüyle bizi hayatta tuttu. Kalecimiz Buda ise özellikle üçüncü goldeki hatasıyla bizi üzdü.

Demirsporumuz zirvede hala, mücadelemiz ve azmimizle yola devam ediyoruz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Bunu Hak Ettim...

Bugüne kadar yazdığım en zor yazılardan biri bu.  Yanımda küçücük iki çocuk vardı maçta, sevdim onları öptüm. Hatta babası yorulmuştu da aldım onu omzuma maçı bir süre birlikte izledik. O esnada çocuğun nasıl heyecanlandığını gördüm. Bacakları kasılıyordu, boynumun sıkıştığını hissettim. Sonra bağırdı ve akabinde ellerini vücudunu titreme alacak kadar sıktı. Bu çocuk sanırım 4,5-5 yaşlarındaydı. Tam benim kızımın yaşlarında. İşte o anda aslında anlamalıydım hak ettiğimi bu belayı. Çünkü ben de çocuklarımı bu acıya götürüyorum. Onlar acıya doğru yürürken, ben her Demirspor deyişlerinde mutlu oluyorum. Her mavi-lacivert deyişlerinde mutlu oluyorum. Onlar da bana başarı videosu gönderiyorlar.   Ben böyle bir babayım işte. Çocuklarının bu tür videolarına bakıp, duygulanan mutlu olan bir babayım. Onlara mavili, armalı kıyafetler alıp ellerimle uçuruma götüren bir babayım. Tabi ki Allah belamı verecek.  Kendi isteğim dışında görev yerim değiştirildi. Ailem paramparça oldu. Ta

"akrep gibisin kardeşim"

Son birkaç gündür yaşanan transfer krizine dair bir şey demek istemiyordum ama en son Başkan'ın "ben gidiyorum o zaman" restine karşı artık bir ses çıkarayım dedim. Ama Başkan'a diyecek bir şey yok. Onun hali tavrı belliydi zaten; para bende istediğimi yaparım, istediğimi getiririm-götürürüm, kimseye hesap vermem... Daha önce, "ben olmasam Yenice'nin ötesine gidemezsiniz" diyenlerin 2020-2021 versiyonu. Aynı kafa, aynı sonuç. Ben gidiyorum der, gider; kalıyorum der, kalır. Memleketin hali bu.  Sorun, menajerin biriyle takımı oyuncağa çeviren bu tutumu "büyüksün Başkan" diye koşulsuz alkışlamaktı. T akımın imajını yerle bir ederken,  Tanju'su, Anderson'u, harcadığı bir ton parayla bir yanda da taraftara posta koymasını görmezden gelenlerde asıl sorun. Başarı istiyoruz diye ses çıkarmadık, kısık sesle konuştuk, dışarıya karşı da savunduk.  Taraftar her zaman doğruyu söylemiyor olabilir ama Demirspor taraftar olmadan başka tek adam takımla

Hajduk Split, Strum Graz...ve Livorno

Adana Futbolu kitabında kısaca bahsetmiştik. Adana Demirspor, taa '50'li yıllarda Adana'da Avrupalı takımları misafir etmiş, kendi de eski kıtaya misafir edilmişti. Hajduk Split, Strum Graz, Beogradski bunlardan bir kaçıydı... Hajduk'un uzun süredir gol yememesiyle ünlü kalecisi Beara, Met Ahmet'in şutuyla avlanmıştı. Yine Uluslararası Demiryolları Futbol Şampiyonası için karma ekipler, Adana seyircisinin önünde boy göstermişti. Demirspor da Yugoslavya, Bulgaristan, Almanya, İran ve Suriye gibi ülkelere maçlar yapmaya gitmiş ve orada Türk Futbolu'nu temsilen bulunmuştu. O yıllarda yabancı ekiplerle oynanan maçların ne kadar nadir olduğunu, ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlılığını hayıtlayacak olursak, ne kadar büyük bir işe imza atıldığı daha net ortaya çıkar. Adanaspor'un 1981'de UEFA Kupası'nda oynadığı son maçtan beri, Adana'ya milli takımlar haricinde ilk kez Avrupalı bir ekip geliyor. İtalya Seria A'dan, gönlümüze yakın, Livorno. İ