26 Mayıs 2014

Soma'dan Cannes'a

Soma'nın karanlığı, Türkiye kapitalizminin 19. yüzyıl koşullarını  aydınlatırken kamuoyu da sanki yeni bir kıtayı keşfeder gibi, bu sorunlar yıllardır bu memleketin sorunu değilmiş şaştı kaldı. Resmi sayı 301'e sabitlendi ama kafalarda soru işaretleri, ünlemler, üç noktalar eksilmedi. Eksilmez de. Bu ağalık paşalık düzeni aynen evam ettikçe, buna karşı mücaelenin yeni hatlarını örmedikçe, bir kişinin ölümüyle 3000 kişinin ölümü arasında bir fark olmadığını anlamadıkça ne yazık ki eksilmez...

Ardından Nuri Bilge Ceylan'ın başarısı bize uzun süredir unuttuğumuz bir mutluluğu yaşattı. Bu memlekette iyi işlerin yapıldığını hatırladık. Sıradan insanın derdini sadece televizyon ekranlarında sürekli bağıran, posta koyan,nefret kusan, "bunlar, onlar" diye ölümleri yuhalatanların temsil etmediğini gördük. Sanki bize uzakmış gibi görünüp aslında bu basit yaşamları en iyi anlatan isimlerden Nuri Bilge Ceylan'a Cannes Film Festival'nin saygı duruşu ile, Avrupa'da sağa sola posta koymaya devam ederek içimizi karartanlar arasında gündüzle gece arasında fark var. Aynı toprağın çocukları olduklarına inanmak güç. Soma'dan Cannes'a uzanan çizgi, işini iyi yapmak, daha iyi yapmak için emek verenler ile emekçileri soyup soğana çevirirenlerin-yetmeyip ölüme gönderenlerin arasındaki farkta hissediliyor.

Hiç yorum yok: