13 Nisan 2012

Sarıyer Hatıraları

Sarıyer'e en son 2007 Mayıs'ında gitmiştik. Trenle yola çıkmıştık. İstanbul'daki arkadaşlarla buluşup, bir minibüse doluşup erkenden stada yol almıştık.



Play-off'un son haftasında, ilk iki iddiamız hala devam ediyordu. Uzay kadromuzun, bizi peşinden koşturduğu dönemlerdi. O kadro nasıl açık ara şampiyon olmaz anlamıyorduk. (Sonradan anladık). Bolu ve Kartal önümüzdeydi son maçlar öncesi. Kartal'la aynı puandydık, kendi sahamızda kaybedip avantajı rakibe vermiştik. Kazanmamız yetmiyordu; 2-1 kazandık ama yetmedi. O gün o sıcakta, Yusuf Ziya Öniş'te çok iyi bir kalabalık vardı bizim adımıza. Protokolün karşı tribünü (maraton?) tamamen doluydu.



Sonrasında Bursa macerası başlayacaktı, Giresun faciasıyla biten...

Yusuf Ziya Öniş de radyodan maç dinleyen, Spor Stüdyosu'ndan görüntüleri izleyen bir kuşağın sevdiği, sempatik statlardan biridir. Çelebiçli, Müllerli, Sercanlı, Feridunlu Sarıyer de öyle. 1940'lı olmaları ayrı bir güzelliktir.

Bolu-Kartal yukarıda, biz de aynı yerimizde kaldık. Daha pekçokları yukarı çıktı. Kimisi de dibe düştü. Sarıyer, boğaz ve martılar bizi eski günlere götürecek. Zaten eski günlerin hayaliyle yaşarken, bizim için romantik bir deplasman olacak. "Yaşatın maziyi, o eski günleri" diye haykırdıklarımız ondu, yirmiydi, 40-50 oldu. Kaç futbolcu geldi geçti o arada, bilemiyorum. Kaç kere aldatıldık.

Bu kez yine şampiyonluk yolunda, yine başkalarının arkasındayız. Sarıyer maçı bu kez iyi başlangıçların deplasmanı olsun.

Hiç yorum yok: